sıcak para çok az | |
|
| Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz? | Zaman | 11.06.2013 16:59 |  | | Makine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, sıcak havaların vazgeçilmezi olan klimalar hakkında önemli bilgiler verdi.Sağlıklı klima kullanımı, doğru klima seçiminin çok önemli olduğunu belirtenBallıkaya, Kavurucu sıcaklar vatandaşlarımızı klima kullanımına yöneltmekte ve evlerde, iş yerlerive arabalarda serinlemek için klimalar kullanılmaktadır. Fakat gereğinden fazla kapasitede seçilmiş ve bilinçsiz kullanılan klimalar,bütçeye olduğu kadar insan sağlığına ve çevreye büyük zarar vermektedir. Bu zararların önüne geçebilmek için klima ve klima kullanımıyla ilgili yeterli bilincin oluşması şart dedi.DOĞRU KLİMA SEÇİMİ ÖNEMLİMakine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, klimanın kışın soğuğunda ısınmak yazın sıcağında serinlemek için dizayn edilmiş bir konfor aracı olduğunu belirterek Doğru kullanıldığında sağlıklı ortam sağlar. Ama doğru kullanılmazsa klimalı hayat kabus olur diye konuştu.Klima seçimi, montajı ve kullanımının son derece önemli olduğunu belirten Ballıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir makine mühendisi yapmalıdır. Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur kalklardan dolayı daha fazla elektrik sarfiyatına ve ilk kurulum esnasında daha fazla para ödenmesine neden olacaktır.Klima alırken öncelikli olarak enerji verimliliği yüksek A Tipi cihazların tercih edilmesi gerektiğini belirten Ballıkaya, sözlerine şöyle devam etti: Klimanın verimini belirleyen faktör, COP değeri olduğundan, COP değeri ne kadar büyükse klima o kadar verimli çalışıyor demektir.Bu nedenle alınacak klimanın COP değerine dikkat edilmelidir. Alacağınız klimaların mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmalıdır. Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilmelidir. Bir başka deyişle satış, dağıtım, kurulum gibi hizmetleri standartlaştırılmış, bayilik ağları iyi işleyen firmaların klimaları tercih edilmelidir. Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleriyılda bir kez temizlenmelidir. Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini unutmayın ve de filitrelerin zamanında değişimin yapılmasını sağlayın. Cihazın, dış ve iç ünitesinin sürekli temiz ve bakımlı olması cihaz kapasitesinden her zaman tam olarak faydalanmanızı sağlar. Bunun için özellikle iç ünitenin, hava filtresinin ve dış ünitenin serpantinleri sık sık toz gibi yabancı maddelerden temizlenmeli, hatta yıkanmalıdır. Klimalardaki soğutucu gazın ölçümü en az yılda bir defa teknik servis tarafından yapılmalı ve eksikse tamamlanmalıdır. Eksik soğutucu gazlaçalışan klimalar gereksiz enerji sarfiyatına neden olmaktadır.Ballıkaya, klimalarda kış için konfor sıcaklığının 20-22 derece, yaz için de, 24 derece olduğunu vurgulayarak açıklamalarını şöyle tamamladı: Cihazı konfor sıcaklığına ayarlayarak kendi kontrol sistemi ile ortam havasını istenen sıcaklık değerine getirmesini beklemek en doğru yöntemdir. Bunun dışında bir an önce ortamı soğutmak veya ısıtmak amacıyla en düşük ya da en yüksek sıcaklık değerine ayarlamak, sağlık açısından risk taşıdığı gibi enerji israfına da neden olur. Klimaların verimli, konforlu ve uzun ömürlü kullanımını sağlamak için bu önerilerin dikkate alınması çok önemlidir.(İHA) | | Zaman Sağlık 11.06.2013 | | | Klimakullanımındaneleredikkatetmeliyiz?Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz? |
|
| Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz? | Zaman | 11.06.2013 12:51 |  | | Makine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, sıcak havaların vazgeçilmezi olan klimalar hakkında önemli bilgiler verdi.Sağlıklı klima kullanımı, doğru klima seçiminin çok önemli olduğunu belirtenBallıkaya, Kavurucu sıcaklar vatandaşlarımızı klima kullanımına yöneltmekte ve evlerde, iş yerlerive arabalarda serinlemek için klimalar kullanılmaktadır. Fakat gereğinden fazla kapasitede seçilmiş ve bilinçsiz kullanılan klimalar,bütçeye olduğu kadar insan sağlığına ve çevreye büyük zarar vermektedir. Bu zararların önüne geçebilmek için klima ve klima kullanımıyla ilgili yeterli bilincin oluşması şart dedi.DOĞRU KLİMA SEÇİMİ ÖNEMLİMakine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, klimanın kışın soğuğunda ısınmak yazın sıcağında serinlemek için dizayn edilmiş bir konfor aracı olduğunu belirterek Doğru kullanıldığında sağlıklı ortam sağlar. Ama doğru kullanılmazsa klimalı hayat kabus olur diye konuştu.Klima seçimi, montajı ve kullanımının son derece önemli olduğunu belirten Ballıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir makine mühendisi yapmalıdır. Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur kalklardan dolayı daha fazla elektrik sarfiyatına ve ilk kurulum esnasında daha fazla para ödenmesine neden olacaktır.Klima alırken öncelikli olarak enerji verimliliği yüksek A Tipi cihazların tercih edilmesi gerektiğini belirten Ballıkaya, sözlerine şöyle devam etti: Klimanın verimini belirleyen faktör, COP değeri olduğundan, COP değeri ne kadar büyükse klima o kadar verimli çalışıyor demektir.Bu nedenle alınacak klimanın COP değerine dikkat edilmelidir. Alacağınız klimaların mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmalıdır. Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilmelidir. Bir başka deyişle satış, dağıtım, kurulum gibi hizmetleri standartlaştırılmış, bayilik ağları iyi işleyen firmaların klimaları tercih edilmelidir. Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleriyılda bir kez temizlenmelidir. Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini unutmayın ve de filitrelerin zamanında değişimin yapılmasını sağlayın. Cihazın, dış ve iç ünitesinin sürekli temiz ve bakımlı olması cihaz kapasitesinden her zaman tam olarak faydalanmanızı sağlar. Bunun için özellikle iç ünitenin, hava filtresinin ve dış ünitenin serpantinleri sık sık toz gibi yabancı maddelerden temizlenmeli, hatta yıkanmalıdır. Klimalardaki soğutucu gazın ölçümü en az yılda bir defa teknik servis tarafından yapılmalı ve eksikse tamamlanmalıdır. Eksik soğutucu gazlaçalışan klimalar gereksiz enerji sarfiyatına neden olmaktadır.Ballıkaya, klimalarda kış için konfor sıcaklığının 20-22 derece, yaz için de, 24 derece olduğunu vurgulayarak açıklamalarını şöyle tamamladı: Cihazı konfor sıcaklığına ayarlayarak kendi kontrol sistemi ile ortam havasını istenen sıcaklık değerine getirmesini beklemek en doğru yöntemdir. Bunun dışında bir an önce ortamı soğutmak veya ısıtmak amacıyla en düşük ya da en yüksek sıcaklık değerine ayarlamak, sağlık açısından risk taşıdığı gibi enerji israfına da neden olur. Klimaların verimli, konforlu ve uzun ömürlü kullanımını sağlamak için bu önerilerin dikkate alınması çok önemlidir.(İHA) | | Zaman Son Dakika 11.06.2013 | | | Klimakullanımındaneleredikkatetmeliyiz?Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz? |
|
| Selim Işıklar - Piyasalar, sağduyuyu elden bırakmamalı | Zaman | 09.06.2013 01:54 |  | | İstikrar adası olmak için galiba fazla sıcak bir bölgede yaşıyoruz.Türkiye, 2008 dünya krizinden bu yana yaşanan gelişmeleri gördüğümüzde öylesine olumlu bir tabloyu ortaya koydu ki, bu başarı üst üste not artışlarını, rekor ölçüde döviz rezervini ve 800 milyar doları aşan bir büyüklüğü gözler önüne serdi. İspanya’da yüzde 26’ya ulaşan, para musluğu elinde olan ülkelerden Fransa’da ise son 14 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 11’e tırmanan işsizlik, yaşlı Avrupa’nın bu zamana kadar hiç görmediği gelişmeler. Yunanistan, Portekiz ve İtalya’da durum daha da vahim. Bu noktada itirazı olanlar olabilir. Pahalı benzin, enerji fiyatları, daha az geliri olan Türkiye hane halkını etkiliyor diye. Bunlar önemli tespitler ama Türkiye ekonomisini farklı kılan en önemli unsur, büyümesinden kaynaklanıyor. Türkiye, Avrupa ve benzeri ülkelerde yaşanan istikrarsızlıktan azami ölçüde faydalanmaya aday bir ülke. Karar alma mekanizmaları çok yavaş işleyen Avrupa hatta ABD’de ekonomi önümüzdeki yıllarda daha da bozulacak. Bu sebeple dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı nedenlerle ortaya çıkan olaylarda hiç şüphe yok ki menfaat çarpışması yaşanıyor. Bu menfaat çarpışması istikametini son olarak İstanbul’a çevirmiş durumda. Ülkede geçen hafta yaşananların basit bir demokrasi çıkışı olmadığı yönünde maalesef sinyaller geliyor.Sonuç olarak piyasaların kısa vadede önemli bir yara aldığını söylemek mümkün. Ama bu olayların en çarpıcı sonucu çok önemli bir halka arz olan ve yaklaşık 3,5 milyarlık bir gelir sağlaması beklenen Emlak Konut GYO’nun ikincil halka arzının ertelenmesi oldu. Daha Borsa İstanbul’daki kayıpları saymıyorum. Yaklaşık yüzde 65’i yabancıların elinde olan hisse senetlerinin düşüşü yerli yatırımcılardan fazla onları etkiliyor. Ama yabancıların belirli hisselerde ağırlıklı olduğu unutulmamalıdır. Bence en can alıcı ve bakılacak yer, tahvil fiyatlarının geldiği nokta. Olaylar başlamadan önce yüzde 4,7’ye kadar tarihinin belki de en düşük seviyesine gerileyen tahvil fiyatları, bir hafta içinde adeta zirve yaptı. Hafta sonu yaşanan ve özellikle ‘düğmeye mi basıldı?’ sorularının sorulmaya başlamasıyla yüzde 7’ye yükselen tahvil fiyatları, zararın çok daha büyük olmasına yol açtı. Bunda olayların büyümesinde etkili olan çok sayıda olaya basit bir gösteri mantığı ile müdahale edilme yanlışı kadar bundan istifade eden çok sayıda iç ve dış etkinin birlikte olduğu görülüyor. Sonuçta ekonomi darbe aldı, piyasalarda iniş ve çıkışlar her zaman olur. Hep yükselen bir Borsa zaten yoktur ve arzu edilmemelidir. Bunun dönüşü oldukça tehlikelidir. Büyük yükselişler büyük düşüşlerin habercisidir diye uzun zamandır yazıyoruz. Ama yine de geçen haftaki hatırlatmamı yapmalıyım. Piyasalarda ve ekonomide istikrar için daha fazla demokrasi önemlidir ama aşırıya kaçan istekler anarşiyi doğurur. ‘Bırakınız yaksınlar, bırakınız yıksınlar’ mantığı doğru değildir. Daha fazla iletişim, daha fazla anlayış ve saygı çerçevesinde yasakçılığı protesto edenleri anlayalım. Ama protesto edenler de bunu başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya kadar giden eylemlerle sulandırmadan yapmak zorundalar. Sonuç olarak önümüzdeki hafta eğer bu olaylarla ilgili daha fazla provokasyon kokan açıklamalar ve gelişmeler olmaz ise piyasalar kısa bir süre için gerçek gündemine girebilir. Aksi takdirde aşırı dalgalanmalar devam edecektir. Cuma günü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşma, Tunus gezisi konuşması sonrası piyasalardaki depremi engelledi ama durumun rahmetli Ecevit’in sağlığı ile ilgili spekülasyonlara benzediğini üzüntüyle gözlemlemekteyim. Türkiye’nin ekonomideki ve demokrasideki başarılarını engellemek isteyen güçlerin oyununa gelmeyelim.Altını, ABD’den gelen veriler düşürüyorAltın fiyatları dünyada düşüş eğilimini sürdürüyor. Bu düşüş öyle kısa vadeli gibi de gözükmüyor. Altın fiyatları yaklaşık 11 yıl aralıksız yükselmişti. 2001 yılında gelişen siyasi olayların etkisi başlamadan önce altın 270 dolar civarındayken 11 yılda 7 kat artarak 1900 dolara kadar yükselmişti. ABD Merkez Bankası FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politikalarında çok önemli bir değişiklik olmamasına rağmen üstelik ABD Doları en güçlü taleple karşılaşmamışken ons cuma günü bir kez daha 1.380 dolara kadar geriledi. Adeta 11 yılın düzeltme hareketi yaşanıyor. Dikkat edilirse 2012 Kasım ayından itibaren ons belirgin bir şekilde düşüşe geçti. Cuma günü Hindistan bahane edildi ama asıl sebep tarım dışı istihdamda beklentilerin üstünde gelen artış oldu. Gerçi işsizlik oranı ABD’de yüzde 7,5’ten yüzde 7,6 olarak gerçekleşti ama asıl odaklanan tarım dışı istihdamdaki artış olunca altın bir kez daha 1.400 doların altına geriledi. Şimdi onsun 1.300 dolar civarında bir süre daha dolaşması ama 1. | | Zaman Köşe Yazıları 09.06.2013 | | | SelimIşıklar-PiyasalarsağduyuyueldenbırakmamalıSelim Işıklar - Piyasalar sağduyuyu elden bırakmamalı |
|
| M.Nedim Hazar - Köprü-2 | Zaman | 06.06.2013 01:57 |  | | Orta mektep zamanında yaz aylarında çay ocağında çırak olarak çalışırdım. Bir benzinlik kenarında çok fazla büyük olmayan, çay, ayran tost satan sıradan bir çay ocağı, kantin bile değil.Pardon bir tek tavla vardı bir de. Kaybolan pullarının yerine değişik pullar kullanılan epey hırpalanmış tavla. O zamanlar komi nedir bilmezdim ama sanırım görev tanımım buydu. Dolayısıyla başta kaybolan zar ve pullar olmak üzere, ocağın güvenliği de benden sorulurdu.Ocağın bulunduğu barakanın hemen arkasında inşaat çalışması vardı ve bir sabah çay ocağını açtığımda, duvarda asılı duran Galata Köprüsü tablosunun yere düştüğünü, çerçevenin kırılıp, camın tuzla buz olduğunu gördüm. Çok fena zılgıt yedim ustamdan. Küçük işyerinin estetik tek unsuruydu o tablo. Muhtemelen Yeni Cami minaresinden çekilmiş bir fotoğraftı: Masmavi bir deniz üzerine kurulu nazlı nazlı titrer intibaı veren köprü. Aydınlatma direkleri, birkaç eski model otomobil geçerken çekilmişti fotoğraf. Bugün hemen herkesin cep telefonunda en az bir tane bulunan cinsten sıradan bir fotoydu belki ama ustam için çok değerliydi. Sanki evladı düşüp de kolunu bacağını kırmış gibi üzüldü.Kabahatim olmadığı halde epey sürmüştü suçluluk duygum. O dönem ya para az kazanılıyordu ya da cam çok pahalıydı, emin değilim. Çerçeveyi bant ve zımbayla derme-çatma tutturmuştuk ama eskisi gibi görkemli durmuyordu artık tablo. Sanki üzülmüş, büzülmüş, gönül koymuştu tarihî köprü.Önceki gün Taksim’e doğru giderken çokça yanından geçtiğim halde, bugüne kadar tuhaf bir şekilde tam olarak farkına varamadığım Haliç Metro Geçiş Köprüsü’nü görünce yaşadığım şok beni eskiye götürmüştü. Belki daha inşaat halinde olduğundan bana ürkütücü gelmiştir tam olarak bilemiyorum ama köprünün beton ve çelik halatlar halindeki görüntüsü bir tür post-apokaliptik manzara etkisi oluşturdu bende. Elbette ihtiyaç olunca yapılması normaldi ama böylesi bir ürkütücülük bir hançer gibi duruyordu tarihî dokunun karnında. Eminönü ya da Karaköy. Hangi taraftan bakılırsa bakılsın, bir eğretilik, çarpıklık vardı görüntüde, umarım bittiği zaman bu kadar ürkütücü olmaz tablo.Kırılan Galata Köprüsü tablosunu bir süre sonra kaldırdık. Zira yeni bir tablo bulmuştu ustam; Boğaz Köprüsü… Daha görkemli, daha modern ve daha etkileyiciydi. Camsız, kırık çerçeveyi tezgahın altında sakladık bir süre. Sonra tezgâha serdik posteri. Zamanla muşamba muamelesi yaptık yıllarca gıptayla bakılan manzaraya. Çay döküldükçe sildik ıslak çaputla, şeker ile birleşip renklerini alıp götürdü sıcak su. Silindi ve eridi Galata Köprüsü. Sonunda çöpe atıldı. Duvarda tüm görkemiyle duruyordu Boğaz Köprüsü. Belki ustam yokluğunu pek hissetmiyordu ama açıkçası yeni köprüye kolay alışamamıştım ben.Yıllar sonra üzerinden geçerken bu eski dostun, büyük bir hüzünle yaşadım her halini. Sonra yandı bir gün ve tıpkı posteri gibi bir kenara atıldı. Çekilerek götürüldü Haliç’in derinlerine, sahipsizliği yaşadı bir süre. Yerine yenisi yapıldığında da, her geçişte o sızıyı hissettirdi yokluğu. Hele de gün batımlarında. Bilir misiniz, güneşin batması en çok eğer bir köprü fonundaysa hüzün verir insana. Ve köprüler geçilmek için olduğu kadar bakılmak için de yapılmalıdır.Haliç’e yapılan bu yeni köprü umarım baktıkça içimizi acıtan bir yapı olmaz. Altından geçen su ne kadar çok olursa olsun, hatırası hep kalıyor çünkü… | | Zaman Köşe Yazıları 06.06.2013 | | | MNedimHazar-Köprü-2MNedim Hazar - Köprü-2 |
|
| Danimarka'da 7 yılda binlerce aile sokağa atıldı | Zaman | 09.03.2013 13:28 |  | | Danimarkada 2002-2009 yıllarında 5 binden fazla aile, kirayı ödeyemediği için kapı dışarı edildi. Sosyal Araştırmalar Enstitüsünün raporunda Ekonomik kriz ve sosyal sıkıntılar nedeni ile bu rakamlar Danimarkalı ailelerde çok yüksek. 2002 ile 2009 yılları arasında 11 bin 500 çocuk, başka evlerde geçici ailelerde kalmak zorunda kaldı. denildi. Raporda ayrıca, çok az sayıda göçmen ailenin ev kirasını ödeyecek para bulamadığı için evinden atıldığı ifade edildi.Kendi odaları yerine, gelişigüzel yerlerde yatmaları ve aileleri ile sıcak bir ortamda bulunmamalarının çocukları olumsuz etkilediğine dikkat çeken araştırmacı Helene Oldrup Evden atılmış ailelerin çocukları okula geldiği ilk günlerde yeni bir ortama girmekten dolayı güvensizlik ve yetersizlik duygusu»» | | Zaman Son Dakika 09.03.2013 | | | Danimarkada7yıldabinlerceailesokağaatıldıDanimarkada 7 yılda binlerce aile sokağa atıldı |
|
| Derviş uyardı: Sıcak paraya dikkat | NTV | 09.11.2012 15:59 |  | | Eski Devlet Bakanı Derviş, Türkiyenin kredi notundaki artışı en az bir yıl önce hak ettiğini belirterek uyarıda bulundu: Dikkatli olmamız lazım. Bu kuruluşlar çok büyük hatalar yaptılar. Sıcak para konusunda Merkez Bankası dikkatli olmalı.
| | NTV Ekonomi 09.11.2012 | | | DervişuyardıSıcakparayadikkatDerviş uyardı Sıcak paraya dikkat |
|
| Derviş uyardı: Sıcak paraya dikkat | NTV | 09.11.2012 15:59 |  | | Eski Devlet Bakanı Derviş, Türkiyenin kredi notundaki artışı en az bir yıl önce hak ettiğini belirterek uyarıda bulundu: Dikkatli olmamız lazım. Bu kuruluşlar çok büyük hatalar yaptılar. Sıcak para konusunda Merkez Bankası dikkatli olmalı.
| | NTV Güncel 09.11.2012 | | | DervişuyardıSıcakparayadikkatDerviş uyardı Sıcak paraya dikkat |
|
| Evliliği zorlaştırmak | Milli Gazete | 31.01.2012 21:21 |  | | | Şimdi De evlenme yaşına taktılar. Yüce Meclisten bir grup vekil, mevcut Türk Medeni Kanunundaki evlilik yaşını küçük bulmuş. Bir yaş daha artıralım; artıralım da tam olsun. Rahat olsun. Kamil olsun diye kanun teklifi hazırlamışlar.Bir yaş daha artsın, 18 olsun. 18den önce..Evlilik olmasın da.. Olursa olsun.. Mu acaba?Hadi güzelim.. Bekâr gezelim!Dert, sıkıntı bu mudur yani?Değil mi?Çocuk yaşta evliliklerMedeni Kanun evlilik yaşını 17 olarak belirlemiş. Uzun zamandır böyle. Ama kanun 17 demesine rağmen, çocuk yaşta evlilikler çok fazla.Yani kanunu pek takan olmamış. Zorla veya başka yollarla bir sürü sabi - çocuk gerdeğe sokulmuş. İğrenç ve iç parçalayıcı sayısız evlilikler olmuş. Yetmiş küsur milyon insana fazlasıyla yetecek, bütün bereketimizi silip süpürecek kadar günah işlenmiş. En kutsallar kullanılarak işlenmiş hem de. Utanmadan, korkmadan, Allahın emri ve Peygamberinin kavli şemsiyesi altında yapmışlar bu işleri. Dini, töreyi, geleneği kullanmışlar.Kötü, saçından tırnağına kadar kötü, ruhsuz insanlar her türlü melanete kutsal veya yöresel kılıflar uydurmuşlar.Bu zorbalık karşısında herkes; vicdanı, aklıselimi olan herkes içinden ve elinden geleni yapsın.Dili dönen dilediği gibi lanet okusun. Bir uçurumdan ötekine yuvarlanmamaya dikkat...Ama bugün, ifrattan kaçarken tefrit tuzağına düşmemek için uyaracağım.Çocuk evliliğine lanet olsun. Sadece kanun değil herkes mücadele etmeli çocuk evliliğiyle.Ömrü boyunca, yalnızca bir çocuk evliliğini engelleyen en büyük hayrı yapmış demektir.Ama..Çocuk evlilikleri kötü, iğrençliğin dibi diye evlenme çağına gelmiş insanlara salvo vurmak niye?Evlenme çağına gelmiş ve yuva kurmak isteyen insanların evlenmesini engellemek neyin nesi?Bir vekil, fiziken ve ruhen evlenmeye hazır kızı ve erkeği durdurmaya neden çalışır.Böyle bir şey, en az ve de en çok, çocuk evliliğine izin vermek kadar acıdır. Uygun yaş nedir?Evlilik yaşı kaçtır?Bedenen ve ruhen bir kız ve bir erkek kaç yaşında hazır olur bu işe?Bunu doktorlar belirleyebilir...Bunu psikologlar ve bu işten anlayan kimse onlar belirleyebilir..Bu işi bir komisyon veya bir heyet belirleyebilir...Belirlemiyorlar...Dahası işi geyiğe vuruyorlar çoğu zaman.Bilim adamı diye ortaya çıkanlar, bilimsel verileri değil, çağcıl sayrılıkları salık veriyor.Ne akla ne de bilimsel gerçeklere yaslanıyor; bütün gayretleri hedonizm ve egoizm medeniyetine hizmetkârlık.En azından öne sürdükleri ya da sürmeyip de göze soktukları gerekçeler bunlar...Onun için bugün...Yani 21.Yüzyılda, insanların kaç yaşında evleneceğini üretim ve tüketim hızı belirliyor.Stoklar belirliyor.Ekonomik krizler, kariyerler, para babalarının suyuna giden parlamentolar belirliyor.Paranın hâkimiyeti, uluslararası şirketler vesaire belirliyor.Sıcak bir yuva/dünya isteyenler değil..Sağlıklı anne ve çocuklar hayal edenler, kucağında torunlar tutan dede ve nineler hayal edenler değil..... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 31.01.2012 | | | EvliliğizorlaştırmakEvliliği zorlaştırmak |
|
| Sigorta, sıcak para ve İstanbul | Milli Gazete | 20.01.2012 18:48 |  | | | Yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası ile asgari ücretin üçte birinden (yani 295 liradan) geliri olanlar devlete prim ödeyecekler. Geliri 295 liradan daha az olanlar veya herhangi bir geliri olmayanlar ise gelir testi yaptırmak zorundalar. Yoksa, onlar da aylık 213 liralık bir primle karşı karşıya kalacaklar. Aylık 295 liradan 1 lira bile fazla geliri olanların bile cebindeki paraya göz konulmasıdır aslında bu zorunlu sağlık sigortası uygulaması. Haberi olmadığından veya herhangi bir başka sebeple, 30 Ocaka kadar başvurmayan sigortasız çalışan veya yeşil kartlıdan sağlık hizmetlerinden faydalanması adına aylık 213 lira talep etmek pek de insaflıca değil. Hele ki, sağlık hizmetlerinden genelde düşük gelirli insanların faydalandığı da bir gerçekken, daha da büyük bir sorun var ortada.Konuyla ilgili olarak muhakkak pek çok şey söylenebilir, ancak basite indirgeyelim. Bu yasa ile tüm sağlık hizmetleri bedava olmuyor mesela. Prim ödeniyor, ardından da hastaneye gidince önce muayene parası, ardından reçete parası, sonra da alınan ilaçların katkı payı (duruma göre de ilacın tamamının parası) ödeniyor. Hatırlanırsa, milletvekili emekli maaşlarına zam, ilaçta katkı payı tasarısına ilave yapılmıştı bir gece yarısı. Cebimizdeki para uçup gidiyor her zamanki gibi devletin kasasına doğru.Velhasıl-ı kelam, vatandaşın cebinden devletin kasasına uzayıp giden katar bir türlü bitmiyor, bitmiyor, bitmiyor. Ne de olsa, ödenek çok borç, kapatılacak çok açık olduğu gibi cebine el uzatılacak milyonlarca da vatandaş var.Sıcak paraya gel gelCHPnin Ekonomik Görünüm Raporunun değerlendirme kısmında ilginç bir tespit yapılmış ve Her ne kadar Hükümet ve TCMB 2012de TL, doları yenecek, TLye yatırım yapan kim olursa o kazanacak diyerek, daha önceden istemediğini söylediği spekülatif sermayeye gel gel yapma noktasına kadar gelse de, bu örtük sözlü garantiler de ileride yetersiz kalabilir. denmiş. Ekonomi politikası anlamında siyasi iktidar ile pek fazla ayrı gayrı düşünmeyen ve küresel trendlere uyma yönünde sinyaller veren CHPnin, böyle bir tespitle ortaya çıkması ilginç. Doğru bir tespit yapmışlar sonunda, ancak onların da uygulama noktasındaki defolarını bilince acaba? diyor insan.Bir İstanbul klasiği(!)İki damla yağmurda saatlerce trafik çilesi ve keşmekeşe dönen bir şehir manzarasına alışık olan İstanbul, birazcık kar yağışında yine teslim bayrağını çekti. Her defasında, bir önceki keşmekeşe ve kaosa rahmet okuturcasına insanı sıkan ve daha büyük sıkıntı manzaralarını önümüze koyan bu şehirde, ulaşım tamamen iflas bayrağını çekti bir süre. Tutunacak son dal haline gelen ve kendine ayrı bir yolu olan metrobüs bile birkaç santim karda stop etti. Haberlerde Taksimden Harbiyeye 1 saatte geldiklerini söyleyen vatandaşlar da vardı, internetteki yorumlarda Ümraniyeden Maltepeye 3.5-4 saatte gittiğini yazanlar da. Metrobüsün, Boğaz geçişini yapamaması yüzünden çareyi yürümekte bulan insanlara, acaba hangi gelişmiş ülkede rastlanabilirdi? Çözümü Boğaz Köprüsünü yürüyerek geçmekte bulanlar trajikomik halimizi gösteriyordu.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 20.01.2012 | | | Sigortasıcakparaveİstanbul/">İstanbulİstanbul/">Sigorta sıcak para ve İstanbul |
|
| Mercedes'ten 200 milyon dolarlık yatırım | Samanyolu Haber | 31.03.2011 07:06 |  | | Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Mercedes-Benz Türk?ün Aksaray ve İstanbul Hoşdere?deki fabrikalarına 2-3 yıl içerisinde 200 milyon dolarlık yatırım yapmayı planladığını açıkladı. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Mercedes-Benz Türk Direktörler Kurulu Başkanı Wolf Dieter Kurz?u ve Mercedes-Benz Türk Pazarlama ve Satış Direktörü Süer Sülün?ü makamında kabul ederek, görüştü.
AA muhabirinin edindiği bilgilere göre görüşmede Ergün, Mercedes?i 44 yıldır Türkiye?de yaptığı yatırım, üretim, ihracat ve yarattığı istihdam için kutladı.
Bakan Ergün, Biz Mercedes?i yabancı yatırımcı olarak görmüyoruz. Bir Türk şirketi olarak benimsiyoruz. Kendimizden biri olarak görüyoruz dedi.
Krizden ticari araç sektörünün oldukça etkilendiğini, bunların yatırım malı olduğunu ve tüketim malı olan otomobil gibi az bir para ve kredi ile alınamadığını dile getiren Ergün, Türkiye?de ekonomik krizden etkilenen sektörlerin başında otomotiv sektörünün geldiğini, ancak gelinen noktada yeniden kamyon ve otobüs üretiminde artış olduğunun memnuniyetle gördüklerini kaydetti.
Ergün, Türkiye bu yatırımlarla birlikte kamyon ve otobüs üretimi açısından bölgedeki en önemli ülke haline gelmiştir. Türkiye?deki güven ortamı ile siyasi istikrar ve makroekonomik dengelerin kurulmuş olmasının bunda çok büyük katkısı olmuştur diye konuştu.
Avrupa Birliği, Rusya, Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkeleri ile olan ekonomik ilişkilerin geliştiğine işaret eden Ergün, yeni yatırım planlarının bunu doğrular nitelikte olduğunu söyledi.
Ergün, Mercedes;ten ticari araç yatırımları dışında otomobil üretimine başlamalarını da bekliyoruz. Sadece kamyon, otobüs gibi ticari araç üretmeyin, bunun yanında binek otomobilleri de üretin. Aynı şeyi Almanya?da Ford firmasına da söyledik ve onlar bu konuya sıcak baktı dedi.
Bakan Ergün, Türkiye?nin hem otomotiv hem de sanayi alanında AB standartlarında üretim yaptığını ve bunun değişmeyeceğini dile getirerek, Türkiye?nin otomotivdeki üretiminin büyük bölümünü özellikle AB?ye ihraç ettiğini belirtti.
Ergün, Mercedes-Benz Türk?ün Aksaray ve İstanbul Hoşdere?deki fabrikalarına 2-3 yıl içerisinde 200 milyon dolarlık yatırım yapmayı planladığını bildirdi.
-2-3 YIL İÇERİSİNDE 200 MİLYON DOLARLIK YATIRIM...- Mercedes-Benz Türk Direktörler Kurulu Başkanı Wolf Dieter Kurz ise Türkiye?nin yatırım ve iş ortamı için son derece uygun bir ülke olduğunu, Türkiye?yi sadece yerel bir pazar olarak değil aynı zamanda dışarıya açılmak için bir kapı olarak gördüklerini söyledi.
44 yıldır Türkiye?de olduklarını ve uzun vadeli, güvenilir bir ortak olarak görülebileceklerini belirten Kurz, Bu 44 yıl boyunca Türkiye?de olmaktan ve yatırım yapmaktan dolayı hiç pişmanlık duymadık dedi.
Türkiye?nin özellikle kamyon üretimi açısından baş döndürücü bir hızla ilerlediğini, hali hazırda 4 bin 500 çalışanıyla Türkiye?de bulunmaktan onur duyduklarını vurgulayan Kurz, yeni yatırım projelerini anlatmak ve görüş alışverişinde bulunmak üzere ziyareti gerçekleştirdiklerini kaydetti.
Kurz, şu ana kadar Türkiye?de 900 milyon dolar civarında yatırım yaptıklarını, global ekonomik krizin üstesinden bir tarafta üreticilerin diğer tarafta politikacıların ve sektör kuruluşlarının el ele vermesiyle rahatlıkla gelindiğini söyledi.
Kamyon üretiminde yüzde 80, otobüste ise yüzde 20-25?lik küçülmeye gidilen dönemde hükümetin aldığı önlemler sayesinde işçi çıkartmadan yollarına devam edebildiklerini belirten Kurz, gelinen noktada işlerin iyiye gittiğini ve satışlarda eski seviyeyi yakaladıklarını bildirdi.
Kurz, bu çerçeve Aksaray?da ve İstanbul Hoşdere?deki fabrikalarda 2-3 yıl içerisinde 200 milyon dolarlık yatırım yapmayı planladıklarını açıkladı.
Türkiye bizim için sadece üretim üssü değil aynı zamanda Ar-Ge üssü haline geldi diyen Kurz, burada harekete geçirecekleri yeni nesil kamyon programı ile aynı zamanda çevresel yatırımların da gerçekleşeceğini, Türkiye?deki kamyon portföylerini yenilemek istediklerini kaydetti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 31.03.2011 | | | Mercedesten200milyondolarlıkyatırımMercedesten 200 milyon dolarlık yatırım |
|
| Bursa'da talebin iki katı fazla termal su bulundu | Samanyolu Haber | 24.02.2011 13:49 |  | | Bursada yapılan sondaj çalışmalarıyla talebin iki katı fazla termal su bulundu.
İl Genel Meclisi Başkanı Nurettin Avcı, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Kemal Demirel ve Jeotermal AŞ Genel Müdürü Hasan Aydın düzenledikleri basın toplantısında Bursadaki termal çalışmaları ve sondaj sonuçları hakkında bilgi verdi. Çırağan Kafe- Restoranda gerçekleştirilen toplantı ile Bursayı termal turizmin gözdesi yapacak projeler ele alındı, eleştiriler cevaplandı.
İl Genel Meclisi Başkanı Nurettin Avcı, elde edilen suların eklem ve cilt hastalıkları başta olmak üzere bir çok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği gibi, içerek de tedavide yararlanılabileceğini söyledi. Aramalar esnasında bulunan Bursanın en iyi suyunun Tabakhaneler bölgesinde elde edildiğinin altını çizen Avcı, bunun aynı zamanda Türkiyenin de en iyi sularının başında geldiğini ifade etti.
Bursayı termal turizmde model kent yapacak suları bulduklarının altını çizen Nurettin Avcı, açılan kuyulardan eski işletmelerin olumsuz yönde etkilenmeyeceğini söyledi. Avcı, Eğer eski işletmeler bundan olumsuz olduğu tespit edilirse, eldeki mevcut çok daha kaliteli sudan bunlar telafi edilecektir. Şu anda Çekirge bölgesinde kullanılan mevcut su, 16 litre saniyelik kapasitede. Kültür Parkta ise 8.5 litre saniyelik bir kapasite var. Ancak yeni bulunan kuyularla birlikte bu rakam 300 litre saniyelik bir kapasite ediyor. Yani mevcudun 10 katı bir su elimizde mevcut. dedi.
Termal suları dışarı çıkarıp heba etmek istemediklerinin altını çizen Avcı, şunları söyledi: Eğer 100 dereceden daha sıcak sular bulabilirsek, sıcaklığından yararlanarak elektrik üretiminde yararlanabiliriz. Ayrıca bu suları kentin ısıtmasında kullanmak istiyoruz. Bunun ilk denemesini Doğanbey Kentsel Dönüşüm Bölgesinde 2011in sonuna doğru kullanabiliriz. Bunu da Büyükşehir Belediyesi ile birlikte organize ediyoruz. Ayrıca bu suları seralarda kullanmak gibi bir düşüncemiz var.
Bursada şu anda yapımı devam eden 12 otelden de sıcak termal su talebi aldıklarını belirten İl Genel Meclisi Başkanı Nurettin Avcı, şunları anlattı: Şu anda talep alma işlemi devam ediyor. Alınan taleplerle birlikte bu miktar 150 litre saniyelik bir talebi gösteriyor. Ancak bizim elimizde şu anda 300 litre saniyelik bir termal su hazır durumda. Bu doğrultuda 1960larda olduğu gibi Bursayı bir termal turizm kenti yapmayı hedefliyoruz.
Tarımda da bu konuda talepler olduğuna dikkat çeken Avcı, bu kuyuları bulmak için yaklaşık 5.5 milyon TL harcama yaptıklarını belirterek, Bu para belki eleştirilebilir, ancak elde edilen sıcak suyu şuanda özel sektöre satmaya kalksak en az 50 milyon dolara rahatlıkla satabiliriz. Ancak biz Bursanın geleceğini satmak istemiyoruz. ifadesini kullandı.
Dağyenicede de termal çalışmaların devam ettiğine dikkat çeken İl Genel Meclisi Başkanı Nurettin Avcı, öncelikle buranın turizm sahası kabul edilmesi için çalıştıklarını söyledi. Burada bulunan 10 bin dönümlük arazi üzerine Termal Tatil Köyü kurma düşüncesi olduğunu aktaran Nurettin Avcı, şöyle devam etti: Bölgede kendiliğinden çıkan büyük miktarda termal su var. Bu suların kullanılarak burada termal tatil köyü kurma düşüncemiz var. Bunun sonucunda da dünyanın birçok yerinden birçok şirket gelerek burada yatırım yapabilecek. Mesela şimdiden Dubaiden bir şirket burada yaklaşık 2 milyar dolarlık bir yatırım yapabileceğini belirtiyor. Buranın önü çok açık.
BURSA JEOTERMAL ENERJİ ANONİM ŞİRKETİ
Bursada 2008 yılında kurulan Bursa Jeotermal Enerji Anonim Şirketi 2009 yılında faaliyetlerine tam kapasite ile başladı. 2010 yılında ise çalışmalarına hız veren şirket, özellikle jeotermal enerjinin bulunup kullanıma sunulması konusuna yoğunlaştı. 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Minarelli Sular Kanununun yasalaşması ile de çalışmalarına ağırlık verdi.
Bu amaçla jeotermal etütlerini tamamlayan Bursa Jeotermal Enerji Anonim Şirketi Mihraplı Bölgesindeki Mihraplı 1 jeotermal kuyusunu açtı. Kuyudan 1076 metre derinlikte 27 derece sıcaklılıkta yaklaşık 50 litre saniyelik su bulundu. Aynı zamanda 24 nolu ruhsat sahasında ise jeolojik, jeokimyasal ve jeofizik etütlerin yapılmasına başlandı. Etütler sonucunda ise jeotermal alan ve jeotermal sistem tam olarak ortaya çıkarılarak sahada genişleme bölgesi tespit edildi.
Etütler sonucu Kaynarca bölgesinde yapılan ölçümler ile 315 metrelik BKJ 1, 376 metrelik BKJ 2 ve 440 metrelik BKJ 3 jeotermal Gradyan kuyuları açıldı. Sırası ile 51, 41 ve 56 derecelik kuyu dibi elde edildi. 2009 yılı ortalarında başlanan 24 nolu ruhsat sahasında ise Kültürparkın doğusuna doğru alan genişletireldi. Ayrıca Tabakhaneler bölgesinde BKJ 3 kuyusu ile kuzeyde Soğanlı Bölgesine yönelik genişleme sahası tespit edildi.
2010 yılında BKJ1 kuyusunun genişletilmesi sonucu 641 metre derinlikte ki BJ 1 kodlu üretim kuyusundan 88.5 derecelik sıcaklıkta ve 63 litre saniyelik su elde edildi. Bu suyun yapıla | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.02.2011 | | | Bursada/">BursadatalebinikikatıfazlatermalsubulunduBursada-talebin-iki-katı-fazla-termal-su-bulundu/">Bursada talebin iki katı fazla termal su bulundu |
|
| Acil reforma gitmeleri gerekiyor | Samanyolu Haber | 02.02.2011 17:27 |  | | Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Mısır ve Tunusta meydana gelen olaylarla ilgili değerlendirmede bulundu. Babacan, Mısır ve Tunusta meydana gelen olaylarla ilgili değerlendirmede bulunurken Burada en akıllı hareket, bir kaosa, bir istikrarsızlık, ara döneme mahal vermeden, bu ülkelerin bir an önce kendi kendilerini reforme etmeleri gerekir. Reform ihtiyacı çok ve bunun acil olarak yapılması gerekiyor pek çok ülkede diye konuştu.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Haber Türk kanalında katıldığı bir programda soruları yanıtladı. Davos toplantılarına katılımın yüksekliğinde, dünyada yaşanan ekonomik krizin halen devam ediyor olmasının etkili olduğunu söyleyen Babacan, Kriz bitti diye bir şey yok. Yalnızca yeni bir safhasındayız krizin dedi. Babacan, bu nedenle Davosta siyasi oturumların çok olmadığını, oturumlarda ağırlıklı olarak ekonomiyle ilgili sorunlar ve çözümlerinin ele alındığını bildirdi.
Bir soru üzerine, sadece büyüme açısından bakıldığında pozitif bir yıl olan 2010daki büyümenin maliyetinin çok büyük olduğunu ifade eden Babacan, ülkelerin kamu stoklarının alabildiğine yükseldiğini, merkez bankalarının alabildiğine parasal genişlemeye gittiğini ve büyümenin bu olağanüstü adımlarla bir yan ürün olarak ortaya çıktığını söyledi. Dünya ekonomisinde ekonomik göstergelerin düzelmesinin bazı ülkeler için yıllar, bazı ülkeler için ise 10 yıllar alacağını ifade eden Babacan, yüksek işsizliğin de temel sorunlar arasında bulunduğunu bildirdi.
Mısır ve Tunusta süren olayları nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Bakan Babacan, bunların akşamdan sabaha meydana gelen gelişmeler olmadığını, yılların birikimi ve uygulamalarından kaynaklandığını söyledi. Yaşananların rejimlerle, halklar arasındaki farklılık ve kopukluklardan kaynaklandığını ifade eden Babacan, 30 santimetrelik bir çanak anten takan herkesin en az 200-300 televizyon kanalını izleyebildiğine dikkati çekti. İnternet ve sosyal ağların da dünyada artık çok etkili olduğuna işaret eden Babacan, gönderilen küçük bir mesajın yüzbinler tarafından okunup değerlendirildiğini, bunun sosyal dinamikleri de çok değiştirdiğini söyledi. İletişimin bu kadar hızlandığı bir dönemde artık halkların bütün gerçekleri gördüğünü ve her türlü fikri dinlediğini belirten Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
Sizin içerde, herhangi bir ülke için, medyaya uygulayabileceğiniz kısıtlamalar, bazı gazetelerin çıkmasına izin vermeniz, bazılarına vermemeniz artık bu çağda çok fazla bir önem taşımıyor açıkçası. Hele hele Arap dünyasında dil de aynı olduğu için insanlar birbirlerinin televizyon yayınlarını izliyor, internet ortamında birbirleriyle çok rahat konuşuyorlar. Bugün bir Fasta yaşayan Arapla öte tarafta Ürdünde yaşaşan bir Filistinlinin saniyeler içinde birbirlerini anlaması, haberleşmesi mümkün. Dolayısıyla böylesine artık mecburen açık toplum haline ya da açık bir sosyal iletişim yapısı haline gelen ülkelerin eski usullerle, eski anlayışlarla yönetimi gittikçe zorlaşıyor. İnsanlar daha iyiyi görüyor, başka örnekleri görüyor. (Bak şu ülkede, şu yapıldı. Bu ülkede bu yapıldı. Bizde niye olmuyor?) diyor. Mukayese imkanı oluşuyor... Teknolojinin çok daha geri olduğu dönemde, kapalı toplumlar, kapalı ülkeler, kapalı yapılar oluşturup onlara hükmetmeniz, onları belki yönetmeye çalışmanız, baskıcı bir rejimi uygulamaya çalışmanız daha kolay. Ama bugünün dünyasında artık bu imkan ortadan kalktı.
Ali Babacan, Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmazın görev süresiyle ilgili bir soru üzerine de, dünyada önemli sorunların yaşandığı bir dönemde Merkez Bankasının çok başarılı politikalar ortaya koyduğunu bildirdi. Eleştirilerin olabileceğini, hiçbir kurumun mükemmel olmadığını ifade eden Babacan, bütün bu yaşanan sıkıntılı konjonktüre rağmen Merkez Bankasının çok başarılı bir performansı ortaya koyduğunu söyledi. Babacan, Merkez Bankasıyla ilgili dünyada, söylediğini yapan, öngörülü hareket eden, gerekli zaman gerekli adımları atmaktan çekinmeyen bir merkez bankası algısı bulunduğunu bildiren Babacan, içerde kim ne derse desin sonuçta dünyanın, Merkez Bankasının başarısını teslim ettiğini anlattı.
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, alınan kararların sonuçlarını izlemeleri gereken bir döneme girdiklerini bildirdi.
Babacan, Hızlı kararlarla bir belirsizlik ortamı oluşturup, o belirsizlik ortamının bir güvensizlik ortamına dönüşmesini önlememiz gerekir, bizim tahammül edemeyeceğiz bir konu varsa o da Türkiyede bir güvensizlik ortamıdır dedi.
Burada iki ayrı faiz seviyesine ihtiyaç olduğunu belirten Babacan, özellikle sıcak para diye tabir edilen ya da kısa vadeli hareketlerle kar elde etmek isteyen yatırımcı grubu baktığında fazla bir kar görmemesi gerektiğini, onlar için daha düşük bir faiz, gecelik faiz görülmesi gerektiğini kaydetti.
Öte yandan da içeride, ekonomide bir ısınmayı, aşırı bir iç tüketimi, ithalata dayalı tüketimi, bazı dengelerin yanlış yere gitmesini önlemek içi | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.02.2011 | | | AcilreformagitmelerigerekiyorAcil reforma gitmeleri gerekiyor |
|
| Doğalgaz, kömür ve elektrikten kazançlı | Samanyolu Haber | 03.01.2011 18:51 |  | | Isınma, pişirme ve sıcak su ihtiyacını karşılamada kullanılan doğalgaza, 100 metrekarelik bir alanda kömürden yüzde 65, elektrikten ise yüzde 80 daha az para ödendiği belirtildi.
Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola doğalgazın diğer enerji kaynaklarına göre daha hesaplı olduğunu savundu. 100 metrekarelik bir konutta; ısınma ihtiyacında kömür, mutfak ve sıcak su ihtiyacının giderilmesinde ise tüp kullanıldığında yıllık 2 bin 558 TL harcandığını belirten Tola, ısınmada elektrikli cihazlar, sıcak su ve pişirmede ise tüp kullanıldığında bu rakamın 4 bin 456 TLye çıktığını kaydetti. Bu maliyetin; ısınma, sıcak su ve pişirmede doğalgazın kullanılması durumunda ise 904 TLye düştüğünü öne süren Tola, böylece ısınma, pişirme ve sıcak su ihtiyacında doğalgaz kullanmayı tercih edenlerin, kömür ve tüp kullananlara göre yüzde 65, elektrik ve tüp kullananlara göre ise yüzde 80 daha az ödediğini söyledi.
Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, doğalgazın ısınma ihtiyacının yanında, mutfak ve banyoda da kullanılması ile abonelerin yakıt giderlerinden yüzde 50nin üzerinde tasarruf sağladığını belirtti.
Tola, Doğalgaz; diğer yakıtlara kıyasla çok daha ekonomik, güvenli, konforlu ve temiz bir yakıt. Diğer yakıtlara göre daha fazla tasarruf sağladığı gibi, ısınmanın yanı sıra banyo ve mutfakta da hayatınızı kolaylaştırmakta. dedi.
(CİHAN)
| | Samanyolu Haber Son Dakika 03.01.2011 | | | DoğalgazkömürveelektriktenkazançlıDoğalgaz kömür ve elektrikten kazançlı |
|
| 'Dönem değişti diye ben de değişecek değilim' | Samanyolu Haber | 19.12.2010 11:58 |  | | 1970li yılların pop starı Erol Evgin 6 yıl ara verdiği müzik çalışmalarına Yeni Yıla Sensiz Giriyorum ve Sensiz Olmuyor isimli iki şarkılık single ile döndü.
Single ve gelecek projelerini konuşmak üzere buluştuğumuzda fark ettik ki yıllar bile değiştirmeye yetmemiş ünlü sanatçıyı. Hâlâ yakışıklı, naif, gözlerinin içi gülüyor konuşurken. Duyguları alınmış gibi görünse de sinirleniyor, üzülüyor yeri geliyor çıldırdığı anlar da oluyormuş. Ama asaletli duruşunun torunlarını severken bozulduğunu da itiraf ediyor Erol Evgin.
Beyefendi kişiliğinden taviz vermeye de hiç niyeti yok, zira o kendini Allaha beğendirmek derdinde. İnsan kendinden memnun olamaz mı kardeşim, çok şükür memnunum. Dönem değişti diye ben değişecek değilim. diyor.
1970li yılların pop starı Erol Evgin 6 yıl ara verdiği müzik çalışmalarına Yeni Yıla Sensiz Giriyorum ve Sensiz Olmuyor isimli iki şarkılık single ile döndü. Merak etmeyin single ile geçiştirmeyecek yılı. Zira kendi tabiriyle single müziğin az sonrası. 11 şarkıdan oluşan yeni albümünü nisan ayında buluşturacak müzikseverlerle. Peki, neden single? diye soranlara ilginç bir cevap geliyor Evginden: Müzik dünyasındaki ekonomik kriz ve bilgisayardan para ödemeden şarkı indirmeye devam edersek kısa bir süre sonra benim torunlarım şarkısız kalacak. Müzik üretmenin çaresi single. Ekonomik krize esprili bir de gönderme yapıyor ünlü sanatçı: Şarkıların sözlerinde, düzenlemelerinde ve klipte oğlum Murat Evginin imzası var. Yani Kendin pişir, kendin ye! durumlarındayız.
Öncelikle single hayırlı olsun. Ama 6 yıl uzun bir ara değil mi müzik için?
Evet, 6 yıl uzun bir ara ama bu arada müzikten hiç kopmadım. 2005 yılında Melih Kibar aramızdan ayrılınca artık 30 yaşını geçmiş unutulmaz şarkılarımızı gençlerle paylaşmak gerekir diye düşünüp iki koleksiyon albüm çıkardım. Biri konserlerimden oluşan Hep Böyle Kal isimli DVD, diğeri de Erol Evgin 40 yıl 40 Şarkı isimli albüm. Yeni nesiller benim şarkılarımı bilmiyorlardı, bu iki çalışma beni gençlere tanıttı.
Peki neden iki şarkılık bir single?
Aslında ilkbaharda 11 şarkılık bir albümüm müzikseverlerle buluşacak. Şu anda yoğun bir şekilde çalışıyoruz, her gün stüdyodayız. Ama hazır elimizde yeni yılla ilgili bir şarkı varken dinleyicilerimizle buluşturalım istedik.
Single çıkarırken Erol Evgin kalitesine zarar verir mi? endişesi yaşadınız mı?
Bana zarar verir endişesi hiç taşımadım. Aksine müzik dünyasında ekonomik bir kriz var. Şarkılar bilgisayardan indiriliyor ve kimseye para ödenmiyor. Şarkıcılar, yorumcular, yapımcılar para kazanamıyor. Kısa bir süre sonra benim torunlarım şarkısız bile kalabilir. Bu çok ciddi bir sıkıntı ve onu aşmak için sanatçılar çareler arıyor, single o çarelerden biri. Hem sanatçıya üretme imkanı hem de yapımcıya ucuz maliyet şansı veriyor.
Şarkı sözlerinde, düzenlemelerinde ve en son klipte oğlunuz Murat Evginin imzası var. Tam bir aile dayanışması...
Ekonomik kriz nedeniyle Kendin pişir, kendin ye! durumu söz konusu (gülüyor). Ama Murat çok iyi bir müzik adamı. Çok çalışkan; yeni besteler ve dizi müzikleri yapıyor. Kariyerinde yeni bir basamağa çıkıyor, ünlü sanatçılara beste verecek.
Boynuz kulağı geçti mi yani?
Sanatçılar kıskanç olurlar ama insanın hayatta kıskanmayacağı tek varlık evladıdır. Hakikaten hiç kıskanmıyorum. Arkamda bıraktığım 40 yıllık bir müzik kariyerim var, o daha çok genç. Ama boynuz kulağı geçsin istiyorum.
Türkçe sözlü hafif batı müziğinin bugünkü karşılığı pop müziği. Ancak şarkı sözlerini kıyasladığımızda sizinkiler ağır bile sayılabilir...
Dönemlerin ruhu vardır. 1970li yıllarda eşyalar daha uzun soluklu kullanılırdı, yıpranırdı, yamanırdı, ters düz edilir tekrar giyilirdi. Arkadaşlıklar, dostluklar ve evlilikler daha uzun solukluydu. Şimdi ise sevgi bitti deniliyor. Benzin bitti demek gibi bir şey. Bizim şarkılarımız o döneme ayna tutuyordu, bugünün şarkıları da tüketim toplumuna ayna tutuyor. Ama dönem değişti diye ben değişecek değilim. Ben yine derin anlamlar taşıyan sözleri, Türk musikisinin ezgilerini, Türk gibi sıcak, sade Türkçeyi bozmadan söylüyorum. Gençlik de birtakım özlemler içinde gün gelir yine tozlu raflardan çıkarıp bizleri dinler.
1986 yılında arabesk müzik yaygınlaşınca sahnelere ara veriyorsunuz. Rahatsız mı oldunuz?
1980lerde Şan Tiyatrosunda müzikallerde oynuyorduk, ancak orası yanınca sokakta kalmış hissine kapıldık. Gazinolara tekrar döndük ama mutsuz olduk. Çünkü gazino kültürü bitmişti. Arabesk yaygınlaşmış, gazinolar ağır ağabeylerin geldiği, hanım sanatçılara çiçekler verdiği bir yere dönüşmüştü. Arada aşka gelip havaya silah sıkıyorlardı. Baktım ki bu bana göre değil. Söyleyecek sözün olmadığı zaman susmasını bileceksin, dedim ve mimarlığa başladım.
Arabesk sevmiyorsunuz yani?
Arabesk müzikle aram hiç iyi olmadı, hiç barışmadım ve dinlemem de. Arabeski bir tavır olarak değerlendiriyorum. Kentin çeperlerine tutunmaya çalışmış insanların geliştirdiği ya da onlar için geli | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.12.2010 | | | DönemdeğiştidiyebendedeğişecekdeğilimDönem değişti diye ben de değişecek değilim |
|
| 'Türkiye'de 10 milyar dolar fazla para var' | Samanyolu Haber | 18.12.2010 14:28 |  | | Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, şu anda Türkiyede, ihtiyacından fazla, 10 milyar dolar tutarında fazla para bulunduğunu söyledi. Özdebir, Leningrad Bölgesi Ticaret ve Sanayi Odasının (TSO) 2011i Türkiye Yılı ilan etmesi dolayısıyla St. Petersburgda düzenlediği asambleye katıldıktan sonra Türkiyeye dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bir soru üzerine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Ürdün gezisi sırasında Türkiyedeki sıcak para tehlikesine değindiğini belirterek, Başbakanın bu konudaki sözleri üzerine kurlarda bir miktar yukarı doğru hareketlenme olduğunu kaydeden Özdebir, Merkez Bankasının bu konuda yapabileceği çok fazla bir şey kalmadığını, en son bir miktar daha faiz indirimine gittiğini hatırlattı. Özdebir, şu anda Merkez Bankası faizleriyle enflasyonun aşağı yukarı eşitlendiğini belirterek,
Merkez Bankasının elinde çok fazla koz kalmadı. Zorunlu karşılık oranlarını artırsa bile bunlar sınırlı rakamlar. Ama şu anda Türkiyede ihtiyacından fazla, 10 milyar dolar tutarında fazla para var. Bu fazla paradan dolayı kurlar bu kadar düşmüştü. Türkiyede yılbaşından beri, cari açığımız dışında, 10 milyar dolarlık piyasada bir fazlalık var. Geçen ay sonu itibariyle 24 milyar dolar cari açığımız vardı. 33-34 milyar dolar civarında da Türkiyeye giren sıcak para vardı. Yani Türkiyeye finansman açığından daha fazla para giriyor diye konuştu. Türkiyenin ihracatını artıramamasındaki sıkıntının aşırı değerli TLden kaynaklandığını savunan Özdebir, Aşırı değerli Türk Lirası, ihracatı karsız hale getirmektedir dedi.
Yüksek ihracat yapan firmalara bakıldığında onları kurumlar ve gelir vergisi listesinde artık göremediklerini belirten Özdebir, bunun da o firmaların kar edemediklerini gösterdiğini kaydetti. Türkiyenin cari açık gibi ciddi kronik bir hastalığı bulunduğunu belirten Özdebir, bundan dolayı ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 60ları kolay kolay geçemediğini söyledi.
Bu durum değiştirilmediği sürece sıkıntıların devam edeceğine vurgu yapan Özdebir, özellikle reel sektör üzerinde ciddi bir kur riski oluşmaya başladığını anlattı. Kurlarla oynamanın hem iç hem dış dengeler açısından çok dikkatli olunması gereken bir konu olduğunu belirten Özdebir, ani fırlamaların özel sektör üzerindeki kur riskini bir anda artırabileceğini söyledi. Krizden sonra işletmelerin fon yaratabilmelerinin daha zorlaşacağını, bunu yapabilmeleri için daha fazla üretim yapmaları gerektiğini belirten Özdebir, yani işletmeler fon yaratabilmek için ölçek ekonomisine ulaşmak mecburiyetindeler dedi.
Bir soru üzerine, her krizin, arkasında bazı korkular bıraktığını, 2001 krizinin arkasında yüzde 10 oranında bir işsizlik tortusu bıraktığını ifade eden Özdebir, son global krizin ise kendilerine çok düşük karlarla çalışmayı öğreteceğini söyledi. Özdebir, karlılık oranlarının sektörden sektöre farklı olmakla birlikte çift haneli rakamlardan tek haneli rakamlara indiğini bildirdi.
Türkiye büyüme trendini, bu performansını 2011de de sürdürebilirse yatırımlarda bir canlanma olabilir diyen Özdebir, 2010da bir önceki yıla göre yatırım malı ve büro makineleriyle mobilyaları sektöründe ağırlıklı olarak artış gözlendiğini söyledi. Büro malzemelerindeki artışın yatırım şevkinin yavaş yavaş yerine geldiğine işaret ettiğini belirten Özdebir Bu en az 6 aylık dönem içerisinde yatırımların devam edeceğinin bir öncü işareti olarak kabul edilebilir dedi.
Türkiyenin en büyük ihtiyacının mikro reformlar denen iş yapmayı kolaylaştırarak, bürokrasiyi azaltacak tedbirlerin alınmasına devam edilmesi olduğunu anlatan Özdebir, bunların içerisinde peşin vergi ve stopaja ilişkin yeni bazı düzenlemeler yapılmasının önemli olduğunu kaydetti. Bu konuda hükümetin bazı düzenlemeler yapacağını belirten Özdebir, peşin vergide vade uzatımı veya miktarda azaltmaya gidilmesinin söz konusu olabileceğini bildirdi.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.12.2010 | | | Türkiyede10milyardolarfazlaparavarTürkiyede 10 milyar dolar fazla para var |
|
| Başkanın en sıcak günü | Samanyolu Haber | 15.12.2010 12:46 |  | | Merkez Bankası yarın tarihindeki en önemli toplantılarından birini yapacak. Bankanın ihracatı zorlaştırıp, ithalatı kolaylaştıran sıcak para girişine karşı faizleri indirmesi bekleniyor. Piyasa 0.5 puanlık faiz inidirimini fiyatlara yansıttı
İhracatçıları isyan ettiren ve Başbakan Edoğana felaket getirir uyarısını yaptıran yoğun sıcak para girişine karşı Merkez Bankasının ilk ciddi adımı yarın atması bekleniyor. Bankanın yarın faizleri en az yarım puan düşürerek, kısa vadeli yabancı sermaye için önlem alacağı öngörülüyor. Piyasalarda bu beklentiyi yaratan gelişme ise Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Erdem Başçının hafta sonu Ankarada yaptığı bir sunumda faiz indirimi sinyali vermesi oldu. Başçı, konuşmasında, bankanın içinde faiz indirimi de öngörülen yeni bir senaryoya hazırlık yaptığını belirtmişti. Bu açıklamaların ardından piyasalar iki güçlü senaryo üzerinde durmaya başladı. Bunlardan ilki 0.5 puanlık faiz indirimine diğeri ize 0.25 baz puanlık daha ılımlı bir indirime işaret ediyor.
Merkezin yeni senaryo açıklamaları yurtiçinde ve yurtdışında Merkezi ana gündem maddesi yaptı. İngiliz Financial Times (FT) gazetesi ve Wall Street Journal (WSJ) Merkez Bankasının kararının merakla beklendiğini yazdı. FTye konuşan JP Morganın ekonomisti Yarkın Cebeci ise, Merkez Bankasının enflasyondan çok finansal istikrara öncelik verdiği ve enflasyon hedeflerini kaçırma riskini almaya hazır olduğu görünüyor dedi.
WALL Street Journal da, analistlere dayanarak, Türkiyenin Merkez Bankası yarın faiz oranlarını yarım puan indirebilir. Böyle bir adım da, muhtemelen Türk Lirası için aşağı yönlü baskı oluşturur ve enflasyon baskılarını körükler yorumunu yaptı. Royal Bank of Scotlandın yükselen piyasalar analisti Timothy Ask da, Türkiyenin yabancı para gücü yaşayabileceği hissiyatı olan yükselen piyasalardan biri olmadığını kanıtladığını söyledi.
MERKEZ Bankasının yüzde 7 seviyesinde bulunan gösterge bir haftalık repo faizinde indirime gitmesi bekleniyor. CNBC-e anketine katılan 20 ekonomistin 18i Merkez Bankasının yüzde 7 seviyesinde bulunan gösterge bir haftalık repo faizinde indirime gideceği görüşünde. Ankete katılan ekonomistlerin 12si 50 baz puan faiz indirimi beklerken, 5 ekonomist 25 baz puanlık daha ılımlı bir indirim öngörüyor. Bir ekonomist ise, Merkezin daha kararlı davranıp 100 baz puan faiz indireceği görüşünde. | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.12.2010 | | | BaşkanınensıcakgünüBaşkanın en sıcak günü |
|
| Vizelerin kalkması turizmi canlandırdı | Samanyolu Haber | 09.12.2010 12:19 |  | | Suriye ve Lübnanla karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması Doğu Akdenizde turizmi canladırdı. Suriye ve Lübnanla karşılıklı olarak vizelerin kaldırılmasının ardından Arap turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Doğu Akdenizde özellikle sınıra yakın illerde turizmde ve ekonomide önemli bir canlanma görülüyor.
Yaz sezonu boyunca Mersine gelen Arap turistler, tarihi ve turistik mekanları ziyaret ederek, gezdikleri ve konakladıkları yerlerde alışveriş yaptılar. Mersinin uzun sahil bandının yanı sıra çok sayıda mağaza ve eğlence mekanına ev sahipliği yapan Forum Mersin Alışveriş Merkezi Arap turistlerin kent merkezindeki uğrak mekanı olurken, serin havayı tercih edenler ise yaylalara yönelik gerçekleştirilen günübirlik gezilere katılarak yöresel damak zevkini tatma imkanı buldular.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Başkanı Şerafettin Aşut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile başta Suriye olmak üzere bazı Ortadoğu ülkeleri arasında karşılıklı vize uygulamasının kaldırılmasının, turizm amaçlı seyahatleri olağanüstü arttırdığını söyledi.
Adana, Mersin, Hatay ve Gaziantepin özellikle Suriyeli ve Lübnanlı turistlerin uğrak yeri haline geldiğini belirten Aşut, Ancak, tüm seyahat acentelerinin ortak görüşü, Mersinin bozulmamış uzun sahili, tarihi ve doğal zenginlikleri, çeşitli dinlere ait kutsal sayılan mekanları ve modern yapısı ile Arap turistlerin en gözde kenti olduğudur dedi.
Geçen yıl Şamda düzenledikleri Mersin Tanıtım Günlerinin bu süreci hızlandıran ve birçok gelişmenin altyapısını hazırlayan bir etkinlik olduğunu ifade eden Aşut, şöyle devam etti:
Özellikle yaz aylarında Mersin otellerinde doluluğun zirve yaptığını, sokakların turistlerle canlanmasının küçük esnafa nefes aldırdığını hepimiz gördük. Artık, önemli olan alt ve üst yapısı ile turistlere daha cazip gelecek mekanları sunmak olmalıdır. İzmire gelen her yolcu gemisindeki turistin 90 avro harcadığı söyleniyor. Bizim de Mersin olarak kente para bırakacak turisti getirmemiz ve turiste cazip gelecek imkanları yaratmamız gerek.
Bu kapsamda Lübnan ile yaptığımız girişimler sonuç verdi. 13 Aralıkta Mersin-Beyrut-Trablusşam Feribot seferlerini başlatıyoruz. 25 tır, 250 otomobil taşıyabilen, 70 lüks kamarası ve pulman seçenekleri ile 700 yolcuya hizmet verecek bu feribot, gümrük geçiş zamanını, bürokrasisini ve masraflarını azaltacağı için hem ticarete hem de turizme katkıda bulunacaktır. Kışın haftada bir, yazın ise en az haftada iki sefer yapılacak. Bunu gören birçok yeni yatırımcı, otel ve tatil köyü gibi yatırımlarına başladılar bile. Çünkü özel sektör arz-talep dengesiyle çalışır. Uzun süredir bu yönde yaptığımız uluslararası görüşmelerin ve çalışmaların sonuçlarının somutlaştığını görmek bizleri umutlandırıyor.
Yapımı planlanan Uluslararası Çukurova Bölgesel Havaalanının sadece Mersinin değil, bölgenin turizm yapılanmasını değiştirecek önemli bir etken olacağına işaret eden Aşut, Son zamanlarda bölge kentlerinin odaları ile birlikte daha bütüncül bir turizm politikası oluşturmak ve ortak hareket etmek için çaba gösteriyoruz. Doğu Akdeniz olarak Mersin, Adana, Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye olarak ortak bir kaderimiz ve çıkarımız var. Amacımız turizmin yanı sıra sanayide, ticarette, tarım-gıda ve lojistikte birlikte hareket ederek bölgesel bir güç olmak diye konuştu
-SICAK PARA HAREKETİ YAŞANIYOR-
Mersin Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliği (MESOB) Başkanı Talat Dinçer de, özellikle Türkiye ile Orta Doğudaki bazı Arap ülkelerinin karşılıklı vizeleri kaldırmasıyla Doğu Akdenizin özellikle de Mersinin Arap turistlerin gözdesi haline geldiğini söyledi.
Turistik tesislerdeki doluluğun yanı sıra Arap turistlerin kent merkezinde yaptıkları alışverişlerle de kent ekonomisine ve esnafa ciddi anlamda gelir bıraktıklarını ifade eden Dinçer, Arap turist sayısının artmasıyla birlikte piyasada sıcak para hareketi yaşanmaya başladı. Coğrafi özelliklerimizin hemen hemen aynı olması kendi memleketlerindeymiş izlenimi veriyor. Yine deniz, kum ve güneş Arap turistleri çekiyor dedi.
Dinçer, buna karşın kentte yatak ve ulaşım sorunu yaşandığını vurgulayarek, bunların aşılmasıyla ağırlanan turist sayısının ve kazancın artacağını ifade etti.
Geçmişte gerçekleştirilen Mersin-Lazkiye feribot seferlerinin yeniden başlatılması, kara ve demiryolunda çalışmalar yapılması gerektiğine işaret eden Dinçer, şunları kaydetti:
Mersin Arap turistlerle birlikte turizm pastasındaki payını büyüttü. Turist sayısında geçmiş yıllara göre en az yüzde 25-30a varan oranlarda artıştan bahsediliyor. Bu oran gerekli yatırımların yapılmasıyla çok daha yukarılara çekilebilir. Yeni yatırımlarla Doğu Akdenizin turizmdeki önemini artıracağına inanıyoruz.
-1 SAAT UZAKLIKTAKİ SURİYEDEN GÜNÜBİRLİK GELENL | | Samanyolu Haber Son Dakika 09.12.2010 | | | VizelerinkalkmasıturizmicanlandırdıVizelerin kalkması turizmi canlandırdı |
|
| 5 ay sonrasına sipariş aldı | Samanyolu Haber | 08.11.2010 10:57 |  | | İstanbulda 10 gün süren otomobil fuarını 200 bini kadın 800 bin kişi ziyaret etti. İlgi odağı bazı modeller için müşteriye 5 ay sonrasına gün verildi. Ferrari markasının 5 adet sipariş aldığı fuarda Fiat, 450 otomobil sattı.
İki yılda bir yapılan ve 800 binden fazla kişinin ziyaret ettiği otomobil fuarı Autoshow dün sona erdi. Otomobil meraklısı ziyaretçilerin dörtte birini kadınlar oluşturdu. 42 markanın 100e yakını ilk kez olmak üzere 500 farklı modelini sergilediği fuar boyunca beğenilen modeller 5 ay sonrasına varan siparişler aldı. Türkiye otomotiv pazarında son aylarda talebi karşılamak için 2?3 ay sonrasına verilen araç teslimi süreleri, fuarda bazı modellerde şubat ve mart aylarına kadar uzadı. Birçok müşteri fuarda sergilenen otomobili fuar sonrası teslim almak şartıyla satın aldı. Özellikle ilk kez sergilenen bazı modellerde sipariş sayısı binlere ulaştı. Fuarın 9 günlük Kurban Bayramı öncesine denk gelmesi kasım ayı satışlarının garanti altına alınmasını sağladı. Böylece ekim ayında ortaya çıkan 73 bin adetlik satışın kasım ayında da tekrarlanması mümkün hale geldi.
8 markasıyla tek salonda fuara katılan Doğuş Otomotiv, yoğun sipariş alınan stantlardan biri oldu. Yeni Passat ve yeni Jettayı ilk kez fuarda gün yüzüne çıkaran VW, 500den fazla sipariş aldı. VW Binek Araç Genel Müdürü Vedat Uygun, 500 sıcak görüşmenin yanı sıra 150 adetlik de satış gerçekleştiğini söyledi. A7 ve A1 gibi yeni modellerle fuara katılan Audi, toplam 245 adetlik satışa imza attı.
Fiat Marka direktörü Okan Baş fuarda 450 adet Fiat otomobil satıldığını ve bunun yarısının daha çok kadınlar ve gençlerin tercihi olan hatchback modellerden oluştuğunu söyledi. Citroen Genel Müdürü Bahaettin Tatoğlu ise fuarda ilk kez sergilenen yeni C4ün şubatta yola çıkacak olmasına rağmen bugünden sipariş topladığını, tarz otomobili DS3ün ise 10 günde 20 müşteriye ulaştığını dile getirdi.
Spor otomobil markası Porsche, fuarda sergilediği ve toplam değeri 2,6 milyon Euro olan 15 aracın tamamını sattı. Porsche, Cayenne modelinde şubata gün verirken, bazı modellerde teslimat için 5 ay beklemek gerekiyor. Porsche olarak, kasım ayının ilk haftası itibarıyla 310 adetlik satış rakamına ulaştıklarını söyleyen Porsche Genel Müdürü Anıl Gürsoy, Geçen yılın toplam satış rakamını şimdiden geçtik. Yıl sonunda da da 375 adetlik bir satış rakamına ulaşmayı planlıyoruz. dedi.
Seat markası yeni Alhambra modelinin de içinde olduğu 80 adetlik sipariş listesiyle fuardan ayrılırken Skodada özellikle dizel motorlu modellere yoğun ilgi oldu.
Fuara 6 yeni modelle katılan Ford Otosan, bir önceki fuara göre yüzde 500 artırdığı ziyaretçi sayısı ile 150 bin kişinin uğrak yeri oldu. Stantta yeni Focus ve C-Max ilgi odağı olurken Ford Otosan Genel Müdür Yardımcısı Aykut Özüner, ilk 5 günde bine yakın satış bağlantısı yaptıklarını dile getirdi. Nissan Genel Müdür Yardımcısı İlkim Sancaktaroğlu, fuarda ilk kez gün yüzüne çıkan Juke modeline yoğun talep olduğunu, bu modele Avrupada da birkaç ay sonrası için sipariş alındığını dile getirdi. Çelik Motor Genel Müdürü Bora Koçak ise yeni Sportageın fuarda sipariş baskısı yaşadığını, ocak ayından itibaren pazara daha fazla ürün sunabileceklerini kaydetti. Toyotadan Peugeotya hemen hemen tüm markalar fuar boyunca aldığı siparişlerle kasım ayı satışlarını şimdiden garanti altına aldı.
Satışlar iyi gidiyor ama bayi kârları az
Autoshowu değerlendiren Otomotiv Yetkili Satıcıları Derneği Başkanı Şükrü Ilısal, fuarda satışların iyi gittiğini ama bu canlılığın bayilerin kârlılığını korumaya yetmediğini iddia etti. Satış adetleri ve ciroların arttığını, ancak araç satışları üzerinden elde edilen kârın yok denecek kadar aza indiğini kaydeden Ilısal, bu durumun çoğu yetkili satıcı için sabit giderlerini bile karşılamaya yetmediğini ifade etti. Autoshowda birbirinden güzel araçlar, parlak ışıklar hepimizin gözlerini kamaştırıyor, gün sonunda elde edilen hâsılata baktığımızda acı gerçekleri tekrar hatırlıyoruz. diyen Ilısal, her yıl yüzde 3?5 yetkili satıcının sistemin dışına çıktığını veya el değiştirdiğini, son 10 yılda teşkilatın en az yarısının değiştiğini dile getirdi. Ilısal, yetkili satıcılıktan para kazanabilmek için çok yüksek satış rakamlarına ulaşması gerektiğini, bunun da her geçen gün daha fazla riskleri göze almak anlamına geldiğini sözlerine ekledi.
Mercedesin standı 14 ülkeyi gezecek
Autoshowda sergilenen yeni otomobiller kadar yaklaşık 25 milyon dolar harcanan stantlar da gelenlerin ilgisini çekti. Birçok stant yurtdışından getirilen konseptlerle hazırlandı, bazıları tamamen yurtdışından getirildi. Mercedes Benzin konsepti Almanyadan gelen ve 800 bin Euroya mal olan standı marka için uluslararası bir örnek oldu. Autoshow boyunca 14 ülkeden fuar sorumluları gelerek standı inceledi. Bu stant fuar sonrası Güney Afrikada Johannesburgdaki fuara, oradan İtalya Bolognadaki Autoshowa, ardından da Madridde düzenlenecek otomobil fuarına kurulacak.
Ferrari ve Maserati | | Samanyolu Haber Son Dakika 08.11.2010 | | | 5aysonrasınasiparişaldı5 ay sonrasına sipariş aldı |
|
| İşte elektrik faturasını düşürmenin yolları | Samanyolu Haber | 29.09.2010 12:06 |  | | Yaz aylarında etkili olan sıcak havalar enerji tüketimini de artırdı. Sürekli açık tutulan klimalar ile diğer soğutucular sebebiyle günlük elektrik tüketiminin 700 milyon kilovatsaate çıktığı Türkiyede faturalarda buna paralel olarak arttı. Oysa enerji ve su da çok basit tedbirlerle tasarruf sağlamak mümkün. Evdeki aydınlatmayı, kompakt floresan lamba veya tasarruflu ampul ve ledli ampuller ile yapılırsa sarfiyat yüzde 80 oranında düşürebilir.
Türkiye Enerji Verimliliği (ENVER) Derneği Bursa Şubesi Başkanı Dr. Mustafa Uysal, küçük önlemlerde faturaların düşürülebileceğini anlattı. Uysal, Güneşten istifadeyi artırmak beden ve ruh sağlığına olumlu etki yaparken aynı zamanda daha az enerji tüketmenizi sağlıyor. Duvarlarınızı açık renkler ile boyamanız bile aydınlatmayı artırıyor. Dünya çapında tüketilen toplam elektriğin yüzde 19u aydınlatmada kullanılırken bu rakam Türkiyede yüzde 25. Alınacak basit önlemlerle enerjinin daha verimli kullanılarak ülke yılda milyonlarca liralık tasarruf sağlayabilir. dedi.
Kalkınmakta olan ve nüfusu artan bir ülke olması nedeniyle Türkiyenin enerji tüketimi de hızla artıyor. Artan enerji gereksinimini karşılamak için daha fazla kaynak ayırmak ve daha fazla çevreye zarar vermek zorunda kalındığını belirten ENVER Derneği Bursa Şube Başkanı Dr. Mustafa Uysal, bilinçsizce tüketimin tabiata da zarar verdiğini dile getirdi. Bilinçsiz enerji tüketiminin doğal kaynakların bilinçsizce ve büyük bir hızla tüketilmeye başlamasına, çevrenin kirlenmesine ve enerji için yüksek miktarda para ödenmesine neden olduğunu savunan Dr. Uysal, verimliliğin az tüketmek değil etkin tüketmekten geçtiğini vurguladı.
Vatandaşlara tükenmeden tüketin uyarısında bulunan Dr. Uysal, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30-32lik kısmı konut ve hizmet sektöründe tüketildiğini söyledi. Uysal, konut veya sanayi binalarının enerji giderlerinin düşürülmesi ve istenen değerlerde emisyon değerlerine ulaşmak için; enerji etüdü ve enerji izleme yapılarının oluşturulması gerektiğini kaydetti. Tüm enerji tüketimlerinin detaylı analizleri, yıllık enerji tüketiminin hesaplanması, verimlilik uygulamaları ve verimlilik arttırıcı projelerin oluşturulmasını tavsiye eden ENVER Derneği Başkanı Dr. Mustafa Uysal, Kaybolan enerji bizim enerjimizdir diyerek enerjiyi verimli kullanmanın bir vatandaşlık görevi olduğu vurgusunu yaptı.
ENVERin araştırmalarına göre, evinizdeki aydınlatmayı, kompakt floresan lamba veya tasarruflu ampul ve ledli ampuller ile yaparsanız sarfiyatı yüzde 80 oranında düşürebilirsiniz. ENVER Başkanı Dr. Mustafa Uysal verimli enerji kullanımı konusunda alınacak tedbirleri şöyle sıraladı:
- Manyetik balastların elektronik balastlarla degistirilmesi önemli bir tasarruf sağlayacaktır. Floresan yerine LEDli aydınlatmalar tercih edilerek hem önemli bir yakıt tasarrufu hem de sağlığa zararlı olmayan bir aydınlanma elde edilebilir.
- Güneşten istifadeyi artırmak hem beden hem de ruh sağlığınızı artırdığı gibi daha az enerji sarf etmenizi sağlayacaktır.
- Buzdolaplarınızı, kalorifer peteklerinden uzak tutmanız ve karlanmasını engellemeniz, soğutma için daha az enerji kullanmanızı sağlayacaktır.
- Bulunduğunuz ortamı kademeli olarak soğutmaya çalışın. Eğer cihazınız uygun değil ise soğutma sıcaklığını 18 dereceye getirmek sadece yüksek sarfiyat sağlar, asla bu sıcaklığa ulaşamayan cihazınız sürekli çalışır.
- Ütü kullanırken işiniz bitmeden birkaç dakika önce fişi çekerek mevcut ısıyı bir süre daha kullanabilirsiniz. 1500 w bir ütüden 5 dakika tasarruf etmek 15 watt bir ampulün 100 saat bedava çalıştırmak demektir.
- Yemeklerinizi mikrodalga fırınlarda ve düdüklü tencerelerde pişirme 2-10 dakika, ısıtma ise 10-30 saniyede gerçekleşir. Böylece yüzde 60- 70 tasarruf yapmış olursunuz.
- Enerji tüketimimizin yüzde 82si ısıtma için kullanılmaktadır. Isı yalıtım önlemlerinin alınması ile bu kayıplar azaltılabilir. Binaların yalıtımı ile yüzde 25den yüzde 50ye varan yakıt tasarrufu sağlanması mümkündür.
- Isıtma için münferit cihazlardan merkezi ısıtma sistemleri daha fazla verimlidir.
- Baca ve ısıtma/soğutma cihazlarının yıllık bakımlarını yaptırmak ve varsa filtrelerini yenilemek, bir sonraki sene daha az sarfiyat yapmanızı sağlar.
- Evlerde ve otellerde ortalama 300-400 W kullanılan televizyonlar yerine 100 Wın altında sarfiyatı olan LEDli TVler kullanılması ile yaklaşık yüzde 65 oranında enerji tasarrufu saglanabilecektir, bu ise yılda 5 milyon TLlik enerji tasarrufu demektir
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.09.2010 | | | İşteelektrikfaturasınıdüşürmeninyollarıİşte elektrik faturasını düşürmenin yolları |
|
| Kocaman bombalar! | Samanyolu Haber | 12.08.2010 12:05 |  | | Aykut Kocaman, Ömer Temelli ve Şekip Mosturoğlu?nun davetlisi olarak F.Bahçe Faruk Ilgaz Tesisleri?nin terasındayız. Tatlı bir esinti var. Ve o esinti günlerdir İstanbul?u yakıp-kavuran sıcak ve nemli havadan biraz olsun bizi uzaklaştırıyor. Masada 7 gazeteciyiz. Ayrıca kulübün iletişim sorumluları Mehmet Sümer ile Orkun Yazgan da var. Önce ?yazılmamak? koşuluyla sohbete başlıyoruz. Ne var ki bir süre sonra gazetecilik heyecanımız ağır basıyor. Gözümüzün önünden manşetler geçiyor. Ve F.Bahçe?nin duayen yazarı Alaattin Metin dayanamıyor, Hocam burada konuşulanları yazalım. Biz yazmasak yalan-yanlış yazılır diyor. Aykut Hoca?dan Olur ama o zaman ben de kontrollü konuşurum yanıtı gelince rahatlıyoruz....
İlk olarak Sportif Direktörlük konusu gündeme geliyor. F.Bahçe?nin sportif direktörü kim? diye soruyoruz. Kocaman, aidiyet duygusuna dikkat çekip Geliş şeklim belki biraz anormal oldu ama benim tabii ki diyor. Mosturoğlu söze giriyor: Aykut Hoca iki görevi birden yapacak. Bu kurumsallaşma adına düşünce devrimidir. Ardından bağlantılı soru geliyor Aykut Hoca?ya Üzerinize sportif direktör getirselerdi tavrınız ne olurdu? Yanıtı şöyle: Ben bir sportif direktör ile çalışmayı gerçekten çok isterim. Benimle aynı dili konuşan, transferleri yöneten, takip eden birisini çok isterim. Bakın bunu şöyle kanıtlayabilirim. Genel olarak bizde teknik direktörler transfer işlerine girerler. Ben girmem. Bu işleri sportif direktörler yapmalı.
Lige galibiyetle dönmek çok önemli. Arka arkaya maçlarımızı kazanmalıyız. Süper Lig?deki 6 haftalık periyot nereye gidebileceğimizi gösterecek. Bu sürede kendimi nereye gidiyoruz diye ikna edeceğim. Belki sonuçlara göre yöntem değişikliğine gideriz. Zaten antrenörlüğün gereği bu. Bir şeyleri denemek, sonra olup-olamayacağı konusunda kanaat oluşturmak, olamayacağı durumunda da başka yol bulmak. Oyuncularım F.Bahçe?nin kıymetini bilmeliler. Ve ben her şeye hazırlıklıyım.
BILICADAN MEMNUNUM, LUGANO GİTMEYECEKTİR
Bilica benim gözüme Lille?de girdi. Tekmeye kafa koyan birisi.. Kontrolünü arttıracağız.
Gökhanı stoper oynatmayı düşünmüyorum. O zaman savunmamızın boyu kısalıyor. Benim sağ bek alternatifim Mehmet Topuz. Orada daha önce oynadı ve başarılı oldu. Bilica?nın Beşiktaş maçında yaptığını F.Bahçeliler dahi hazmedemediler. Ama öbür taraftan da Bilica mücadeleci bir oyuncu. Benim gözümde onun test maçı Lille karşılaşmasıdır. Skor 2-1 olduğunda Gervinho da oyuna girmişti. Bilica, o iki tane yırtık uçurtmayı (Gervinho-Hazard) maç boyunca kovalayıp fedakârca oynadı. Tekmeye kafa koyar, Gökhan ve Lugano?nun arkasına atılan toplara koşar. Kontrolüne biraz daha dikkat ederse tam olacak.
Bence yabancı futbolcular Türkiye?den kolay kolay gitmezler. O nedenle Lugano?nun da gideceğini sanmıyorum. (Araya giren Mosturoğlu: Zaten teklif yok.) Dia?dan beklentim, ne kadar gol atar bilemiyorum ama her maç en az 3-4 pozisyona kendisi girecektir ya da arkadaşlarını pozisyona sokacaktır.
DAUM YALAN SÖYLÜYOR
Daumun söylediği Transfer yapmamızı Aykut istemedi sözü kesinlikle A?dan Z?ye kadar yalan. Tekrar ediyorum kesinlikle yalan. Böyle bir şey yok. Cristian, Daum?un istediği bir oyuncuydu. Ben izledim. İlk izlediğimde 20. dakikada 2-0 geriye düştüler. 10 kişi kaldılar. Neredeyse top bile göremedi. Hem Cristian, hem takım. Beğenmeyerek döndüm. Ancak içime sinmedi, gittim ikinci defa izledim, 3 sefer arka arkaya seyrettim. Bu sefer olumluydu. Onun yanına Andre Santos da bize uygun olunca, o dönemde bu transferleri gerçekleştirdik.
KAZIMIN DURUMU NET
Kaleci sıkıntımız küçük çapta var. Ama bunu ortadan kaldıracak iyi bir kaleci geliyor. Mert?in ufak tefek rötüşları var, iyi olacak. Tasfiye listemiz yok. Ama bir tasarruf olacak. UEFA listesine Kazım?ın yerine Uğur Boral?ı aldık. Kazım ile ilgili herşey çok net ortada. Yorum yapmaya gerek yok.
ALEX-EMRE?DEN VURUYORLAR
Alex ve Emre yumuşak karnım. Beni yıkmak isteyenler, onlarla çatışma varmış gibi ortam yaratıyorlar. Oysa aramızda sorun yok.
Cristian yüksek konsantrasyon yakaladığı zaman çok yetenekli bir oyuncu. Brezilya kapısı kapanıyor demek yanlış oluyor. Adamlar ceketlerini çıkartıp futbol oynuyorlar. Futbol için yaratılmışlar. Bize uygun olanı bulursak alırız tabii ki.
DENTINHO ÇOK PAHALI
Dentinhoyu beğenmediğim yönünde çıkan medyada yer alan haberler doğru değil.. Çünkü oyuncuyu izledim ve gerçekten yetenekli.. İşin doğrusu şu; Dentinho için istenen paralar kıvamında olmadığını söyledim. Kulübü Corinthians oyuncunun değerinden çok fazlasını talep edince, biz de vazgeçtik. Bonservisi 3-4 milyon Euro civarında bir para olsaydı eğer, genç ve yetenekli olduğu için alınmasını isterdim. Ama 8.5 milyon Euro?dan asla taviz vermediler. Bu rakama değmezdi kesinlikle.
YOUNG BOYS MAÇINDA 0-0A DUA ETTİM
Young Boys maçlarında ilerdeki 4 oyuncumuz sanki şeffaftı. Rakip stoperler ellerini kollarını sallayarak geldiler. İkinci maçta ilk yarı 0-0 bitsin diye dua e | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.08.2010 | | | KocamanbombalarKocaman bombalar |
|
| Dikkat Serinlemenin faturası ağır olabilir | Samanyolu Haber | 02.08.2010 07:53 |  | | Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesiyle birlikte, insanlar değişik yöntemler deneyerek serinlemenin yollarını arıyor.
Vatandaşlar serinlemek için evlerde bürolarda klima kullanmaktan havuza girmeye, duş almaya, pamuklu hafif giysilerden serin bir ağaç gölgesi ya da parklarda hafif esintili bir yer bulmaya kadar birçok yöntemle serinlemeye çalışırken, vücudun sıvı kaybını da su meşrubat gibi içeceklerle gideriyor.
Sıcak ve nemden bunalan vatandaşlar kendine göre serinlemenin yollarını ararken, klima, meşrubat, su ve dondurma satıcılarının da yüzü gülüyor. Klima satıcıları, özellikle Akdeniz, Ege ve Güneydoğuda günde en az 2 ya da 3 adet ev ve büro tipi klima sattıklarını belirtiyor. Sıcak havanın etkisinden biraz olsun kurtulmanın maliyeti ise 300 liradan 5 bin liraya kadar değişiyor.
Sıcak havaların etkisini havuzlarda yüzerek azaltmak isteyenler için havuz fiyatları şehir ve otele göre günlük 10 lira ile 50 lira arasında değişiyor. Beş yıldızlı otellerin fiyatları ise 250 ile bin 750 lira arasında bulunuyor.
Ev ve büro tipi klima fiyatları 400 lira ile 5 bin lira arasında seyrederken, klima alma imkanı olmayanlar için seçenek oluşturan vantilatörler, 20 ile 150 lira arasında satışa sunuluyor.
Serinlemenin bir başka yolu da balkonda oturmak. Havuzlara giremeyen, evlerine klima taktıramayan vatandaşlar çareyi balkonlara taşınmakta, hatta geceyi balkonda geçirmekte buluyor. Limonata, diğer soğuk meşrubat ve dondurma da biraz serinlemek üzere başvurulan lezzetli kurtarıcılar arasında bulunuyor. Hem vücudun sıvı dengesini koruma hem de içen kişiye serinlik hissi vermesi bakımından, yaz aylarının vazgeçilmez içecekleri arasında yer alan limonata ortalama 50 kuruş ile 1 lira arasında satılıyor.
Çeşitli kağıtlardan, iğde dalına kadar pek çok değişik malzemeden değişik renk ve desenleriyle tüketicilere sunulan yelpazeler ise en çok bayanlar tarafından ilgi görüyor. Yelpazeler ortalama 2 lira ile 20 lira arasında değişen fiyatlarla alıcı buluyor.
Sıcaktan korunmada ilk akla gelen şapka ve eşarplar da, çeşit çeşit renk ve modelleriyle her yaştan insanın rağbet ettiği en şık aksesuarlardan. Şapka fiyatları da kalite ve markasına göre 2.5 lira ile 100 lira arasında değişiyor. Sokak, çarşı ve pazarda ise klimalı market ve dükkanlar, en çok ziyaret edilen mekanların başını çekiyor.
Adanalılar, çöl sıcaklarının hüküm sürdüğü bugünlerde bunaldıklarını anlatırken, Yolda yürürken serinlemek için market ve klimalı dükkanlarda 5- 10 dakika geziyoruz. Klimaların serinliği biraz olsun rahatlatıyor. diye konuşuyor.
Sıcaklar nedeniyle klimalı dolmuşlar da rağbet görüyor. Adanada birçok dolmuşun camında klimalı servis yazısını görmek mümkün. Yolcu kapma yarışına giren dolmuşlardan klimalı olanlar avantajlı oluyor. Bir çok dolmuşçu yaz aylarında para kazanamadığı için otobüs ve minibüslerini klimalılarla değiştirmek zorunda kalıyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 02.08.2010 | | | DikkatSerinlemeninfaturasıağırolabilirDikkat Serinlemenin faturası ağır olabilir |
|
| Karpuzun fiyatı düşüyor, üretici endişeli | Samanyolu Haber | 24.06.2010 12:25 |  | | Türkiye?de üretilen karpuzun yüzde 25?inin karşılandığı Ceyhan?da, fiyatların her geçen gün düşmesi üreticileri endişelendiriyor. Ceyhan Ziraat Odası Başkanı Yavuz Tezcan, karpuz fiyatlarının piyasalarda düşük seyretmesinin, üretimin çok, ihracatın az olmasından kaynaklandığını söyledi. Diğer meyvelerde olduğu gibi karpuzun da fiyatının serbest piyasaya göre belirlendiğini belirten Tezcan, ?Ülkemizde karpuz fiyatının düşük olmasının birinci sebebi üretim fazla. İkincisi ihracat çok az. Hatta Türkiye?ye az sayıda turist geldiğinde bile karpuzun fiyatını olumsuz bir şeklide etkiliyor. Çünkü karpuz yaz yiyeceğidir. Havalar ne kadar sıcak olursa o kadar tüketim artar.? diye konuştu.
Üretici ve tüccarın, karpuzun renk ve tadının olgunlaşmasını beklemeden kırımını yapıp piyasalara sürmesinin de fiyatı olumsuz yönde etkileyeceğini anlatan Tezcan, Tüketici ilk çıkan karpuzun kalitesine göre değerlendirir. Eğer piyasaya karpuz kaliteli bir şekilde sürülmüşse tüketim artar. Bu durumda üreticinin de yüzü güler. Nihayetinde karpuz fiyatı arz ve talebe göre oluşuyor. İşte burada en büyük görev tüccar ve üreticiye düşüyor. Üretici karpuzu erken değil, tam zamanında kıracak. O zaman üreticilerin yüzü gülmüş olacak.? şeklinde konuştu.
Tarlada karpuz fiyatının 25-30 kuruş arasında alıcı bulduğunu söyleyen Tezcan, ?Karpuz üretimi zahmeti ve masrafı çok olan bir ürün. Üreticiler para kazanmak istiyorsa karpuzu olgunlaşmadan piyasaya sürmeyecek. dedi.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.06.2010 | | | KarpuzunfiyatıdüşüyorüreticiendişeliKarpuzun fiyatı düşüyor üretici endişeli |
|
| Kuyumcular altın fiyatlarından dertli | Samanyolu Haber | 24.06.2010 11:26 |  | | Altın fiyatlarının bir süredir sürekli artarak rekor üstüne rekor kırmasının, altın satışlarını neredeyse durma noktasına getirirken, düğün sezonunun açılmasının da piyasanın hareketlenmesini sağlamadığı, rekor fiyatların, sadece altın almak isteyen vatandaşı ya da yatırımcıyı değil, kuyumcuyu da olumsuz etkilediği bildirildi. Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Yılmaz Uça, altının bundan birkaç yıl öncesine kadar, dünyada uzun yıllar fiyat istikrarını koruduğunu, savaş, ekonomik krizler gibi olağanüstü dönemler dışında fiyat hareketleri yüzde 5-10lar seviyesinde değişen bir yatırım aracı olduğunu söyledi.
İkiz Kulelere saldırı, Irak, Afganistan operasyonları gibi gelişmelerin ardından yaşanan güvensiz ortamların, pek çok ülkenin merkez bankalarının ya da kendi paralarını korumak isteyen devletlerin altın yatırımı yapmasına yol açtığını anlatan Uça, petrol fiyatlarının çok artmasıyla özellikle petrol üreticisi ülkelerin ellerindeki fazla parayı altına yatırdıklarını dile getirdi.
Uça, altın fiyatlarının bu kadar artmasının en önemli sebebiniyse dünyadaki güvensizlik ortamı olarak gösterdi.
Altının fiyatı, 2001den 2010a döviz bazında dört kat arttı. Gramı 10 dolar olan 24 ayar şu anda 40 dolar seviyesinde diyen Uça, bu durumun en çok spekülatörlerin işine yaradığını, kuyumcuların fiyat artışından olumsuz etkilendiğini, çünkü alış satış yapılmadığını ifade etti.
Uça, Eskiden çok fazla bilezik, yüzük, takı alım satımı yapılırdı. Şimdi ufacık bir bileklik bile ciddi bir rakam tutuyor. Düğünlerdeki takılar şekil değiştirdi. Eskiden çeyrekler havada uçuşurdu, yarım altınlar, ziynetler takılırdı. Bugün insanlar bunu yapamıyor. Çeyrek altın 100 liranın üzerinde seyrediyor. Eskiden herkesin, her gittiği düğünde taktığı çeyrek, şimdi çok yakınlara takılıyor diye konuştu.
Rekor fiyatların, kuyumcuların karını artırmadığını vurgulayan Uça, sözlerini şöyle sürdürdü:
Fiyat artışları kuyumcuların cebine ekstra para girmesini sağlamıyor. Çünkü biz altın madenini işleyip satıyoruz, sonra altın alıp sattığımızın yerine koyuyoruz. Dolayısıyla altın bizim değişim aracımız. Yani bir kilo altınımız eğer sene sonuna kadar aynı kaldıysa zarar etmedik, bir kilo 100 grama çıktıysa 100 gram altın kazandık, 900 grama düştüyse 100 gram altın kaybettik anlamına geliyor. Fiyat çok artmış, ama biz satamıyorsak bu demektir ki 100 kilodan 100 gram yemişiz.
Bugün kuyumcuların yaşadığı böyle bir şey. Sermayeden yiyorlar. Fiyatlar çok arttı, ekonomik kriz buna eklendi. Sonucunda da Türkiye genelinde yüzde 30 seviyelerinde perakende kısmında kuyumcu kapanmış vaziyette. Üretim tarafında da yaklaşık yüzde 50 üretici kapatmak zorunda kaldı. Çünkü üreticilerin pek çoğu prefinans dediğimiz, yani kendi gücü olmayıp, önden siparişlerle altın vererek üretim yapan küçük işletmeler. Kapatan atölyelerimiz gümüşe, başka madenlere döndüler.
Uça, fiyatlar düşse? sorusu üzerine, Son derece memnun olacağız. Çünkü metamız dönmüş olacak, dönerse para kazanacağız dedi.
Fiyatların seyrine ilişkin ne gibi öngörüler yapıldığının sorulması üzerine Uça şu karşılığı verdi:
Altının ons fiyatının 1.250 dolarların üzerinde gitmesine sebep olacak, döviz bazında dört kat artıracak dünyayı yerinden oynatacak hadiseler yok aslında. Ama güvensizlik ortamı var. Bu güvensizlik güvene dönüşürse fiyatlar geri gelecektir. Ancak bu güvensizlik daha da devam ederse, İran krizi çıkar, etraftaki ülkelere yayılırsa, Avrupadaki kriz daha da büyürse mutlaka fiyatların artışı devam edecektir.
Para güvenilir limanlara kaçıyor. Şimdi güvenli liman altın. Altın kendini kral olarak gösteriyor. Sıcak paranın sığındığı çok önemli bir liman.
Uça, Fiyatlar 3-4 sene öncesi seviyelerine geriler mi? şeklindeki soruya, öyle olacağını tahmin ettiklerini, benzer bir durumun petrol fiyatlarında da yaşandığını, ama üretim sabit kalmasına rağmen petrol fiyatlarının eski seviyelerine gerilediğini söyledi.
Acar Kuyumculuk firmasının sahibi Fahrettin Özer, dünyada ekonomik krizin etkisiyle en güvenli limanın altın olduğunun ortaya çıktığını belirterek, Altına talebin fazla, üretimin az olması sebebiyle fiyatlar yükseldi. Fonlar çok fazla miktarda altın aldı. Yoksa vatandaşın fazla alış veriş yapmasıyla dünyada altın fiyatları yükselmez dedi.
Türkiyede düğün mevsimi yaklaşmasına rağmen kuyumcuların işlerinin açılmadığını ifade eden Özer, bu durumun geçici olduğuna inandıklarını, zira altın kaç para olursa olsun, Türk toplumunda düğünde nişanda altın takıldığını söyledi.
Özer, Şu anda alınmıyor, ama bu psikolojik. İnsanlar çok yükselmiş, biraz düşmesini bekleyelim diye düşünüyor. Sanıyorum bu uzun sürmeyecektir diy | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.06.2010 | | | KuyumcularaltınfiyatlarındandertliKuyumcular altın fiyatlarından dertli |
|
| Altın fiyatları nereye kadar gider? | Samanyolu Haber | 21.06.2010 13:34 |  | | Altın Fiyatlarındaki önlenemeyen yükseliş Altın ve Para Piyasalarının hareketlendirdi. Bu hareketlilik daha ne kadar devam eder? Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk bu sorunun cevabını veriyor Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, fiziki taleple desteklenmeyen altın fiyatının fon hareketleriyle uzun süre yukarıda tutulmasının mümkün olmadığını belirterek, Önümüzdeki dönemde, altın fiyatlarında çok sert düşüşlerle, belki 3-4 aylık süreçte, bunu merkez bankalarının ve yatırım bankalarının altın fonundan çıkış tavrı belirleyecektir, 1000 doların altında 900-850 dolar seviyelerine kadar hızlı bir geri çekilme söz konusu olabilir dedi.
Yıldırımtürk, altın fiyatlarına ilişkin olarak AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, finansal krizin başlangıcından bu yana yatırım bankalarının oluşturduğu altın fonunun, beklenildiği kadar alıcısı olmadığına değinirken, geçen nisan-mayıs ayında özellikle Euro Bölgesinde yaşanan tedirginlikler nedeniyle avro cinsi yatırımları olan yatırımcıların avronun hızlı değer kaybetmesinden ve bölgedeki tedirginliklerden kaçmak için altın fonu aldıklarını söyledi.
Bu sırada altının 1,2500 dolara kadar yükseldiğini, ancak bunun sadece Euro Bölgesindeki yatırımcılar için geçerli olduğunu, diğer ülke veya bölgelerdeki yatırımcıların altına sıcak bakmadığını anlatan Yıldırımtürk, Yeterince alıcı getiremedikleri için yatırım bankaları, fiyatı sürekli yüksekte tutmak istiyorlar. Fiyatın daha fazla yükseleceği yönünde her hafta yeni hedef rakamlar konuluyor ki, insanlar tedirgin olsun da alsın diye dedi.
Yıldırımtürk, Türkiyede fiziki olarak altın talebinin yok denecek kadar az olduğuna ve bunun iş yerlerinde de görülebileceğine işaret ederek, şunları söyledi:
Büyük montanlı yatırım bankalarının, Türkiyedeki bankalarla ilişkilerine güvenerek, Türkiyedeki bankalarda da altın fonu sattıklarını biliyoruz. Bu fonlara da alıcı getirebilmek için bankaların, mevduat sahiplerine telefon ederek altın fiyatları çok yüksek size fon satalım şeklinde yaklaşımları var. Türk halkı olarak geleneksel altın alışkanlığımız çerçevesinde biz, altını fiziki olarak elimize almadan, elimizde altın var diyemeyiz. Bu bakımdan burada da yeterince fon satılamadığı kanaatindeyim.
Türkiyede geçen yıl olduğu gibi, sıkıntılı ve fiyatların yüksek olduğu dönemlerde, özellikle Hindistan, Mısır ve Körfez ülkelerinde, yastık altı diye tabir edilen altınların piyasaya döndüğünü kaydeden Yıldırımtürk, bunların rafine edilerek yüklü miktarda uluslararası piyasaya, altın borsaları aracılığıyla satıldığını hatırlattı.
Yıldırımtürk, bu satışların, yatırım bankalarının fonlarına olan ilgiyi azalttığını, fiyatların daha sınırlı yükselişinde etkili olduğunu ve sıkıntıların devam ettiğini, dolayısıyla altın fiyatlarının, yeni alıcılar gelmediği sürece yukarı çekildiğini söyledi.
-BİR YERDEN ÇOK SERT DÜŞÜŞLER GELECEK-
Fiyatların bu kadar yüksekte kalabilmesinin diğer bir nedenini, Finansal krizin başlangıcından bu yana gelişmiş ülke merkez bankalarının kendi sistemlerine yüklü miktarda likidite sürmüş olmaları şeklinde açıklayan Yıldırımtürk, şu bilgileri verdi:
Bu likidite, ileride nasıl olsa bir enflasyonist baskı oluşturur düşüncesiyle biraz da bunu kullanmak istediler yatırım bankaları, şimdi likiditenin yavaş yavaş çekilmesine yönelik, özellikle finansal krizin etkilerinin azalmasıyla beraber, bir süreç yaşıyoruz. Bu, merkez bankalarının faiz artırımı veya devlet tahvili satışları şeklinde olabilir. Her halükarda bu likiditeyi zaman içerisinde çekecekler. Belki önümüzdeki aylar itibariyle bunların sinyalleri piyasalarda görülecek. Bu sinyaller alındığı zaman, henüz daha icraatına geçilmeden, altın fiyatlarının çok sert düşüşler içinde olacağını düşünüyoruz. 1.2800 dolardan da olabilir 1.2650 dolardan da, 1.3000 dolardan da olabilir. Bir yerden çok sert düşüşler gelecek. Bunu biz daha önce petrol fiyatlarında yaşadık. Aynı şey altın için de geçerli.
Geçtiğimiz günlerde 1 dolar, 1 avro olur mu sorusunun, bu süreçte olabileceğini düşünüyorum. Avrupadaki sıkıntıların henüz net aşılamadığı, sadece tedirginliklerin bir miktar azalmasının etkisiyle, avroda küçük çaplı toparlanma söz konusu. Ancak dolar güçlenmeye başladığı zaman ve özellikle son dönemde Çin ile ABD arasında, Çin Yuanının değerinin yükseltilmesi gibi gelişmeler var. Bugün bunların yansıması da görülüyor. Çin otoritesi yuanın değerini artırmak için serbest kur uygulamasına geçeceğini söyledi. Bunun icraatı olur mu, olmaz mı önümüzdeki günlerde göreceğiz. Böyle olunca, buradan dolara bir destek gelecektir. Bu da paraya olan güvenin tekrar yavaş yavaş kazanılması anlamına gelecektir ve altından uzaklaşma olacaktır.
Yıldırımtürk, Türkiyede ve Hindistan gibi ülkelerde düğün mevsimi olmasına rağmen fiyatların | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.06.2010 | | | Altınfiyatlarınereyekadargider?Altın fiyatları nereye kadar gider? |
|
| Ada da Arda kapışması | Samanyolu Haber | 07.06.2010 03:00 |  | | MERSEYSİDE derbisinde hedef bu kez 3 puan değil, Arda Turan! Liverpool ve Everton, G.Saray?ın kaptanı için kapışıyor. Transferde dev rakibinin peşinde olduğu oyuncuya talip olup rakibinin kasasından fazla para çıkartma taktiği sadece bizim 3 Büyüklere ait değil! Arda Turanın peşinde olduğu bilinen Liverpool kulübünün ezeli rakibi Everton da Galatasarayın kaptanı için teklif vermeye hazırlanıyor. Teknik direktörü Benitez ile yollarını ayırmasına rağmen transfer listesinin ilk sırasında bulunan Ardayı kadrosuna katmak isteyen Liverpool şehrinin Kırmızı tarafı, İspanyol hocanın vazgeçemediği yıldızlardan olan Dirk Kuytı Galatasaraya teklif etti. Transfer piyasasında fiyatı en az 15 milyon Euro olarak kabul edilen Arda için sarı-kırmızılılara Hollandalı yıldız ve 8 milyon Euro teklif eden Liverpoolun rakibi ise Merseyside Derbisinin öteki yakası olan Maviler, yani Everton.
ARDA, LİVERPOOLU ÇOK İSTİYOR
Uzun yıllardır Evertonu çalıştıran ve geçen sezon başında Mehmet Topalı da kadrosuna katmak isteyen ancak başarılı olamayan teknik direktör David Moyesin Arda transferi için İspanyol yıldızı Mikel Artetayı gözden çıkardığı öne sürüldü. Geride kalan sezonda dizinden geçirdiği sakatlık nedeniyle uzun süre forma giyemeyen Arteta için Arsenalden gelen transfer teklifini kabul etmeyen Moyesin İspanyol oyuncuyu ligdeki rakiplerinden birine kaptırmak istemiyor. Everton yönetiminin Galatasaray Futbol Şubesi Sorumlusu Haldun Üstünele Arda için Arteta ve 5 milyon Pound teklif ettiği, çocukluk arkadaşı Xabi Alonsonun Liverpooldan Real Madride transferi sonrasında Artetanın da Premier Ligden ayrılmaya sıcak baktığı kaydedildi. Arda için Galatasaraya teklifler yağarken, halen yaz tatilini Los Angelesta geçiren genç yıldızın hedefinin her zaman hayranlık beslediğini ifade ettiği Liverpoolda forma giymek olduğu öğrenildi.
MATRIX GİBİ
Arda Turanın geleceği unutulmaz film Matrixteki kırmızı ve mavi haplarda mı gizli(!) Arda, hangisini seçecek?
Sabah | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.06.2010 | | | AdadaArdakapışmasıAda da Arda kapışması |
|
| Emeklilere sevindirici haber | Samanyolu Haber | 03.06.2010 08:27 |  | | Bankalar, emekli maaşlarının yatırılması karşılığında promosyon ödemeyi kabul etti. Emeklilerin uzun süredir devam ettirdiği maaş promosyonu mücadelesinde önemli bir gelişme sağlandı. Zamanın haberine göre, emekli dernekleri ile görüşen çok sayıda banka, maaş ödemesi karşılığında nakdi promosyon vermeyi kabul etti. En somut teklif Şekerbanktan geldi. Banka, maaşların yatırılması karşılığında maaş promosyonu teklif ederken, şube sayısının az olması konusunda da çözüm geliştirdi. Buna göre Şekerbank, emeklilere maaş öderken diğer bankalarla da anlaşma yapacak. Emekli, bulunduğu il veya ilçede hangi banka şubesi varsa maaşını oradan alabilecek. Böylece banka, Türkiyenin tamamında maaş ödemesi yapabilecek. Türkiye Finans ise maaşları ödeme karşılığında bir maaş promosyon önerdi.
Emekli Bir-Sen Genel Başkanı İsrafil Odabaşın verdiği bilgeye göre Ziraat, Yapıkredi ve İş Bankası da emekliye maaş promosyonu verilmesine sıcak bakıyor. Ancak sorun, maaş promosyonlarının memurlara nakdi olarak verilmesini öngören Başbakanlık genelgesinin emeklileri kapsamaması. Bu sebeple emekliler, maaş promosyonu alamıyor. Emekli dernekleri, Başbakanlık genelgesinin emeklileri de kapsayacak şekilde değiştirilmesini istiyor. Bu amaçla Çalışma Bakanı Ömer Dinçer ile Emekli Bir-Sen heyeti bugün bir araya gelecek. Dernekler, Bakan Dinçerden Başbakanlık genelgesinin kendilerini de kapsamasını talep edecek. Düzenleme yapılırsa Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK), emekliler adına bankalarla anlaşma yapabilmesinin yolu açılacak.
Daha önce oda tefrişatı, araç alımı ve makam giderleri için harcanan maaş promosyon gelirleri, 2007 yılı Temmuz ayında yayınlanan Başbakanlık genelgesiyle memurlara verilmeye başlandı. Bu gelişmenin ardından emekliler de maaş promosyonu alabilmek için harekete geçmişti. 9 milyon emekliye, SGK tarafından 2010 yılında 75 milyar lira maaş ödemesi yapılacak. Rakamın bu derecede büyük olması, bankaların iştahını kabartıyor. Emekli Bir-Sen Genel Başkanı İsrafil Odabaş, bankada sadece maaş küsuratlarının birikmesi durumunda bile bunun ciddi meblağ tutacağını söyledi. Odabaş bu sebeple bankaların emekliye maaş promosyonu ödenmesine son derece sıcak baktığına dikkat çekti.
Kamu kurumları, Başbakanlık genelgesi gereği maaş promosyonlarının en az yüzde 70ini personele dağıtıyor. Yıllık ortalama bin TLye kadar çıkan bu para, memur için ikinci bir gelir kapısı oldu. Ancak emekli maaşlarında durum kısa süre öncesine kadar tam tersiydi. SGK, emekli maaşlarını ödeyen bankalara komisyon veriyordu. 2009da emekli maaşı karşılığı ödenen maaş komisyonları kaldırıldı. Böylece bankalara ödenen 278 milyon TL kurumun kasasında kaldı.
İlaç ve muayenede katkı payı yargıda
DİSKe bağlı Emekli-Sen, emekli maaşlarından yapılan ilaç ve muayene kesintisinin iade edilmesi ve konunun Anayasa Mahkemesine taşınması talebiyle Ankara Nöbetçi İş Mahkemesine dava açtı. Dava dilekçesinde, 5510 sayılı yasa çıkana kadar emeklilerden ilaç ve muayene kesintisi adı altında herhangi bir kesinti yapılmadığı, bu kanunla, kazanılan hak niteliğinde olan uygulamanın değiştiği ifade edildi. Dilekçede, cüzi rakamlarla başlayan uygulamanın hem ücret artışına sebep olduğu hem de yaygınlaştırılmak suretiyle sağlık hizmetlerinin ücretli hale getirildiği belirtildi. Dilekçede, emekli maaşından alınan muayene ücretlerinin iade edilmesi talep edilerek, uygulamanın hukukun genel ilkeleri ve Anayasaya aykırı olduğu belirtildi.
BUGÜN GAZETESİ | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.06.2010 | | | EmeklileresevindiricihaberEmeklilere sevindirici haber |
|
| Konya'da seracılık gelişiyor | Samanyolu Haber | 23.05.2010 10:56 |  | | Karasal iklimine rağmen geçen yıl muz üretmeyi başaran Konyada sayıları hızla artan seralarda salatalık hasadına başlandı. AA muhabirinin yaptığı araştırmaya göre, Türkiyedeki tarımsal üretim merkezlerinden olan, Türkiyede tahılın ve şeker pancarının en fazla üretildiği yer olan Konya, son yıllarda kışların daha ılıman geçmeye başlaması ve tarım teknolojisindeki yeniliklerle birlikte seracılık atağına kalktı.
Bünyesinde Konya Şeker Fabrikası, Çumra Şeker Fabrikası ve Şeker Süt gibi kuruluşların yer aldığı Anadolu Birlik Holding, Çumra Şeker Fabrikası ve Entegre Tesislerinde geçen yıl Şubat ayında bir ilki gerçekleştirerek bodur muz üretiminden sonuç almayı başarmıştı.
Ziraat Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Özkan Taşpınar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, seracılığın Konyada her yıl biraz daha geliştiğini söyledi.
Konyada bazı çiftçilerin, binlerce metrekarelik alanları kapatarak, normal sezondan 1-2 ay önce sebze ve meyveyi piyasaya arz etmeye dayalı seracılık yapmaya başladıklarını anlatan Taşpınar, şunları kaydetti:
Şuan Konyadaki seralarda salatalık hasadına başlandı, domates hasadına ise yaklaşık bir haftalık zaman kaldı. Erken dönem seracılık önümüzdeki yıllarda bu gelişme trendini devam ettireceğe benziyor. Çünkü erken dönem seracılıkta her zaman çiftçi için ekmek var. Şuan seralarda üretilen sebze miktarı toplam üretimle kıyaslandığında çok az... Fakat kış dönemi seraları için sıcak suyun çıktığı İsmil, Ilgın ve Seydişehirde önemli potansiyel var. Konyada seracılık geliştikçe çiftçinin geliri daha da artacaktır. Konya Ovasında yerli döneminde domates ve salatalığın kilogramı 20-30 kuruşa kadar düşüyor. Böyle olduğu için seralarda, normal mevsiminden 1-2 ay önce hasadı yapılan sebzeler zaten para kazandırılıyor. Kış aylarında seralarda yetiştirilecek ürünler ise çok daha yüksek değerde satılabilir.
İleride belki de kış aylarında Akdenizden Konyaya sebze meyve getirme durumunda kalmayacağız diyen Taşpınar, Konyada kış dönemi seracılığı için, ekstra ısıtma kaynakları olan güneş enerjisi, kömür ya da fuil oil takviyesine ihtiyaç duyulacağını vurguladı.
Taşpınar, ayrıca Konyada Hadim-Aladağ, Karamanda ise Göksu Nehrinin geçtiği, Muta kadar uzanan Nunu Vadisi gibi Akdeniz ikliminin görüldüğü mikro klima alanlarında bugün bile rahatlıkla kış dönemi seracılığı yapılabileceğini, bu konuda söz konusu bölgelerde deneme üretimlerinin başladığını sözlerine ekledi.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 23.05.2010 | | | Konyada/">KonyadaseracılıkgelişiyorKonyada-seracılık-gelişiyor/">Konyada seracılık gelişiyor |
|
| Fiyat artışına dur diyecek formül | Samanyolu Haber | 20.04.2010 17:18 |  | | Et fiyatları aldı başını gidiyor. Daha 1 yıl önce 15 TLye satılan kıymanın kilosu şimdilerde 30 TL oldu. Peki bu gidişata kimler, nasıl dur diyecek? Türkiyenin sayılı et üreticilerinden biri olan Zeki Murat Akhan, et fiyatlarındaki yükselişin nasıl durdurulacağı ile ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Akhanın raporuna göre et fiyatlarında yükselişin çok sebebi var. Bu sebepler ortadan kaldırılmadıkça et fiyatlarındaki yükselişin önüne geçmek imkansız.
Tarımda ve hayvancılıkta iş tohumdan başlayarak boğuma kadarki süreçte sıcak takip isteyerek her türlü sıkıntıda müdahale edilerek anında operasyonlarla iyileştirme sağlayıp sağlıklı bir sonuca gitmesi sağlanmalıdır.
Örneğin; Hayvancılıkta yem, hayvan, üretim, pazar, pazarlama, işleme, 1.satış, 2.satış, nihai satış aşamasında tıkanan kanalı açacak uygulamalar yapmaktır.
Burada amaç, muhakkak ki halk esas alınarak en ucuz tarım ürünlerini güvenilir ve kaliteli olarak AB standartlarında tüketiciye sunmaktır.
2009un ikinci yarısından sonra, doğudaki hayvancıların devletimizin büyükleri ile bir araya gelerek her türlü sıkıntılarının Et-Balık Kurumunun devreye girerek kamu kuruluşlarının et ihtiyacını karşılaması görevini yerine getirmesi ile hayvancılığın bütün sıkıntısının ortadan kalkacağı görüşünü dile getirmeleri ve Et- Balık Kurumunun Ağustos 2009 da tam kapasite devre girmesi ile kilogram başı 9.25 tl olan fiyat bugün Et-Balık Kurumunun 14.50 tlye kadar yükseltmesine neden olmuştur. ( Not bugün itibari ile 16.00 tl 20 Nisan 2010 tarihi ile oldu )
Burada başarı besicinin olmuş ve yetişen hayvanları devamlı profesyonelliği oynayarak Et-Balık Kurumunu fiyat yükseltmeye mecbur etmişlerdir. Et Balık Kurumunun 14.50 tlye et aldığını düşünürsek 11.00 tlye et sattığını biliyoruz.
Besici, profesyonelce malını satarken en üst fiyata satmak istemektedir. Esnaf, tüccar ve Et Balık Kurumuda en ucuza mal almak istemektedir. Mal azlığı üretimin kısıtlı olması besicinin lehine işlemektedir. Kesilecek hayvan bulmak zorlaşmış ve besici zam peşine düşmüştür. Bu durumda, Besici ve yetiştirici nema almakta,
70 milyon Türkiye nüfusu zarar görmekte ve zaten evine fazla et alamayan tüketici etin ne olduğunu unutmakta,Et sanayicileri, et işi ile uğraşanlar, dönerci ve lokantalar çok büyük bir oranda zarar görmekte,
Et Balık Kurumu; kilogram başı 9,25 tl ye mal alırken, bugün 14,50 tl ye mal almakta ve %57 fiyat farkı olan 5,25 tl yi fazladan ödemekte.
Başbakanımız Türkiyenin, dünyanın 13 ncü ekonomisi olduğunu söylemiş olup, bu rakamın içinde tarım ülkesi olan ülkemizin et ihracatı sıfıra yakındır. Anadolu da binlerle dönüm arazilerimiz ve binlerce ahır boş durumdadır. Bu sadece Kars ve bölgesine ekonomik rahatlık sağlayacak diye 70 milyon Türkiye bu sıkıntıyı çekmemesi lazım.
Öneri olarak, Acilen hayvan ve kırmızı et ithalatının önünü açılmalı,
Besici mağdur duruma düşürülmesin deniyorsa ve şayet o zaman Et Balık Kurumu sözleşme yaparak besicinin elindeki malı altı aylık süreçte şu anki fiyattan anlaşmalı ve ihtiyacını karşılamalı, İhracat sadece bugüne has değil, devamlı açık olup artık ırk değişimi insanlara pahalı değil ucuz olduğu için zora sokmadan tercih edilecektir,
5 kg süt veren Anadolu hayvanı 25-30 kiloya çıkacak,
150 kg et zor gelebilen hayvanlar 300-350 kg gelecek,
Fiyatlar ucuzlayacak, tüketim 10 ton ise 30 tona çıkacak,
Pastırma 50 tl değil 25 tl ye,
Sucuk 35 tl değil 15 tlye,
Kıyma 25 tl değil 10 tl ye düşecek,
İstihdam artacak,
Kdv ve vergi üretilecek,
İhracat olması için zeminler araştırılacak,
Bu kadar iş sadece birkaç kişinin menfati için terk edilmemelidir. Türkiye hayvancılığı sos veriyor acil tedbir olarak sonuna kadar ithalat yapılmalı, şahane projeler, GAP ve DAP Türkiye geneline yayılmalı bu kadar hayvan piyasaya girerse ziraat gelişecek ve ekilip biçilmeyen alan kalmayacaktır.
Kesim yapılırken de, Standard olmadan yapılan kesimlerde dürüst firmalar zarar görmekte adeta dürüstlüğüne ceza olmaktadır.
Örneklemek gerekirse;
Siz 15.00 tlye hayvan keserken Standard olmadığı için öbür kişi gelip 16.00 tlye kesiyor, orada ifade yağsız kesim zikredilmeyince piyasa otomatikmen 1.00 tl artıyor veya 16.00 TLye alan kendi kesim stilini ortaya koyduğu için işten anlamayan besici ve hayvancı için eline daha az para geçiyor.
Boğazlamada boğum atlayarak kelle de et gitmesi, perde etin işkembe de gitmesi, iç etinin ciğer de gitmesi, çanak ve böbreklerin (bazı bölümü ) işkembede gitmesi, kavram yağlarının yumurta üzerinde gitmesi gibi kesim standardı olmadan kesicilerin oyunlarıdır.
Et Balık Kurumunun besiciye sağladığı menfaat değer ölçüsü olarak değerlendirilemez. Hayvanı satmakta besici için şunlar önemlidir.
Fiyat, Fatura, Müstahsil Kesintisi, Fire, Kesim kalitesi,Adet bazı Ödeme.
Böyle bir alış verişte her şey besiciden yanadır. Bu durumda Et Balık Kurumunun kamu kurum ve kuruluşlarıyla bağlantısını bilen besicilerin işta | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.04.2010 | | | FiyatartışınadurdiyecekformülFiyat artışına dur diyecek formül |
|
| Fiyatlar yükselişe dur diyecek formül | Samanyolu Haber | 20.04.2010 17:10 |  | | Et fiyatları aldı başını gidiyor. Daha 1 yıl önce 15 TLye satılan kıymanın kilosu şimdilerde 30 TL oldu. Peki bu gidişata kimler, nasıl dur diyecek? Türkiyenin sayılı et üreticilerinden biri olan Zeki Murat Akhan, et fiyatlarındaki yükselişin nasıl durdurulacağı ile ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Akhanın raporuna göre et fiyatlarında yükselişin çok sebebi var. Bu sebepler ortadan kaldırılmadıkça et fiyatlarındaki yükselişin önüne geçmek imkansız.
Tarımda ve hayvancılıkta iş tohum?dan başlayarak boğum?a kadarki süreçte sıcak takip isteyerek her türlü sıkıntıda müdahale edilerek anında operasyonlarla iyileştirme sağlayıp sağlıklı bir sonuca gitmesi sağlanmalıdır.
Örneğin; Hayvancılıkta yem, hayvan, üretim, pazar, pazarlama, işleme, 1.satış, 2.satış, nihai satış aşamasında tıkanan kanalı açacak uygulamalar yapmaktır.
Burada amaç, muhakkak ki halk esas alınarak en ucuz tarım ürünlerini güvenilir ve kaliteli olarak AB standartlarında tüketiciye sunmaktır.
2009?un ikinci yarısından sonra, doğudaki hayvancıların devletimizin büyükleri ile bir araya gelerek her türlü sıkıntılarının Et-Balık Kurumunun devreye girerek kamu kuruluşlarının et ihtiyacını karşılaması görevini yerine getirmesi ile hayvancılığın bütün sıkıntısının ortadan kalkacağı görüşünü dile getirmeleri ve Et- Balık Kurumunun Ağustos 2009 da tam kapasite devre girmesi ile kilogram başı 9.25 tl olan fiyat bugün Et-Balık Kurumunun 14.50 tl?ye kadar yükseltmesine neden olmuştur. ( Not bugün itibari ile 16.00 tl 20 Nisan 2010 tarihi ile oldu )
Burada başarı besicinin olmuş ve yetişen hayvanları devamlı profesyonelliği oynayarak Et-Balık Kurumunu fiyat yükseltmeye mecbur etmişlerdir. Et Balık Kurumunun 14.50 tl?ye et aldığını düşünürsek 11.00 tl?ye et sattığını biliyoruz.
Besici, profesyonelce malını satarken en üst fiyata satmak istemektedir. Esnaf, tüccar ve Et Balık Kurumuda en ucuza mal almak istemektedir. Mal azlığı üretimin kısıtlı olması besicinin lehine işlemektedir. Kesilecek hayvan bulmak zorlaşmış ve besici zam peşine düşmüştür. Bu durumda, Besici ve yetiştirici nema almakta,
70 milyon Türkiye nüfusu zarar görmekte ve zaten evine fazla et alamayan tüketici etin ne olduğunu unutmakta,Et sanayicileri, et işi ile uğraşanlar, dönerci ve lokantalar çok büyük bir oranda zarar görmekte,
Et Balık Kurumu; kilogram başı 9,25 tl ye mal alırken, bugün 14,50 tl ye mal almakta ve %57 fiyat farkı olan 5,25 tl yi fazladan ödemekte.
Başbakanımız Türkiye?nin, dünyanın 13 ncü ekonomisi olduğunu söylemiş olup, bu rakamın içinde tarım ülkesi olan ülkemizin et ihracatı sıfıra yakındır. Anadolu da binlerle dönüm arazilerimiz ve binlerce ahır boş durumdadır. Bu sadece Kars ve bölgesine ekonomik rahatlık sağlayacak diye 70 milyon Türkiye bu sıkıntıyı çekmemesi lazım.
Öneri olarak, Acilen hayvan ve kırmızı et ithalatının önünü açılmalı,
Besici mağdur duruma düşürülmesin deniyorsa ve şayet o zaman Et Balık Kurumu sözleşme yaparak besicinin elindeki malı altı aylık süreçte şu anki fiyattan anlaşmalı ve ihtiyacını karşılamalı, İhracat sadece bugüne has değil, devamlı açık olup artık ırk değişimi insanlara pahalı değil ucuz olduğu için zora sokmadan tercih edilecektir,
5 kg süt veren Anadolu hayvanı 25-30 kiloya çıkacak,
150 kg et zor gelebilen hayvanlar 300-350 kg gelecek,
Fiyatlar ucuzlayacak, tüketim 10 ton ise 30 tona çıkacak,
Pastırma 50 tl değil 25 tl ye,
Sucuk 35 tl değil 15 tl?ye,
Kıyma 25 tl değil 10 tl ye düşecek,
İstihdam artacak,
Kdv ve vergi üretilecek,
İhracat olması için zeminler araştırılacak,
Bu kadar iş sadece birkaç kişinin menfati için terk edilmemelidir. Türkiye hayvancılığı sos veriyor acil tedbir olarak sonuna kadar ithalat yapılmalı, şahane projeler, GAP ve DAP Türkiye geneline yayılmalı bu kadar hayvan piyasaya girerse ziraat gelişecek ve ekilip biçilmeyen alan kalmayacaktır.
Kesim yapılırken de, Standard olmadan yapılan kesimlerde dürüst firmalar zarar görmekte adeta dürüstlüğüne ceza olmaktadır.
Örneklemek gerekirse;
Siz 15.00 tl?ye hayvan keserken Standard olmadığı için öbür kişi gelip 16.00 tl?ye kesiyor, orada ifade yağsız kesim zikredilmeyince piyasa otomatikmen 1.00 tl artıyor veya 16.00 TLye alan kendi kesim stilini ortaya koyduğu için işten anlamayan besici ve hayvancı için eline daha az para geçiyor.
Boğazlamada boğum atlayarak kelle de et gitmesi, perde etin işkembe de gitmesi, iç etinin ciğer de gitmesi, çanak ve böbreklerin (bazı bölümü ) işkembede gitmesi, kavram yağlarının yumurta üzerinde gitmesi gibi kesim standardı olmadan kesicilerin oyunlarıdır.
Et Balık Kurumunun besiciye sağladığı menfaat değer ölçüsü olarak değerlendirilemez. Hayvanı satmakta besici için şunlar önemlidir.
Fiyat, Fatura, Müstahsil Kesintisi, Fire, Kesim kalitesi,Adet bazı Ödeme.
Böyle bir alış verişte her şey besiciden yanadır. Bu durumda Et Balık Kurumunun kamu kurum ve kuruluşlarıyla bağlantısını bilen besicilerin işta | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.04.2010 | | | FiyatlaryükselişedurdiyecekformülFiyatlar yükselişe dur diyecek formül |
|
| The Terminal filmi gerçek oldu | Samanyolu Haber | 26.03.2010 13:37 |  | | Evsiz olan inşaat mühendisi Ahmet Avunca (66), günlerdir hiç dışarıya çıkmadan Atatürk Havalimanında yatıp kalkıyor. İngilizce ve Fransızca da konuşan Vefa Lisesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğunu anlatan Avunca, Tom Hanksin oynadığı 2004 yapımı The Terminal filmini izledikten sonra kendisini havalimanında yaşamaya hazırladığını söyledi. Dış hatlar terminali gidiş katı gümrüksüz alanda 6 gündür yatıp kalkan yaşlı adam, görevlilerin dikkatini çekmemek için de bir aydan fazla süredir de havalimanının değişik noktalarında konakladı.
Daha önce otobüs terminallerinde yaşadığını ifade eden Ahmet Avunca, havalimanını kalmak için güvenli, ekonomik ve rahat bir yer olarak kabul ediyor. Avunca, Vaktimi sürekli dolaşarak geçiriyorum. Emekli maaşım ve birikmiş az param var. Günlük harcamam 25 lira civarında. Belimdeki sorun yüzünden banklarda yatmadan, oturarak uyuyorum. Uzun süredir duş alamadım, yakında duş almak için dışarıya çıkacağım. Buranın havası havalandırma sisteminden dolayı kuru. Uzun süre kaldığım için ağzım kuruyor, gözlerim yanıyor. Sürekli su içip, yüzümü yıkıyorum. dedi.
El çantasında kişisel evraklarının yanı sıra dua mecmuası taşıyan ve nerede olursa olsun her sabah namazını mutlaka kıldığına dikkat çeken evsiz adam, Duasız olmaz bu işler. Kendi başına çıkıpta bu kadar memleketi keyfine tek başına dolaşamazsınız. Bir yere güvence noktası lazım. Benim güvencem bu. Bunu oku ondan sonra düşüncen, fikrin değişsin. tavsiyesinde bulundu. Doğma büyüme İstanbul Fatihli olduğunu ve hiç evlenmediğini anlatan Ahmet Avunca, son derece pasif ve ilginç olmayan bir hayat hikayesi olduğundan söz etti. Zaten ömrümün yarısı eğitimle, öğrenimle geçti. diyen Avunca, lise ve üniversite eğitiminden sonra Kanadaya giderek değişik konularda gece üniversite ve lisan kurslarına katılıp kendisini geliştirmeye çalıştığını kaydetti.
Havalimanında yaşamak durumunda kaldım Ahmet Avunca, 12 yıl Kanadada yaşayıp döndükten sonra 2 yıl Devlet Su İşlerinde görev yaptığını, ardından Çok zor bir çalışma hayatım oldu dediği İkitellideki plastik pencere imalatı yapan şirkette işe başladığını belirtti. 2000 yılında emekli olan ve 2005 yılına kadar daha aynı şirkette çalışmayı sürdüren Avuncanın hayatı bu noktadan sonra değişmiş.
Üç kardeşi olduğunu ancak görüşemediklerini söyleyen yaşlı adam, son 5 yılını genellikle otobüslerle seyahat edip, otobüs terminallerinde yaşayarak geçirdiğini ancak son zamanlarda Atatürk Havalimanında yaşamak durumunda kaldığını dile getirdi. Avunca, Burada da ögrenilmesi gereken çok şey var. Ben sürekli kendimi geliştiren bir insanım. Siz benle konuşurken atladığımız bir sürü detay var burada. İşten ayrıldıktan sonra Türkiye ve yabancı ülkeleri de dolaştım. Bilgimi artırmaya çalıştım. Ama bilgimin ne faydası oldu, ne kadar para kazandın dersen bana o bakımdan para ile ölçemeyeceğiz. Bu arada dünya görüşümü de geliştirmeye çalıştım. Kendi hesabıma yapabildiğim kadar kendimi geliştirmeye çalıştım ama. Bu gelişme sadece kendime mahsus oldu. Başkalarına bir faydası olmuyor çoğu zaman. İnsanlar yüzünüze baktığı zaman, kapasiteniz konusunda bir şey bilmiyorlar. Bakıyorlar, gelip, gülüp geçiyorlar. diye konuştu.
Evsiz İnşaat Mühendisi, İnsanlardan uzak durmaya çalışıyor musunuz? sorusuna anlaşılmaz şekilde Uzak değil kesinlikle. İnsanların arasına girmeye çalışarak bütün Türkiyeyi dolaştım. Ama özel olarak insanlardan kasıtlı olarak bir türlü uzaklaştırıldım. Ben bunu bilmiyorum. karşılığını verdi. Terminal filmi, beni havalimanında yaşamaya hazırladı Atatürk Havalimanı dış hatlar terminali gümrüksüz bölgeyi kastederek kışın burada kalmadığına işaret eden Ahmet Avunca, İç hatlar terminalinde kaldığım olmuştur. Orada kaldığım zaman İzmir, Antalya, Adana, Trabzon, Ankaraya birçok kere gidip geldim. Yurtdışında da Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubaiye 5 kez gittim. Bu ülkeleri sıcak oldukları için tercih ediyorum. Çünkü soğuk bana yaramıyor. Dubaiye, oranın kabul etmediği bir havayolu şirketiyle gittiğim için vize vermediler. Orada da bir hafta kaldım. Ben bu konuda tecrübeliyim. Siz kendinizi üzmeyin. Ben bu şekilde devam edebilirim, daha fazla da devam edebilirim. dedi. Tom Hanksin oynadığı 2004 yapımı The Terminal filmini izlediğini belirten Avunca, filmin hayatının ne şekle gireceğini önceden haber verdiğini ve kendisini havalimanı yaşantısına hazırladığını vurguladı.
Avunca, emekli maaşı ve bir miktar birikmiş parası sayesinde günlük 25 lira civarında para harcadığını söyleyip, havalimanını, Burası son derece ekonomik bir yer. diye tarif etti.
PASAPORT NOKTASI ARKASINA KIBRISA BİLET ALIP GEÇTİM
Evsiz yaşlı adam, pasaport kontrol noktası arkasına (gümrüksüz alan) nasıl geçtiğini ise, Gayet kolay oldu. Kıbrıs için bilet aldım. Biraz masraflı oluyor ama kendini amorti ediyor. cümlesiyle anlattı.
Atatürk Havalimanında daha ne kadar kalacağı konusunda bir fikri olmadığını söyleyen Ahmet Avunca, hiçbir yerde hiçbir zam | | Samanyolu Haber Son Dakika 26.03.2010 | | | TheTerminalfilmigerçekolduThe Terminal filmi gerçek oldu |
|
| Gençler niçin AVM'lere sığınıyor | Samanyolu Haber | 30.01.2010 06:53 |  | | Sinemadan oyun salonlarına kadar birçok aktivitenin bir arada olduğu alışveriş merkezleri ülkemizde günden güne çoğalıyor. Gerçi artık bu mekânlar AVMden çok yaşam merkezleri haline geldi. Eskiden boş arazilerde, mahalle aralarında top oynayan, bisiklete binen gençler artık AVMleri mesken tutmuş durumda.
Çok değil, bundan 5-10 yıl öncesinden bahsedeceğiz. Aslında o günleri de değil, geriye kalanı, değişeni konuşacağız. Çünkü gençlerin sokaklarda top koşturduğu, yaz kış demeden mahalle aralarında bisiklete bindiği günler de farklılaşan dünyadan nasibini aldı. Yeni neslin eğlence anlayışı şimdi daha farklı. Artık gençler okuldan, işten artan zamanlarını Alışveriş merkezlerinde (AVM) geçiriyor. Yiyor, içiyor, sinemaya gidiyor, alışveriş yapıyor, oyun salonlarında bilgisayar oyunları oynuyor... Yani AVMler her ne kadar alışveriş tutkunu kadınların mekânı olarak gösterilse de asıl müdavimleri gençler. Peki, bunun sebebi ne?
Gençlerdeki alışveriş merkezi merakının artması tabii ki son yıllarda ülkemizdeki AVM sayısında görülen artışla yakından ilgili. Çünkü artık alışveriş merkezleri yalnızca gelir seviyesi yüksek kesimin gittiği, sosyetik mekânlar olmaktan çıktı. Tabiri caizse biraz daha halka indi. Örneğin İstanbulda AVM denildiğinde önceki yıllarda akla ilk gelen yerler Bakırköydeki Galeria ve Etilerdeki Akmerkez olurdu. Bu yerler birçok insan için hem uzaktı hem de çok pahalı olduğu için gidilmesi imkânsız yerlerdi. Ama şimdi İstanbulun varoş semtlerinde bile en az bir tane alışveriş merkezi var.
Tabii ki tek neden AVMlerin çoğalması değil. Gençler buralarda ilgi çekici birçok etkinliği bulabiliyor. Oyun salonları, sinema, bowling derken vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorlar. Ayrıca kendilerini ifade edebilecekleri, enerjilerini boşaltacak aktiviteler yapacakları çok fazla ortam bulamamaları da gençleri AVMlere iten bir etken. Psikolog Mehmet Dinçe göre bir başka boyut da AVMlerin gençlere alışveriş yapmadan gezme imkânı sağlaması. Çünkü yazın serin, kışın sıcak ortamlarda para harcamadan çok sayıda yer gezilebiliyor. Dinç, durumun bir de sosyal boyutu olduğunu belirtiyor: Gençler birbirleriyle orada tanışıyor, çevre ediniyor sık sık bir araya gelmek istiyorlar. Ulaşım imkânlarının rahat olması da önemli. AVMlerin önünde genelde otobüs durakları bulunuyor, gençler her saat rahatlıkla buralara gidebiliyor.
Değinmeden geçmeyelim bu işin ceremesini de aileler çekiyor. Gençlerin eğlence anlayışının sokaklardan AVMlere taşınması aile bütçesini bir hayli sarsan bir durum. Çünkü her genç sadece bakmakla yetinmiyor. Ya ilgisini çeken bir film izliyor ya da tüm albenisiyle karşısında duran fast foodlardan birinde karnını doyuruyor. Sinemadan yemeğe her şey bu yerlerde dışarıya oranla biraz daha pahalı. Bir de işin içine oyun salonları girince varın siz düşünün ailelerin durumunu. Sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel tüketim toplumunun sonucu olarak gördüğü AVMlerin, her şeyi, her yeri satabilmek mantığını kapitalizmin mantığı olarak görüyor. Eskiden bizim kendimize ait hayatlarımız vardı. Topumuzu oynardık, sokak aralarında gençler olurdu. diyen Kentel, tüm bunların artık kapitalizm tarafından ele geçirildiği fikrinde. Tabii tek suçlu gençler değil. Kentel, bir zamanlar gençlerin, çocukların top oynadığı, bisiklete bindiği arazilere alışveriş merkezleri dikildiğine dikkat çekiyor. Böyle bir ortamda düşünce dünyaları, algı kalıpları çok fazla öteye gidemeyen gençler de elde var olanla yetinmeye çalışıyor. Peki yapacak bir şey yok mu?
Yapılan yayınlar, reklamlarla toplumda bir AVM alt kültürü oluşmaya başlıyor. AVM tipi, AVM kıyafeti, AVM markası ortaya çıkıyor. Tabii bu işin ekonomik boyutu. En önemli faktörlerden biri ise gençlere yeni bir dünyaya karşı bir kimlik kazandırma imkânı sağlaması. Gençler bu kültürün içine girdiğinde kendini özgür, değerli hissettiği yeni bir dünyaya açıldığını düşünüyor. Elde edemese bile görerek her şeye ulaşabildiğini düşünüyor. Bu kısa süreli bir tatmin sağlıyor. Bu kısa süreli tatmin gençlerde zamanla AVMlerde gördükleri aletleri, kıyafetleri almak için uzun süreli para biriktirme eğilimine dönüşüyor. Ben bunu danışanlarımda da görüyorum. Para biriktirmek güzel bir şey tabii ama genelde bunlar uçuk miktarlar olduğu ve harçlıkları yetmediği için gençler maalesef ulaşabilmek için hırsızlık, iddia gibi yollara başvurabiliyor. AVMlerin böyle bir riski de var. Bu anlamda anne-babalara büyük görevler düşüyor. Daha uyanık olmalılar ve çocuklarına alternatif imkânlar sunmalılar. Mesela AVMlerde gençlerin spor yapabilecekleri yerler kısıtlı. Gençler sportif faaliyetlerin içine yöneltilebilir. Aynı şekilde kültürel faaliyetler de yok denecek kadar az, ebeveynler bu konuda destek olabilir.
ZAMAN
| | Samanyolu Haber Son Dakika 30.01.2010 | | | GençlerniçinAVMleresığınıyorGençler niçin AVMlere sığınıyor |
|
| TOKİ Başkanı: Sıcak paraya ihtiyacımız var | Samanyolu Haber | 22.01.2010 12:02 |  | | Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar, özellikle yoksul konutu ve gecekondu dönüşüm projeleri nedeniyle sıcak paraya ihtiyaç duyduklarını belirtirken, Ama zor durumda değiliz dedi. Bayraktar, TOKİnin finansman durumu ile ilgili olarak AA muhabirine yaptığı açıklamada, finansman açığını, menkul kıymet ihracı veya alacakların satışı yerine, maliyetlerin daha cazip olması nedeniyle kamu bankalarından kredi kullanarak kapatmayı tercih ettiklerini söyledi.
Geçen yıl sonu itibariyle 400 bin konut hedefini aşarak 410 bine ulaştıklarını, 2011 yılı itibariyle 500 bin konutu öngördüklerini hatırlatan Bayraktar, son dönemde yılda ortalama 70-75 bin konut projesi başlattıklarına işaret etti.
Konut üretiminde finansman kaynağını tamamen kendilerinin sağladığını, kaynak yaratarak konut yaptıklarını vurgulayan Bayraktar, özellikle yoksul konutlarını sübvansiyonu ve gecekondu dönüşüm projeleri nedeniyle önemli miktarda kaynak ihtiyacı duyduklarını anlattı.
Konutları, 10 yıldan 20 yıla kadar vade ile sattıklarını, bu nedenle bu satışlardan gelen paranın, çoğu zaman aylık ödemeleri karşılamadığını kaydeden TOKİ Başkanı Bayraktar, şöyle konuştu:
Kamuya hastaneleri yapıyoruz, okulları yapıyoruz, 5 yılda parasını alıyoruz. Konutları satıyoruz, 10-20 yılda bedelini alıyoruz. Yoksul konutlarını sübvanse ediyoruz. Kentsel dönüşüme harcadığımız para hiç geri dönmüyor. Kentsel dönüşüm uyguladığımız bir sürü yerde konut yapamıyorsunuz. O bölgeler rekreasyon alanına ayrılıyor. Mecburen krediye dayanarak sistemi döndürüyoruz. Erken ödeme kampanyası ile 150-200 milyon lira geliyor. O ayı kurtarıyoruz.
Ayda 200-300 milyon gelire karşılık 400-500 milyon lira ödememiz var. Geçen yıl müteahhitlere 3,6 milyar lira ödedik. Açığı kapatmak için mecburen kredi kullanıyoruz. Gelir paylaşımı projelerinde takside bağladığımız alacakların bir bölümünde sorun yaşanıyor. Ödeme sıkıntısı çekenlere ticari faiz uygulayarak, taksit ödemelerini erteliyoruz.
Alacaklarımız da dahil portföy büyüklüğümüz 19 milyar liraya ulaştı. Sıcak paraya ihtiyacımız çok var. Buna karşın çok zor durumda değiliz. Sıkışırsak kamu bankalarından kredi alıyoruz. Geçen yıl, yılın son gününde 200 milyon lira borç ödedik. Bankalara borcumuz 915 milyon liraya düştü. Zamanı gelince ödüyoruz.
SPKdan izin aldık, tebliğ yayımlandı gerekirse menkul kıymet ihraç edebiliriz veya alacaklarımızı satabiliriz. Ama yaptığımız çalışmalarda kamu bankalardan temin ettiğimiz paranın maliyetine göre daha cazip değil. Hemen hemen aynı. Bu nedenle faizini ödeyerek kredilerin vadesini uzatıyoruz. Faizler sürekli düşüyor. Borcumuzu erken kapatmak istiyoruz ama bankalar kabul etmiyor. Parayı almıyorlar. Paraya sıkıştıkça bankalardan kredi kullanıyoruz.
Para ihtiyacımız var, ama kötü durumda değiliz diye vurgulayan Bayraktar, arsa satışlarından da önemli kaynak sağladıklarını belirtti.
Geçen yıl sonunda hazineden şehit kredileri, afet konutları için TOKİye 40-50 milyon lira kaynak aktarıldığını açıklayan Bayraktar, Az ama dışardan gelen para tatlı oluyor diye espri yaptı.
Erdoğan Bayraktar, TOKİnin finansman sağlama konusunda bir sorununun olmadığını, güvenilirliği sayesinde çok rahat kredi kullandığını belirtirken, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının, Türkiyenin kredi notundaki artışa paralel, TOKİnin notunu yükselttiğini de hatırlattı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Moodys, TOKİnin kredi notunu Ba2ye, Fitch de BB ya yükseltmişti.
Moddys, geçen yıl Eylül ayında global ölçekte Ba3 olarak değerlendirdiği TOKİnin kredi notunu, bu yıl Ocakta, Ba2ye çıkardı. TOKİnin ulusal ölçekteki değerlendirme notu Baa1.trden A3.trye yükseltilirken, görünümü pozitiften durağana çevrildi.
Moodys, Türkiyenin kredi notunu da bu yıl Ocakta Ba3ten Ba2ye çıkarmıştı.
Fitch Ratings de geçen yıl Eylülde BB- olarak değerlendirdiği TOKİnin döviz kredi notunu, bu yıl Ocakta BB ya yükseltti. Kurum, değerlendirmesinde, TOKİnin BB olan yerel para kredi notunu BB ya yükseltirken, AA (tur) olan ulusal notunu ve durağan olan görünümünü değiştirmedi.
Fitch Ratings, geçen yıl Aralıkta, Türkiyenin döviz kredi ve yerel para kredi notlarını BB-den BB ya çıkarmıştı.
Kurumun BB değerlendirmesi, kredi riskinin oluşabileceği, ekonomideki olumsuz gelişmelerden etkilenilebileceği anlamına geliyor. Bu kategorideki tahviller, yatırım yapılabilir kategorisinde değerlendirilmiyor. Ancak, Türkiyenin 5 Ocakta gerçekleştirdiği 30 Mayıs 2040 vadeli Türk Eurobond ihraç işleminde, 2 milyar dolarlık satış rakamına karşın 6,5 milyar dolar talep gelmişti.
Bu dönemde TOKİnin kredi notunun yükseltilmesi, arsalarına ilişkin verilerini güncelleyip büyük yatırımcı arayışında bulunan kurum için büyük önem taşıyor. Derecelendirme notu, bir kuruluşun finansal yükümlülüklerini zamanında yerine getirip getiremeyeceği hakkında verilen bağımsız bir görüş niteliğinde. | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.01.2010 | | | TOKİBaşkanıSıcakparayaihtiyacımızvarTOKİ Başkanı Sıcak paraya ihtiyacımız var |
|
| Linderoth, Rijkaard'ın planlarını bozdu | Samanyolu Haber | 28.12.2009 02:37 |  | | Geçirdiği ciddi sakatlıklar sebebiyle uzun süredir forma giyemeyen Linderoth, kendisine talip olan Elfsborga gitmeyeceğini ve G.Sarayda oynamaya devam edeceğini söyledi. G.Sarayın müzmin sakatı Linderothun, Sarı-Kırmızılı kulüpten ayrılmayacağını açıklaması, Rijkaardın kaliteli bir yabancı transferi hayalini suya düşürdü. Futbolcuyla davalık olmak istemeyen Cim Bomun, sözleşmesi sezon sonu bitecek İsveçli ön liberoyu göndermesi halinde kasasından 850 bin Euro çıkacak.
Ligin ikinci yarısında üç cephede birden şampiyonluk hesapları yapan Galatasarayda Teknik Direktör Frank Rijkaardın transfer planlarını Tobias Linderoth bozdu. Hollandalı teknik adamın ligin ikinci yarısında yönetimden kaliteli bir yabancı ön libero isteği, İsveçli oyuncunun takımda kalma isteğiyle şimdilik suya düştü. Sarı-Kırmızılı kulüpten yıllık bir milyon 750 bin Euro garanti para kazanan Linderothun sezon sonuna kadar sözleşmesinin devam etmesi yönetimin elini kolunu bağlıyor.
Ligin ilk yarısının tamamlanmasıyla birlikte Galatasarayda Teknik Direktör Rijkaard ve Başkan Yardımcısı Haldun Üstünelin yaptığı toplantıdan üç transfer kararı çıkmıştı. Rijkaardın stoper, ön libero ve forvet isteği Sarı-Kırmızılı yönetim tarafından kabul edildi. Forvet ve stoper transferi için düğmeye basan Haldun Üstünel, ön libero transferinde ise Linderotha takıldı. Sarı-Kırmızılı kulüpten yıllık 1 milyon 750 bin Euro garanti para kazanan tecrübeli oyuncu, İsveçin Elfborg takımının teklifini az bulduğu için Galatasaraydan ayrılmaya sıcak bakmıyor. Sarı-Kırmızılı yönetim de mukavele şartları ağır olan Linderothu takımdan göndererek, İsveçli oyuncu ile UEFAlık olmak istemiyor. Ekonomik kriz sebebiyle transfere istediği kadar bütçe ayıramayan Galatasaray, Linderothun yüksek maliyetinin yanında bir tane daha yabancı ön libero alarak camia içinde tepki toplamak istemiyor.
Sakatlıktan yakasını bir türlü kurtaramadı
Galatasaray, Linderothu 2007-08 sezonunda Teknik Direktör Feldkamp döneminde büyük umutlarla transfer etmişti. Ancak sadece lig maçında forma giyen tecrübeli oyuncu, sezonu kapatmak zorunda kaldı. İkinci sezonda da yönetim ve bu kez Teknik Direktör Skibbenin İsveçli yıldızdan büyük beklentileri vardı. Linderoth 2008-09 sezonunda ise sadece iki maçta forma giyebildi. Galatasaray yönetimi, iki yılda 3 milyon 500 bin Euro ödediği Linderothu sezon başında göndermekte çok kararlıydı. Ancak İsveçli oyuncu, yeni Teknik Direktör Rijkaardla bir görüşme yaparak Sarı-Kırmızılı takıma faydalı olacağına Hollandalı teknik adamı inandırdı. Hazırlık maçlarında iyi oynayan Linderoth, ligin başlamasıyla yeniden sakatlandı. Ligin ilk yarısında sadece 4 lig maçında forma giyebildi.
Galatasarayın 2000 UEFA Kupasını kazandığı kadroda yer alan Hakan Şükür, Bülent Korkmaz, Arif Erdem, Hakan Ünsal, Ümit Davala, Ergün Penbe gibi oyunculara karşı vefasız tutumuyla tepki çeken Sarı-Kırmızılı yönetimin Linderothu bir türlü gönderememesi Sarı-Kırmızılı camianın büyük tepkisini çekiyor. İsveçli oyuncu, her fırsatta ülkesindeki medyada yaptığı açıklamalarda, Galatasarayda çok mutluyum. Sakatlık sorunumu giderip takıma faydalı olmak istiyorum. Bunun için çok çalışıyorum. Bana gelen çeşitli teklifler var ancak şu anda Galatasaraydan ayrılmayı düşünmüyorum. sözleriyle takımda kalmak istediğini net bir şekilde dile getiriyor. ZAMAN
| | Samanyolu Haber Son Dakika 28.12.2009 | | | LinderothRijkaardınplanlarınıbozduLinderoth Rijkaardın planlarını bozdu |
|
| Erdoğan 'one minute' dedi, rakamlar fırladı | Samanyolu Haber | 02.08.2009 07:52 |  | | Geçmişte tatillerini Londra ve Paris gibi Avrupa şehirlerinde geçiren Arap turistlerin yeni rotası Türkiye oldu. AK Parti hükümetinin İslam dünyası ile kurduğu sıcak temas ve Ortadoğu ülkelerinde hayranlıkla izlenen Türk dizileri turizmde yeni bir dönem başlattı.
Başbakan Erdoğanın Davos çıkışı da Arapların Türkiye ilgisine neden oldu. Ekonomik kriz, domuz gribi gibi olumsuz şartlara rağmen Arap turist sayısı geçen yıla göre yüzde 30 oranında arttı. Yılın ilk 6 ayında 500 bin Arap turist geldi. Bu rakamın 1 milyona ulaşması bekleniyor.
Boğaz gezisi için tekne Kabataş İskelesinden hareket ediyor. 200den fazla Arap turist teknede yerini almış. Tur rehberi Haşim Süngü, elinde mikrofonu yolculara Boğaz ve tarihî yapılar hakkında bilgiler aktarıyor. Valide Sultan Camiini anlatıyor önce. Sırada Dolmabahçe Sarayı var. Tur rehberinin Arapça yaptığı konuşmada Reis-ül Vüzera Tayyip Erdoğan sözü kulağıma çalınıyor. Rehber daha sözünü bitirmeden teknede bir alkış tufanı kopuyor. Şaşkın gözlerle olan biteni anlamaya çalışırken Karnak Travelin sahibi Serdar Aliabet, Rehber arkadaş Dolmabahçe Sarayında Tayyip Erdoğanın çalışma ofisi olduğunu söyledi. Alkışlar Başbakanımıza. diyor. Tekne Ortadoğu ülkelerinde hayranlıkla izlenen Gümüş dizisinin çekildiği Abud Efendi Yalısının önünden geçerken bütün Arap turistler ellerinde kameralar, fotoğraf makineleri teknenin sol tarafına yöneliyor...
AK Parti hükümetinin İslam ülkeleri ile yakınlaşma çabası ve Başbakan Erdoğanın Davostaki one minute çıkışı Türkiyenin bu bölge nazarında yıldızını parlattı. Türk dizilerinin bu ülkelerde gördüğü ilgi de Arap turistleri Türkiyeye çekmek için bir fırsat oldu. Son 5 yıldır Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden gelen turist sayısı düzenli olarak artmakta. Geçen yıl ocak-haziran döneminde Kuveytten gelen turist sayısı 6 bin iken 2009da rakam 9 bine yükselmiş. Artış yüzde 45in üzerinde. Fastan 27 bin turist gelmiş. Geçen yıla göre artış oranı yüzde 50. Suudi Arabistandan ise gelen turist sayısı 15.500. Geçen yıla göre artış oranı yüzde 31.29.
Bu artışta devlet ve turizm şirketleri bazında tanıtım ve reklam faaliyetleri de etkili oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı, Davos çıkışının ardından Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği ve Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TURSAB) işbirliğinde Halep, Şam, Beyrut, Amman, Dubai, Tahran ve Bahreynde workshoplar düzenledikleri bilgisini veriyor. Taşbaşı, Bu girişimler sonucu Arap ülkelerinden ülkemize olan talepte yaklaşık yüzde 30 artış yaşandı. diyor.
1 milyon Arap turist geliyor
Karnak Turizmin sahibi Serdar Aliabet, geçen yıl yaklaşık bir milyon Arap turistin Türkiyeye geldiğini söylüyor. Son beş yılla kıyaslandığında yüzde yüz oranında artış var. diyen Aliabet, 350 milyonluk Arap dünyası için 1 milyon rakamının aslında komik olduğunu belirtiyor. Türkiye en çok turisti 5 milyonla Almanyadan alıyor. Bunu 3 milyon turistle Rusya takip ediyor. Babası Suriyeli olan Aliabet, ekonomik krize ve domuz gribine rağmen Ortadoğu ve Körfez ülkelerinden Türkiyeye getirdiği turist sayısını yüzde 35 oranında artırmış. Aliabet, Davos hadisesinden sonra Antalyada turizmcilerle, Ortadoğudan gazetecilerin bir araya geldiği workshop düzenlediğini anlatıyor, Beş günlük toplantıda bağlantılar kuruldu. Ülkenin tanıtımı yapıldı. diyor. Aliabet, Arap ülkelerinde popüler olan Gümüş dizisinin çekildiği Kandillideki Abud Efendi Yalısını geçen yıl kiralamış. Yaklaşık 11 bin Arap turist kişi başı 50 dolar ödeyerek yalıyı görmeye gelmiş.
Heysem Travelin sahibi Ayman Maslamani de, Gazze olaylarında Türkiye halkının tutumunun ve Başbakanının çıkışının Arap turistlerin ülkemizi tercihlerinde etkili olduğunu ifade ediyor. Maslamaniye göre 11 Eylül olaylarından sonra Avrupanın Arapları dışlaması ve vize kolaylığı, Arapların tatillerini Türkiyede geçirmeleri için bir başka etken. Maslamani geçen yıl yüzde 50 oranında artış yaşandığını bu yıl ise bu rakamı yakalayamadıklarını söylüyor. Sebep olarak ise domuz gribi ve Türkiyedeki kene vakalarını gösteriyor. Ramazanın ağustos ayına denk gelmesi de bu beklentinin karşılanamamasının bir başka nedeni. Türk dizilerinin turizmdeki bu hareketlilikte payı büyük. Maslamani, Emrahın başrolünde oynadığı Kınalı Kar dizisinin çekildiği Cumalıkızıka turlar düzenliyoruz. Haftada bin kişi Cumalıkızıkı geziyor. diyor.
En çok turist Suriyeden
Bu yılın ocak-haziran dönemi rakamlarına göre Türkiyeye en çok Arap turist Suriyeden (179.717 kişi) geldi. Bunu Irak (114.730) ve Cezayir (36.903) takip ediyor. Daha sonra Ürdün, Mısır, Tunus, Fas, Libya şeklinde sıralanıyor. Ortadoğulu turistlerin ortalama tatil süreleri uzun. Çoğu Arap ailesiyle birlikte geliyor. Muhafazakar aile yapısına sahipler. En az bir hafta kalıyorlar. Çoğu beş yıldızlı otellerde konaklıyor. Tatil için ayırdıkları para miktarı ve alışveriş harcamaları yüksek. Bir Arap turist haftada ortalama 3 bin dol | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.08.2009 | | | ErdoğanoneminutededirakamlarfırladıErdoğan one minute dedi rakamlar fırladı |
|
| TSK'YA AÇIK MEKTUP | Samanyolu Haber | 27.07.2009 14:09 |  | | Bu mektubu yazan TSKnın bir ferdidir ve bugün sivil olsa bile halen her Türk vatandaşı gibi belli bir yaşa kadar TSKnın bir mensubudur...
Asteğmen olarak giren ve teğmen olarak çıkan Yiğit BULUT, sivil-asker bakış açısıyla bakalım neler görüyor... 1946 devalüasyonu sonrası sıkça tekrarlanan cümle; Türk subayı rahatsız!
1997 ve 2001 sonrası değişerek gündeme gelen yine aynı cümle; genç subaylar rahatsız !
Peki subayımız neden rahatsız ve en önemlisi bu rahatsızlığı yaratan etkenler neler ?
Sevgili Subayım,
Kendinize göre mutlaka yerden göğe kadar haklı olduğunuz yüzlerce nokta var hatta bizim asla anayamayacağımız birçok gerekçeleriniz var! Var ama bize de bir kulak verin !
VERİN ve yıllardır oynanan irtica oyununu, içerideki yerleşikler ve dış güçler tarafından tezgahlanan bu yapıyı birlikte kıralım.
Tekrar ediyorum; mutlaka haklılsınız ama bazı detayları özellikle irtica diye bağırarak her ayağa kalktığımızda emperyal güçlerin içerideki yerleşikler ile üzerimizde nasıl oyunlar oynadıklarını asla unutmayın !!
Gerçek düşmanın bizi birbirimize düşürüp, kendini saklamasına izin vermeyelim!
Sevgili Türk Subayı,
Asteğmen olarak başlayıp sonra teğmen de olarak sizlere veda etsem ben asker değilim, sizin kadar bazı meseleleri askeri açıdan göremem ama 1875den başlayarak ekonomik anlamda kanımızı emenlerin, gerektiğinde Silahlı Kuvvetlerimizi de sahneye tahrikler ile dahil ederek, nasıl oyunlar oynadığını çok iyi görebilirim.
Ben sizlere sonsuz güvenirim.Sizler de bana güvenin ve şimdi bana bir imkan verin, neler olduğunu sorgulayalım.
İŞTE HER TÜRK VATANDAŞININ BİLMESİ GEREKENLER.
Ekim 1875. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, Osmanlının kurtuluş yolunda en önemli adımı olan faizde tenzilat kararını açıkladı. Yabancıların tuzağına düşmüş Osmanlı Devleti faiz borçlarının beş yıl süreyle ancak yarısını ödeyeceğini ve ödeyemediği kısım için yüzde 5 faizli tahviller vereceğini açıkladı. O yıl bütçe toplamı 25 milyon, iç ve dış faiz ödemesi 30 milyon liraydı...
Mart 1876. Osmanlı Devleti, borç ödemelerinin tamamını durdurduğunu açıkladı. Ödemekle bitmeyen faiz-borç sarmalında alınmış en doğru karardı... Yok edilme süreci Osmanlı sanayi yapısını tamamen çökerten 1838 Baltalimanı Anlaşması ile başlamıştı. 1838 yılında Reşid Paşa, ilk olarak Lord Stratford ve Avrupanın diğer devletleriyle serbest ticaret anlaşmasını imzalamış, Osmanlı, devletçi ekonomiyi rafa kaldırarak gümrük vergilerini İngiltere ile saptamayı kabul etmişti. Bu adım ile Osmanlı, ucuz mallar cenneti haline gelirken, üretmediğini tüketen bir toplum haline de gelmiş ve en verimli alanlar yabancı sermayenin eline geçmişti. 1814 yılında bir sterlin 23 kuruş iken, 1839da 104 kuruş oldu. Avrupa devletleri, Osmanlıya Hemen dış borçlanmaya gitmelisiniz diyerek baskı yapmaya başladı. Bu arada dünya petrol servetlerinin hazırlığını yapmış ve Osmanlı süratle borçlandırılırken, petrol yatakları yabancılar tarafından paylaşılmaya başlanmıştı...
Mayıs 1876. Borç ödememe kararı ilk sonuçlarını vermeye başladı. Başkaldıran boyunduruk altındaki Osmanlıya ilk isyan kışkırtmalar sonucu Balkanlarda başladı. Bulgarlar ve Sırplar isyan etti. Aynı günlerde İstanbulda medrese öğrencileri ayaklandı ve borç ödememe kararını alan Sadrazam Nedim Paşa azledildi. Ayaklanma Harbiye öğrencileri arasında da yayıldı, Dolmabahçe Sarayı sarılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirildi... Sonuç: 1878-1881 Osmanlı Hazinesi Düyun-u Umumiyeye teslim oldu...
1950-1970: Emperyal güçler Türk ekonomisini hatta Kore Savaşı-NATO üyeliği çizgisinde Türkiyeyi esir etme planını harekete geçirdi. 1960 öncesi Rusya kartı ile bu oyuna karşı hamle yapan siyasi otorite, Sadrazam Nedim Paşanın kaderinden kurtulamadı! İrtica diye ayağa fırladık, emparyal güçlerin kucağına düştük!
1978-1980: Türkiyede halen de süren hâkim politikaların temeli, 1978in Temmuz ayında, Dünya Bankasınca hazırlanan raporla atıldı. Raporun imzalayıcıları Kemal Derviş ve Sherman Robinson idi. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiyenin 1978e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel ve küçük ölçekli sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü. Ekonomide bu yanlış programın izlenmesiyle verilen yüksek faiz, sıcak para girişi gibi ödünler Türkiyenin varlıklarının yurt dışına kaçmasına sebep oldu. 1977 yılında düşünülen kalkınma hamlesi böylece engellenmiş ve Cumhuriyet ile yırtılan borç gömleği yeniden Türkiyeye giydirilmiş oldu...
1980-2007: 1980de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçenin yüzde 40-50sini vermemize rağmen 300 milyar doların üzerine çıktı. Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel (iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50sini aktarır hale geldi. 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan 1978 rapo | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.07.2009 | | | TSKYAAÇIKMEKTUPTSKYA AÇIK MEKTUP |
|
| İsrail'de mahsur kaldılar yardım istiyorlar | Samanyolu Haber | 02.06.2009 12:49 |  | | Ashdod Limanında mahsur kalan Türk Gemisi Bora Gençin 10 kişilik mürettebatı, İsrailli firma gemiye el koyduğu için Türkiyeye dönme mücadelesi veriyor. Geminin birinci kaptanı Mustafa Yücel, 45 derece sıcak altında 2 aydır Türkiyeye dönmeyi bekliyoruz. Biz burada, çoluk çocuğumuz Türkiyede perişan oldu. Yetkililerden bize sahip çıkmalarını istiyoruz. dedi.
İsraile kuru yük sevkiyatı yapan 794 grostonluk Türk bayraklı Bora Genç isimli gemi, 2 ay önce taşıdığı yükün İsrailli firmayı zarara uğrattığı ve zararına karşılık gemi firmasının para ödemediği gerekçesiyle İsrail Ashdod Limanında bekletiliyor.
CİHANa özel açıklamada bulunan gemi kaptanı Mustafa Yücel, İstanbuldan İsraile 24 Mart tarihinde sac götürdüklerini anlatıyor. Geminin kapaklarından sacın su alması üzerine İsrailli firmanın zarar talep ettiğini kaydeden Yücel, firma zararı karşılamayınca gemi personelinin cezalandırıldığını savunuyor.
Yaklaşık 2 ay önce İsraile giderken yolda batma tehlikesi geçiren Bora Genç gemisi Ashdod Limanına yükünü boşalttı. Gemi, önce mazot borcundan sonra da taşıdığı sacların pas tutması gerekçe gösterilerek mahkeme kararıyla limana bağlatıldı. Gemi personeli de limanda mahsur kaldı.
Gemi yükünün sigortalı olmadığını kaydeden Kaptan Yücel, içinde bulundukları durumu şu sözlerle anlatıyor: Burada ortalama 45 derece sıcak var. Yiyecek kumanyamız çok az kaldı. Firmadan para istedik. Henüz ne gelen var ne giden. Biz burada, ailemiz Türkiyede perişan oldu. Mürettebatımız yemeden içmeden kesildi. Herkesin psikolojisi bozuldu. Firma, bir ay önce sizi aldıracağım demişti. Bugüne kadar bir gelişme yok. Artık firmaya da güvenimiz kalmadı. Tek ümidimiz devlet büyüklerimiz. Bizi buradan aldırmalarını kendilerinden istirham ediyoruz. Buradaki liman başkanlığı, bizim Türkiyeye gitmemizde bir sıkıntı olmadığını, ancak firmanın Türk Denizcilik Müsteşarlığından bir yazı ile yerimize 10 tane Türkiyeden mürettebat göndermesi gerektiğini söyledi. Çektiğimiz bu sıkıntıları gemi firmamız da biliyor. Buna rağmen; ne durumdasınız, içmeye bir bardak suyunuz var mı? diyen yok.
Gemi mürettebatından Erol Martı da Şah Trans Gemicilik firmasının kendilerine sahip çıkmadığını anlatırken, ceplerinde 10 kuruş para kalmadığını, adeta açlığa ve ölüme terk edildiklerini söylüyor.
Türk yetkililerin kendilerine yardım eli uzatmasını isteyen Martı, Limana gelen Türk gemileriyle Türkiyeye dönme girişimlerimize bile izin verilmiyor. Çok zor durumdayız. Türkiyeye sağlam bir psikoloji ile döneceğimizi düşünemiyorum. diyor.
Şah Trans Gemicilik yetkilileri ise problemin çözümü için çaba gösterdiklerini savunarak, şimdiye kadar yaptıkları girişimlerden bir netice alamadıklarını, en kısa sürede mürettebatları Türkiyeye getireceklerini kaydetti.
Şah Trans Denizcilik Şirketinin Bora Genç isimli gemisi geçtiğimiz yıl da benzer bir suçtan dolayı İtalyanın Palermo Limanında da 2 gün tutuklu kalmıştı. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.06.2009 | | | İsraildemahsurkaldılaryardımistiyorlarİsrailde mahsur kaldılar yardım istiyorlar |
|
| AYİNE,İŞ,KİŞİ,LAF,ŞAHIS,RÜTBE AKIL,ESER! | Samanyolu Haber | 24.12.2008 08:35 |  | | Şu anda memlekette iki önemli kesimin hayatı için hayati kararlar gündemde. Ayine, iş, kişi laf, şahıs, rütbe akıl, eser!
Askeri mahkemede akçalı suçtan mahkûmiyet ve rütbe sökümüne rağmen kimi silah arkadaşı, kimi holding arkadaşı, kimi medya arkadaşı arasında (ne güzel) itibar kaybetmediği anlaşılan eski Komutan İlhami Erdil ne demiş...
Hani, Hürriyet Genelkurmay Başkanı Özköke eski Cumhuriyet Genelkurmay Başkanı Özkökün kadehlerini çekiştirmişti ya...
İşte karşı taraftan Ben adamın lafının ve adamlığının değerine bakarım mealindeki Mevlana alıntısı gelince, çok bilinen Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmazı patlatmıştı hani...
Kendine mi söylüyor yani, diye düşünmüştüm ben de.
Neyse işte askeri ve komutansal girizgâh niyetine andım bunu.
Konumuz, Ayinesi iştir kişinin.
Konumuz, Lafa bakılmaz.
Konumuz , Şahsın görünür rütbei aklı eserinde.
Konumuz, Rütbe.
Konumuz Akıl ve eser.
Şu anda memlekette iki önemli kesimin hayatı için hayati kararlar gündemde.
Zaten herkesin hayatı öyle hayati ipler üstünde de...
Misal, asgari ücret belirleniyor.
Sanmayın ki memlekette azınlıktır; üniversite mezunları da dahil, yaygındır.
Ama şimdi tutacaklar, krizi asgari ücretin tepesine geçirecekler.
Oysa, fiilen en asgari geçimin de altındadır.
Ama bugün için konumuz askeri ücret.
Uyak olsun diye öyle dedim; askeri ama sadece ücret, maaş değil.
Birleştirilmiş Komutanlar Toplantısı yapılıyor.
Son toplantıda, askeri hekimlerin durumunun iyileştirilmesi konuşulmuştu; subay, astsubay özlük hakları konuşulacak denmişti.
Bu gündem biraz dar.
Müsaadeleriyle; binlerce asker ve emeklisiyle, subaylarla da ama özellikle astsubay ve muvazzaf ile sözleşmeli uzmanlarla, sivil askeri memurlarla, askeri hemşirelerle, askeri lise ve harp okullarından ay(ı)rılan ve durumlarına bakmadan ağır para cezalarına esir edilen öğrencilerle, henüz ayrılmamışların aileleriyle, kimi YAŞ mağduruyla, askeri darbelerde ordudan atılmış ve hakları teslim edilmemişlerle, hepsinin insan halleri ve halsizlikleriyle sıcak temasta olan bir gazeteci, gündem daha dolu, daha yoğun olmalı diye düşünür.
Çünkü, Ayinesi iştir kişinin... laf... rütbe... akıl... eser!
Bu sütunda, yukarıdaki tüm kesimlerin sorunları, kimi daha sık kimi daha az, dile getirildi.
Tek tek saymıyorum artık.
Binlerce ordu mensubu sadece emir komuta zincirlerinin zincirli köleleri değil; herkesin... eşit, imtiyazsız sayıldığını ilan eden Cumhuriyette birer vatandaş; çoluk çocuğu, hayatı, geçimi, umudu, hakları olan birer insan.
Bu konular, benim için (ve kimi üniformalı çok kişi için de) hakiki cumhuriyet(çilik) açısından, öyle laiklikten de önceki kritik kriter haline geldi.
Ya cumhuriyetçisinizdir; adalet, eşitlik, özgürlük, hak, hakkaniyet, imtiyazsızlık, insana değer vermek, kimseyi aşağılamamak, ezmemek, haysiyetiyle oynamamak, esir ve rehin almamak gibi değerleriniz vardır, evet, sevk ve komuta ederken dahi! bunların ışığında davranırsınız; ya da cumhuriyet sizin için laftır. Bizim için de!
Çünkü; ayinesi iştir kişinin...
Şahsın görünür rütbei aklı eserinde!
Benim ısrarlarıma gelince;
Bir Pandora kutusu açtım.
Bir Krala çıplaksın dedim.
Hakikati fark ettim ve inatla yazdım.
O da, binlerce insanın yüzde yüz yaşadığı Hakikatin ancak yazıya sığan yüzde şu kadarını.
Ve içim acıdı ki, bu memleketin çok siyasetçisi de, çok gazetecisi de bu konuları ne hakikat gereği, ne insani, ne mesleki açıdan önemli, ne cumhuriyet kriteri, ne demokrasi mevzuu sayıyor. Ne insanlık kıymeti, ne haber değeri görüyor.
Eğer tabu idilerse...
İşte artık değiller! | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.12.2008 | | | AYİNEİŞKİŞİLAFŞAHISRÜTBEAKILESERAYİNEİŞKİŞİLAFŞAHISRÜTBE AKILESER |
|
| "Sıcak para çok az" | CNN Türk | 10.07.2008 16:39 |  | | | Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, enerjideki bu fiyatlarla, cari açığın 50 milyar doları bulacağını, hatta aşabileceğini söyledi.Geçen 12 ayda, Türkiyenin enerji ithalatının 41.5 milyar dolar olduğunu belirten Şimşek, enerji faturasının artmasının, daha yüksek bir cari açık, daha yüksek enflasyon ve risk primi anlamına geldiğini söyledi.Mehmet Şimşek, Türkiyede geçen yıl ve şu anda sıcak para çok az dedi. | | CNN Türk Ekonomi 10.07.2008 | | | SıcakparaçokazSıcak para çok az |
|
|
| |