Habergec.Com Aranan Kelimeler:süleymancılar Değerlendirme: 10 / 10 683636
habergec.com
20.09.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

süleymancılar

Bütün tarikatları fişlemişler
Zaman
19.08.2014
02:29
AKP iktidarında, sadece Hizmet’in değil, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin cemaati, Nurcular, Nakşi ve Kadiri tarikatı mensuplarının da fişlendiği ortaya çıktı. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal, 2009’da emniyet müdürlerinin tamamına gönderdiği talimatta bütün dinî akımlarla ilgili istihbarî çalışma yapılmasını istedi.AKP’nin 12 yıllık iktidarında, sadece Hizmet Hareketi’nin değil, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin cemaati, Nurcular, Nakşi ve Kadiri tarikatı mensuplarının da fişlendiği iddia edildi. Taraf Gazetesi’nden Hüseyin Özay, dünkü yazısında 2004 Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararla ilgili yeni ortaya çıkan ayrıntıları yazdı. Buna göre, eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Hüseyin Namal, 6 Kasım 2009’da emniyet müdürlerinin tamamına talimat gönderdi, tüm dinî akım ve tarikatlarla ilgili istihbarat çalışmasını istedi.2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulunda (MGK) Hizmet Hareketinin fişlenmesine ilişkin belgenin ardından yeni bir skandal talimat ortaya çıktı. Ramazan Akyürekin görevden alınmasının ardından Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığına atanan Hüseyin Namalın imzasıyla 6 Kasım 2009 tarihinde 81ilin Emniyet istihbarat şube müdürlerine gönderilen yazıda, bütün dinî akım ve tarikatlarla ilgili istihbari çalışma yapılması talimatı verildi. Yazıda, Türkiyede dini istismar eden terör örgütleri ile geçmişten bu yana ilişki içinde bulunan birçok dinî akım ve tarikat olduğu vurgulandı. Aynı talimatta, dinî akım ve tarikatların, Türk aile yapısını bozduğu, vatandaşların maddi ve manevi yönden zarar görmesine yol açtığı da öne sürüldü. Namalın yazısında, takip altına alınacak tarikatlara örnek olarak da, Nakşibendiler, Nurcular, Süleymancılar ve Kadiri tarikatı gösterildi. Yazıda, tarikatların milli güvenliği de tehdit ettiği savunuldu.Hüseyin Özayın yazısı özetle şöyle: AKPnin 12 yıllık iktidarında, sadece Gülen Cemaatinin değil, Süleymancılar, Nurcular, Nakşiler ve Kadiri tarikatı mensuplarının da fişlendiği ortaya çıktı. 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulunda (MGK) Gülen Cemaatinin fişlenmesi yönünde kararlar alındığını kamuoyuna Taraf duyurmuştu. Hükümetin doğruladığı, ancak, “yok hükmünde” deyip uygulanmadığını öne sürdüğü eylem planıyla ilgili yeni ayrıntılara göre, Gülen Cemaatinin yanı sıra diğer dinî akım ve tarikatlar da fişlendi.Bu çerçevede, hem MİT hem de Emniyet İstihbarat, dinî akım ve tarikatlarla ilgili fişleme faaliyeti yürüttü. Özellikle, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından, dinî akımlar ve tarikatların, üyeleri, mal varlıkları ve faaliyetleri konusunda uzun süre geniş kapsamlı incelemeler yapıldığı tespit edildi. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire eski Başkanı Hüseyin Namal tarafından 6 Kasım 2009 tarihinde tüm emniyet müdürlerine gönderilen talimatta, Türkiyede faaliyet gösteren tüm dinî akım ve tarikatlara ilgili istihbari çalışma yapılması istendi.Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı tarafından, yapılan çalışmalarda il bazında dinî akımların ve tarikatların üye sayıları tespit edildi. Bunun yanında, aynı grupların, mali yapıları ve faaliyetleri konusunda da düzenli olarak genel müdürlüğe bilgi aktarıldı. Bunun dışında, grupların kamudaki yapılanmaları konusunda da raporlar hazırlanarak, Başbakanlık’a ve Emniyet Genel Müdürlüğüne sunuldu. Cemaat ve dinî akımlarla ilgili yapılan çalışma MİT ve Emniyet tarafından ayrı ayrı yürütüldü. Yani iki ayrı kurum da, aynı konuyla ilgili çalışma gerçekleştirdi.
Zaman
Güncel
19.08.2014
BütüntarikatlarıfişlemişlerBütün tarikatları fişlemişler
Ali Bulaç - Hizmet hakkında
Zaman
07.07.2014
02:09
Hizmet hareketi gündemin merkezine oturmuş bulunuyor. “Yurtdışı odaklar adına hükümete karşı kumpas kurmak; devlet içinde paralel bir örgütlenmeye gitmek ve yasa dışı -aynı zamanda ahlak dışı- yollarla bilgi, belge toplayıp, gizli çekimler yapıp bunları şantaj aracı kullanmak”la suçlanıyor.Kuşkusuz suçlamalar, mahiyetleri itibarıyla kabul edilemez fiillerdir. Ancak bugüne kadar hiçbiri somut olarak kanıtlanmadı, ikna edici delil ve belge konulamadı. Başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet’e mensup yetkili sözcüler bunların tümünü reddettiler. Hizmet’e göre ta 2004’te hazırlanan “Cemaat’i bitirme” planı uygulanıyor. Medya ve başka kanallardan nefs-i müdafaa halinde Hizmet kendini savunuyor. Eğer “sahte delil ve belge üretilmeyecekse”, Hizmet’i suçlayanların elinde kalan tek delil Hizmet’e yakın medyanın süren muhalefeti, bağırması çağırmasıdır.Ben söz konusu kavganın büyümemesi, Müslümanlar arasında tefrikaya yol açmaması için elimden geleni yaptım. Basiret sahibi olduğuna inandığım hocalar, yazarlar, kanaat önderleri “fitne ateşi” üzerine su ile gidip, ihtilafa İslam’ın emri “hakem sistemi”yle gidecek olsalardı mesele bu kadar büyümeyebilirdi. Yine de en büyük temennim bu badireyi ülke Müslümanları olarak en az hasarla atlatmamızdır.“Kahırdan lütuf doğar” denmiştir. Bu dramatik olaydan herkes kendince ders çıkarmalıdır. Ben AK Partililerin gerekli dersleri çıkaracaklarına inanıyorum. Hizmet de elbette yaşadığı tecrübe üzerinde enine boyuna düşünecektir.Bazı okuyucular AK Parti’yi eleştirirken neden Hizmet’i de eleştirmediğimi, Hizmet’in sütten çıkmış ak kaşık mı olduğunu soruyorlar. Cevap vereyim:1) Hiçbir beşeri etkinlik hata ve yanlıştan salim değildir. Beşer şaşar! Hatadan sadece ismet sıfatına sahip peygamberler korunmuştur.2) Bu temel ilkeye göre Hizmet’in de elbette hata ve yanlışlıkları vardır. Bugün ve bundan sonra hata ve yanlışlıklarını dikkatlice gözden geçirip gerekli dersleri çıkarırsa yoluna başarıyla devam edecektir.3) Hizmet’in eleştiriye açık iki boyutundan söz edilebilir: Biri “dini görüşü, İslam ve hizmet anlayışı”, diğeri “sosyal ve politik tutumu.” Mesele politiktir; Hizmet’in din görüşü ayrıca tartışılır ama bu siyasetçilerin ve cahil köşe yazarlarının işi değildir. Sosyal ve politik tutumuna gelince.4) Hizmet’e ilişkin görüşlerimi ve kısmen eleştirilerimi “Din, Kent ve Cemaat –Fethullah Gülen Örneği-” adlı kitapta (İst.-2007) dile getirdim. Görüşlerim bakidir. Bugün ise iki sebepten dolayı eleştirmiyorum: a) Ben Türkiye’de ve Ortadoğu’da “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”un yürütülmekte olduğunu düşünüyorum. Bu operasyon İslam’ın varlığının neredeyse tamamen kamusal alandan çekilip zecri yollarla özel, marjinal ve izafi alana çekilmesini hedeflemektedir. AK Parti’de “küçük bir klik” partinin kumanda merkezinde etkin roller üstlenmiş bulunuyor. Operasyona Hizmet’ten başlandı, cemaat bir anda kendini operasyonun içinde buldu. Diğer cemaat, dini gruplar ve AK Parti de kapsam içindedir. Kısaca uluslararası güçler “Ilımlı İslam”dan vazgeçip ulusal devletler eliyle dindarlara karşı darbe operasyonları yürütüyorlar. Körfez’den Mısır’a ve Türkiye’ye genel bir süreç işliyor. b) Hizmet hareketi tam boğazı kesilmek üzere sunak taşına yatırılmışken “Sen zaten şu şu hataları yaptın” demek ulusal ve küresel ilahlara kurban sunan kasaplara yardım etmek olur. Nasıl 2007’de AK Parti hakkında kapatma davası açıldığında “Zaten sen şu şu hataları yapmıştın, önce hesabını ver” demek kapatma davasını desteklemek idiyse, bugün de operasyona maruz kalan Hizmet’i eleştirmek aynı şeydir. Ancak hafi eleştiri yapılır. Zamanı gelince cehri eleştiriler de yapılacaktır, yapılmalıdır. c) Hizmet’e verdiğim destek benim ahlaki görevimdir. Bu gazetede bana görüşlerimi anlatma fırsatı verilmiş; bu da vefa borcumdur. Aynı durumda AK Parti, Milli Görüş, Nurcu gruplar, Süleymancılar, İsmail Ağa, İskenderpaşa, Menzil veya başka grup olsaydı yine aynı desteği verirdim, nitekim her zor zamanlarında yanlarında olmuşum. Ne Hizmet’e ne AK Parti’ye zarar gelmesini isterim. Ortada vahim bir durum, apaçık bir haksızlık söz konusudur. Konuya devam edeceğiz.
Zaman
En Çok Okunan
07.07.2014
AliBulaç-HizmethakkındaAli Bulaç - Hizmet hakkında
Ali Bulaç - Hizmet hakkında
Zaman
07.07.2014
02:09
Hizmet hareketi gündemin merkezine oturmuş bulunuyor. “Yurtdışı odaklar adına hükümete karşı kumpas kurmak; devlet içinde paralel bir örgütlenmeye gitmek ve yasa dışı -aynı zamanda ahlak dışı- yollarla bilgi, belge toplayıp, gizli çekimler yapıp bunları şantaj aracı kullanmak”la suçlanıyor.Kuşkusuz suçlamalar, mahiyetleri itibarıyla kabul edilemez fiillerdir. Ancak bugüne kadar hiçbiri somut olarak kanıtlanmadı, ikna edici delil ve belge konulamadı. Başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet’e mensup yetkili sözcüler bunların tümünü reddettiler. Hizmet’e göre ta 2004’te hazırlanan “Cemaat’i bitirme” planı uygulanıyor. Medya ve başka kanallardan nefs-i müdafaa halinde Hizmet kendini savunuyor. Eğer “sahte delil ve belge üretilmeyecekse”, Hizmet’i suçlayanların elinde kalan tek delil Hizmet’e yakın medyanın süren muhalefeti, bağırması çağırmasıdır.Ben söz konusu kavganın büyümemesi, Müslümanlar arasında tefrikaya yol açmaması için elimden geleni yaptım. Basiret sahibi olduğuna inandığım hocalar, yazarlar, kanaat önderleri “fitne ateşi” üzerine su ile gidip, ihtilafa İslam’ın emri “hakem sistemi”yle gidecek olsalardı mesele bu kadar büyümeyebilirdi. Yine de en büyük temennim bu badireyi ülke Müslümanları olarak en az hasarla atlatmamızdır.“Kahırdan lütuf doğar” denmiştir. Bu dramatik olaydan herkes kendince ders çıkarmalıdır. Ben AK Partililerin gerekli dersleri çıkaracaklarına inanıyorum. Hizmet de elbette yaşadığı tecrübe üzerinde enine boyuna düşünecektir.Bazı okuyucular AK Parti’yi eleştirirken neden Hizmet’i de eleştirmediğimi, Hizmet’in sütten çıkmış ak kaşık mı olduğunu soruyorlar. Cevap vereyim:1) Hiçbir beşeri etkinlik hata ve yanlıştan salim değildir. Beşer şaşar! Hatadan sadece ismet sıfatına sahip peygamberler korunmuştur.2) Bu temel ilkeye göre Hizmet’in de elbette hata ve yanlışlıkları vardır. Bugün ve bundan sonra hata ve yanlışlıklarını dikkatlice gözden geçirip gerekli dersleri çıkarırsa yoluna başarıyla devam edecektir.3) Hizmet’in eleştiriye açık iki boyutundan söz edilebilir: Biri “dini görüşü, İslam ve hizmet anlayışı”, diğeri “sosyal ve politik tutumu.” Mesele politiktir; Hizmet’in din görüşü ayrıca tartışılır ama bu siyasetçilerin ve cahil köşe yazarlarının işi değildir. Sosyal ve politik tutumuna gelince.4) Hizmet’e ilişkin görüşlerimi ve kısmen eleştirilerimi “Din, Kent ve Cemaat –Fethullah Gülen Örneği-” adlı kitapta (İst.-2007) dile getirdim. Görüşlerim bakidir. Bugün ise iki sebepten dolayı eleştirmiyorum: a) Ben Türkiye’de ve Ortadoğu’da “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”un yürütülmekte olduğunu düşünüyorum. Bu operasyon İslam’ın varlığının neredeyse tamamen kamusal alandan çekilip zecri yollarla özel, marjinal ve izafi alana çekilmesini hedeflemektedir. AK Parti’de “küçük bir klik” partinin kumanda merkezinde etkin roller üstlenmiş bulunuyor. Operasyona Hizmet’ten başlandı, cemaat bir anda kendini operasyonun içinde buldu. Diğer cemaat, dini gruplar ve AK Parti de kapsam içindedir. Kısaca uluslararası güçler “Ilımlı İslam”dan vazgeçip ulusal devletler eliyle dindarlara karşı darbe operasyonları yürütüyorlar. Körfez’den Mısır’a ve Türkiye’ye genel bir süreç işliyor. b) Hizmet hareketi tam boğazı kesilmek üzere sunak taşına yatırılmışken “Sen zaten şu şu hataları yaptın” demek ulusal ve küresel ilahlara kurban sunan kasaplara yardım etmek olur. Nasıl 2007’de AK Parti hakkında kapatma davası açıldığında “Zaten sen şu şu hataları yapmıştın, önce hesabını ver” demek kapatma davasını desteklemek idiyse, bugün de operasyona maruz kalan Hizmet’i eleştirmek aynı şeydir. Ancak hafi eleştiri yapılır. Zamanı gelince cehri eleştiriler de yapılacaktır, yapılmalıdır. c) Hizmet’e verdiğim destek benim ahlaki görevimdir. Bu gazetede bana görüşlerimi anlatma fırsatı verilmiş; bu da vefa borcumdur. Aynı durumda AK Parti, Milli Görüş, Nurcu gruplar, Süleymancılar, İsmail Ağa, İskenderpaşa, Menzil veya başka grup olsaydı yine aynı desteği verirdim, nitekim her zor zamanlarında yanlarında olmuşum. Ne Hizmet’e ne AK Parti’ye zarar gelmesini isterim. Ortada vahim bir durum, apaçık bir haksızlık söz konusudur. Konuya devam edeceğiz.
Zaman
Köşe Yazıları
07.07.2014
AliBulaç-HizmethakkındaAli Bulaç - Hizmet hakkında
Ali Bulaç - Hizmet hakkında
Zaman
07.07.2014
02:00
Hizmet hareketi gündemin merkezine oturmuş bulunuyor. “Yurtdışı odaklar adına hükümete karşı kumpas kurmak; devlet içinde paralel bir örgütlenmeye gitmek ve yasa dışı -aynı zamanda ahlak dışı- yollarla bilgi, belge toplayıp, gizli çekimler yapıp bunları şantaj aracı kullanmak”la suçlanıyor.Kuşkusuz suçlamalar, mahiyetleri itibarıyla kabul edilemez fiillerdir. Ancak bugüne kadar hiçbiri somut olarak kanıtlanmadı, ikna edici delil ve belge konulamadı. Başta Hocaefendi olmak üzere Hizmet’e mensup yetkili sözcüler bunların tümünü reddettiler. Hizmet’e göre ta 2004’te hazırlanan “Cemaat’i bitirme” planı uygulanıyor. Medya ve başka kanallardan nefs-i müdafaa halinde Hizmet kendini savunuyor. Eğer “sahte delil ve belge üretilmeyecekse”, Hizmet’i suçlayanların elinde kalan tek delil Hizmet’e yakın medyanın süren muhalefeti, bağırması çağırmasıdır.Ben söz konusu kavganın büyümemesi, Müslümanlar arasında tefrikaya yol açmaması için elimden geleni yaptım. Basiret sahibi olduğuna inandığım hocalar, yazarlar, kanaat önderleri “fitne ateşi” üzerine su ile gidip, ihtilafa İslam’ın emri “hakem sistemi”yle gidecek olsalardı mesele bu kadar büyümeyebilirdi. Yine de en büyük temennim bu badireyi ülke Müslümanları olarak en az hasarla atlatmamızdır.“Kahırdan lütuf doğar” denmiştir. Bu dramatik olaydan herkes kendince ders çıkarmalıdır. Ben AK Partililerin gerekli dersleri çıkaracaklarına inanıyorum. Hizmet de elbette yaşadığı tecrübe üzerinde enine boyuna düşünecektir.Bazı okuyucular AK Parti’yi eleştirirken neden Hizmet’i de eleştirmediğimi, Hizmet’in sütten çıkmış ak kaşık mı olduğunu soruyorlar. Cevap vereyim:1) Hiçbir beşeri etkinlik hata ve yanlıştan salim değildir. Beşer şaşar! Hatadan sadece ismet sıfatına sahip peygamberler korunmuştur.2) Bu temel ilkeye göre Hizmet’in de elbette hata ve yanlışlıkları vardır. Bugün ve bundan sonra hata ve yanlışlıklarını dikkatlice gözden geçirip gerekli dersleri çıkarırsa yoluna başarıyla devam edecektir.3) Hizmet’in eleştiriye açık iki boyutundan söz edilebilir: Biri “dini görüşü, İslam ve hizmet anlayışı”, diğeri “sosyal ve politik tutumu.” Mesele politiktir; Hizmet’in din görüşü ayrıca tartışılır ama bu siyasetçilerin ve cahil köşe yazarlarının işi değildir. Sosyal ve politik tutumuna gelince.4) Hizmet’e ilişkin görüşlerimi ve kısmen eleştirilerimi “Din, Kent ve Cemaat –Fethullah Gülen Örneği-” adlı kitapta (İst.-2007) dile getirdim. Görüşlerim bakidir. Bugün ise iki sebepten dolayı eleştirmiyorum: a) Ben Türkiye’de ve Ortadoğu’da “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”un yürütülmekte olduğunu düşünüyorum. Bu operasyon İslam’ın varlığının neredeyse tamamen kamusal alandan çekilip zecri yollarla özel, marjinal ve izafi alana çekilmesini hedeflemektedir. AK Parti’de “küçük bir klik” partinin kumanda merkezinde etkin roller üstlenmiş bulunuyor. Operasyona Hizmet’ten başlandı, cemaat bir anda kendini operasyonun içinde buldu. Diğer cemaat, dini gruplar ve AK Parti de kapsam içindedir. Kısaca uluslararası güçler “Ilımlı İslam”dan vazgeçip ulusal devletler eliyle dindarlara karşı darbe operasyonları yürütüyorlar. Körfez’den Mısır’a ve Türkiye’ye genel bir süreç işliyor. b) Hizmet hareketi tam boğazı kesilmek üzere sunak taşına yatırılmışken “Sen zaten şu şu hataları yaptın” demek ulusal ve küresel ilahlara kurban sunan kasaplara yardım etmek olur. Nasıl 2007’de AK Parti hakkında kapatma davası açıldığında “Zaten sen şu şu hataları yapmıştın, önce hesabını ver” demek kapatma davasını desteklemek idiyse, bugün de operasyona maruz kalan Hizmet’i eleştirmek aynı şeydir. Ancak hafi eleştiri yapılır. Zamanı gelince cehri eleştiriler de yapılacaktır, yapılmalıdır. c) Hizmet’e verdiğim destek benim ahlaki görevimdir. Bu gazetede bana görüşlerimi anlatma fırsatı verilmiş; bu da vefa borcumdur. Aynı durumda AK Parti, Milli Görüş, Nurcu gruplar, Süleymancılar, İsmail Ağa, İskenderpaşa, Menzil veya başka grup olsaydı yine aynı desteği verirdim, nitekim her zor zamanlarında yanlarında olmuşum. Ne Hizmet’e ne AK Parti’ye zarar gelmesini isterim. Ortada vahim bir durum, apaçık bir haksızlık söz konusudur. Konuya devam edeceğiz.
Zaman
Ana Sayfa
07.07.2014
AliBulaç-HizmethakkındaAli Bulaç - Hizmet hakkında
Mümtaz'er Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Zaman
04.07.2014
02:09
Ali Bulaç her zamanki gibi yine kitabın tam ortasından meseleye girdi. Türkiye’de “cemaat-hükümet” çatışması diye bilinen ihtilafın bam teline bastı ve umut olunur ki verimli bir tartışma kapısı açtı.Hükümet sadece Hizmet Hareketi’ne veya Süleymancılar adıyla bilinen cemaate karşı savaş açmış değil. Bu savaşa Ali Bulaç’ın üzerinde durduğu, Hükümet’in “cemaatlere karşı cemaat oluşturma” çabası eşlik ediyor. Hayrettin Karaman’ın “AK Parti müftüsü” sıfatıyla yazdığı iki yazıda (Yeni Şafak, 22 ve 26 Haziran 2014) savunmasını yaptığı TÜRGEV, ÖNDER, ENSAR, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflar hakkında söyledikleri, Ali Bulaç’ın tezini kanıtlıyor. Meseleye bir de belediyelerin bu tür vakıflara bağışta bulunmalarını mümkün kılacak olan Meclis’teki yasa tasarısı eklenince, manzara 3D’li sinema filmleri gibi derinlik kazanıyor.Artık kamuya mâl olan bir bilgiyi de hatırlatalım. Eğitim sistemini kökünden değiştiren ve “resmî din eğitimi” alanını genişletme amacı güden 4+4+4 düzenlemesi, AK Parti’nin Millî Eğitim Bakanı’ndan ve Bakanlar Kurulu’ndan çıkmamıştı; doğrudan Hayrettin Hoca’nın ismini zikrettiği kuruluşların eseri olarak icat edilmişti. Demek ki, “cemaate karşı cemaat” oluşturmanın gerçek boyutu, bir kısım cemaatlerin devletin içine nüfuz etmesi ve devletleştirilmesi. “Devletleştirme” tabirini orijinal anlamında, ekonomik boyutu ile kullanıyorum. Devletin finansmanına ve otoritesine -ister ihalelerden alınan komisyonla, ister kanunla olsun- bağımlı hale geldiğiniz zaman devlet mamulü üretmeye başlarsınız. Nereden bakarsanız bakın sonuç, İslam’ın devletleştirilmesidir.İslâm’ın bütün canlı kanallarını devlet tekeline alıp, toplumun din eğitimi ihtiyacını ve bütün dindarlık tezahürlerini devletleştirdiğiniz zaman aslında ne Müslümanlara, ne de devlete bir katkınız olmaz. Sadece iktidara, dini siyasî çıkarlarına uygun bir şekilde bir sopa gibi kullanacağı bir araç vermiş olursunuz. Erdoğan “davamız” diyor. Peki hangi dava? Dava mı size, siz mi davaya hizmet ediyorsunuz. Mekanizma aşağıdan yukarıya işlemiyor; dini devlet imkânları ile kontrol eden toplumu da kontrol etmiş oluyor. Örnek: Süleymancılar gibi, belediye seciminde başka partiye oy vermiş iseniz, bütün ruhsatlarınız iptal ediliyor.Başbakan’ın Hizmet’e yönelik “paralel devlet” suçlamasını aslında “sivil toplum” olarak okuduğunuz zaman her şey yerli yerine oturuyor. Sivil toplum devletin alternatifidir. Basitleştirelim: İki türlü toplum vardır; bir şekilde devletle iş gören ve onunla var olan siyasal toplum; ikincisi devlete muhtaç olmadan kendi işini kendisi gören sivil toplum. AK Parti siyasal alanı genişletip, sivil alanı daraltarak kendi saadet zincirini oluşturuyor. Kaçınılmaz olarak bu devletleştirme ameliyesine boyun eğmeyen sivil toplumla çatışmaya giriyor. Mesele din veya dindarlık değil, iktidara ve devlete yayılma alanı açmaktan ibaret. Başvurulan yol ise İslâm’ı devletleştirmek.1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat ve Diyanet kanunları ile, Osmanlı’nın çok ötesine geçilerek din devlet tekeline alındı. AK Parti hükümeti aynı tekeli, cemaatleri devletleştirerek topluma yayıyor ve genişletiyor. AK Parti’nin imam hatip ve din dersleri merkezli din eğitimi politikası ile 12 Eylül’ün düzenlemeleri aynı mantığın eseri: Din üzerinde devlet tekelini sürdürmek, bu yolla toplumu kontrol etmek.Devlet tekeline alınan din, tek parti döneminin Sümerbak patiskaları gibi kalitesiz ve sevimsiz olmanın ötesine geçemez; sadece kavga konusu olur. Nesiller boyu büyük hizmetler ifa etmiş İlim Yayma Cemiyeti, Ensar gibi kurumları devletleştirip-siyasallaştırıp diğer cemaatlerin karşısına dikmenin onların varlık sebeplerine bir katkısı oldu mu? Hükümet’in aleyhinde tek kelime edemediği Suud ve Körfez sermayesi ile beslenen Selefî yayılmacılığına karşı devletleştirilen cemaatler bağışıklık sistemlerini nasıl sürdürecekler? Bu kadar ağır bir yük nasıl taşınacak? Daha kötüsü bir gün iktidar kapısı kapandığında, devletin eline verilen dizginler ne iş için kullanılacak?
Zaman
En Çok Okunan
04.07.2014
MümtazerTürköne-Cemaatlerivedinidevletleştirmekkimefaydasağlar?Mümtazer Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Mümtaz'er Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Zaman
04.07.2014
02:09
Ali Bulaç her zamanki gibi yine kitabın tam ortasından meseleye girdi. Türkiye’de “cemaat-hükümet” çatışması diye bilinen ihtilafın bam teline bastı ve umut olunur ki verimli bir tartışma kapısı açtı.Hükümet sadece Hizmet Hareketi’ne veya Süleymancılar adıyla bilinen cemaate karşı savaş açmış değil. Bu savaşa Ali Bulaç’ın üzerinde durduğu, Hükümet’in “cemaatlere karşı cemaat oluşturma” çabası eşlik ediyor. Hayrettin Karaman’ın “AK Parti müftüsü” sıfatıyla yazdığı iki yazıda (Yeni Şafak, 22 ve 26 Haziran 2014) savunmasını yaptığı TÜRGEV, ÖNDER, ENSAR, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflar hakkında söyledikleri, Ali Bulaç’ın tezini kanıtlıyor. Meseleye bir de belediyelerin bu tür vakıflara bağışta bulunmalarını mümkün kılacak olan Meclis’teki yasa tasarısı eklenince, manzara 3D’li sinema filmleri gibi derinlik kazanıyor.Artık kamuya mâl olan bir bilgiyi de hatırlatalım. Eğitim sistemini kökünden değiştiren ve “resmî din eğitimi” alanını genişletme amacı güden 4+4+4 düzenlemesi, AK Parti’nin Millî Eğitim Bakanı’ndan ve Bakanlar Kurulu’ndan çıkmamıştı; doğrudan Hayrettin Hoca’nın ismini zikrettiği kuruluşların eseri olarak icat edilmişti. Demek ki, “cemaate karşı cemaat” oluşturmanın gerçek boyutu, bir kısım cemaatlerin devletin içine nüfuz etmesi ve devletleştirilmesi. “Devletleştirme” tabirini orijinal anlamında, ekonomik boyutu ile kullanıyorum. Devletin finansmanına ve otoritesine -ister ihalelerden alınan komisyonla, ister kanunla olsun- bağımlı hale geldiğiniz zaman devlet mamulü üretmeye başlarsınız. Nereden bakarsanız bakın sonuç, İslam’ın devletleştirilmesidir.İslâm’ın bütün canlı kanallarını devlet tekeline alıp, toplumun din eğitimi ihtiyacını ve bütün dindarlık tezahürlerini devletleştirdiğiniz zaman aslında ne Müslümanlara, ne de devlete bir katkınız olmaz. Sadece iktidara, dini siyasî çıkarlarına uygun bir şekilde bir sopa gibi kullanacağı bir araç vermiş olursunuz. Erdoğan “davamız” diyor. Peki hangi dava? Dava mı size, siz mi davaya hizmet ediyorsunuz. Mekanizma aşağıdan yukarıya işlemiyor; dini devlet imkânları ile kontrol eden toplumu da kontrol etmiş oluyor. Örnek: Süleymancılar gibi, belediye seciminde başka partiye oy vermiş iseniz, bütün ruhsatlarınız iptal ediliyor.Başbakan’ın Hizmet’e yönelik “paralel devlet” suçlamasını aslında “sivil toplum” olarak okuduğunuz zaman her şey yerli yerine oturuyor. Sivil toplum devletin alternatifidir. Basitleştirelim: İki türlü toplum vardır; bir şekilde devletle iş gören ve onunla var olan siyasal toplum; ikincisi devlete muhtaç olmadan kendi işini kendisi gören sivil toplum. AK Parti siyasal alanı genişletip, sivil alanı daraltarak kendi saadet zincirini oluşturuyor. Kaçınılmaz olarak bu devletleştirme ameliyesine boyun eğmeyen sivil toplumla çatışmaya giriyor. Mesele din veya dindarlık değil, iktidara ve devlete yayılma alanı açmaktan ibaret. Başvurulan yol ise İslâm’ı devletleştirmek.1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat ve Diyanet kanunları ile, Osmanlı’nın çok ötesine geçilerek din devlet tekeline alındı. AK Parti hükümeti aynı tekeli, cemaatleri devletleştirerek topluma yayıyor ve genişletiyor. AK Parti’nin imam hatip ve din dersleri merkezli din eğitimi politikası ile 12 Eylül’ün düzenlemeleri aynı mantığın eseri: Din üzerinde devlet tekelini sürdürmek, bu yolla toplumu kontrol etmek.Devlet tekeline alınan din, tek parti döneminin Sümerbak patiskaları gibi kalitesiz ve sevimsiz olmanın ötesine geçemez; sadece kavga konusu olur. Nesiller boyu büyük hizmetler ifa etmiş İlim Yayma Cemiyeti, Ensar gibi kurumları devletleştirip-siyasallaştırıp diğer cemaatlerin karşısına dikmenin onların varlık sebeplerine bir katkısı oldu mu? Hükümet’in aleyhinde tek kelime edemediği Suud ve Körfez sermayesi ile beslenen Selefî yayılmacılığına karşı devletleştirilen cemaatler bağışıklık sistemlerini nasıl sürdürecekler? Bu kadar ağır bir yük nasıl taşınacak? Daha kötüsü bir gün iktidar kapısı kapandığında, devletin eline verilen dizginler ne iş için kullanılacak?
Zaman
Köşe Yazıları
04.07.2014
MümtazerTürköne-Cemaatlerivedinidevletleştirmekkimefaydasağlar?Mümtazer Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Mümtaz'er Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Zaman
04.07.2014
02:00
Ali Bulaç her zamanki gibi yine kitabın tam ortasından meseleye girdi. Türkiye’de “cemaat-hükümet” çatışması diye bilinen ihtilafın bam teline bastı ve umut olunur ki verimli bir tartışma kapısı açtı.Hükümet sadece Hizmet Hareketi’ne veya Süleymancılar adıyla bilinen cemaate karşı savaş açmış değil. Bu savaşa Ali Bulaç’ın üzerinde durduğu, Hükümet’in “cemaatlere karşı cemaat oluşturma” çabası eşlik ediyor. Hayrettin Karaman’ın “AK Parti müftüsü” sıfatıyla yazdığı iki yazıda (Yeni Şafak, 22 ve 26 Haziran 2014) savunmasını yaptığı TÜRGEV, ÖNDER, ENSAR, İlim Yayma Cemiyeti gibi vakıflar hakkında söyledikleri, Ali Bulaç’ın tezini kanıtlıyor. Meseleye bir de belediyelerin bu tür vakıflara bağışta bulunmalarını mümkün kılacak olan Meclis’teki yasa tasarısı eklenince, manzara 3D’li sinema filmleri gibi derinlik kazanıyor.Artık kamuya mâl olan bir bilgiyi de hatırlatalım. Eğitim sistemini kökünden değiştiren ve “resmî din eğitimi” alanını genişletme amacı güden 4+4+4 düzenlemesi, AK Parti’nin Millî Eğitim Bakanı’ndan ve Bakanlar Kurulu’ndan çıkmamıştı; doğrudan Hayrettin Hoca’nın ismini zikrettiği kuruluşların eseri olarak icat edilmişti. Demek ki, “cemaate karşı cemaat” oluşturmanın gerçek boyutu, bir kısım cemaatlerin devletin içine nüfuz etmesi ve devletleştirilmesi. “Devletleştirme” tabirini orijinal anlamında, ekonomik boyutu ile kullanıyorum. Devletin finansmanına ve otoritesine -ister ihalelerden alınan komisyonla, ister kanunla olsun- bağımlı hale geldiğiniz zaman devlet mamulü üretmeye başlarsınız. Nereden bakarsanız bakın sonuç, İslam’ın devletleştirilmesidir.İslâm’ın bütün canlı kanallarını devlet tekeline alıp, toplumun din eğitimi ihtiyacını ve bütün dindarlık tezahürlerini devletleştirdiğiniz zaman aslında ne Müslümanlara, ne de devlete bir katkınız olmaz. Sadece iktidara, dini siyasî çıkarlarına uygun bir şekilde bir sopa gibi kullanacağı bir araç vermiş olursunuz. Erdoğan “davamız” diyor. Peki hangi dava? Dava mı size, siz mi davaya hizmet ediyorsunuz. Mekanizma aşağıdan yukarıya işlemiyor; dini devlet imkânları ile kontrol eden toplumu da kontrol etmiş oluyor. Örnek: Süleymancılar gibi, belediye seciminde başka partiye oy vermiş iseniz, bütün ruhsatlarınız iptal ediliyor.Başbakan’ın Hizmet’e yönelik “paralel devlet” suçlamasını aslında “sivil toplum” olarak okuduğunuz zaman her şey yerli yerine oturuyor. Sivil toplum devletin alternatifidir. Basitleştirelim: İki türlü toplum vardır; bir şekilde devletle iş gören ve onunla var olan siyasal toplum; ikincisi devlete muhtaç olmadan kendi işini kendisi gören sivil toplum. AK Parti siyasal alanı genişletip, sivil alanı daraltarak kendi saadet zincirini oluşturuyor. Kaçınılmaz olarak bu devletleştirme ameliyesine boyun eğmeyen sivil toplumla çatışmaya giriyor. Mesele din veya dindarlık değil, iktidara ve devlete yayılma alanı açmaktan ibaret. Başvurulan yol ise İslâm’ı devletleştirmek.1924 yılında, Tevhid-i Tedrisat ve Diyanet kanunları ile, Osmanlı’nın çok ötesine geçilerek din devlet tekeline alındı. AK Parti hükümeti aynı tekeli, cemaatleri devletleştirerek topluma yayıyor ve genişletiyor. AK Parti’nin imam hatip ve din dersleri merkezli din eğitimi politikası ile 12 Eylül’ün düzenlemeleri aynı mantığın eseri: Din üzerinde devlet tekelini sürdürmek, bu yolla toplumu kontrol etmek.Devlet tekeline alınan din, tek parti döneminin Sümerbak patiskaları gibi kalitesiz ve sevimsiz olmanın ötesine geçemez; sadece kavga konusu olur. Nesiller boyu büyük hizmetler ifa etmiş İlim Yayma Cemiyeti, Ensar gibi kurumları devletleştirip-siyasallaştırıp diğer cemaatlerin karşısına dikmenin onların varlık sebeplerine bir katkısı oldu mu? Hükümet’in aleyhinde tek kelime edemediği Suud ve Körfez sermayesi ile beslenen Selefî yayılmacılığına karşı devletleştirilen cemaatler bağışıklık sistemlerini nasıl sürdürecekler? Bu kadar ağır bir yük nasıl taşınacak? Daha kötüsü bir gün iktidar kapısı kapandığında, devletin eline verilen dizginler ne iş için kullanılacak?
Zaman
Ana Sayfa
04.07.2014
MümtazerTürköne-Cemaatlerivedinidevletleştirmekkimefaydasağlar?Mümtazer Türköne - Cemaatleri ve dini devletleştirmek kime fayda sağlar?
Antalya'da Cemaat Yurt Ve Okulunun İmar İzinleri İptal Edildi
Haber3
16.06.2014
18:39
<aAntalyada Cemaat Yurt Ve Okulunun İmar İzinleri İptal Edildi />

ANTALYA Büyükşehir Belediye Meclisinde, AK Partinin oy çokluğuyla hem Süleymancılar cemaatine ait yurt inşaatının imar izinleri, hem de Gülen cemaatine yakın Toros Kolejinin imar hakları iptal edildi.Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinin...

Haber3
Son Dakika
16.06.2014
Antalyada/">AntalyadaCemaatYurtVeOkulununİmarİzinleriİptalEdildiAntalyada-Cemaat-Yurt-Ve-Okulunun-İmar-İzinleri-İptal-Edildi/">Antalyada Cemaat Yurt Ve Okulunun İmar İzinleri İptal Edildi
Antalya da Cemaat Yurt ve Okulunun İmar İzinleri İptal ...
Haberler.com
16.06.2014
18:31
Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinde, AK Partinin oy çokluğuyla hem Süleymancılar cemaatine ait yurt inşaatının imar izinleri, hem de Gülen cemaatine yakın Toros Kolejinin imar hakları iptal edildi.
Haberler.com
Güncel
16.06.2014
Antalya/">AntalyadaCemaatYurtveOkulununİmarİzinleriİptalAntalya-da-Cemaat-Yurt-ve-Okulunun-İmar-İzinleri-İptal-/">Antalya da Cemaat Yurt ve Okulunun İmar İzinleri İptal
Antalya da Cemaat Yurt ve Okulunun İmar İzinleri İptal ...
Haberler.com
16.06.2014
18:31
Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinde, AK Partinin oy çokluğuyla hem Süleymancılar cemaatine ait yurt inşaatının imar izinleri, hem de Gülen cemaatine yakın Toros Kolejinin imar hakları iptal edildi.
Haberler.com
Son Dakika
16.06.2014
Antalya/">AntalyadaCemaatYurtveOkulununİmarİzinleriİptalAntalya-da-Cemaat-Yurt-ve-Okulunun-İmar-İzinleri-İptal-/">Antalya da Cemaat Yurt ve Okulunun İmar İzinleri İptal
Ali Bulaç - Zaman var mı?
Zaman
30.01.2014
04:16
28 Ocak Salı günü Sayın Cumhurbaşkanı’yla birlikte Roma’ya gitmek üzere uçağa bindik.Mutad olduğu üzere uçakta gazete dağıtımına başlandı. Hostes hanıma “Zaman var mı?” diye sordum. “Yok” diyor, olan gazeteleri sıralıyor. Ben de “Bana resmi görüşü temsil eden bir gazete verin” diyorum. Gülümsüyor. İsimlerini vermeyeceğim ama sahiden artık değil “yarı resmi El Ehram”, “sivil resmi” konumda yayın yapan iki gazete aldım. “Neden Zaman yok, THY’nin bir gazeteyi boykot etme yetkisi var mı?” diye soruyorum, “Lütfen bunu en tepedeki yetkilinize iletin. THY, yolcularının, ambargo koyduğu gazetelerden haber alma ve yazarları perspektifinden olayların yorumunu öğrenme hakları”nı ellerinden alamaz. Başında dindar muhafazakâr yöneticilerin bulunduğu THY’ye bakın, hükümete eleştirel bakan gazeteleri yasaklıyor, bununla da yetinmeyip “Bank Asya’yı batırma” planı çerçevesinde kuruma ait parayı finans kuruluştan çekip TMSF’nin el koymasına müsait hale getiriyor. Bank Asya kulvarında başka 9 banka var, bir sistemi çökertme pahasına “intikamcı” uygulamalara imza atılıyor. Bu nasıl “dindarlık, bu nasıl vicdan!” Hani “Bir topluluğa olan kinininiz sizi adaletten ayırmamalı” değil miydi?Kaderin tecellisine bakın, arkada oturan Sedat Ergin, bana Zaman uzatıp “Burada yoksa bende var” diyor. Yanımda Türkiye’den Nuri Elibol –o da neden Zaman dağıtılmadığını soruyor-, arkada Milliyet’ten Kadir Gürsel gülüşüyoruz. Hürriyet’ten Ergin, “Bu kıyağımı da unutma” diyor. Birkaç kişinin Zaman isteğine karşılık verilmediğini öğrenen Cumhurbaşkanı danışmanı kızıyor, “Neden Zaman da uçağa alınmamış?” diye çıkışıyor.Bizler kenara itilmiş, dışlanmış, horlanmış bir toplumun insanlarıyız. 100 senelik büyük, acılı bir mücadeleden sonra toplumsal merkez, bürokratik merkezi meşru yollarla geriletip son 10 senede iktidar oldu. Bu iktidarın vücud bulmasında 100 yıllık bir mücadele, bu mücadeleye katılmış her gruba, cemaat, tarikata mensup veya mütedeyyin insanların emeği, duası, acısı var. Eğer bugünün gururlu muktedirleri bu başarıyı tamamen kendilerine ait zannedip devleti, erkleri temellük ediyorlarsa günah işliyorlar. Hiçbir emek zayi olmaz, yüce Allah “Kişiye kendi emeğinden başkasını” hak olarak tayin etmemiştir.Bu iktidardan beklentimiz “toplumsal merkezi” muktedir kılmaktı, bir grubu, bir cemaati değil. Toplumsal merkezde sadece Sünniler, Milli Görüşçüler, Nurcular, Süleymancılar, Anadolu milliyetçileri bulunmuyor; bu toplumun ana gövdesi yer alıyor. Alevilerden Kürtlere, gayrimüslimlerden hak ettiği payı alamayan laiklere herkes bu ana kubbenin altında toplanmış. Herkes adalet istiyor. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diye “İmam hatipçilik”i yarı resmi ideoloji, görünmez devlet paradigması haline getirmeye kalkışırsanız en büyük zararı imam hatiplere vermiş olursunuz. İmam hatipler kimsenin malı, “yeminli ideolojik mücadeleleri”nin aracı değildir. Belli bir akıl doğrultusunda imam hatipleri temellük edenlerin pek eski hesaplaşmalarına vasıta kılmak bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlık olur. Bazıları bu gerilimin gerisinde Milli Görüş-Nurcu ve İslamcı-Nurcu kavgası olduğunu zannediyor, hayır bu kesinlikle yanlıştır, yanıltmacadır. Bu başka bir şeydir.Soruna çözüm getirmenin tek yolu vardır. THY örneği bize ışık tutar. THY değil Zaman, Bugün ve Taraf gazetesine ambargo koyması, kanun dairesinde yayın yapan hiçbir gazeteye ambargo koyamaz. THY kimsenin malı değildir. Yeni Asya, Yeni Mesaj, Yeni Çağ, Evrensel, Özgür Gündem vd. gazeteleri almalıdır. Tek ölçü bir gazetenin kanun dairesinde yayın yapma hakkına sahip olmasıdır.Bu ağır hakaretler, insanların akidelerine, inançlarına yapılan saldırılar, ardı arkası gelmeyen tehditler, toplumu barut fıçısına dönüştürüyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın önemle vurguladığı gibi dil ve üslubu bozmayalım, kim kiminle hesabı varsa bunu hukuk dairesinde yapsın.“Zaman var mı?” diye soracak olursanız, ben “Hâlâ zaman var” derim. Geç kalmayalım. Birbirimize “hakkı ve sabrı” tavsiye edelim. Aile huzurumuzu, kardeşliğimizi, sosyal barışımızı bozmayalım; bunu saldırıları edeb ve hukuk dışına çıkanlara hatırlatalım, ülkemizi içine çekmekte oldukları anafordan uzak tutalım.
Zaman
Köşe Yazıları
30.01.2014
AliBulaç-Zamanvarmı?Ali Bulaç - Zaman var mı?
Ali Bulaç - Zaman var mı?
Zaman
30.01.2014
03:59
28 Ocak Salı günü Sayın Cumhurbaşkanı’yla birlikte Roma’ya gitmek üzere uçağa bindik.Mutad olduğu üzere uçakta gazete dağıtımına başlandı. Hostes hanıma “Zaman var mı?” diye sordum. “Yok” diyor, olan gazeteleri sıralıyor. Ben de “Bana resmi görüşü temsil eden bir gazete verin” diyorum. Gülümsüyor. İsimlerini vermeyeceğim ama sahiden artık değil “yarı resmi El Ehram”, “sivil resmi” konumda yayın yapan iki gazete aldım. “Neden Zaman yok, THY’nin bir gazeteyi boykot etme yetkisi var mı?” diye soruyorum, “Lütfen bunu en tepedeki yetkilinize iletin. THY, yolcularının, ambargo koyduğu gazetelerden haber alma ve yazarları perspektifinden olayların yorumunu öğrenme hakları”nı ellerinden alamaz. Başında dindar muhafazakâr yöneticilerin bulunduğu THY’ye bakın, hükümete eleştirel bakan gazeteleri yasaklıyor, bununla da yetinmeyip “Bank Asya’yı batırma” planı çerçevesinde kuruma ait parayı finans kuruluştan çekip TMSF’nin el koymasına müsait hale getiriyor. Bank Asya kulvarında başka 9 banka var, bir sistemi çökertme pahasına “intikamcı” uygulamalara imza atılıyor. Bu nasıl “dindarlık, bu nasıl vicdan!” Hani “Bir topluluğa olan kinininiz sizi adaletten ayırmamalı” değil miydi?Kaderin tecellisine bakın, arkada oturan Sedat Ergin, bana Zaman uzatıp “Burada yoksa bende var” diyor. Yanımda Türkiye’den Nuri Elibol –o da neden Zaman dağıtılmadığını soruyor-, arkada Milliyet’ten Kadir Gürsel gülüşüyoruz. Hürriyet’ten Ergin, “Bu kıyağımı da unutma” diyor. Birkaç kişinin Zaman isteğine karşılık verilmediğini öğrenen Cumhurbaşkanı danışmanı kızıyor, “Neden Zaman da uçağa alınmamış?” diye çıkışıyor.Bizler kenara itilmiş, dışlanmış, horlanmış bir toplumun insanlarıyız. 100 senelik büyük, acılı bir mücadeleden sonra toplumsal merkez, bürokratik merkezi meşru yollarla geriletip son 10 senede iktidar oldu. Bu iktidarın vücud bulmasında 100 yıllık bir mücadele, bu mücadeleye katılmış her gruba, cemaat, tarikata mensup veya mütedeyyin insanların emeği, duası, acısı var. Eğer bugünün gururlu muktedirleri bu başarıyı tamamen kendilerine ait zannedip devleti, erkleri temellük ediyorlarsa günah işliyorlar. Hiçbir emek zayi olmaz, yüce Allah “Kişiye kendi emeğinden başkasını” hak olarak tayin etmemiştir.Bu iktidardan beklentimiz “toplumsal merkezi” muktedir kılmaktı, bir grubu, bir cemaati değil. Toplumsal merkezde sadece Sünniler, Milli Görüşçüler, Nurcular, Süleymancılar, Anadolu milliyetçileri bulunmuyor; bu toplumun ana gövdesi yer alıyor. Alevilerden Kürtlere, gayrimüslimlerden hak ettiği payı alamayan laiklere herkes bu ana kubbenin altında toplanmış. Herkes adalet istiyor. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diye “İmam hatipçilik”i yarı resmi ideoloji, görünmez devlet paradigması haline getirmeye kalkışırsanız en büyük zararı imam hatiplere vermiş olursunuz. İmam hatipler kimsenin malı, “yeminli ideolojik mücadeleleri”nin aracı değildir. Belli bir akıl doğrultusunda imam hatipleri temellük edenlerin pek eski hesaplaşmalarına vasıta kılmak bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlık olur. Bazıları bu gerilimin gerisinde Milli Görüş-Nurcu ve İslamcı-Nurcu kavgası olduğunu zannediyor, hayır bu kesinlikle yanlıştır, yanıltmacadır. Bu başka bir şeydir.Soruna çözüm getirmenin tek yolu vardır. THY örneği bize ışık tutar. THY değil Zaman, Bugün ve Taraf gazetesine ambargo koyması, kanun dairesinde yayın yapan hiçbir gazeteye ambargo koyamaz. THY kimsenin malı değildir. Yeni Asya, Yeni Mesaj, Yeni Çağ, Evrensel, Özgür Gündem vd. gazeteleri almalıdır. Tek ölçü bir gazetenin kanun dairesinde yayın yapma hakkına sahip olmasıdır.Bu ağır hakaretler, insanların akidelerine, inançlarına yapılan saldırılar, ardı arkası gelmeyen tehditler, toplumu barut fıçısına dönüştürüyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın önemle vurguladığı gibi dil ve üslubu bozmayalım, kim kiminle hesabı varsa bunu hukuk dairesinde yapsın.“Zaman var mı?” diye soracak olursanız, ben “Hâlâ zaman var” derim. Geç kalmayalım. Birbirimize “hakkı ve sabrı” tavsiye edelim. Aile huzurumuzu, kardeşliğimizi, sosyal barışımızı bozmayalım; bunu saldırıları edeb ve hukuk dışına çıkanlara hatırlatalım, ülkemizi içine çekmekte oldukları anafordan uzak tutalım.
Zaman
En Çok Okunan
30.01.2014
AliBulaç-Zamanvarmı?Ali Bulaç - Zaman var mı?
Ali Bulaç - Zaman var mı?
Zaman
30.01.2014
02:00
28 Ocak Salı günü Sayın Cumhurbaşkanı’yla birlikte Roma’ya gitmek üzere uçağa bindik.Mutad olduğu üzere uçakta gazete dağıtımına başlandı. Hostes hanıma “Zaman var mı?” diye sordum. “Yok” diyor, olan gazeteleri sıralıyor. Ben de “Bana resmi görüşü temsil eden bir gazete verin” diyorum. Gülümsüyor. İsimlerini vermeyeceğim ama sahiden artık değil “yarı resmi El Ehram”, “sivil resmi” konumda yayın yapan iki gazete aldım. “Neden Zaman yok, THY’nin bir gazeteyi boykot etme yetkisi var mı?” diye soruyorum, “Lütfen bunu en tepedeki yetkilinize iletin. THY, yolcularının, ambargo koyduğu gazetelerden haber alma ve yazarları perspektifinden olayların yorumunu öğrenme hakları”nı ellerinden alamaz. Başında dindar muhafazakâr yöneticilerin bulunduğu THY’ye bakın, hükümete eleştirel bakan gazeteleri yasaklıyor, bununla da yetinmeyip “Bank Asya’yı batırma” planı çerçevesinde kuruma ait parayı finans kuruluştan çekip TMSF’nin el koymasına müsait hale getiriyor. Bank Asya kulvarında başka 9 banka var, bir sistemi çökertme pahasına “intikamcı” uygulamalara imza atılıyor. Bu nasıl “dindarlık, bu nasıl vicdan!” Hani “Bir topluluğa olan kinininiz sizi adaletten ayırmamalı” değil miydi?Kaderin tecellisine bakın, arkada oturan Sedat Ergin, bana Zaman uzatıp “Burada yoksa bende var” diyor. Yanımda Türkiye’den Nuri Elibol –o da neden Zaman dağıtılmadığını soruyor-, arkada Milliyet’ten Kadir Gürsel gülüşüyoruz. Hürriyet’ten Ergin, “Bu kıyağımı da unutma” diyor. Birkaç kişinin Zaman isteğine karşılık verilmediğini öğrenen Cumhurbaşkanı danışmanı kızıyor, “Neden Zaman da uçağa alınmamış?” diye çıkışıyor.Bizler kenara itilmiş, dışlanmış, horlanmış bir toplumun insanlarıyız. 100 senelik büyük, acılı bir mücadeleden sonra toplumsal merkez, bürokratik merkezi meşru yollarla geriletip son 10 senede iktidar oldu. Bu iktidarın vücud bulmasında 100 yıllık bir mücadele, bu mücadeleye katılmış her gruba, cemaat, tarikata mensup veya mütedeyyin insanların emeği, duası, acısı var. Eğer bugünün gururlu muktedirleri bu başarıyı tamamen kendilerine ait zannedip devleti, erkleri temellük ediyorlarsa günah işliyorlar. Hiçbir emek zayi olmaz, yüce Allah “Kişiye kendi emeğinden başkasını” hak olarak tayin etmemiştir.Bu iktidardan beklentimiz “toplumsal merkezi” muktedir kılmaktı, bir grubu, bir cemaati değil. Toplumsal merkezde sadece Sünniler, Milli Görüşçüler, Nurcular, Süleymancılar, Anadolu milliyetçileri bulunmuyor; bu toplumun ana gövdesi yer alıyor. Alevilerden Kürtlere, gayrimüslimlerden hak ettiği payı alamayan laiklere herkes bu ana kubbenin altında toplanmış. Herkes adalet istiyor. “Dindar nesil yetiştireceğiz” diye “İmam hatipçilik”i yarı resmi ideoloji, görünmez devlet paradigması haline getirmeye kalkışırsanız en büyük zararı imam hatiplere vermiş olursunuz. İmam hatipler kimsenin malı, “yeminli ideolojik mücadeleleri”nin aracı değildir. Belli bir akıl doğrultusunda imam hatipleri temellük edenlerin pek eski hesaplaşmalarına vasıta kılmak bu ülkeye yapılacak en büyük haksızlık olur. Bazıları bu gerilimin gerisinde Milli Görüş-Nurcu ve İslamcı-Nurcu kavgası olduğunu zannediyor, hayır bu kesinlikle yanlıştır, yanıltmacadır. Bu başka bir şeydir.Soruna çözüm getirmenin tek yolu vardır. THY örneği bize ışık tutar. THY değil Zaman, Bugün ve Taraf gazetesine ambargo koyması, kanun dairesinde yayın yapan hiçbir gazeteye ambargo koyamaz. THY kimsenin malı değildir. Yeni Asya, Yeni Mesaj, Yeni Çağ, Evrensel, Özgür Gündem vd. gazeteleri almalıdır. Tek ölçü bir gazetenin kanun dairesinde yayın yapma hakkına sahip olmasıdır.Bu ağır hakaretler, insanların akidelerine, inançlarına yapılan saldırılar, ardı arkası gelmeyen tehditler, toplumu barut fıçısına dönüştürüyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın önemle vurguladığı gibi dil ve üslubu bozmayalım, kim kiminle hesabı varsa bunu hukuk dairesinde yapsın.“Zaman var mı?” diye soracak olursanız, ben “Hâlâ zaman var” derim. Geç kalmayalım. Birbirimize “hakkı ve sabrı” tavsiye edelim. Aile huzurumuzu, kardeşliğimizi, sosyal barışımızı bozmayalım; bunu saldırıları edeb ve hukuk dışına çıkanlara hatırlatalım, ülkemizi içine çekmekte oldukları anafordan uzak tutalım.
Zaman
Ana Sayfa
30.01.2014
AliBulaç-Zamanvarmı?Ali Bulaç - Zaman var mı?
Fişlenen avukattan Başbakanlık, MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Zaman
17.12.2013
02:47
Fişleme belgelerinde adı geçen avukat Mehmet Ali Gültekin, Başbakanlık, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) hakkında suç duyurusunda bulundu. Ağrı Barosu’na kayıtlı avukat Gültekin, ayrıca ilgili kişiler için 50 bin lira manevî tazminat davası açtı.Adliye sarayı önünde açıklama yapan avukat Mehmet Ali Gültekin, 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararlarının hükümet tarafından uygulandığına dair belgelerin gazetelerde yer aldığına işaret etti. 9 Aralık 2013 tarihli Radikal ve Taraf’ta yayımlanan belgelerle, fişlendiğini öğrendiğini belirten Gültekin, “Yakın zamanda hakimlik sınavını kazanarak katılmaya hak kazandım fakat hakimlik mülakatından elenme sebebimin bu olduğunu düşünüyorum.” dedi. Fişlemelerin, ‘demokrasilere yakışmayan, ilkel yönetim usullerinin uygulandığı ülkelere yakışan bir yöntem’ olduğunu ifade ederken, insan hak ve hürriyetlerinin garanti altında olduğu, demokratik, hukuk devleti yolunda olan Türkiye’de böyle durumların yaşanmasının kendisini üzdüğünü dile getirdi. Avukat Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “MİT, hiçbir suç örgütü çevresinde bile bulunmayan sivil toplum gruplarını Mazlum-Der, Nakşiler, Süleymancılar, Hizmet camiasını “irtica” gibi hukukta tanımlanmayan bir kavramla fişlemiştir. Yani suç işlemiştir. Toplumdan yine topluma karşı işlenmiş bir suç saklanıyor. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa’nın 15 maddesine aykırı. Ayrıca Ceza Kanunu 132 ve devamı ile 257’ye göre de suç. Bu olaya karışanları, bu olayı soruşturmayanları, sorumlularını ortaya çıkarmayarak koruyanları, bu olaya karşı susanları kınıyorum. Yukarıda anlatılanlar ışığında; Başbakanlık, MİT, MGK, Genelkurmay Başkanlığı hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Ayrıca aynı kişiler hakkında 50 bin TL manevî tazminat davası açtım. Bu işin sonuna kadar takipçisi olacağım.”
Zaman
En Çok Okunan
17.12.2013
FişlenenavukattanBaşbakanlıkMİTveMGKhakkındasuçduyurusuFişlenen avukattan Başbakanlık MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Fişlenen avukattan Başbakanlık, MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Zaman
17.12.2013
01:52
Fişleme belgelerinde adı geçen avukat Mehmet Ali Gültekin, Başbakanlık, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) hakkında suç duyurusunda bulundu. Ağrı Barosu’na kayıtlı avukat Gültekin, ayrıca ilgili kişiler için 50 bin lira manevî tazminat davası açtı.Adliye sarayı önünde açıklama yapan avukat Mehmet Ali Gültekin, 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararlarının hükümet tarafından uygulandığına dair belgelerin gazetelerde yer aldığına işaret etti. 9 Aralık 2013 tarihli Radikal ve Taraf’ta yayımlanan belgelerle, fişlendiğini öğrendiğini belirten Gültekin, “Yakın zamanda hakimlik sınavını kazanarak katılmaya hak kazandım fakat hakimlik mülakatından elenme sebebimin bu olduğunu düşünüyorum.” dedi. Fişlemelerin, ‘demokrasilere yakışmayan, ilkel yönetim usullerinin uygulandığı ülkelere yakışan bir yöntem’ olduğunu ifade ederken, insan hak ve hürriyetlerinin garanti altında olduğu, demokratik, hukuk devleti yolunda olan Türkiye’de böyle durumların yaşanmasının kendisini üzdüğünü dile getirdi. Avukat Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “MİT, hiçbir suç örgütü çevresinde bile bulunmayan sivil toplum gruplarını Mazlum-Der, Nakşiler, Süleymancılar, Hizmet camiasını “irtica” gibi hukukta tanımlanmayan bir kavramla fişlemiştir. Yani suç işlemiştir. Toplumdan yine topluma karşı işlenmiş bir suç saklanıyor. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa’nın 15 maddesine aykırı. Ayrıca Ceza Kanunu 132 ve devamı ile 257’ye göre de suç. Bu olaya karışanları, bu olayı soruşturmayanları, sorumlularını ortaya çıkarmayarak koruyanları, bu olaya karşı susanları kınıyorum. Yukarıda anlatılanlar ışığında; Başbakanlık, MİT, MGK, Genelkurmay Başkanlığı hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Ayrıca aynı kişiler hakkında 50 bin TL manevî tazminat davası açtım. Bu işin sonuna kadar takipçisi olacağım.”
Zaman
Politika
17.12.2013
FişlenenavukattanBaşbakanlıkMİTveMGKhakkındasuçduyurusuFişlenen avukattan Başbakanlık MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Fişlenen avukattan Başbakanlık, MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Zaman
17.12.2013
01:51
Fişleme belgelerinde adı geçen avukat Mehmet Ali Gültekin, Başbakanlık, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Genelkurmay ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK) hakkında suç duyurusunda bulundu. Ağrı Barosu’na kayıtlı avukat Gültekin, ayrıca ilgili kişiler için 50 bin lira manevî tazminat davası açtı.Adliye sarayı önünde açıklama yapan avukat Mehmet Ali Gültekin, 25 Ağustos 2004 tarihli MGK kararlarının hükümet tarafından uygulandığına dair belgelerin gazetelerde yer aldığına işaret etti. 9 Aralık 2013 tarihli Radikal ve Taraf’ta yayımlanan belgelerle, fişlendiğini öğrendiğini belirten Gültekin, “Yakın zamanda hakimlik sınavını kazanarak katılmaya hak kazandım fakat hakimlik mülakatından elenme sebebimin bu olduğunu düşünüyorum.” dedi. Fişlemelerin, ‘demokrasilere yakışmayan, ilkel yönetim usullerinin uygulandığı ülkelere yakışan bir yöntem’ olduğunu ifade ederken, insan hak ve hürriyetlerinin garanti altında olduğu, demokratik, hukuk devleti yolunda olan Türkiye’de böyle durumların yaşanmasının kendisini üzdüğünü dile getirdi. Avukat Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü: “MİT, hiçbir suç örgütü çevresinde bile bulunmayan sivil toplum gruplarını Mazlum-Der, Nakşiler, Süleymancılar, Hizmet camiasını “irtica” gibi hukukta tanımlanmayan bir kavramla fişlemiştir. Yani suç işlemiştir. Toplumdan yine topluma karşı işlenmiş bir suç saklanıyor. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa’nın 15 maddesine aykırı. Ayrıca Ceza Kanunu 132 ve devamı ile 257’ye göre de suç. Bu olaya karışanları, bu olayı soruşturmayanları, sorumlularını ortaya çıkarmayarak koruyanları, bu olaya karşı susanları kınıyorum. Yukarıda anlatılanlar ışığında; Başbakanlık, MİT, MGK, Genelkurmay Başkanlığı hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Ayrıca aynı kişiler hakkında 50 bin TL manevî tazminat davası açtım. Bu işin sonuna kadar takipçisi olacağım.”
Zaman
Ana Sayfa
17.12.2013
FişlenenavukattanBaşbakanlıkMİTveMGKhakkındasuçduyurusuFişlenen avukattan Başbakanlık MİT ve MGK hakkında suç duyurusu
Ağrı'da fişlenen avukat, fişleyenler hakkında dava açtı
Zaman
16.12.2013
17:03
Ağrı barosuna kayıtlı avukat Mehmet Ali Gültekin, Taraf ve Radikal gazetelerinde yayınlanan fişleme haberleri üzerine, Başbakanlık, MİT, MGK, Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanlığı hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Avukat Gültekin ayrıca ilgili kişiler için 50 bin lira manevi tazminat davası da açtı.Adliye sarayı önünde açıklamada yapan avukat Mehmet Ali Gültekin 28 Kasım 2013 tarihinde Taraf gazetesinde manşetten verilen 24 Haziran 2004 tarihli MGK kararında Türkiyedeki nurculuk faaliyetlerinin ve Fethullah Gülen hareketinin bitirilmesine yönelik bir karar alındığının ortaya çıkmasına müteakip gazetede bu kararın hükümet tarafından uygulandığına dair belgeler yayınlandığını belirterek, 09 Aralık 2013 tarihli Radikal ve Taraf gazetelerinde fişlendiğimi öğrendim. Yakın zamanda hakimlik sınavını kazanarak katılmaya hak kazandım fakat hakimlik mülakatından eleme sebebimin bu olduğunu düşünüyorum. Fişleme demokrasilere yakışmayan, ilkel yönetim usullerinin uyguladığı ülkelere yakışan bir yöntemdir. İnsan hak ve hürriyetlerinin garanti altında olduğu, demokratik, hukuk devleti yolunda olan Türkiye’de böyle durumların yaşanması bizleri çok üzmüştür. MİT, hiçbir suç örgütü çevresinde bile bulunmayan sivil toplum gruplarını Mazlumder, Nakşiler, Süleymancılar, Hizmet Camiasını irtica gibi hukukta tanımlanmayan bir kavramla fişlemiştir. Yani suç işlemiştir. Toplumdan yine topluma karşı işlenmiş bir suç saklanıyor. Bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasanın 15 maddesine aykırı. Ayrıca Ceza Kanunu 132 ve devamı ile 257ye göre de suç. Bu olaya karışanları, bu olayı soruşturmayanları, sorumlularını ortaya çıkarmayarak koruyanları, bu olaya karşı susanları kınıyorum. Yukarıda anlatılanlar ışığında; Başbakanlık, MİT, MGK, Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Başkanlığı hakkında cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundum. Ayrıca aynı kişiler hakkında 50 bin TL manevi tazminat davası açtım. Bu işin sonuna kadar takipçisi olacağım. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.12.2013
AğrıdafişlenenavukatfişleyenlerhakkındadavaaçtıAğrıda fişlenen avukat fişleyenler hakkında dava açtı
Ali Bulaç - Şimdi fikir zamanı!
Zaman
14.12.2013
01:53
9 Aralık tarihli yazımda demokrasinin, malul olduğu bünyevi zaaflar dolayısıyla postmodern zamanların yeni toplumlarında ortaya çıkan ihtiyaçlara cevap vermediğine işaret etmiştim.Bu çerçevede hayli gerilerde kalmış Rousseau’cu milli iradeyi bir tür temellük anlamına gelen temsil ve meclis merkezli süblimasyonlar, sadece seçim ve meclise vurgu yapan retorikler yeni bir muhalefet türüyle dengelenmeye başlanıyor; bunu Brezilya’dan Türkiye’ye kadar birçok ülkede baş gösteren toplumsal patlamalarda gözlemleyebiliyoruz. Güç temerküzüne yönelen politik iktidara karşı ortaya çıkan bu tepkiye “sosyal muhalefet” denebilir.Türkiye örneğinde ilk tecrübe Gezi Parkı olaylarında yaşandı. Gezi organize değildi, örgütü yoktu -Taksim olaylarıyla illegal örgütler işe dahil oldu-, bir lider, parti ve ideoloji eksenli gelişmedi; “konu odaklı”ydı. Söylemi: Parkın yerine AVM ve kışla olmasın. AVM ve kışla yapımından vazgeçilince tepki de sona erdi, gerisini hükümeti devirmeye kalkışan örgütler getirmek istediler, tabii ki başaramadılar.İkinci sosyal tepki şimdilerde “dershaneler”le ilgili yapılmak istenen düzenleme dolayısıyla yaşanmaktadır. Düzenlemeye karşı tepki var. Söz konusu tepki salt politik değildir, sosyaldir, ancak “sosyal olan” “siyasi olan”dan yani siyasilerden bu düzenlemeden vazgeçmesini talep ediyor.Geçen yazımda değindiğim üzere bu bizim hem Sünni siyaset geleneğimiz hem yakın tarihimiz açısından “ilk” sayılabilir. Daha öncesinde Sosyal Müslümanlık -Cumhuriyet dönemi boyunca tarikatlar ve cemaatler- tekparti yönetimine tepkiler gösterdiler. Nurcular, Süleymancılar, Nakşiler; irili ufaklı cemaat ve tarikatlar, teslim olmadı, dinle ve Kur’an’la bağlarını korumak üzere olağanüstü gayret sarf ettiler. Ancak tepkileri otoriter laik yönetime karşıydı ve sonunda ülkenin bir dizi reform geçirip düze çıkmasında önemli rol oynadı.1950 sonrası İkinci İslamcı nesil “Siyasi Müslümanlık, Sosyal Müslümanlık ve Kültürel Müslümanlık” olarak bir tür işbölümüne gitti, her biri kendi mecrasında meşrebine uygun bir görev-hizmet tanımı yaptı. Mecralar farklıydı ama ilginç bir biçimde her biri diğerinin mecrasına kendince fayda sağladı. Geçen yüzyıl boyunca çekilen sıkıntılar ve 21. yüzyılın başında her üç İslami havzanın ortak talepleri ve işbirliği toplumsal merkezin biriken enerjisinin siyasi mecraya taşınmasını sağladı. AK Parti her üç alanda birikmiş enerjinin ürünüdür.Geldiğimiz noktada Sosyal Müslümanlığın bir muhalefet biçimi ortaya koyup kökeni ve geçmişi politik Müslümanlık olan yöneticilerle görüş ayrılığına düşmesi, tarihî tecrübemiz açısından olduğu kadar bundan sonra İslam’ın alacağı şekil açısından da önemlidir. Tartışmaya tarihi ve sosyopolitik perspektiflerden bakma zarureti var. “Tarih ve irfan/kültür” insanî çabayla teşekkül ettiğine göre bizim bu olaydaki anlama, tanıma, hüküm verme, analiz edip terkipte bulunma ve çözüm üretme potansiyelimiz ve cehdimiz belirleyici rol oynayacaktır. Bu konuda en büyük görev yine Müslüman fikir adamlarına ve araştırmacılara düşer.Belki de herkese yıkıcı zararlar verecek söz bu süreçte sorumlu fikir adamlarına düşen iki görev var. 1) Ayrışma ve gerilime sebep olan aktüel konu (dershane) hakkında hükme varırken adaleti elden bırakmamalı; ahlakî sorumluluk icabı haktan ve haklıdan yana tavır almalı. 2) Daha geniş perspektiften bu tartışmayı vesile bilip geleceğin toplumunda üç Müslüman versiyon arasındaki ilişkiler nasıl olmalıdır? Ne türden yeni bir döneme girdik, bu dönemin politik kültürü nedir? Bu tartışmayı sağlam bir kelam ve fıkıh usulüne başvurarak nasıl anlamlandırabiliriz? Bu sorulara cevaplar aramalı.Hakkı teslim eder ve haklının yanında yer alırken yine de ana kütlenin birlik ve beraberliğini merkeze almalı, vicdanımızın sesine kulak vererek haklı bulduğumuz tarafı desteklerken de “partizanca” tutumdan, kutuplaştırıcı, çatıştırıcı dil ve üsluplardan kaçınmalıyız. Müslüman mütefekkirlerin, bilim adamları ve araştırmacıların zihinlerini yoracakları, yeni ufuklara işaret edecekleri, bugün ve gelecekle ilgili anlamlı şeyler söyleyebilecekleri zamandır.
Zaman
Köşe Yazıları
14.12.2013
AliBulaç-ŞimdifikirzamanıAli Bulaç - Şimdi fikir zamanı
Vakit, fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Zaman
09.12.2013
01:54
MGK’nın 25 Ağustos 2004 tarihli toplantısında ele alınan kararları ve camiaya yönelik fişleme belgelerini yayımladığı için hakkında dava açılan Taraf gazetesi, dün ilginç bir bilgiyi okuyucularıyla paylaştı.Yeni Akit gazetesinin (o dönemdeki adı Anadolu’da Vakit) MİT’in dini cemaatleri kategorize ederek izlediği haberini 2010 yılında yayımladığını yazdı. Buna göre, söz konusu haber, 29 Nisan 2010 tarihinde Vakit’in 1. sayfasından “MİT’ten Şaşırtan Rapor” başlığıyla verildi. İç sayfada geniş olarak kullanılan haberde, hangi cemaatin hangi öncelikle takip edildiği bilgisi yer aldı. Vakit’in söz konusu haberinde şu ifadeler dikkat çekti: “Milli İstihbarat Teşkilatı Güvenlik İstihbarat Başkanlığı Yıkıcı Dinî Faaliyetler Daire Başkanlığı’nın 2010 yılı takip listesinde hayli şaşırtıcı grupların yer aldığı saptandı. Vakit, MİT’in hedefindeki Yıkıcı Dinî Örgütler listesine ulaştı. MİT’in bu yıl Yıkıcı Dini Faaliyetler kapsamında, Fethullah Gülen cemaatini de Öncelikli Takip Listesi’ne aldığı ortaya çıktı. 2010 Yılı Hedef Öncelik Tablosu’na göre takip edilecek “yıkıcı dinî örgütler” derecelere ayrılmış. MİT’in 2010 yılı takip tablosunda 1. Derece Örgütler listesinde Süleymancılar, Nakşibendiler, İHH ve Nurcu Gruplar ile Fethullah Gülen Cemaati yer aldı. Tablonun 2. ve 3. Derece örgütler bölümünde Milli Görüş, ASDER, AKDER ve Mazlum-Der gibi sivil toplum kuruluşları da bulunuyor.”EL KAİDE ÇIKTI, GÜLEN GİRDİVakit’in haberini ne Başbakanlık ne de MİT yalanlamış. Haberde çok ilginç ayrıntılar bulunuyor. 2009 yılında takip edilecek örgütler listesinde yer almayan Fethullah Gülen Grubu, “1. Dereceden Takip Edilecek Örgütler” listesine konurken, El Kaide, takip edilecek örgütler listesinden çıkarılmış. Yine 2009 yılında ikinci dereceden takip edilecekler listesinde yer alan Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi dinî gruplar, “terör örgütleri”yle birlikte takip edilen “1. Dereceden öncelikli takip edilecekler” listesine sokulmuş.
Zaman
En Çok Okunan
09.12.2013
Vakitfişlemeleri2010’daduyurmuşVakit fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Vakit, fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Zaman
09.12.2013
01:54
MGK’nın 25 Ağustos 2004 tarihli toplantısında ele alınan kararları ve camiaya yönelik fişleme belgelerini yayımladığı için hakkında dava açılan Taraf gazetesi, dün ilginç bir bilgiyi okuyucularıyla paylaştı.Yeni Akit gazetesinin (o dönemdeki adı Anadolu’da Vakit) MİT’in dini cemaatleri kategorize ederek izlediği haberini 2010 yılında yayımladığını yazdı. Buna göre, söz konusu haber, 29 Nisan 2010 tarihinde Vakit’in 1. sayfasından “MİT’ten Şaşırtan Rapor” başlığıyla verildi. İç sayfada geniş olarak kullanılan haberde, hangi cemaatin hangi öncelikle takip edildiği bilgisi yer aldı. Vakit’in söz konusu haberinde şu ifadeler dikkat çekti: “Milli İstihbarat Teşkilatı Güvenlik İstihbarat Başkanlığı Yıkıcı Dinî Faaliyetler Daire Başkanlığı’nın 2010 yılı takip listesinde hayli şaşırtıcı grupların yer aldığı saptandı. Vakit, MİT’in hedefindeki Yıkıcı Dinî Örgütler listesine ulaştı. MİT’in bu yıl Yıkıcı Dini Faaliyetler kapsamında, Fethullah Gülen cemaatini de Öncelikli Takip Listesi’ne aldığı ortaya çıktı. 2010 Yılı Hedef Öncelik Tablosu’na göre takip edilecek “yıkıcı dinî örgütler” derecelere ayrılmış. MİT’in 2010 yılı takip tablosunda 1. Derece Örgütler listesinde Süleymancılar, Nakşibendiler, İHH ve Nurcu Gruplar ile Fethullah Gülen Cemaati yer aldı. Tablonun 2. ve 3. Derece örgütler bölümünde Milli Görüş, ASDER, AKDER ve Mazlum-Der gibi sivil toplum kuruluşları da bulunuyor.”EL KAİDE ÇIKTI, GÜLEN GİRDİVakit’in haberini ne Başbakanlık ne de MİT yalanlamış. Haberde çok ilginç ayrıntılar bulunuyor. 2009 yılında takip edilecek örgütler listesinde yer almayan Fethullah Gülen Grubu, “1. Dereceden Takip Edilecek Örgütler” listesine konurken, El Kaide, takip edilecek örgütler listesinden çıkarılmış. Yine 2009 yılında ikinci dereceden takip edilecekler listesinde yer alan Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi dinî gruplar, “terör örgütleri”yle birlikte takip edilen “1. Dereceden öncelikli takip edilecekler” listesine sokulmuş.
Zaman
Güncel
09.12.2013
Vakitfişlemeleri2010’daduyurmuşVakit fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Vakit, fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Zaman
09.12.2013
01:54
MGK’nın 25 Ağustos 2004 tarihli toplantısında ele alınan kararları ve camiaya yönelik fişleme belgelerini yayımladığı için hakkında dava açılan Taraf gazetesi, dün ilginç bir bilgiyi okuyucularıyla paylaştı.Yeni Akit gazetesinin (o dönemdeki adı Anadolu’da Vakit) MİT’in dini cemaatleri kategorize ederek izlediği haberini 2010 yılında yayımladığını yazdı. Buna göre, söz konusu haber, 29 Nisan 2010 tarihinde Vakit’in 1. sayfasından “MİT’ten Şaşırtan Rapor” başlığıyla verildi. İç sayfada geniş olarak kullanılan haberde, hangi cemaatin hangi öncelikle takip edildiği bilgisi yer aldı. Vakit’in söz konusu haberinde şu ifadeler dikkat çekti: “Milli İstihbarat Teşkilatı Güvenlik İstihbarat Başkanlığı Yıkıcı Dinî Faaliyetler Daire Başkanlığı’nın 2010 yılı takip listesinde hayli şaşırtıcı grupların yer aldığı saptandı. Vakit, MİT’in hedefindeki Yıkıcı Dinî Örgütler listesine ulaştı. MİT’in bu yıl Yıkıcı Dini Faaliyetler kapsamında, Fethullah Gülen cemaatini de Öncelikli Takip Listesi’ne aldığı ortaya çıktı. 2010 Yılı Hedef Öncelik Tablosu’na göre takip edilecek “yıkıcı dinî örgütler” derecelere ayrılmış. MİT’in 2010 yılı takip tablosunda 1. Derece Örgütler listesinde Süleymancılar, Nakşibendiler, İHH ve Nurcu Gruplar ile Fethullah Gülen Cemaati yer aldı. Tablonun 2. ve 3. Derece örgütler bölümünde Milli Görüş, ASDER, AKDER ve Mazlum-Der gibi sivil toplum kuruluşları da bulunuyor.”EL KAİDE ÇIKTI, GÜLEN GİRDİVakit’in haberini ne Başbakanlık ne de MİT yalanlamış. Haberde çok ilginç ayrıntılar bulunuyor. 2009 yılında takip edilecek örgütler listesinde yer almayan Fethullah Gülen Grubu, “1. Dereceden Takip Edilecek Örgütler” listesine konurken, El Kaide, takip edilecek örgütler listesinden çıkarılmış. Yine 2009 yılında ikinci dereceden takip edilecekler listesinde yer alan Nakşibendiler ve Süleymancılar gibi dinî gruplar, “terör örgütleri”yle birlikte takip edilen “1. Dereceden öncelikli takip edilecekler” listesine sokulmuş.
Zaman
Ana Sayfa
09.12.2013
Vakitfişlemeleri2010’daduyurmuşVakit fişlemeleri 2010’da duyurmuş
Süleymancılar MHP?yi seçti
Taraf Gazetesi
22.08.2013
07:11
Süleymancıların yaptıkları dar katılımlı iftar yemeğinde MHP?nin desteklenmesinin konuşulduğu, MİT?in de bu konuşmaları ayrıntılarıyla AK Parti?ye ilettiği öğrenildi
Taraf Gazetesi
Son Dakika
22.08.2013
SüleymancılarMHP?yiseçtiSüleymancılar MHP?yi seçti
16:01 Diyanet'ten cemaatlere 'imsak' tepkisi
Milliyet
17.07.2013
16:33
Diyanet İşleri Başkanlığı; Nur, Menzil, İsmaliağa, Süleymancılar gibi cemaatlerle Süleymaniye Vakfının imsakiyelerinde oruca başlama zamanın fa...
    


Milliyet
Son Dakika
17.07.2013
1601Diyanettencemaatlereimsaktepkisi1601 Diyanetten cemaatlere imsak tepkisi
16:01 Diyanet'ten cemaatlere 'imsak' tepkisi
Milliyet
17.07.2013
16:20
Diyanet İşleri Başkanlığı; Nur, Menzil, İsmaliağa, Süleymancılar gibi cemaatlerle Süleymaniye Vakfının imsakiyelerinde oruca başlama zamanın fa...
Milliyet
Son Dakika
17.07.2013
1601Diyanettencemaatlereimsaktepkisi 1601 Diyanetten cemaatlere imsak tepkisi
28 Şubat sürecinde ‘gurbetçiler’i bile fişlemişler
Zaman
22.01.2013
14:34
Dışişleri Bakanlığı’nın Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na gönderdiği rapor, 28 Şubat sürecinde yurtdışında yaşayan Türklerin de fişlendiğini ortaya koydu. Raporda, vatandaşların ‘Milli Görüşçüler’, ‘Nurcular’, ‘Süleymancılar’, ‘Kaplancılar’ gibi etiketlerle fişlendiği görülüyor. Dışişleri Bakanlığı, Darbe Komisyonu’nun 26 Kasım 2012’de ‘28 Şubat sürecinin dış bağlantılarına ilişkin’ istediği belgelere cevap gönderdi. Komisyona ulaşan raporda, sadece yurtdışındaki Türkiye ile ilgili gazete kupürlerinin tercümelerinin olması, komisyonu hayal kırıklığına»»
Zaman
Politika
22.01.2013
28Şubatsürecinde ‘gurbetçiler’ibilefişlemişler28 Şubat sürecinde ‘gurbetçiler’i bile fişlemişler
Kazan'dan Tayyar Altıkulaç'a sert tepki
Haber7
01.11.2011
19:23
SP Genel Başkan Danışmanı Şevket Kazan, eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaçın Süleymancılar, MSP ile uzlaşma sağlayamamışlardı şeklindeki sözlerine sert bir dille tepki gösterdi.
Haber7
Son Dakika
01.11.2011
KazandanTayyarAltıkulaçaserttepkiKazandan Tayyar Altıkulaça sert tepki
Hangi cemaat kime oy verecek
En Son Haber
03.06.2011
18:47
İskenderpaşa, Süleymancılar, İsmailağa.. Hangi cemaat kime oy verecek?
En Son Haber
Son Dakika
03.06.2011
HangicemaatkimeoyverecekHangi cemaat kime oy verecek
Hangi cemaat 'evet'çi hangisi 'hayır'cı
Haber7
16.08.2010
06:56
Newsweek, dini grupların referandumda hangi yönde oy kullanacağını mercek altına aldı. Erenköy Cemaati, Nurcular, Yahyalı Grubu, İskenderpaşa, Menzil, Kadiriler, Süleymancılar ve diğer cemaatlerin evet hayır tercihi...
Haber7
Son Dakika
16.08.2010
HangicemaatevetçihangisihayırcıHangi cemaat evetçi hangisi hayırcı
Hangi cemaat 12 Eylül'de ne oy verecek
Haber7
16.08.2010
06:46
Newsweek, dini grupların referandumda hangi yönde oy kullanacağını mercek altına aldı. Erenköy Cemaati, Nurcular, Yahyalı Grubu, İskenderpaşa, Menzil, Kadiriler, Süleymancılar ve diğer cemaatlerin evet hayır tercihi...
Haber7
Son Dakika
16.08.2010
Hangicemaat12EylüldeneoyverecekHangi cemaat 12 Eylülde ne oy verecek
Plan adım adım uygulanıyor
Samanyolu Haber
15.05.2010
09:52
Yargıtay, Başsavcı İlhan Cihanerin yargılandığı Ergenekon dava dosyasını Erzurumdan istedi. Hukukçulara göre, bu karar önceki gün internete düşen ses kaydını doğruluyor.

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaneri görevi kötüye kullanmak, resmî belgede sahtecilikle yargılayan Yargıtay 11. Ceza Dairesi, dün tartışmalı bir karara imza attı. Heyet, Erzurumdaki Ergenekon dava dosyası ile İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Islak imzalı millete komplo planı dava dosyasının, birleştirme kararı beklenmeden Ankaraya gönderilmesine hükmetti. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti hakkında da Adalet Bakanlığına suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı. Hukukçular, verilen karara tepki gösterirken, eski DGM Hakimi Ahmet Çağlayan, önceki gün internete düşen ses kaydının uygulamaya konulduğuna dikkat çekti. Yargıtayın yetki sınırlarını aştığını ve Anayasaya aykırı davrandığını söyledi. İnternetteki ses kaydında, Yargıtay üyesi Hamdi Yaver Aktan olduğu iddia edilen kişi, kimliği belirsiz bir şahısla davanın Anka- raya alınacağını ve sanıkların tahliye edileceğini konuşuyor. İlhan Cihaner, göreviyle ilgili suçlardan yargılandığı davaya önceki gece uçakla getirildi. Dün sabah saatlerinde Yargıtaya getirilen ve duruşma salonuna alınan Cihanerin etrafında jandarma personeli hazır bulundu. Duruşmaya Cihanerin annesi, eşi Muteber Cihaner, YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, Ömer Faruk Eminağaoğlu, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz katıldı. Cihaner, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yaptığı savunmada, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığıyla yaptığı hiçbir yazışmasında görevli ve yetkili olduğunu belirtmediğini, İsmailağa ve Fethullah Gülen cemaatleri hakkında yürüttüğü soruşturmaların CMK 250. madde kapsamına girmediğini savundu. Örgütlü suçlarda suç ihbarını alan, suçla ilk karşılaşan savcılığın soruşturma başlatacağını anlattı. Özel Yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı da örgüt soruşturmalarını gizlediği iddiasını da kabul etmedi. Fethullahçılar, Süleymancılar ve Menzil grubunun faaliyetlerine ilişkin jandarma ve emniyetten bilgi talep ettiğini, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının talebine bilgi gelmediği için cevap vermesinin mümkün olmadığını öne sürdü. Erzurumun irticai faaliyetlerle ilgili bilgi vermesini isteyen yazısını eleştiren Cihaner, İrtica soyut bir kavram, somut şeyler söyleselerdi cevap verirdim. diyerek imalı konuştu. Yürüttüğü soruşturmadaki arama ve el koyma kararlarının hukuka aykırı yapıldığı iddialarını da kabul etmedi. Kolluğa aramaların hukuka uygun yapılması için yazı yazdığını, hiçbir insan hakkı ihlali yaşanmadığını iddia etti. Yargıtay 11. Ceza Dairesi Başkanı Ersan Ülker, daha sonra yazışmaları okudu. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı faksıyla 13.10.2010 tarihinde faks gönderdiğini belirtti. Söz konusu faksta, istenilen dosyanın İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyayla birleştirilmesine karar verildiği, dosyanın duruşma safahatına ait sesli ve görüntülü kaydın ise zapta geçirilmesine halen devam ettiği belirtildi. Dosyanın dijital ortama kaydedilen kısımlarının 2 adet CD ile APS yoluyla Yargıtaya gönderildiği kaydedildi. CDlerin dairelerine ulaşmadığını vurgulayan Ersan Ülker, Cihanerin avukatlarının Erzurumdaki davayla ilgili sunduğu CDlerin heyetçe incelendiğini vurguladı. İlhan Cihanere herhangi bir soru yöneltmeyen Yargıtay cumhuriyet savcısı ise, birleştirilmesine karar verilen Erzurum Ağır Ceza Mahkemesindeki dava dosyası ile İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosya ile İsmailağa cemaati dosyasının incelenmesi için istenmesine karar verilmesini talep etti. Cihanerin avukatı Turgut Kazan, mahkemenin görüşü sorulmadan dosyayı kaçırmak için Ergenekonla birleştirme kararı alındığını savundu. Cihaner ise Yargıtayda birleştirme kararı için eldeki evrakların yeterli olduğunu savundu: Dosyaların beklenmesine karar verilirse 3 ay daha kaybedilecektir. Bu dosyaya önce savcı aradık. Şimdi mahkeme arıyoruz. Dursun Çiçek davasıyla ilgili hiçbir bağ kalmamıştır. Çiçekin Erzincana geldiğine dair hiçbir delil yoktur. Çiçek o tarihlerde İstanbuldadır. Bir suçtan iki ayrı yargılama olmaz. Ersan Ülkerin, sanık İlhan Cihanere ismiyle hitap etmesi dikkat çekti. Ülkerin İlhan ne diyorsun? diye söz vermesinin ardından Cihaner, Erzurumun kararından sonra İstanbuldaki mahkemenin 2ye 1 birleştirme kararı vereceğini söyledi. Erzurumda yetkisiz mahkemeye karşı savunma yapmadım. Erzurumda engizisyona rahmet okutacak bir yaklaşım var. Türkçe kullanmamıza rağmen bizi dinlemediler. İlk kez görevli ve yetkili bir mahkemeye karşı savunma yapıyorum. dedi. Daire, İlhan Cihanerin Ergenekon terör örgütü üyesi olmak suçlamasıyla yargılandığı dava dosyası ile Dursun Çiçekin de bulunduğu, İrtica İle Mücadele Eylem Planı dava dosyasının, birleştirme kararı beklenmeden kurye ile gönderilmesine hükmetti. Cihanerin bir sonraki duruşmada hazır edilmesine karar veren Daire
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.05.2010
PlanadımadımuygulanıyorPlan adım adım uygulanıyor
Avusturya Türklerin eğitimini Gülen'e mi bıraktı?
CNN Türk
22.04.2010
12:48
Avusturyalı öğretim üyesi Thomas Schmidinger, Viyanada açılması tartışılan Türk Lisesi hakkında bir makale yazdı. Schmidinger, Vaiz Fethullah Gülen etrafında oluşan Türkiye kökenli Nurculuk hareketi de Viyanada 2007de Phönix Lisesini açtı. Milli Görüş ve Süleymancılar gibi diğer siyasi İslam hareketleri da ek ders ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor diye yazdı.
CNN Türk
Dünya
22.04.2010
AvusturyaTürklerineğitiminiGülenemibıraktı?Avusturya Türklerin eğitimini Gülene mi bıraktı?
Avusturya Türklerin eğitimini Gülen'e mi bıraktı?
CNN Türk
22.04.2010
12:45
Avusturyalı öğretim üyesi Thomas Schmidinger, Viyanada açılması tartışılan Türk Lisesi hakkında bir makale yazdı. Schmidinger, Vaiz Fethullah Gülen etrafında oluşan Türkiye kökenli Nurculuk hareketi de Viyanada 2007de Phönix Lisesini açtı. Milli Görüş ve Süleymancılar gibi diğer siyasi İslam hareketleri da ek ders ve eğitim alanında faaliyet gösteriyor diye yazdı.
CNN Türk
Ana Sayfa
22.04.2010
AvusturyaTürklerineğitiminiGülenemibıraktı?Avusturya Türklerin eğitimini Gülene mi bıraktı?
Bir şok belge daha: Genelkurmay...
Samanyolu Haber
30.03.2010
10:09
Genelkurmay Psikolojik Harekat Dairesinin Sultanbeyliden sonra Pendik ilçesi için de çok detaylı bir fişleme ve görev raporu hazırladığı ortaya çıktı.

Topçu Albay İsmet Kaytaz imzalı ?Psikolojik Harekat Başkanlığının C Planı? isimli belgede Pendik ilçesi, resmi ve resmi olmayan bütün kurum ve şahıslarıyla en ince ayrıntısına kadar fişlenmiş. İlçeyi fişlemekle de yetinmeyen TSK, ilçede kurduğu yerel gazeteler ile seçimleri bile yönlendirmiş. Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığının Sultanbeyli ilçesinden sonra Pendik ilçesinde de detaylı bir harekat planı hazırladığı ve ilçede büyük çaplı bir fişleme gerçekleştirdiği belirlendi. Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığının 23 Ağustos 2001de Topçu Albay İsmet Kaytaz imzalı C Planı isimli harekat planında Pendik ilçesi topyekûn fişlenmiş. İlçenin siyasi, ekonomik ve demografik özelliklerinin en detaylı şekilde anlatıldığı fişleme dosyasında irtica adı altında da dindar iş adamları, esnaf ve kurumlar hedef olarak seçilmiş. ?Gizli? ibareli harekat planı belgesinin giriş bölümünde ?İlçenin Demografik Yapısı? hakkında bilgi verilirken Pendikin 1930 yılında belediye olduğu, 11.08.1988 tarihinde ise ilçe olduğu bilgisi aktarılarak, 1927den 2000 yılına kadarki süreçte ilçenin detaylı nüfus bilgileri veriliyor. İlçede 2001 yılına kadar inşa edilen 32 bin bina, 25 bin 99 iş yeri ve 19 bin 622 adet gecekondu olduğunun tek tek tespit edildiği kaydedilen belgede, toplam 47 ilköğretim okulu, 7 klasik lise, 4 meslek lisesi, 2 özel lise, 12 meslek kursu, 11 sürücü kursu, 14 dershane, 1 çıraklık eğitim merkezi bulunduğu ve yine bu okullarda toplam 69 bin öğrencinin eğitim gördüğü bilgisi veriliyor. 1989 yılında Bulgaristandan göç eden göçmenler için inşa edilen 3 bin 150 konuta göçmenlerle beraber Doğu ve Güneydoğudan gelen vatandaşların yerleştirilmesinden duyulan rahatsızlığın ifade edildiği belgede, özellikle Doğu ve Güneydoğudan gelen vatandaşların ileride ayrılıkçı gruplarca kullanılabilmesi ihtimalinden dolayı bunların konutlardan çıkarılması için çalışılması gerektiği vurgulanıyor. Genelkurmay bir yandan ilçenin bütün özelliklerini tek tek sıralarken öbür yandan da özellikle seçim dönemlerinde halkı yönlendirmek için ilçede yerel gazete kurmuş ve çalışmalarını bu gazeteler aracılığıyla halka ulaştırmaya çalışmış. İşte belgedeki o bölüm: ?İlçede özellikle seçim zamanlarında propaganda maksatlı birçok gazete basılmakla birlikte düzenli olarak yayın hayatına devam edenler; Sonsöz, Gözdağı, Marmara ve Yenigün gazeteleridir.? Söz konusu gazetelerden Sonsöz dışındakilerin tamamı şu anda yayın yapmıyor. Sonsöz gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Siraç Fakirullahoğlu iddialar üzerine, aradan uzun bir zaman geçtiğini, ancak o dönemde Jandarmanın yaptığı güzel çalışmalar olduğunu ve onları haberleştirdiklerini doğruladı. Skandal belgenin, ?Siyasi ve İrticai Faaliyetler? başlığı altında ise akıl almaz fişlemeler olduğu dikkat çekiyor. Özellikle fişleme belgesindeki, ?Doğu ve Güneydoğu kökenli vatandaşların yaşadığı mahallelerde yapılan düğünlerde Kürtçe şarkılar söylendiği tespit edilmiştir? ifadesi, cuntacı yapılanmanın her türlü temel insani özgürlüğü hedef aldığını gözler önüne seriyor. İlçede fişlenmeyen tek nesne ve canlı bırakmayan Genelkurmay Psikolojik Harekat Daire Başkanlığının Pendik Planında en ilginç bölüm ise mütedeyyin insanlara ayrılmış. Milli Gençlik Vakfı, Nakşibendî Tarikatı, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri ile Fethullah Gülen Hocaefendi gönüldaşlarının da detaylı bir şekilde fişlendiği belgede şu skandal ifadeler yer alıyor: ?Kurtköy Mahallesi Göçbeyli Köyü bölgesinde villa kent adı altında kurulmuş sitenin iki metre yüksekliğinde duvarla çevrili olduğu ve yabancıların içeri alınmadığı, bu tesiste Fetullah Gülen grubuna müzahir kişilerin ikamet ettiği, Belediye Encümeni Ekrem Ekşinin Milli Gençlik Vakfı (MGV) kurucularından olduğu, Mevlut Kantar Total Gaz Bayii, Necati Morkoç Tv Tamircisi, isimli ekonomik güce sahip saygın kişilerin halen Fetullah Gülenin faaliyetlerini destekledikleri, Birlik Tel Firmasının işletmeciliğini yapan Mevlüt Aka ve yanında çalışan işçilerin Nakşibendi tarikatına mensup oldukları, Sanayi Mahallesinde faaliyet gösteren Anadolu Seramik Şirketi sahibi ve 65 personeli ile yine aynı mahallede bulunan İDESER Seramikin sahibi ile 45 işçisinin de Nur tarikatı Fetullah Gülen koluna mensup oldukları, Sanayi Mahallesinde bulunan Tuğba Kız Kuran Kursu ile Şeyhli Erkek Talebe Yurdunun Süleymancılar tarafından işletildiği, bölgenin ulaşım yönünden müsait olması nedeniyle, ilçe dışından gelen grupların toplu eylem yapma, afiş asma, bildiri dağıtma gibi faaliyetleri yapmak açısından imkan buldukları tespit edilmiştir.? Skandal fişleme belgesinin ?Sonuç ve Teklifler? bölümünde ise iskan izni olmayan bölgelerde inşa edilen konut ve yapıların tarikatlara gelir sağladığı ve yine tarikatların bu alanlarda sempatizanlarını barındırdıkları ve eğitti
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.03.2010
BirşokbelgedahaGenelkurmayBir şok belge daha Genelkurmay
Rastlantının bu kadarı da fazla!
Samanyolu Haber
01.03.2010
07:32
3. Ordu Komutanı Saldıray Berkle Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihanerin Erzincanda aynı dönemde (2007 Temmuz-Ağustos) göreve başladığı ortaya çıktı.

İsmailağa cemaatine yönelik aynı yılın kasım ayında başlatılan ve 2 yıl gizli olarak sürdürülen soruşturma 2009da zirve yapmış. Bu da akıllara Nisan 2009 tarihli İrticayla Mücadele Eylem Planını getiriyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), savcıların yetkilerini aldı ama Erzurum-Erzincan hattındaki tartışma bitmedi. Krize kaynaklık eden Erzincandaki soruşturmaların, mahiyeti az çok anlaşılsa da henüz aydınlanmamış karanlık noktaları bulunuyor. Bu yöndeki sorular ise daha çok Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihanerle ilgili. Başsavcının bizzat yürüttüğü sürecin kronolojik safhaları ilginç detaylar içeriyor. Cihaner ve soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan ancak gitmeyen 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berkin Erzincana aynı dönemde geldikleri ortaya çıktı. Dini/muhafazakar gruplara yayılan soruşturmaların 2009un ilk altı ayındaki hareketli seyri ise ister istemez Nisan 2009 tarihli İrtica ile Mücadele Eylem Planı kuşkusunu akla getiriyor. Geldiği ilde ayağının tozuyla soruşturma başlatan, polise güvenmeyip bütün süreçleri jandarma eşliğinde yürüten İlhan Cihaner, yetki ve görevlerime kıskançlıkla sahip çıkarım ifadesiyle çiziyor kendi portresini. Dosya gizleme ve vermeme direncine bakılırsa haksız sayılmaz. Ancak, suç izlenim ile başlar diyen başsavcıya, yaşananların ne derece hak verdiği de önemli. Tunceli Cumhuriyet Başsavcısının açtığı dava, müfettiş tespitleri ve kendi kaleminden çıkan savunmasına bakmak yeterli. Çünkü sürecin kronolojik kodları, bu belgelerde gizli. İlhan Cihaner ve tartışılan isim 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, 2007de (2 Temmuz-30 Ağustos) Erzincanda göreve başlamış. Düğmeye ise 2007nin Kasımında basılmış. Bundaki tesadüf bir yana Cihanerin, Paşa için gizli tanıklara buranın reisi diye bahsettiği iddia edilmişti. HSYKya sunduğu yazılı savunma ise Başsavcının Erzincana gelir gelmez dini grupları fark ettiğini gösteriyor. Buna göre, dikkatini önce, İsmailağa cemaati çeker; İl Jandarma Komutanlığı ile 2 Kasım 2007de yazışmalara başlar. 25 günde örgütsel faaliyet ve suç ve şüphelilerin adres tespiti yapılır. Devamı savunmasında şöyle geçiyor: Yazıda suçların örgüt kapsamında değerlendirildiğine dair açık ibare yok ise de hukuki değerlendirme yaparak iletişimin tespiti için mahkemeden karar çıkarttım. Bir şahsın telefon takibinden de, cemaatin Türkiye çapında hızla örgütlenmekte olduğunu çözer!.. SORUŞTURMA 2009DA HIZ KAZANIYOR Çalışmalar arama/gözaltılara geçilecekken soruşturma etkinliğini azaltacak gelişmelerden şüphelenen Cihaner, işlemleri erteler. Başka cemaatler de bu suçları işlediği halde... düşüncesiyle de soruşturmayı 20 ili kapsayacak şekilde Gülen, Süleymancılar ve Menzil gruplarına yayar. 23 Şubat 2009da İsmailağa operasyonları yeniden başlar. Erzincan tartışmasının can alıcı sorularından biri, işte bu safhada ortaya çıkıyor. Belgeler, bir geri iki ileri temposunda yürüyen cemaat soruşturmalarında, 2009 başı ile Haziran arası hareketlilik yaşandığını gösteriyor. Bu altı ay, önemliydi. İrtica ile Mücadele (AK Parti ve Güleni bitirme) Eylem Planı, yani Albay Dursun Çiçek ıslak imzalı belge, Nisan 2009 tarihliydi. 12 Haziranda Tarafın haberiyle de şifre olmuştu. Cihaner, planın Erzincanda uygulandığı eleştirilerine soruşturmaların önceden başladığı savunması getirmişti. Peki, altı ayda ne olmuştu? Erzurum Özel Yetkili Savcılığı 10 ve 17 Mart 2009da İsmailağa dosyasını istiyor. Direnen Başsavcı, ayın 20sinde gönderiyor. Erzurum, diğer cemaatlerle ilgili soruşturmayı da 23 ve 30 Nisan 2009 tarihlerinde istiyor. Savcı önce soruşturma olmadığını (oysa yazılı savunmasında, bu kişileri jandarmanın önleyici dinleme listesinden tespit ettiklerini anladım diyor) belirtiyor, sonra direniyor. ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.03.2010
RastlantınınbukadarıdafazlaRastlantının bu kadarı da fazla
Tanju Veli Aydın'ın sırrı çözüldü
Samanyolu Haber
18.02.2010
14:13
Bundan birkaç ay önce Kafes Eylem Planı yayınlandığında ortaya çıkan en silik isimdi.

İçinde koramirallerin, kurmay albayların, subayların olduğu listede, adının karşısında sadece işçi yazıyordu. Bu kadar parıltılı ismin arasında kimse Tanju Veli Aydınla ilgilenmeye gerek görmemişti. Kafes Eylem Planını hazırlayan Özel Operasyon Gücü Komutanlığına bağlı bir hücrede ismi geçiyordu. Peki Aydının sırrı ve gerçek görevi neydi? Bazen av, bazen avcı, bazen de tuzaktaki yem olmuş. Bu sözler bana ait değil. Tanju Veli Aydını yakından tanıyan, yıllarca birlikte çalıştığı arkadaşlarından birine ait. Tanju Veli Aydın kim? diye sorduğunuzu duyar gibiyim. O halde hafızamızı biraz zorlamakta yarar var. Bundan birkaç ay önce Kafes Eylem Planı yayınlandığında ortaya çıkan en silik isimdi, içinde koramirallerin, kurmay albayların, subayların olduğu listede, adının karşısında sadece işçi yazıyordu. Bu kadar parıltılı ismin arasında kimse Aydınla ilgilenmeye gerek görmemişti. Kafes Eylem Planını hazırlayan Özel Operasyon Gücü Komutanlığına bağlı bir hücrede ismi geçiyordu. Uzun yıllar İzmit-Gölcük tersanesinde, daha sonra da Balıkesir-Erdekte görev yapmıştı. Muhafazakârdı, ilk karısının başı örtülüydü. Yakın aile fertleri arasında İslamî gruplarla teması olan çok sayıda kişi vardı. Bu özellikleri onu daha da sıradanlaştırmıştı. Zaten tersane çalışanlarının büyük çoğunluğu bu formattaydı. Ancak Tanju Veli Aydını farklılaştıran Deniz Kuvvetleri Komutanlığındaki bağlantılarıydı. İsterseniz önce Aydının kısa geçmişine bakalım, ardından da bağlantılarına büyüteç tutalım... 28 Şubat sürecinde değişti Tanju Veli Aydın aslen Tokat-Almuslu bir ailenin çocuğu. Ancak Muşta 1969 yılında doğmuş. Daha sonra aile İzmit-Karamürsele yerleşmiş. O gün bugündür de Karamürselde yaşıyor. Boşandığı eşi Naciye Akın başörtüsü kullanıyor ve çevresinde namazında-niyazında bir isim olarak tanınıyor. Baba Cemal Aydın da son derece dindar bir isim. Ailenin pek çok ferdiyle birlikte Süleymancılar grubunun üyeleri arasında: Baba Aydın Süleymancılara ait Karamürsel Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneğinde başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Veli Aydın bu bağlantılarından dolayı olsa gerek çocuğunu aynı grubun Muhsinler Kolejinde okutuyor. 28 Şubat sürecinin başladığı 1997 yılma kadar son derece sıradan bir hayat yaşamış Veli Aydın. Ya da öyle görüntü vermiş. 1997 ile birlikte Aydının yaşantısında ciddi değişiklik olmuş; Mesaisine düzenli gelip giden, işini iyi yapan birisiydi. Ne olduysa Refah-yol Hükümeti kurulduktan sonra oldu. İşe geliş-gidiş saatlerine dikkat etmemeye başladı. Bu arada eli para gördü Kıt kanaat yaşayan bir isimdi. O dönemde birden paralandı. Üstlerinin uyarılarını ciddiye almadı. Ceza vermek, uyarmak isteyenlere ise yukarıdan müdahale etmişler. Yakın arkadaşının anlatımıyla bir değişim yaşamış Veli Aydın. Bu dönemde sıklıkla araba değiştirmesiyle dikkat çekmiş. 10a yakın farklı otomobil kullandığını, üç-beş cep telefonu taşıdığını anlatıyor arkadaşları: 1997de cep telefonu bu kadar yaygınlaşmamıştı. O şartlar içerisinde oldukça pahalıydı. Herhangi bir işçi için cep telefonu bulundurmak epey lükstü. Ama Veli Aydın hatırladığıma göre birkaç cep telefonu taşıyordu. Sık sık da numara değiştiriyordu. Bu değişimi fark eden arkadaşlarının sorularını da Boş ver diyerek geçiştiriyormuş. Aydın tam bu dönemde rütbelilerle yakınlaşmaya başlamış; işçiler tersanede görev yapan subay ve astsubayları tanırlar. Ama aralarında kolay kolay samimiyet olmaz, görünmez duvarlar vardır. Veli Aydın ise en üst rütbelilerle bile tanışır, onlarla muhabbet etmekten çekinmezdi. Aydının ismi o yıllarda iki önemli olayla birlikte anılmış. Geleceğin amirali olarak gösterilen bir kurmay subay hakkında dedikodu yayılmış. Bu subayın eşcinsel olduğuna dair birlik komutanlarına telefonlar açılmış, ihbarlar yapılmış. Ancak yapılan araştırma sonucunda iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkmış. Kurmay subayın aklanmasını sağlayan isim ise kurulan tezgâh içinde yer alan ve olayı tüm detaylarıyla anlatan başka bir subay olmuş. Subayın itirafına göre o gün birliklere telefon açan, iddiayı yayan isim tersanede çalışan bir işçiymiş. Veli Aydının isminin karıştığı diğer olay ise 4 Temmuz 1998te yaşandı. O gün SAT Yüzbaşı Güngör Durmuş eğitim sırasında kaza kurşunuyla öldü. Güngör Durmuşun ölümü uzun yıllar Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personeli arasında hep şüphe ile dile getirildi. Görev yaptığı birlikte bir astsubayın kurşununa hedef olan Durmuş eğer ölmeseydi SAT Komutanlığına aday en önemli isimdi. İddialara göre Durmuşun ölmesiyle birlikte Orhan Yücelin önü açıldı. Şimdi ise Deniz Kur. Alb. Orhan Yücelin adı Amirallere suikast planı içerisinde geçiyor. Alb. Yücel aynı zamanda 28 Aralık 2009da iddia olunan Ergenekon Terör Örgütü Davası kapsamında sorgulandı. Anlatılanlara göre Veli Aydın, Güngör Durmuşun öldürülmesi ile ilgili her türlü bilgiye sahip. Çevresinde dindarlığıyla bilinen
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2010
TanjuVeliAydınınsırrıçözüldüTanju Veli Aydının sırrı çözüldü
Okurken bile KANINIZ DONACAK!
Samanyolu Haber
08.02.2010
10:20
Korkunç faaliyet raporu: 1997den 2001 yılına kadar kaç kuran kursu kapattık?... Kaç öğrenci yurdu kapattık?... Camiler nasıl denetleniyor?...

Genelkurmay Başkanlığı Psikolojik Harekat Daire Başkanlığı bünyesinde hazırlanan, 11 Temmuz 2001 tarihli ?Gizli? ibareli bir raporda, Sultanbeyli ilçesindeki sözde ?irticai? durumun ?psikolojik harekat faaliyetleri? bakımından incelendiği ortaya çıktı. ?1nci Psikolojik Harekat Tabur Komutanlığınca İstanbul Sultanbeyli ilçesinde siyasi ve irticai yapılanma, siyasi partilerin amaçları ve faaliyetleri, halk üzerindeki etkinliği, propaganda vasıtaları ve kullanılan temalar konusunda icra edilen Psikolojik Harekat faaliyetleri ile ilgili hazırlanan Görev Sonuç Raporu ilgi ile alınmış ve önemli görülen hususlar müteakip maddelerde arz edilmiştir? denilen raporda, ilçede yaşayan insanların tek tek Türkiyenin hangi bölgesinden geldikleri, siyasi eğilimleri, kültürel ve etnik aidiyetleri, okuma yazma oranı, karşılaştırmalı cami ve okul sayılarına kadar bir çok veri yer alıyor. Raporda ayrıca, 1997 yılından 2001e kadar Sultanbeylide irtica ile nasıl mücadele edildiği, kaç Kuran kursu ve öğrenci yurdunun kapatıldığı, camilerin nasıl denetim altına alındığı etraflıca anlatılıyor. Raporun nasıl hazırlandığıyla ilgili bilgi verilirken de JİTEMin varlığı açıkça kabul edilirken, şu ifadeler dikkat çekiyor: ?Sultanbeyli ile ilgili tespit edilen hususlar, Sultanbeyli ilçesinde kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan memurlar, ilçe kaymakamı, JİT personeli, esnaf ve yerel halk ile yüz yüze iletişim kurularak elde edilmiştir.? ?Sultanbeyli ilçesi mutaassıp ve dindar yapılı ailelerden oluşmaktadır. İlçe bu nedenle her türlü dini istismara açıktır. İlçede toplam cami sayısı 104 iken, okul sayısı 24tür. Camilerden 84ü faal halde olup, geriye kalanı inşaat halindedir. Görevli imamların 35i kadrolu, 49 imam ise valiliğin onayı ile fahri imam olarak görev yapmaktadır.? ?1997 yılında yapılan genel ve yerel seçimlerde kapatılan Refah Partisi ve devamı olan Fazilet Partisi toplam oyların yüzde 68ini alırken, bu oran 1999 yılında yüzde 20 azalmış ve yüzde 48e düşmüştür. Buna karşın HADEPin oyları yüzde 20ye çıkmıştır. Kapatılan FP ile HADEPin etnik milliyetçilik bağlamı dışında dini yönden yapılanmasında benzerlik vardır. FPnin oylarındaki düşmenin nedeni HADEPin seçime girmesidir.? Kapatılan FPnin seçmenlerinin çoğunlukta olduğu bu bölgede Hizbullah Terör Örgütü, İCCB-AFİD, İBDA-C, Müslüman Kardeşler Kısas Savaşçıları, Süleymancılar, Fethullah Gülen Grubu, Nur Cemaati, İsmailağa Cemaati, Milli Gençlik Vakfı sempatizanlarının faaliyetleri vardır.? Sultanbeyli İlçesi eski Belediye Başkanı Ali Nabi Koçak hakkında iddialara da yer verilen raporda, Koçakın ilçeye dindar ailelerin yerleşmesine gayret gösterdiği ve bu konuda belediye imkanlarını kullandığı öne sürülüyor. Bu konuda şu ifadeler dikkat çekiyor: ?1989 yılında belediye ve 1992 yılında ilçe olan Sultanbeylinin bugünkü irticai duruma gelmesinde en büyük bay sahibi olan kişi olmuştur.? ?Geçmişten günümüze Mülki İdarenin ve TSKnın etkili çalışmalarıyla ilçede sarıklı ve fesli dolaşan insanlara rastlanılmamaktadır. Ancak bu durum, bireylerin siyasi ve ideolojik düşüncelerinden vazgeçtiklerini göstermemektedir.? ?İlçeye bağlı bütün mahallelerde FPnin seçmen kitlesi çoğunluktadır. FPnin kapatılmasıyla, gelenekçi ve yenilikçi kanat şeklinde tabir edilen iki oluşum meydana gelmiştir. Bu oluşumların partiye dönüşmesi halinde, parti seçmeninin büyük bir kısmının Recep Tayyip Erdoğandan yana tavır alacağı öğrenilmiştir.? ?Gazi, Ahmet Yesevi, Battal Gazi, Fatih, Hamidiye, Hasan Paşa, Mecidiye, Mehmet Akif Ersoy, Turgut Reis, Yavuz Sultan Selim mahallelerinde irticai yapılanma diğer mahallelere göre daha fazladır. Bu mahallelerde radikal dini grupların kaçak olarak oluşturdukları, sık sık yerini değiştirdikleri ve Kuran Kursu olarak kullandıkları evlerin olduğu öğrenilmiştir.? ?Ali Nabi Koçakın belediye başkanlığının dürülmesinden sonra belediyede çalışan memurların sakalları ilçe kaymakamı tarafından belediye binasına berber gönderilerek kestirilmiştir. İlçe genelinde kadınların mensubu olduğu tarikata göre giyindikleri gözlenmiştir.? ?İlçede İmam Hatip kökenli bayanlar ev ev dolaşarak dini vaazlar vermekte, genelde akşam saatlerinde faaliyet göstermekte, Kuran-ı Kerimin yaş gözetilmeksizin öğrenilmesi için gönüllü olarak çalışmaktadırlar. Bu bayanların radikal dini gruplar tarafından desteklendiği değerlendirilmektedir.? ?İlçede görev yapan 879 öğretmenden 300ü Refah Partisi iktidarı dönemini kapsayan süreçte göreve başlamış, büyük bir bölümünün FPnin ve BBPnin görüşünü taşıdıkları öğrenilmiştir.? ?İlçede 91.80 frekansından yayın yapan Sultan FM radyosu dini ağırlıklı yayın yapmaktadır. İlçede yerel gazete olarak yayın hayatına devam eden Merhaba Gazetesinin basım yeri Bağcılar ilçesi olup, yönetim yeri ise Sultanbeylidir. Gazete, F
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.02.2010
OkurkenbileKANINIZDONACAKOkurken bile KANINIZ DONACAK
Cemalettin Kaplan Süleymancılar'ı ihbar etmiş!
Hür Haber
28.10.2009
00:04
Cemalettin Kaplan Süleymancıları ihbar etmiş!
Almanyada kurduğu Anadolu Federe İslam Devletiyle gündeme gelen Cemalettin Kaplanın Adana Müftülüğü yaptığı sırada Süleymancıları dönemin Başbakanı Süleyman Demirele ihbar ettiği ortaya çıktı?
Hür Haber
Son Dakika
28.10.2009
CemalettinKaplanSüleymancılarıihbaretmişCemalettin Kaplan Süleymancıları ihbar etmiş
Rus MGK'sında Gülen Raporu
Son Sayfa
03.03.2009
13:09
Rus MGKsında Gülen Raporu
Rus istihbartı Ocak ayı sonunda Süleymancılar ve Nurcular hakkında ciddi bir raporu Güvenlik Kuruluna sundu.İşte o raporu sonsayfa ele geçirdi.
Son Sayfa
Son Dakika
03.03.2009
RusMGKsındaGülenRaporu Rus MGKsında Gülen Raporu
Rus MGK'sında Gülen Raporu
Son Sayfa
03.03.2009
13:06
Rus MGKsında Gülen Raporu
Rus istihbartı Ocak ayı sonunda Süleymancılar ve Nurcular hakkında ciddi bir raporu Güvenlik Kuruluna sundu.İşte o raporu sonsayfa ele geçirdi.
Son Sayfa
Son Dakika
03.03.2009
RusMGKsındaGülenRaporuRus MGKsında Gülen Raporu
Rus MGK'sında Gülen Raporu
Son Sayfa
03.03.2009
13:03
Rus MGKsında Gülen Raporu
Rus istihbartı Ocak ayı sonunda Süleymancılar ve Nurcular hakkında ciddi bir raporu Güvenlik Kuruluna sundu.İşte o raporu sonsayfa ele geçirdi.
Son Sayfa
Son Dakika
03.03.2009
RusMGKsındaGülenRaporu Rus MGKsında Gülen Raporu
CHP Genel Saymanı Özyürek: Bazı cemaatlerin adaylarımızı desteklemesi, onlarla pazarlık yaptığımız anlamına gelmez
Net Gazete
25.11.2008
19:32
CHP Genel Saymanı Mustafa Özyürek, TBMM grubundan önce, gazetecilerin, CHPnin, AK Partiden rahatsız cemaatler açılımına ilişkin basında çıkan haberlere yönelik sorularını yanıtladı. Cemaatlerin, tarikatların oyunu almak için herhangi bir girişim ve temaslarının olmadığını kaydeden Özyürek, Bölgesel olarak kendiliğinden ortaya çıkan durumlardır. Süleymancılar bir adayı destekler, ona karşı olan bir başka grup bunu destekler. Onun desteklerinin sonuç verebilmesi için de en güçlü aday olması lazım. CHP, her yerde AKP ile yarışan bir parti olduğu için bazı kesimler, bazı cemaatler bizim adaylarımızı kendiliğinden destekler. Ama bu, bizim onlarla pazarlık yaptığımız anlamına gelmez diye konuştu.
Net Gazete
Son Dakika
25.11.2008
CHPGenelSaymanıÖzyürekBazıcemaatlerinadaylarımızıdesteklemesionlarlapazarlıkyaptığımızanlamınagelmezCHP Genel Saymanı Özyürek Bazı cemaatlerin adaylarımızı desteklemesi onlarla pazarlık yaptığımız anlamına gelmez
Kurslarda tarikat izi
Evrensel
02.08.2008
09:26
Patlama sonucu yıkılan binanın Süleymancılar grubuna ait yurt olduğu kaydedildi.
Evrensel
Güncel
02.08.2008
KurslardatarikatiziKurslarda tarikat izi
Yaralı 17 öğrencinin isimleri belli oldu
Net Gazete
01.08.2008
20:22
Konya Acil Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Galip Şef, Yaralılardaki yanıklardan binadaki göçüğe tüp patlamasının neden olduğunu düşünüyoruz diye konuştu. Şef, 3 katlı binanın enkazında arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. Bu arada CNNTürk televizyonunda yurdun Süleymancılar grubuna ait olduğu bilgisi yeraldı. Yurdun Konya şehir merkezinden 165 kilometre uzaklıkta olduğu kaydedildi. Kız öğrencilerin 12- 16 yaşlar arasında olduğu ifade edildi.
Net Gazete
Son Dakika
01.08.2008
Yaralı17öğrencininisimleribelliolduYaralı 17 öğrencinin isimleri belli oldu
Yaralı 12 öğrencinin isimleri belli oldu
Net Gazete
01.08.2008
08:12
Konya Acil Sağlık Hizmetleri Şube Müdürü Galip Şef, Yaralılardaki yanıklardan binadaki göçüğe tüp patlamasının neden olduğunu düşünüyoruz diye konuştu. Şef, 3 katlı binanın enkazında arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. Bu arada CNNTürk televizyonunda yurdun Süleymancılar grubuna ait olduğu bilgisi yeraldı. Yurdun Konya şehir merkezinden 165 kilometre uzaklıkta olduğu kaydedildi. Kız öğrencilerin 12- 16 yaşlar arasında olduğu ifade edildi.
Net Gazete
Son Dakika
01.08.2008
Yaralı12öğrencininisimleribelliolduYaralı 12 öğrencinin isimleri belli oldu
Süleymancılar mercek altında
Evrensel
14.04.2008
17:14
Almanya’da DİTİB ve Milli Görüş’ten sonra en büyük İslami kuruluş olarak tanıtılan ve Federal Hükümet tarafından da İslam Konferansı çerçevesinde resmi muhatap olarak kabul edilen Süleymancılar Tarikatı’nın Almanya’daki kolu İslam Kültür Merkezleri (VIKZ) ile ilgili olarak Köln polisi tarafından özel bir çalışma grubu kurulduğu ortaya çıktı.
Evrensel
Güncel
14.04.2008
SüleymancılarmercekaltındaSüleymancılar mercek altında
Süleymancılar mercek altında
Evrensel
14.04.2008
11:38
Almanya’da DİTİB ve Milli Görüş’ten sonra en büyük İslami kuruluş olarak tanıtılan ve Federal Hükümet tarafından da İslam Konferansı çerçevesinde resmi muhatap olarak kabul edilen Süleymancılar Tarikatı’nın Almanya’daki kolu İslam Kültür Merkezleri (VIKZ) ile ilgili olarak Köln polisi tarafından özel bir çalışma grubu kurulduğu ortaya çıktı.
Evrensel
Güncel
14.04.2008
SüleymancılarmercekaltındaSüleymancılar mercek altında
Toplam "46" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti