Habergec.Com Aranan Kelimeler:sıcak para çok az Değerlendirme: 10 / 10 347302
habergec.com
19.04.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

sıcak para çok az

Mavi aslında benim günlüğüm
Zaman
29.03.2014
02:08
Mavi, son dönemde adından sıkça söz ettiren bir müzisyen. ‘Şimdi’ isimli yeni albümünü geçtiğimiz günlerde yayınlayan sanatçı, duygusal ve melankolik şarkılar yazmasına rağmen aslında enerji dolu ve zaptedilemeyen bir karakteri olduğunu söylüyor.Mavi’nin müziğe ilgisi nasıl başladı?Beş-altı yaşımdan itibaren bulduğum her mikrofona atlıyordum. Her türlü düğün, dernek ve konserlerde sahneye fırlayıp sanatçıların mikrofonlarını ellerinden alıyordum. Buna Zülfü Livaneli dahil. Daha sonra üzerine pek eğilmedim çünkü ailem sıcak bakmıyordu. Konservatuara yollamak istemediler. Üniversitede cebren ve hile ile hukuk fakültesine yazdırıldım. (Gülüyor.) Her yıl beş-altı kez okulu bırakmayı denedim.Ya sonra?Okul bittikten sonra madem o kadar uğraştım deyip üç yıl kadar avukatlık yaptım. Sonrasında baktım ki nefes alamıyorum, işi bırakıp biriktirdiğim parayla bir süre dünyayı gezdim ve ne yapmam gerektiğine karar verdim. Neyi yapmazsam gözlerim açık gider diye kendi kendime sordum. İçimden gelen tek cevap müzikti. Şarkılarıma sarıldım ve onları olgunlaştırmaya başladım. Üniversite yıllarında şarkı söylemiş olsam da profesyonel olarak bu işi yapmadığınız için sesinizi istediğiniz gibi kullanamıyorsunuz. Bir yandan şarkılarımı olgunlaştırırken diğer yandan şan dersleri aldım.İlk albümünüz ve sonrasında yaptığınız tekliler ses getirdi. Yeni albümünüz ‘Şimdi’ nasıl bir süreçte ortaya çıktı?İlk albümüm iddialı değildi ve çok amatörce yapılmış bir işti. Sadece insanlara kendi hikâyemi anlatmak istemiştim. Sonrasında bir tekli geldi. O da beğenildi. Aslında iki yıldır bu albümü yapmak istiyordum. Ancak müzik piyasası single’a kaydı. Bu yüzden bir süre bekledi.Yaptığınız müzik türü pop olsa da şarkılarınız biraz alternatif gibi duruyor...Şu an ana akım pop müzik dediğimiz şey yirmi şarkı ve hep belli bir altyapının üzerinde dönüyor. Bu yüzden normal bir müzik yapanlar bile alternatif gibi değerlendirilmeye başlandı. Aslında benim şarkılarımın çok da alternatif bir tarafı yok. Şarkı sözlerini ve melodileri içimden geldiği gibi aktarmak benim için çok önemli. Belki bu yüzden böyle bir algı oluşmuş oluyor. İnsanlar yeni şeyler keşfetmek istiyor. Benim birçok arkadaşım radyoların aynı şeyleri çalmasından şikâyetçi. İnsanlar bunu istiyor diye aynı şarkılar çalınıyor ama durum aslında böyle değil.Daha piyasa şarkılar yapayım da patlasın diye bir düşünceniz olmadı mı?Aslında denedim ama yapamadım. Ünlü bir besteciden bir şarkı alayım, o lokomotif olsun ve bana yol açsın istedim. O şarkı ile albümü tanısınlar ve diğerlerini dinlesinler istedim. Demoları yaptık söyledik. Son dakikada içim elvermedi ve o şarkıyı söylemedim. Çünkü ben o cümleleri söyleyecek bir kadın değildim. Bundan sonra da böyle yapamayacağım galiba.Hiç mi ticari kaygınız yok?Bu anlamda popun dışında olabilirim. Pop daha çok para kazanmayı hedefleyen ve ona yönelik davranan bir şey. Benim o noktada daha kişisel ve kendine öz birşey yapmak isteyen bir tarafım var. Ben sadece daha iyi albümler yapabilmek için para kazanmak istiyorum. Hayatla ilgili çok büyük isteklerim yok. Tek derdim güzel işler yapmak. Bol bol konser vermek istiyorum. Beni doğru anlayan az kişi de olsa bir kitlem olsun istiyorum.Şarkı yazarken daha çok hangi duygular sizi tetikliyor?Beni acı tetikliyor. Biriken ve söyleyemediğim duygular… Albümde Hiçedönük diye bir şarkım var. Aslında o kadar içe dönük bir insan değilim. Ama senede birkaç gün öyle hissetmişimdir. Öyle duygular ki bir arkadaşınla çay içeriken söyleyebileceğin şeyler değil. Bu kadar bedbaht şeyi o sohbette söyleyemiyorsun. Bunlar içerde bir yerlerde kalıyorlar ve sonrasında akmak istiyorlar. Acı olduğunda konuşmaya sığdıramayıp oturup yazıyorum.Asıl adınız Ayşegül Turan. Peki Mavi’nin hikâyesi nedir?Daha ortaokuldayken arkadaşlarım bana Mavi derdi. Özgürlüğü, denizi, su altını çok seviyordum. O yıllardan sonra yazdığım her şeyin altına Mavi yazıyorum. Albüm söz konusu olduğunda da böyle anılmak istedim. Sahne adım gibi algılanıyor aslında ama değil. Benimle özdeşleşti artık.Kendiniz ve Mavi arasında kategorik bir ayrım var mı?Mavi benim adım olmaktan çıktı ve başka bir şeyin adı oldu. Tabiî ki normal hayatımdaki çoğu şey o karaktere geçmiyor. Mesela bu albümde algıladığımız kadın duygusal bir kadın. Ama ardında görünmeyen eğlenceli bir kadın var. Bir anlamda Mavi kimseye anlatamadıklarımı anlattığım bir günlük.İyi insanlar savunmasızŞarkılarınızda melankoli ve duygusallık ön planda. Peki gerçek hayatta nasıl birisiniz?Fazla yaşam enerjili ve neşeli biriyim. Hayatımda hep değişiklik istiyorum. Enerji patlamaları olan biriyim. Bununla eşzamanlı olarak melankolik ve duygusal biriyim. Bir de nedense geçmişi, çocukluğu özleyen ve çocuk kalmak isteyen biriyim.Peki sizden hep kendi şarkılarınızı mı duyacağız?Başkalarının şarkıla
Zaman
En Çok Okunan
29.03.2014
MaviaslındabenimgünlüğümMavi aslında benim günlüğüm
Arda Turan, Galatasaray’a pahalı geliyor
Zaman
19.03.2014
02:08
Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini’nin, Atletico Madrid’de oynayan Arda Turan’ı takımında görme isteğine İspanyol basınından cevap geldi.El Mundo Deportivo Gazetesi, milli futbolcunun geri dönüş bedelini 51 milyon Euro olarak hesaplayarak Sarı-Kırmızılı yönetimin bu miktarı gözden çıkarması halinde Atletico Madrid’in bu transfere sıcak bakacağını yazdı. Gazete, Arda’nın Atletico teknik direktörü Simeone’nin gözdelerinden biri olduğunu hatırlatarak milli oyuncuya geçtiğimiz dönemlerden Türkiye ve İngiltere’den iki teklif gelmesine rağmen önerilen rakamların az olması nedeni ile reddedildiğini savundu. Atletico de Madrid’in önümüzdeki sezon bütçesinde 15 milyon Euro’luk bir açık bulunduğuna da dikkat çeken İspanyollar, yönetimin bu açığı kapatmak için iki alternatifi bulunduğunu, birinin Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam ederek para kazanmak diğerinin ise kadroda yer alan iyi bir oyuncuyu satmak olduğunu belirtti. El Mundo Deportivo, Arda’nın La Liga’da gösterdiği performansın çok sayıda kulüp tarafından yakından izlendiğini de vurgulayarak milli oyuncuya gelen tekliflerin Atletico yönetimini şaşırtmadığını ifade etti.Bu arada sezon sonunda Galatasaray ile sezon sonunda sözleşmesi sona erecek Didier Drogba, Fransız medyasına yaptığı değerlendirmede futbolu bıraktıktan sonra Londra’da yaşamaya devam edeceğini açkladı. Fildişi Sahilili yıldız, Chelsea’nin teknik altyapısında görev yapabileceğinin sinyalini vererek İngiliz kulübüyle yaşadığı başarıları unutamadığını belirtti. Çocukları Londra’da daha iyi bir eğitimden geçireceğine inandığının altını çizen 36 yaşındaki yetenek, Chelsea forması altında 8 sezonda 3 Premier Lig, 2 FA Community Shield, 4 İngiltere FA, 2 İngiltere Lig, 1 de UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu sevinci yaşadı.
Zaman
Spor
19.03.2014
ArdaTuranGalatasaray’apahalıgeliyorArda Turan Galatasaray’a pahalı geliyor
Bu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor!
Zaman
19.02.2014
02:15
Yaşınız ilerlese de pürüzsüz ve canlı görünen bir cilde sahip olmasını istermez misiniz? Böyle bir görünüme sahip olmak için çok para harcayıp değişik kremler almanız gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunun için sadece yediğiniz yiyeceklere özen göstermeniz yeterli.İlerleyen yaşlarda ağız ve göz çevremizde kırışıklıklar oluşur, bazen ellerimizde yaşlanmaya bağlı olan lekeler meydana gelir. Ancak tüm bu yaşlanma sürecini yediğiniz yiyeceklere dikkat ederek yavaşlatabilirsiniz.İşte genç görünmesini sağlayan 14 gıda...Çilek türleri: Cildinizin en iyi savunmalardan biri renkli ve besleyici gıdaların her çeşidini yemektir. İşe çilek türlerinden başlayın. Çilek, ahududu, yaban mersini gibi çilek türlerini hazırlamak çok kolaydır, lezzetleri de harikadır. Antioksidan açısından zengin olan çilekler zararlı serbest radikallerle savaşır.Sarımsak: Yaşlanma etkilerini yavaşlatan zengin ve güçlü bir gıdadır. Ayrıca sarımsağın ayak mantarını tedavi etme, siğilleri yok etme ve gribi önleme gibi başka iyileştirici özellikleri de bulunuyor. Sarımsağı yemeklerinize, yoğurtlarınıza, çorbalarınıza mutlaka ekleyin.Yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, karalahana, ıspanak, şalgam ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler yaşlanma etkilerini yavaşlatma gücüne sahiptir. Bu sebzeler aynı zamanda bol miktarda lif içerir ve birçok besin maddesiyle doludur.Kabuklu kuru yemişler: Beslenmenize her gün küçük bir avuç dolusu kabuklu kuruyemiş eklemek oldukça faydalıdır. Omega yağ asitleri açısından zengin olan kabuklu yemişler beyin fonksiyonlarını geliştiriyorlar. Kabuklu kuru yemişleri isterseniz salatalarınıza da ekleyebilirsiniz.Kurubaklagiller: Beslenme listenizde bulunması gereken yiyeceklerden biri de kuru fasulyedir. Lif açısından zengin olan kuru fasulyede kolesterol düşüktür ve fasulye sağlığınız için çok faydalıdır. İster plaki yapın isterseniz yemeğini yapın, haftada en az 1 kez kuru fasulye tüketin.Avokado: Yüzünüzü canlandırmak için avokadoyla maske hazırlayabilirsiniz. Ayrıca avokado kuru ve kaşıntılı cilt, sedef hastalığı ve egzemayı hafifletmek için kullanılıyor. Avokadoyu çiğ olarak tükebilirsiniz.Turpgiller: Şalgam, Brüksel lahanası ve kırmızı turp gibi sebzelerin hepsi cildiniz için yararlıdır. Cilt bu sebzelerin içindeki antioksidan açısından zengin maddeler sayesinde serbest radikallerin başıboş dolaşmasını önlüyor. Bu sebzeleri çiğ olarak tüketebilirsiniz ya da pişirseniz de içindeki birçok besin maddesi aynı kalıyor.Zencefil: Bu baharatı yiyeceklerinize ekleyebilirsiniz ya da sakinleştirici çay olarak içebilirsiniz. Bu baharat yıllardır Asyalılar tarafından kullanılıyor. Eklem ağrılarını da azaltan zencefil bulantı ve karın ağrılarıyla savaşmada da oldukça faydalıdır.Yeşil çay: Japonlar yeşil çayı uzun süredir kullanıyor. Yeşil çay ayrıca kilo vermenize de yardım ediyor. Antioksidan gibi etki eden faydalı asitler açısından zengin olan yeşil çayı sıcak ya da buzlu olarak tüketebilirsiniz.Somon balığı: Antioksidanlar açısından zengin olan somon balığı cildiniz için olduğu kadar kalbiniz için de aşırı derecede faydalıdır. Somon balığı gibi yağlı balıkları haftada en az 2 kez tüketmelisiniz.Turuncu sebzeler: Havuç, tatlı patates ve kabak gibi turuncu sebzeler antioksidan açısından zengindir ve cildiniz için faydalıdır. Bu sebzelerde ayrıca bol miktarda beta-karoten bulunuyor. Bu besin gözleriniz için çok faydalıdır. Havucu çiğ olarak tüketin ya da salatalarınıza doğrayın.Domates: Domatesin içinde bulunan likopen cildinizin genç görünümünde çok önemlidir. Antioksidanlar açısından zengin olan domatesleri kavurabilir, çiğ olarak yiyebilir, sosunu hazırlayabilir ya da salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Bu lezzetli sebze güneşin neden olduğu yaşlanma etkileriyle de savaşır.Karpuz: Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi olan karpuz yaşlanma etkilerine karşı oldukça etkilidir. Sıcak havalarda içinizi serinleten karpuz vücudunuzu canlandıran ve susuzluğunuzu gideren iyi bir içecektir. Peynirle birlikte iyi bir ikili oluşturur.Tahıllar: Lif açısından zengin olan tahılların faydalarından biri de yaşlanma etkilerini yavaşlatmasıdır. Diğer faydaları arasında ise kilo verdirme, daha iyi bir kalp sağlığı ve kan şekerini düşürmek bulunuyor.
Zaman
Sağlık
19.02.2014
BuyiyecekleryaşlanmayıdurduruyorBu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor
Bu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor!
Zaman
19.02.2014
02:05
Yaşınız ilerlese de pürüzsüz ve canlı görünen bir cilde sahip olmasını istermez misiniz? Böyle bir görünüme sahip olmak için çok para harcayıp değişik kremler almanız gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bunun için sadece yediğiniz yiyeceklere özen göstermeniz yeterli.İlerleyen yaşlarda ağız ve göz çevremizde kırışıklıklar oluşur, bazen ellerimizde yaşlanmaya bağlı olan lekeler meydana gelir. Ancak tüm bu yaşlanma sürecini yediğiniz yiyeceklere dikkat ederek yavaşlatabilirsiniz.İşte genç görünmesini sağlayan 14 gıda...Çilek türleri: Cildinizin en iyi savunmalardan biri renkli ve besleyici gıdaların her çeşidini yemektir. İşe çilek türlerinden başlayın. Çilek, ahududu, yaban mersini gibi çilek türlerini hazırlamak çok kolaydır, lezzetleri de harikadır. Antioksidan açısından zengin olan çilekler zararlı serbest radikallerle savaşır.Sarımsak: Yaşlanma etkilerini yavaşlatan zengin ve güçlü bir gıdadır. Ayrıca sarımsağın ayak mantarını tedavi etme, siğilleri yok etme ve gribi önleme gibi başka iyileştirici özellikleri de bulunuyor. Sarımsağı yemeklerinize, yoğurtlarınıza, çorbalarınıza mutlaka ekleyin.Yeşil yapraklı sebzeler: Brokoli, karalahana, ıspanak, şalgam ve lahana gibi yeşil yapraklı sebzeler yaşlanma etkilerini yavaşlatma gücüne sahiptir. Bu sebzeler aynı zamanda bol miktarda lif içerir ve birçok besin maddesiyle doludur.Kabuklu kuru yemişler: Beslenmenize her gün küçük bir avuç dolusu kabuklu kuruyemiş eklemek oldukça faydalıdır. Omega yağ asitleri açısından zengin olan kabuklu yemişler beyin fonksiyonlarını geliştiriyorlar. Kabuklu kuru yemişleri isterseniz salatalarınıza da ekleyebilirsiniz.Kurubaklagiller: Beslenme listenizde bulunması gereken yiyeceklerden biri de kuru fasulyedir. Lif açısından zengin olan kuru fasulyede kolesterol düşüktür ve fasulye sağlığınız için çok faydalıdır. İster plaki yapın isterseniz yemeğini yapın, haftada en az 1 kez kuru fasulye tüketin.Avokado: Yüzünüzü canlandırmak için avokadoyla maske hazırlayabilirsiniz. Ayrıca avokado kuru ve kaşıntılı cilt, sedef hastalığı ve egzemayı hafifletmek için kullanılıyor. Avokadoyu çiğ olarak tükebilirsiniz.Turpgiller: Şalgam, Brüksel lahanası ve kırmızı turp gibi sebzelerin hepsi cildiniz için yararlıdır. Cilt bu sebzelerin içindeki antioksidan açısından zengin maddeler sayesinde serbest radikallerin başıboş dolaşmasını önlüyor. Bu sebzeleri çiğ olarak tüketebilirsiniz ya da pişirseniz de içindeki birçok besin maddesi aynı kalıyor.Zencefil: Bu baharatı yiyeceklerinize ekleyebilirsiniz ya da sakinleştirici çay olarak içebilirsiniz. Bu baharat yıllardır Asyalılar tarafından kullanılıyor. Eklem ağrılarını da azaltan zencefil bulantı ve karın ağrılarıyla savaşmada da oldukça faydalıdır.Yeşil çay: Japonlar yeşil çayı uzun süredir kullanıyor. Yeşil çay ayrıca kilo vermenize de yardım ediyor. Antioksidan gibi etki eden faydalı asitler açısından zengin olan yeşil çayı sıcak ya da buzlu olarak tüketebilirsiniz.Somon balığı: Antioksidanlar açısından zengin olan somon balığı cildiniz için olduğu kadar kalbiniz için de aşırı derecede faydalıdır. Somon balığı gibi yağlı balıkları haftada en az 2 kez tüketmelisiniz.Turuncu sebzeler: Havuç, tatlı patates ve kabak gibi turuncu sebzeler antioksidan açısından zengindir ve cildiniz için faydalıdır. Bu sebzelerde ayrıca bol miktarda beta-karoten bulunuyor. Bu besin gözleriniz için çok faydalıdır. Havucu çiğ olarak tüketin ya da salatalarınıza doğrayın.Domates: Domatesin içinde bulunan likopen cildinizin genç görünümünde çok önemlidir. Antioksidanlar açısından zengin olan domatesleri kavurabilir, çiğ olarak yiyebilir, sosunu hazırlayabilir ya da salatalarınıza ekleyebilirsiniz. Bu lezzetli sebze güneşin neden olduğu yaşlanma etkileriyle de savaşır.Karpuz: Yaz aylarının vazgeçilmez meyvesi olan karpuz yaşlanma etkilerine karşı oldukça etkilidir. Sıcak havalarda içinizi serinleten karpuz vücudunuzu canlandıran ve susuzluğunuzu gideren iyi bir içecektir. Peynirle birlikte iyi bir ikili oluşturur.Tahıllar: Lif açısından zengin olan tahılların faydalarından biri de yaşlanma etkilerini yavaşlatmasıdır. Diğer faydaları arasında ise kilo verdirme, daha iyi bir kalp sağlığı ve kan şekerini düşürmek bulunuyor.
Zaman
Ana Sayfa
19.02.2014
BuyiyecekleryaşlanmayıdurduruyorBu yiyecekler yaşlanmayı durduruyor
Turhan Bozkurt - Merkez, yangını kontrol altına aldı
Zaman
31.01.2014
02:29
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) 28 Ocak akşamı olağanüstü toplanmasının en önemli sebebi kurlardaki oynaklığı minimize etmekti.Gün içinde 7–8 kuruşa varan med cezir piyasadaki paniği tetikliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED) para musluğunu kısarken bu oynaklığa rağmen TLden çıkıp döviz alan yatırımcının hissiyatı Türkiyenin tehlikeli bir kavşakta olduğunu gösteriyor. Sıcak paraya bağımlı hale gelmiş ekonomiyi ayakta tutmanız paranın sahiplerini kalmaya ikna etmenize bağlı.Merkez Bankasının FEDin tahvil alımını en az 10 milyar dolar azaltacağını tahmin ederek adım attığı anlaşılıyor. Para Politikası Kurulu üyesi Profesör Abdullah Yavaşın Amerikadan uçakla gelişi beklendi. Böylece FEDin bir gün sonra atacağı adımların neler olabileceğine dair en sıcak bilgilere ulaşıldıktan sonra alınan radikal fazi artırımı kararı kamuoyuna açıklandı. Sıcak para, başta ABD olmak üzere gelişmiş piyasalara ocak ayı boyunca görülen hızda yönelmesin diye marjinal fonlama oranı yüzde 7,75ten yüzde 12ye yükseltilirken, 1 haftalık repo ihalesi faiz oranı ise yüzde 4,5ten yüzde 10a çıkarıldı.Türkiye küresel ekonominin parçası iken dünyada olup biteni görmezden gelemez. Doların patronu Bernankenin Mayıs 2013te fırlattığı işaret fişeği bizim de içinde bulunduğumuz Gelişen Piyasalar Endeksini (MSCI) derinden sarstı. Endeksteki düşüş ocak ayında yüzde 7,2 oldu ki bu 2008den bu yana aynı dönemde görülen en yüksek kayıp olarak tarihe geçti. Nitekim FED para musluğunu aydan aya 10, 15 milyar dolar kısmaya devam ediyor. TCMB, faiz artışına giderken önümüzdeki aylarda icap ederse benzer hamleler yapabilecek özgüvene sahip olduğu mesajını verdi. Kanundan aldığı yetki ile fiyat istikrarını korumak adına faizlerin genel seviyesini güncelledi. Bunu yapmasaydı 30 Ocak sabahında 1 Doların 2,50 TLyi aştığına şahit olabilirdik.Dövizde hızlı geri çekilme beklemekten ziyade dar bir bantta seyretmesini temin edebilirsek şükredelim. Faiz mi enflasyonu artırır veya yüksek faiz, yüksek enflasyonun neticesi midir? tartışmasının mevcut ortamda kimseye faydası yok. Her iki görüşün haklı olduğunu öne süren görüşler var literatürde. Irving Fishere göre enflasyon reel faiz oranını değil, nominal faiz oranını etkiler. Enflasyon arttıkça reel faiz oranı değişmezken, nominal faiz oranı artar. Enflasyon yeniden çift haneye çıkarsa yüksek faiz–düşük kur ezberini unutalım. Yüksek kur–yüksek faiz çukuruna düşülür ki 90lardaki krizlerde ekonomiyi yerle bir eden şoklar tam da böyle gelmişti. Faizin artmasını kimse istemez. Fakat Türkiyenin sıcak paraya dayalı ekonomik büyüme modeli Merkeze çok fazla seçenek bırakmadı. Faizi indirdiği dönemde ne kadar tutarlı idi ise son kararlarında da o kadar tutarlıdır. İtibarını artıran Başkan Erdem Başçı ve ekibi, dövizdeki yangının bütün ormanı kül etmesine mani olmuştur. Ancak yangın sürüyor. Başbakan Tayyip Erdoğanın B, C planlarında Merkez Bankasının bağımsızlığını zedeleyecek kanun teklifi yoksa piyasaların Türk Lirasına dönüşü hızlanacaktır. Merkezi bir bakana bağlama girişimi yangını büyütecektir.
Zaman
Köşe Yazıları
31.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezyangınıkontrolaltınaaldıTurhan Bozkurt - Merkez yangını kontrol altına aldı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
08:56
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
En Çok Okunan
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
02:19
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
Köşe Yazıları
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
Turhan Bozkurt - Merkez Bankası'nın zor kararı
Zaman
28.01.2014
02:09
Türk Lirası’nın dolar ve Euro’ya karşı hızlı değer kaybı yeni değil. 22 Mayıs 2013’ten sonra daha belirgin hale gelen erozyonu görmek için hafızaları tazeleyelim.31 Aralık 2012’de dolar 1,79 TL, Euro 2,36 TL seviyesindeydi. 31 Aralık 2013’te kurlar sırasıyla 2,13, 2,94’e yükseldi. Yeni eşik dolarda 2,50, Euro’da 3,50 olabilir. Olup bitenin 17 Aralık 2013’te başlayan yolsuzluk operasyonu ile birebir irtibatı yok. Başbakan, Ali Babacan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi bunun altını çizse de birileri geçen yıl ayak seslerini işittiğimiz döviz kıtlığını anlamamakta inat ediyor. Kendilerince Merkez Bankası faiz artırmazsa dövizdeki bu yükselişin duracağını, kurların geri geleceğini şakıyıp duruyorlar. Geçen hafta gelişmekte olan ülkelerin para birimleri yüzde 1 ile yüzde 5 arasında değer kaybetti: Hindistan Rupisi 2 ayın, Brezilya Reali 5 ayın, Güney Afrika Randı ve Rus Rublesi 5 yılın en düşük seviyelerinden işlem görüyor. Devalüasyon yapılan Arjantin Pezosu yüzde 17 değer kaybetti. Üstelik bu ülkelerde merkez bankaları faizleri artırarak sıcak parayı tutma telaşında. TL’deki dolara karşı haftalık kayıp yüzde 4,6’yı buldu. Dün ucuz dolar yağmurunda yıkanan bu ülkeler, bulutlar çekilirken güneşin yakıcı tesirlerine maruz kalıyor. Bizim gibi güneş kremi olmayanlar birinci derece yanığın sızısını derinden hissedecek. Para musluğunun başında bekleyenler küresel ekonominin selameti açısından bu sefer daha temkinli. Finansal sistemdeki dengesizlikleri dengeye kavuşturmak adına yeni bir döneme giriliyor. Amerikan Merkez Bankası (FED), 2008 krizinin tekrarına izin vermeyecek. Doların enflasyonu bu açıdan çok kritik. Yüzde 1,5’i geçmesin diye her türlü hamleye hazırlıklı. Varlık balonu en kritik başlık. Fiyatlar şişerken alan razı satan razı da olsa balon patladığında ekonomi küçülüyor, işsizlik tırmanıyor. Talep daraldığında banka bilançoları bozuluyor. FED, siyasilerin gönlünü hoş tutmak adına uzlete çekilmiyor. Mürekkep ve kâğıt maliyetine katlanıp paraları saçmıyor. Karar tam ölçüsünde, ne az ne çok manasına gelir. İstikrar da bu ölçünün devamlılığını ifade eden ilişkili bir kelimedir. “Azı karar çoğu zarar” atasözümüz, FED’in tahvil alımını niye azalttığını tahlilde yardımcı olabilir. Bizim kerameti kendinden menkul kalemşörlerimiz “faiz artırılmasın” derken valizini toplayan yabancı yatırımcıyı nasıl tutacağımızı da söylese ya! Kur artışının doğrudan ve dolaylı etkilerinden bahsetmiyorlar. Enflasyonu 1 puandan fazla yukarı çıkaracak. Zam yağmuru sürecek. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), TL cinsinden hesaplanıyor ve sonra dolara çevriliyor. Yıllık ortalama dolar kuru ne kadar yüksek çıkarsa GSYH o kadar düşecektir. Kişi başına gelir de azalacaktır. Yani orta vadeli programdaki yüzde 4 büyüme gerçekleşse bile kur erozyonu 2013’ün bile gerisine götürecek Türkiye’yi. Son günlerde dolar Euro’dan fazla değer kazanmaya başladı TL karşısında. Girdilerinin büyük bölümü dolar, ağırlıklı olarak AB pazarına çalışan ihracatçımızın maliyetlerini artıracak bu eğilim sürerse ihracatçının kaybı artar. Merkez Bankası’nın 21 Ocak toplantısından çıkan karar piyasadaki oynaklığı gideremedi. Bugün akşam olağanüstü toplanacak TCMB, kendi itibarına sahip çıkacak. Radikal bir faiz artışı gelebilir. Adını koyalım. Türkiye yukarıda ifade etmeye çalıştığım zor şartlarda 60 milyar dolarlık cari açığı ile zaten en kırılgan ülkeydi. Yolsuzluğu örtbas etme derdine düşen hükümet, yatırımcının yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi en hassas olduğu iki kavramı iğdiş ederek mevcut kırılganlığa güven bunalımını eklemeyi başardı. Demokratik hakkını kullanarak makul eleştirilerde bulunan işadamlarını vatan hainliği ile suçlayacak kadar nefret dili kullanan bir Başbakan hangi yatırımcıyı ikna edebilir? Türkiye’ye bakışın nasıl değiştiğini Davos’ta geçen hafta yapılan sunumlar acı acı yüzümüze vurdu. Merkez’in bugünkü toplantısının zamanlaması ileride tartışılabilir. 29 Ocak FED toplantısının muhtemel tesirlerini ne ölçüde tahmin edip bunları da ihtiva eden hamleler yapabilirler ki! Keşke bir iki gün daha yüzde 9 marjinal fonlama kozunu kullanıp FED’in kararı beklenseydi. 21 Ocak’ta heba edilen fırsat yine kaçarsa şubatta başka olağanüstü hadiseleri konuşabiliriz. Merkez Bankası’nın bu saatten sonraki adımları güneş yanığına geç de olsa krem sürmek olacak. Kafi değil. Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalacağımıza göre başka tedbirler almaya bakalım.
Zaman
Ana Sayfa
28.01.2014
TurhanBozkurt-MerkezBankasınınzorkararıTurhan Bozkurt - Merkez Bankasının zor kararı
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:07
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
En Çok Okunan
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
Güncel
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
21.01.2014
02:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.Kriz dönemleri yazarlar için birer imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca ned
Zaman
Ana Sayfa
21.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
19.01.2014
04:06
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.kriz dönemleri yazarlarİçin BiRER imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca nede
Zaman
En Çok Okunan
19.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
MEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Zaman
19.01.2014
02:10
17 Aralık operasyonundan sonra Türkiye’nin hayli sıkıntılı günler yaşadığı aşikâr. Yolsuzluk soruşturması neticesinde bazı bakanlar istifa etti, birçok emniyet görevlisi ve savcının yerleri değiştirildi.Tüm bu sıcak gelişmelerin yanı sıra dikkat çeken bir konu da medya dünyasındaki hareketlilik oldu. Bazı köşe yazarlarının işine son verildi ya da kimi gazeteciler çalıştıkları medya organlarının gelişmeler karşısındaki tutumlarını eleştirerek görevlerinden ayrıldı. Aslına bakarsanız Türkiye, böylesi önemli olayların ardından bu tarz gelişmelere alışkın. Lakin gazetecilerin işine son verilmesi olayına hemen her gün bir yenisi daha eklenince, zihinlerde bir kez daha medyanın gidişatına dair soru işaretleri oluşmuyor değil.Geçmişe dönüp baktığımızda gazetecilerin işine son verilmesinin 28 Şubat süreciyle benzerlik gösterdiğini söylemek mümkün. Zira o dönemde Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi bazı isimlerin işine yazdıkları yazılar nedeniyle son verilmişti. Hatırlanacağı gibi 1998’de yakalanan PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık’ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek metin basına sızdırılmıştı. Bu ifadeler, 25 Nisan 1998 tarihinde Hürriyet ve Sabah gazetelerinde iki gün boyunca yayımlandı. İtiraflarda adı geçen gazeteciler sorgusuz sualsiz işlerinden çıkarıldı.Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının ‘para karşılığı PKK’ya destek verdiklerini’ iddia etmişti. Sabah gazetesi sahibi Dinç Bilgin başta olmak üzere bazı medya patronları adı geçen gazetecilerin işine son verdi. Bu gazeteciler arasında Kürt sorununda devletin resmi politikasına uyum göstermeyen Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Mehmet Barlas, Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler bulunuyordu. Bu kişilerden Cengiz Çandar, PKK destekçisi olduğu iddiasıyla Sabah’tan atıldı. Mehmet Ali Birand, Sabah’tan uzaklaştırıldı ve 32. Gün programı yayını askıya alındı.kriz dönemleri yazarlarİçin BiRER imtihanBugün gelinen noktaya baktığımızdaysa Nazlı Ilıcak’ın Sabah’taki yazılarına yine son verildiğini görüyoruz. Ilıcak, yolsuzluk iddialarına karışan bakanların istifa etmesi gerektiğini savundu, bir gün sonra fikir ayrılığı gerekçesiyle işten çıkarıldı. Yine bu süreçte Ahmet Taşgetiren, Bugün Gazetesi ve Aksiyon Dergisi’ndeki yazılarına son verdi. Leyla İpekçi kendi tercihi olarak Zaman Gazetesi ile yollarını ayırdı. Ömer Taşpınar’ın Sabah’taki yazılarına son verildi. Star’da yazan Bekir Berat Özipek de 26 Aralık’taki ‘Peki sonra ne olur?’ başlığıyla yayımlanan yazısına ‘Bu Star’daki son yazım’ cümlesini ekledi. Liste epey uzun. En taze örneklerse; Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Murat Aksoy ve Osman Özsoy, Sabah Gazetesi yazarı Nur Batur’un Sabah’taki işine son verilmesiydi… Tüm bu gelişmelerin neticesinde “Kriz dönemleri, köşe yazarlarının imtihanı mı oluyor?” sorusu zihinleri meşgul ediyor. Ve sonucunda Türk medyası, özellikle de gazeteler koşar adım tek sesliliğe doğru mu gidiyor?‘Medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılıyor’Gezi olayları hakkında yazdığı yazılar nedeniyle Sabah Gazetesi’ndeki işine son verilen Yavuz Baydar, Türk medyasının gelinen noktada vahim bir hâl aldığını düşünüyor. Ona göre, araştırmacı habercilik iyice budandı. Televizyon kanallarında konu ve konuk yelpazesi alabildiğine daraltıldı ve bir-iki istisna dışında ‘sahibinin sesleri’ne bırakıldı. Tüm bunların 90’lı yıllarda başlayıp, 28 Şubat döneminde sistematik bir duruma geldiğini söylüyor Baydar: “Askerin baskısına karşı duramayan veya onunla işbirliğini tercih eden medya patronları ve onların kuklası pozisyonundaki genel yayın yönetmenleri, haberci ve köşe yazarlarını işten attı. Ama o dönemde, gerek İslami kesimden gerekse sol ve Kürt kesimden bazı sermaye sahipleri, bütün baskılara rağmen iktidara dalkavukluk yapmayan, alternatif bir gazeteciliği yaşattı. İşten atılanlar, seslerini duyurmak için bu mecraları buldu.”T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın’ın düşünceleri de Baydar ile örtüşüyor. Akın, medyanın geleneksel sorunları olduğu kanaatinde. O, 28 Şubat hatta öncesinden bu döneme değişmeyen tek şeyin medya olduğunu söylüyor. Zira medya, devlet dilini kullanmaya mecbur bırakılan bir yapıda ilerliyor. Akın’a göre çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin medya tarafını alabildiğince kontrol etme eğilimi söz konusu. Bu durum da bir süre sonra medya yöneticilerinin gazeteciliği araçsallaştırması olarak karşımıza çıkıyor.Gazeteci-yazar Şahin Alpay ise gazetelerdeki tek sesliliğe değiniyor. Alpay’a göre bunun çok az istisnası var. Arkasında yatan başlıca nede
Zaman
Ana Sayfa
19.01.2014
MEDYANINZORGÜNLERİMEDYANIN ZOR GÜNLERİ
Dolar 2,22 TL, Euro 3 TL
Zaman
18.01.2014
02:10
Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımını azaltmayı sürdüreceği beklentisi piyasalarda etkisini sürdürüyor. Dolar dün 2,22 TL’ye çıkarken Euro 3 TL oldu. Bir günde yüzde 0,6 değer yitiren TL, gelişmekte olan ülkeler arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Liradaki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul da günü yüzze 1,81 kayıpla kapattı.Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımı azaltımına başlamasının gelişmekte olan ülke piyasalarına etkisinin yanı sıra siyasi tansiyon ve yükselen kur ve enflasyona Merkez Bankası’nın politika tepkisi vermeyeceği endişesiyle kur yeni tarihi zirvesini test etti. TL dün gelişmekte olan ülke para birimleri arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Dolar karşısında TL dün yaklaşık olarak yüzde 0,6 değer yitirdi. Bankacılar Türkiye piyasalarından 250 milyon doların üzerinde sıcak para çıkışı olduğunu söyledi. Dolar/TL 2.2231 ile tarihi zirveyi test ederken sepet bazında TL ise 2,6202’ye kadar yükseldi. Merkez Bankası kapanış kurlarına göre gösterge dolar kurunu 2,2084/2,2124 TL, Euro kurunu 3,0023/3,0077 TL olarak açıkladı. TL’deki hızlı kaybın ardından Merkez Bankası pazartesi günü yapacağı döviz ihalesi tutarını en az 100 milyon dolar olarak açıkladı. TL’deki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul günü yüzde 1,81 değer kaybıyla tamamladı ve gelişmekte olan ülke endeksleri arasında en kötü performansı gösterdi. Borsa İstanbul dün 65.635 puandan kapandı. Yine şike davasının Yargıtay’da onanmasından sonra Fenerbahçe’nin Borsa’daki hisseleri de günü yüzde 8,38 düşüşle tamamladı. Yine dün açıklanan Merkez Bankası beklenti anketi de önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinde belirgin bir bozulmaya işaret etti. Anket sonucuna göre 2014 yıl sonu beklentisi yüzde 7,44’e yükselirken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentiler yüzde 6,74’ten yüzde 7,06’ya çıktı. 24 aylık beklenti de yüzde 6,37’den yüzde 6,50’ye yükseldi. 24 aylık beklentilerin de bozulması bankacılara göre Merkez Bankası’nın son gelişmelere politika tepkisi vermesi için başlı başına bir neden olabilir. Ancak piyasadaki en büyük çekince ise kur ve enflasyondaki sert yükselişlere Merkez Bankası’nın bu yıl gerçekleşecek en az 2 seçim öncesi politika tepkisi vermeyebileceği endişesi. “Enflasyon beklentilerindeki bozulma çok belirgin.” diyen Garanti Yatırım Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç piyasaları şöyle yorumladı: “Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 5,3 seviyesinde. Erişilebilir gözükmüyor. Normal şartlar altında böylesi bir durumda Merkez Bankası’nın yüzde 7,75 olan koridorun üst bandını yükseltmesi gerekir. Fakat son dönemde gelen açıklamalar bu tarz bir aksiyon gelmeyeceğine işaret ediyor.” Analistler, son dönemde TL’nin negatif ayrışmasında politik etkenlerin bir neden olduğuna ancak tek nedenin de bu olmadığına dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde yükselen reel faizlere karşın düşük politika faizleriyle idare etmeye çalışan ülkelerin para birimlerinin cazibesinin ortadan kalktığını belirten bankacılar, Türkiye’nin de buna iyi bir örnek olduğu görüşünde hemfikir. Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler de düşük ya da negatif reel faiz sunarken Türkiye’nin bu ülkelerin aksine faiz artırmama konusundaki kararlı açıklamaları TL’nin cazibesini daha çok yitirmesinde önemli bir etken olarak gösteriliyor. Nitekim Brezilya Merkez Bankası politika faizini dün 50 baz puan ile beklentilerin üzerinde artırarak yüzde 10’dan yüzde 10,50’ye yükseltti. Ekonomideki zayıflığın devam etmesine rağmen alınan bu karar art arda gelen yedinci artırım oldu. Tahvil bono piyasasında ise 7 Ekim 2015 itfalı gösterge tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanış yüzde 10,04; 10 yıllık gösterge tahvil ise spot kapanışta yüzde 10,16 oldu. Öte yandan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci son dönemde kurdaki yükselişin ekonomiye çok zarar vermeyeceği yönünde açıklamalar yaptı.Fenerbahçe hisseleri yüzde 8,38 düştüYargıtay’ın şike kararını onama kararıyla birlikte Fenerbahçe Kulübü’nün hisseleri borsa işlem günün sonunda yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL geriledi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, futbolda şike davasında Aziz Yıldırım’a verilen hapis cezalarını onaması sonrası, Fenerbahçe Kulübü hisseleri de günün sonunda en çok değer kaybedenler arasında beşinci sırada yer aldı. Günün sonunda borsada Sarı - Lacivertli kulübün hisseleri yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL’ye kadar geriledi.
Zaman
Ekonomi
18.01.2014
Dolar222TLEuro3TLDolar 222 TL Euro 3 TL
Dolar 2,22 TL, Euro 3 TL
Zaman
18.01.2014
02:10
Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alımını azaltmayı sürdüreceği beklentisi piyasalarda etkisini sürdürüyor. Dolar dün 2,22 TL’ye çıkarken Euro 3 TL oldu. Bir günde yüzde 0,6 değer yitiren TL, gelişmekte olan ülkeler arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Liradaki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul da günü yüzze 1,81 kayıpla kapattı.Amerikan Merkez Bankası FED’in tahvil alımı azaltımına başlamasının gelişmekte olan ülke piyasalarına etkisinin yanı sıra siyasi tansiyon ve yükselen kur ve enflasyona Merkez Bankası’nın politika tepkisi vermeyeceği endişesiyle kur yeni tarihi zirvesini test etti. TL dün gelişmekte olan ülke para birimleri arasında en çok değer kaybeden para birimi oldu. Dolar karşısında TL dün yaklaşık olarak yüzde 0,6 değer yitirdi. Bankacılar Türkiye piyasalarından 250 milyon doların üzerinde sıcak para çıkışı olduğunu söyledi. Dolar/TL 2.2231 ile tarihi zirveyi test ederken sepet bazında TL ise 2,6202’ye kadar yükseldi. Merkez Bankası kapanış kurlarına göre gösterge dolar kurunu 2,2084/2,2124 TL, Euro kurunu 3,0023/3,0077 TL olarak açıkladı. TL’deki hızlı kaybın ardından Merkez Bankası pazartesi günü yapacağı döviz ihalesi tutarını en az 100 milyon dolar olarak açıkladı. TL’deki zayıflığın etkisiyle Borsa İstanbul günü yüzde 1,81 değer kaybıyla tamamladı ve gelişmekte olan ülke endeksleri arasında en kötü performansı gösterdi. Borsa İstanbul dün 65.635 puandan kapandı. Yine şike davasının Yargıtay’da onanmasından sonra Fenerbahçe’nin Borsa’daki hisseleri de günü yüzde 8,38 düşüşle tamamladı. Yine dün açıklanan Merkez Bankası beklenti anketi de önümüzdeki döneme ilişkin enflasyon beklentilerinde belirgin bir bozulmaya işaret etti. Anket sonucuna göre 2014 yıl sonu beklentisi yüzde 7,44’e yükselirken, 12 ay sonrasına ilişkin beklentiler yüzde 6,74’ten yüzde 7,06’ya çıktı. 24 aylık beklenti de yüzde 6,37’den yüzde 6,50’ye yükseldi. 24 aylık beklentilerin de bozulması bankacılara göre Merkez Bankası’nın son gelişmelere politika tepkisi vermesi için başlı başına bir neden olabilir. Ancak piyasadaki en büyük çekince ise kur ve enflasyondaki sert yükselişlere Merkez Bankası’nın bu yıl gerçekleşecek en az 2 seçim öncesi politika tepkisi vermeyebileceği endişesi. “Enflasyon beklentilerindeki bozulma çok belirgin.” diyen Garanti Yatırım Başekonomisti Gizem Öztok Altınsaç piyasaları şöyle yorumladı: “Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 5,3 seviyesinde. Erişilebilir gözükmüyor. Normal şartlar altında böylesi bir durumda Merkez Bankası’nın yüzde 7,75 olan koridorun üst bandını yükseltmesi gerekir. Fakat son dönemde gelen açıklamalar bu tarz bir aksiyon gelmeyeceğine işaret ediyor.” Analistler, son dönemde TL’nin negatif ayrışmasında politik etkenlerin bir neden olduğuna ancak tek nedenin de bu olmadığına dikkat çekiyor. Gelişmiş ülkelerde yükselen reel faizlere karşın düşük politika faizleriyle idare etmeye çalışan ülkelerin para birimlerinin cazibesinin ortadan kalktığını belirten bankacılar, Türkiye’nin de buna iyi bir örnek olduğu görüşünde hemfikir. Brezilya, Hindistan, Endonezya gibi ülkeler de düşük ya da negatif reel faiz sunarken Türkiye’nin bu ülkelerin aksine faiz artırmama konusundaki kararlı açıklamaları TL’nin cazibesini daha çok yitirmesinde önemli bir etken olarak gösteriliyor. Nitekim Brezilya Merkez Bankası politika faizini dün 50 baz puan ile beklentilerin üzerinde artırarak yüzde 10’dan yüzde 10,50’ye yükseltti. Ekonomideki zayıflığın devam etmesine rağmen alınan bu karar art arda gelen yedinci artırım oldu. Tahvil bono piyasasında ise 7 Ekim 2015 itfalı gösterge tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanış yüzde 10,04; 10 yıllık gösterge tahvil ise spot kapanışta yüzde 10,16 oldu. Öte yandan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci son dönemde kurdaki yükselişin ekonomiye çok zarar vermeyeceği yönünde açıklamalar yaptı.Fenerbahçe hisseleri yüzde 8,38 düştüYargıtay’ın şike kararını onama kararıyla birlikte Fenerbahçe Kulübü’nün hisseleri borsa işlem günün sonunda yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL geriledi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, futbolda şike davasında Aziz Yıldırım’a verilen hapis cezalarını onaması sonrası, Fenerbahçe Kulübü hisseleri de günün sonunda en çok değer kaybedenler arasında beşinci sırada yer aldı. Günün sonunda borsada Sarı - Lacivertli kulübün hisseleri yüzde 8,38 değer kaybederek 30,60 TL’ye kadar geriledi.
Zaman
Ana Sayfa
18.01.2014
Dolar222TLEuro3TLDolar 222 TL Euro 3 TL
Turhan Bozkurt - Emanet dövizle 'değerli yalnızlık' olmaz
Zaman
03.01.2014
01:51
Türkiye, komşuları ile yürüttüğü sıfır sorun politikasında açmazlara düştü. Amerika ve AB ile gerilen ipler kamuoyuna ‘değerli yalnızlık’ şeklinde takdim edilse de hissiyatı okşayan bu tablonun günün sonunda ülkemize marjinal fayda getirmediği aşikâr.Benzer bir eğilim 2014’ün ilk günlerinde iktisadi sahada görülüyor. 2013’te artan küresel kırılganlıklar bizim gibi üçüz açıkla (cari açık, bütçe açığı ve tasarruf açığı) boğuşan ülkeleri bu sene daha fazla sarsacak. Cari fazla veren, lakin emtia fiyatlarındaki düşüş ve fon çıkışları yüzünden bedel ödeyen Brezilya ve Çin örnekleri endişelenmemiz için yeter de artar. Bu iki ülke Türkiye’ye göre çok iyi durumda olmasına rağmen büyüme hızının yavaşlamasına ve hisse senetlerinin değer kaybetmesine mani olamıyor. Küresel sermayeye en fazla ihtiyaç duyacağımız şu günlerde ‘değerli yalnızlık’ müptelası çevreler ekonomide tehlikeli bir oyun sahneliyor. ‘Faiz lobisi’, ‘dış mihrak’ gibi altı boş kavramlarla cari açığı finanse edenleri hedef alıyorlar. Borsa İstanbul’un yüzde 60’ını elinde tutan, Devlet İç Borçlanma Senetleri’nden (DİBS) alan finansörler, özel sektör ve bankaları da fonluyor. Amerika ve AB’nin toparlanması döviz ihtiyacı had safhada olan Türkiye’yi sıcak para akışında yavaşlama veya kesilme şeklinde etkiliyor. Bir adım sonrası çıkış senaryosudur ki bu hepimiz için kâbus olur. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) Mayıs 2013’te ‘vanayı kısacağız’ duyurusundan beri kur ve faizde tırmanış var. Kriz yönetimine geçilmesi gerekirken kitleleri heyecanlandırmak adına sermaye ürkütülüyor. Çıkış için bahane arayan fonlara hediye bilet veriliyor. Kimseye müdana etmeyiz, diyenler Merkez Bankası (TCMB) döviz rezervlerini sık sık telaffuz ediyor. Peki Merkez’deki yığınak ne durumda? 27 Aralık 2013 itibarıyla 133 milyar dolar brüt rezerv (20,9 milyar doları altın) var. Bankanın toplam döviz varlıklarından döviz yükümlülükleri çıkınca kalan miktar, Merkez Bankası’nın Net Döviz Pozisyonu olarak ifade edilir. Rezervin içinde TL ödeyerek satın aldığı dövizin yanı sıra başkalarına ait döviz de var. Bu çerçevede net rezervin 46 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Peki gelişmiş ekonomilerin yeniden cazibe merkezi haline geldiği, paranın patronlarının dümeni batıya kırdığı şu günlerde bu miktar kâfi mi? Merkez bankalarının tutması gereken rezerv miktarına dair farklı yaklaşımlar var. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre net döviz rezervleri asgari üç aylık ithalat tutarını karşılamalı. Bazı iktisatçılar “dört ila altı aylık ithalatı karşılamalı” görüşünde. Döviz rezervlerinin kısa vadeli dış borçlara oranının en az 1 olması gerektiğini belirten görüş de yaygındır. Oranın yüksekliği, ülkelerin harici şoklara karşı mukavemetini gösterdiğinden ülke risk primini düşürüyor. Aksi durumda risk artar. Güngör Uras’ın dikkat çektiği gibi kısa vadeli dış borç stokuna girmeyen sıcak para var ki yabancılara uçak bileti hediye edenler bunu da hesaba dahil etmeli. Hisse senedi, DİBS ve mevduat kalemlerinde toplam 137 milyar dolar sıcak para stoku var. Brüt rezervlerimiz sıcak para portföyünü bile karşılayabilecek seviyede değil. Döviz ve altın hesaplarının munzam karşılık tutarlarının TL’ye göre daha efektif olması bankalar/katılım bankaları tarafından konan altın ve döviz miktarını yukarı taşıdı. Erdem Başçı ve ekibi faizi artırmadan en düşük maliyetle rezervi güçlendirdiği için takdir edilmeli. Ekibi, döviz rezervlerini küçümsemiyorum. Sadece muhtemel senaryolara karşı bu birikimle ne kadar dayanabileceğimizi bilmekte fayda var. Goldman Sachs dün gelişmekte olan piyasalar raporunu yayınladı. Raporda, “TL/dolar için beklentimiz, 2014’ün ilk üç ayı için 2,1, ikinci üç ayı için 2,2 ve 12 ay için 2,4 olarak ve 2015 için 2,5” tahmini yer aldı. Bir de uyarı yaptı Goldman: “TL büyük dış ve iç açıkların baskısı altında kalacak.” Emanet dövizler bu kadar fazlayken gerçeği görmeyip ona buna sataşmak hepimize zarar verir. Değerli yalnızlığın karşılığı yok. Stratejik işbirliklerine muhtacız. Büyük bir dalga geliyor ve kaptanın manevra için fazla vakti kalmadı.
Zaman
Köşe Yazıları
03.01.2014
TurhanBozkurt-Emanetdövizle değerliyalnızlıkolmazTurhan Bozkurt - Emanet dövizle değerli yalnızlık olmaz
Üç büyükler borsada kayıpları oynuyor
Zaman
18.12.2013
13:18
Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray hisselerinin borsadaki seyirlerini inceleyen İntegral Menkul Değerler Analisti Tuğba Özay, yılbaşından bu yana yaşanan kayıpların, yatırımcıların aklında pek çok soru işareti oluşturduğuna dikkat çekti.Hisseleri BIST 100’de işlem gören üç spor kulübünün mali sonuçlarındaki olumsuzlukların henüz düzeltilemediğine dikkat çeken Özay, kulüplerin sermayelerini güçlendirebilmek amacıyla çeşitli stratejiler izlemeye devam ettiklerini söyledi. Bu kapsamda Fenerbahçe’nin geçtiğimiz haftalarda 200 milyon TL’lik tahvil ihracı başvurusunda bulunduğuna dikkat çeken Özay, Bedelli sermaye artırımlarına devam eden Galatasaray, geçtiğimiz ay Odeabank ve FXTCR ile sponsorluk anlaşması imzalayarak sermayesini güçlendirdi. Ancak izlenen bu politikalar kulüplere sadece geçici çözüm sağlıyor. diyerek, şunları söyledi:Marka değerleri sıralamasında ilk 50’de üç spor kulübü olmasına rağmen, bu kulüplerin mali yapılarındaki bozukluklar çoğu zaman fon sağlama açısından da sorun yaratıyor ve kulüplerin şirketlerinin yeni sermaye artırımları önünde en önemli engeli oluşturuyor. Sürekli para kaybeden, sürekli kulüple ve diğer ilgililerle ilişkili işlem peşinde koşan şirketlere kim niye para yatırsın ve hissedar olsun sorusu yatırımcıların aklından çıkmıyor.ŞAMPİYONLAR LİGİ’NDE TARAFTARINI SEVİNDİREN GALATASARAY YATIRIMCISINI SEVİNDİREMEDİŞampiyonlar Ligi’nde yoluna devam eden Galatasaray’ın yılbaşından bugüne yüzde 34,62 değer kaybederek yatırımcısını taraftarı kadar sevindiremediğini söyleyen Özay, Galatasaray hissesine baktığımızda yılbaşı itibarıyla ön plana çıkan satışların mayıs ayı itibarıyla ivme kazandığını ve kayıpların arttığını görüyoruz. dedi.Eylül ayında 23,40 seviyelerinden toparlanma eğilimine geçen hisse için Şampiyonlar Liginin umut ışığı olduğunu belirten Özay, Galatasaray oldukça güçlü takımlarla karşı karşıya gelecek olsa da takımın yarı finale kalması Galatasaray’ın marka değerini yükseltmenin yanında yatırımcısının da kazanmasına imkan tanıyabilir. Ancak yine de mevcut mali koşulları sebebi ile yüksek kazançlar beklemek çok mümkün görünmüyor. diye konuştu. FENERBAHÇE YATIRIMCISI GALATASARAY YATIRIMCISINDAN DAHA AZ KAYBETTİFenerbahçe’nin durumunun da Galatasaray’dan çok farklı olmadığını vurgulayan Özay, Geçtiğimiz ay 200 milyon TL’lik tahvil ihracı başvurusu yapan kulüp, yıl içerisinde sermayesini güçlendirmek için çeşitli yollar denese de 2012 yılı ocak ayından bugüne kayıplar yüzde 20 seviyelerinde. diyerek, şunarı söyledi:Ara transfer döneminin başlamasına kısa bir süre kala Fenerbahçe’nin adı birçok yıldız oyuncuyla birlikte anılsa da teknik direktör, gelecek yeni isimlerin mali dengeleri bozabileceği endişeleri nedeni ile yeni transfere sıcak bakmıyor.VODAFONE ARENA ANLAŞMASI BJK HİSSESİNİ YÜKSELTTİYıla yatay başlangıç yaparak başlayan Beşiktaşta ise yaz aylarında ortalamanın 1,40 seviyelerinde olduğunu söyleyen Özay, Lig başlayınca 2,92 seviyelerine yükselen hisse yatırımcısını sevindirirken, bu yükselişte hiç şüphesiz Vodafone ile yapılan anlaşma büyük rol oynadı. Geçtiğimiz günlerde Galatasaray gibi sermaye artırımına giden Beşiktaşta yılbaşı itibarıyla kayıplar yüzde 7,44 seviyelerinde olsa da Fenerbahçe ve Galatasaraya göre daha kârlı olduğunu söyleyebiliriz. dedi.Bu arada Şampiyonlar Ligi’nde yoluna devam eden Manchester United’ın yılbaşı itibarıyla yüzde 23,53’lük kazanç ile yatırımcısını sevindirdiğini kaydeden Özay, 837 milyon dolarlık marka değeri ile de Bayern Münih’ten sonra ikinci durumda bulunan Manchester United, Şampiyonlar Liginde Galatasarayı zorlayabilecek takımlardan. Alman ekibi Borussia Dortmund da Manchester United gibi yatırımcısına kazandırmaya devam ediyor. Borussia Dortmundda yılbaşı itibarıyla kâr yüzde 36,60 seviyelerinde bulunuyor. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.12.2013
ÜçbüyüklerborsadakayıplarıoynuyorÜç büyükler borsada kayıpları oynuyor
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
02:03
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
01:54
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
Güncel
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Üniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Zaman
19.11.2013
01:53
Meclis gündeminde olan ‘tam gün’ düzenlemesi, üniversite dışında çalışmanın şartlarını da belirleyecek. Buna göre bağlı bulunduğu üniversiteye her ay 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocalar, özel sektörde çalışabilecek. Özel hastaneler, başarılı profesörlere teklif götürmeye başladı bile. Çapa ve Cerrahpaşa ilgide ilk sıralarda.Sağlık Bakanlığı’nın bu hafta Meclis’e sevk etmeyi planladığı ‘tam gün’ düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya izin çıkacak. Hocanın dışarıdan kazandığı yara, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük, kazancın yarısını hocaya verecek. Ancak özel sektörde çalışacak hoca sayısı her bölümdeki hocanın yarısı kadar olacak. Sağlık Bakanlığı’nın bu önerisine karşılık üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca, saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Hocaların kazanacağı paranın yarısını alacak olan üniversiteler, bu parayı tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak. Özel sağlık kuruluşları, Çapa ve Cerrahpaşa Tıp’taki hocaları yakın takibe almış durumda.Üzerinde çalışılan tam gün düzenlemesiyle üniversite dışında çalışabilecek tıp fakültesi hocalarının şartları belli oluyor. Üniversitesine ayda en az 32 bin lira gelir getirmeyi garanti eden hocaya çalışma izni çıkacak. Özel sektörde çalışacak hoca sayısı ise her bölümdeki toplam hocanın yarısı kadar olacak. Üniversiteler, belirlenen rakamın 16 bin liraya çekilmesini istiyor. Mevcut durumda bir üniversite hocasının mesai saatlerinde 16 bin, mesai saati dışında da 16 bin olmak üzere alabileceği tavan ücret 32 bin lira olarak belirleniyor. Sağlık Bakanlığı bunu gerekçe göstererek dışarıda çalışabilmek için 32 bin lirayı alt limit olarak istiyor. Hocanın dışarıdan kazanacağı para, üniversite rektörlüğüne gidecek. Rektörlük kazancın yarısını hocaya verecek. Hâlihazırda üniversitelerin birçoğu ekonomik işletim sistemi sıkıntılı olduğundan belirlenen tavan fiyatları hocalara veremiyor. Yeni dönemde ise, “Biz hocalara bu paraları veremiyoruz. Bizim adımızla dışarıda çalışmaları daha uygun olur” düşüncesi ağır basıyor. Dışarıda ayda en az 32 bin lira kazanacağını taahhüt eden hoca saat 14.00’ten sonra üniversiteden ayrılabilecek. Fakat bu saate kadar hasta bakması gerekecek. Özel sektörde çalışacak olan hocaların seçilmesinde ilk adım, performans. Yani üniversitede daha çok çalışan özel sektöre daha çok gidebilecek. Fakat bu konu henüz netleşmedi. Hocaların dışarıda çalışmasıyla kazanacağı paraların yarısını alacak olan üniversiteler, paraları tıp fakültelerinin iyileştirilmesi için kullanacak.Yeni dönemde özellikle marka değeri olan hocaların hepsinin dışarıyla sözleşme imzalayacağı aktarılıyor. Fakat hocaların dışarıda hem Sosyal Güvelik Kurumu (SGK) kapsamında hem de özel statüyle çalışabilecek olması önemli bir sorun teşkil ediyor. Çünkü hoca, hastaya SGK kapsamında bakarsa alabileceği fark ücreti belli olacak. Fakat özel hasta statüsünde bakılırsa alınacak paraların artacağı aktarılıyor. Bu da vatandaşı mağdur edecek. Özel sağlık kuruluşları ise üniversite hocalarına teklif götürmeye başladı. İstanbul’da özellikle İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Çapa ve Cerrahpaşa tıp fakültelerindeki hocalar yakın takibe alınmış durumda. Düzenlemenin kamudaki hocaları da kapsayabileceği konuşuluyor. Fakat Sağlık Bakanlığı buna sıcak bakmıyor. Diğer yandan üniversiteler dışarıya gidemeyen hocalar için de mesai sonrası hasta baktıracak, ameliyat yaptıracak. SGK son yayınladığı fiyat düzenlemelerinde belirli kalemlerde mesai sonrası aynı özel hastaneler gibi fark ücreti alınabileceğini kararlaştırmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
19.11.2013
Üniversiteye32binTLkazandırantıphocasıözeldeçalışabilecekÜniversiteye 32 bin TL kazandıran tıp hocası özelde çalışabilecek
Başörtülü sayısı artmadı, görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:51
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN…Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİMDemokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “B
Zaman
Güncel
07.11.2013
BaşörtülüsayısıartmadıgörünürhalegeldiBaşörtülü sayısı artmadı görünür hale geldi
Başörtülü sayısı artmadı, görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:50
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN…Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİMDemokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “B
Zaman
Ana Sayfa
07.11.2013
BaşörtülüsayısıartmadıgörünürhalegeldiBaşörtülü sayısı artmadı görünür hale geldi
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:48
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldquo
Zaman
Güncel
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:48
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldquo
Zaman
Ana Sayfa
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı
Zaman
07.11.2013
13:45
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı.Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise &ldqu
Zaman
Son Dakika
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadıHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı
Hayrünnisa Gül: Başörtülü sayısı artmadı; sosyal hayatta daha görünür hale geldi
Zaman
07.11.2013
13:36
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül, New York Times eski yazarı tecrübeli gazeteci Marvine Howe’a verdiği mülakatta çarpıcı açıklamalarda bulundu. 6 Haziran’da gerçekleşen röportajdan kesit ve değerlendirmelerin de yer aldığı 13 sayfalık makale, ‘Middle East Policy’ dergisinin sonbahar sayısında yayınlandı. Hayrünnisa Gül, mülakatta Gezi olaylarından Türkiye’deki başörtüsü sorununa, yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerinden, bir Cumhurbaşkanı eşi olarak hislerine dair pek çok konuda sorulan sorulara çarpıcı cevaplar verdi.YENİ NESİL, BİZİM ÇEKTİĞİMİZ SIKINTILARI ÇEKMEDİĞİ İÇİN… Gezi Parkı eylemlerinin sıcak gündeminde yapılan görüşmede First Lady, protestolarda yer alan genç neslin 1970, 80 ve 90’lardaki zorlukları yaşamaması sebebiyle demokratik ve ekonomik kazanımların değerinin pek farkında olmadığını ifade ediyor. Gül, “Şu an 20’li yaşlarda olan gençler, AK Parti hükümeti 10 yıl önce göreve geldiği zaman daha çocuktu. Yüksek enflasyonu, Türk Lirası’nın nasıl gün be gün değer kaybettiğini ve insanların başka para birimlerini kullanmaya yöneldiğini, kaç bankanın iflas ettiğini, insanların nasıl devalüasyon yüzünden fakirleştiğini hatırlayamazlar. AK Parti öncesi Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, pek çok bölgede ilan edilmiş olağanüstü hali ve kısıtlı ifade özgürlüğünü hatırlayamazlar.” ifadelerini kullanıyor.Türkiye’nin son on yılda el ettiği kazanımları hatırlatan Hayrünnisa Hanım, “Türkiye şu an daha zengin. Durum normalleşti, yasaklar kalktı, tabular yıkıldı ve bu diğer ülkeler için bir örnek. Pek çok şey başarıldı. Demokrasimiz pek çok engeli aştı.” diye konuşuyor.GEZİ OLAYLARINDA, ACABA GERİ Mİ GİDİYORUZ DİYE ENDİŞELENDİM Demokrasilerde protestoları normal karşılayan Hayrünnisa Gül, protestocuların şiddete bulaşmaması, barışçıl olması gerektiğini vurguluyor. Gezi Parkı sebebiyle yaşanan şiddete dikkat çeken Gül, “Dürüst konuşmak gerekirse, sokaklarda şahit olduğumuz şiddet görüntülerini yeni Türkiye ile tevil edemiyorum. Beni üzdü, endişelendirdi ve merak ettim; acaba geri mi gidiyoruz ve tüm çabalarımız beyhude miydi?” ifadelerini kullanıyor.BAŞÖRTÜLÜLER SOSYAL HAYATTA DAHA GÖRÜNÜR HALE GELDİMarvine Howe’un, laiklerin “eski İstanbul’a oranla daha fazla başörtülü görüldüğü” iddiasını hatırlatması ve buna paralel olarak “gösterilerin sebebinin AK parti döneminde Türkiye’nin İslamileşmesi olup olamayacağı” sorusuna ise Hayrünnisa Gül şu cevabı veriyor: “Bilakis! Eskisinden daha fazla başörtülü yoktu; başörtülü kadınlar daha fazla aktif olmaya başladı ve bunun sonucu olarak da sosyal hayatta daha görünür hale geldiler.”Genel olarak kadın haklarıyla ilgili düşünceleri sorulan Hayrünnisa Gül, cevabında, Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını pek çok Avrupa ülkesinden önce 1934’te edindiğini hatırlatıyor. Günümüzde Türk kadınının sosyal hayatın aktif bir parçası” olduğuna değinen Gül, “Çalışan kadın sayısı hızla artıyor. Her alanda başarılı kadınlar var. Eşimin daha önceki Dışişleri Bakanlığı görevi sebebiyle pek çok kadının diplomat ve elçi olarak hizmet verdiğini biliyorum. Ticarette daha fazla başarılı kadın var ve akademik kadroların hemen hemen yarısı kadınlar tarafından doldurulmuş durumda.” diye ilave ediyor.KADINLAR KARAR MEKANİZMASINDA AKTİF DEĞİLAncak tüm bunların yeterli olmadığını vurgulayan First Lady, kadınların karar mekanizmasında aktif olarak yer aldığını söylemenin mümkün olmadığının altını çiziyor ve ekliyor: “Kadınlar özellikle politika ve bürokraside az temsil ediliyorlar. Daha çok kadın bakan, milletvekili ve belediye başkanımız olmalı. 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde sadece iki kadın vali olması bizi düşündürmeli.”Hayrünnisa Gül, Ağustos 2012’de çıkarılan “Aile’yi koruma ve kadına karşı şiddeti önleme kanunu”na da değinerek zarar görenlerin sığınabilecekleri merkezler oluşturulduğuna işaret ediyor.ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDET SARMALINDAN ÇIKARMALIYIZDünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadına karşı şiddette artış olduğuna dikkat çeken Gül, bunun sebebini şöyle açıklıyor:“Ahlaki değerlerde ciddi bir erozyon var. Geçmişte ailenin değişik kuşaklara mensup üyeleri sevgi ve saygı atmosferi içerisinde birlikte yaşardı. Aileler küçüldükçe, şehirlerde yaşamaya başladıkça ve hayat zorlaştıkça bu fırsat ortadan kayboluyor. Ayrıca filmler ve bilgisayar oyunları aracılığıyla çocuklara sorunları çözme yöntemi olarak şiddeti gösteriyoruz. Barış dolu bir dünya istiyorsak, şahsi düşünceme göre, çocuklarımızı bu şiddet sarmalının dışına çıkarmalıyız. ABD ve Norveç’teki okul saldırılarını büyük bir üzüntüyle izledik.”AİLE KONUSUNDA İNSANLARA EMPOZEYE KARŞIYIMGül, kürtaj uygulaması hakkında ise “Bir hayata son vermeyi hayal edemiyorum fakat bu, kadının kendisine bağlı olmalı. Tabii ki aile planlamasına karşı değilim. Kendi özgürlüğüme düşkünüm. Bir şey yapmaya zorlanırsam, bu üzerimde ters bir etki yapar. İnsanlara, bu şöyle ya da böyle olm
Zaman
Son Dakika
07.11.2013
HayrünnisaGülBaşörtülüsayısıartmadı;sosyalhayattadahagörünürhalegeldiHayrünnisa Gül Başörtülü sayısı artmadı; sosyal hayatta daha görünür hale geldi
Selim Işıklar - Borsa, haftaya iyi gelişmelerle başlıyor
Zaman
20.10.2013
01:56
Açıkçası Amerika’nın borç tavanı konusunda yine son dakikada anlaşma sağlanacağı zaten bekleniyordu.Ancak yine de piyasalarda sürprizle karşılaşmamak için bayram öncesi temkinli bir kapanış oldu. 17 Ekim’de beklenildiği gibi borç tavanı konusunda 15 Ocak’a kadar süre uzatımı sağlanması borsalarda alım rüzgârı estirdi. Avrupa ve ABD borsaları bu haberleri yükselişlerle karşıladı. Asya borsalarında ise Çin büyüme verisi kaynaklı artışlar dikkat çekti. Bayram öncesinde zaten toparlanma yaşayan ve 76 bin puanın üstünde kapanan Borsa İstanbul, bu haftaya büyük ihtimalle yükselişle başlayacak. Borsa endeksinin teknik olarak 77 bin puan sınırını aşması durumunda yükselişini sürdürmesini bekliyoruz. Endeksin, yaklaşan bilançolar sebebiyle yine 80 bin puan sınırında satışlarla karşılaşması muhtemel. Eylül sonunda doların kapanışı 2 liranın üzerinde yapması, şirket bilançolarında özellikle dolar yükümlülüğü fazla olanlar üzerinde negatif baskı yapacak. Bankaların da açık pozisyonda olanları bu açıdan önceki bilançolara oranla olumsuz etkilenebilir. Tam tersi durum, döviz fazlası olan şirketler açısından olumlu etki yapsa da bu şirketlerin sayısının iki elin parmaklarını geçmiyor olması dikkat çekici. Ekim başından bu yana gözler ABD borç tavanı sorununa çevrildiğinden, eylülde yoğun alım yapan yabancı yatırımcılar iki haftalık sürede net satıcı pozisyondaydılar. Ama son gelişmelerden sonra 31 Ekim’de yapılacak ABD Merkez Bankası (FED) toplantısı öncesi yükselişlerde nasıl bir pozisyon alacaklar? Endeksin 80 bin puanı görüp göremeyeceği FED’e bağlı. Türkiye piyasaları hazirandan ağustos ayının son haftasına kadar çok iyi performans gösteremedi. Bu süre zarfında Borsa 93 bin puandan 64 bin puana gerilerken, faizler yüzde 4,6’dan yüzde 10 seviyelerine kadar yükselmişti. Önemli bir güven kaybına sahne olan piyasalarımızda dolar 2 lirayı aşarak 2,1 TL’ye kadar yükselmişti. ABD Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını azaltacağı beklentisi, ABD 10 yıllık faizinin yüzde 1,6’dan yüzde 3’lere kadar yükselmesi ve yerel para birimlerinin dolar ve Euro karşısında yüzde 30’lara varan değer kayıpları da bu olumsuz havanın etkisiyle gerçekleşmişti. Ağustos ayında Suriye ile gerilimin artması da ayrıca bu olumsuz havayı etkileyen unsurlar olmuştu. Gelinen son durumda Suriye konusunda sıcak gelişme gözükmüyor. FED konusunda ise veriler ve gelişmeler FED yetkililerinin elini kolunu bağlıyor. Aslında FED tahvil azaltımlarına başlarsa para zannedildiği gibi gelişmekte olan piyasalardan kaçmayacak ve korkulan olmayacak. Ama yabancı yatırımcılar, risk iştahının arttığı durumlarda bu beklentiyi satın almak istemiyor. Bu sebeplerle önümüzdeki iki ay, daha çok dış piyasalardaki gelişmelere paralel şekillenecek. Bu sürede şirketlerden gelecek bilanço, sermaye artırımı ya da birleşme-satın alma, satış haberleri hisse bazında önemli dalgalanmalara yol açabilir. Geleneksel olarak son üç ayda borsalar yükseliş yaşarlar. Çok önemli gelişme olmazsa endeks bu sürede 80 bin puanı aşmaya ve 70 bin puanın üzerinde kalmaya çalışacak. Altın fiyatlarında son dönemdeki artışın ardından dünyada madencilik şirketleri yükselirken, kötü gelen üçüncü çeyrek bilançoları sebebiyle bazı banka ve bilişim sektörü şirketlerinde kayıplar yaşandı. Önümüzdeki haftaya bu beklentilerle olumlu başlamasını beklediğimiz Borsa 77 bin puanı aşarsa 80 bin puanı hedefleyecek. 77 bin puan aşılamazsa 75-74 bin puan aralığında destek bulacaktır.Dolar zayıflayınca altın yükselişe geçti17 Ekim’de ABD borç krizinin beklenildiği gibi sorunsuz halledilmesi aslında altın fiyatlarını aşağı çekmesi gereken bir gelişmeydi. Ancak bunun tam tersi şekilde altın yükselişe geçti. Ons hafta içinde 1.250 doları görmüştü. Ancak çözüm haberinin ardından birden ons fiyatı yükselerek 1.324 dolar seviyelerine kadar çıktı. Bu yükselişin arkasında ABD’nin yaşadığı güven kaybı kadar, FED’in 31 Ekim’de alacağı kararlarda yine tahvil azaltımını bir sonraki toplantıya bırakacağı tahminleri olduğunu düşünüyorum. Bir yandan dolardaki kayıplar, diğer yandan ise işsizlik ve enflasyona bağlı olarak azaltılacağı beklenilen tahvil alımlarına yönelik beklentilerde değişiklik olmayışı mevcut durumun korunmasında etkili gözüküyor. Altın her perşembe ve cuma olduğu gibi en az 60 dolarlık bir dalgalanma yaşadı. Ancak yükselişin suni olduğu konusunda şüphelerim var. Açıkçası Euro/dolar paritesinde son ayların en yükseği olan 1.37 seviyesine yaklaşılması da altın fiyatlarının yükselişinde önemli bir sebep. Sonuç olarak önümüzdeki hafta açıklanacak veriler ve ekim ayının son haftasındaki veriler FED toplantısına ışık tutacaktır. Şimdilik her şey sütliman gibi Çin’in yüzde 7,8’lik büyüme haberleri de bu havaya destek veren diğer önemli gelişme. Teknik olarak 1.325
Zaman
Köşe Yazıları
20.10.2013
SelimIşıklar-BorsahaftayaiyigelişmelerlebaşlıyorSelim Işıklar - Borsa haftaya iyi gelişmelerle başlıyor
Arınç'tan TÜSİAD'a sert cevap
Zaman
24.09.2013
20:52
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Erkut Yücaoğlunun, Türkiyenin ekonomi ve politika alanlarında anlatacak yeni hikayesi kalmadı sözlerine cevap verdi. Arınç, Çok akıllı olduğunu söyleyenler bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu, IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenler de bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. dedi.Arınç, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) meclis toplantısına katıldı. Ekonomide devletçilik döneminin sona erdiğini belirten Arınç, şunları dile getirdi: Ekonomi insani faaliyetlerle yükselir. Sadece devlet buna destek verir. Devletin eski süt fabrikaları vardı. Her birini hatırlarsınız. Biz şimdi artık bunların hiçbirisini düşünmüyoruz. Yani devlet bu sektörlerden elini çekti ve çekmeli. İdeolojik anlamda devletçilik konumunu benimseyenler vardır. Bizim hükümetimiz bunu çok geride bıraktı. Okların sayısına baktığımız zaman pek çok şeye sahip olduklarını söyleyen siyasi partiler, devletçiyiz diyebilirler. Onlar bile karma ekonomiye geçti. 11 yıllık hükümetimiz zamanında başarılı olduğumuzu söylüyorum.TÜSİADA CEVAPÜlke ekonomisi hakkında bilgi veren Arınç, büyüme konusunda Çin ve Arjantin ile yarıştıklarını dile getirdi. Avrupanın daralma içinde olduğunu hatırlatan Arınç, şöyle konuştu: Biz 2,5tan 4,5a kadar giden ve inşallah 5in altına düşmeyecek bir büyüme içindeyiz. Biz kriz döneminde bile yatırımları kısmadık. Biz yatırımlara devam edecek işçi de çıkartmayacağız, öz kaynaklara yöneleceğiz. IMF ile irtibatı kesecek noktaya geldik. Çok akıllı olduğunu söyleyenler, bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu: IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenlerde bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. Bunlar ülke ekonomisinin iyi olduğunu gösteriyor, ama dünya ölçeğinde kırılmalar var. Akıllıyız, her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Geçenlerde Sayın Babacan bahsetti, tasarruf üzerinde çok durdu. Ben de zaten tasarrufu çok severim. Tasarruf bir ülkeyi ayakta tutar, aynen bir aileyi ayakta tutuğu gibi. İktisat berekettir. Lüks tüketim sıkıntıları beraberinde getirir. Şu an Türkiyenin tasarrufu yüzde 13 seviyelerinde, bu çok az.EMEKLİLİK KONUSUNDAKİ DESTEKLERLE 24 MİLYAR DOLAR PARA TOPLANDIBireysel emeklilik konusundaki desteklerle 24 milyar dolar para toplandığını belirten Arınç, şöyle devam etti: Eğer biz bu özendirmeyi yapmasaydık bu paralar toplanmayacaktı. Bunun gibi yeni şeyler yapmamız lazım. Çinde tasarruf çok uç bir noktada. Çünkü Çinde emeklilik yokmuş. Adam kazanıyorsa bir yere koymak zorunda. Koyduğunu da fonlar değerlendiriyor. Biz o kadar zalim bir ülke değiliz. Emekliliği kaldıracak değiliz. O insanlar da keyifle bunu yapıyor değil. Ben Çinde emekliliğin olmadığını yeni öğrendim. Biz gönüllü tasarruf yapalım. Bursada Sağlık Serbest Bölge kurulması konusunda yasal düzenlemeler gerektiğini ifade eden Arınç, termalle birlikte ekonomiye büyük canlılık katacağını vurguladı. Bursaya yılda 500 bin turist geldiğini ve bunun 120 bininin dışarıdan geldiğini belirten Arınç, dünyada sayılı merkezlerden olan şehrin bu alanda daha çok atak yapması gerektiğinin altını çizdi. Arınç, üniversitenin de önemli olduğunu belirterek, şehirdeki üç üniversiteye ilaveten Bursada yeni bir vakıf üniversitesi olarak BTSO üniversitesinin kurulması gerektiğini kaydetti.60-90 KİŞİLİK YERLİ UÇAK ÜRETİLECEKBölgesel uçak tipleri konusunda 60 kişilik 90 kişilik milli uçak projesine başlayacaklarını ifade eden Arınç, Bu konuda Bursa sanayicisinin öncülüğüne ihtiyacımız var. İddiası olan bir ülke, yerli bir araç üretmek anlamında diyebilmeli. Uçak hedefinin en önemli merkezi belki de burası. 300 hava şirketinden THY ilk üçte. Şimdi 300 noktaya uçuyor. Yerli üretim bir bölgeyi ayağa kaldırır. Yerli uçak üretimi konusunda bu işi sıfırdan yapacağız. Bu da bu yılın sonunda mı olur bilemiyorum. diye konuştu. BURKAY: ART NİYETLİLERİN TÜRKİYENİN HUZURUNU BOZMASINA G
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
ArınçtanTÜSİADasertcevapArınçtan TÜSİADa sert cevap
Çamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Zaman
21.09.2013
13:11
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), 11. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nı bu yıl Şanlıurfa’da gerçekleştirdi. Tüm bölgelerden 300 işadamının katıldığı toplantıda konuşan TUSKON Başkanı Rızanur Meral, iş dünyasına önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin üretmeden ayakta kalamayacağına dikkat çeken Meral, “Bu sadece Türkiye için değil, dünya için geçerli. Üzülerek söylüyorum, çamaşır suyumuzu bile ithal ediyoruz. Türkiye’nin üretmekten başka çaresi yok. Kendi ürünümüze güvenmemiz şart.” dedi.TUSKON Başkanı Meral, Türk ekonomisinin, FED Başkanı Ben Bernanke’nin sözlerine bağlı olmaması gerektğini ifade etti. Hızlı büyümemize rağmen kırılgan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Meral, Bunun tek nedeni var, dış ticaret açığı. Bunu değiştirmek için sadece Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar yeterli olmaz. Şuurumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu yapabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.TUSKON Başkanı, Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türk ekonomisine etkileri ile ilgili de konuştu. “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi. şeklinde hissiyatını paylaştı. Avrupa’yı ihmal edemeyizRızanur Meral, Avrupa’da yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral sözlerini şöyle sürdürdü, Öncelikle bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır. Meral,Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.
Zaman
Ekonomi
21.09.2013
ÇamaşırsuyunubileithalediyoruzÇamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Çamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Zaman
21.09.2013
13:08
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), 11. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nı bu yıl Şanlıurfa’da gerçekleştirdi. Tüm bölgelerden 300 işadamının katıldığı toplantıda konuşan TUSKON Başkanı Rızanur Meral, iş dünyasına önemli mesajlar verdi. Türkiye’nin üretmeden ayakta kalamayacağına dikkat çeken Meral, “Bu sadece Türkiye için değil, dünya için geçerli. Üzülerek söylüyorum, çamaşır suyumuzu bile ithal ediyoruz. Türkiye’nin üretmekten başka çaresi yok. Kendi ürünümüze güvenmemiz şart.” dedi.TUSKON Başkanı Meral, Türk ekonomisinin, FED Başkanı Ben Bernanke’nin sözlerine bağlı olmaması gerektğini ifade etti. Hızlı büyümemize rağmen kırılgan bir yapıya sahip olduğunu kaydeden Meral, Bunun tek nedeni var, dış ticaret açığı. Bunu değiştirmek için sadece Merkez Bankası’nın uyguladığı politikalar yeterli olmaz. Şuurumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Bunu yapabiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.TUSKON Başkanı, Suriye’de yaşanan gelişmelerin Türk ekonomisine etkileri ile ilgili de konuştu. “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi. şeklinde hissiyatını paylaştı. Avrupa’yı ihmal edemeyizRızanur Meral, Avrupa’da yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral sözlerini şöyle sürdürdü, Öncelikle bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır. Meral,Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.
Zaman
Ana Sayfa
21.09.2013
ÇamaşırsuyunubileithalediyoruzÇamaşır suyunu bile ithal ediyoruz
Meral: Ümitsizliğe kapılmadan Suriye'nin yerini alacak pazarlar bulmalıyız
Zaman
20.09.2013
12:06
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) Yönetim Kurulu Başkanı Rızanur Meral, ümitsizliğe kapılmadan Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturulması gerektiğini söyledi. Meral, Gaziantep’te TUSKON tarafından düzenlenen ‘İş Dünyası Anadolu Buluşmaları’ konulu toplantıya katıldı. Burada iş dünyasına yeni pazarlara açılım yapılması gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunan Meral, toplantı sonrasında gazetecilerin ekonomi gündemiyle ilgili sorularını cevaplandırdı. Türkiye’de sanayi üretimi ile ilgili verilerin olumlu geldiğine dikkat çeken Meral, “Ancak ihracatla ilgili bazı endişelerimiz yok değil. Özellikle çevre ülkelerimizdeki gelişmeler bizleri endişeye sevk ediyor. Ama inşallah bu mevcut durum aşılır ve hedefe inşallah ulaşırız. Şuanda biraz zorlanacağız gibi görünüyor ihracat hedefine ulaşmada.” ifadelerini kullandı. Suriye’de 2,5 seneden bu yana süren savaşın ekonomi anlamındaki etkisi üzerine de değerlendirmede bulunan Meral, “Rüzgar dursa bile, bizler durmak yok küreklere asılacağız. Bu ne demek? Yeni pazarlar bakacağız. Yurt dışındaki fuarlara katılacağız. Gitmediğimiz yerlere gideceğiz ve alternatif pazarlar oluşturacağız. Dünya pazarı çok büyük. Her yerde alıcılar var. Her yerde ithalatçılar var. Bunlar yeni üreticiler arıyorlar. Yeni markalar arıyorlar. Dolayısıyla biz ümitsizliğe kapılmadan, Suriye’nin yerini alabilecek pazarlar oluşturmamız lazım. Bunu yapabiliriz. Zaten TUSKON’un, GÜNSİAF’ın, diğer derneklerin yapmaya çalıştıkları, yaptıkları da bu. Biz Suriye’nin telafi edilebileceğine inanıyoruz. Ama arzumuz ve dileğimiz bir an önce kardeş kavgasının sona ermesi ve tekrar Suriye’nin eski güzel, huzurlu günlere dönmesi.” açıklamasını yaptı. Irak hükümetinin Türkiye’den gelen ürünlere yönelik yaptığı uygulamalarını sorulması üzerine de Meral, “Merkezi Irak hükümeti ile Türkiye arasında siyasal bazı sorunlar yaşandı. Ancak son dönemde buzların erimekte olduğuna dair göstergeler var. Irak Merkezi Meclis Başkanı Türkiye’yi ziyaret etti. Olumlu mesajlar getirdi ve biz şuanda iki tarafta da bu gerilimi düşürmek ve tekrar dostluğu oluşturmak yönünde niyet olduğunu görüyoruz. İş dünyası olarak da bunu memnuniyetle destekliyoruz. Çünkü sulh her zaman hayırdır. Komşularımızla bizim ne kadar iyi ilişkiler içinde olursak, hem dostluk hem kardeşlik hem komşuluk hem de ticari ilişkilerimiz bundan fayda görür diye düşünüyoruz.” cevabını verdi. AVRUPA’YI İHMAL ETME LÜKSÜMÜZ YOK Avrupa pazarıyla ilgili de konuşan Meral, yaşanan krizin ardından burada bir toparlanmaya gidildiğinin altını çizdi. Bazı ülkelerde büyümenin başladığını ancak şu haliyle bile tüketimi ve ithalatının küçük olmadığını belirten Meral, “Bir kere bizim Avrupa’yı hiçbir şekilde ihmal etme küçük görme küçümseme lüksümüz yok. Bu kadar önemli bir komşuyu, bu kadar zengin bir komşuyu bizim ihmal etmememiz lazım. Burayla ilişkilerimizi hem seviyeli hem sıcak tutmamız lazım. Oradaki fırsatlardan istifade etmemiz lazım. Bugün Afrika’nın dünya ticaretindeki toplam payı yüzde 3. Avrupa’nın 4’te 1’i. Yani bu aradaki farkı görebiliyorsunuz. Dolayısıyla hemen başımızdaki Avrupa’daki yüksek fiyatlı yüksek kalite standardındaki ürünler alıcı buluyor ve bunlardan para kazanıyorlar. Dolayısıyla bizim hiçbir yer bizce Avrupa’nın alternatif olarak görülmemeli. Tamamlayıcısı ama Avrupa Avrupa’dır.Dünya ticaret hacmi küçülmüyor büyüyor. Ama ticaretin yapıldığı coğrafyalar değişiyor. Yeni coğrafyaları iyi keşfetmek lazım. Oralara mal satmak lazım. Onun için de çok fazla yurtdışı heyetlere katılmaları lazım. Heyetlerle görüşmeleri lazım. Fuarlara özellikle katılmaları lazım ki kendi ürünlerini tanıtabilsinler. Böylece Türkiye’deki mükemmel ekonomideki iniş çıkışlardan da bölgemizdeki iniş çıkışlardan da küresel dalgalanmalardan en az etkilenecekler diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.Yaklaşan seçim dönemi ile ilgili de bir soruyu cevaplandıran Meral, “Türkiye şimdiye kadar seçimleri hep sağduyuyla kardeşlik havasında yaşadı. Bu seçimi de bu şekilde geçirmemiz lazım. Bu bir demokratik yarış. Bunu farklı mecralara çekmemek lazım. Medeni bir ülke olduğumuzu da göstererek bu demokrasinin önemli sürecini başaracağımıza tüm kalbimle inanıyorum.” diye konuştu. Program sonunda GÜNSİAF Yönetim Kurulu Başkanı Kasım Fincan, günün anısına Merale plaket takdim etti. Toplantıya, Gaziantepte TUSKONa bağlı dernekler, HÜRSİAD, GAPGİAD, SUNDER İşadamları Derneği ve GİKADın yönetici ve üyeleri katıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.09.2013
MeralÜmitsizliğekapılmadanSuriyeninyerinialacakpazarlarbulmalıyızMeral Ümitsizliğe kapılmadan Suriyenin yerini alacak pazarlar bulmalıyız
İskandinav ülkeleri, kadınların yönetimine geçiyor
Zaman
12.09.2013
15:25
Norveçte seçimden zaferle çıkan sağ partilerin iktidara gelmeleri kesinleşti. Bununla birlikte Danimarkadan sonra Norveç de tamamen kadınların yönetimine geçmiş olacak.Danimarka, Sosyal Demokrat Parti Başkanı ve Başbakan Helle Thörning Schmidt, Radikal Parti Başkanı Başbakan Yardımcısı Margrethe Vestager, Sosyalist Parti Başkanı Sosyal Uyum Bakanı Anette Vimhelmsen ve hükümeti dışarıdan destekleyen Birlik Partisi Başkanı Johanne Schmidt gibi 4 kadın tarafından yönetiliyor. Norveçte 9 eylül günü yapılan genel seçimlerden sonra Başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlanan ve hükümeti kurma hazırlıklarına başlayan Muhafazakar Sağ Parti lideri Erna Solberg, aşırı sağ İleri Adım Partisi Başkanı Siv Jensen ve Merkez Partisi Başkanı Liv Signe ile koalisyon hükümeti kurmaya hazır olduğunu ve görüşmelere başladığını söyledi. Seçim uzmanları, İskandinav ülkesi seçmeninin siyasette artık kadın yönetici görmek istediğine dikkat çekerek yakında İsveçte de durumun Danimarka ve Norveçe benzeyeceği yorumu yaptılar.SAĞ PARTİ YABANCILARI EN ÇOK DÜŞÜNEN PARTİSeçimden zaferle çıkan Sağ Partinin Oslo Eyalet Meclisi Milletvekili Mertefe Bartınlıoğlu, partisi ve olası iktidar ortaklarının yabancı düşmanı olduğu iddialarını yanıtlarken şöyle dedi:Sağ Parti; Norveçte göçmenleri en çok düşünen partidir. Örnek verecek olursam, iş müracaatlarında ayrımcılık yapılmasın diye isim belirtilmemesi uygulamasını biz getirdik ve bu sayede daha çok göçmen iş konuşmasına çağrılıp işe alındı. Göçmen gençlere tanınan eğitim imkanları da bizim politikalarımızın ürünüdür.Otobüslerde yaşlı ve özürlüler için kırmızı koltuk uygulaması da benim fikrimdi. Breivik olaylarında aşırı sağcı gruplara karşı gerekli tedbirlerin alınması için en çok mücadeleyi biz verdik ama hükümet gerekli adımları atmadı. Onun için de seçim kaybetti. Erna Solberg, adaletli, göçmenlere sıcak davranan bir liderdir. Ben yeni hükümetin göçmenler için daha yararlı olacağına inanıyorum. Ama ülkeye gelip de suç işeyen özellikle doğu Avrupalı göçmenlere karşı tabi ki bazı önlemler alınması normaldir.GÖÇMENLERİ AYIRMAK OLMAZBaşbakan adayı Erna Solberg, Çarşamba günü başladığı hükümet kurma çalışmaları sırasında göçmenlere fazla değinmeyerek bu kesimi toplumun ayrı bir parçası gibi göremeyeceklerini söyledi. Solberg, şöyle devam etti:Hedeflerimizden bahsederken her konu onları da içeriyor. Örneğin, vergiden düşülen miktar arttırılacak, az kazananlar daha az vergi ödeyecekler. Servet vergisi düşürülecek. Miras vergisi kaldırılacak. Yaşlıların bakımında şartlar iyileştirilecek, yaşlılar istedikleri hastaneyi seçebilecekler. Tedavi bekleme süreleri kısaltılacak. Dükkanlara Pazar günleri açış izni verilecek. Toplu taşımacılık geliştirilip, insanların işe daha çabuk ve kolay gelip gitmeleri sağlanacak. Yeni yollar yapılacak. Hastalık yapanlara tüm ücret ödenecek. Yeni iş imkanları yaratılacak. Emeklilik aylıkları arttırılacak. Okullardaki şartlar iyileştirilecek. Kültür faaliyetleri arttırılacak, sivil toplum ve yardım örgülerine para ödeyenler vergiden düşebilecek. Konut sahipleri enerji tasarrufu tadilatlarında devlet yardımı alacaklar. Polis sayısı ve güvenlik önlemleri arttırılacak. Halkın huzuru sağlanacak. Bunlar yapacaklarımızın sadece bir kısmı.Başbakan Stoltenbergin, 14 Ekimde parlamentoya sunacağı hükümet bütçesinin ardından Kral Haraldın huzuruna çıkarak istifasını vereceği, Kral Haraldın da hükümeti kurma görevini Erna Solberge vereceği bildirildi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
12.09.2013
İskandinavülkelerikadınlarınyönetiminegeçiyorİskandinav ülkeleri kadınların yönetimine geçiyor
Bruma imzaya geliyor
Zaman
03.09.2013
01:55
Galatasaray bir süredir peşinden koştuğu genç yıldız Bruma’da mutlu sona ulaştı. Sarı-Kırmızılılar, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu için Sporting Lizbon’la 12 milyon Euro bonservis bedeli karşılığında anlaşma sağladı. İki kulüp arasındaki görüşmeler Borsa’ya bildirilirken, yetenekli futbolcunun sağlık kontrollerinden sonra imza atması bekleniyor.Galatasaray, transfer sezonunun bitimine çok az bir süre kala bombayı patlattı. Sarı-Kırmızılılar, uzun süredir uğraştıkları Sporting Lizbon’un genç yıldızı Armindo Tue na Bangna’nın (Bruma) transferini büyük ölçüde bitirdi. Dün sabah saatlerinde görüşmeleri borsaya bildiren Cim Bom, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu ile sağlık kontrollerinin ardından 5 yıllık resmî sözleşme imzalayacak. Defansın solunda da görev yapabilen Bruma’nın bonservisi için Portekiz kulübüne 12 milyon Euro gibi astronomik ücret ödenecek. Futbolcu da senelik 1,2 milyon Euro kazanacak.Türkiye’de düzenlenen U20 Dünya Kupası’nda kendini gösteren yetenekli isim, çok rahat adam eksiltebilmesi ve bek olmasına rağmen golcü özelliğiyle dikkati çekmişti. Uzun yıllar adından söz ettireceğe benzeyen Bruma, böylece Galatasaray’ın da radarına girmişti.Aslan, Teknik Direktör Fatih Terim’in isteğiyle Sporting Lizbon’la masaya otururken, gelecek sezon sözleşmesi sona ereceği için bedavaya serbest kalacak olan Bruma’nın transferine izin çıktı. Portekizli oyuncunun gelişiyle birlikte bazı yabancıların takımdan ayrılması da gündemde. Villerreal’le görüşmelerini sürdüren Riera ile Amrabat’ın artık kadroya girme şansları da azaldı. Teknik Direktör Fatih Terim’in ise oyun planlarında önemli değişikliklere gitmesi bekleniyor. Bursaspor ve Eskişehirspor deplasmanlarında bekleneni veremeyen Emmanuel Eboue’nin kızağa çekileceği iddia ediliyor. Fatih Terim’in yabancı kontenjanını düşürerek Fildişili sağ bekin yerine Sabri’yi düşündüğü öğrenildi. Böylece ilk 11’de Bruma’ya da yer açılacak.Öte yandan, Bursaspor’un yakından ilgilendiği Colin Kazım konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor. Sarı-Kırmızılılar, Kazım’ın kiralık olarak Yeşil-Beyazlılara gitmesine yeşil ışık yaktı. Bursaspor Genel Direktörü Ayhan Barışçı ise, “15 gündür Kazım ve Galatasaray’la temasımız devam ediyor. Büyük bir ölçüde bu transfer bitti. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve Kazım imza atar.” dedi.G.Saray Lazio’yu yine reddettiGalatasaray, Lazio’nun inadına karşı yine direndi. İtalyan kulübü günlerdir süren pazarlıkta Burak Yılmaz’ın bonservisi için 15 milyon Euro’ya kadar çıkardı. Ancak menajerlik ve komisyon ücreti yönünden aradaki bazı sıkıntıların aşılamadığı belirtildi. Federasyon’un yabancı kısıtlaması sebebiyle yerli yıldızları elinde tutmak isteyen Sarı-Kırmızılı yönetim de milli futbolcuyu şimdilik elinde tutma kararı verdi. Başkan Ünal Aysal’ın, Burak’ı satmayacaklarını Lazio’ya kesin bir dille ilettiği öğrenildi.Aslan, Erkan Zengin’i istemişGalatasaraylı yetkililer, hafta sonu Eskişehirspor’la yapılan maçın ardından, Erkan Zengin için Kırmızılı-Siyahlı kulübün başkanı Mesut Hoşçan’a yeni bir teklif verdiler. Konuyu doğrulayan Hoşçan, “Galatasaray’la görüştük. Biz prensip olarak Erkan’ı satmak istemiyoruz. Takımımızın en değerli oyuncularından. Galatasaray, bize futbolcu ve bir miktar para önerdi. Bu konuda fazla bilgi veremem. Henüz ulaştığımız bir aşama yok.” dedi.
Zaman
Spor
03.09.2013
BrumaimzayageliyorBruma imzaya geliyor
Bruma imzaya geliyor
Zaman
03.09.2013
01:54
Galatasaray bir süredir peşinden koştuğu genç yıldız Bruma’da mutlu sona ulaştı. Sarı-Kırmızılılar, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu için Sporting Lizbon’la 12 milyon Euro bonservis bedeli karşılığında anlaşma sağladı. İki kulüp arasındaki görüşmeler Borsa’ya bildirilirken, yetenekli futbolcunun sağlık kontrollerinden sonra imza atması bekleniyor.Galatasaray, transfer sezonunun bitimine çok az bir süre kala bombayı patlattı. Sarı-Kırmızılılar, uzun süredir uğraştıkları Sporting Lizbon’un genç yıldızı Armindo Tue na Bangna’nın (Bruma) transferini büyük ölçüde bitirdi. Dün sabah saatlerinde görüşmeleri borsaya bildiren Cim Bom, 19 yaşındaki sol kanat oyuncusu ile sağlık kontrollerinin ardından 5 yıllık resmî sözleşme imzalayacak. Defansın solunda da görev yapabilen Bruma’nın bonservisi için Portekiz kulübüne 12 milyon Euro gibi astronomik ücret ödenecek. Futbolcu da senelik 1,2 milyon Euro kazanacak.Türkiye’de düzenlenen U20 Dünya Kupası’nda kendini gösteren yetenekli isim, çok rahat adam eksiltebilmesi ve bek olmasına rağmen golcü özelliğiyle dikkati çekmişti. Uzun yıllar adından söz ettireceğe benzeyen Bruma, böylece Galatasaray’ın da radarına girmişti.Aslan, Teknik Direktör Fatih Terim’in isteğiyle Sporting Lizbon’la masaya otururken, gelecek sezon sözleşmesi sona ereceği için bedavaya serbest kalacak olan Bruma’nın transferine izin çıktı. Portekizli oyuncunun gelişiyle birlikte bazı yabancıların takımdan ayrılması da gündemde. Villerreal’le görüşmelerini sürdüren Riera ile Amrabat’ın artık kadroya girme şansları da azaldı. Teknik Direktör Fatih Terim’in ise oyun planlarında önemli değişikliklere gitmesi bekleniyor. Bursaspor ve Eskişehirspor deplasmanlarında bekleneni veremeyen Emmanuel Eboue’nin kızağa çekileceği iddia ediliyor. Fatih Terim’in yabancı kontenjanını düşürerek Fildişili sağ bekin yerine Sabri’yi düşündüğü öğrenildi. Böylece ilk 11’de Bruma’ya da yer açılacak.Öte yandan, Bursaspor’un yakından ilgilendiği Colin Kazım konusunda sıcak gelişmeler yaşanıyor. Sarı-Kırmızılılar, Kazım’ın kiralık olarak Yeşil-Beyazlılara gitmesine yeşil ışık yaktı. Bursaspor Genel Direktörü Ayhan Barışçı ise, “15 gündür Kazım ve Galatasaray’la temasımız devam ediyor. Büyük bir ölçüde bu transfer bitti. İnşallah bir aksilik çıkmaz ve Kazım imza atar.” dedi.G.Saray Lazio’yu yine reddettiGalatasaray, Lazio’nun inadına karşı yine direndi. İtalyan kulübü günlerdir süren pazarlıkta Burak Yılmaz’ın bonservisi için 15 milyon Euro’ya kadar çıkardı. Ancak menajerlik ve komisyon ücreti yönünden aradaki bazı sıkıntıların aşılamadığı belirtildi. Federasyon’un yabancı kısıtlaması sebebiyle yerli yıldızları elinde tutmak isteyen Sarı-Kırmızılı yönetim de milli futbolcuyu şimdilik elinde tutma kararı verdi. Başkan Ünal Aysal’ın, Burak’ı satmayacaklarını Lazio’ya kesin bir dille ilettiği öğrenildi.Aslan, Erkan Zengin’i istemişGalatasaraylı yetkililer, hafta sonu Eskişehirspor’la yapılan maçın ardından, Erkan Zengin için Kırmızılı-Siyahlı kulübün başkanı Mesut Hoşçan’a yeni bir teklif verdiler. Konuyu doğrulayan Hoşçan, “Galatasaray’la görüştük. Biz prensip olarak Erkan’ı satmak istemiyoruz. Takımımızın en değerli oyuncularından. Galatasaray, bize futbolcu ve bir miktar para önerdi. Bu konuda fazla bilgi veremem. Henüz ulaştığımız bir aşama yok.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
03.09.2013
BrumaimzayageliyorBruma imzaya geliyor
İbrahim Öztürk - Sonbahar sıcak mı geçecek?
Zaman
02.09.2013
02:00
Dış konjonktürün şu ya da bu derecede olumsuz olduğu hiçbir sonbaharda ekonomide rahat bir nefes aldığımız söylenemez. Nitekim bizim de ‘sıcak sonbahar’ başlıklı bir yazı geleneğimiz oluşmuş. Hepsini eylül aylarının başında yazmışız. İlki 2006, ikincisi 2008, üçüncüsü de 2011’de çıkmış. Şimdi bu yazı ile dördüncüsü geliyor.Son altı senedir bütün endişelerin merkezinde her geçen yıl daha bir zıvanadan çıkan dış ya da cari açık, özel sektörün kısa vadeli borçları ve hemen çift hanenin altında direnen enflasyon var. Bugün Türkiye aynı verilerle hop oturup hop kalkıyor. Dünya sistemindeki yerimiz adeta şöyle: Küçücük kayığımızla yanı başımızda akıp giden koskocaman bir transatlantiğin harekete geçirdiği dalgaların akıntısı bizim kayığı da taşıyor. Gemi dursa biz de duruyoruz, geminin ‘bana mısın!’ demediği dalgalar bizi perişan ediyor. Gemi batsa, zaten o vakumda geride kimse kalmaz. Üstelik kayıktan gemidekilere kabadayılık yapıyor, bunu da korkudan kasılmış öyle bekleyen kayıktakilere pazarlıyoruz.Az ara verip 1990’lardan bir manzara koyalım. 1990’lı yıllarda dış açıklar yerine zıvanadan çıkan bütçe açıkları, devletin kontrolden çıkan kısa vadeli borçlanması, bunu fonlama yöntemi olarak karşımıza çıkan % 70’ler bandındaki kronik yani yapışkan enflasyon ve yüksek faizler vardı.Bu yapı 2001 yılında çöktü. Yerli ve yabancı sermayeye, oligarşinin kışla ayağına büyük bir servet transferi yapıldıktan sonra kalan sağlarla yolumuza devam ettik. Şimdi geçmişten aldığımız derslerle kamuda mali disiplini çeşitli feda etmiyor, sorumsuzca para basarak enflasyonu azdırmıyoruz. Kamunun kısa vadeli borçları çok azaldı, vadeleri de bir hayli uzadı. Faizlerin ve enflasyonun çok büyük düşüşler kaydetmesi de bu sayede olmuştu. Ancak kamunun açıklarının yerini dış açıklar aldı. Kamunun borçlarının yerini mukayese edilmeyecek şekilde özel sektör borçları aldı. Enflasyonun düşüşünde düşük kur, ucuz Çin malları, verimlilik artışları da etkili oldu. Bu katkıların hepsi de artık devreden çıktı.Cari açık-enflasyon-kısa vadeli borçlar cephesi kötü giderken mecburen büyümeden vazgeçtik. Bu ortamda büyüme patikasına dönmek için yurtdışının düzelmesi işimize yaramıyor. Şöyle ki, ABD ekonomisi canlanırken sıcak para merkeze dönüyor, emtia fiyatları yeniden artışa geçti, TL aşırı değer kaybetti. Bütün bunlar cari açık ve enflasyonu artış yönünde, büyümeyi de aşağı yönde baskılıyor.İyi de yıllar geçip gidiyor, bu kısır döngüden nasıl çıkacağız? Elimizde hangi yol haritası, hangi uygulama planı var? Bu konuda kimsenin elinde bir senaryo yok. Maliye Bakanı’mız, “Yapısal reformları yaptık, sonuç vermesini bekliyoruz, sadece zamana ihtiyacımız var.” diyor. Bu, doğru değil.Dönelim sıcak sonbahar tartışmasına. Her kötü dış konjonktürde Türkiye’nin yüreği ağzına geliyor. ‘Dünyada kriz biter, Türkiye 2008 yılındaki kendi fasit dairesine geri döner’ tezimiz derinleşiyor. O neydi? ‘Büyüyemeyen ekonomi, yüksek faiz, yüksek enflasyon.’Bütün bunlara rağmen adeta hükümeti mutlu etme lobisi işbaşında. Sürekli ‘endişeye mahal yok’ ayağındalar. Beyler, endişeye mahal var! Keza TL aşırı değer kaybederken ‘TCMB’nin bir bildiği var herhalde!’ deniliyor. Kimsenin bir şey bildiği yok. Elde mucize yok. Zamanında yapılmayanların şimdi adım adım bizi taşıdığı ve kontrolü artık bizde olmayan bir rota var.Yıllar geçiyor, cari açık, kısa vadeli borçlar, ulusal tasarruflar cephesinde bırakın bir düzelmeyi, sürekli bozulma, erozyon yaşanıyor. Bir ülkeyi ‘öngörüyle’, ‘hesapla-kitapla yönetmek’ acaba böyle bir şey midir?
Zaman
Köşe Yazıları
02.09.2013
İbrahimÖztürk-Sonbaharsıcakgeçecek?İbrahim Öztürk - Sonbahar sıcak mı geçecek?
Hamdullah Öztürk - Dilma mı, Lula mı?
Zaman
01.09.2013
01:58
“Sıcak eylül”, güney yarım küre için aynı zamanda ilkbaharın başlangıcı demek. Baharın tesiri, gençlerin meydanları doldurmasını isteyen irade adına elverişli bir durum arz ediyor. Yeniden toplanma çağrıları hızlandı.Tarih 7 Eylül, Sao Paulo’nun kurtuluş tarihi… Yapılmak istenen şey, bugüne kadar görülmemiş sayıda insan toplayabilmek. Geçen eylemlerde 120 şehirden sadece Rio de Janeiro’da 1 milyon 200 bin kişinin toplandığı düşünülürse, “görülmemiş sayıda insan” sözünün ne manaya gelebileceğini hesap edelim. Tabii ki, yapalım demekle her şeyi yapmak mümkün değil. Sonuç 7 Eylül akşamı belli olacak.Başkan ve ekibi ilk eylemlere son derece olumlu yaklaştığı ve eylemcilerin isteklerini haklı bulup, çözmeye çalıştığı halde bu eylemleri devam ettirmenin manası ne? Bugünden yarına, bir hamlede çözülme imkânı olmayan köklü problemler konusunda “hemen, şimdi” baskısı yapmak neyi çözecek? İnsanların uyandıkça, haksızlıklara tahammülünün azalması, iktidarlar üzerinde baskı oluşturarak rehavete düşmekten koruması ve daha fazla hizmete sevk etmesi açısından faydalı bir durum. Ama baskıyı her fırsatta mızıkçılık ederek hükmetleri çalışamaz hale getirmek başka bir durum. Şu anda yapılmak istenen de böyle bir şey.Çok değil, daha bundan iki sene kadar önce muhalefet partilerinin milletvekillerine “Sizce iktidarın eksikleri ve hataları nelerdir?” diye sorduğumda sadece bir cümle söylüyorlardı: Araştırın bakalım! Futbol şampiyonası yaklaşıyor, bunlar ne yapmışlar? Statlar hazır değil. Bütün dünyaya rezil olacağız.Şimdi ise şunlar söyleniyor: Ne bu israf! Statlara bunca para gömülüyor! Zaten mesele muhalefet partilerinin iktidar olma isteğinden kaynaklanan bir durum değil. Brezilya’nın gözünü diktiği hedeflerle daha fazla ilgili. Hangi parti iktidar olursa olsun, devletin hedefleri değişmediği sürece bu huzursuz etme çabaları da değişmeyecek. Başkan, isteklere olumlu cevaplar verip, sonra da sözlerini yerine getirerek, devleti sıkıştırmak isteyenlerin, halkın haklı taleplerini istismar etmesine fırsat vermemek istiyor. Fakat problemler derin ve seçimlere de çok az kaldı. Zamanın azlığı ve köklü problemlere, artık tahammül edemeyeceğini ifade eden kalabalık halk kitlelerinin sabırsızlığından kaynaklanan darboğazı daha da geçilmez hale getiren başka bir husus daha var. O da iktidar partisini içeriden çatlatmak.Dilma Rousseff’in başkan olduğu ilk günlerde eski başkan Lula’nın tekrar aday olacağı konuşuluyordu. Çünkü Brezilya da bir kişi art arda iki kere başkan seçilebiliyor. İkinci dönemin sonunda ayrılmak zorunda kalıyorsa da bir dönem sonra tekrar aday olabiliyor. Lula da ikinci dönemini doldurduğu için ayrılmak zorunda kalmıştı. Halkın sevgisi ve desteği Lula’nın tekrar aday olacağını düşündürüyordu. Fakat bu arada eski başkan kanser hastalığına yakalandı ve kemoterapi tedavisi gördü. Bu arada bir de siyasi kariyerine gölge düşürecek yolsuzluk skandalı patladı.Mensalão adı verilen yolsuzluk davasında Lula ile birlikte çalışan bakanlar görevden alındı ve dava, Lula’nın özel kalemi durumundaki kişi üzerinde odaklandı. Hadisenin Lula’ya uzanma durumu var.Buna rağmen bütün işaretler Lula da Silva’nın tekrar aday olmak istediğini gösteriyor. Bu durumda ne olacak? Rousseff geri adım mı atacak, yoksa Lula’yı vazgeçirmeye mi çalışacak? Siyasi satranç bir taraftan devam ederken, diğer taraftan meydanları dolduranlar, makul isteklerinin dışında belki de farkında olmadan Rousseff’e “Lula’nın önünden çekil.” mesajı vermiş olacak. Lula seçilir ve bu arada Mensalão davasından suçlu bulunursa iktidarda kalma imkânı olmayacak. Yani durum, tam bir kurt kapanı.
Zaman
Köşe Yazıları
01.09.2013
HamdullahÖztürk-DilmaLulamı?Hamdullah Öztürk - Dilma mı Lula mı?
Bursagaz'dan Ofissiz Hizmet
Zaman
28.08.2013
12:54
Bursagaz, ‘Ofissiz Hizmet’ projesi ile doğalgaz kullanıcılarını bilgilendirecek. Bursagaz’ın 2013 yılında çalışmalarına başladığı Ofissiz Hizmet ve Doğalgaz Dönüşüm Kampanyasının detaylarını düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Enerji sektöründe yenilikçi yaklaşımlarıyla adından söz ettiren EWE AGnin yüzde 80 oranla ana hissedarı olduğu Bursagaz, yenilikçi projeleri ile hizmet kalitesini daha da yukarı taşımaya çalışıyor. Kışı Yaz Gibi Yaşayın isimli doğalgaz dönüşüm kampanyası ve Bursagazdaki İşlemler Artık Parmaklarınızın Ucunda başlığıyla gerçekleştirilen Ofissiz Hizmet Projesinin tanıtımını yapıldı. Düzenlenen basın toplantısında konuşan Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, Ofissiz Hizmet projesi ile Bursa halkının tüm işlemlerini Bursagaza gelmeden tek bir telefon ile yapabileceklerini ifade etti. Tola, Müşterilerimiz 444 11 33 numaralı çağrı merkezimizden veya web sitemizden ilk abonelik, yerinde sözleşme, sözleşme iptali, online ödeme, endeks bildirimi, gaz açma randevusu, talep, öneri, şikayet ve bilgilendirme işlemlerini kısa sürede yapabilecekler. dedi. Bursagaz olarak toplumsal fayda, müşteri memnuniyeti ve kaliteli hizmet anlayışı ile projelerine yön verdiklerini belirten Tola, 2013 yılında yine sektördeki ilk uygulamalardan birine daha imza atarak yepyeni bir hizmet servisi olan Ofissiz Hizmet Projesini hayata geçirmenin haklı gururunu yaşadıklarını dile getirdi.800 BİN ABONEYİ AŞTIKTola, ayrıca geçtiğimiz günlerde 800 bin aboneyi aştıklarını belirterek, tüm Bursalıları Krediver ile ortaklaşa düzenledikleri doğalgaz dönüşüm kampanyasından yararlanmaya çağırdı.Tolanın ardından söz alan Bursagaz Müşteri Hizmetleri Müdürü Ercüment Türker de, Ofissiz Hizmet Projesi ve Doğalgaz Dönüşüm Projesi ile ilgili detaylı bilgileri paylaştı.1 OTOBÜS BİLETİNDEN DAHA UCUZ OFİSSİZ HİZMET PROJESİProje ile geliştirilen sistemler aracılığıyla anlık raporlar alınarak, hem iş performansı takip edilecek, hem de müşteri temsilcisi performansı takip edilip kaliteli hizmet servisi anlayışı üst düzeyde tutulacak.Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, sistem ile ilgili şunları söyledi: Telefon ve internet erişiminin sağlandığı her noktadan, 444 11 33 numaralı hatlardan hafta içi saat 08:30 ile 22:00 arası, cumartesi günleri ise saat 09:00 ile 17:00 arası hizmet sunan Bursagaz Çağrı Merkezinde genel müdürümüzün söylediklerine ek olarak www.bursagaz.comdan ise telefonla yapılan işlemlere ek olarak, online ödeme işlemleri de yapılabilmektedir. Ofissiz Hizmet projesinde müşteri ile bilgisayarların yanında, müşteri hizmetleri görevlilerinin de doğrudan irtibata geçeceğini belirten Ahmet Hakan Tola, “Bu hizmette telefon ücretleri ise normal şehir içi telefon ücretleri ile aynı. Ortalama işlem süremiz 2,5 dakika. Siz bunu 4 dakika olarak hesaplayın, maliyetimiz Telekom’un maliyeti. Ama her halükarda bir otobüs biletinden bile ucuzdur. Tüm orada 15 dakika bile sürse işleminiz kesinlikle bir tane otobüs biletinden daha ucuza mal olacağı kesin.” şeklinde bilgi verdi. KIŞI YAZ GİBİ YAŞAYINKışı Yaz Gibi Yaşayın, sloganı ile oluşturulan tesisat dönüşüm kampanyası hakkında da bilgiler veren Bursagaz Genel Müdürü Ahmet Hakan Tola, Doğalgaz Dönüşüm Kampanyası 1 Ağustos - 1 Kasım tarihleri arasında sürecek. Krediverin tesisat dönüşüm kredisi fırsatları ile sabit ödeme ve 36 aya varan taksitlerle dönüşüm imkânı da sunulacak olan kampanyada 3 bin TL ve üzerinde kredi kullanan müşterilerimize, 80 metreküpten başlayan bedava doğalgaz hediye edilecek. şeklinde bilgi verdi. Normalde kömürle ısınan bir ailenin sıcak su ve mutfak giderlerinin tüple ile ihtiyaçlarını gidermesi durumunda yılda 12 tüp kullandığını belirten Tola, “75 lira şuanda bir tüp çarptığınızda sadece 900 lira ısınma haricinde harcanan para. Dönüşüm maliyetlerini ise üç yılda alıyorsunuz ve o tesisat minimum 15 yıl. Dördüncü yıldan itibaren bu giderler cebinizde kalıyor. Isınma içinde en az 1200 lira kömüre para verilse bu nu diğer rakamlarla toplarsanız 2 bin liranın üstündedir. Şuanda 120- 130 metrekarelik doğalgaz kullananların tamamı 2 bin liranın çok altına doğalgaza para vermişlerdir. Doğalgaz çok ekonomik ama 3-4 bin liralık dön8üşqüm maliyetinden dolayı doğalgaza geçilmiyor. Bu kampanyanın en öneli nedeni de bu.” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
28.08.2013
Bursagazdan/">BursagazdanOfissizHizmetBursagazdan-Ofissiz-Hizmet/">Bursagazdan Ofissiz Hizmet
Selim İleri - Sonsuza dek 'şair dostlarımız'...
Zaman
10.08.2013
02:05
Atillâ Birkiye dostum, Özgür Edebiyat dergisinde yazıyordu: Ustamız Oktay Akbal doksan yaşında! Atillâ, Oktay Bey’in romanları üzerinde durmuştu. Suçumuz İnsan Olmak’ı, Garipler Sokağı’nı okuduğum yıllara geri döndüm, lise son sınıf, Hukuk Fakültesi’nin ilk yılları, koyu bir Oktay Akbal hayranıyım. Şüphesiz bugün de.Oktay Akbal’ın öykülerini ilkgençlik çağımda okumaya başlamıştım. Nezihe Meriç’le ikisi ilk ustalarımdır. Sait Faik’i, Sabahattin Ali’yi, Orhan Kemal’i sonra okudum. Akbal dendi mi, “Ester ile Roza”, “Yalnızlık Bana Yasak”, “Bursa’da Touluse-Lautréc”, “Bizans Definesi”, hep bu hikâyeleri okuduğum günler gözümde tüter.Ama Oktay Akbal dendi mi, bir de, ille Ziya Osman Saba’yı anımsarım. Sebebini anlatacağım.Bir dönem ‘dil bilinci’ söyleşilerine katılıyordum. Ziya Osman’la başlıyorduk. Onun eşsiz “Misakı Millî sokağı No: 37” şiiri daha ilk dizelerden başlayarak içli özleyişler uyandırır. Doğup büyüdüğümüz ev, doğup büyüdüğümüz mahalle, ilkgençlik çağımız, gençlik aşklarımız, arkadaşlıklar, hepsi çıkagelir. Bu şiiri okuyan herkes çocukluğuna, sokağına, eski evine savruluyordu.Sıra Ziya Osman Saba’nın yaşamöyküsüne gelince, ansiklopedilerden, sözlüklerden öğrendiklerimi dilim döndüğünce anlatırdım. Sonra aklıma geldi: Oktay Akbal’ın çok güzel bir yazısı vardır, Şair Dostlarım’da, Ziya Osman’la günleri yaşatır. Artık o yazıyı okuyorduk:“Basımevindeki işini bir çeşit kutsal ödev haline sokmuştu. Tashih şefiydi, bürosunda üç dört kişi daha vardı. Ama o kendi titizliğini hiçbir memurda bulamadığı için onların okuduğu formaları da bir daha incelemekten kendini alamazdı. Galatasaray ve Hukuk mezunu, tanınmış şair ve edebiyatçı Ziya Osman Saba o köhne basımevinin, uyuşuk anlayışı arasında bir ermişe benzeyen kişiliğiyle çırpınır dururdu.”Şair Dostlarım, 1964’te basılmış çok etkileyici ‘izlenimler, anılar’ kitabıdır. Akbal, dostu Ziya Osman’ın acı yaşamöyküsünü noktalarken, bizi bugün de o kadar yaralayacak suçlamasını kaleme getirir:“Daha üstün, daha başarılı, ona uygun bir iş sanki başka birinin ekmeğini elinden almaktı. O, kimseyi rahatsız etmeden, kimsenin huzurunu kaçırmadan, basit, sakin bir işle yaşamak, geçinmek istiyordu. Ücretli bir memur olarak yaşadı. Hasta olup çalışamayacak duruma geldiğinde işinden çıkardılar, para pul vermediler. Eğitim Bakanlığı ülkemizin yetiştirdiği değerli şairlerden birini kolundan tutup hasta halinde işinden attığı için büyük sorum altındadır. Hele o basımevinin yetkilileri için bu sorum bir çeşit anlayışsızlık, bir çeşit saygısızlık demektir.”Necatigil’in sözlüğünde, Saba’nın düzeltmenlikten apar topar uzaklaştırılması 1950 tarihine rastlıyor... Neyse ki güzel, duyarlı, gönül yakmaz anılar da söz konusu Şair Dostlarım’da. Şair dostlarımızın listesini vereyim: Sait Faik, Dağlarca, Behçet Necatigil, Ziya Osman, Orhan Veli, Cahit Külebi, Salâh Birsel, Sabahattin Kudret Aksal, Özdemir Asaf, Nahit Ulvi Akgün, Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu, Attilâ İlhan, Orhan Arıburnu. Sevdiğimiz, saydığımız şairler; çoğunu tanımışım. Hiçbiri aramızda değil artık.Kim bilir kaç kez her birinin dizelerine sığındım!Kitaplığımın bir köşesinde Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip kitapçıkları yan yana durur. Çok genç yaşta ölen bu şairler, ilki Salâh Birsel’in, ikincisi Necati Cumalı’nın emekleriyle bize miras kalmışlar. Andığım kitapçılar Yeditepe Yayınları arasında basılmıştır; Şair Dostlarım Elif Kitabevi’nin verimi. Bugün böylesi ‘elyapımı’ yayınevleri kalmadı gibi bir şey.Oktay Akbal Şair Dostlarım’da bugünün ortalık karıştırıcı, özel hayata saldıran, ifşaat dolu anlatımlarına gönül indirmez. Tam tersine, sıcak, içten, hüzün dolu anıların izini sürer. Örnekse, Nahit Ulvi’yi şöyle anlatıyor bize:“Nahit ne zaman eski bir aşk serüvenini anlatmaya başlasa, resimlerden, filmlerden, romanlardan tanıdığım Ege kıyıları, sıcak iklimi, meyvaları ile gözümün önüne gelirdi. Henüz saçları dökülmemiş haliyle, belki de biraz daha az tombulca olan o zamanki lise öğrencisi Nahit Ulvi’yi, sevgilisinin evinin önünden geçerken görürdüm.İlkgençlik sevilerini bana yaşatırdı yeniden. O gizli gizli verilen resimler, evdekiler görmesin diye çevrilen bin bir entrika, buluşmaların heyecanı, balkondan balkona uzatılan bakışlar... vesaire...”Bir ‘roman’ anlatıyor bize Oktay Akbal, kısacık iki paragrafta!Sadece bu kitap, Oktay Bey’in bu eseri keşke liselerde okutulsa, bugünkü adıyla ‘ortaöğretim’de; kim bilir kaç kuşak ‘şiirsever’ kimliğiyle yetişecektir, hele anılan şairlerden seçme şiirle
Zaman
Köşe Yazıları
10.08.2013
Selimİleri-SonsuzadekşairdostlarımızSelim İleri - Sonsuza dek şair dostlarımız
Almeida imzalamazsa Adebayor yolda
Zaman
28.07.2013
01:51
Beşiktaş’ta, taraftarları heyecanlandıracak gelişmeler hâkim. Öncelikle İnönü Stadı tartışmalarını değerlendiren Başkan Fikret Orman’ın satır aralarına gizlediği cümlelerinde flaş bir transfer girişimi yatıyor.İngiliz Tottenham’da forma giyen Emmanuel Adebayor’la ilgilendiklerini doğrulayan Fikret Orman, Togolu forvetin ismini kullanırken Hugo Almeida’nın geleceğiyle ilgili belirsizliği gidereceklerini söylüyor. İkili arasında bu hafta sonu yoğun trafik yaşanacak. Sezon hazırlıklarının ikinci etabı için Avus-turya’nın Lienz bölgesinde bulunan Siyah-Beyazlılarda Almeida’nın isteksiz tavırları, kampı takip etmeye gelen Başkan Fikret Orman’ın da canını sıktı. 29 yaşındaki tecrübenin kalmak istediğini, kendilerinin de buna sıcak baktıklarını belirten Orman, buna rağmen oyuncusundan hayli şikâyetçi. Başkan, mevcut sözleşmenin maddelerini değiştirme planında. Orman, şartlar oluşursa Portekiz’in hücumcusuyla kasalarından daha az para çıkacak kontrat düşünüyor. 2012-13’te sakatlıktan bir türlü kurtulamayan, bundan ötürü beklentileri karşılayamayan Hugo Almeida’ya dair kamuoyunda farklı iddialar yükseliyor. Vatandaşı Manuel Fernandes gibi senelik 2,5 milyon Euro’yu cebine koyan Almeida’ya yeni mukavele önerisinin ardında ise haklı gerekçeler var. Beşiktaş’ın, Yıldırım Demirören’in başkanlık koltuğunda oturduğu dönemde çok eleştirilen fon yöntemiyle aldığı Almeida, 2013-14’ü tamamlarsa maliyet 5 milyon Euro olacak. Yolların ayrılması durumunda bonservis bedelinin yüzde 45’i fona, 55’i kulübe kalacak. Orman ve kurmayları da bu gerçekten hareketle önümüzdeki yıl serbest kalacak yetenekli ismi ikna gayesinde. Eğer Almeida öneriyi kabullenmezse ibre Emmanuel Adebayor’a çevrilecek. Bu noktadaki rakamlar da el yakıyor. 4 yıl karşılığında 16 milyon Euro talep eden Togolu yıldız için Tottenham’a da 4 milyon Euro ödenecek. Beşiktaş ya da başka bir takımla temasa geçmediğinin altını çizen Almeida ise 1 sezon daha Siyah-Beyazlı formayı taşımayı arzuladığını; ama sonrasına ilişkin henüz karara varmadığını açıkladı.
Zaman
Spor
28.07.2013
AlmeidaimzalamazsaAdebayoryoldaAlmeida imzalamazsa Adebayor yolda
Selim Işıklar - Borsa'da 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Zaman
14.07.2013
01:56
Mayıs ayında 93 bin puana ulaşarak tarihî rekor kıran Borsa İstanbul (BIST), kredi not artışı beklentisinin sona ermesi, ABD Merkez Bankası politika değişikliği ve Türkiye’de Gezi Parkı ile başlayan olaylarla büyük bir düşüş yaşadı.Olaylar, 11 yıldır devam eden siyasî istikrarı zedeleyecek boyuta ulaşabileceği algısı ile piyasalar üzerinde önemli bir etki yapmış gözüküyor. Tahvil fiyatlarının bir anda yüzde 4,6’dan yüzde 9,5’lara yükselmesi ve Türk Lirası’nın son bir ayda yüzde 8 değer yitirmesinin birden çok sebebi bulunuyor. Türkiye beklentiler doğrultusunda son bir buçuk yılda diğer piyasalardan olumlu bir ayrışma göstermişti. Güçlü lira ve devam eden sıcak para girişleri not artış beklentisiyle hızlanmış ve döviz rezervlerini 135 milyar dolara yükseltmişti. Küresel oyuncular Çin, Rusya ve Brezilya piyasalarından bir süre önce çıkmaya başlamasına rağmen Türkiye’yi tercih etmeye devam etmişlerdi. İsrail’in Türkiye’den özür dilediği ile ilgili haberlerin çıktığı sırada çözüm sürecinin de başladığı haberleri piyasalarda not artışı geleceğinin adeta müjdesini verir gibiydi. Gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrası önce not artışı geldi. Endeks rekorlar kırarken tahvil fiyatları tarihî bir düşüşle yüzde 4,6’yı görmüştü. Ancak iyi haberler çok uzun sürmeden Fitch’in uzun süredir ayak direyerek not artışını geciktirdiği siyasî riskler devreye girdi. Hiç gündemde yokken toplumsal olaylar başladı, riskler arttı. Bu sırada Türkiye, Brezilya ve Mısır’da gösteriler birbiri ardına başlatıldı. Mega spekülatörler ABD dahil olmak üzere negatif kazanç elde ettikleri piyasalarda bir anda tahvil fiyatları üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturdular. Sonuçta yükselen enflasyon verileri ve son 11 yılda baskı altında kalan kurlar üzerinde baskı yapmaya başladı ve bu ülkelerde doların ateşi yükselmeye başladı. Bundan sonra neler olabileceğini anlayabilmek için 23 Temmuz’daki Merkez Bankası’nın (TCMB) toplantısında alınacak kararlar sonrası piyasalardaki yansımalar, ardından temmuz sonunda gerçekleşecek ABD Merkez Bankası kararı oldukça önem kazanmış durumda. Dünya politikalarını yönlendirenler, kontrol elde etmek istedikleri ülkelerde darbeleri görmezden gelen güçler önümüzdeki süreçte yine ekonomi ve piyasa hareketleriyle bir sonuç elde etmek isterlerse hem borsalar hem döviz piyasaları hem de tahvil piyasalarında ciddi oynaklıklara sebep olabilirler. Şu ana kadar BIST yüzde 26 değer kaybetmiş durumda. Borsa İstanbul Brezilya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Çin ve daha birçok ülke borsasına göre bir hayli değerli. Ancak ABD ve Almanya borsalarının rekorlar kırdığı bir ortamda üstelik birçok olumlu haberin etkisiyle bir yükseliş yaşamaktaydı. Bu olumlu tablo yerini belirsizliğe bırakınca olanlar oldu. Bu noktadan sonra Borsa 70 bin psikolojik sınırında tutunmaya çalışarak yukarı tepkiler vermek isteyecektir. Ancak 70 bin aşağı kırılırsa trend değişikliği hız kazanacaktır. Algısal olarak gelişmekte olan ülkelerden daha da fazla çıkışa mı zorlanılacak yoksa geçen hafta olduğu gibi ‘yanlış anlaşıldık, değişen bir şey yok’ noktasına mı gelinecek son derece önemli. Yaşanan olaylara baktığımızda Mısır’daki darbe başta olmak üzere oldukça kırılgan bir zemin var önümüzde. Gerek Borsa gerekse diğer piyasalardaki güçlü duruşu tersine çevirmek isteyen çabalar ve gelişmeler ekonomi yönetimini oldukça zorluyor. Yükselen dış açıklar, enflasyon faizler üzerinde baskı yaptıkça lirayı olması gerekenden fazla savunmak daha fazla tahribata yol açabilir.Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybediyorTürk Lirası, dolar karşısında son üç ayda yaklaşık yüzde 10,6 değer kaybetmiş durumda. Merkez Bankası’nın müdahale olarak nitelendirilen üst üste yaptığı döviz satış ihaleleri doların yükselişini frenledi ama yükseliş eğilimi henüz sona ermiş gözükmedi. Özellikle hafta içinde ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin açıklamaları sonrası bir ara 1,926 seviyesine kadar indiyse de cuma günü yeniden 1.962’ye kadar yükseldi. Bu arada altın fiyatlarındaki yükselişin de etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 122,5 milyar dolardan 123,6 milyar dolara yükseldi. Diğer gelişmekte olan ülkelere baktığımızda yerel para birimlerinin dolar karşısında yüzde 37’lere varan değer kayıplarını görmekteyiz. Brezilya Reali son üç ayda yüzde 16, Güney Afrika Raundu ise dolar karşısında son bir yılda yüzde 37 devalüe oldular. Son 8-9 ayda Japonya para birimi yen ise yüzde 33 değer kaybetti. İsrail para birimi şekel ve Çin Yuanı ise değer kazanan ender para birimleri oldular. Türk Lirası Merkez Bankası kontrolünde nispeten daha az değer kaybetti. Ancak yüzde 8’i aşan haziran ayı enflasyonu ve yüzde 9’u aşan tahvil fiyatları, Merkez Bankası&rs
Zaman
Köşe Yazıları
14.07.2013
SelimIşıklar-Borsada23ve31TemmuztarihlerikritikSelim Işıklar - Borsada 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Aslan, transferde karar aşamasında
Zaman
28.06.2013
01:53
Galatasaray’da alınacak futbolculardan çok takımdan yollanacaklar sorun olmaya başladı. Culio kiralık gideceklerin başında yer alırken, Amrabat’a, başkan ve hocası sahip çıktı. Chedjou ve Erman dışında kimseyi renklerine bağlayamayan Cim Bom’un önümüzdeki hafta birçok oyuncuya Sarı-Kırmızılı formayı giydirmesi bekleniyor.Galatasaray, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) önümüzdeki sezon Süper Lig’de uygulamaya koyacağı 6+0+4 yabancı kısıtlamasından sonra bazı futbolcuların transferini askıya aldı. Kadrodaki mevcut yabancı oyuncu sayısının Chedjou ile artması Cim Bom’u çıkmaza soktu. Sarı-Kırmızılılar kimlerin gönderilip kimlerin tutulacağına dair de henüz bir karar vermedi. Geçen sezon Mersin’e kiralık giden Culio yine gönderileceklerin başında yer alıyor. Kiralık yollanması gündeme gelen Amrabat’a hem Başkan Ünal Aysal’ın hem de Teknik Direktör Fatih Terim’in sıcak bakmadığı öğrenildi. Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, kulüpte gerçekleştirilen olağanüstü seçim nedeniyle transferle ilgili birçok açıklamada bulunmuş ve yeni oyuncuların hazırlık kampına katılacağı müjdesini vermişti. Ancak Sarı-Kırmızılılar Chedjou ve Sivasspor’dan bonservis bedelsiz transfer edilen Erman Kılıç dışında fazla yol alamadı. Melo’nun transferinden vazgeçmek istemese de bonservis bedeli konusunda Juventus ile bir türlü mutabakata varamayan yönetim, Gökhan İnler, Kerim Frei, Carlinhos ve Nani gibi isimlerle temasını sürdürüyor. Schalke’nin kanat oyuncusu Jefferson Farfan’ın transferinde ise önemli ölçüde yol alındığı kaydedildi. Perulu yıldız ile kesin anlaşma sağlayan Sarı-Kırmızılılar, Alman kulübüyle bonservis bedelinin ödenme koşulları ve süresi için görüşmelerini yürütüyor. Farfan’ın transferinin kısa süre içinde olumlu şekilde sonuçlanması bekleniyor. Ayrıca Manchester City forması giyen ve adı Galatasaray’ın sol bek adayları arasında geçen Aleksander Kolarov, İngiliz ekibinden ayrılacağının sinyallerini verdi. Kolarov, ayrılık sebebi olarak da yedek kalmayı gösterdi. Sırp futbolcu, geçen sezon Premier League’de Manchester City formasıyla sadece 11 karşılaşmada oyuna ilk 11’de başlayabildi. 28 yaşındaki yıldız, Manchester City ile bir problemi olmadığını ifade ederek, “City’de mutluyum ama Roberto Mancini döneminde de söylediğim gibi düzenli olarak oynamak istiyorum. Para hayattaki her şey değil. Gerekirse daha az ücret alacağım bir yerde oynarım.” diyerek Galatasaray’a mesaj yolladı.Umut, Toulouse’u köşeye sıkıştırdıGalatasaray’ın kadrosunda tutmayı planladığı Umut Bulut konusunda ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı. Oyuncunun bonservisini elinde bulunduran Toulouse ile Sarı-Kırmızılılar arasında devam eden pazarlıklar Cim Bom’un lehine dönmeye başladı. Fransız kulübünün 3,2 milyon Euro talep ettiği yıldız için Aslan, 1 milyon 250 bin Euro önerdi ancak kabul edilmedi. Sözleşmesinin bitmesine bir yıl kalan Umut da Toulouse’lu yöneticilere “Bir yıl bekler bedava serbest kalırım.” diyerek rest çekti. Bunun üzerine Fransızlar, G.Saray’ı yeniden masaya davet etti. Önümüzdeki günlerde konunun netleşmesi bekleniyor.
Zaman
Spor
28.06.2013
AslantransferdekararaşamasındaAslan transferde karar aşamasında
Samsun'da miting sonrası seçim çalışması resmen başladı
Zaman
23.06.2013
16:35
Samsunda yapılan 4.Milli İradeye Saygı Mitinginin ardından basın toplatısı düzenleyen AK Parti İl Başkanı Fuat Köktaş Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın gördü ilgi ve alaka nedeniyle büyük bir moralle Erzurum mitingine gittiğini söyledi.Parti binasından düzenlenen basın toplantısında mitingi değerlendiren İl Başkanı Köktaş, bugüne kadar kentte parti olarak 5 miting gördüğünü en kusursuz ve yoğun katılımlı olanın Milli İradeye Saygı Mitingi olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğanın havaalanında karşılanmasından en son uğurlanma anına kadar geçen zamanda hiçbir aksaklık yaşanmadığını belirten Köktaş, tüm parti yönetimine, gençlik kollarına ve üyelere gayretli çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Mitinge katılımla ilgili sayı vermenin sağlıklı olmayacağını belirten İl Başkanı Köktaş, kendi içlerinde hesap kitap yaptıklarını ve bugüne kadar düzenlenen mitinglerin en yoğun katılımlısının gerçekleştiğini vurguladı. KİMSEYE PARA VERMEDİKMeydana insanları toplamak için para verdiler şeklinde muhalefet partisine mensup bazı kişilerin kulaktan duyma söylediği sözlerinin hiçbir doğruluk payı bulunmadığını vurgulayan Köktaş, Bunların hiçbirinin tutarlı bir tarafı yok. Tamam, o zaman bu insanlar para aldılarsa 3 saat güneşin altında niye beklesin zaten parayı almış, neden köyünden ilçesinden bu sıcakta çıkıp gelsin. Alır parayı yatar aşağıya ama miting alanında olanlar gerçek AK Parti ve Başbakan Erdoğanın hayranları. Seçimler yaklaşıyor hiçbir projesi, politikası olmayanlar gündeme gelmek için AK Partiye çamur atmayı adet edindiler. SEÇİM ÇALIŞMASINA MİTİNGLE BAŞLADIKMilli İradeye Saygı Mitingi ile birlikte Samsunda 2014 yerel seçimleri çalışmasının da başladığını ifade eden Köktaş, Bundan sonra teşkilat olarak görev dağılımlarımızı yapıp önümüze bakacağız. Hedefimiz bellidir yine sandıktan lider çıkmaktır. Önümüzde sıcak yaz mevsimi ve Ramazan ayı var bu bizim çalışmamızı yavaşlatmayacak. Tempomuzu her geçen ay arttırarak devam ettireceğiz. Samsunda yapılacak olan ve yapılması düşünülen projelerin ve yatırımların takipçisi olacağız. Biz parti teşkilatı olarak her an seçimlere hazır bir teşkilat olmak zorundayız. Diğer arkadaşlar gibi laf var iş yok, ses var görüntü yok anlayışıyla yolumuza devam etmiyoruz. Aslında az konuşuyor, öz konuşuyor çok iş yapıyoruz. Biz kitlelerimizi meydanlarda konuşturuyoruz. Biz lokomotif ve gündemi belirleyen parti biziz. Türkiyenin gündemini bazı olumsuzluklarla değiştirmeye çalışanlara aldırış etmeden yolumuza devam ediyoruz. diye konuştu. CHPLİLER PARTİLERİNDEN OLMAYANLARIN CENAZESİNE OY İÇİN Mİ GİDİYORBaşbakan Recep Tayyip Erdoğanın miting öncesi AK Parti Samsun Milletvekili Çağatay Kılıçın yakın zamanda vefat eden dedesi eski CHP Milletvekilli İlyas Kılıçın mezarını ziyaret etmesi üzerine Erdoğan, CHPden oy almak istiyor sözlerini eleştiren Başkan Köktaş, Çağatay Bey bizim partimizin milletvekili ve vefat eden siyasetçide onun dedesi bu ziyaretin altında başka nedenler aramak hiç etik değil. Bende o zaman bu söz dillendirenlere bende Acaba sizde CHPli olmayan kişilerin cenazesine oylarını almak için mi gidiyorsunuz? diye sorarım. Buna göre cevaplarını versinler. dedi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
23.06.2013
SamsundamitingsonrasıseçimçalışmasıresmenbaşladıSamsunda miting sonrası seçim çalışması resmen başladı
Eşlerden, eylemde görevli polislere sıcak yemek
Zaman
22.06.2013
11:42
Taksim Gezi Parkı olayları sebebiyle Ankara’da da günler süren eylemler yapıldı. Bu süreçte polisler zorlu görevlere giderken, aileleri de diken üstündeydi. Polisler, günlerce evine gidemedi ve az bir uykuyla görev yaptı. Polis eşleri, moral desteği vermek için hazırladıkları sarma, börek ve sıcak yemekleri eylem yerlerindeki polislere üç öğün ikram etti. Taksim Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmesine karşı başlatılan eylem, İstanbul’un ardından diğer büyük şehirlere yayıldı. 21 gündür eylem yapan gruplar, çevrede bulunan iş yerlerine ve belediye otobüslerine de milyonlarca liralık zarar verdi. Eylemler dünya kamuoyunda da ciddi yankı uyandırdı. Türkiye’den yaklaşık iki haftada 8 milyar dolarlık sıcak bir para çıkışı yaşandı. Eylemlerde polis ile göstericiler sık sık karşı karşıya geldi. Polisin orantısız güç kullandığına ilişkin önemli uyarılar gelirken, emniyet ‘Polis, 18 günde sadece evine bir gün gitti’ diyerek memurlara sahip çıktı. Bu açıklamanın ardından Ankara Emniyet Müdürü Kadir Ay’ın eşi Birgül Ay önemli bir çalışma başlattı. Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nde (EGM) görevli bazı müdür eşleriyle bir araya gelen Ay, eylemde görevli polisler için evlerde yemek hazırlanarak alana servis edilmesi talebinde bulundu. Birgül Ay’ın talebi karşılık buldu. Geçtiğimiz Pazar günü kolları sıvayan polis eşleri kendi aralarında iş bölümü yaptı. Bazı bayanlar sarma, dolma ve börek hazırlarken bir grup bayanda sıcak yemek hazırladı. Günlük hazırlanan yemeklerde daha sonra ortak bir havuzda toplandı. Buradan da alanda görevli memurlara sabah, öğle ve akşam yemeği olmak üzere servis edildi. Edinilen bilgilere göre, çalışmanın başlamasında eylemde görevli bir polis memurunun “Bir haftadır evime gidemiyorum. Çocuklarımı göremiyorum. Sıcak bir ev yemeğini çok özledim” açıklaması etkili oldu. Bu ifadeleri duyan Birgül Ay, konuyu Ankara Emniyet Müdürü Kadir Ay ile paylaştı. Ay’ın onayının ardından sosyal çalışmaya başlandı. Yaklaşık 10 kişiyle başlayan kampanyaya şu anda 100’ün üzerinde müdür, amir ve polis eşi destek veriyor. Ankara’da polis lojmanlarına ikamet eden polis yakınları, sabah 9’da işe başlıyor. Aralarında işbölümü yapan memur eşleri öğle yemeği için hazırlık yapıyor. Kimi dolma türü şeyler hazırlarken, bazıları da farklı yöresel lezzetler hazırlıyor. Şu ana kadar Ankara’nın farklı noktalarında görevli polislere defalarca yemek servisi yapıldı. Bu etkinliğin polisler arasındaki dayanışmayı bir kez daha ortaya koyduğunu aktaran kaynaklar, çalışmanın şu ana kadar başarılı bir şekilde devam ettiğinin altını çiziyor. Amacın burada mağduriyetleri minimuma indirmek olduğunu vurgulayan kaynaklar, “Arkadaşlarımız yaklaşık iki haftadır ciddi zorluklarla mücadele ediyor. Buna rağmen bunu dışarıya yansıtmamaya çalışıyorlar. Kimi arkadaşımız bu sürede eşini ve çocuklarını göremedi. Eşlerimizde bu zamanda onların yüzlerini bir nebze olsun gülümsetmek için böyle bir çalışma yaptı.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
22.06.2013
EşlerdeneylemdegörevlipolisleresıcakyemekEşlerden eylemde görevli polislere sıcak yemek
Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz?
Zaman
11.06.2013
16:59
Makine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, sıcak havaların vazgeçilmezi olan klimalar hakkında önemli bilgiler verdi.Sağlıklı klima kullanımı, doğru klima seçiminin çok önemli olduğunu belirtenBallıkaya, Kavurucu sıcaklar vatandaşlarımızı klima kullanımına yöneltmekte ve evlerde, iş yerlerive arabalarda serinlemek için klimalar kullanılmaktadır. Fakat gereğinden fazla kapasitede seçilmiş ve bilinçsiz kullanılan klimalar,bütçeye olduğu kadar insan sağlığına ve çevreye büyük zarar vermektedir. Bu zararların önüne geçebilmek için klima ve klima kullanımıyla ilgili yeterli bilincin oluşması şart dedi.DOĞRU KLİMA SEÇİMİ ÖNEMLİMakine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, klimanın kışın soğuğunda ısınmak yazın sıcağında serinlemek için dizayn edilmiş bir konfor aracı olduğunu belirterek Doğru kullanıldığında sağlıklı ortam sağlar. Ama doğru kullanılmazsa klimalı hayat kabus olur diye konuştu.Klima seçimi, montajı ve kullanımının son derece önemli olduğunu belirten Ballıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir makine mühendisi yapmalıdır. Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur kalklardan dolayı daha fazla elektrik sarfiyatına ve ilk kurulum esnasında daha fazla para ödenmesine neden olacaktır.Klima alırken öncelikli olarak enerji verimliliği yüksek A Tipi cihazların tercih edilmesi gerektiğini belirten Ballıkaya, sözlerine şöyle devam etti: Klimanın verimini belirleyen faktör, COP değeri olduğundan, COP değeri ne kadar büyükse klima o kadar verimli çalışıyor demektir.Bu nedenle alınacak klimanın COP değerine dikkat edilmelidir. Alacağınız klimaların mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmalıdır. Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilmelidir. Bir başka deyişle satış, dağıtım, kurulum gibi hizmetleri standartlaştırılmış, bayilik ağları iyi işleyen firmaların klimaları tercih edilmelidir. Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleriyılda bir kez temizlenmelidir. Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini unutmayın ve de filitrelerin zamanında değişimin yapılmasını sağlayın. Cihazın, dış ve iç ünitesinin sürekli temiz ve bakımlı olması cihaz kapasitesinden her zaman tam olarak faydalanmanızı sağlar. Bunun için özellikle iç ünitenin, hava filtresinin ve dış ünitenin serpantinleri sık sık toz gibi yabancı maddelerden temizlenmeli, hatta yıkanmalıdır. Klimalardaki soğutucu gazın ölçümü en az yılda bir defa teknik servis tarafından yapılmalı ve eksikse tamamlanmalıdır. Eksik soğutucu gazlaçalışan klimalar gereksiz enerji sarfiyatına neden olmaktadır.Ballıkaya, klimalarda kış için konfor sıcaklığının 20-22 derece, yaz için de, 24 derece olduğunu vurgulayarak açıklamalarını şöyle tamamladı: Cihazı konfor sıcaklığına ayarlayarak kendi kontrol sistemi ile ortam havasını istenen sıcaklık değerine getirmesini beklemek en doğru yöntemdir. Bunun dışında bir an önce ortamı soğutmak veya ısıtmak amacıyla en düşük ya da en yüksek sıcaklık değerine ayarlamak, sağlık açısından risk taşıdığı gibi enerji israfına da neden olur. Klimaların verimli, konforlu ve uzun ömürlü kullanımını sağlamak için bu önerilerin dikkate alınması çok önemlidir.(İHA)
Zaman
Sağlık
11.06.2013
Klimakullanımındaneleredikkatetmeliyiz?Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz?
Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz?
Zaman
11.06.2013
12:51
Makine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, sıcak havaların vazgeçilmezi olan klimalar hakkında önemli bilgiler verdi.Sağlıklı klima kullanımı, doğru klima seçiminin çok önemli olduğunu belirtenBallıkaya, Kavurucu sıcaklar vatandaşlarımızı klima kullanımına yöneltmekte ve evlerde, iş yerlerive arabalarda serinlemek için klimalar kullanılmaktadır. Fakat gereğinden fazla kapasitede seçilmiş ve bilinçsiz kullanılan klimalar,bütçeye olduğu kadar insan sağlığına ve çevreye büyük zarar vermektedir. Bu zararların önüne geçebilmek için klima ve klima kullanımıyla ilgili yeterli bilincin oluşması şart dedi.DOĞRU KLİMA SEÇİMİ ÖNEMLİMakine Mühendisi ve Enerji Uzmanı Umut Barış Ballıkaya, klimanın kışın soğuğunda ısınmak yazın sıcağında serinlemek için dizayn edilmiş bir konfor aracı olduğunu belirterek Doğru kullanıldığında sağlıklı ortam sağlar. Ama doğru kullanılmazsa klimalı hayat kabus olur diye konuştu.Klima seçimi, montajı ve kullanımının son derece önemli olduğunu belirten Ballıkaya, sözlerini şöyle sürdürdü: Öncelikle klima kapasitesi seçimini mutlaka yetkili bir makine mühendisi yapmalıdır. Gereğinden fazla kapasitede seçilmiş klima cihazı dur kalklardan dolayı daha fazla elektrik sarfiyatına ve ilk kurulum esnasında daha fazla para ödenmesine neden olacaktır.Klima alırken öncelikli olarak enerji verimliliği yüksek A Tipi cihazların tercih edilmesi gerektiğini belirten Ballıkaya, sözlerine şöyle devam etti: Klimanın verimini belirleyen faktör, COP değeri olduğundan, COP değeri ne kadar büyükse klima o kadar verimli çalışıyor demektir.Bu nedenle alınacak klimanın COP değerine dikkat edilmelidir. Alacağınız klimaların mutlaka ulusal ve uluslararası standartlara uygunluk belgeleri olmalıdır. Klimaların servis hizmetlerini verecek yetkiliye kolaylıkla ulaşılabilmelidir. Bir başka deyişle satış, dağıtım, kurulum gibi hizmetleri standartlaştırılmış, bayilik ağları iyi işleyen firmaların klimaları tercih edilmelidir. Ortamın tozluluk derecesine göre filtre temizlik işareti yandığında duvar tipi ve multi sistem klima cihazlarının filtreleri 15 günde bir, tavan tipi klima cihazlarının filtreleriyılda bir kez temizlenmelidir. Zamanında değiştirilmeyen filtrelerin, sağlığınızı tehdit edebileceğini, özellikle bundan çocukların ve yaşlıların daha çok etkileneceğini unutmayın ve de filitrelerin zamanında değişimin yapılmasını sağlayın. Cihazın, dış ve iç ünitesinin sürekli temiz ve bakımlı olması cihaz kapasitesinden her zaman tam olarak faydalanmanızı sağlar. Bunun için özellikle iç ünitenin, hava filtresinin ve dış ünitenin serpantinleri sık sık toz gibi yabancı maddelerden temizlenmeli, hatta yıkanmalıdır. Klimalardaki soğutucu gazın ölçümü en az yılda bir defa teknik servis tarafından yapılmalı ve eksikse tamamlanmalıdır. Eksik soğutucu gazlaçalışan klimalar gereksiz enerji sarfiyatına neden olmaktadır.Ballıkaya, klimalarda kış için konfor sıcaklığının 20-22 derece, yaz için de, 24 derece olduğunu vurgulayarak açıklamalarını şöyle tamamladı: Cihazı konfor sıcaklığına ayarlayarak kendi kontrol sistemi ile ortam havasını istenen sıcaklık değerine getirmesini beklemek en doğru yöntemdir. Bunun dışında bir an önce ortamı soğutmak veya ısıtmak amacıyla en düşük ya da en yüksek sıcaklık değerine ayarlamak, sağlık açısından risk taşıdığı gibi enerji israfına da neden olur. Klimaların verimli, konforlu ve uzun ömürlü kullanımını sağlamak için bu önerilerin dikkate alınması çok önemlidir.(İHA)
Zaman
Son Dakika
11.06.2013
Klimakullanımındaneleredikkatetmeliyiz?Klima kullanımında nelere dikkat etmeliyiz?
Selim Işıklar - Piyasalar, sağduyuyu elden bırakmamalı
Zaman
09.06.2013
01:54
İstikrar adası olmak için galiba fazla sıcak bir bölgede yaşıyoruz.Türkiye, 2008 dünya krizinden bu yana yaşanan gelişmeleri gördüğümüzde öylesine olumlu bir tabloyu ortaya koydu ki, bu başarı üst üste not artışlarını, rekor ölçüde döviz rezervini ve 800 milyar doları aşan bir büyüklüğü gözler önüne serdi. İspanya’da yüzde 26’ya ulaşan, para musluğu elinde olan ülkelerden Fransa’da ise son 14 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 11’e tırmanan işsizlik, yaşlı Avrupa’nın bu zamana kadar hiç görmediği gelişmeler. Yunanistan, Portekiz ve İtalya’da durum daha da vahim. Bu noktada itirazı olanlar olabilir. Pahalı benzin, enerji fiyatları, daha az geliri olan Türkiye hane halkını etkiliyor diye. Bunlar önemli tespitler ama Türkiye ekonomisini farklı kılan en önemli unsur, büyümesinden kaynaklanıyor. Türkiye, Avrupa ve benzeri ülkelerde yaşanan istikrarsızlıktan azami ölçüde faydalanmaya aday bir ülke. Karar alma mekanizmaları çok yavaş işleyen Avrupa hatta ABD’de ekonomi önümüzdeki yıllarda daha da bozulacak. Bu sebeple dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı nedenlerle ortaya çıkan olaylarda hiç şüphe yok ki menfaat çarpışması yaşanıyor. Bu menfaat çarpışması istikametini son olarak İstanbul’a çevirmiş durumda. Ülkede geçen hafta yaşananların basit bir demokrasi çıkışı olmadığı yönünde maalesef sinyaller geliyor.Sonuç olarak piyasaların kısa vadede önemli bir yara aldığını söylemek mümkün. Ama bu olayların en çarpıcı sonucu çok önemli bir halka arz olan ve yaklaşık 3,5 milyarlık bir gelir sağlaması beklenen Emlak Konut GYO’nun ikincil halka arzının ertelenmesi oldu. Daha Borsa İstanbul’daki kayıpları saymıyorum. Yaklaşık yüzde 65’i yabancıların elinde olan hisse senetlerinin düşüşü yerli yatırımcılardan fazla onları etkiliyor. Ama yabancıların belirli hisselerde ağırlıklı olduğu unutulmamalıdır. Bence en can alıcı ve bakılacak yer, tahvil fiyatlarının geldiği nokta. Olaylar başlamadan önce yüzde 4,7’ye kadar tarihinin belki de en düşük seviyesine gerileyen tahvil fiyatları, bir hafta içinde adeta zirve yaptı. Hafta sonu yaşanan ve özellikle ‘düğmeye mi basıldı?’ sorularının sorulmaya başlamasıyla yüzde 7’ye yükselen tahvil fiyatları, zararın çok daha büyük olmasına yol açtı. Bunda olayların büyümesinde etkili olan çok sayıda olaya basit bir gösteri mantığı ile müdahale edilme yanlışı kadar bundan istifade eden çok sayıda iç ve dış etkinin birlikte olduğu görülüyor. Sonuçta ekonomi darbe aldı, piyasalarda iniş ve çıkışlar her zaman olur. Hep yükselen bir Borsa zaten yoktur ve arzu edilmemelidir. Bunun dönüşü oldukça tehlikelidir. Büyük yükselişler büyük düşüşlerin habercisidir diye uzun zamandır yazıyoruz. Ama yine de geçen haftaki hatırlatmamı yapmalıyım. Piyasalarda ve ekonomide istikrar için daha fazla demokrasi önemlidir ama aşırıya kaçan istekler anarşiyi doğurur. ‘Bırakınız yaksınlar, bırakınız yıksınlar’ mantığı doğru değildir. Daha fazla iletişim, daha fazla anlayış ve saygı çerçevesinde yasakçılığı protesto edenleri anlayalım. Ama protesto edenler de bunu başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaya kadar giden eylemlerle sulandırmadan yapmak zorundalar. Sonuç olarak önümüzdeki hafta eğer bu olaylarla ilgili daha fazla provokasyon kokan açıklamalar ve gelişmeler olmaz ise piyasalar kısa bir süre için gerçek gündemine girebilir. Aksi takdirde aşırı dalgalanmalar devam edecektir. Cuma günü Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşma, Tunus gezisi konuşması sonrası piyasalardaki depremi engelledi ama durumun rahmetli Ecevit’in sağlığı ile ilgili spekülasyonlara benzediğini üzüntüyle gözlemlemekteyim. Türkiye’nin ekonomideki ve demokrasideki başarılarını engellemek isteyen güçlerin oyununa gelmeyelim.Altını, ABD’den gelen veriler düşürüyorAltın fiyatları dünyada düşüş eğilimini sürdürüyor. Bu düşüş öyle kısa vadeli gibi de gözükmüyor. Altın fiyatları yaklaşık 11 yıl aralıksız yükselmişti. 2001 yılında gelişen siyasi olayların etkisi başlamadan önce altın 270 dolar civarındayken 11 yılda 7 kat artarak 1900 dolara kadar yükselmişti. ABD Merkez Bankası FED ve Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) politikalarında çok önemli bir değişiklik olmamasına rağmen üstelik ABD Doları en güçlü taleple karşılaşmamışken ons cuma günü bir kez daha 1.380 dolara kadar geriledi. Adeta 11 yılın düzeltme hareketi yaşanıyor. Dikkat edilirse 2012 Kasım ayından itibaren ons belirgin bir şekilde düşüşe geçti. Cuma günü Hindistan bahane edildi ama asıl sebep tarım dışı istihdamda beklentilerin üstünde gelen artış oldu. Gerçi işsizlik oranı ABD’de yüzde 7,5’ten yüzde 7,6 olarak gerçekleşti ama asıl odaklanan tarım dışı istihdamdaki artış olunca altın bir kez daha 1.400 doların altına geriledi. Şimdi onsun 1.300 dolar civarında bir süre daha dolaşması ama 1.
Zaman
Köşe Yazıları
09.06.2013
SelimIşıklar-PiyasalarsağduyuyueldenbırakmamalıSelim Işıklar - Piyasalar sağduyuyu elden bırakmamalı
M.Nedim Hazar - Köprü-2
Zaman
06.06.2013
01:57
Orta mektep zamanında yaz aylarında çay ocağında çırak olarak çalışırdım. Bir benzinlik kenarında çok fazla büyük olmayan, çay, ayran tost satan sıradan bir çay ocağı, kantin bile değil.Pardon bir tek tavla vardı bir de. Kaybolan pullarının yerine değişik pullar kullanılan epey hırpalanmış tavla. O zamanlar komi nedir bilmezdim ama sanırım görev tanımım buydu. Dolayısıyla başta kaybolan zar ve pullar olmak üzere, ocağın güvenliği de benden sorulurdu.Ocağın bulunduğu barakanın hemen arkasında inşaat çalışması vardı ve bir sabah çay ocağını açtığımda, duvarda asılı duran Galata Köprüsü tablosunun yere düştüğünü, çerçevenin kırılıp, camın tuzla buz olduğunu gördüm. Çok fena zılgıt yedim ustamdan. Küçük işyerinin estetik tek unsuruydu o tablo. Muhtemelen Yeni Cami minaresinden çekilmiş bir fotoğraftı: Masmavi bir deniz üzerine kurulu nazlı nazlı titrer intibaı veren köprü. Aydınlatma direkleri, birkaç eski model otomobil geçerken çekilmişti fotoğraf. Bugün hemen herkesin cep telefonunda en az bir tane bulunan cinsten sıradan bir fotoydu belki ama ustam için çok değerliydi. Sanki evladı düşüp de kolunu bacağını kırmış gibi üzüldü.Kabahatim olmadığı halde epey sürmüştü suçluluk duygum. O dönem ya para az kazanılıyordu ya da cam çok pahalıydı, emin değilim. Çerçeveyi bant ve zımbayla derme-çatma tutturmuştuk ama eskisi gibi görkemli durmuyordu artık tablo. Sanki üzülmüş, büzülmüş, gönül koymuştu tarihî köprü.Önceki gün Taksim’e doğru giderken çokça yanından geçtiğim halde, bugüne kadar tuhaf bir şekilde tam olarak farkına varamadığım Haliç Metro Geçiş Köprüsü’nü görünce yaşadığım şok beni eskiye götürmüştü. Belki daha inşaat halinde olduğundan bana ürkütücü gelmiştir tam olarak bilemiyorum ama köprünün beton ve çelik halatlar halindeki görüntüsü bir tür post-apokaliptik manzara etkisi oluşturdu bende. Elbette ihtiyaç olunca yapılması normaldi ama böylesi bir ürkütücülük bir hançer gibi duruyordu tarihî dokunun karnında. Eminönü ya da Karaköy. Hangi taraftan bakılırsa bakılsın, bir eğretilik, çarpıklık vardı görüntüde, umarım bittiği zaman bu kadar ürkütücü olmaz tablo.Kırılan Galata Köprüsü tablosunu bir süre sonra kaldırdık. Zira yeni bir tablo bulmuştu ustam; Boğaz Köprüsü… Daha görkemli, daha modern ve daha etkileyiciydi. Camsız, kırık çerçeveyi tezgahın altında sakladık bir süre. Sonra tezgâha serdik posteri. Zamanla muşamba muamelesi yaptık yıllarca gıptayla bakılan manzaraya. Çay döküldükçe sildik ıslak çaputla, şeker ile birleşip renklerini alıp götürdü sıcak su. Silindi ve eridi Galata Köprüsü. Sonunda çöpe atıldı. Duvarda tüm görkemiyle duruyordu Boğaz Köprüsü. Belki ustam yokluğunu pek hissetmiyordu ama açıkçası yeni köprüye kolay alışamamıştım ben.Yıllar sonra üzerinden geçerken bu eski dostun, büyük bir hüzünle yaşadım her halini. Sonra yandı bir gün ve tıpkı posteri gibi bir kenara atıldı. Çekilerek götürüldü Haliç’in derinlerine, sahipsizliği yaşadı bir süre. Yerine yenisi yapıldığında da, her geçişte o sızıyı hissettirdi yokluğu. Hele de gün batımlarında. Bilir misiniz, güneşin batması en çok eğer bir köprü fonundaysa hüzün verir insana. Ve köprüler geçilmek için olduğu kadar bakılmak için de yapılmalıdır.Haliç’e yapılan bu yeni köprü umarım baktıkça içimizi acıtan bir yapı olmaz. Altından geçen su ne kadar çok olursa olsun, hatırası hep kalıyor çünkü…
Zaman
Köşe Yazıları
06.06.2013
MNedimHazar-Köprü-2MNedim Hazar - Köprü-2
Danimarka'da 7 yılda binlerce aile sokağa atıldı
Zaman
09.03.2013
13:28
Danimarkada 2002-2009 yıllarında 5 binden fazla aile, kirayı ödeyemediği için kapı dışarı edildi. Sosyal Araştırmalar Enstitüsünün raporunda Ekonomik kriz ve sosyal sıkıntılar nedeni ile bu rakamlar Danimarkalı ailelerde çok yüksek. 2002 ile 2009 yılları arasında 11 bin 500 çocuk, başka evlerde geçici ailelerde kalmak zorunda kaldı. denildi. Raporda ayrıca, çok az sayıda göçmen ailenin ev kirasını ödeyecek para bulamadığı için evinden atıldığı ifade edildi.Kendi odaları yerine, gelişigüzel yerlerde yatmaları ve aileleri ile sıcak bir ortamda bulunmamalarının çocukları olumsuz etkilediğine dikkat çeken araştırmacı Helene Oldrup Evden atılmış ailelerin çocukları okula geldiği ilk günlerde yeni bir ortama girmekten dolayı güvensizlik ve yetersizlik duygusu»»
Zaman
Son Dakika
09.03.2013
Danimarkada7yıldabinlerceailesokağaatıldıDanimarkada 7 yılda binlerce aile sokağa atıldı
Derviş uyardı: Sıcak paraya dikkat
NTV
09.11.2012
15:59

style=margin:0Eski Devlet Bakanı Derviş, Türkiyenin kredi notundaki artışı en az bir yıl önce hak ettiğini belirterek uyarıda bulundu: Dikkatli olmamız lazım. Bu kuruluşlar çok büyük hatalar yaptılar. Sıcak para konusunda Merkez Bankası dikkatli olmalı.


NTV
Ekonomi
09.11.2012
DervişuyardıSıcakparayadikkatDerviş uyardı Sıcak paraya dikkat
Derviş uyardı: Sıcak paraya dikkat
NTV
09.11.2012
15:59

style=margin:0Eski Devlet Bakanı Derviş, Türkiyenin kredi notundaki artışı en az bir yıl önce hak ettiğini belirterek uyarıda bulundu: Dikkatli olmamız lazım. Bu kuruluşlar çok büyük hatalar yaptılar. Sıcak para konusunda Merkez Bankası dikkatli olmalı.


NTV
Güncel
09.11.2012
DervişuyardıSıcakparayadikkatDerviş uyardı Sıcak paraya dikkat
Toplam "81" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti