Habergec.Com Aranan Kelimeler:sıcak para çok az Değerlendirme: 10 / 10 983067
habergec.com
25.10.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

sıcak para çok az

Günseli Ö. Ocakoğlu - Sosyal medyanın reddedilemez etkisi
Zaman
06.10.2014
02:12
Dizi oyuncuları arasındaki ısmarlama aşk ilişkileri, incir çekirdeğini doldurmayan haberleri “flaş, skandal, yok böyle bir şey” başlıklarıyla internet sitelerinde yer alınca doğal olarak bahsi geçen diziye ilgi artıyor.Gündemin anlamakta zorlandığımız çetrefilli konularıyla Maslow’un sevilmek, korunmak gibi temel ihtiyaçlar kategorisine dâhil ettiği duygulara hitap eden dizilerin şansı çok daha fazla. Genç nüfusumuz reytingleri de etkiliyor. Kendini başrol oyuncusuyla özdeştiren gençlik, sosyal medya üzerinden olumlu, olumsuz yorumlar yapıyor. Bu yorumların sayısıyla dizilerin izlenme oranları arasında doğrudan ilişki var. Hatta o bölüm ne kadar çok konuşuluyor, konuşturuluyorsa dizi o kadar ilgi alıyor. Dolayısıyla kanal yöneticileriyle yapımcı şirketlerin sosyal medyayı profesyonelce yönetmesi gerekiyor ki iş şansa bırakılmıyor, çok da iyi yönetiliyor!5 milyar TL’lik reklam pastasının aslan payını yüzde 57 ile televizyon alıyor. Bu nedenle televizyon kanalları “en iyiyi” bulmak durumunda. Daha sezon başlamadan dizilerle ilgili “aman duyulmasın” diyerek medyaya servis edilen PR çalışmaları da işin bir parçası. Görülüyor ki bu sezon iyi hazırlanılmış. Hazırlanmaktan kastedilenin diziler, çünkü reytingdeki bariz farkı diziler belirliyor. Televizyon ayrı bir dünya, anlamak zor, kendi matematiği var.Televizyon ölçümünde güvenilirliği sağlamak üzere kurulan TİAK üzerinde tartışmalar süregiderken her kanal hatta dizi kendi “reyting savaşını” vermek durumunda. İzleme oranlarını kayıtlara geçiren Kantar Medya’nın mart-ağustos arasında kanalların izlenme oranlarını; Star TV, Kanal D, ATV, FOX TV, Show TV, Samanyolu TV, TRT 1, Kanal 7, TRT Çocuk ve Kanaltürk biçiminde yani iddialı diziler reytingleri belirliyor.Ne kadar yorum o kadar izlenmeSomera, sosyal medya ölçümü yapan şirketlerden. Eylülde başlayan yeni sezonu sosyal medyadaki yorum sayısını ölçümlemiş. Bu sayılar dizilerin kaderini belirlemesi açısından önemli. Yeni sezonda sosyal medya en çok konuşulan diziler ve bölüm başına atılan tweet sayısı dizinin geleceğine ilişkin bir fikir veriyor. Reklam veren bütçesini kullanırken izlenme oranı yüksek dizileri tercih ediyor.Medcezir, bölüm başına 67.789 tweet ile yine Star TV’de yayınlanan 19.307 tweet’le ardından gelen Reaksiyon’dan açık ara önde. Elbette Medcezir bir gençlik dizisi, tweet sayısının yüksek olmasına şaşırmamalı. Reaksiyon henüz ısınıyor ancak konusu epey ağır. İzleyenlerinin profilinden ötürü kişisel yorumları sosyal medyada görmek mümkün olmayabilir. Kendinden söz ettiren diğer diziler de sırasıyla; Yedi Güzel Adam (14.916), Kiraz Mevsimi (14.622), Kurtlar Vadisi Pusu (11.971), Fatih Harbiye (10.890), Ulan İstanbul (10.439), Karadayı (9.215), Kaçak Gelinler (7.814), Kara Para Aşk (6.890) şeklinde devam ediyor.Pazarlama biliminde başlangıçtan itibaren hiçbir şey şansa bırakılmaz. Vida üretiminden çok bileşenli bir hizmet satışına kadar her alanda geçerli bu kural, ölçme üzerine kurgulanır. Her ne kadar reklam bütçeleri bilimsel veriler ışığında adil dağıtılmıyor söylemleri yüksek sesle söyleniyorsa da ölçümlemeyi dikkate almak iyi olur. Yorum sayısını artırmak reyting oranını artırmak için iyi bir hamle olabilir. Satışlarını artırmak isteyenlere öneriler Gerçek zamanlı, anında pazarlama, doğru anda pazarlama tanımları her ne kadar ekonomik krizle battıysa da İskandinav Havayollarının/SAS’ın Gerçeklik Dakikaları adı verilen uygulamasını hatırlatıyor. SAS’ta işin esası şuydu: “Müşterilerinizi iyi tanıyın ve ihtiyaçlarını proaktif bir biçimde karşılayın.” Elbette o zamanlar internetin nimetleri yoktu ama o dönem için epey devrimci bir yaklaşımdı.Müşterilerin sadakat kurallarını hiçe sayıp tercihlerini rakipten yana koyduğu “bugünden” başlayarak müşteri bilgilerinin değeri giderek artacak. Turkcell’in sponsorluğunda hazırlanan “Pazarlamanın Geleceği” adlı raporda dijital üzerinden değişen dünyayı anlamak üzere rehberlik edilmiş. Kısaca SAS’ın el yordamıyla bulduğu Büyük Veri yönetimi ve kullanımı anlatılıyor. ‘Satışı artırmanın yolu doğru zamanda tüketiciyi yakalamak’ da diyen rapor epey detaylı ama 4 nokta önemli; 1- Önce elde ne var ona bak 2- Veriyi anlamlı hale getir, sadeleştir 3- Tam da ihtiyacı olduğu anda öneri getir 4- İlişkiyi sıcak tut, sürdür. Markaları gizliden izleyip not vermişler! Gizli müşteriler taammüden markaları, mağazaları ve satış kadrosunu izliyor ve rakiplerle de kıyaslayarak not veriyor. Method Research Company’nin Mükemmel Hizmet Noktaları paneli de gizli müşteri ölçümlemesi yapmış.Mağaza tasarımları en beğenilen markalar; Sony 90, Samsung 88 Bosch 86. Sektör ortalaması 81.Banka kuyruğunda beklemek kâbus. Ancak bankacılık genelinde kabul gören ortalama 75. Anadolu Bank 90, Albaraka Türk 85 ve HSBC 82 ile en az bekletenler olmuş.En güler yüzlü perakende zincirinde sektör ortalaması 60. Old
Zaman
Köşe Yazıları
06.10.2014
GünseliÖOcakoğlu-SosyalmedyanınreddedilemezetkisiGünseli Ö Ocakoğlu - Sosyal medyanın reddedilemez etkisi
Turhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa, ciğer nerede!
Zaman
29.08.2014
03:03
Türkiye 2001 travmasından kurtulmak için ciddi emek sarf etti, bedel ödedi. Ortalığın toz duman olduğu günlerde Uluslararası Para Fonu (IMF) dümene geçti.Hükümetin içerideki gündemden bunaldıkça tribünleri coşturmak adına bu kuruluşu tahkir edip yuhalatması tedavi reçetemizin altında IMF’nin imzası olduğu hakikatini değiştirmez. Türkiye’de ne tarz-ı siyaset ne de maşeri vicdan uzun vadeli plan-programları tatbik edecek sabır, azim ve iştiyaka sahiptir. Eksikleri olsa da Türkiye’yi kriz ikliminden çıkarmakta ve ekonomiyi daha istikrarlı zemine taşımada IMF reçetesinin hakkını teslim edelim. Türkiye’nin krizi müteakip hızlı büyüme ile tanıştığı 2003-2007 döneminde AKP’nin IMF tarafından hazırlanan ilaçları öğün sektirmeden aldığını cümle alem biliyor. 12 yıllık AKP iktidarının bilançosunu T cetvelinin hep solundan (aktif) rakam vererek aktaranlar, nadiren de olsa bardağın boş tarafına (pasif) eğilse memlekete daha fazla katkı sağlayacak. Zira 12 yılda AKP’nin ekonomide başarılı olduğu fasıllar kadar kritik fasıllarda Cumhuriyet tarihinin en kötü sonuçları elde edildi. Büyüme efsanesinin göğsümüzü kabartan manşetleri, iktisadi yapının kronik hastalıklarını unutturdu. Mamafih o efsanenin Battal Gazi’si ete kemiğe bürünmüş mücahid olmadı hiç. Dünyadaki para bolluğundan müstefid müteşebbisin kurduğu zinde ordular (timarlı sipahi) vardı cephede. Ne kadar talihli imişiz ki Batı kulübü krizlerden çıkmak için bastığı paralarla açıklarımızın kapanmasına bilerek yahut bilmeyerek vesile oldu. Pirus zaferinin ganimeti diyebileceğimiz hazine-i amireyi yol, su, köprü olarak tükettiğimize göre hazine-i hassada sayım yapma vakti geldi de geçiyor. Hazine-i hassada sayımı defterdarlar yapacaktır er ya da geç. Ondan evvel AKP’nin 12 yıllık devr-i iktidarında muvaffak olamadığı fasıllara temas edelim. Devletin iç borcu 2002’de 155 milyar (katrilyon) TL idi, 436 milyar liraya yükseldi. Dış borç 130 milyar dolardan 387 milyar dolara çıktı. İç borç gibi dış borç da 3’e katlandı. Kişi başına düşen 1.963 dolar dış borcumuz vardı. Borç yiğidin kamçısıdır diyerek her bir vatandaşın sırtına yüklenen dış borç 5 bin 103 dolara tırmandı. Erdemir, TÜPRAŞ ve Türk Telekom gibi devasa devlet mülklerinin satışından elde edilen gelir 52 milyar dolar oldu. IMF’ye ödenen 22 milyar dolar borcun 2,4 katı kadar para, gelmiş geçmiş her iktidarın, ölü diri her vatandaşın en az bizim kadar pay sahibi olduğu KİT’lerin satışından geldi. Buna rağmen dış borç IMF’ye ödenen tutarı 12’ye katladı. Aileler bankalara 1,6 milyar dolar faiz ödüyordu. Şimdi bu rakam 19,2 milyar dolara yükseldi. Zira vatandaşın bankalara borcu bu dönemde 4 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. 42 milyon kişi bankalara borçlu. Cari açık 626 milyon dolardı, 83 katlık artışla, 52 milyar dolara çıktı. Dünyadaki pek çok kriz cari açığın milli gelire (GSYH) oranı yüzde 4,5’i geçtiği için patlak vermiştir. Bizde yüzde 10’lara kadar yükseldi, Merkez Bankası’nın yerinde müdahaleleri ile ancak yüzde 7’ye inebildi. 1 litre mazotun fiyatı 1,10 TL idi, şimdi 4,45 TL. Çiftçi 1 litre mazot için 4,8 kg buğday satıyordu. Aynı miktarda mazot için 6,2 kg buğday satması lazım. Niçin canlı hayvan, saman ithal etmek zorunda kaldığımızın, çiftçinin 6,5 İstanbul büyüklüğünde araziyi ekmekten niçin vazgeçtiğinin cevabı artan maliyetlerde. Hal böyle olunca işlenen tarım alanı 239 milyon dönümden 206 milyon dönüme indi. Sanayi teknoloji devi tek bir marka gelip yatırım yapmadı Türkiye’de. Gelen paraları gayrimenkule yatırdık, avunduk. Sanayinin milli gelir içinde payı yüzde 18’e gerilerken Almanya, G.Kore modellerini tartışmak hoş lakırdıdan öte geçmez. Son beş yıldır kişi başına gelir handiyse yerinde sayıyor. Ekonomi 10 bin dolar tuzağına takıldı kaldı. Bu yıl da büyüme yüzde 3 civarında olacak ve kişi başına gelir 10 bin dolar sınırını aşamayacak. Gelir artmazken enflasyon çift haneye koşuyor.SICAK PARA DA AZALIYOROrtalama 100 milyar dolar sıcak para takviyesi olmadan borçları ödemek, ekonomiyi çevirmek mümkün değil. Mayıs 2013’ten beri istikrarlı biçimde azalıyor sıcak para dediğimiz portföy yatırımları. Daha geçen hafta 4 büyük Türk bankasının kredi hacmindeki artışın ekonomik büyümenin çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Fitch, kur ve faizdeki artışın bankaların aktif kalitesini bozabileceği ikazında bulundu. Kamu bankalarının büyük altyapı projelerinin finansmanında hükümet telkinleriyle karar verdiğini söylememe hacet yok. Amerika’dan dün ikinci çeyrek büyüme verisi yüzde 4,2 olarak geldi. Okyanus ötesinde işler tahminlerin üzerinde iyiye gidiyor. Ana ihracat pazarımız olmadığına göre ABD’nin toparlanması faydadan çok zarar verecek. Faiz artışı Türkiye’den para çıkışını artıracak. Türkiye’nin b
Zaman
En Çok Okunan
29.08.2014
TurhanBozkurt-AffedersinizkedibuysaciğerneredeTurhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa ciğer nerede
Turhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa, ciğer nerede!
Zaman
29.08.2014
02:07
Türkiye 2001 travmasından kurtulmak için ciddi emek sarf etti, bedel ödedi. Ortalığın toz duman olduğu günlerde Uluslararası Para Fonu (IMF) dümene geçti.Hükümetin içerideki gündemden bunaldıkça tribünleri coşturmak adına bu kuruluşu tahkir edip yuhalatması tedavi reçetemizin altında IMF’nin imzası olduğu hakikatini değiştirmez. Türkiye’de ne tarz-ı siyaset ne de maşeri vicdan uzun vadeli plan-programları tatbik edecek sabır, azim ve iştiyaka sahiptir. Eksikleri olsa da Türkiye’yi kriz ikliminden çıkarmakta ve ekonomiyi daha istikrarlı zemine taşımada IMF reçetesinin hakkını teslim edelim. Türkiye’nin krizi müteakip hızlı büyüme ile tanıştığı 2003-2007 döneminde AKP’nin IMF tarafından hazırlanan ilaçları öğün sektirmeden aldığını cümle alem biliyor. 12 yıllık AKP iktidarının bilançosunu T cetvelinin hep solundan (aktif) rakam vererek aktaranlar, nadiren de olsa bardağın boş tarafına (pasif) eğilse memlekete daha fazla katkı sağlayacak. Zira 12 yılda AKP’nin ekonomide başarılı olduğu fasıllar kadar kritik fasıllarda Cumhuriyet tarihinin en kötü sonuçları elde edildi. Büyüme efsanesinin göğsümüzü kabartan manşetleri, iktisadi yapının kronik hastalıklarını unutturdu. Mamafih o efsanenin Battal Gazi’si ete kemiğe bürünmüş mücahid olmadı hiç. Dünyadaki para bolluğundan müstefid müteşebbisin kurduğu zinde ordular (timarlı sipahi) vardı cephede. Ne kadar talihli imişiz ki Batı kulübü krizlerden çıkmak için bastığı paralarla açıklarımızın kapanmasına bilerek yahut bilmeyerek vesile oldu. Pirus zaferinin ganimeti diyebileceğimiz hazine-i amireyi yol, su, köprü olarak tükettiğimize göre hazine-i hassada sayım yapma vakti geldi de geçiyor. Hazine-i hassada sayımı defterdarlar yapacaktır er ya da geç. Ondan evvel AKP’nin 12 yıllık devr-i iktidarında muvaffak olamadığı fasıllara temas edelim. Devletin iç borcu 2002’de 155 milyar (katrilyon) TL idi, 436 milyar liraya yükseldi. Dış borç 130 milyar dolardan 387 milyar dolara çıktı. İç borç gibi dış borç da 3’e katlandı. Kişi başına düşen 1.963 dolar dış borcumuz vardı. Borç yiğidin kamçısıdır diyerek her bir vatandaşın sırtına yüklenen dış borç 5 bin 103 dolara tırmandı. Erdemir, TÜPRAŞ ve Türk Telekom gibi devasa devlet mülklerinin satışından elde edilen gelir 52 milyar dolar oldu. IMF’ye ödenen 22 milyar dolar borcun 2,4 katı kadar para, gelmiş geçmiş her iktidarın, ölü diri her vatandaşın en az bizim kadar pay sahibi olduğu KİT’lerin satışından geldi. Buna rağmen dış borç IMF’ye ödenen tutarı 12’ye katladı. Aileler bankalara 1,6 milyar dolar faiz ödüyordu. Şimdi bu rakam 19,2 milyar dolara yükseldi. Zira vatandaşın bankalara borcu bu dönemde 4 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. 42 milyon kişi bankalara borçlu. Cari açık 626 milyon dolardı, 83 katlık artışla, 52 milyar dolara çıktı. Dünyadaki pek çok kriz cari açığın milli gelire (GSYH) oranı yüzde 4,5’i geçtiği için patlak vermiştir. Bizde yüzde 10’lara kadar yükseldi, Merkez Bankası’nın yerinde müdahaleleri ile ancak yüzde 7’ye inebildi. 1 litre mazotun fiyatı 1,10 TL idi, şimdi 4,45 TL. Çiftçi 1 litre mazot için 4,8 kg buğday satıyordu. Aynı miktarda mazot için 6,2 kg buğday satması lazım. Niçin canlı hayvan, saman ithal etmek zorunda kaldığımızın, çiftçinin 6,5 İstanbul büyüklüğünde araziyi ekmekten niçin vazgeçtiğinin cevabı artan maliyetlerde. Hal böyle olunca işlenen tarım alanı 239 milyon dönümden 206 milyon dönüme indi. Sanayi teknoloji devi tek bir marka gelip yatırım yapmadı Türkiye’de. Gelen paraları gayrimenkule yatırdık, avunduk. Sanayinin milli gelir içinde payı yüzde 18’e gerilerken Almanya, G.Kore modellerini tartışmak hoş lakırdıdan öte geçmez. Son beş yıldır kişi başına gelir handiyse yerinde sayıyor. Ekonomi 10 bin dolar tuzağına takıldı kaldı. Bu yıl da büyüme yüzde 3 civarında olacak ve kişi başına gelir 10 bin dolar sınırını aşamayacak. Gelir artmazken enflasyon çift haneye koşuyor.SICAK PARA DA AZALIYOROrtalama 100 milyar dolar sıcak para takviyesi olmadan borçları ödemek, ekonomiyi çevirmek mümkün değil. Mayıs 2013’ten beri istikrarlı biçimde azalıyor sıcak para dediğimiz portföy yatırımları. Daha geçen hafta 4 büyük Türk bankasının kredi hacmindeki artışın ekonomik büyümenin çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Fitch, kur ve faizdeki artışın bankaların aktif kalitesini bozabileceği ikazında bulundu. Kamu bankalarının büyük altyapı projelerinin finansmanında hükümet telkinleriyle karar verdiğini söylememe hacet yok. Amerika’dan dün ikinci çeyrek büyüme verisi yüzde 4,2 olarak geldi. Okyanus ötesinde işler tahminlerin üzerinde iyiye gidiyor. Ana ihracat pazarımız olmadığına göre ABD’nin toparlanması faydadan çok zarar verecek. Faiz artışı Türkiye’den para çıkışını artıracak. Türkiye’nin b
Zaman
Köşe Yazıları
29.08.2014
TurhanBozkurt-AffedersinizkedibuysaciğerneredeTurhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa ciğer nerede
Turhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa, ciğer nerede!
Zaman
29.08.2014
02:00
Türkiye 2001 travmasından kurtulmak için ciddi emek sarf etti, bedel ödedi. Ortalığın toz duman olduğu günlerde Uluslararası Para Fonu (IMF) dümene geçti.Hükümetin içerideki gündemden bunaldıkça tribünleri coşturmak adına bu kuruluşu tahkir edip yuhalatması tedavi reçetemizin altında IMF’nin imzası olduğu hakikatini değiştirmez. Türkiye’de ne tarz-ı siyaset ne de maşeri vicdan uzun vadeli plan-programları tatbik edecek sabır, azim ve iştiyaka sahiptir. Eksikleri olsa da Türkiye’yi kriz ikliminden çıkarmakta ve ekonomiyi daha istikrarlı zemine taşımada IMF reçetesinin hakkını teslim edelim. Türkiye’nin krizi müteakip hızlı büyüme ile tanıştığı 2003-2007 döneminde AKP’nin IMF tarafından hazırlanan ilaçları öğün sektirmeden aldığını cümle alem biliyor. 12 yıllık AKP iktidarının bilançosunu T cetvelinin hep solundan (aktif) rakam vererek aktaranlar, nadiren de olsa bardağın boş tarafına (pasif) eğilse memlekete daha fazla katkı sağlayacak. Zira 12 yılda AKP’nin ekonomide başarılı olduğu fasıllar kadar kritik fasıllarda Cumhuriyet tarihinin en kötü sonuçları elde edildi. Büyüme efsanesinin göğsümüzü kabartan manşetleri, iktisadi yapının kronik hastalıklarını unutturdu. Mamafih o efsanenin Battal Gazi’si ete kemiğe bürünmüş mücahid olmadı hiç. Dünyadaki para bolluğundan müstefid müteşebbisin kurduğu zinde ordular (timarlı sipahi) vardı cephede. Ne kadar talihli imişiz ki Batı kulübü krizlerden çıkmak için bastığı paralarla açıklarımızın kapanmasına bilerek yahut bilmeyerek vesile oldu. Pirus zaferinin ganimeti diyebileceğimiz hazine-i amireyi yol, su, köprü olarak tükettiğimize göre hazine-i hassada sayım yapma vakti geldi de geçiyor. Hazine-i hassada sayımı defterdarlar yapacaktır er ya da geç. Ondan evvel AKP’nin 12 yıllık devr-i iktidarında muvaffak olamadığı fasıllara temas edelim. Devletin iç borcu 2002’de 155 milyar (katrilyon) TL idi, 436 milyar liraya yükseldi. Dış borç 130 milyar dolardan 387 milyar dolara çıktı. İç borç gibi dış borç da 3’e katlandı. Kişi başına düşen 1.963 dolar dış borcumuz vardı. Borç yiğidin kamçısıdır diyerek her bir vatandaşın sırtına yüklenen dış borç 5 bin 103 dolara tırmandı. Erdemir, TÜPRAŞ ve Türk Telekom gibi devasa devlet mülklerinin satışından elde edilen gelir 52 milyar dolar oldu. IMF’ye ödenen 22 milyar dolar borcun 2,4 katı kadar para, gelmiş geçmiş her iktidarın, ölü diri her vatandaşın en az bizim kadar pay sahibi olduğu KİT’lerin satışından geldi. Buna rağmen dış borç IMF’ye ödenen tutarı 12’ye katladı. Aileler bankalara 1,6 milyar dolar faiz ödüyordu. Şimdi bu rakam 19,2 milyar dolara yükseldi. Zira vatandaşın bankalara borcu bu dönemde 4 milyar dolardan 160 milyar dolara çıktı. 42 milyon kişi bankalara borçlu. Cari açık 626 milyon dolardı, 83 katlık artışla, 52 milyar dolara çıktı. Dünyadaki pek çok kriz cari açığın milli gelire (GSYH) oranı yüzde 4,5’i geçtiği için patlak vermiştir. Bizde yüzde 10’lara kadar yükseldi, Merkez Bankası’nın yerinde müdahaleleri ile ancak yüzde 7’ye inebildi. 1 litre mazotun fiyatı 1,10 TL idi, şimdi 4,45 TL. Çiftçi 1 litre mazot için 4,8 kg buğday satıyordu. Aynı miktarda mazot için 6,2 kg buğday satması lazım. Niçin canlı hayvan, saman ithal etmek zorunda kaldığımızın, çiftçinin 6,5 İstanbul büyüklüğünde araziyi ekmekten niçin vazgeçtiğinin cevabı artan maliyetlerde. Hal böyle olunca işlenen tarım alanı 239 milyon dönümden 206 milyon dönüme indi. Sanayi teknoloji devi tek bir marka gelip yatırım yapmadı Türkiye’de. Gelen paraları gayrimenkule yatırdık, avunduk. Sanayinin milli gelir içinde payı yüzde 18’e gerilerken Almanya, G.Kore modellerini tartışmak hoş lakırdıdan öte geçmez. Son beş yıldır kişi başına gelir handiyse yerinde sayıyor. Ekonomi 10 bin dolar tuzağına takıldı kaldı. Bu yıl da büyüme yüzde 3 civarında olacak ve kişi başına gelir 10 bin dolar sınırını aşamayacak. Gelir artmazken enflasyon çift haneye koşuyor.SICAK PARA DA AZALIYOROrtalama 100 milyar dolar sıcak para takviyesi olmadan borçları ödemek, ekonomiyi çevirmek mümkün değil. Mayıs 2013’ten beri istikrarlı biçimde azalıyor sıcak para dediğimiz portföy yatırımları. Daha geçen hafta 4 büyük Türk bankasının kredi hacmindeki artışın ekonomik büyümenin çok üzerinde olduğuna dikkat çeken Fitch, kur ve faizdeki artışın bankaların aktif kalitesini bozabileceği ikazında bulundu. Kamu bankalarının büyük altyapı projelerinin finansmanında hükümet telkinleriyle karar verdiğini söylememe hacet yok. Amerika’dan dün ikinci çeyrek büyüme verisi yüzde 4,2 olarak geldi. Okyanus ötesinde işler tahminlerin üzerinde iyiye gidiyor. Ana ihracat pazarımız olmadığına göre ABD’nin toparlanması faydadan çok zarar verecek. Faiz artışı Türkiye’den para çıkışını artıracak. Türkiye’nin b
Zaman
Ana Sayfa
29.08.2014
TurhanBozkurt-AffedersinizkedibuysaciğerneredeTurhan Bozkurt - Affedersiniz kedi buysa ciğer nerede
Bir değişiklik yapın iftarınızı simitle açın
Zaman
05.07.2014
02:08
Türkiye’nin sokak lezzetleri saymakla bitmez. Üzerine yazılmış bir kitap bile var. Hande Özdoğan’ın ‘Türkiye’nin Sokak Lezzetleri’ adlı kitabından yola çıkarak en mütevazısından iftar menülerini hatırlatalım istedik. İlk sırada simit var.Bakmayın çoktandır adına sandviç dememize! Onun adı bildiğimiz ‘ekmek arası’dır ve yaz günlerinin kurtarıcısı, mahalle maçına ara verdirecek tek sebeptir. Televizyon karşısında yemesi ayrı bir tat verir. Annelerin ‘şunun altına tabak al, döktün her yere’ diye söylenmesine aldırış etmezseniz, dünyanın en lezzetli şeylerinden de biridir ayrıca. Küçükken bakkaldan yarım ekmek arasına kaşar salam koydurduğumuzda ‘dünyanın en mutlu insanı olan’ kişiler olarak ne oldu da restoranlara alıştık bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da karnınızı doyurmak için illa da dört duvar arasına girip bir dolu para ödemek zorunda olmadığınız. Çünkü Türkiye’nin ‘sokak lezzetleri’ diye bir gerçeği var. Hem de üzerine kitap yazılacak kadar. Hande Bozdoğan’ın geçtiğimiz yıllarda kaleme aldığı ‘Türkiye’nin Sokak Lezzetleri’ adlı kitabının, eklemeler yapılmak suretiyle yeniden basılmasını fırsat bilerek Türkiye’nin sokak yiyeceklerine bir göz atalım dedik.İlahiyatçıların ‘aman israf etmeyelim’ diye diye dilinde tüy bittiği Ramazan’a denk gelmesi tabii ki hoş bir tevafuk oldu. İşte Ramazan’ın en hesaplı iftar menüleri:Sokak lezzetleri denince başlıca istikametimiz Eminönü ve Karaköy oluyor. Otobüsten de inseniz vapurdan da inseniz karşınıza ya simitçi ya balık ekmekçilerin çıkması kuvvetle muhtemel. Hasan Sızı’nın tezgâhına uğruyoruz. Kendisi 60 yaşında ve 20 yıldır bu işi yapıyor. Ankara’da da simitçilik yaptığını belirtiyor, ‘oranın simidi ayrı’ eklemesini yaparak. Aslında onun tezgâhı daha sokak aralarında bir yerdeymiş, şu anda başında durduğu ve Boğaz Hattı İskelesi’nin hemen önündeki tezgah ise memlekete tatile giden bir arkadaşına ait. Ramazan’da işler azaldığından kendi tezgâhını bırakıp arkadaşınınkini devralmış. İskeledeki tezgâhlar turistlerden dolayı bir miktar daha az etkileniyor Ramazan’dan. Sıcak ve uzun günleri kastederek ‘oruç nasıl gidiyor’ diye sorunca Urfa’da barajda çalışırken tuttuğu orucu hatırlayıp, “Allah’a çok şükür. Bizim durumumuzda bir şey yok. Burada oturuyoruz. Asıl güneşin altında sürekli hareket edenlere zor.” diyor. Az da olsa iftarını simitle açan oluyormuş: Yolda kalanlar, bekârlar, garibanlar…Kadıköy İskelesi’nin önündeki tezgahta ise Vedat, çenesini dirseğine dayamış, akşam olmasını bekliyor. O da yedi yıldır simit satıyor. Dediğine göre iftarını simitle açan çok oluyormuş. Onun sıralaması da Hasan Sızı’nınkiyle aynı. Fakat o, parası olduğu ve yolda kalmadığı halde simitle iftar yapanları da ekliyor. ‘Karnın öyle de doyuyor böyle de’ diyerek bir hesap çıkarıyor: “Bir taneyle doymazsan iki simit alırsın iki lira eder. Yanına büfeden bir liraya içecek, isteyene küçük peynir de veriyoruz 50 kuruştan. En fazla 3 buçuk liraya karnını doyurursun.”‘Bir hurma, bir çorbayla iftar açan peygamberin fiks menüyle oruç bozan ümmeti’ olarak simitle iftar açmanın çok da gerçekçi bir yaklaşım olmadığının farkındayız. ‘İlim kendini bilmektir’ diyen Yunus Emre’yi rahmetle anıp balık ekmekçilerin yolunu tutuyoruz. Otobüs duraklarının arkasında hemen kıyıya demirlemiş tekneler tek tük müşteriye balık ekmek satıyor. Ahmet Bey de yaklaşık 15 yıldır tekne önünde sıralanmış alçak sandalye ve masalara müşteri çekmeye çalışıyor. O saatte yüzde 10’u dolu olan masalar iftar saatinde tamamen doluyormuş. İftardan 10 dakika önce gelirsen yer bulursun deyip ekliyor: “İlk günler çok gelen olmaz. İnsanlar Ramazan’ın ilk günlerinde evde iftar açar. Hele birkaç gün geçsin gör buraları.” Son yıllarda iftar açmaya gelenler arasında çok sayıda Arap turist de varmış. Bir hesap istiyoruz kendisinden. “Balık ekmek fikstir zaten, 6 lira. İçecek de 1 buçuk olsa 7 buçuk liraya karnını çok güzel doyurursun. Hem de deniz manzaralı.” diyor.Gelelim Hande Özdoğan’ın kitabına. Özdoğan’ın Türkiye’deki sokak yemeklerine dikkat çeken kitabı ‘Street Foods of Turkey’ adını taşıyor. Yani bu konu Türk yayınevlerinden önce yurtdışındaki bir yayınevinin ilgisini çekmiş ve İngilizce olarak kitaplaştırılmış. Yeniden basılmasının sebebi, kitabın basıldığı ilk tarihten itibaren Türkiye’de çok şeyin değişmiş olması. Çünkü Marshall Cavendish International yayınevinin İstanbul Mutfak Enstitüsü (İstanbul Culinary Institute) Müdürü Hande Özdağan imzasıyla yayınladığı kitap, sadece bir yemek kit
Zaman
En Çok Okunan
05.07.2014
BirdeğişiklikyapıniftarınızısimitleaçınBir değişiklik yapın iftarınızı simitle açın
M. Ali Yıldırımtürk - Sert yükselişler sert düşüş getirir
Zaman
21.06.2014
02:02
Global finansal krizin etkilerinin azalması sonrasında paradan para kazanmak zorlaştıkça piyasa oyuncuları, kazançlarını artırma amaçlı yeni taktikler geliştiriyor.Bu çerçevede yılbaşından beri ekonomik gelişmeler global piyasalara beklentilerden farklı yansıyor. Piyasa oyuncuları ekonomik gelişmeleri anlamak istedikleri gibi anlıyor. Dünyanın en güçlü ekonomisi konumundaki Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) açıklanan ekonomik veriler kötümser olduğunda, normalde piyasalarda tedirginlik oluşturması beklenirken, tam tersine aşırı bir iyimserlik oluşuyor. Olumlu ekonomik veriler geldiğinde de tam tersine global finansal kriz yeniden başlayacakmış gibi gösterilerek para piyasaları kara bulutların gölgesine itiliyor. Bu ayın başından beri global piyasalarda ABD Merkez Bankası (FED) toplantısı bekleniyordu. Takvim gereği 17-18 Haziran’da FED’in Açık Piyasa Komitesi toplantısı yapıldı. Toplantı öncesi günlerde ABD’de mayıs ayına ilişkin yıllık enflasyonu beklentileri üzerinde yükselmesiyle FED’in beklenenden daha kısa sürede faiz artırabileceği yorumlarıyla dolar paritesi yükseldi. Euro/dolar 1,3530’lara geriledi. FED toplantısı sonrası faiz artırımına ilişkin açıklama gelebileceği yorumlarıyla Euro/doların 1,3490’a kadar gerileyebileceği beklentisi oluşturuldu. Anılan FED toplantısında tahvil geri alımlarında 10 milyar dolarlık kesinti kararı alındı. Toplantı sonrasında Başkan Janet Yellen’in faiz artırımlarının zamanı geldiğinde yapılacağını söylemesi ve para piyasalarını destekleyen ifadeleri, piyasalarda aşırı iyimserlik oluşturdu. Gelişen piyasalara para girişinin devam edeceği algılamasıyla yatırım araçları fiyatlarında yükselişler oldu. Euro/dolar paritesi söylenenin aksine 1,3630’lara kadar yükseldi. Daha sonra da 1,3610 düzeyinde yatay seyre girdi. Irak’ta devam eden jeopolitik gerginliği önemsemeyen altın ve gümüş fiyatlarında saatlerle ifade edilecek zaman aralığında sert yükselişler oldu. Perşembe günü onsu (31,10 gr) 1.278 dolar olan altın fiyatı, aynı gün New York Borsası’nın kapanışında 1.322 dolar/ons ile son iki ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Altın fiyatı, geçen yıl eylül ayından sonraki en sert yükselişini gerçekleştirdi. Küresel ekonominin ılımlı da olsa toparlanma eğilimine girmesiyle altının her geçen gün “güvenli liman” özelliği zayıflıyor. FED’in parasal sıkılaştırma programıyla dolara olan güven artıyor. Gelişmiş ülke ekonomilerinde enflasyon endişesi yok denecek kadar az ve söz konusu ülkelerde merkez bankaları enflasyona karşı faiz silahını çekmeye hazır bekliyor. Faiz artışı altının en büyük düşmanı jeopolitik gerginlikler sıcak çatışmadan diyalogla veya ekonomik yaptırımla çözülmeye çalışıyor. Ülkeler birbirleriyle savaşmak istemiyor. Demokrasinin gelişmediği ülkelerde iç savaş ile ülke güçlü ülkelere bağımlı hale getiriliyor. Bütün bunlar üst üste eklendiğinde altını yükseltecek faktörlerin zayıf olduğu gözleniyor. Ayrıca son bir yıldır, biz de dahil olmak üzere en çok altın ithal eden ülkelerden Hindistan ve Çin’de fiziki altın talebinin zayıf olması da altın fiyatını negatif etkileyen önemli bir gösterge olarak duruyor. Bu gerekçelerle önceki gün altın fiyatındaki yükselişin gerekçesi olsa olsa büyük fon yöneticilerinin uzun yaz tatiline çıkmadan altına alıcı getirmeye yönelik manipülatif işlemlerinden kaynaklanmış olabilir. Bu koşullarda altın fiyatının yeni bir yükseliş trendine gireceğinden söz etmek mümkün değil. Teknik olarak altın kısa sürede 1.250 dolar/ons desteğine kadar gerileyebilir. Bu seviyenin aşağısına geçilmesi halinde de 1.220 ve 1.180 dolar/ons seviyeleri de kısa sürede test edilebilir. Kısacası gerekçesiz sert yükselişler, sert düşüşleri getirir.
Zaman
Köşe Yazıları
21.06.2014
MAliYıldırımtürk-SertyükselişlersertdüşüşgetirirM Ali Yıldırımtürk - Sert yükselişler sert düşüş getirir
Kömür bantları hiç durmasın!
Zaman
20.05.2014
02:20
Manisa’nın Soma ilçesi yakınlarındaki Eynez mevkiinde bulunan Soma Kömürleri AŞ’de 13 Mayıs 2014’te meydana gelen elim faciada resmi rakamlara göre 301 maden işçisi hayatını kaybetti.Kazanın nasıl geliştiği ve sebebi 7 gün geçmesine rağmen hâlâ açıklığa kavuşturulmadı. Soma’da çalışan bütün madenciler gibi, maden ocağı işleten tüm şirketler de kazanın nedenini aşağı yukarı biliyor. Soma’da çalışan maden işçileri, 2002 yılından itibaren özelleştirilmeye başlanan maden ocaklarının, rant ocakları haline dönmeye başladığını söylüyor. Soma Holding’in işlettiği ocak, 2006 yılında Ciner Grubu’na ait Park Enerji tarafından ihaleyle alınarak işletilmeye başlandı. 2008 yılına kadar ocaktan kömür çıkartan Park Enerji, ocak içerisinde görülen yangını (kömürün oksijenle temas etmesi sonucu metan gazı oranının yüksek seviyede olması) söndürememesi üzerine madeni kapattı. Kapatılan madene İmbat Kömür İşletmeleri AŞ talip oldu. Madene giren İmbat yetkilileri, metan gazı oranının yüksek çıkması ve içerde yanan kömürün söndürülememesi nedeniyle ocağı devralmaktan vazgeçti. Daha önce de devlet tarafından ocak işletilirken madende metan gaz oranı sürekli yüksek çıkıyordu. Ne devletin ne de diğer iki özel şirketin işletmekten çekindiği madene Soma Kömürleri AŞ talip oldu. Devlet işletirken 300 kişinin çalıştığı madende yaklaşık 3 bin kişi çalıştırılmaya başlandı.Gelir dağılımı azaldı, yetişmiş eleman sayısı düştüSoma Holding, ocaktan çıkarttığı kömürleri pazarlama gibi bir derdi yok. Çıkan her kömürü devlet almakta ve sürekli işleyen bir sıcak para akışı sağlanmaktaydı. Üretim ne kadar çok artarsa işletme o kadar çok kazanacak ve kısa sürede şirket büyüyecekti. Şirketin kazanması işgücüne bağlı olduğu için işçi sayısı arttıkça çıkartılan kömür oranı da o şekilde artacaktı. Şirket işçi bulmakta ve onları koordine etmekte zaman kaybetmemek adına taşeron olarak isimlendirilen bir sistemle ocakta işçi çalıştırmaya başladı. İşletme müdürü kendisine yakın uyanık kişileri tespit ederek onlara ekip başı yetkisi vererek il, ilçe ve köylerden yüzlerce işçi topladı. Bu ekip başları her bir işçi üzerinden günde 5 TL para kazanmaya başladı. İşçiler günlük yevmiye usulüyle çalışıyorlardı. İşçiler, işletmenin tüm sosyal haklarından faydalanıyorlardı. Ayrıca ekip başları, çıkartılan fazla madende de prim alıyor ve ona göre işçileri motive ediyordu. İddiaya göre Soma Kömürleri İşletme Müdürü Ramazan Doğru, ekip başlarına ve çalışan mühendislere “Kömür bantları hiç durmasın” talimatı verdiği söyleniyor. Çalışma Bakanı Faruk Çelik’in maden işçilerini ziyaret ettiği esnada bir işçinin “sıcak kömür çıkartıyorduk” açıklaması madende yaşanan can pazarını gözler önüne seriyordu. Bakan Çelik, bu ifade karşısında şaşkınlığını belirtmesine rağmen bu durum işçiler için normaldi. Çünkü madende sürekli yanma vardı ve metan gazı oranı sürekli yüksek çıkıyordu. Yanmanın söndürülmesi için üretim bantlarının en az üç gün durdurulması gerekiyordu. İşçiler bile bile o ateşin içerisine giriyordu. Günlük 50 TL ve yıl sonunda istihkakları olan 3 ton kömür için. Üretim kısıtlaması olmadığı için ortaya çıkan açgözlülük geliyorum diyen faciayı da görmezden getirdi. Ege Linyitleri İşletmesi müdürleri ve mühendisleri çıkan kömürleri denetlemekle üretim ve emniyetinden sorumluydu. İddiaya göre sadece kömürlerin sevk işleri ile ilgilendikleri için madenlerde neler yaşandığını bilmiyorlardı. Çünkü Ege Linyitleri İşletmesi Müdürü’nü ocakta çalışanlar sadece sezon açılışında kesilen kurbanda görüyorlardı. Bantlar durmasın diye göz ardı edilen yaşamlardan kimlerin sorumlu olduğu yapılacak araştırmayla ortaya çıkacaktır.
Zaman
Ekonomi
20.05.2014
KömürbantlarıhiçdurmasınKömür bantları hiç durmasın
Turhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Zaman
06.05.2014
02:16
Gelir Vergisi’nde ilk 100 isim açıklandı. Listede çok fazla sürpriz yok. İlk altı, Gezi protestolarından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın doğrudan hedef seçtiği Koç ailesinden.Tek bir delil olmadığı halde Erdoğan tarafından Gezi’nin faili olmakla suçlanan Koç ailesi vergide zirveyi kimseye kaptırmamış. Rahmi Koç, 37,5 milyon TL vergi ödeyecek. Rahmi Bey’i, kız kardeşleri Semahat Sevim Arsel ve Suna Kıraç takip etti. Mustafa Koç, Ali Koç ve Ömer Koç’tan sonra Şarık Tara ve Aydın Doğan aynı listede ilk 10’a girdi. Cari açığın yüzde 15’ini kapattığını iddia eden İranlı işadamı Reza Zarrab listede yok.100. sıradaki Cengiz Konukoğlu’na 2,4 milyon TL vergi tahakkuk ettiğine göre müteakip isimlerin ödeyeceği vergi çok daha az. Anlaşılan Zarrab gibi diğer ihale rekortmeni işadamları senede birkaç milyon TL vergi ödeyecek kadar kazanç temin edememiş. Gönül arzu ederdi ki Mehmet Cengiz, Orhan Kemal Kalyoncu, Nihat Özdemir, Naci Koloğlu, Ahmet Albayrak ve Mücahit Ören gibi gayrimenkulden enerjiye farklı sektörlerde Cumhuriyet tarihinin en yüksek tutarlı ihalelerinin rakipsiz isimleri ilk 100 arasında boy göstersin.Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarlarında sermayenin el değiştirdiğini iddia edenleri Gelir Vergisi listesi teyit etmiyor. AKP’nin iktidara geliş tarihi olan 2002 senesinin en fazla vergi ödeyen işadamları listesine bakıldığında ana omurganın değişmediği müşahede edilecektir. Nedir Türkiye’de sermayenin ana omurgası? 12 sene evvel de TÜSİAD’ı kuran iradeydi bugün de aynı irade. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Dinçkök, Özilhan, Şahenk ve Özyeğin aileleri yine başı çekiyor. Hatta bu holdinglerin CEO’ları bile ödedikleri vergiyle çok sayıda sanayici ve işadamını geride bırakıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın hazırladığı 500 Büyük firma raporunda da Gelir Vergisi’ne benzer tablo var.Muhafazakâr işadamları 12 yılda zannedildiği gibi önemli bir sıçrama yapamadı. Yukarıda zikrettiğim isimler ise farklı kesimlerden gelmiş müteahhit aileler zaten. Onların büyük ihalelerde bu kadar öne çıkması liyakatle alakalı olsaydı vergi beyanında bunun emaresine rastlardık. İSO 500’de ilkler arasında onlar da olurdu. Yap-işlet-devret projelerinde adrese teslim ihaleler alınması bir yere kadar geçerli. Hükümete yakın durmakla veya medya grubunu hükümete dikensiz gül bahçesi diye sunmakla sanayici olunmuyor. Marifet kendi tasarladığınız bir malı imal edip iç pazarın yanı sıra dünyaya satabilmektir. Kendiniz tasarlayamıyor olabilirsiniz. O kabiliyetteki küresel bir marka/firmayla ortaklık kurarak açığı kapatabilirsiniz. Aksi takdirde günümüz rekabet şartlarında sürdürülebilir gelirden bahsedilemez. Sermaye birikimi uzun soluklu ve daha meşakkatlidir. Konjonktür rüzgârları eserken geminiz ekonomi okyanusunun ortasında mesafe kat eder. Lakin devir değişmeye görsün. Bir başınıza kalırsınız engin sularda.AKP, ülke kalkınması açısından zor ama kalıcı yöntemleri tercih etmedi. Sıcak para akımına sırtını yaslayıp gayrimenkul sektörü üzerinden elde edilecek rantı dağıtmayı seçti. Bankacılık ve perakende sektörlerindeki hazır lokmaları yabancıya satmak da doğrudan yabancı yatırım diye kabul edildi. Özelleştirmelerle birlikte diğer kamu ihaleleri üzerinden yeni bir sermaye sınıfı tesis etmeye çalıştı.Hükümetin bir nebze muvaffak olduğu söylenebilir. Mamafih bu değişim, sermayenin DNA’sını değiştirecek kalıcı bir mahiyete bürünemedi. Devlet imkânları yakın isimlere seferber edilse de günün sonunda işleri çekip çevirecek beşeri sermaye açığı birkaç yılda giderilemez. Nitelikli kadrolara sahip olmayan şirketlerin, taşımalı sermaye ile ayakta tutulamayacağının 90’lı yıllarda onlarca örneği var.Sahi Demirel’in aile fotoğrafında tebessüm eden işadamları şimdi nerede?
Zaman
En Çok Okunan
06.05.2014
TurhanBozkurt-TaşımalısermayeTurhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Turhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Zaman
06.05.2014
02:05
Gelir Vergisi’nde ilk 100 isim açıklandı. Listede çok fazla sürpriz yok. İlk altı, Gezi protestolarından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın doğrudan hedef seçtiği Koç ailesinden.Tek bir delil olmadığı halde Erdoğan tarafından Gezi’nin faili olmakla suçlanan Koç ailesi vergide zirveyi kimseye kaptırmamış. Rahmi Koç, 37,5 milyon TL vergi ödeyecek. Rahmi Bey’i, kız kardeşleri Semahat Sevim Arsel ve Suna Kıraç takip etti. Mustafa Koç, Ali Koç ve Ömer Koç’tan sonra Şarık Tara ve Aydın Doğan aynı listede ilk 10’a girdi. Cari açığın yüzde 15’ini kapattığını iddia eden İranlı işadamı Reza Zarrab listede yok.100. sıradaki Cengiz Konukoğlu’na 2,4 milyon TL vergi tahakkuk ettiğine göre müteakip isimlerin ödeyeceği vergi çok daha az. Anlaşılan Zarrab gibi diğer ihale rekortmeni işadamları senede birkaç milyon TL vergi ödeyecek kadar kazanç temin edememiş. Gönül arzu ederdi ki Mehmet Cengiz, Orhan Kemal Kalyoncu, Nihat Özdemir, Naci Koloğlu, Ahmet Albayrak ve Mücahit Ören gibi gayrimenkulden enerjiye farklı sektörlerde Cumhuriyet tarihinin en yüksek tutarlı ihalelerinin rakipsiz isimleri ilk 100 arasında boy göstersin.Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarlarında sermayenin el değiştirdiğini iddia edenleri Gelir Vergisi listesi teyit etmiyor. AKP’nin iktidara geliş tarihi olan 2002 senesinin en fazla vergi ödeyen işadamları listesine bakıldığında ana omurganın değişmediği müşahede edilecektir. Nedir Türkiye’de sermayenin ana omurgası? 12 sene evvel de TÜSİAD’ı kuran iradeydi bugün de aynı irade. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Dinçkök, Özilhan, Şahenk ve Özyeğin aileleri yine başı çekiyor. Hatta bu holdinglerin CEO’ları bile ödedikleri vergiyle çok sayıda sanayici ve işadamını geride bırakıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın hazırladığı 500 Büyük firma raporunda da Gelir Vergisi’ne benzer tablo var.Muhafazakâr işadamları 12 yılda zannedildiği gibi önemli bir sıçrama yapamadı. Yukarıda zikrettiğim isimler ise farklı kesimlerden gelmiş müteahhit aileler zaten. Onların büyük ihalelerde bu kadar öne çıkması liyakatle alakalı olsaydı vergi beyanında bunun emaresine rastlardık. İSO 500’de ilkler arasında onlar da olurdu. Yap-işlet-devret projelerinde adrese teslim ihaleler alınması bir yere kadar geçerli. Hükümete yakın durmakla veya medya grubunu hükümete dikensiz gül bahçesi diye sunmakla sanayici olunmuyor. Marifet kendi tasarladığınız bir malı imal edip iç pazarın yanı sıra dünyaya satabilmektir. Kendiniz tasarlayamıyor olabilirsiniz. O kabiliyetteki küresel bir marka/firmayla ortaklık kurarak açığı kapatabilirsiniz. Aksi takdirde günümüz rekabet şartlarında sürdürülebilir gelirden bahsedilemez. Sermaye birikimi uzun soluklu ve daha meşakkatlidir. Konjonktür rüzgârları eserken geminiz ekonomi okyanusunun ortasında mesafe kat eder. Lakin devir değişmeye görsün. Bir başınıza kalırsınız engin sularda.AKP, ülke kalkınması açısından zor ama kalıcı yöntemleri tercih etmedi. Sıcak para akımına sırtını yaslayıp gayrimenkul sektörü üzerinden elde edilecek rantı dağıtmayı seçti. Bankacılık ve perakende sektörlerindeki hazır lokmaları yabancıya satmak da doğrudan yabancı yatırım diye kabul edildi. Özelleştirmelerle birlikte diğer kamu ihaleleri üzerinden yeni bir sermaye sınıfı tesis etmeye çalıştı.Hükümetin bir nebze muvaffak olduğu söylenebilir. Mamafih bu değişim, sermayenin DNA’sını değiştirecek kalıcı bir mahiyete bürünemedi. Devlet imkânları yakın isimlere seferber edilse de günün sonunda işleri çekip çevirecek beşeri sermaye açığı birkaç yılda giderilemez. Nitelikli kadrolara sahip olmayan şirketlerin, taşımalı sermaye ile ayakta tutulamayacağının 90’lı yıllarda onlarca örneği var.Sahi Demirel’in aile fotoğrafında tebessüm eden işadamları şimdi nerede?
Zaman
Köşe Yazıları
06.05.2014
TurhanBozkurt-TaşımalısermayeTurhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Turhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Zaman
06.05.2014
02:00
Gelir Vergisi’nde ilk 100 isim açıklandı. Listede çok fazla sürpriz yok. İlk altı, Gezi protestolarından sonra Başbakan Tayyip Erdoğan’ın doğrudan hedef seçtiği Koç ailesinden.Tek bir delil olmadığı halde Erdoğan tarafından Gezi’nin faili olmakla suçlanan Koç ailesi vergide zirveyi kimseye kaptırmamış. Rahmi Koç, 37,5 milyon TL vergi ödeyecek. Rahmi Bey’i, kız kardeşleri Semahat Sevim Arsel ve Suna Kıraç takip etti. Mustafa Koç, Ali Koç ve Ömer Koç’tan sonra Şarık Tara ve Aydın Doğan aynı listede ilk 10’a girdi. Cari açığın yüzde 15’ini kapattığını iddia eden İranlı işadamı Reza Zarrab listede yok.100. sıradaki Cengiz Konukoğlu’na 2,4 milyon TL vergi tahakkuk ettiğine göre müteakip isimlerin ödeyeceği vergi çok daha az. Anlaşılan Zarrab gibi diğer ihale rekortmeni işadamları senede birkaç milyon TL vergi ödeyecek kadar kazanç temin edememiş. Gönül arzu ederdi ki Mehmet Cengiz, Orhan Kemal Kalyoncu, Nihat Özdemir, Naci Koloğlu, Ahmet Albayrak ve Mücahit Ören gibi gayrimenkulden enerjiye farklı sektörlerde Cumhuriyet tarihinin en yüksek tutarlı ihalelerinin rakipsiz isimleri ilk 100 arasında boy göstersin.Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarlarında sermayenin el değiştirdiğini iddia edenleri Gelir Vergisi listesi teyit etmiyor. AKP’nin iktidara geliş tarihi olan 2002 senesinin en fazla vergi ödeyen işadamları listesine bakıldığında ana omurganın değişmediği müşahede edilecektir. Nedir Türkiye’de sermayenin ana omurgası? 12 sene evvel de TÜSİAD’ı kuran iradeydi bugün de aynı irade. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı, Dinçkök, Özilhan, Şahenk ve Özyeğin aileleri yine başı çekiyor. Hatta bu holdinglerin CEO’ları bile ödedikleri vergiyle çok sayıda sanayici ve işadamını geride bırakıyor. İstanbul Sanayi Odası’nın hazırladığı 500 Büyük firma raporunda da Gelir Vergisi’ne benzer tablo var.Muhafazakâr işadamları 12 yılda zannedildiği gibi önemli bir sıçrama yapamadı. Yukarıda zikrettiğim isimler ise farklı kesimlerden gelmiş müteahhit aileler zaten. Onların büyük ihalelerde bu kadar öne çıkması liyakatle alakalı olsaydı vergi beyanında bunun emaresine rastlardık. İSO 500’de ilkler arasında onlar da olurdu. Yap-işlet-devret projelerinde adrese teslim ihaleler alınması bir yere kadar geçerli. Hükümete yakın durmakla veya medya grubunu hükümete dikensiz gül bahçesi diye sunmakla sanayici olunmuyor. Marifet kendi tasarladığınız bir malı imal edip iç pazarın yanı sıra dünyaya satabilmektir. Kendiniz tasarlayamıyor olabilirsiniz. O kabiliyetteki küresel bir marka/firmayla ortaklık kurarak açığı kapatabilirsiniz. Aksi takdirde günümüz rekabet şartlarında sürdürülebilir gelirden bahsedilemez. Sermaye birikimi uzun soluklu ve daha meşakkatlidir. Konjonktür rüzgârları eserken geminiz ekonomi okyanusunun ortasında mesafe kat eder. Lakin devir değişmeye görsün. Bir başınıza kalırsınız engin sularda.AKP, ülke kalkınması açısından zor ama kalıcı yöntemleri tercih etmedi. Sıcak para akımına sırtını yaslayıp gayrimenkul sektörü üzerinden elde edilecek rantı dağıtmayı seçti. Bankacılık ve perakende sektörlerindeki hazır lokmaları yabancıya satmak da doğrudan yabancı yatırım diye kabul edildi. Özelleştirmelerle birlikte diğer kamu ihaleleri üzerinden yeni bir sermaye sınıfı tesis etmeye çalıştı.Hükümetin bir nebze muvaffak olduğu söylenebilir. Mamafih bu değişim, sermayenin DNA’sını değiştirecek kalıcı bir mahiyete bürünemedi. Devlet imkânları yakın isimlere seferber edilse de günün sonunda işleri çekip çevirecek beşeri sermaye açığı birkaç yılda giderilemez. Nitelikli kadrolara sahip olmayan şirketlerin, taşımalı sermaye ile ayakta tutulamayacağının 90’lı yıllarda onlarca örneği var.Sahi Demirel’in aile fotoğrafında tebessüm eden işadamları şimdi nerede?
Zaman
Ana Sayfa
06.05.2014
TurhanBozkurt-TaşımalısermayeTurhan Bozkurt - Taşımalı sermaye
Mavi aslında benim günlüğüm
Zaman
29.03.2014
02:08
Mavi, son dönemde adından sıkça söz ettiren bir müzisyen. ‘Şimdi’ isimli yeni albümünü geçtiğimiz günlerde yayınlayan sanatçı, duygusal ve melankolik şarkılar yazmasına rağmen aslında enerji dolu ve zaptedilemeyen bir karakteri olduğunu söylüyor.Mavi’nin müziğe ilgisi nasıl başladı?Beş-altı yaşımdan itibaren bulduğum her mikrofona atlıyordum. Her türlü düğün, dernek ve konserlerde sahneye fırlayıp sanatçıların mikrofonlarını ellerinden alıyordum. Buna Zülfü Livaneli dahil. Daha sonra üzerine pek eğilmedim çünkü ailem sıcak bakmıyordu. Konservatuara yollamak istemediler. Üniversitede cebren ve hile ile hukuk fakültesine yazdırıldım. (Gülüyor.) Her yıl beş-altı kez okulu bırakmayı denedim.Ya sonra?Okul bittikten sonra madem o kadar uğraştım deyip üç yıl kadar avukatlık yaptım. Sonrasında baktım ki nefes alamıyorum, işi bırakıp biriktirdiğim parayla bir süre dünyayı gezdim ve ne yapmam gerektiğine karar verdim. Neyi yapmazsam gözlerim açık gider diye kendi kendime sordum. İçimden gelen tek cevap müzikti. Şarkılarıma sarıldım ve onları olgunlaştırmaya başladım. Üniversite yıllarında şarkı söylemiş olsam da profesyonel olarak bu işi yapmadığınız için sesinizi istediğiniz gibi kullanamıyorsunuz. Bir yandan şarkılarımı olgunlaştırırken diğer yandan şan dersleri aldım.İlk albümünüz ve sonrasında yaptığınız tekliler ses getirdi. Yeni albümünüz ‘Şimdi’ nasıl bir süreçte ortaya çıktı?İlk albümüm iddialı değildi ve çok amatörce yapılmış bir işti. Sadece insanlara kendi hikâyemi anlatmak istemiştim. Sonrasında bir tekli geldi. O da beğenildi. Aslında iki yıldır bu albümü yapmak istiyordum. Ancak müzik piyasası single’a kaydı. Bu yüzden bir süre bekledi.Yaptığınız müzik türü pop olsa da şarkılarınız biraz alternatif gibi duruyor...Şu an ana akım pop müzik dediğimiz şey yirmi şarkı ve hep belli bir altyapının üzerinde dönüyor. Bu yüzden normal bir müzik yapanlar bile alternatif gibi değerlendirilmeye başlandı. Aslında benim şarkılarımın çok da alternatif bir tarafı yok. Şarkı sözlerini ve melodileri içimden geldiği gibi aktarmak benim için çok önemli. Belki bu yüzden böyle bir algı oluşmuş oluyor. İnsanlar yeni şeyler keşfetmek istiyor. Benim birçok arkadaşım radyoların aynı şeyleri çalmasından şikâyetçi. İnsanlar bunu istiyor diye aynı şarkılar çalınıyor ama durum aslında böyle değil.Daha piyasa şarkılar yapayım da patlasın diye bir düşünceniz olmadı mı?Aslında denedim ama yapamadım. Ünlü bir besteciden bir şarkı alayım, o lokomotif olsun ve bana yol açsın istedim. O şarkı ile albümü tanısınlar ve diğerlerini dinlesinler istedim. Demoları yaptık söyledik. Son dakikada içim elvermedi ve o şarkıyı söylemedim. Çünkü ben o cümleleri söyleyecek bir kadın değildim. Bundan sonra da böyle yapamayacağım galiba.Hiç mi ticari kaygınız yok?Bu anlamda popun dışında olabilirim. Pop daha çok para kazanmayı hedefleyen ve ona yönelik davranan bir şey. Benim o noktada daha kişisel ve kendine öz birşey yapmak isteyen bir tarafım var. Ben sadece daha iyi albümler yapabilmek için para kazanmak istiyorum. Hayatla ilgili çok büyük isteklerim yok. Tek derdim güzel işler yapmak. Bol bol konser vermek istiyorum. Beni doğru anlayan az kişi de olsa bir kitlem olsun istiyorum.Şarkı yazarken daha çok hangi duygular sizi tetikliyor?Beni acı tetikliyor. Biriken ve söyleyemediğim duygular… Albümde Hiçedönük diye bir şarkım var. Aslında o kadar içe dönük bir insan değilim. Ama senede birkaç gün öyle hissetmişimdir. Öyle duygular ki bir arkadaşınla çay içeriken söyleyebileceğin şeyler değil. Bu kadar bedbaht şeyi o sohbette söyleyemiyorsun. Bunlar içerde bir yerlerde kalıyorlar ve sonrasında akmak istiyorlar. Acı olduğunda konuşmaya sığdıramayıp oturup yazıyorum.Asıl adınız Ayşegül Turan. Peki Mavi’nin hikâyesi nedir?Daha ortaokuldayken arkadaşlarım bana Mavi derdi. Özgürlüğü, denizi, su altını çok seviyordum. O yıllardan sonra yazdığım her şeyin altına Mavi yazıyorum. Albüm söz konusu olduğunda da böyle anılmak istedim. Sahne adım gibi algılanıyor aslında ama değil. Benimle özdeşleşti artık.Kendiniz ve Mavi arasında kategorik bir ayrım var mı?Mavi benim adım olmaktan çıktı ve başka bir şeyin adı oldu. Tabiî ki normal hayatımdaki çoğu şey o karaktere geçmiyor. Mesela bu albümde algıladığımız kadın duygusal bir kadın. Ama ardında görünmeyen eğlenceli bir kadın var. Bir anlamda Mavi kimseye anlatamadıklarımı anlattığım bir günlük.İyi insanlar savunmasızŞarkılarınızda melankoli ve duygusallık ön planda. Peki gerçek hayatta nasıl birisiniz?Fazla yaşam enerjili ve neşeli biriyim. Hayatımda hep değişiklik istiyorum. Enerji patlamaları olan biriyim. Bununla eşzamanlı olarak melankolik ve duygusal biriyim. Bir de nedense geçmişi, çocukluğu özleyen ve çocuk kalmak isteyen biriyim.Peki sizden hep kendi şarkılarınızı mı duyacağız?Başkalarının şarkıla
Zaman
En Çok Okunan
29.03.2014
MaviaslındabenimgünlüğümMavi aslında benim günlüğüm
Arda Turan, Galatasaray’a pahalı geliyor
Zaman
19.03.2014
02:08
Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini’nin, Atletico Madrid’de oynayan Arda Turan’ı takımında görme isteğine İspanyol basınından cevap geldi.El Mundo Deportivo Gazetesi, milli futbolcunun geri dönüş bedelini 51 milyon Euro olarak hesaplayarak Sarı-Kırmızılı yönetimin bu miktarı gözden çıkarması halinde Atletico Madrid’in bu transfere sıcak bakacağını yazdı. Gazete, Arda’nın Atletico teknik direktörü Simeone’nin gözdelerinden biri olduğunu hatırlatarak milli oyuncuya geçtiğimiz dönemlerden Türkiye ve İngiltere’den iki teklif gelmesine rağmen önerilen rakamların az olması nedeni ile reddedildiğini savundu. Atletico de Madrid’in önümüzdeki sezon bütçesinde 15 milyon Euro’luk bir açık bulunduğuna da dikkat çeken İspanyollar, yönetimin bu açığı kapatmak için iki alternatifi bulunduğunu, birinin Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam ederek para kazanmak diğerinin ise kadroda yer alan iyi bir oyuncuyu satmak olduğunu belirtti. El Mundo Deportivo, Arda’nın La Liga’da gösterdiği performansın çok sayıda kulüp tarafından yakından izlendiğini de vurgulayarak milli oyuncuya gelen tekliflerin Atletico yönetimini şaşırtmadığını ifade etti.Bu arada sezon sonunda Galatasaray ile sezon sonunda sözleşmesi sona erecek Didier Drogba, Fransız medyasına yaptığı değerlendirmede futbolu bıraktıktan sonra Londra’da yaşamaya devam edeceğini açkladı. Fildişi Sahilili yıldız, Chelsea’nin teknik altyapısında görev yapabileceğinin sinyalini vererek İngiliz kulübüyle yaşadığı başarıları unutamadığını belirtti. Çocukları Londra’da daha iyi bir eğitimden geçireceğine inandığının altını çizen 36 yaşındaki yetenek, Chelsea forması altında 8 sezonda 3 Premier Lig, 2 FA Community Shield, 4 İngiltere FA, 2 İngiltere Lig, 1 de UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu sevinci yaşadı.
Zaman
Spor
19.03.2014
ArdaTuranGalatasaray’apahalıgeliyorArda Turan Galatasaray’a pahalı geliyor
Bu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor!
Zaman
19.02.2014
02:15
Yaşınız ilerlese de pürüzsüz ve canlı görünen bir cilde sahip olmasını istermez misiniz? Böyle bir görünüme sahip olmak için çok para harcayıp değişik kremler almanız gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunun için sadece yediğiniz yiyeceklere özen göstermeniz yeterli.İlerleyen yaşlarda ağız ve göz çevremizde kırışıklıklar oluşur, bazen ellerimizde yaşlanmaya bağlı olan lekeler meydana gelir. Ancak tüm bu yaşlanma sürecini yediğiniz yiyeceklere dikkat ederek yavaşlatabilirsiniz.İşte genç görünmesini sağlayan 14 gıda...Çilek türleri: Cildinizin en iyi savunmalardan biri renkli ve besleyici gıdaların her çeşidini yemektir. İşe çilek türlerinden başlayın. Çilek, ahududu, yaban mersini gibi çilek türlerini hazırlamak çok kolaydır, lezzetleri de harikadır. Antioksidan açısından zengin olan çilekler zararlı serbest radikallerle savaşır.Sarımsak: Yaşlanma etkilerini yavaşlatan zengin ve güçlü bir gıdadır. Ayrıca sarımsağın ayak mantarını tedavi etme, siğilleri yok etme ve gribi önleme gibi başka iyileştirici özellikleri de bulunuyor. Sarımsağı yemeklerinize, yoğurtlarınıza, çorbalarınıza mutlaka ekleyin.Yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, karalahana, ıspanak, şalgam ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler yaşlanma etkilerini yavaşlatma gücüne sahiptir. Bu sebzeler aynı zamanda bol miktarda lif içerir ve birçok besin maddesiyle doludur.Kabuklu kuru yemişler: Beslenmenize her gün küçük bir avuç dolusu kabuklu kuruyemiş eklemek oldukça faydalıdır. Omega yağ asitleri açısından zengin olan kabuklu yemişler beyin fonksiyonlarını geliştiriyorlar. Kabuklu kuru yemişleri isterseniz salatalarınıza da ekleyebilirsiniz.Kurubaklagiller: Beslenme listenizde bulunması gereken yiyeceklerden biri de kuru fasulyedir. Lif açısından zengin olan kuru fasulyede kolesterol düşüktür ve fasulye sağlığınız için çok faydalıdır. İster plaki yapın isterseniz yemeğini yapın, haftada en az 1 kez kuru fasulye tüketin.Avokado: Yüzünüzü canlandırmak için avokadoyla maske hazırlayabilirsiniz. Ayrıca avokado kuru ve kaşıntılı cilt, sedef hastalığı ve egzemayı hafifletmek için kullanılıyor. Avokadoyu çiğ olarak tükebilirsiniz.Turpgiller: Şalgam, Brüksel lahanası ve kırmızı turp gibi sebzelerin hepsi cildiniz için yararlıdır. Cilt bu sebzelerin içindeki antioksidan açısından zengin maddeler sayesinde serbest radikallerin başıboş dolaşmasını önlüyor. Bu sebzeleri çiğ olarak tüketebilirsiniz ya da pişirseniz de içindeki birçok besin maddesi aynı kalıyor.Zencefil: Bu baharatı yiyeceklerinize ekleyebilirsiniz ya da sakinleştirici çay olarak içebilirsiniz. Bu baharat yıllardır Asyalılar tarafından kullanılıyor. Eklem ağrılarını da azaltan zencefil bulantı ve karın ağrılarıyla savaşmada da oldukça faydalıdır.Yeşil çay: Japonlar yeşil çayı uzun süredir kullanıyor. Yeşil çay ayrıca kilo vermenize de yardım ediyor. Antioksidan gibi etki eden faydalı asitler açısından zengin olan yeşil çayı sıcak ya da buzlu olarak tüketebilirsiniz.Somon balığı: Antioksidanlar açısından zengin olan somon balığı cildiniz için olduğu kadar kalbiniz için de aşırı derecede faydalıdır. Somon balığı gibi yağlı balıkları haftada en az 2 kez tüketmelisiniz.Turuncu sebzeler: Havuç, tatlı patates ve kabak gibi turuncu sebzeler antioksidan açısından zengindir ve cildiniz için faydalıdır. Bu sebzelerde ayrıca bol miktarda beta-karoten bulunuyor. Bu besin gözleriniz için çok faydalıdır. Havucu çiğ olarak tüketin ya da salatalarınıza doğrayın.Domates: Domatesin içinde bulunan likopen cildinizin genç görünümünde çok önemlidir. Antioksidanlar açısından zengin olan domatesleri kavurabilir, çiğ olarak yiyebilir, sosunu hazırlayabilir ya da salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Bu lezzetli sebze güneşin neden olduğu yaşlanma etkileriyle de savaşır.Karpuz: Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi olan karpuz yaşlanma etkilerine karşı oldukça etkilidir. Sıcak havalarda içinizi serinleten karpuz vücudunuzu canlandıran ve susuzluğunuzu gideren iyi bir içecektir. Peynirle birlikte iyi bir ikili oluşturur.Tahıllar: Lif açısından zengin olan tahılların faydalarından biri de yaşlanma etkilerini yavaşlatmasıdır. Diğer faydaları arasında ise kilo verdirme, daha iyi bir kalp sağlığı ve kan şekerini düşürmek bulunuyor.
Zaman
Sağlık
19.02.2014
BuyiyecekleryaşlanmayıdurduruyorBu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor
Bu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor!
Zaman
19.02.2014
02:05
Yaşınız ilerlese de pürüzsüz ve canlı görünen bir cilde sahip olmasını istermez misiniz? Böyle bir görünüme sahip olmak için çok para harcayıp değişik kremler almanız gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunun için sadece yediğiniz yiyeceklere özen göstermeniz yeterli.İlerleyen yaşlarda ağız ve göz çevremizde kırışıklıklar oluşur, bazen ellerimizde yaşlanmaya bağlı olan lekeler meydana gelir. Ancak tüm bu yaşlanma sürecini yediğiniz yiyeceklere dikkat ederek yavaşlatabilirsiniz.İşte genç görünmesini sağlayan 14 gıda...Çilek türleri: Cildinizin en iyi savunmalardan biri renkli ve besleyici gıdaların her çeşidini yemektir. İşe çilek türlerinden başlayın. Çilek, ahududu, yaban mersini gibi çilek türlerini hazırlamak çok kolaydır, lezzetleri de harikadır. Antioksidan açısından zengin olan çilekler zararlı serbest radikallerle savaşır.Sarımsak: Yaşlanma etkilerini yavaşlatan zengin ve güçlü bir gıdadır. Ayrıca sarımsağın ayak mantarını tedavi etme, siğilleri yok etme ve gribi önleme gibi başka iyileştirici özellikleri de bulunuyor. Sarımsağı yemeklerinize, yoğurtlarınıza, çorbalarınıza mutlaka ekleyin.Yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, karalahana, ıspanak, şalgam ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler yaşlanma etkilerini yavaşlatma gücüne sahiptir. Bu sebzeler aynı zamanda bol miktarda lif içerir ve birçok besin maddesiyle doludur.Kabuklu kuru yemişler: Beslenmenize her gün küçük bir avuç dolusu kabuklu kuruyemiş eklemek oldukça faydalıdır. Omega yağ asitleri açısından zengin olan kabuklu yemişler beyin fonksiyonlarını geliştiriyorlar. Kabuklu kuru yemişleri isterseniz salatalarınıza da ekleyebilirsiniz.Kurubaklagiller: Beslenme listenizde bulunması gereken yiyeceklerden biri de kuru fasulyedir. Lif açısından zengin olan kuru fasulyede kolesterol düşüktür ve fasulye sağlığınız için çok faydalıdır. İster plaki yapın isterseniz yemeğini yapın, haftada en az 1 kez kuru fasulye tüketin.Avokado: Yüzünüzü canlandırmak için avokadoyla maske hazırlayabilirsiniz. Ayrıca avokado kuru ve kaşıntılı cilt, sedef hastalığı ve egzemayı hafifletmek için kullanılıyor. Avokadoyu çiğ olarak tükebilirsiniz.Turpgiller: Şalgam, Brüksel lahanası ve kırmızı turp gibi sebzelerin hepsi cildiniz için yararlıdır. Cilt bu sebzelerin içindeki antioksidan açısından zengin maddeler sayesinde serbest radikallerin başıboş dolaşmasını önlüyor. Bu sebzeleri çiğ olarak tüketebilirsiniz ya da pişirseniz de içindeki birçok besin maddesi aynı kalıyor.Zencefil: Bu baharatı yiyeceklerinize ekleyebilirsiniz ya da sakinleştirici çay olarak içebilirsiniz. Bu baharat yıllardır Asyalılar tarafından kullanılıyor. Eklem ağrılarını da azaltan zencefil bulantı ve karın ağrılarıyla savaşmada da oldukça faydalıdır.Yeşil çay: Japonlar yeşil çayı uzun süredir kullanıyor. Yeşil çay ayrıca kilo vermenize de yardım ediyor. Antioksidan gibi etki eden faydalı asitler açısından zengin olan yeşil çayı sıcak ya da buzlu olarak tüketebilirsiniz.Somon balığı: Antioksidanlar açısından zengin olan somon balığı cildiniz için olduğu kadar kalbiniz için de aşırı derecede faydalıdır. Somon balığı gibi yağlı balıkları haftada en az 2 kez tüketmelisiniz.Turuncu sebzeler: Havuç, tatlı patates ve kabak gibi turuncu sebzeler antioksidan açısından zengindir ve cildiniz için faydalıdır. Bu sebzelerde ayrıca bol miktarda beta-karoten bulunuyor. Bu besin gözleriniz için çok faydalıdır. Havucu çiğ olarak tüketin ya da salatalarınıza doğrayın.Domates: Domatesin içinde bulunan likopen cildinizin genç görünümünde çok önemlidir. Antioksidanlar açısından zengin olan domatesleri kavurabilir, çiğ olarak yiyebilir, sosunu hazırlayabilir ya da salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Bu lezzetli sebze güneşin neden olduğu yaşlanma etkileriyle de savaşır.Karpuz: Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi olan karpuz yaşlanma etkilerine karşı oldukça etkilidir. Sıcak havalarda içinizi serinleten karpuz vücudunuzu canlandıran ve susuzluğunuzu gideren iyi bir içecektir. Peynirle birlikte iyi bir ikili oluşturur.Tahıllar: Lif açısından zengin olan tahılların faydalarından biri de yaşlanma etkilerini yavaşlatmasıdır. Diğer faydaları arasında ise kilo verdirme, daha iyi bir kalp sağlığı ve kan şekerini düşürmek bulunuyor.
Zaman
Ana Sayfa
19.02.2014
BuyiyecekleryaşlanmayıdurduruyorBu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor
Turhan Bozkurt - Merkez, yangını kontrol altına aldı
Zaman
31.01.2014
02:29
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 28 Ocak akşamı olağanüstü toplanmasının en önemli sebebi kurlardaki oynaklığı minimize etmekti.Gün içinde 7–8 kuruşa varan med cezir piyasadaki paniği tetikliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED) para musluğunu kısarken bu oynaklığa rağmen TLden çıkıp döviz alan yatırımcının hissiyatı Türkiyenin tehlikeli bir kavşakta olduğunu gösteriyor. Sıcak paraya bağımlı hale gelmiş ekonomiyi ayakta tutmanız paranın sahiplerini kalmaya ikna etmenize bağlı.Merkez Bankasının FEDin tahvil alımını en az 10 milyar dolar azaltacağını tahmin ederek adım attığı anlaşılıyor. Para Politikası Kurulu üyesi Profesör Abdullah Yavaşın Amerikadan uçakla gelişi beklendi. Böylece FEDin bir gün sonra atacağı adımların neler olabileceğine dair en sıcak bilgilere ulaşıldıktan sonra alınan radikal fazi artırımı kararı kamuoyuna açıklandı. Sıcak para, başta ABD olmak üzere gelişmiş piyasalara ocak ayı boyunca görülen hızda yönelmesin diye marjinal fonlama oranı yüzde 7,75ten yüzde 12ye yükseltilirken, 1 haftalık repo ihalesi faiz oranı ise yüzde 4,5ten yüzde 10a çıkarıldı.Türkiye küresel ekonominin parçası iken dünyada olup biteni görmezden gelemez. Doların patronu Bernankenin Mayıs 2013te fırlattığı işaret fişeği bizim de içinde bulunduğumuz Gelişen Piyasalar Endeksini (MSCI) derinden sarstı. Endeksteki düşüş ocak ayında yüzde 7,2 oldu ki bu 2008den bu yana aynı dönemde görülen en yüksek kayıp olarak tarihe geçti. Nitekim FED para musluğunu aydan aya 10, 15 milyar dolar kısmaya devam ediyor. TCMB, faiz artışına giderken önümüzdeki aylarda icap ederse benzer hamleler yapabilecek özgüvene sahip olduğu mesajını verdi. Kanundan aldığı yetki ile fiyat istikrarını korumak adına faizlerin genel seviyesini güncelledi. Bunu yapmasaydı 30 Ocak sabahında 1 Doların 2,50 TLyi aştığına şahit olabilirdik.Dövizde hızlı geri çekilme beklemekten ziyade dar bir bantta seyretmesini temin edebilirsek şükredelim. Faiz mi enflasyonu artırır veya yüksek faiz, yüksek enflasyonun neticesi midir? tartışmasının mevcut ortamda kimseye faydası yok. Her iki görüşün haklı olduğunu öne süren görüşler var literatürde. Irving Fishere göre enflasyon reel faiz oranını değil, nominal faiz oranını etkiler. Enflasyon arttıkça reel faiz oranı değişmezken, nominal faiz oranı artar. Enflasyon yeniden çift haneye çıkarsa yüksek faiz–düşük kur ezberini unutalım. Yüksek kur–yüksek faiz çukuruna düşülür ki 90lardaki krizlerde ekonomiyi yerle bir eden şoklar tam da böyle gelmişti. Faizin artmasını kimse istemez. Fakat Türkiyenin sıcak paraya dayalı ekonomik büyüme modeli Merkeze çok fazla seçenek bırakmadı. Faizi indirdiği dönemde ne kadar tutarlı idi ise son kararlarında da o kadar tutarlıdır. İtibarını artıran Başkan Erdem Başçı ve ekibi, dövizdeki yangının bütün ormanı kül etmesine mani olmuştur. Ancak yangın sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğanın B, C planlarında Merkez Bankasının bağımsızlığını zedeleyecek kanun teklifi yoksa piyasaların Türk Lirasına dönüşü hızlanacaktır. Merkezi bir bakana bağlama girişimi yangını büyütecektir.
Zaman
Köşe Yazıları
31.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezyangınıkontrolaltınaaldıTurhan Bozkurt - Merkez yangını kontrol altına aldı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
08:56
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
En Çok Okunan
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
02:19
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
Köşe Yazıları
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
02:09
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
Ana Sayfa
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:07
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
En Çok Okunan
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
Güncel
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
Ana Sayfa
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
19.01.2014
04:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.kriz dönemleri yazarlarİçin BiRER imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca nede
Zaman
En Çok Okunan
19.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
19.01.2014
02:10
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.kriz dönemleri yazarlarİçin BiRER imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca nede
Zaman
Ana Sayfa
19.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Dolar 2,22 TL, Euro 3 TL
Zaman
18.01.2014
02:10
Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımını azaltmayı sürdüreceği beklentisi piyasalarda etkisini sürdürüyor. Dolar dün 2,22 TL’ye çıkarken Euro 3 TL oldu. Bir günde yüzde 0,6 değer yitiren TL, gelişmekte olan ülkeler arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Liradaki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul da günü yüzze 1,81 kayıpla kapattı.Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımı azaltımına başlamasının gelişmekte olan ülke piyasalarına etkisinin yanı sıra siyasi tansiyon ve yükselen kur ve enflasyona Merkez Bankası’nın politika tepkisi vermeyeceği endişesiyle kur yeni tarihi zirvesini test etti. TL dün gelişmekte olan ülke para birimleri arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Dolar karşısında TL dün yaklaşık olarak yüzde 0,6 değer yitirdi. Bankacılar Türkiye piyasalarından 250 milyon doların üzerinde sıcak para çıkışı olduğunu söyledi. Dolar/TL 2.2231 ile tarihi zirveyi test ederken sepet bazında TL ise 2,6202’ye kadar yükseldi. Merkez Bankası kapanış kurlarına göre gösterge dolar kurunu 2,2084/2,2124 TL, Euro kurunu 3,0023/3,0077 TL olarak açıkladı. TL’deki hızlı kaybın ardından Merkez Bankası pazartesi günü yapacağı döviz ihalesi tutarını en az 100 milyon dolar olarak açıkladı. TL’deki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul günü yüzde 1,81 değer kaybıyla tamamladı ve gelişmekte olan ülke endeksleri arasında en kötü performansı gösterdi. Borsa İstanbul dün 65.635 puandan kapandı. Yine şike davasının Yargıtay’da onanmasından sonra Fenerbahçe’nin Borsa’daki hisseleri de günü yüzde 8,38 düşüşle tamamladı. Yine dün açıklanan Merkez Bankası beklenti anketi de önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinde belirgin bir bozulmaya işaret etti. Anket sonucuna göre 2014 yıl sonu beklentisi yüzde 7,44’e yükselirken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentiler yüzde 6,74’ten yüzde 7,06’ya çıktı. 24 aylık beklenti de yüzde 6,37’den yüzde 6,50’ye yükseldi. 24 aylık beklentilerin de bozulması bankacılara göre Merkez Bankası’nın son gelişmelere politika tepkisi vermesi için başlı başına bir neden olabilir. Ancak piyasadaki en büyük çekince ise kur ve enflasyondaki sert yükselişlere Merkez Bankası’nın bu yıl gerçekleşecek en az 2 seçim öncesi politika tepkisi vermeyebileceği endişesi. “Enflasyon beklentilerindeki bozulma çok belirgin.” diyen Garanti Yatırım Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç piyasaları şöyle yorumladı: “Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 5,3 seviyesinde. Erişilebilir gözükmüyor. Normal şartlar altında böylesi bir durumda Merkez Bankası’nın yüzde 7,75 olan koridorun üst bandını yükseltmesi gerekir. Fakat son dönemde gelen açıklamalar bu tarz bir aksiyon gelmeyeceğine işaret ediyor.” Analistler, son dönemde TL’nin negatif ayrışmasında politik etkenlerin bir neden olduğuna ancak tek nedenin de bu olmadığına dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde yükselen reel faizlere karşın düşük politika faizleriyle idare etmeye çalışan ülkelerin para birimlerinin cazibesinin ortadan kalktığını belirten bankacılar, Türkiye’nin de buna iyi bir örnek olduğu görüşünde hemfikir. Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler de düşük ya da negatif reel faiz sunarken Türkiye’nin bu ülkelerin aksine faiz artırmama konusundaki kararlı açıklamaları TL’nin cazibesini daha çok yitirmesinde önemli bir etken olarak gösteriliyor. Nitekim Brezilya Merkez Bankası politika faizini dün 50 baz puan ile beklentilerin üzerinde artırarak yüzde 10’dan yüzde 10,50’ye yükseltti. Ekonomideki zayıflığın devam etmesine rağmen alınan bu karar art arda gelen yedinci artırım oldu. Tahvil bono piyasasında ise 7 Ekim 2015 itfalı gösterge tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanış yüzde 10,04; 10 yıllık gösterge tahvil ise spot kapanışta yüzde 10,16 oldu. Öte yandan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci son dönemde kurdaki yükselişin ekonomiye çok zarar vermeyeceği yönünde açıklamalar yaptı.Fenerbahçe hisseleri yüzde 8,38 düştüYargıtay’ın şike kararını onama kararıyla birlikte Fenerbahçe Kulübü’nün hisseleri borsa işlem günün sonunda yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL geriledi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, futbolda şike davasında Aziz Yıldırım’a verilen hapis cezalarını onaması sonrası, Fenerbahçe Kulübü hisseleri de günün sonunda en çok değer kaybedenler arasında beşinci sırada yer aldı. Günün sonunda borsada Sarı - Lacivertli kulübün hisseleri yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL’ye kadar geriledi.
Zaman
Ekonomi
18.01.2014
Dolar222TLEuro3TLDolar 222 TL Euro 3 TL
Dolar 2,22 TL, Euro 3 TL
Zaman
18.01.2014
02:10
Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımını azaltmayı sürdüreceği beklentisi piyasalarda etkisini sürdürüyor. Dolar dün 2,22 TL’ye çıkarken Euro 3 TL oldu. Bir günde yüzde 0,6 değer yitiren TL, gelişmekte olan ülkeler arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Liradaki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul da günü yüzze 1,81 kayıpla kapattı.Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımı azaltımına başlamasının gelişmekte olan ülke piyasalarına etkisinin yanı sıra siyasi tansiyon ve yükselen kur ve enflasyona Merkez Bankası’nın politika tepkisi vermeyeceği endişesiyle kur yeni tarihi zirvesini test etti. TL dün gelişmekte olan ülke para birimleri arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Dolar karşısında TL dün yaklaşık olarak yüzde 0,6 değer yitirdi. Bankacılar Türkiye piyasalarından 250 milyon doların üzerinde sıcak para çıkışı olduğunu söyledi. Dolar/TL 2.2231 ile tarihi zirveyi test ederken sepet bazında TL ise 2,6202’ye kadar yükseldi. Merkez Bankası kapanış kurlarına göre gösterge dolar kurunu 2,2084/2,2124 TL, Euro kurunu 3,0023/3,0077 TL olarak açıkladı. TL’deki hızlı kaybın ardından Merkez Bankası pazartesi günü yapacağı döviz ihalesi tutarını en az 100 milyon dolar olarak açıkladı. TL’deki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul günü yüzde 1,81 değer kaybıyla tamamladı ve gelişmekte olan ülke endeksleri arasında en kötü performansı gösterdi. Borsa İstanbul dün 65.635 puandan kapandı. Yine şike davasının Yargıtay’da onanmasından sonra Fenerbahçe’nin Borsa’daki hisseleri de günü yüzde 8,38 düşüşle tamamladı. Yine dün açıklanan Merkez Bankası beklenti anketi de önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinde belirgin bir bozulmaya işaret etti. Anket sonucuna göre 2014 yıl sonu beklentisi yüzde 7,44’e yükselirken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentiler yüzde 6,74’ten yüzde 7,06’ya çıktı. 24 aylık beklenti de yüzde 6,37’den yüzde 6,50’ye yükseldi. 24 aylık beklentilerin de bozulması bankacılara göre Merkez Bankası’nın son gelişmelere politika tepkisi vermesi için başlı başına bir neden olabilir. Ancak piyasadaki en büyük çekince ise kur ve enflasyondaki sert yükselişlere Merkez Bankası’nın bu yıl gerçekleşecek en az 2 seçim öncesi politika tepkisi vermeyebileceği endişesi. “Enflasyon beklentilerindeki bozulma çok belirgin.” diyen Garanti Yatırım Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç piyasaları şöyle yorumladı: “Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 5,3 seviyesinde. Erişilebilir gözükmüyor. Normal şartlar altında böylesi bir durumda Merkez Bankası’nın yüzde 7,75 olan koridorun üst bandını yükseltmesi gerekir. Fakat son dönemde gelen açıklamalar bu tarz bir aksiyon gelmeyeceğine işaret ediyor.” Analistler, son dönemde TL’nin negatif ayrışmasında politik etkenlerin bir neden olduğuna ancak tek nedenin de bu olmadığına dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde yükselen reel faizlere karşın düşük politika faizleriyle idare etmeye çalışan ülkelerin para birimlerinin cazibesinin ortadan kalktığını belirten bankacılar, Türkiye’nin de buna iyi bir örnek olduğu görüşünde hemfikir. Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler de düşük ya da negatif reel faiz sunarken Türkiye’nin bu ülkelerin aksine faiz artırmama konusundaki kararlı açıklamaları TL’nin cazibesini daha çok yitirmesinde önemli bir etken olarak gösteriliyor. Nitekim Brezilya Merkez Bankası politika faizini dün 50 baz puan ile beklentilerin üzerinde artırarak yüzde 10’dan yüzde 10,50’ye yükseltti. Ekonomideki zayıflığın devam etmesine rağmen alınan bu karar art arda gelen yedinci artırım oldu. Tahvil bono piyasasında ise 7 Ekim 2015 itfalı gösterge tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanış yüzde 10,04; 10 yıllık gösterge tahvil ise spot kapanışta yüzde 10,16 oldu. Öte yandan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci son dönemde kurdaki yükselişin ekonomiye çok zarar vermeyeceği yönünde açıklamalar yaptı.Fenerbahçe hisseleri yüzde 8,38 düştüYargıtay’ın şike kararını onama kararıyla birlikte Fenerbahçe Kulübü’nün hisseleri borsa işlem günün sonunda yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL geriledi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, futbolda şike davasında Aziz Yıldırım’a verilen hapis cezalarını onaması sonrası, Fenerbahçe Kulübü hisseleri de günün sonunda en çok değer kaybedenler arasında beşinci sırada yer aldı. Günün sonunda borsada Sarı - Lacivertli kulübün hisseleri yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL’ye kadar geriledi.
Zaman
Ana Sayfa
18.01.2014
Dolar222TLEuro3TLDolar 222 TL Euro 3 TL
Turhan Bozkurt - Emanet dövizle 'değerli yalnızlık' olmaz
Zaman
03.01.2014
01:51
Türkiye, komşuları ile yürüttüğü sıfır sorun politikasında açmazlara düştü. Amerika ve AB ile gerilen ipler kamuoyuna ‘değerli yalnızlık’ şeklinde takdim edilse de hissiyatı okşayan bu tablonun günün sonunda ülkemize marjinal fayda getirmediği aşikâr.Benzer bir eğilim 2014’ün ilk günlerinde iktisadi sahada görülüyor. 2013’te artan küresel kırılganlıklar bizim gibi üçüz açıkla (cari açık, bütçe açığı ve tasarruf açığı) boğuşan ülkeleri bu sene daha fazla sarsacak. Cari fazla veren, lakin emtia fiyatlarındaki düşüş ve fon çıkışları yüzünden bedel ödeyen Brezilya ve Çin örnekleri endişelenmemiz için yeter de artar. Bu iki ülke Türkiye’ye göre çok iyi durumda olmasına rağmen büyüme hızının yavaşlamasına ve hisse senetlerinin değer kaybetmesine mani olamıyor. Küresel sermayeye en fazla ihtiyaç duyacağımız şu günlerde ‘değerli yalnızlık’ müptelası çevreler ekonomide tehlikeli bir oyun sahneliyor. ‘Faiz lobisi’, ‘dış mihrak’ gibi altı boş kavramlarla cari açığı finanse edenleri hedef alıyorlar. Borsa İstanbul’un yüzde 60’ını elinde tutan, Devlet İç Borçlanma Senetleri’nden (DİBS) alan finansörler, özel sektör ve bankaları da fonluyor. Amerika ve AB’nin toparlanması döviz ihtiyacı had safhada olan Türkiye’yi sıcak para akışında yavaşlama veya kesilme şeklinde etkiliyor. Bir adım sonrası çıkış senaryosudur ki bu hepimiz için kâbus olur. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) Mayıs 2013’te ‘vanayı kısacağız’ duyurusundan beri kur ve faizde tırmanış var. Kriz yönetimine geçilmesi gerekirken kitleleri heyecanlandırmak adına sermaye ürkütülüyor. Çıkış için bahane arayan fonlara hediye bilet veriliyor. Kimseye müdana etmeyiz, diyenler Merkez Bankası (TCMB) döviz rezervlerini sık sık telaffuz ediyor. Peki Merkez’deki yığınak ne durumda? 27 Aralık 2013 itibarıyla 133 milyar dolar brüt rezerv (20,9 milyar doları altın) var. Bankanın toplam döviz varlıklarından döviz yükümlülükleri çıkınca kalan miktar, Merkez Bankası’nın Net Döviz Pozisyonu olarak ifade edilir. Rezervin içinde TL ödeyerek satın aldığı dövizin yanı sıra başkalarına ait döviz de var. Bu çerçevede net rezervin 46 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Peki gelişmiş ekonomilerin yeniden cazibe merkezi haline geldiği, paranın patronlarının dümeni batıya kırdığı şu günlerde bu miktar kâfi mi? Merkez bankalarının tutması gereken rezerv miktarına dair farklı yaklaşımlar var. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre net döviz rezervleri asgari üç aylık ithalat tutarını karşılamalı. Bazı iktisatçılar “dört ila altı aylık ithalatı karşılamalı” görüşünde. Döviz rezervlerinin kısa vadeli dış borçlara oranının en az 1 olması gerektiğini belirten görüş de yaygındır. Oranın yüksekliği, ülkelerin harici şoklara karşı mukavemetini gösterdiğinden ülke risk primini düşürüyor. Aksi durumda risk artar. Güngör Uras’ın dikkat çektiği gibi kısa vadeli dış borç stokuna girmeyen sıcak para var ki yabancılara uçak bileti hediye edenler bunu da hesaba dahil etmeli. Hisse senedi, DİBS ve mevduat kalemlerinde toplam 137 milyar dolar sıcak para stoku var. Brüt rezervlerimiz sıcak para portföyünü bile karşılayabilecek seviyede değil. Döviz ve altın hesaplarının munzam karşılık tutarlarının TL’ye göre daha efektif olması bankalar/katılım bankaları tarafından konan altın ve döviz miktarını yukarı taşıdı. Erdem Başçı ve ekibi faizi artırmadan en düşük maliyetle rezervi güçlendirdiği için takdir edilmeli. Ekibi, döviz rezervlerini küçümsemiyorum. Sadece muhtemel senaryolara karşı bu birikimle ne kadar dayanabileceğimizi bilmekte fayda var. Goldman Sachs dün gelişmekte olan piyasalar raporunu yayınladı. Raporda, “TL/dolar için beklentimiz, 2014’ün ilk üç ayı için 2,1, ikinci üç ayı için 2,2 ve 12 ay için 2,4 olarak ve 2015 için 2,5” tahmini yer aldı. Bir de uyarı yaptı Goldman: “TL büyük dış ve iç açıkların baskısı altında kalacak.” Emanet dövizler bu kadar fazlayken gerçeği görmeyip ona buna sataşmak hepimize zarar verir. Değerli yalnızlığın karşılığı yok. Stratejik işbirliklerine muhtacız. Büyük bir dalga geliyor ve kaptanın manevra için fazla vakti kalmadı.
Zaman
Köşe Yazıları
03.01.2014
TurhanBozkurt-Emanetdövizle değerliyalnızlıkolmazTurhan Bozkurt - Emanet dövizle değerli yalnızlık olmaz
Üç büyükler borsada kayıpları oynuyor
Zaman
18.12.2013
13:18
Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray hisselerinin borsadaki seyirlerini inceleyen İntegral Menkul Değerler Analisti Tuğba Özay, yılbaşından bu yana yaşanan kayıpların, yatırımcıların aklında pek çok soru işareti oluşturduğuna dikkat çekti.Hisseleri BIST 100’de işlem gören üç spor kulübünün mali sonuçlarındaki olumsuzlukların henüz düzeltilemediğine dikkat çeken Özay, kulüplerin sermayelerini güçlendirebilmek amacıyla çeşitli stratejiler izlemeye devam ettiklerini söyledi. Bu kapsamda Fenerbahçe’nin geçtiğimiz haftalarda 200 milyon TL’lik tahvil ihracı başvurusunda bulunduğuna dikkat çeken Özay, Bedelli sermaye artırımlarına devam eden Galatasaray, geçtiğimiz ay Odeabank ve FXTCR ile sponsorluk anlaşması imzalayarak sermayesini güçlendirdi. Ancak izlenen bu politikalar kulüplere sadece geçici çözüm sağlıyor. diyerek, şunları söyledi:Marka değerleri sıralamasında ilk 50’de üç spor kulübü olmasına rağmen, bu kulüplerin mali yapılarındaki bozukluklar çoğu zaman fon sağlama açısından da sorun yaratıyor ve kulüplerin şirketlerinin yeni sermaye artırımları önünde en önemli engeli oluşturuyor. Sürekli para kaybeden, sürekli kulüple ve diğer ilgililerle ilişkili işlem peşinde koşan şirketlere kim niye para yatırsın ve hissedar olsun sorusu yatırımcıların aklından çıkmıyor.ŞAMPİYONLAR LİGİ’NDE TARAFTARINI SEVİNDİREN GALATASARAY YATIRIMCISINI SEVİNDİREMEDİŞampiyonlar Ligi’nde yoluna devam eden Galatasaray’ın yılbaşından bugüne yüzde 34,62 değer kaybederek yatırımcısını taraftarı kadar sevindiremediğini söyleyen Özay, Galatasaray hissesine baktığımızda yılbaşı itibarıyla ön plana çıkan satışların mayıs ayı itibarıyla ivme kazandığını ve kayıpların arttığını görüyoruz. dedi.Eylül ayında 23,40 seviyelerinden toparlanma eğilimine geçen hisse için Şampiyonlar Liginin umut ışığı olduğunu belirten Özay, Galatasaray oldukça güçlü takımlarla karşı karşıya gelecek olsa da takımın yarı finale kalması Galatasaray’ın marka değerini yükseltmenin yanında yatırımcısının da kazanmasına imkan tanıyabilir. Ancak yine de mevcut mali koşulları sebebi ile yüksek kazançlar beklemek çok mümkün görünmüyor. diye konuştu. FENERBAHÇE YATIRIMCISI GALATASARAY YATIRIMCISINDAN DAHA AZ KAYBETTİFenerbahçe’nin durumunun da Galatasaray’dan çok farklı olmadığını vurgulayan Özay, Geçtiğimiz ay 200 milyon TL’lik tahvil ihracı başvurusu yapan kulüp, yıl içerisinde sermayesini güçlendirmek için çeşitli yollar denese de 2012 yılı ocak ayından bugüne kayıplar yüzde 20 seviyelerinde. diyerek, şunarı söyledi:Ara transfer döneminin başlamasına kısa bir süre kala Fenerbahçe’nin adı birçok yıldız oyuncuyla birlikte anılsa da teknik direktör, gelecek yeni isimlerin mali dengeleri bozabileceği endişeleri nedeni ile yeni transfere sıcak bakmıyor.VODAFONE ARENA ANLAŞMASI BJK HİSSESİNİ YÜKSELTTİYıla yatay başlangıç yaparak başlayan Beşiktaşta ise yaz aylarında ortalamanın 1,40 seviyelerinde olduğunu söyleyen Özay, Lig başlayınca 2,92 seviyelerine yükselen hisse yatırımcısını sevindirirken, bu yükselişte hiç şüphesiz Vodafone ile yapılan anlaşma büyük rol oynadı. Geçtiğimiz günlerde Galatasaray gibi sermaye artırımına giden Beşiktaşta yılbaşı itibarıyla kayıplar yüzde 7,44 seviyelerinde olsa da Fenerbahçe ve Galatasaraya göre daha kârlı olduğunu söyleyebiliriz. dedi.Bu arada Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam eden Manchester United’ın yılbaşı itibarıyla yüzde 23,53’lük kazanç ile yatırımcısını sevindirdiğini kaydeden Özay, 837 milyon dolarlık marka değeri ile de Bayern Münih’ten sonra ikinci durumda bulunan Manchester United, Şampiyonlar Liginde Galatasarayı zorlayabilecek takımlardan. Alman ekibi Borussia Dortmund da Manchester United gibi yatırımcısına kazandırmaya devam ediyor. Borussia Dortmundda yılbaşı itibarıyla kâr yüzde 36,60 seviyelerinde bulunuyor. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.12.2013
ÜçbüyüklerborsadakayıplarıoynuyorÜç büyükler borsada kayıpları oynuyor
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
02:03
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
01:54
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
Güncel
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
01:53
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Başörtülü sayısı artmadı, görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:51
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN…Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİMDemokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “B
Zaman
Güncel
07.11.2013
BaşörtülüsayısıartmadıgörünürhalegeldiBaşörtülü sayısı artmadı görünür hale geldi
Başörtülü sayısı artmadı, görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:50
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN…Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİMDemokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “B
Zaman
Ana Sayfa
07.11.2013
BaşörtülüsayısıartmadıgörünürhalegeldiBaşörtülü sayısı artmadı görünür hale geldi
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:48
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldquo
Zaman
Güncel
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:48
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldquo
Zaman
Ana Sayfa
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:45
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldqu
Zaman
Son Dakika
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı; sosyal hayatta daha görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:36
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı. Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “Bir hayata son vermeyi hayal edemiyorum fakat bu, kadının kendisine bağlı olmalı. Tabii ki aile planlamasına karşı değilim. Kendi özgürlüğüme düşkünüm. Bir şey yapmaya zorlanırsam, bu üzerimde ters bir etki yapar. İnsanlara, bu şöyle ya da böyle olm
Zaman
Son Dakika
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadı;sosyalhayattadahagörünürhalegeldiHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı; sosyal hayatta daha görünür hale geldi
Selim Işıklar - Borsa, haftaya iyi gelişmelerle başlıyor
Zaman
20.10.2013
01:56
Açıkçası Amerika’nın borç tavanı konusunda yine son dakikada anlaşma sağlanacağı zaten bekleniyordu.Ancak yine de piyasalarda sürprizle karşılaşmamak için bayram öncesi temkinli bir kapanış oldu. 17 Ekim’de beklenildiği gibi borç tavanı konusunda 15 Ocak’a kadar süre uzatımı sağlanması borsalarda alım rüzgârı estirdi. Avrupa ve ABD borsaları bu haberleri yükselişlerle karşıladı. Asya borsalarında ise Çin büyüme verisi kaynaklı artışlar dikkat çekti. Bayram öncesinde zaten toparlanma yaşayan ve 76 bin puanın üstünde kapanan Borsa İstanbul, bu haftaya büyük ihtimalle yükselişle başlayacak. Borsa endeksinin teknik olarak 77 bin puan sınırını aşması durumunda yükselişini sürdürmesini bekliyoruz. Endeksin, yaklaşan bilançolar sebebiyle yine 80 bin puan sınırında satışlarla karşılaşması muhtemel. Eylül sonunda doların kapanışı 2 liranın üzerinde yapması, şirket bilançolarında özellikle dolar yükümlülüğü fazla olanlar üzerinde negatif baskı yapacak. Bankaların da açık pozisyonda olanları bu açıdan önceki bilançolara oranla olumsuz etkilenebilir. Tam tersi durum, döviz fazlası olan şirketler açısından olumlu etki yapsa da bu şirketlerin sayısının iki elin parmaklarını geçmiyor olması dikkat çekici. Ekim başından bu yana gözler ABD borç tavanı sorununa çevrildiğinden, eylülde yoğun alım yapan yabancı yatırımcılar iki haftalık sürede net satıcı pozisyondaydılar. Ama son gelişmelerden sonra 31 Ekim’de yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısı öncesi yükselişlerde nasıl bir pozisyon alacaklar? Endeksin 80 bin puanı görüp göremeyeceği FED’e bağlı. Türkiye piyasaları hazirandan ağustos ayının son haftasına kadar çok iyi performans gösteremedi. Bu süre zarfında Borsa 93 bin puandan 64 bin puana gerilerken, faizler yüzde 4,6’dan yüzde 10 seviyelerine kadar yükselmişti. Önemli bir güven kaybına sahne olan piyasalarımızda dolar 2 lirayı aşarak 2,1 TL’ye kadar yükselmişti. ABD Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını azaltacağı beklentisi, ABD 10 yıllık faizinin yüzde 1,6’dan yüzde 3’lere kadar yükselmesi ve yerel para birimlerinin dolar ve Euro karşısında yüzde 30’lara varan değer kayıpları da bu olumsuz havanın etkisiyle gerçekleşmişti. Ağustos ayında Suriye ile gerilimin artması da ayrıca bu olumsuz havayı etkileyen unsurlar olmuştu. Gelinen son durumda Suriye konusunda sıcak gelişme gözükmüyor. FED konusunda ise veriler ve gelişmeler FED yetkililerinin elini kolunu bağlıyor. Aslında FED tahvil azaltımlarına başlarsa para zannedildiği gibi gelişmekte olan piyasalardan kaçmayacak ve korkulan olmayacak. Ama yabancı yatırımcılar, risk iştahının arttığı durumlarda bu beklentiyi satın almak istemiyor. Bu sebeplerle önümüzdeki iki ay, daha çok dış piyasalardaki gelişmelere paralel şekillenecek. Bu sürede şirketlerden gelecek bilanço, sermaye artırımı ya da birleşme-satın alma, satış haberleri hisse bazında önemli dalgalanmalara yol açabilir. Geleneksel olarak son üç ayda borsalar yükseliş yaşarlar. Çok önemli gelişme olmazsa endeks bu sürede 80 bin puanı aşmaya ve 70 bin puanın üzerinde kalmaya çalışacak. Altın fiyatlarında son dönemdeki artışın ardından dünyada madencilik şirketleri yükselirken, kötü gelen üçüncü çeyrek bilançoları sebebiyle bazı banka ve bilişim sektörü şirketlerinde kayıplar yaşandı. Önümüzdeki haftaya bu beklentilerle olumlu başlamasını beklediğimiz Borsa 77 bin puanı aşarsa 80 bin puanı hedefleyecek. 77 bin puan aşılamazsa 75-74 bin puan aralığında destek bulacaktır.Dolar zayıflayınca altın yükselişe geçti17 Ekim’de ABD borç krizinin beklenildiği gibi sorunsuz halledilmesi aslında altın fiyatlarını aşağı çekmesi gereken bir gelişmeydi. Ancak bunun tam tersi şekilde altın yükselişe geçti. Ons hafta içinde 1.250 doları görmüştü. Ancak çözüm haberinin ardından birden ons fiyatı yükselerek 1.324 dolar seviyelerine kadar çıktı. Bu yükselişin arkasında ABD’nin yaşadığı güven kaybı kadar, FED’in 31 Ekim’de alacağı kararlarda yine tahvil azaltımını bir sonraki toplantıya bırakacağı tahminleri olduğunu düşünüyorum. Bir yandan dolardaki kayıplar, diğer yandan ise işsizlik ve enflasyona bağlı olarak azaltılacağı beklenilen tahvil alımlarına yönelik beklentilerde değişiklik olmayışı mevcut durumun korunmasında etkili gözüküyor. Altın her perşembe ve cuma olduğu gibi en az 60 dolarlık bir dalgalanma yaşadı. Ancak yükselişin suni olduğu konusunda şüphelerim var. Açıkçası Euro/dolar paritesinde son ayların en yükseği olan 1.37 seviyesine yaklaşılması da altın fiyatlarının yükselişinde önemli bir sebep. Sonuç olarak önümüzdeki hafta açıklanacak veriler ve ekim ayının son haftasındaki veriler FED toplantısına ışık tutacaktır. Şimdilik her şey sütliman gibi Çin’in yüzde 7,8’lik büyüme haberleri de bu havaya destek veren diğer önemli gelişme. Teknik olarak 1.325
Zaman
Köşe Yazıları
20.10.2013
SelimIşıklar-BorsahaftayaiyigelişmelerlebaşlıyorSelim Işıklar - Borsa haftaya iyi gelişmelerle başlıyor
Arınç'tan TÜSİAD'a sert cevap
Zaman
24.09.2013
20:52
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Erkut Yücaoğlunun, Türkiyenin ekonomi ve politika alanlarında anlatacak yeni hikayesi kalmadı sözlerine cevap verdi. Arınç, Çok akıllı olduğunu söyleyenler bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu, IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenler de bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. dedi.Arınç, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) meclis toplantısına katıldı. Ekonomide devletçilik döneminin sona erdiğini belirten Arınç, şunları dile getirdi: Ekonomi insani faaliyetlerle yükselir. Sadece devlet buna destek verir. Devletin eski süt fabrikaları vardı. Her birini hatırlarsınız. Biz şimdi artık bunların hiçbirisini düşünmüyoruz. Yani devlet bu sektörlerden elini çekti ve çekmeli. İdeolojik anlamda devletçilik konumunu benimseyenler vardır. Bizim hükümetimiz bunu çok geride bıraktı. Okların sayısına baktığımız zaman pek çok şeye sahip olduklarını söyleyen siyasi partiler, devletçiyiz diyebilirler. Onlar bile karma ekonomiye geçti. 11 yıllık hükümetimiz zamanında başarılı olduğumuzu söylüyorum.TÜSİADA CEVAPÜlke ekonomisi hakkında bilgi veren Arınç, büyüme konusunda Çin ve Arjantin ile yarıştıklarını dile getirdi. Avrupanın daralma içinde olduğunu hatırlatan Arınç, şöyle konuştu: Biz 2,5tan 4,5a kadar giden ve inşallah 5in altına düşmeyecek bir büyüme içindeyiz. Biz kriz döneminde bile yatırımları kısmadık. Biz yatırımlara devam edecek işçi de çıkartmayacağız, öz kaynaklara yöneleceğiz. IMF ile irtibatı kesecek noktaya geldik. Çok akıllı olduğunu söyleyenler, bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu: IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenlerde bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. Bunlar ülke ekonomisinin iyi olduğunu gösteriyor, ama dünya ölçeğinde kırılmalar var. Akıllıyız, her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Geçenlerde Sayın Babacan bahsetti, tasarruf üzerinde çok durdu. Ben de zaten tasarrufu çok severim. Tasarruf bir ülkeyi ayakta tutar, aynen bir aileyi ayakta tutuğu gibi. İktisat berekettir. Lüks tüketim sıkıntıları beraberinde getirir. Şu an Türkiyenin tasarrufu yüzde 13 seviyelerinde, bu çok az.EMEKLİLİK KONUSUNDAKİ DESTEKLERLE 24 MİLYAR DOLAR PARA TOPLANDIBireysel emeklilik konusundaki desteklerle 24 milyar dolar para toplandığını belirten Arınç, şöyle devam etti: Eğer biz bu özendirmeyi yapmasaydık bu paralar toplanmayacaktı. Bunun gibi yeni şeyler yapmamız lazım. Çinde tasarruf çok uç bir noktada. Çünkü Çinde emeklilik yokmuş. Adam kazanıyorsa bir yere koymak zorunda. Koyduğunu da fonlar değerlendiriyor. Biz o kadar zalim bir ülke değiliz. Emekliliği kaldıracak değiliz. O insanlar da keyifle bunu yapıyor değil. Ben Çinde emekliliğin olmadığını yeni öğrendim. Biz gönüllü tasarruf yapalım. Bursada Sağlık Serbest Bölge kurulması konusunda yasal düzenlemeler gerektiğini ifade eden Arınç, termalle birlikte ekonomiye büyük canlılık katacağını vurguladı. Bursaya yılda 500 bin turist geldiğini ve bunun 120 bininin dışarıdan geldiğini belirten Arınç, dünyada sayılı merkezlerden olan şehrin bu alanda daha çok atak yapması gerektiğinin altını çizdi. Arınç, üniversitenin de önemli olduğunu belirterek, şehirdeki üç üniversiteye ilaveten Bursada yeni bir vakıf üniversitesi olarak BTSO üniversitesinin kurulması gerektiğini kaydetti.60-90 KİŞİLİK YERLİ UÇAK ÜRETİLECEKBölgesel uçak tipleri konusunda 60 kişilik 90 kişilik milli uçak projesine başlayacaklarını ifade eden Arınç, Bu konuda Bursa sanayicisinin öncülüğüne ihtiyacımız var. İddiası olan bir ülke, yerli bir araç üretmek anlamında diyebilmeli. Uçak hedefinin en önemli merkezi belki de burası. 300 hava şirketinden THY ilk üçte. Şimdi 300 noktaya uçuyor. Yerli üretim bir bölgeyi ayağa kaldırır. Yerli uçak üretimi konusunda bu işi sıfırdan yapacağız. Bu da bu yılın sonunda mı olur bilemiyorum. diye konuştu. BURKAY: ART NİYETLİLERİN TÜRKİYENİN HUZURUNU BOZMASINA G
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
ArınçtanTÜSİADasertcevapArınçtan TÜSİADa sert cevap
Çamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Zaman
21.09.2013
13:11
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), 11. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nı bu yıl Şanlıurfa’da gerçekleştirdi. Tüm bölgelerden 300 işadamının katıldığı toplantıda konuşan TUSKON Başkanı Rızanur Meral, iş dünyasına önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin üretmeden ayakta kalamayacağına dikkat çeken Meral, “Bu sadece Türkiye için değil, dünya için geçerli. Üzülerek söylüyorum, çamaşır suyumuzu bile ithal ediyoruz. Türkiye’nin üretmekten başka çaresi yok. Kendi ürünümüze güvenmemiz şart.” dedi.TUSKON Başkanı Meral, Türk ekonomisinin, FED Başkanı Ben Bernanke’nin sözlerine bağlı olmaması gerektğini ifade etti. Hızlı büyümemize rağmen kırılgan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Meral, Bunun tek nedeni var, dış ticaret açığı. Bunu değiştirmek için sadece Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar yeterli olmaz. Şuurumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu yapabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.TUSKON Başkanı, Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türk ekonomisine etkileri ile ilgili de konuştu. “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi. şeklinde hissiyatını paylaştı. Avrupa’yı ihmal edemeyizRızanur Meral, Avrupa’da yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral sözlerini şöyle sürdürdü, Öncelikle bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır. Meral,Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.
Zaman
Ekonomi
21.09.2013
ÇamaşırsuyunubileithalediyoruzÇamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Çamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Zaman
21.09.2013
13:08
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), 11. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nı bu yıl Şanlıurfa’da gerçekleştirdi. Tüm bölgelerden 300 işadamının katıldığı toplantıda konuşan TUSKON Başkanı Rızanur Meral, iş dünyasına önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin üretmeden ayakta kalamayacağına dikkat çeken Meral, “Bu sadece Türkiye için değil, dünya için geçerli. Üzülerek söylüyorum, çamaşır suyumuzu bile ithal ediyoruz. Türkiye’nin üretmekten başka çaresi yok. Kendi ürünümüze güvenmemiz şart.” dedi.TUSKON Başkanı Meral, Türk ekonomisinin, FED Başkanı Ben Bernanke’nin sözlerine bağlı olmaması gerektğini ifade etti. Hızlı büyümemize rağmen kırılgan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Meral, Bunun tek nedeni var, dış ticaret açığı. Bunu değiştirmek için sadece Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar yeterli olmaz. Şuurumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu yapabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.TUSKON Başkanı, Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türk ekonomisine etkileri ile ilgili de konuştu. “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi. şeklinde hissiyatını paylaştı. Avrupa’yı ihmal edemeyizRızanur Meral, Avrupa’da yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral sözlerini şöyle sürdürdü, Öncelikle bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır. Meral,Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.
Zaman
Ana Sayfa
21.09.2013
ÇamaşırsuyunubileithalediyoruzÇamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Meral: Ümitsizliğe kapılmadan Suriye'nin yerini alacak pazarlar bulmalıyız
Zaman
20.09.2013
12:06
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Yönetim Kurulu Başkanı Rızanur Meral, ümitsizliğe kapılmadan Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturulması gerektiğini söyledi. Meral, Gaziantep’te TUSKON tarafından düzenlenen ‘İş Dünyası Anadolu Buluşmaları’ konulu toplantıya katıldı. Burada iş dünyasına yeni pazarlara açılım yapılması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunan Meral, toplantı sonrasında gazetecilerin ekonomi gündemiyle ilgili sorularını cevaplandırdı. Türkiye’de sanayi üretimi ile ilgili verilerin olumlu geldiğine dikkat çeken Meral, “Ancak ihracatla ilgili bazı endişelerimiz yok değil. Özellikle çevre ülkelerimizdeki gelişmeler bizleri endişeye sevk ediyor. Ama inşallah bu mevcut durum aşılır ve hedefe inşallah ulaşırız. Şuanda biraz zorlanacağız gibi görünüyor ihracat hedefine ulaşmada.” ifadelerini kullandı. Suriye’de 2,5 seneden bu yana süren savaşın ekonomi anlamındaki etkisi üzerine de değerlendirmede bulunan Meral, “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Bu ne demek? Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Zaten TUSKON’un, GÜNSİAF’ın, diğer derneklerin yapmaya çalıştıkları, yaptıkları da bu. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi.” açıklamasını yaptı. Irak hükümetinin Türkiye’den gelen ürünlere yönelik yaptığı uygulamalarını sorulması üzerine de Meral, “Merkezi Irak hükümeti ile Türkiye arasında siyasal bazı sorunlar yaşandı. Ancak son dönemde buzların erimekte olduğuna dair göstergeler var. Irak Merkezi Meclis Başkanı Türkiye’yi ziyaret etti. Olumlu mesajlar getirdi ve biz şuanda iki tarafta da bu gerilimi düşürmek ve tekrar dostluğu oluşturmak yönünde niyet olduğunu görüyoruz. İş dünyası olarak da bunu memnuniyetle destekliyoruz. Çünkü sulh her zaman hayırdır. Komşularımızla bizim ne kadar iyi ilişkiler içinde olursak, hem dostluk hem kardeşlik hem komşuluk hem de ticari ilişkilerimiz bundan fayda görür diye düşünüyoruz.” cevabını verdi. AVRUPA’YI İHMAL ETME LÜKSÜMÜZ YOK Avrupa pazarıyla ilgili de konuşan Meral, yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral, “Bir kere bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır.Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.Yaklaşan seçim dönemi ile ilgili de bir soruyu cevaplandıran Meral, “Türkiye şimdiye kadar seçimleri hep sağduyuyla kardeşlik havasında yaşadı. Bu seçimi de bu şekilde geçirmemiz lazım. Bu bir demokratik yarış. Bunu farklı mecralara çekmemek lazım. Medeni bir ülke olduğumuzu da göstererek bu demokrasinin önemli sürecini başaracağımıza tüm kalbimle inanıyorum.” diye konuştu. Program sonunda GÜNSİAF Yönetim Kurulu Başkanı Kasım Fincan, günün anısına Merale plaket takdim etti. Toplantıya, Gaziantepte TUSKONa bağlı dernekler, HÜRSİAD, GAPGİAD, SUNDER İşadamları Derneği ve GİKADın yönetici ve üyeleri katıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.09.2013
MeralÜmitsizliğekapılmadanSuriyeninyerinialacakpazarlarbulmalıyızMeral Ümitsizliğe kapılmadan Suriyenin yerini alacak pazarlar bulmalıyız
İskandinav ülkeleri, kadınların yönetimine geçiyor
Zaman
12.09.2013
15:25
Norveçte seçimden zaferle çıkan sağ partilerin iktidara gelmeleri kesinleşti. Bununla birlikte Danimarkadan sonra Norveç de tamamen kadınların yönetimine geçmiş olacak.Danimarka, Sosyal Demokrat Parti Başkanı ve Başbakan Helle Thörning Schmidt, Radikal Parti Başkanı Başbakan Yardımcısı Margrethe Vestager, Sosyalist Parti Başkanı Sosyal Uyum Bakanı Anette Vimhelmsen ve hükümeti dışarıdan destekleyen Birlik Partisi Başkanı Johanne Schmidt gibi 4 kadın tarafından yönetiliyor. Norveçte 9 eylül günü yapılan genel seçimlerden sonra Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanan ve hükümeti kurma hazırlıklarına başlayan Muhafazakar Sağ Parti lideri Erna Solberg, aşırı sağ İleri Adım Partisi Başkanı Siv Jensen ve Merkez Partisi Başkanı Liv Signe ile koalisyon hükümeti kurmaya hazır olduğunu ve görüşmelere başladığını söyledi. Seçim uzmanları, İskandinav ülkesi seçmeninin siyasette artık kadın yönetici görmek istediğine dikkat çekerek yakında İsveçte de durumun Danimarka ve Norveçe benzeyeceği yorumu yaptılar.SAĞ PARTİ YABANCILARI EN ÇOK DÜŞÜNEN PARTİSeçimden zaferle çıkan Sağ Partinin Oslo Eyalet Meclisi Milletvekili Mertefe Bartınlıoğlu, partisi ve olası iktidar ortaklarının yabancı düşmanı olduğu iddialarını yanıtlarken şöyle dedi:Sağ Parti; Norveçte göçmenleri en çok düşünen partidir. Örnek verecek olursam, iş müracaatlarında ayrımcılık yapılmasın diye isim belirtilmemesi uygulamasını biz getirdik ve bu sayede daha çok göçmen iş konuşmasına çağrılıp işe alındı. Göçmen gençlere tanınan eğitim imkanları da bizim politikalarımızın ürünüdür.Otobüslerde yaşlı ve özürlüler için kırmızı koltuk uygulaması da benim fikrimdi. Breivik olaylarında aşırı sağcı gruplara karşı gerekli tedbirlerin alınması için en çok mücadeleyi biz verdik ama hükümet gerekli adımları atmadı. Onun için de seçim kaybetti. Erna Solberg, adaletli, göçmenlere sıcak davranan bir liderdir. Ben yeni hükümetin göçmenler için daha yararlı olacağına inanıyorum. Ama ülkeye gelip de suç işeyen özellikle doğu Avrupalı göçmenlere karşı tabi ki bazı önlemler alınması normaldir.GÖÇMENLERİ AYIRMAK OLMAZBaşbakan adayı Erna Solberg, Çarşamba günü başladığı hükümet kurma çalışmaları sırasında göçmenlere fazla değinmeyerek bu kesimi toplumun ayrı bir parçası gibi göremeyeceklerini söyledi. Solberg, şöyle devam etti:Hedeflerimizden bahsederken her konu onları da içeriyor. Örneğin, vergiden düşülen miktar arttırılacak, az kazananlar daha az vergi ödeyecekler. Servet vergisi düşürülecek. Miras vergisi kaldırılacak. Yaşlıların bakımında şartlar iyileştirilecek, yaşlılar istedikleri hastaneyi seçebilecekler. Tedavi bekleme süreleri kısaltılacak. Dükkanlara Pazar günleri açış izni verilecek. Toplu taşımacılık geliştirilip, insanların işe daha çabuk ve kolay gelip gitmeleri sağlanacak. Yeni yollar yapılacak. Hastalık yapanlara tüm ücret ödenecek. Yeni iş imkanları yaratılacak. Emeklilik aylıkları arttırılacak. Okullardaki şartlar iyileştirilecek. Kültür faaliyetleri arttırılacak, sivil toplum ve yardım örgülerine para ödeyenler vergiden düşebilecek. Konut sahipleri enerji tasarrufu tadilatlarında devlet yardımı alacaklar. Polis sayısı ve güvenlik önlemleri arttırılacak. Halkın huzuru sağlanacak. Bunlar yapacaklarımızın sadece bir kısmı.Başbakan Stoltenbergin, 14 Ekimde parlamentoya sunacağı hükümet bütçesinin ardından Kral Haraldın huzuruna çıkarak istifasını vereceği, Kral Haraldın da hükümeti kurma görevini Erna Solberge vereceği bildirildi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
12.09.2013
İskandinavülkelerikadınlarınyönetiminegeçiyorİskandinav ülkeleri kadınların yönetimine geçiyor
Bruma imzaya geliyor
Zaman
03.09.2013
01:55
Galatasaray bir süredir peşinden koştuğu genç yıldız Bruma’da mutlu sona ulaştı. Sarı-Kırmızılılar, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu için Sporting Lizbon’la 12 milyon Euro bonservis bedeli karşılığında anlaşma sağladı. İki kulüp arasındaki görüşmeler Borsa’ya bildirilirken, yetenekli futbolcunun sağlık kontrollerinden sonra imza atması bekleniyor.Galatasaray, transfer sezonunun bitimine çok az bir süre kala bombayı patlattı. Sarı-Kırmızılılar, uzun süredir uğraştıkları Sporting Lizbon’un genç yıldızı Armindo Tue na Bangna’nın (Bruma) transferini büyük ölçüde bitirdi. Dün sabah saatlerinde görüşmeleri borsaya bildiren Cim Bom, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu ile sağlık kontrollerinin ardından 5 yıllık resmî sözleşme imzalayacak. Defansın solunda da görev yapabilen Bruma’nın bonservisi için Portekiz kulübüne 12 milyon Euro gibi astronomik ücret ödenecek. Futbolcu da senelik 1,2 milyon Euro kazanacak.Türkiye’de düzenlenen U20 Dünya Kupası’nda kendini gösteren yetenekli isim, çok rahat adam eksiltebilmesi ve bek olmasına rağmen golcü özelliğiyle dikkati çekmişti. Uzun yıllar adından söz ettireceğe benzeyen Bruma, böylece Galatasaray’ın da radarına girmişti.Aslan, Teknik Direktör Fatih Terim’in isteğiyle Sporting Lizbon’la masaya otururken, gelecek sezon sözleşmesi sona ereceği için bedavaya serbest kalacak olan Bruma’nın transferine izin çıktı. Portekizli oyuncunun gelişiyle birlikte bazı yabancıların takımdan ayrılması da gündemde. Villerreal’le görüşmelerini sürdüren Riera ile Amrabat’ın artık kadroya girme şansları da azaldı. Teknik Direktör Fatih Terim’in ise oyun planlarında önemli değişikliklere gitmesi bekleniyor. Bursaspor ve Eskişehirspor deplasmanlarında bekleneni veremeyen Emmanuel Eboue’nin kızağa çekileceği iddia ediliyor. Fatih Terim’in yabancı kontenjanını düşürerek Fildişili sağ bekin yerine Sabri’yi düşündüğü öğrenildi. Böylece ilk 11’de Bruma’ya da yer açılacak.Öte yandan, Bursaspor’un yakından ilgilendiği Colin Kazım konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor. Sarı-Kırmızılılar, Kazım’ın kiralık olarak Yeşil-Beyazlılara gitmesine yeşil ışık yaktı. Bursaspor Genel Direktörü Ayhan Barışçı ise, “15 gündür Kazım ve Galatasaray’la temasımız devam ediyor. Büyük bir ölçüde bu transfer bitti. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve Kazım imza atar.” dedi.G.Saray Lazio’yu yine reddettiGalatasaray, Lazio’nun inadına karşı yine direndi. İtalyan kulübü günlerdir süren pazarlıkta Burak Yılmaz’ın bonservisi için 15 milyon Euro’ya kadar çıkardı. Ancak menajerlik ve komisyon ücreti yönünden aradaki bazı sıkıntıların aşılamadığı belirtildi. Federasyon’un yabancı kısıtlaması sebebiyle yerli yıldızları elinde tutmak isteyen Sarı-Kırmızılı yönetim de milli futbolcuyu şimdilik elinde tutma kararı verdi. Başkan Ünal Aysal’ın, Burak’ı satmayacaklarını Lazio’ya kesin bir dille ilettiği öğrenildi.Aslan, Erkan Zengin’i istemişGalatasaraylı yetkililer, hafta sonu Eskişehirspor’la yapılan maçın ardından, Erkan Zengin için Kırmızılı-Siyahlı kulübün başkanı Mesut Hoşçan’a yeni bir teklif verdiler. Konuyu doğrulayan Hoşçan, “Galatasaray’la görüştük. Biz prensip olarak Erkan’ı satmak istemiyoruz. Takımımızın en değerli oyuncularından. Galatasaray, bize futbolcu ve bir miktar para önerdi. Bu konuda fazla bilgi veremem. Henüz ulaştığımız bir aşama yok.” dedi.
Zaman
Spor
03.09.2013
BrumaimzayageliyorBruma imzaya geliyor
Bruma imzaya geliyor
Zaman
03.09.2013
01:54
Galatasaray bir süredir peşinden koştuğu genç yıldız Bruma’da mutlu sona ulaştı. Sarı-Kırmızılılar, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu için Sporting Lizbon’la 12 milyon Euro bonservis bedeli karşılığında anlaşma sağladı. İki kulüp arasındaki görüşmeler Borsa’ya bildirilirken, yetenekli futbolcunun sağlık kontrollerinden sonra imza atması bekleniyor.Galatasaray, transfer sezonunun bitimine çok az bir süre kala bombayı patlattı. Sarı-Kırmızılılar, uzun süredir uğraştıkları Sporting Lizbon’un genç yıldızı Armindo Tue na Bangna’nın (Bruma) transferini büyük ölçüde bitirdi. Dün sabah saatlerinde görüşmeleri borsaya bildiren Cim Bom, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu ile sağlık kontrollerinin ardından 5 yıllık resmî sözleşme imzalayacak. Defansın solunda da görev yapabilen Bruma’nın bonservisi için Portekiz kulübüne 12 milyon Euro gibi astronomik ücret ödenecek. Futbolcu da senelik 1,2 milyon Euro kazanacak.Türkiye’de düzenlenen U20 Dünya Kupası’nda kendini gösteren yetenekli isim, çok rahat adam eksiltebilmesi ve bek olmasına rağmen golcü özelliğiyle dikkati çekmişti. Uzun yıllar adından söz ettireceğe benzeyen Bruma, böylece Galatasaray’ın da radarına girmişti.Aslan, Teknik Direktör Fatih Terim’in isteğiyle Sporting Lizbon’la masaya otururken, gelecek sezon sözleşmesi sona ereceği için bedavaya serbest kalacak olan Bruma’nın transferine izin çıktı. Portekizli oyuncunun gelişiyle birlikte bazı yabancıların takımdan ayrılması da gündemde. Villerreal’le görüşmelerini sürdüren Riera ile Amrabat’ın artık kadroya girme şansları da azaldı. Teknik Direktör Fatih Terim’in ise oyun planlarında önemli değişikliklere gitmesi bekleniyor. Bursaspor ve Eskişehirspor deplasmanlarında bekleneni veremeyen Emmanuel Eboue’nin kızağa çekileceği iddia ediliyor. Fatih Terim’in yabancı kontenjanını düşürerek Fildişili sağ bekin yerine Sabri’yi düşündüğü öğrenildi. Böylece ilk 11’de Bruma’ya da yer açılacak.Öte yandan, Bursaspor’un yakından ilgilendiği Colin Kazım konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor. Sarı-Kırmızılılar, Kazım’ın kiralık olarak Yeşil-Beyazlılara gitmesine yeşil ışık yaktı. Bursaspor Genel Direktörü Ayhan Barışçı ise, “15 gündür Kazım ve Galatasaray’la temasımız devam ediyor. Büyük bir ölçüde bu transfer bitti. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve Kazım imza atar.” dedi.G.Saray Lazio’yu yine reddettiGalatasaray, Lazio’nun inadına karşı yine direndi. İtalyan kulübü günlerdir süren pazarlıkta Burak Yılmaz’ın bonservisi için 15 milyon Euro’ya kadar çıkardı. Ancak menajerlik ve komisyon ücreti yönünden aradaki bazı sıkıntıların aşılamadığı belirtildi. Federasyon’un yabancı kısıtlaması sebebiyle yerli yıldızları elinde tutmak isteyen Sarı-Kırmızılı yönetim de milli futbolcuyu şimdilik elinde tutma kararı verdi. Başkan Ünal Aysal’ın, Burak’ı satmayacaklarını Lazio’ya kesin bir dille ilettiği öğrenildi.Aslan, Erkan Zengin’i istemişGalatasaraylı yetkililer, hafta sonu Eskişehirspor’la yapılan maçın ardından, Erkan Zengin için Kırmızılı-Siyahlı kulübün başkanı Mesut Hoşçan’a yeni bir teklif verdiler. Konuyu doğrulayan Hoşçan, “Galatasaray’la görüştük. Biz prensip olarak Erkan’ı satmak istemiyoruz. Takımımızın en değerli oyuncularından. Galatasaray, bize futbolcu ve bir miktar para önerdi. Bu konuda fazla bilgi veremem. Henüz ulaştığımız bir aşama yok.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
03.09.2013
BrumaimzayageliyorBruma imzaya geliyor
İbrahim Öztürk - Sonbahar sıcak mı geçecek?
Zaman
02.09.2013
02:00
Dış konjonktürün şu ya da bu derecede olumsuz olduğu hiçbir sonbaharda ekonomide rahat bir nefes aldığımız söylenemez. Nitekim bizim de ‘sıcak sonbahar’ başlıklı bir yazı geleneğimiz oluşmuş. Hepsini eylül aylarının başında yazmışız. İlki 2006, ikincisi 2008, üçüncüsü de 2011’de çıkmış. Şimdi bu yazı ile dördüncüsü geliyor.Son altı senedir bütün endişelerin merkezinde her geçen yıl daha bir zıvanadan çıkan dış ya da cari açık, özel sektörün kısa vadeli borçları ve hemen çift hanenin altında direnen enflasyon var. Bugün Türkiye aynı verilerle hop oturup hop kalkıyor. Dünya sistemindeki yerimiz adeta şöyle: Küçücük kayığımızla yanı başımızda akıp giden koskocaman bir transatlantiğin harekete geçirdiği dalgaların akıntısı bizim kayığı da taşıyor. Gemi dursa biz de duruyoruz, geminin ‘bana mısın!’ demediği dalgalar bizi perişan ediyor. Gemi batsa, zaten o vakumda geride kimse kalmaz. Üstelik kayıktan gemidekilere kabadayılık yapıyor, bunu da korkudan kasılmış öyle bekleyen kayıktakilere pazarlıyoruz.Az ara verip 1990’lardan bir manzara koyalım. 1990’lı yıllarda dış açıklar yerine zıvanadan çıkan bütçe açıkları, devletin kontrolden çıkan kısa vadeli borçlanması, bunu fonlama yöntemi olarak karşımıza çıkan % 70’ler bandındaki kronik yani yapışkan enflasyon ve yüksek faizler vardı.Bu yapı 2001 yılında çöktü. Yerli ve yabancı sermayeye, oligarşinin kışla ayağına büyük bir servet transferi yapıldıktan sonra kalan sağlarla yolumuza devam ettik. Şimdi geçmişten aldığımız derslerle kamuda mali disiplini çeşitli feda etmiyor, sorumsuzca para basarak enflasyonu azdırmıyoruz. Kamunun kısa vadeli borçları çok azaldı, vadeleri de bir hayli uzadı. Faizlerin ve enflasyonun çok büyük düşüşler kaydetmesi de bu sayede olmuştu. Ancak kamunun açıklarının yerini dış açıklar aldı. Kamunun borçlarının yerini mukayese edilmeyecek şekilde özel sektör borçları aldı. Enflasyonun düşüşünde düşük kur, ucuz Çin malları, verimlilik artışları da etkili oldu. Bu katkıların hepsi de artık devreden çıktı.Cari açık-enflasyon-kısa vadeli borçlar cephesi kötü giderken mecburen büyümeden vazgeçtik. Bu ortamda büyüme patikasına dönmek için yurtdışının düzelmesi işimize yaramıyor. Şöyle ki, ABD ekonomisi canlanırken sıcak para merkeze dönüyor, emtia fiyatları yeniden artışa geçti, TL aşırı değer kaybetti. Bütün bunlar cari açık ve enflasyonu artış yönünde, büyümeyi de aşağı yönde baskılıyor.İyi de yıllar geçip gidiyor, bu kısır döngüden nasıl çıkacağız? Elimizde hangi yol haritası, hangi uygulama planı var? Bu konuda kimsenin elinde bir senaryo yok. Maliye Bakanı’mız, “Yapısal reformları yaptık, sonuç vermesini bekliyoruz, sadece zamana ihtiyacımız var.” diyor. Bu, doğru değil.Dönelim sıcak sonbahar tartışmasına. Her kötü dış konjonktürde Türkiye’nin yüreği ağzına geliyor. ‘Dünyada kriz biter, Türkiye 2008 yılındaki kendi fasit dairesine geri döner’ tezimiz derinleşiyor. O neydi? ‘Büyüyemeyen ekonomi, yüksek faiz, yüksek enflasyon.’Bütün bunlara rağmen adeta hükümeti mutlu etme lobisi işbaşında. Sürekli ‘endişeye mahal yok’ ayağındalar. Beyler, endişeye mahal var! Keza TL aşırı değer kaybederken ‘TCMB’nin bir bildiği var herhalde!’ deniliyor. Kimsenin bir şey bildiği yok. Elde mucize yok. Zamanında yapılmayanların şimdi adım adım bizi taşıdığı ve kontrolü artık bizde olmayan bir rota var.Yıllar geçiyor, cari açık, kısa vadeli borçlar, ulusal tasarruflar cephesinde bırakın bir düzelmeyi, sürekli bozulma, erozyon yaşanıyor. Bir ülkeyi ‘öngörüyle’, ‘hesapla-kitapla yönetmek’ acaba böyle bir şey midir?
Zaman
Köşe Yazıları
02.09.2013
İbrahimÖztürk-Sonbaharsıcakgeçecek?İbrahim Öztürk - Sonbahar sıcak mı geçecek?
Hamdullah Öztürk - Dilma mı, Lula mı?
Zaman
01.09.2013
01:58
“Sıcak eylül”, güney yarım küre için aynı zamanda ilkbaharın başlangıcı demek. Baharın tesiri, gençlerin meydanları doldurmasını isteyen irade adına elverişli bir durum arz ediyor. Yeniden toplanma çağrıları hızlandı.Tarih 7 Eylül, Sao Paulo’nun kurtuluş tarihi… Yapılmak istenen şey, bugüne kadar görülmemiş sayıda insan toplayabilmek. Geçen eylemlerde 120 şehirden sadece Rio de Janeiro’da 1 milyon 200 bin kişinin toplandığı düşünülürse, “görülmemiş sayıda insan” sözünün ne manaya gelebileceğini hesap edelim. Tabii ki, yapalım demekle her şeyi yapmak mümkün değil. Sonuç 7 Eylül akşamı belli olacak.Başkan ve ekibi ilk eylemlere son derece olumlu yaklaştığı ve eylemcilerin isteklerini haklı bulup, çözmeye çalıştığı halde bu eylemleri devam ettirmenin manası ne? Bugünden yarına, bir hamlede çözülme imkânı olmayan köklü problemler konusunda “hemen, şimdi” baskısı yapmak neyi çözecek? İnsanların uyandıkça, haksızlıklara tahammülünün azalması, iktidarlar üzerinde baskı oluşturarak rehavete düşmekten koruması ve daha fazla hizmete sevk etmesi açısından faydalı bir durum. Ama baskıyı her fırsatta mızıkçılık ederek hükmetleri çalışamaz hale getirmek başka bir durum. Şu anda yapılmak istenen de böyle bir şey.Çok değil, daha bundan iki sene kadar önce muhalefet partilerinin milletvekillerine “Sizce iktidarın eksikleri ve hataları nelerdir?” diye sorduğumda sadece bir cümle söylüyorlardı: Araştırın bakalım! Futbol şampiyonası yaklaşıyor, bunlar ne yapmışlar? Statlar hazır değil. Bütün dünyaya rezil olacağız.Şimdi ise şunlar söyleniyor: Ne bu israf! Statlara bunca para gömülüyor! Zaten mesele muhalefet partilerinin iktidar olma isteğinden kaynaklanan bir durum değil. Brezilya’nın gözünü diktiği hedeflerle daha fazla ilgili. Hangi parti iktidar olursa olsun, devletin hedefleri değişmediği sürece bu huzursuz etme çabaları da değişmeyecek. Başkan, isteklere olumlu cevaplar verip, sonra da sözlerini yerine getirerek, devleti sıkıştırmak isteyenlerin, halkın haklı taleplerini istismar etmesine fırsat vermemek istiyor. Fakat problemler derin ve seçimlere de çok az kaldı. Zamanın azlığı ve köklü problemlere, artık tahammül edemeyeceğini ifade eden kalabalık halk kitlelerinin sabırsızlığından kaynaklanan darboğazı daha da geçilmez hale getiren başka bir husus daha var. O da iktidar partisini içeriden çatlatmak.Dilma Rousseff’in başkan olduğu ilk günlerde eski başkan Lula’nın tekrar aday olacağı konuşuluyordu. Çünkü Brezilya da bir kişi art arda iki kere başkan seçilebiliyor. İkinci dönemin sonunda ayrılmak zorunda kalıyorsa da bir dönem sonra tekrar aday olabiliyor. Lula da ikinci dönemini doldurduğu için ayrılmak zorunda kalmıştı. Halkın sevgisi ve desteği Lula’nın tekrar aday olacağını düşündürüyordu. Fakat bu arada eski başkan kanser hastalığına yakalandı ve kemoterapi tedavisi gördü. Bu arada bir de siyasi kariyerine gölge düşürecek yolsuzluk skandalı patladı.Mensalão adı verilen yolsuzluk davasında Lula ile birlikte çalışan bakanlar görevden alındı ve dava, Lula’nın özel kalemi durumundaki kişi üzerinde odaklandı. Hadisenin Lula’ya uzanma durumu var.Buna rağmen bütün işaretler Lula da Silva’nın tekrar aday olmak istediğini gösteriyor. Bu durumda ne olacak? Rousseff geri adım mı atacak, yoksa Lula’yı vazgeçirmeye mi çalışacak? Siyasi satranç bir taraftan devam ederken, diğer taraftan meydanları dolduranlar, makul isteklerinin dışında belki de farkında olmadan Rousseff’e “Lula’nın önünden çekil.” mesajı vermiş olacak. Lula seçilir ve bu arada Mensalão davasından suçlu bulunursa iktidarda kalma imkânı olmayacak. Yani durum, tam bir kurt kapanı.
Zaman
Köşe Yazıları
01.09.2013
HamdullahÖztürk-DilmaLulamı?Hamdullah Öztürk - Dilma mı Lula mı?
Bursagaz'dan Ofissiz Hizmet
Zaman
28.08.2013
12:54
Bursagaz, ‘Ofissiz Hizmet’ projesi ile doğalgaz kullanıcılarını bilgilendirecek. Bursagaz’ın 2013 yılında çalışmalarına başladığı Ofissiz Hizmet ve Doğalgaz Dönüşüm Kampanyasının detaylarını düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Enerji sektöründe yenilikçi yaklaşımlarıyla adından söz ettiren EWE AGnin yüzde 80 oranla ana hissedarı olduğu Bursagaz, yenilikçi projeleri ile hizmet kalitesini daha da yukarı taşımaya çalışıyor. Kışı Yaz Gibi Yaşayın isimli doğalgaz dönüşüm kampanyası ve Bursagazdaki İşlemler Artık Parmaklarınızın Ucunda başlığıyla gerçekleştirilen Ofissiz Hizmet Projesinin tanıtımını yapıldı. Düzenlenen basın toplantısında konuşan Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, Ofissiz Hizmet projesi ile Bursa halkının tüm işlemlerini Bursagaza gelmeden tek bir telefon ile yapabileceklerini ifade etti. Tola, Müşterilerimiz 444 11 33 numaralı çağrı merkezimizden veya web sitemizden ilk abonelik, yerinde sözleşme, sözleşme iptali, online ödeme, endeks bildirimi, gaz açma randevusu, talep, öneri, şikayet ve bilgilendirme işlemlerini kısa sürede yapabilecekler. dedi. Bursagaz olarak toplumsal fayda, müşteri memnuniyeti ve kaliteli hizmet anlayışı ile projelerine yön verdiklerini belirten Tola, 2013 yılında yine sektördeki ilk uygulamalardan birine daha imza atarak yepyeni bir hizmet servisi olan Ofissiz Hizmet Projesini hayata geçirmenin haklı gururunu yaşadıklarını dile getirdi.800 BİN ABONEYİ AŞTIKTola, ayrıca geçtiğimiz günlerde 800 bin aboneyi aştıklarını belirterek, tüm Bursalıları Krediver ile ortaklaşa düzenledikleri doğalgaz dönüşüm kampanyasından yararlanmaya çağırdı.Tolanın ardından söz alan Bursagaz Müşteri Hizmetleri Müdürü Ercüment Türker de, Ofissiz Hizmet Projesi ve Doğalgaz Dönüşüm Projesi ile ilgili detaylı bilgileri paylaştı.1 OTOBÜS BİLETİNDEN DAHA UCUZ OFİSSİZ HİZMET PROJESİProje ile geliştirilen sistemler aracılığıyla anlık raporlar alınarak, hem iş performansı takip edilecek, hem de müşteri temsilcisi performansı takip edilip kaliteli hizmet servisi anlayışı üst düzeyde tutulacak.Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, sistem ile ilgili şunları söyledi: Telefon ve internet erişiminin sağlandığı her noktadan, 444 11 33 numaralı hatlardan hafta içi saat 08:30 ile 22:00 arası, cumartesi günleri ise saat 09:00 ile 17:00 arası hizmet sunan Bursagaz Çağrı Merkezinde genel müdürümüzün söylediklerine ek olarak www.bursagaz.comdan ise telefonla yapılan işlemlere ek olarak, online ödeme işlemleri de yapılabilmektedir. Ofissiz Hizmet projesinde müşteri ile bilgisayarların yanında, müşteri hizmetleri görevlilerinin de doğrudan irtibata geçeceğini belirten Ahmet Hakan Tola, “Bu hizmette telefon ücretleri ise normal şehir içi telefon ücretleri ile aynı. Ortalama işlem süremiz 2,5 dakika. Siz bunu 4 dakika olarak hesaplayın, maliyetimiz Telekom’un maliyeti. Ama her halükarda bir otobüs biletinden bile ucuzdur. Tüm orada 15 dakika bile sürse işleminiz kesinlikle bir tane otobüs biletinden daha ucuza mal olacağı kesin.” şeklinde bilgi verdi. KIŞI YAZ GİBİ YAŞAYINKışı Yaz Gibi Yaşayın, sloganı ile oluşturulan tesisat dönüşüm kampanyası hakkında da bilgiler veren Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, Doğalgaz Dönüşüm Kampanyası 1 Ağustos - 1 Kasım tarihleri arasında sürecek. Krediverin tesisat dönüşüm kredisi fırsatları ile sabit ödeme ve 36 aya varan taksitlerle dönüşüm imkânı da sunulacak olan kampanyada 3 bin TL ve üzerinde kredi kullanan müşterilerimize, 80 metreküpten başlayan bedava doğalgaz hediye edilecek. şeklinde bilgi verdi. Normalde kömürle ısınan bir ailenin sıcak su ve mutfak giderlerinin tüple ile ihtiyaçlarını gidermesi durumunda yılda 12 tüp kullandığını belirten Tola, “75 lira şuanda bir tüp çarptığınızda sadece 900 lira ısınma haricinde harcanan para. Dönüşüm maliyetlerini ise üç yılda alıyorsunuz ve o tesisat minimum 15 yıl. Dördüncü yıldan itibaren bu giderler cebinizde kalıyor. Isınma içinde en az 1200 lira kömüre para verilse bu nu diğer rakamlarla toplarsanız 2 bin liranın üstündedir. Şuanda 120- 130 metrekarelik doğalgaz kullananların tamamı 2 bin liranın çok altına doğalgaza para vermişlerdir. Doğalgaz çok ekonomik ama 3-4 bin liralık dön8üşqüm maliyetinden dolayı doğalgaza geçilmiyor. Bu kampanyanın en öneli nedeni de bu.” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
28.08.2013
Bursagazdan/">BursagazdanOfissizHizmetBursagazdan-Ofissiz-Hizmet/">Bursagazdan Ofissiz Hizmet
Selim İleri - Sonsuza dek 'şair dostlarımız'...
Zaman
10.08.2013
02:05
Atillâ Birkiye dostum, Özgür Edebiyat dergisinde yazıyordu: Ustamız Oktay Akbal doksan yaşında! Atillâ, Oktay Bey’in romanları üzerinde durmuştu. Suçumuz İnsan Olmak’ı, Garipler Sokağı’nı okuduğum yıllara geri döndüm, lise son sınıf, Hukuk Fakültesi’nin ilk yılları, koyu bir Oktay Akbal hayranıyım. Şüphesiz bugün de.Oktay Akbal’ın öykülerini ilkgençlik çağımda okumaya başlamıştım. Nezihe Meriç’le ikisi ilk ustalarımdır. Sait Faik’i, Sabahattin Ali’yi, Orhan Kemal’i sonra okudum. Akbal dendi mi, “Ester ile Roza”, “Yalnızlık Bana Yasak”, “Bursa’da Touluse-Lautréc”, “Bizans Definesi”, hep bu hikâyeleri okuduğum günler gözümde tüter.Ama Oktay Akbal dendi mi, bir de, ille Ziya Osman Saba’yı anımsarım. Sebebini anlatacağım.Bir dönem ‘dil bilinci’ söyleşilerine katılıyordum. Ziya Osman’la başlıyorduk. Onun eşsiz “Misakı Millî sokağı No: 37” şiiri daha ilk dizelerden başlayarak içli özleyişler uyandırır. Doğup büyüdüğümüz ev, doğup büyüdüğümüz mahalle, ilkgençlik çağımız, gençlik aşklarımız, arkadaşlıklar, hepsi çıkagelir. Bu şiiri okuyan herkes çocukluğuna, sokağına, eski evine savruluyordu.Sıra Ziya Osman Saba’nın yaşamöyküsüne gelince, ansiklopedilerden, sözlüklerden öğrendiklerimi dilim döndüğünce anlatırdım. Sonra aklıma geldi: Oktay Akbal’ın çok güzel bir yazısı vardır, Şair Dostlarım’da, Ziya Osman’la günleri yaşatır. Artık o yazıyı okuyorduk:“Basımevindeki işini bir çeşit kutsal ödev haline sokmuştu. Tashih şefiydi, bürosunda üç dört kişi daha vardı. Ama o kendi titizliğini hiçbir memurda bulamadığı için onların okuduğu formaları da bir daha incelemekten kendini alamazdı. Galatasaray ve Hukuk mezunu, tanınmış şair ve edebiyatçı Ziya Osman Saba o köhne basımevinin, uyuşuk anlayışı arasında bir ermişe benzeyen kişiliğiyle çırpınır dururdu.”Şair Dostlarım, 1964’te basılmış çok etkileyici ‘izlenimler, anılar’ kitabıdır. Akbal, dostu Ziya Osman’ın acı yaşamöyküsünü noktalarken, bizi bugün de o kadar yaralayacak suçlamasını kaleme getirir:“Daha üstün, daha başarılı, ona uygun bir iş sanki başka birinin ekmeğini elinden almaktı. O, kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin huzurunu kaçırmadan, basit, sakin bir işle yaşamak, geçinmek istiyordu. Ücretli bir memur olarak yaşadı. Hasta olup çalışamayacak duruma geldiğinde işinden çıkardılar, para pul vermediler. Eğitim Bakanlığı ülkemizin yetiştirdiği değerli şairlerden birini kolundan tutup hasta halinde işinden attığı için büyük sorum altındadır. Hele o basımevinin yetkilileri için bu sorum bir çeşit anlayışsızlık, bir çeşit saygısızlık demektir.”Necatigil’in sözlüğünde, Saba’nın düzeltmenlikten apar topar uzaklaştırılması 1950 tarihine rastlıyor... Neyse ki güzel, duyarlı, gönül yakmaz anılar da söz konusu Şair Dostlarım’da. Şair dostlarımızın listesini vereyim: Sait Faik, Dağlarca, Behçet Necatigil, Ziya Osman, Orhan Veli, Cahit Külebi, Salâh Birsel, Sabahattin Kudret Aksal, Özdemir Asaf, Nahit Ulvi Akgün, Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Attilâ İlhan, Orhan Arıburnu. Sevdiğimiz, saydığımız şairler; çoğunu tanımışım. Hiçbiri aramızda değil artık.Kim bilir kaç kez her birinin dizelerine sığındım!Kitaplığımın bir köşesinde Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip kitapçıkları yan yana durur. Çok genç yaşta ölen bu şairler, ilki Salâh Birsel’in, ikincisi Necati Cumalı’nın emekleriyle bize miras kalmışlar. Andığım kitapçılar Yeditepe Yayınları arasında basılmıştır; Şair Dostlarım Elif Kitabevi’nin verimi. Bugün böylesi ‘elyapımı’ yayınevleri kalmadı gibi bir şey.Oktay Akbal Şair Dostlarım’da bugünün ortalık karıştırıcı, özel hayata saldıran, ifşaat dolu anlatımlarına gönül indirmez. Tam tersine, sıcak, içten, hüzün dolu anıların izini sürer. Örnekse, Nahit Ulvi’yi şöyle anlatıyor bize:“Nahit ne zaman eski bir aşk serüvenini anlatmaya başlasa, resimlerden, filmlerden, romanlardan tanıdığım Ege kıyıları, sıcak iklimi, meyvaları ile gözümün önüne gelirdi. Henüz saçları dökülmemiş haliyle, belki de biraz daha az tombulca olan o zamanki lise öğrencisi Nahit Ulvi’yi, sevgilisinin evinin önünden geçerken görürdüm.İlkgençlik sevilerini bana yaşatırdı yeniden. O gizli gizli verilen resimler, evdekiler görmesin diye çevrilen bin bir entrika, buluşmaların heyecanı, balkondan balkona uzatılan bakışlar... vesaire...”Bir ‘roman’ anlatıyor bize Oktay Akbal, kısacık iki paragrafta!Sadece bu kitap, Oktay Bey’in bu eseri keşke liselerde okutulsa, bugünkü adıyla ‘ortaöğretim’de; kim bilir kaç kuşak ‘şiirsever’ kimliğiyle yetişecektir, hele anılan şairlerden seçme şiirle
Zaman
Köşe Yazıları
10.08.2013
Selimİleri-SonsuzadekşairdostlarımızSelim İleri - Sonsuza dek şair dostlarımız
Almeida imzalamazsa Adebayor yolda
Zaman
28.07.2013
01:51
Beşiktaş’ta, taraftarları heyecanlandıracak gelişmeler hâkim. Öncelikle İnönü Stadı tartışmalarını değerlendiren Başkan Fikret Orman’ın satır aralarına gizlediği cümlelerinde flaş bir transfer girişimi yatıyor.İngiliz Tottenham’da forma giyen Emmanuel Adebayor’la ilgilendiklerini doğrulayan Fikret Orman, Togolu forvetin ismini kullanırken Hugo Almeida’nın geleceğiyle ilgili belirsizliği gidereceklerini söylüyor. İkili arasında bu hafta sonu yoğun trafik yaşanacak. Sezon hazırlıklarının ikinci etabı için Avus-turya’nın Lienz bölgesinde bulunan Siyah-Beyazlılarda Almeida’nın isteksiz tavırları, kampı takip etmeye gelen Başkan Fikret Orman’ın da canını sıktı. 29 yaşındaki tecrübenin kalmak istediğini, kendilerinin de buna sıcak baktıklarını belirten Orman, buna rağmen oyuncusundan hayli şikâyetçi. Başkan, mevcut sözleşmenin maddelerini değiştirme planında. Orman, şartlar oluşursa Portekiz’in hücumcusuyla kasalarından daha az para çıkacak kontrat düşünüyor. 2012-13’te sakatlıktan bir türlü kurtulamayan, bundan ötürü beklentileri karşılayamayan Hugo Almeida’ya dair kamuoyunda farklı iddialar yükseliyor. Vatandaşı Manuel Fernandes gibi senelik 2,5 milyon Euro’yu cebine koyan Almeida’ya yeni mukavele önerisinin ardında ise haklı gerekçeler var. Beşiktaş’ın, Yıldırım Demirören’in başkanlık koltuğunda oturduğu dönemde çok eleştirilen fon yöntemiyle aldığı Almeida, 2013-14’ü tamamlarsa maliyet 5 milyon Euro olacak. Yolların ayrılması durumunda bonservis bedelinin yüzde 45’i fona, 55’i kulübe kalacak. Orman ve kurmayları da bu gerçekten hareketle önümüzdeki yıl serbest kalacak yetenekli ismi ikna gayesinde. Eğer Almeida öneriyi kabullenmezse ibre Emmanuel Adebayor’a çevrilecek. Bu noktadaki rakamlar da el yakıyor. 4 yıl karşılığında 16 milyon Euro talep eden Togolu yıldız için Tottenham’a da 4 milyon Euro ödenecek. Beşiktaş ya da başka bir takımla temasa geçmediğinin altını çizen Almeida ise 1 sezon daha Siyah-Beyazlı formayı taşımayı arzuladığını; ama sonrasına ilişkin henüz karara varmadığını açıkladı.
Zaman
Spor
28.07.2013
AlmeidaimzalamazsaAdebayoryoldaAlmeida imzalamazsa Adebayor yolda
Selim Işıklar - Borsa'da 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Zaman
14.07.2013
01:56
Mayıs ayında 93 bin puana ulaşarak tarihî rekor kıran Borsa İstanbul (BIST), kredi not artışı beklentisinin sona ermesi, ABD Merkez Bankası politika değişikliği ve Türkiye’de Gezi Parkı ile başlayan olaylarla büyük bir düşüş yaşadı.Olaylar, 11 yıldır devam eden siyasî istikrarı zedeleyecek boyuta ulaşabileceği algısı ile piyasalar üzerinde önemli bir etki yapmış gözüküyor. Tahvil fiyatlarının bir anda yüzde 4,6’dan yüzde 9,5’lara yükselmesi ve Türk Lirası’nın son bir ayda yüzde 8 değer yitirmesinin birden çok sebebi bulunuyor. Türkiye beklentiler doğrultusunda son bir buçuk yılda diğer piyasalardan olumlu bir ayrışma göstermişti. Güçlü lira ve devam eden sıcak para girişleri not artış beklentisiyle hızlanmış ve döviz rezervlerini 135 milyar dolara yükseltmişti. Küresel oyuncular Çin, Rusya ve Brezilya piyasalarından bir süre önce çıkmaya başlamasına rağmen Türkiye’yi tercih etmeye devam etmişlerdi. İsrail’in Türkiye’den özür dilediği ile ilgili haberlerin çıktığı sırada çözüm sürecinin de başladığı haberleri piyasalarda not artışı geleceğinin adeta müjdesini verir gibiydi. Gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrası önce not artışı geldi. Endeks rekorlar kırarken tahvil fiyatları tarihî bir düşüşle yüzde 4,6’yı görmüştü. Ancak iyi haberler çok uzun sürmeden Fitch’in uzun süredir ayak direyerek not artışını geciktirdiği siyasî riskler devreye girdi. Hiç gündemde yokken toplumsal olaylar başladı, riskler arttı. Bu sırada Türkiye, Brezilya ve Mısır’da gösteriler birbiri ardına başlatıldı. Mega spekülatörler ABD dahil olmak üzere negatif kazanç elde ettikleri piyasalarda bir anda tahvil fiyatları üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturdular. Sonuçta yükselen enflasyon verileri ve son 11 yılda baskı altında kalan kurlar üzerinde baskı yapmaya başladı ve bu ülkelerde doların ateşi yükselmeye başladı. Bundan sonra neler olabileceğini anlayabilmek için 23 Temmuz’daki Merkez Bankası’nın (TCMB) toplantısında alınacak kararlar sonrası piyasalardaki yansımalar, ardından temmuz sonunda gerçekleşecek ABD Merkez Bankası kararı oldukça önem kazanmış durumda. Dünya politikalarını yönlendirenler, kontrol elde etmek istedikleri ülkelerde darbeleri görmezden gelen güçler önümüzdeki süreçte yine ekonomi ve piyasa hareketleriyle bir sonuç elde etmek isterlerse hem borsalar hem döviz piyasaları hem de tahvil piyasalarında ciddi oynaklıklara sebep olabilirler. Şu ana kadar BIST yüzde 26 değer kaybetmiş durumda. Borsa İstanbul Brezilya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Çin ve daha birçok ülke borsasına göre bir hayli değerli. Ancak ABD ve Almanya borsalarının rekorlar kırdığı bir ortamda üstelik birçok olumlu haberin etkisiyle bir yükseliş yaşamaktaydı. Bu olumlu tablo yerini belirsizliğe bırakınca olanlar oldu. Bu noktadan sonra Borsa 70 bin psikolojik sınırında tutunmaya çalışarak yukarı tepkiler vermek isteyecektir. Ancak 70 bin aşağı kırılırsa trend değişikliği hız kazanacaktır. Algısal olarak gelişmekte olan ülkelerden daha da fazla çıkışa mı zorlanılacak yoksa geçen hafta olduğu gibi ‘yanlış anlaşıldık, değişen bir şey yok’ noktasına mı gelinecek son derece önemli. Yaşanan olaylara baktığımızda Mısır’daki darbe başta olmak üzere oldukça kırılgan bir zemin var önümüzde. Gerek Borsa gerekse diğer piyasalardaki güçlü duruşu tersine çevirmek isteyen çabalar ve gelişmeler ekonomi yönetimini oldukça zorluyor. Yükselen dış açıklar, enflasyon faizler üzerinde baskı yaptıkça lirayı olması gerekenden fazla savunmak daha fazla tahribata yol açabilir.Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybediyorTürk Lirası, dolar karşısında son üç ayda yaklaşık yüzde 10,6 değer kaybetmiş durumda. Merkez Bankası’nın müdahale olarak nitelendirilen üst üste yaptığı döviz satış ihaleleri doların yükselişini frenledi ama yükseliş eğilimi henüz sona ermiş gözükmedi. Özellikle hafta içinde ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin açıklamaları sonrası bir ara 1,926 seviyesine kadar indiyse de cuma günü yeniden 1.962’ye kadar yükseldi. Bu arada altın fiyatlarındaki yükselişin de etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 122,5 milyar dolardan 123,6 milyar dolara yükseldi. Diğer gelişmekte olan ülkelere baktığımızda yerel para birimlerinin dolar karşısında yüzde 37’lere varan değer kayıplarını görmekteyiz. Brezilya Reali son üç ayda yüzde 16, Güney Afrika Raundu ise dolar karşısında son bir yılda yüzde 37 devalüe oldular. Son 8-9 ayda Japonya para birimi yen ise yüzde 33 değer kaybetti. İsrail para birimi şekel ve Çin Yuanı ise değer kazanan ender para birimleri oldular. Türk Lirası Merkez Bankası kontrolünde nispeten daha az değer kaybetti. Ancak yüzde 8’i aşan haziran ayı enflasyonu ve yüzde 9’u aşan tahvil fiyatları, Merkez Bankası&rs
Zaman
Köşe Yazıları
14.07.2013
SelimIşıklar-Borsada23ve31TemmuztarihlerikritikSelim Işıklar - Borsada 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Toplam "91" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti