Habergec.Com Aranan Kelimeler:sağlık durumu çok kötü Değerlendirme: 10 / 10 988231
habergec.com
26.10.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

sağlık durumu çok kötü

Evlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Zaman
14.10.2014
12:44
Anne babalar, bütün çocuklarının ‘bir’ olduğunu, “acısı da mutluluğu da bir” izahıyla savunsa da bazıları, evlatlarından birine karşı daha farklı hassasiyet geliştirebiliyor.Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Muhtemelen bu farklılıktan yola çıkan atalarımız, “Beş parmağın beşi bir olmaz.” der. Hayatın içerisinde çokça karşılığı olan bu öğretiyi, aile içindeki fertler için de değerlendirebiliriz. Zira aynı anne-babaya sahip, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin fiziksel ve ruhsal yapıları birbirinden çok farklı olabiliyor. Hatta huyları ve becerileri birbirine hiç benzemiyor. Hal böyle olunca anne-babaya, kiminin karakteri yakın, kimisininki de uzak gelebiliyor. Bu da birinin davranışlarını daha çok onaylama ve beğenme güdüsünü harekete geçiriyor. Hepsinin bir olduğunu, ‘acısı da mutluluğu da bir’ izahıyla savunsalar da bazı ebeveynler, evlatlarından birine karşı daha farklı bir hassasiyet geliştirebiliyor. Bu düşkünlüğü davranışlarına aksettirmemek içinse yoğun çaba harcıyorlar. Çocuklar arasındaki ayrımcılık sadece ülkemizde olan bir sorun değil. Haber dergisi Time’ın editörlerinden Jeffrey Kluger, bu konuda yaptığı araştırmasını kitap haline getirmiş. Kluger’e göre Amerikalı ebeveynlerin yüzde 95’i bir çocuğuna daha düşkün. Çocukları arasında ayrım yapmadığını söyleyen yüzde 5’lik kısım ise bu konuda doğru söylemiyor. Anne-babanın da nihayetinde bir ‘insan’ olması bu meyli fıtraten mümkün kılıyor. Tespitlerin bazıları ise bizim de yakınlarımızda hatta kendi ailemizde var olan cinsten: “Babalar en küçük kızlarını, anneler ise ilk erkek çocuklarını daha çok seviyor. Ortanca çocuklar eğer ailenin tek kız veya erkek çocuğu değilse genellikle arka planda kalıyor. Anne-babaların en önemli kıstası ise özelliklerinin çocuklarına geçme oranı. Yani, kendilerine benzeyeni daha çok seviyorlar.” Ailede tolerans gösterilen çocukların benzerliği ise dikkat çekiyor: Güzel huylu çocuklar, babaların kızları, annelerin oğulları ve de en küçük çocuklar genelde daha çok seviliyor. O daha küçük, sen büyüksün! Anne-babanın çocukları arasındaki ayrımcılığı bilinçli olmadan yaptığını dile getiren Psikolog Saniye Çimen’e göre önemli olan ebeveynin yaptığı adaletsizliği fark etmesi. Çocukların böyle düşünmesinin sebebi ise anne-babanın sevgisini eşit bir şekilde dışa vuramaması. Bu da birine karşı zaafın oluşması, kıyaslama, her çocuğa eşit oranda söz hakkı verilmemesi gibi bir dizi iletişim kopukluklarını beraberinde getiriyor.Ebeveynin çocuklarına yaklaşımında maksadını ifade edemeyişi, ayrım yaptığı izlenimine yol açıyor. Ebeveynini yanlı tutum sergilemekle suçlayan çocuk, toleranslı zannettiği diğer kardeşe düşman olabiliyor. Kardeş kıskançlığı devreye girince, aralarında sonu gelmeyen bir rekabet başlıyor.Buna sebep olan en basit hadiselerden biri de evin minik üyesinin aileye katıldığında çiçeği burnunda abi ve ablaya yaklaşım tarzı. “Kardeşin uyanacak gürültü yapma!” ikazıyla büyük çocukta ayrımcılık fikri oluşmaya başlıyor ne yazık ki. “Kardeşim doğmasaydı… Kardeşim olmasaydı…” gibi düşüncelerle kardeşiyle olan bağı en baştan yara alıyor. Böylece anne babasına karşı hırçınlaşıyor. Kardeşini kabullenemiyor. ‘Kötü çocuğu’ oynamaya başlayınca, ebeveyn uslu çocuğa meylediyor. Hâlbuki anne-baba, büyük kardeşten ideal davranışlar beklemek yerine onun kafasındaki soru işaretlerini giderse ‘kötü çocuk’ ortaya çıkmayacak.Ayrımcılık, miras paylaşımına kadar uzanıyor Bazen de ilgi uslu değil sorunlu çocuğa kayabiliyor. Sağlık durumu yerinde olmayan, maddî-manevî problemler yaşayan bir çocuk kardeşlerine nazaran anne-babasından daha özel bir ilgi görebiliyor. Psikolog Çimen, bunun da ayrı bir yanlış olduğunu vurguluyor. Çünkü ‘özel’ kardeşin ihtiyaç duyduğu ilgiyi anne-babası fırsat verdiği takdirde kardeşleri de gösterebilir. Böylece kardeşine kayıtsız kalmayan çocuklar da ebeveyninin gözünde hak ettiği yeri alabilir. Duygusal ihmalin sonuçlarının hemen görülmediğini vurgulayan Psikolog Çimen, ilgiye ‘ihtiyacı olan’ çocuğumuzu ön plana çıkarırken diğerleriyle telafisi çok zor bir noktaya gelebileceğimizi söylüyor. Negatif ilginin, ilgisizlikten daha iyi olduğuna değiniyor. Çimen’e göre, ayrımcılığın temelinde sevginin bütün evlatlarımıza eşit bölüştürülememesi var. Halbuki sevgi paylaştıkça çoğalır. Sadece, her bir çocuğun cinsiyetine, yaşına ve karakterine göre anne-babanın muamelesi farklılıklar barındırabilir. “Büyük oğlum çok efendi, bu yüzden o başka!” “Bütün evlatlarım bir yana kızım bir yana!” diyerek sevgimizi tek bir çocuğumuzda toplamak adaletsiz bir yaklaşım. Saniye Çimen, çocuklar arasında yapılan ayrımcılıkta en çok cinsiyetin etk
Zaman
Ana Sayfa
14.10.2014
EvlatsevgisineayrımcılıkyakışmıyorEvlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Evlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Zaman
14.10.2014
12:13
Anne babalar, bütün çocuklarının ‘bir’ olduğunu, “acısı da mutluluğu da bir” izahıyla savunsa da bazıları, evlatlarından birine karşı daha farklı hassasiyet geliştirebiliyor.Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Muhtemelen bu farklılıktan yola çıkan atalarımız, “Beş parmağın beşi bir olmaz.” der. Hayatın içerisinde çokça karşılığı olan bu öğretiyi, aile içindeki fertler için de değerlendirebiliriz. Zira aynı anne-babaya sahip, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin fiziksel ve ruhsal yapıları birbirinden çok farklı olabiliyor. Hatta huyları ve becerileri birbirine hiç benzemiyor. Hal böyle olunca anne-babaya, kiminin karakteri yakın, kimisininki de uzak gelebiliyor. Bu da birinin davranışlarını daha çok onaylama ve beğenme güdüsünü harekete geçiriyor. Hepsinin bir olduğunu, ‘acısı da mutluluğu da bir’ izahıyla savunsalar da bazı ebeveynler, evlatlarından birine karşı daha farklı bir hassasiyet geliştirebiliyor. Bu düşkünlüğü davranışlarına aksettirmemek içinse yoğun çaba harcıyorlar. Çocuklar arasındaki ayrımcılık sadece ülkemizde olan bir sorun değil. Haber dergisi Time’ın editörlerinden Jeffrey Kluger, bu konuda yaptığı araştırmasını kitap haline getirmiş. Kluger’e göre Amerikalı ebeveynlerin yüzde 95’i bir çocuğuna daha düşkün. Çocukları arasında ayrım yapmadığını söyleyen yüzde 5’lik kısım ise bu konuda doğru söylemiyor. Anne-babanın da nihayetinde bir ‘insan’ olması bu meyli fıtraten mümkün kılıyor. Tespitlerin bazıları ise bizim de yakınlarımızda hatta kendi ailemizde var olan cinsten: “Babalar en küçük kızlarını, anneler ise ilk erkek çocuklarını daha çok seviyor. Ortanca çocuklar eğer ailenin tek kız veya erkek çocuğu değilse genellikle arka planda kalıyor. Anne-babaların en önemli kıstası ise özelliklerinin çocuklarına geçme oranı. Yani, kendilerine benzeyeni daha çok seviyorlar.” Ailede tolerans gösterilen çocukların benzerliği ise dikkat çekiyor: Güzel huylu çocuklar, babaların kızları, annelerin oğulları ve de en küçük çocuklar genelde daha çok seviliyor. O daha küçük, sen büyüksün! Anne-babanın çocukları arasındaki ayrımcılığı bilinçli olmadan yaptığını dile getiren Psikolog Saniye Çimen’e göre önemli olan ebeveynin yaptığı adaletsizliği fark etmesi. Çocukların böyle düşünmesinin sebebi ise anne-babanın sevgisini eşit bir şekilde dışa vuramaması. Bu da birine karşı zaafın oluşması, kıyaslama, her çocuğa eşit oranda söz hakkı verilmemesi gibi bir dizi iletişim kopukluklarını beraberinde getiriyor.Ebeveynin çocuklarına yaklaşımında maksadını ifade edemeyişi, ayrım yaptığı izlenimine yol açıyor. Ebeveynini yanlı tutum sergilemekle suçlayan çocuk, toleranslı zannettiği diğer kardeşe düşman olabiliyor. Kardeş kıskançlığı devreye girince, aralarında sonu gelmeyen bir rekabet başlıyor.Buna sebep olan en basit hadiselerden biri de evin minik üyesinin aileye katıldığında çiçeği burnunda abi ve ablaya yaklaşım tarzı. “Kardeşin uyanacak gürültü yapma!” ikazıyla büyük çocukta ayrımcılık fikri oluşmaya başlıyor ne yazık ki. “Kardeşim doğmasaydı… Kardeşim olmasaydı…” gibi düşüncelerle kardeşiyle olan bağı en baştan yara alıyor. Böylece anne babasına karşı hırçınlaşıyor. Kardeşini kabullenemiyor. ‘Kötü çocuğu’ oynamaya başlayınca, ebeveyn uslu çocuğa meylediyor. Hâlbuki anne-baba, büyük kardeşten ideal davranışlar beklemek yerine onun kafasındaki soru işaretlerini giderse ‘kötü çocuk’ ortaya çıkmayacak.Ayrımcılık, miras paylaşımına kadar uzanıyor Bazen de ilgi uslu değil sorunlu çocuğa kayabiliyor. Sağlık durumu yerinde olmayan, maddî-manevî problemler yaşayan bir çocuk kardeşlerine nazaran anne-babasından daha özel bir ilgi görebiliyor. Psikolog Çimen, bunun da ayrı bir yanlış olduğunu vurguluyor. Çünkü ‘özel’ kardeşin ihtiyaç duyduğu ilgiyi anne-babası fırsat verdiği takdirde kardeşleri de gösterebilir. Böylece kardeşine kayıtsız kalmayan çocuklar da ebeveyninin gözünde hak ettiği yeri alabilir. Duygusal ihmalin sonuçlarının hemen görülmediğini vurgulayan Psikolog Çimen, ilgiye ‘ihtiyacı olan’ çocuğumuzu ön plana çıkarırken diğerleriyle telafisi çok zor bir noktaya gelebileceğimizi söylüyor. Negatif ilginin, ilgisizlikten daha iyi olduğuna değiniyor. Çimen’e göre, ayrımcılığın temelinde sevginin bütün evlatlarımıza eşit bölüştürülememesi var. Halbuki sevgi paylaştıkça çoğalır. Sadece, her bir çocuğun cinsiyetine, yaşına ve karakterine göre anne-babanın muamelesi farklılıklar barındırabilir. “Büyük oğlum çok efendi, bu yüzden o başka!” “Bütün evlatlarım bir yana kızım bir yana!” diyerek sevgimizi tek bir çocuğumuzda toplamak adaletsiz bir yaklaşım. Saniye Çimen, çocuklar arasında yapılan ayrımcılıkta en çok cinsiyetin etk
Zaman
Ana Sayfa
14.10.2014
EvlatsevgisineayrımcılıkyakışmıyorEvlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Yeşilay: Bonzai eroin muamelesi görmeli
Zaman
24.08.2014
13:16
Yeşilay Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Serhat Yamalı, Esrardan yakalanan biri pek hapse atılmıyor. Eroinden yakalanırsa atılıyor. Bonzai de eroin muamelesi görmelidir. dedi.Bursa Kent Konseyinin katılımcı kurumlarından olan Yeşilay Bursa Şubesi, Yeşilay Genel Merkezinin yaptığı tüzük değişikliği sonrası yeni delegeyi belirlemek amacıyla olağanüstü genel kurul toplantısı düzenledi. Bursa Kent Konseyi Koza Salonunda yapılan olağanüstü genel kurulda Yeşilay Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Serhat Yamalı, faaliyet raporunu okudu. Yeşilayın 1914 yılından alkolle mücadele için kurulduğunu, Bursa Şubesinin de kuruluşundan itibaren sigarayla mücadele ettiğini anlatan Yamalı, Günümüzde bonzai denen bir bela var. Bonzai sentetik bir maddedir. Kanser hastalarının mide bulantısını önlemek gibi masumane üretilmiş ancak son dönemde kötü niyetli insanların eline geçmiştir. Merdiven altı laboratuvarlarda üretilmeye başlandı. Çok ucuz ve kolonyalı mendil gibi paketlerde satılıyor. 3 -4 kullanımda bağımlı hale getiriyor. Esrardan yakalanan biri pek hapse atılmıyor. Eroinden yakalanırsa atılıyor. Bonzai de eroin muamelesi görmelidir. Eroin gibi ağır yaptırımları olmalıdır. Yeşilay olarak Başbakanlıka bağlı Uyuşturucuyla Mücadele Müsteşarlığı için teklif yaptık. Bir şemsiye altında büyük faaliyetlerin yapılması öngörülüyor. dedi.GENÇLER UYUŞTURUCUDAN ÇIRPINARAK ÖLÜYORGenel kurula katılan BKK Başkanı Semih Pala da Gençlik Meclisinin Gençlik ve Uyuşturucu Kaosu başlıklı proje geliştirdiğini belirterek, 4 meclis ve 30 çalışma grubunda sağlık konusunu işleyeceklerini anlattı.Pala, son aylarda uyuşturucu konusunun tehlikeli noktalara ulaştığı ve gençlerin uyuşturucu sebebiyle çırpınarak ölmesini dehşet olarak nitelendirirken, Gelinen durumu toplumun her kesimi irdelemesi gerekir. Alkole, uyuşturucuya, kumara karşı yeni bir mücadele eylem planı hazırlanmalı. Türkiyede neler yapılabileceği her açıdan konuşulmalı. Yeni eylem planı için Bursadaki sivil toplum kuruluşları harekete geçmeli. Ortada bir boşluk var. İyi niyet sözcükleriyle sıkıntı çözülmüyor. Mesele ancak sosyal, manevi ve kültürel değerlerle çözülebilir. dedi.Merinos AKKMde sigaraya yönelik uygulama başlattıklarını anlatan Pala, ayrıca alkol satılan yerlerinde giriş kapılarında Alkollüdür uyarısı yazılması gerektiğini sözlerine ekledi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.08.2014
YeşilayBonzaieroinmuamelesigörmeliYeşilay Bonzai eroin muamelesi görmeli
Her beş bebekten biri ‘bodur'
Zaman
15.04.2014
18:27
Türkiyede bebeklerin beslenme durumu ile ilgili Sağlık Bakanlığının hazırladığı raporda çarpıcı veriler yer aldı.Rapora göre, ‘malnütrisyon olarak adlandırılan kötü beslenme oranları incelendiğinde 2 yaş altındaki bebeklerin yüzde 22,2sinin, yani her beş bebekten birinin bodur olduğu tespit edildi. Bebeklerin yüzde 5,8inin düşük kilolu olduğu belirtilirken, ileri derecede bodurluk oranının ise yüzde 9,3 olduğuna dikkat çekildi. Bu durumun yetersiz beslenme ve buna bağlı olarak mikrobesin eksikliğinden kaynaklandığı belirtildi. Raporda emzirmenin Türkiyede yaygın bir uygulama olduğu ancak ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranlarının yeterli olmadığı belirtildi. İnek sütü ve süt ürünlerine azımsanmayacak oranda altı aydan önce yüksek oranda dokuzuncu aydan önce başlandığı ifade edildi. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanlığı Aile Sağlık Merkezi tarafından hazırlanan ‘Bebek Beslenme Rehberi adlı raporda, kötü beslenmenin bebeklerde hastalık riskini artırdığı ve beş yaş altı ölümlerin üçte birinden sorumlu olduğu vurgulandı. Kötü beslenmenin, çok önemli bir sağlık sorunu olan ve Türkiyedeki bebeklerde sıklıkla görülen demir eksikliği anemisinin de sebebi olduğu belirtildi. İlk iki yaştaki malnütrisyonun (kötü beslenme) boy kısalığına neden olduğu ve bebeklikte malnütrisyonlu olan erişkinlerin ‘entelektüel performansının daha düşük olduğunun altı çizildi. Dünyada en sık rastlanan mikrobesin eksikliğinin demir eksikliği olduğu vurgulandı. Ayrıca kötü beslenmenin önemli bir halk sağlığı problemi olan ‘obezitenin de önemli bir sebebi olduğuna değinildi.Bebekler için beslenme önerileri:Doğumdan altıncı aya kadar bebeğinizi her istediğinde, gece ve gündüz günde toplam en az 8 kez emzirmelisiniz. Bebeğinize sadece anne sütü verin. Başka hiçbir besin ya da içecek (su, çay, meyve suyu, yemek suları, hazır mama, inek sütü) vermeyin.6. aydan 12. aya kadar bebeğiniz her istediğinde emzirmeye devam edin. Emzirmenin yanında besleyici tamamlayıcı besinlerden her öğünde bir çay bardağı kadar verin. Bebeğinizin yeterli kilo almadığını ya da sütünüzün yetmediğini düşünüyorsanız, katı gıdayı artırmayın, bir sağlık kuruluşuna başvurun.12. aydan 2 yaşına kadar bebeğiniz her istediğinde emzirmeye devam edin. Büyüme çağındaki çocuk ve gençler günde en az 500 ml süt tüketmeli. Günde beş kez ailenin yediği yemeklerden (baharatsız ve az yağlı) verin. (Toplam: 548 kcal) bir öğünde çocuğunuza vereceğiniz yemek miktarı 1 su bardağı kadar olmalıdır.
Zaman
Sağlık
15.04.2014
Herbeşbebektenbiri‘bodurHer beş bebekten biri ‘bodur
Muhbirlere, biraz başına buyruk olsalar da ihtiyacımız var
Zaman
31.03.2014
03:00
Gelirler ve Gümrük dairesinde çalışan bir avukat kendi müdürü David Hartnettin Goldman Sachs ile özel toplantılar aldığını, bu bankanın vergi borcu faizinden 10 milyon sterlini ödememesini sağladığını anlıyor.Bunun yanlış olduğunu düşünüyor ve kuralına göre hareket ediyor. 1998 tarihli bir kanun uyarınca (Pida) Sayıştaya ve bir parlamento komitesine durumu bildiriyor. Çalıştığı kurum bu yaptıklarını öğrenince çıldırıyor. Terörizm karşıtı mücadelede çıkartılmış Soruşturma Yetkisini Düzenleme Kanunu (Ripa) uyarınca eşyalarını, elektronik postasını ve telefon konuşmalarını inceliyorlar. Açığa alınıyor ve sonunda işini kaybediyor.Pazartesi günü kamu hesapları komitesi başkanı Margaret Hodge, Gelirler ve Gümrük Dairesinden Lin Homerden muhbirlere (whistleblowers) karşı terörizm karşıtı kanunları kullanmamasını istedi. Homer, bunu reddetti. Homer, bazı bakanların da onun yanında olduğunu biliyor.Güya Pida, yasa dışı ve uygunsuz davranışı uygun düşen yetkili kuruma bildirmenin prosedürünü oluşturuyor. Yine güya muhbirlerin kurban olmasını ya da kötü şekilde damgalanmalarını önlüyor. Bildirilen yasa dışı davranışların artmasına sebep oldu. Sadece Ulusal Sağlık Hizmetleri bile 8.000 vaka ortaya çıktı. Fakat tam olarak etkili olup olmadığını anlamak güç. Açık olan tek şey şu ki, Britanya kamu sektöründe bu tür davranışları bildirenlere yetkililer pek de anlayışlı davranmıyor ve bu kişilerin gelecekleri kararıyor. Tocquevillein de belirttiği gibi Britanya demokrasisinin doğal ortamı cemiyettir. Cemiyet hizadan çıkanlardan ve gruba sadakatsizlik gösterenlerden nefret eder. Muhbirlik yapmak ise çok klasik bir sadakatsizliktir. Britanya güvenlik teşkilatından kişilerle görüştüğünüzde Edward Snowdena verdikleri tepki tam bir şaşırma oluyor. Eğer Snowden NSA ve GCHQ ile ilgili bu kadar endişeliydiyse neden üstleriyle konuşmadı? Neden kaygılarını kurum içinde paylaşmadı? Neden gelip cemiyette öğle yemeği yemedi? Bu sorunun cevabı, bu şekilde hareket eden insanların başına ne geldiğinde aranabilir. Gelirler ve Gümrük Dairesi, muhbirlere terörist muamelesi yapıyor. Polis, kendi iş sırlarını ifşa eden herkesi kovuşturuyor. Ulusal Sağlık Hizmetleri ve bu kurum sendikasının adamları, bu muhbirleri kurbanlaştırdılar. Hükümettekilerin yanlış hareketlerini ortaya çıkarmaktaki kamu çıkarı sözleşme ihlali, milli güvenlik tehdidi gibi suçlamalarla bastırılıyor. Gerçek şu ki, tüm örgütler kendi iç meselelerinin ortaya dökülmesinden nefret ediyorlar. Üstelik kolektif suçları açığa çıkıyor ve işlerini tehdit ediyorsa daha da nefret ediyorlar. Suçlanan üst düzey bir yöneticiyi savunmak için bir araya geliyorlar. Dedikoducular, muhbirin itibarını zedelemek için çalışıyorlar. Neden her şeye dokunmadan edemedi? Biraz yasal olmayan eylemlerde bulunduysa da bundan ne çıkar?Daha da önemlisi, muhbirler nadiren kulüp müdavimi oluyorlar. Diğer meslektaşlarında olmayan bir ahlakî kızgınlıkla ast-üst ilişkilerini altüst ediyor. Üstelik bunu kendilerine zarar vereceğini bilerek yapıyorlar. Kurumlarının onları tuhaf, ispiyoncu, her düşmanla dost olmuş kişiler olarak tanıtmaları kolay oluyor, bu düşman kamu çıkarı olsa bile.Cumhuriyetçi bir liberter olan ve silahların kontrol edilmesinin karşısında yer alan Snowden, kesinlikle solcu değildi. İnsanların kurtuluşu olarak gördüğü internetin federal hükümet tarafından ele geçirilmiş olması karşısında dehşete düşmüş biriydi. İnternet “kaçırılmış ve tüm nüfusta casusluk yapacak bir makineye dönüştürülmüştü”. NSAdeki üst düzey yöneticilerin yasayı ihlal edip Kongreye yalan söylemeleri onu çok şaşırtmıştı. Snowden, ona ne olacağını çok iyi biliyordu. WikiLeaks muhbiri Bradley Manning, 35 senelik hapis cezası almıştı. The Snowden Files kitabında Luke Hardingin anlattığı gibi başına gelecekleri bildiği için Hong Konga uçmuştu. Fakat aynı zamanda Batının güvenliğini tehdit edecek unsurların kesinlikle ortaya dökülmemesi için seçtiği aracı insanları uyarıyordu. Bir muhbir için ihanetten bu kadar uzakta başka bir motivasyon bulunamaz. Aynı zamanda ortaya döktüklerinde de kamu çıkarını çok ilgilendiren konular vardı. Snowden, tüm dünyada internet güvenliğiyle ilgili tartışmayı yeniden şekillendirdi. Bir tek muhaliflerin tuhaf insanlar olarak görüldüğü Britanyada bu tartışma oluşmadı.Bence muhbirler garip, cesur ve çok gerekli başına buyruk tipler. Neden herhangi bir kurumun sanki zehir akıtırmışçasına onlardan kurtulmaya çalıştığını anlıyorum. Disiplini ve insanlar arasındaki güven bağını bozuyorlar ki, bu bağlar her türlü ortak çalışma için çok gerekli unsurlar. Gizlilikle açıklık arasındaki sınırın ne olacağına kendileri karar vererek kurumlarını tehdit ediyorlar. Fakat kurumlar ve en önemlisi hükümetler gittikçe daha güçlü oldukça, onların eylemlerinin hesabını vermek de güçleşiyor. İnsanlar arasındaki tüm işler biraz güven ve gizlilik gerek
Zaman
Yorum
31.03.2014
MuhbirlerebirazbaşınabuyrukolsalardaihtiyacımızvarMuhbirlere biraz başına buyruk olsalar da ihtiyacımız var
Küçükken sen elim kadardın
Zaman
08.03.2014
02:08
Mehmet Mısıral, Nilda Özdemir ve Ecrin Gencer dünyaya geldiklerinde 800 gramın altındaydılar. Şimdilerde en küçüğü 10 kilo olan bu ‘parmak çocukların’ ciddi hiçbir sağlık sıkıntısı bulunmuyor. Parmak bebeklerine gözü gibi bakıp büyüten annelerin dilinden ‘çok şükür’ sözü hiç eksik olmuyor.Yeni doğum yapmış birine, ‘Allah analı babalı büyütsün.’ dileğini yöneltmek adettendir. Sonra cinsiyeti sorulur ‘Sağlıklı olsun da önemli değil.’ sözü eşliğinde. En sonunda ise asıl merak edilen şeye gelinir; “Bebek kaç kilo doğdu?” sorusuna. Bu soruya iki, üç, bazen de dörde beşe kadar çıkabilen rakamlarla cevap vermek kolay. Fakat çocuğunuz gramla ifade edilen bir ağırlığa sahipse, yani bir kilonun altında doğduysa durumu karşı tarafa anlatmak o kadar kolay olmayabilir. ‘Nasıl yani?’, ‘Yaşayacak mı peki?’ sorularına hazırlıklı olmanız gerekir. Hazırlıklı olmanız gereken o kadar çok şey daha vardır ki. Anne babalık başlı başına ‘zor zanaat’ken kimilerinin ‘parmak çocuk’ dedikleri bu yavrulara ebeveyn olmak, büyük bir sabır sınavıdır. 1 kilonun altında doğup hayatına sağlıklı bir şekilde devam eden bu özel çocukların aileleri ile görüştük. Gazetelerde, ana haber bültenlerinde ‘500 gram doğan çocuk hayata tutundu’ başlıkları ile verilip önü sonu pek de anlatılmayan bu haberlerin kahramanlarına sorduk. Şimdi durup düşündükçe kendileri bile şaşırıyorlar o zor dönemlerde yaşadıklarına.Nilda Özdemir ve annesi AslıAslı-Fatih Özdemir çifti bir süre tüp bebek tedavisi gördükten sonra biri kız biri erkek ikiz bebekleri olacaklarını öğrenir. Her şey yolunda giderken 28. haftada gittikleri rutin kontrolde doktorları, kan akışında bir sıkıntı olduğunu, bebeklerden birinin gelişiminin geriye gittiğini, Aslı Hanım’ı hemen ameliyata alabileceklerini söyler. Aile çok üzülür ama doktorları dinlemekten başka çareleri yoktur. Doktorun da sıkı gözetiminde 31. haftaya kadar beklerler. Aslı Özdemir’in doğumu çok da erken değildir fakat çocuğun beslenememesi, gelişiminin geriye gitmesine sebep olduğundan ağırlığı kaçınılmaz olarak düşük olacaktır. Nilda bebek tahmin ettikleri gibi 810 gram doğar. Aslında daha o sıralar ismi bile yoktur. Uzun bir süre isim koyamazlar, daha sonra ‘güçlü kadın savaşçı’ anlamına gelen ‘Nilda’ isminde karar kılar aile. 810 gramda kalmaz Nilda, bütün diğer bebekler gibi doğduktan kısa bir süre sonra kilo kaybı yaşar ve 650 grama kadar düşer. Bu arada ikizlerin diğer teki Kayra için de süreç çok kolay değildir. O da yalnızca 1 kilo 600 gram doğmuştur ama Nilda ile kıyaslandığında Kayra Özdemir çiftine bayağı bayağı büyük bir çocuk gibi geliyormuş. “5 kilo doğmuş bebek muamelesi yaptık çocuğa” diye anlatıyor Aslı Özdemir, yaşadıkları yanılsamayı.‘Bizim için Bebeğimizin kokusu değil dezenfektan kokusu vardı’Aile, süreci nispeten kolay atlatmış ancak Aslı Hanım’ın ‘En zoru neydi biliyor musunuz?’ deyip anlattıkları, yeni anne olmuş biri için kaldırması gerçekten zor olan şeyler: “Sıkıntılı bir süreç atlatmışsınız ve sonunda doğum yapmışsınız ama oda boş. Odanın dışına iki tane kapı süsü koyduk. Yan odalardan merak edip geliyorlar ama oda boş. Çok kötü hissetmiştim.” Bebeği ilk gördüğü anı ise hiç unutamıyor. ‘Odaya döndüğümde titriyordum.’ diyen Aslı Hanım’ın ilk sorusu ‘Bacaklarında problem mi var?’ olmuş. Yatış pozisyonu ve bebeğin çok küçük oluşu, Aslı Hanım’da böyle bir kaygıya sebep olsa da Nilda’nın şu anda hiçbir sağlık problemi yok. Toplam 92 gün kuvözde kalmış. Doğduktan kısa bir süre sonra gözlerinden ameliyat olmuş. Prematüre retinotapitisi (ROP) olarak bilinen ve retina gelişiminin tamamlanmamasından kaynaklanan rahatsızlık bu çocuklarda çok sık görülen bir durum. Neyse ki şu anda gözlerinden yana hiçbir problemi yok Nilda’nın. Bir kilonun altında doğan çocuklarda sık görülen bir başka rahatsızlık da ciğerlerindeki gelişim yetersizliği. Entübasyon adı verilen yöntemle ciğerleri gelişmediği için nefes almakta zorlanan bebeğin ciğerlerine kadar inen hortumlarla nefes alması sağlanıyor. Nilda üç kez bu işlemden geçmiş.Aslı Hanım’ın bebeği ile ilk teması ise doğduktan iki gün sonra olmuş. O da kucağa almak değil. Sadece dokunmalarına izin verilmiş ilk zamanlarda. Sabah akşam günde iki kez görme izinleri varmış ve o dönemde o kadar sık dezenfektan kullanmışlar ki şimdilerde hâlâ ne zaman dezenfektan kokusu alsa yaşadıkları akıllarına geliyormuş: “Bizim için bebeğimizin kokusu değil dezenfektan kokusu vardı.”‘Allah’tan iki tane var’‘Hiç yaşamayacaklarını düşündünüz mü?’ sorusuna Aslı Hanım şöyle cevap veriyor: “İnanın o dönemde onu düşünmeye vakit bile bu
Zaman
En Çok Okunan
08.03.2014
KüçükkensenelimkadardınKüçükken sen elim kadardın
Küçükken sen elim kadardın
Zaman
08.03.2014
02:02
Mehmet Mısıral, Nilda Özdemir ve Ecrin Gencer dünyaya geldiklerinde 800 gramın altındaydılar. Şimdilerde en küçüğü 10 kilo olan bu ‘parmak çocukların’ ciddi hiçbir sağlık sıkıntısı bulunmuyor. Parmak bebeklerine gözü gibi bakıp büyüten annelerin dilinden ‘çok şükür’ sözü hiç eksik olmuyor.Yeni doğum yapmış birine, ‘Allah analı babalı büyütsün.’ dileğini yöneltmek adettendir. Sonra cinsiyeti sorulur ‘Sağlıklı olsun da önemli değil.’ sözü eşliğinde. En sonunda ise asıl merak edilen şeye gelinir; “Bebek kaç kilo doğdu?” sorusuna. Bu soruya iki, üç, bazen de dörde beşe kadar çıkabilen rakamlarla cevap vermek kolay. Fakat çocuğunuz gramla ifade edilen bir ağırlığa sahipse, yani bir kilonun altında doğduysa durumu karşı tarafa anlatmak o kadar kolay olmayabilir. ‘Nasıl yani?’, ‘Yaşayacak mı peki?’ sorularına hazırlıklı olmanız gerekir. Hazırlıklı olmanız gereken o kadar çok şey daha vardır ki. Anne babalık başlı başına ‘zor zanaat’ken kimilerinin ‘parmak çocuk’ dedikleri bu yavrulara ebeveyn olmak, büyük bir sabır sınavıdır. 1 kilonun altında doğup hayatına sağlıklı bir şekilde devam eden bu özel çocukların aileleri ile görüştük. Gazetelerde, ana haber bültenlerinde ‘500 gram doğan çocuk hayata tutundu’ başlıkları ile verilip önü sonu pek de anlatılmayan bu haberlerin kahramanlarına sorduk. Şimdi durup düşündükçe kendileri bile şaşırıyorlar o zor dönemlerde yaşadıklarına.Nilda Özdemir ve annesi AslıAslı-Fatih Özdemir çifti bir süre tüp bebek tedavisi gördükten sonra biri kız biri erkek ikiz bebekleri olacaklarını öğrenir. Her şey yolunda giderken 28. haftada gittikleri rutin kontrolde doktorları, kan akışında bir sıkıntı olduğunu, bebeklerden birinin gelişiminin geriye gittiğini, Aslı Hanım’ı hemen ameliyata alabileceklerini söyler. Aile çok üzülür ama doktorları dinlemekten başka çareleri yoktur. Doktorun da sıkı gözetiminde 31. haftaya kadar beklerler. Aslı Özdemir’in doğumu çok da erken değildir fakat çocuğun beslenememesi, gelişiminin geriye gitmesine sebep olduğundan ağırlığı kaçınılmaz olarak düşük olacaktır. Nilda bebek tahmin ettikleri gibi 810 gram doğar. Aslında daha o sıralar ismi bile yoktur. Uzun bir süre isim koyamazlar, daha sonra ‘güçlü kadın savaşçı’ anlamına gelen ‘Nilda’ isminde karar kılar aile. 810 gramda kalmaz Nilda, bütün diğer bebekler gibi doğduktan kısa bir süre sonra kilo kaybı yaşar ve 650 grama kadar düşer. Bu arada ikizlerin diğer teki Kayra için de süreç çok kolay değildir. O da yalnızca 1 kilo 600 gram doğmuştur ama Nilda ile kıyaslandığında Kayra Özdemir çiftine bayağı bayağı büyük bir çocuk gibi geliyormuş. “5 kilo doğmuş bebek muamelesi yaptık çocuğa” diye anlatıyor Aslı Özdemir, yaşadıkları yanılsamayı.‘Bizim için Bebeğimizin kokusu değil dezenfektan kokusu vardı’Aile, süreci nispeten kolay atlatmış ancak Aslı Hanım’ın ‘En zoru neydi biliyor musunuz?’ deyip anlattıkları, yeni anne olmuş biri için kaldırması gerçekten zor olan şeyler: “Sıkıntılı bir süreç atlatmışsınız ve sonunda doğum yapmışsınız ama oda boş. Odanın dışına iki tane kapı süsü koyduk. Yan odalardan merak edip geliyorlar ama oda boş. Çok kötü hissetmiştim.” Bebeği ilk gördüğü anı ise hiç unutamıyor. ‘Odaya döndüğümde titriyordum.’ diyen Aslı Hanım’ın ilk sorusu ‘Bacaklarında problem mi var?’ olmuş. Yatış pozisyonu ve bebeğin çok küçük oluşu, Aslı Hanım’da böyle bir kaygıya sebep olsa da Nilda’nın şu anda hiçbir sağlık problemi yok. Toplam 92 gün kuvözde kalmış. Doğduktan kısa bir süre sonra gözlerinden ameliyat olmuş. Prematüre retinotapitisi (ROP) olarak bilinen ve retina gelişiminin tamamlanmamasından kaynaklanan rahatsızlık bu çocuklarda çok sık görülen bir durum. Neyse ki şu anda gözlerinden yana hiçbir problemi yok Nilda’nın. Bir kilonun altında doğan çocuklarda sık görülen bir başka rahatsızlık da ciğerlerindeki gelişim yetersizliği. Entübasyon adı verilen yöntemle ciğerleri gelişmediği için nefes almakta zorlanan bebeğin ciğerlerine kadar inen hortumlarla nefes alması sağlanıyor. Nilda üç kez bu işlemden geçmiş.Aslı Hanım’ın bebeği ile ilk teması ise doğduktan iki gün sonra olmuş. O da kucağa almak değil. Sadece dokunmalarına izin verilmiş ilk zamanlarda. Sabah akşam günde iki kez görme izinleri varmış ve o dönemde o kadar sık dezenfektan kullanmışlar ki şimdilerde hâlâ ne zaman dezenfektan kokusu alsa yaşadıkları akıllarına geliyormuş: “Bizim için bebeğimizin kokusu değil dezenfektan kokusu vardı.”‘Allah’tan iki tane var’‘Hiç yaşamayacaklarını düşündünüz mü?’ sorusuna Aslı Hanım şöyle cevap veriyor: “İnanın o dönemde onu düşünmeye vakit bile bu
Zaman
Ana Sayfa
08.03.2014
KüçükkensenelimkadardınKüçükken sen elim kadardın
23 bin 4/C'liye kadro müjdesi
Zaman
09.01.2014
15:25
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sayıları 23 bin dolaylarında olan 4/Clileri ilgilendiren yasa çalışmasında sona gelindi. Bu ay içerisinde TBMMye sunulması beklenen çalışmada söz konusu statüdeki çalışanlara kadro müjdesinin de yer aldığı ifade ediliyor. Ayrıca pek çok vatandaşın sigorta prim borcuna da yeniden yapılandırma imkanı geliyor.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının başta 4/Clilerin durumu ve sigorta pirim borcu konusunda yapılandırma içeren çalışma paketinin içeriği belli olmaya başladı. Tasarı, Ekonomi Koordinasyon Kurulunda (EKK) yapılan çalışmaların ardından Bakanlar Kuruluna da sunulmuştu. 4/Clilere kadro müjdesi içeren tasarı da diğer öne çıkan bir başlık da prim borcunda yeniden yapılandırma imkanı getirilmesi. Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında yaklaşık 3,5 milyon kişinin SGKya 7,5 milyar TL dolayındaki borcundan sadece 350 milyon TL civarındaki bir tutar tahsil edilebilmişti. Torba yasa ile borcun faizi silinecek ve yapılandırmaya gidilecek. Böylece vatandaşlar sağlık hizmetinden yararlanabilecek. Aynı şekilde Bağ-Kurluların borcuna da af ve yapılandırma geliyor. Buna göre de 1 ile 2 yıl üzerinde borcu olanların borcunda yapılandırmaya gidilecek.MİLYONLARCA VATANDAŞIN PRİM VE BAĞ-KUR BORCUNADüzenlemeyle, borçlu olduğu için sağlık hizmetinden yararlanamayan vatandaşın borcu silinecek. 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe giren GSS ile 18 yaşını dolduran, öğrenci olmayan ve sosyal güvence kapsamına girmeyen herkese gelir durumuna göre prim ödeyerek sağlık hizmetinden yararlanma şartı getirildi. Yasal düzenleme ile 12,5 milyon kişi GSS kapsamına girdi. Bu kapsamda SGK, yaklaşık 7,5 milyar TL tahsilat yapması gerekirken kasasına 350 milyon TL civarında para girdi. Yapılacak bu düzenleme ile Kurum kalan alacağından büyük oranda vazgeçecek. Vatandaşın faizleri tamamen silinecek kalan miktarlar için de yapılandırma yoluna gidilecek.Tasarı, 3 milyona yakın Bağ-Kurluyu da af kapsamına alıyor. Pek çok esnaf, Bağ-Kur borcu olduğu için sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Yeni düzenleme ile Bağ- Kura 24 aydan çok prim borcu olanlar, ana para borcu sabit kalmak kaydıyla, gecikme zamlarının yüzde 50si silinerek 36 taksitle borcu ödeme imkanına sahip olacak.İşsizler için de önemli bir düzenlemenin yer aldığı tasarıya göre, her hangi bir nedenden dolayı işten çıkartılan vatandaşın İŞKURdan aldığı işsizlik ödeneğinin geri ödemesinde değişikliğe gidiliyor. İŞKUR artık işsiz vatandaşın işe girmesi ile birlikte vatandaştan sadece 4 aylık ödemeyi geri talep edebilecek.İMDLERE MAAŞ MÜJDESİBir başka düzenleme de İş ve Meslek Danışmalarına (İMD) yönelik. 4 bin civarında İMDnin kadroya geçişinde yaşanan maaş kesintisi, Torba Yasa ile birlikte giderilecek. Maliye Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı bu konuda anlaşırken, düzenleme ile 2014 memur zammı hariç İMDlerin ücreti 2 bin 300 ile 2 bin 400 dolaylarında olacak.114 BİN ÖĞRETİM GÖREVLİSİNE KÖTÜ HABERYÖKün ve Memur-Senin talepleri arasında bulunan ve yaklaşık 114 bin öğretim görevlisini yakından ilgilendiren ücret iyileştirmesinde ise olumlu bir sonuç çıkmadı. Ekonomik yükünden dolayı Maliye Bakanlığının bu konuya şimdilik soğuk baktığı öğrenildi.
Zaman
Ekonomi
09.01.2014
23bin4/Cliyekadromüjdesi23 bin 4/Cliye kadro müjdesi
23 bin 4/C'liye kadro müjdesi
Zaman
09.01.2014
15:25
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından sayıları 23 bin dolaylarında olan 4/Clileri ilgilendiren yasa çalışmasında sona gelindi. Bu ay içerisinde TBMMye sunulması beklenen çalışmada söz konusu statüdeki çalışanlara kadro müjdesinin de yer aldığı ifade ediliyor. Ayrıca pek çok vatandaşın sigorta prim borcuna da yeniden yapılandırma imkanı geliyor.Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının başta 4/Clilerin durumu ve sigorta pirim borcu konusunda yapılandırma içeren çalışma paketinin içeriği belli olmaya başladı. Tasarı, Ekonomi Koordinasyon Kurulunda (EKK) yapılan çalışmaların ardından Bakanlar Kuruluna da sunulmuştu. 4/Clilere kadro müjdesi içeren tasarı da diğer öne çıkan bir başlık da prim borcunda yeniden yapılandırma imkanı getirilmesi. Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında yaklaşık 3,5 milyon kişinin SGKya 7,5 milyar TL dolayındaki borcundan sadece 350 milyon TL civarındaki bir tutar tahsil edilebilmişti. Torba yasa ile borcun faizi silinecek ve yapılandırmaya gidilecek. Böylece vatandaşlar sağlık hizmetinden yararlanabilecek. Aynı şekilde Bağ-Kurluların borcuna da af ve yapılandırma geliyor. Buna göre de 1 ile 2 yıl üzerinde borcu olanların borcunda yapılandırmaya gidilecek.MİLYONLARCA VATANDAŞIN PRİM VE BAĞ-KUR BORCUNADüzenlemeyle, borçlu olduğu için sağlık hizmetinden yararlanamayan vatandaşın borcu silinecek. 1 Ocak 2012 tarihinde yürürlüğe giren GSS ile 18 yaşını dolduran, öğrenci olmayan ve sosyal güvence kapsamına girmeyen herkese gelir durumuna göre prim ödeyerek sağlık hizmetinden yararlanma şartı getirildi. Yasal düzenleme ile 12,5 milyon kişi GSS kapsamına girdi. Bu kapsamda SGK, yaklaşık 7,5 milyar TL tahsilat yapması gerekirken kasasına 350 milyon TL civarında para girdi. Yapılacak bu düzenleme ile Kurum kalan alacağından büyük oranda vazgeçecek. Vatandaşın faizleri tamamen silinecek kalan miktarlar için de yapılandırma yoluna gidilecek.Tasarı, 3 milyona yakın Bağ-Kurluyu da af kapsamına alıyor. Pek çok esnaf, Bağ-Kur borcu olduğu için sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Yeni düzenleme ile Bağ- Kura 24 aydan çok prim borcu olanlar, ana para borcu sabit kalmak kaydıyla, gecikme zamlarının yüzde 50si silinerek 36 taksitle borcu ödeme imkanına sahip olacak.İşsizler için de önemli bir düzenlemenin yer aldığı tasarıya göre, her hangi bir nedenden dolayı işten çıkartılan vatandaşın İŞKURdan aldığı işsizlik ödeneğinin geri ödemesinde değişikliğe gidiliyor. İŞKUR artık işsiz vatandaşın işe girmesi ile birlikte vatandaştan sadece 4 aylık ödemeyi geri talep edebilecek.İMDLERE MAAŞ MÜJDESİBir başka düzenleme de İş ve Meslek Danışmalarına (İMD) yönelik. 4 bin civarında İMDnin kadroya geçişinde yaşanan maaş kesintisi, Torba Yasa ile birlikte giderilecek. Maliye Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı bu konuda anlaşırken, düzenleme ile 2014 memur zammı hariç İMDlerin ücreti 2 bin 300 ile 2 bin 400 dolaylarında olacak.114 BİN ÖĞRETİM GÖREVLİSİNE KÖTÜ HABERYÖKün ve Memur-Senin talepleri arasında bulunan ve yaklaşık 114 bin öğretim görevlisini yakından ilgilendiren ücret iyileştirmesinde ise olumlu bir sonuç çıkmadı. Ekonomik yükünden dolayı Maliye Bakanlığının bu konuya şimdilik soğuk baktığı öğrenildi.
Zaman
Ana Sayfa
09.01.2014
23bin4/Cliyekadromüjdesi23 bin 4/Cliye kadro müjdesi
SOVYET ARŞİVLERİNDE İLGİNÇ BİLGİLER
Zaman
07.01.2014
16:13
1938 yılında dönemin Sovyetler Birliği Ankara Elçisi Aleksey Terentyev, Moskovaya telgraf çekerek Mustafa Kemal Atatürkün ağır hasta olduğunu ve Almanların Türkiyede faaliyetlerini artırdığını aktarmış.SSCB Dışişleri Bakanlığının 1990da yayınladığı arşiv belgelerine göre, elçi Terentyev 17 Ekim 1938 yılı tarihli Moskovaya Dışişlerine gönderdiği telgrafında, Atatürkün sağlık durumu o kadar kötü ki, hem Ankara hem de İstanbulda hükümet ve iş dünyası çevresi artık onun (Atatürk) bu durumunu kabul etmiş bulunuyor. Doktorlara göre, bayılma ile sonuçlanan sürekli ağır sancılar Atatürkü hayatının sonuna kadar yatağa kilitledi. Tartışmasız ki Atatürk siyasi faaliyetine artık dönemeyecek ve bununla ilgili olarak yönetimin en üst tepesinde dış politika oryantasyonunun yeniden gözden geçirildiği apaçık şekilde görülüyor. ifadeleri yer aldı. YÜZLERCE ALMAN UZMAN TÜRKİYENİN HER ALANINA SIZMIŞSovyet elçisine göre, Avrupada o dönem yaşananlar Türkiyenin hükümet ve iş dünyası çevrelerinde ülkenin kaderiyle ilgili korkulara neden olmuş. Söz konusu Türk çevrelerinin aynı zamanda Hitler Almanyasının cesaretine hayran olduğunu vurgulayan elçi Terentyev, yüzlerce Alman uzmanın Türkiyenin tüm alanlarına sızdığına dikkat çekti. Terentyev, Atatürkün sağlık durumunun umutsuz olduğunun farkında olan Almanlar askeri yapılar başta olmak üzere Türkiyede muazzam faaliyetlerini artırıyor. şeklinde gelişmeleri aktarıyor. CUMHURİYETİN YAHUDİ KARŞITI KAMPANYASI ENDİŞE VERİCİ Cumhuriyet ve başka İstanbullu gazetelerin açtığı Yahudi karşıtı kampanyasından çok sayıda Musevi kökenli insanın endişe duyduğunu aktaran Sovyet elçi, tüm askeri sevkiyatın Almanlara verilmesi hususunda görüşmelerin yapıldığını kaydetti. Terentyev, Gerçi Türkler, kendi bağımsız politika geleneklerinden bahsediyor, fakat Almanların Türkiyeye yönelik sömürgeci davranışlarına her yerde apaçık şekilde görmek mümkün. Almanlar Türkiyenin başlıca bölgelerine çıkarma yapıyor. Alman kredileri Türkiyeyi Nazi Almanyasının bağrına itmesini hızlandıran faktör olmakta. belirtiyor. Sovyet elçisinin tespitlerine göre, Türkiye yönetiminin bu tür davranışları ülkenin çeşitli kesimlerinde hoşnutsuzluğa yol açıyor.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.01.2014
SOVYETARŞİVLERİNDEİLGİNÇBİLGİLERSOVYET ARŞİVLERİNDE İLGİNÇ BİLGİLER
SOVYET ARŞİVLERİNDE İLGİNÇ BİLGİLER
Zaman
07.01.2014
16:13
1938 yılında dönemin Sovyetler Birliği Ankara Elçisi Aleksey Terentyev, Moskovaya telgraf çekerek Mustafa Kemal Atatürkün ağır hasta olduğunu ve Almanların Türkiyede faaliyetlerini artırdığını aktarmış.SSCB Dışişleri Bakanlığının 1990da yayınladığı arşiv belgelerine göre, elçi Terentyev 17 Ekim 1938 yılı tarihli Moskovaya Dışişlerine gönderdiği telgrafında, Atatürkün sağlık durumu o kadar kötü ki, hem Ankara hem de İstanbulda hükümet ve iş dünyası çevresi artık onun (Atatürk) bu durumunu kabul etmiş bulunuyor. Doktorlara göre, bayılma ile sonuçlanan sürekli ağır sancılar Atatürkü hayatının sonuna kadar yatağa kilitledi. Tartışmasız ki Atatürk siyasi faaliyetine artık dönemeyecek ve bununla ilgili olarak yönetimin en üst tepesinde dış politika oryantasyonunun yeniden gözden geçirildiği apaçık şekilde görülüyor. ifadeleri yer aldı. YÜZLERCE ALMAN UZMAN TÜRKİYENİN HER ALANINA SIZMIŞSovyet elçisine göre, Avrupada o dönem yaşananlar Türkiyenin hükümet ve iş dünyası çevrelerinde ülkenin kaderiyle ilgili korkulara neden olmuş. Söz konusu Türk çevrelerinin aynı zamanda Hitler Almanyasının cesaretine hayran olduğunu vurgulayan elçi Terentyev, yüzlerce Alman uzmanın Türkiyenin tüm alanlarına sızdığına dikkat çekti. Terentyev, Atatürkün sağlık durumunun umutsuz olduğunun farkında olan Almanlar askeri yapılar başta olmak üzere Türkiyede muazzam faaliyetlerini artırıyor. şeklinde gelişmeleri aktarıyor. CUMHURİYETİN YAHUDİ KARŞITI KAMPANYASI ENDİŞE VERİCİ Cumhuriyet ve başka İstanbullu gazetelerin açtığı Yahudi karşıtı kampanyasından çok sayıda Musevi kökenli insanın endişe duyduğunu aktaran Sovyet elçi, tüm askeri sevkiyatın Almanlara verilmesi hususunda görüşmelerin yapıldığını kaydetti. Terentyev, Gerçi Türkler, kendi bağımsız politika geleneklerinden bahsediyor, fakat Almanların Türkiyeye yönelik sömürgeci davranışlarına her yerde apaçık şekilde görmek mümkün. Almanlar Türkiyenin başlıca bölgelerine çıkarma yapıyor. Alman kredileri Türkiyeyi Nazi Almanyasının bağrına itmesini hızlandıran faktör olmakta. belirtiyor. Sovyet elçisinin tespitlerine göre, Türkiye yönetiminin bu tür davranışları ülkenin çeşitli kesimlerinde hoşnutsuzluğa yol açıyor.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
07.01.2014
SOVYETARŞİVLERİNDEİLGİNÇBİLGİLERSOVYET ARŞİVLERİNDE İLGİNÇ BİLGİLER
Biltaci nin Eşi ve Oğlunun Gözaltına Alınması
Haberler.com
25.12.2013
06:59
Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Biltacinin eşi Abdulcevad: Başörtümü çıkardılar ve beni darbettiler Eşimin sağlık durumu çok kötü
Haberler.com
Son Dakika
25.12.2013
BiltacininEşiveOğlununGözaltınaAlınmasıBiltaci nin Eşi ve Oğlunun Gözaltına Alınması
Biltaci nin Eşi ve Oğlunun Gözaltına Alınması
Haberler.com
25.12.2013
06:43
Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Biltacinin eşi Abdulcevad: Başörtümü çıkardılar ve beni darbettiler Eşimin sağlık durumu çok kötü
Haberler.com
Güncel
25.12.2013
BiltacininEşiveOğlununGözaltınaAlınmasıBiltaci nin Eşi ve Oğlunun Gözaltına Alınması
Amerika’nın küresel itibarı düşüşte
Zaman
30.11.2013
01:56
İşler kötüye gidiyor. Bir zamanlar üzerinde kabaca uzlaşma olan Amerikan dış politikası şimdi bir mikrobun yayılmasına benzer şekilde dağılıyor. Gerçekliğin birbirine ters iki ayrı görüntüsü var. İkisi de ürkütücü. güçten düştüğüne, etkisizleştiği ve tutarsızlaştığına dair yürek sızlatan duygu var. Kararsızız, şüphelerle doluyuz, müttefiklere sırt çeviriyoruz, kenara çekiliyoruz, işlerin hallini başkalarına bırakıyoruz, şeytanla iş tutuyoruz, ahlaki sorumluluklarımızdan kaçıyoruz, küresel demokrasi vizyonumuzu terk ediyoruz, küresel güvenliği sağlayamıyoruz, ordumuzu iğdiş ediyoruz, herkesin görebileceği temkinli, kararsız, ürkek ve tutarsız bir portre çiziyoruz. Irak’tan işimizi bitirmeden erken ayrıldık, Afganistan’da da öyle. Suriye’de kimyasal silahlar kırmızı hattımızdır dedik, sonra geri adım attık, Ortadoğu’daki menfur rejimlere karşı duruşumuzu kundaklayan aç Ruslar tarafından kandırıldık. Suriye’deki tutarsız tavrımızla Esed rejimine karşı mücadelelerinde onları yalnız bırakarak İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri gibi sağlam müttefiklerimizi zor duruma soktuk. Tahran’da güler yüzlü din adamına tuzağına düşerek göz kırptık, ilkeye dayalı yaptırımları azaltmaya, nükleer programlarını durdurma kararlılığımızı müzakereyle değiştirmeye ve tehlikeli rejimlerini dünyaya tekrar kabul ettirmeye giriştik. Suudileri ortada bıraktık ve güvenilmez ve saf olarak algılanır olduk. Ortadoğu’nun karşı karşıya olduğu Şii tehlikesine karşı Riyad’la birlikte kurulacak büyük koalisyona katılmak konusunda yalpalıyoruz. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar teröristleri tasfiye etmek için tasarlanmış insansız hava araçları politikasında yalpalıyoruz. Ulusal Güvenlik Ajansı’ndan kaçan bir elemanın bizi bütün dünyaya utandırmasına ve dünyanın her yerindeki bizi tehdit edebilecek iletişimi denetim altına alma yeteneğimizin zayıflamasına izin verdik. Kimse artık Washington’ı ciddiye almıyor. Şimdi de aynanın öbür yüzüne bakalım. Aslında, küresel çapta güç ilişkilerinde kontrol edemediğimiz büyük bir değişimin ortasında kaldık. Kazanamayacağımız iki savaşı terk ediyoruz. Bu savaşlar bize devasa can kaybına, mahvolan hayatlara, kaynaklara ve kaçırılan fırsatlara mal oldu. Yabancı ülkelerde yüz binlerce Müslüman öldürdük, böylelikle nefret uyandırdık ve sürekli bir terörist üretimi kaynağına, kalıcı bir El-Kaide’ye yol açtık. Suriye krizini çözemedik, fakat vicdanımızı tatmin etmek için füzeleri gönderseydik muhtemelen kargaşa büyüyecek, radikal cihatçılar sahneye hâkim olacaktı. Kötü tasarlanmış Suriye politikalarında Türkiye ve Suudi Arabistan’a destek vermemeliydik. Dostlar birbirlerinin sarhoş araba sürmesine izin vermez. ABD’nin durumu kötüye gidiyor. Bunun sebebi zayıf politikalarımız değil, çağın değişmesi, yetenek ve enerjilerimizin kısıtlı olması. Ve biz henüz bunun farkında değiliz. İslamcı politikalarla uğraşıyoruz çünkü bunlar Ortadoğu’daki gerçekliğin önemli bir kısmını yansıtıyor. Müslüman Kardeşler’le ilişkiye girmek onu bastırmaya çalışmaktan daha akıllıca. Askerî bütçeyi kısıyoruz, çünkü dünyanın sorunlarına çok az askerî çözüm var. Eğer askerî harcamalarımızın dörtte birini yurtdışındaki sağlık, eğitim ve altyapı projelerine yatırsaydık dünya ne kadar farklı bir yer olurdu? Evet, her şey elimizden kayıyor. Sovyetler Birliği artık yok ve eğer Çin’i kendini doğrulayan bir kehanetle o role itmezsek, yerine geçecek bir aday da yok. Dünya daha karmaşıklaşıyor, seçenekler zorlaşıyor. Herkes dost değil. Amerikan sağının ABD’nin zaafı olarak gördüğü şey gerçekten de zayıflık. Her köşede kötüler arayacağımıza Amerika’nın gerçek ve yapıcı yeteneklerini hem kendimize, hem de insanlığa faydalı olacak şekilde kullanamaz mıyız? Evet dünya değişiyor ve biz de eski modelimize bağlı kalarak giderek geride kalıyoruz. Sağ siyasetçiler haklı: Bu durum korkutucu. Tarihsel geçiş dönemleri hiçbir zaman kolay olmaz. Fakat ileriye gitmenin yolu geriye bakmak değildir. İşleri eski görme biçimimizi çok seven müttefiklerimiz ise sorunun bir parçası olabilirler.
Zaman
Yorum
30.11.2013
Amerika’nınküreselitibarıdüşüşteAmerika’nın küresel itibarı düşüşte
Kağızmanlı kız öğrenciler: Kız çocukları küçük yaşta gelin olmasın
Zaman
29.11.2013
17:23
Dershanelerin kapatılmasına yönelik işletilen sürece toplumun her kesiminden tepkiler yağıyor. Karsın Kağızman ilçesinde bir araya gelen mezun öğrenciler ve veliler, dershanelerin kapanmasıyla eğitim desteği alamayan kızların, en geç lise sonunda genç yaşta gelin edileceklerine dikkat çekiyor. Özellikle Doğuda küçük yaşta kız çocuklarının lise sonrası küçük gelin yapılmasının önünde dershanelerin önemli bir etken olduğunu ifade eden meslek lisesi mezunu Kağızmanlı Yasemin Kurt, Başbakanımızın bu imkanı elimizden alması kız çocukları için çok kötü olacak. Küçük yaşta gelin olacaklar. Başbakanımıza soruyorum, buna razı mısınız? Kız arkadaşlarımın küçük yaşta gelin olmasına razı olacaksa dershaneleri kapatsınlar. Biz de okumayalım o zaman. dedi.Kendisinin ise dershaneye, tek başına bilgilerini taze tutamayacağını görmesiyle kayıt yaptırdığını aktaran Kurt, 3. defa sınava gireceğini ifade ederek, İlk zamanlar evde kendim çalıştım ve baktım ki olmuyor. Daha sonra dershaneye kaydolmaya karar verdim. Şunu belirtmek istiyorum, ben meslek lisesi çıkışlıyım ve meslek lisesi bilindiği üzere sadece meslek derslerine ağırlık veriyor. Pozitif bilimlere pek ağırlık vermiyorlar. Dershaneye geldikten sonra öğretmenlerin desteğiyle bilmediğim konuları çabucak öğrendim.” diye konuştu.İkinci kez sınava girecek olan Ayşe Polat ise mezun olduğunu belirterek, dershanelerin kapatılması taraftarı olmadığını, eğitimde eşitlik isteyenlerin Doğu illerine düzgün öğretmen göndermesi gerektiğini söyledi. Polat, Ben Karsın en iyi okulundan mezun oldum. Ama 4 yıl fizik görmedim. O 4 yılda göremediğimi şu an 1 yıl içerisinde kapatmaya çalışıyorum. Yeni mezun öğretmenler geliyorlar, üzerimizden deneyim kazanıyorlar ve büyük şehirlere gidiyorlar. Oranın eğitimi ile tabi buranın eğitimi bir olmuyor. şeklinde konuştu.Dershanelerin kapanmasıyla başarı elde edemeyecek kız çocuklarının ise erken yaşta evlendirileceklerine değinen Polat, Okumuyorsun, o zaman kocaya vereceğiz. Bu da bizim için hiç iyi olmayacak. O yüzden dershaneler kapatılırsa Doğudaki kız çocuklarının halini düşünemiyorum. diye ifade etti.Bir diğer mezun öğrenci Derya Sencer de dershanelerin her şeyden önce öğrenciyi motive ettiğini ve dershanelere ihtiyaçları olduğunu hatırlattı. Sencer, şöyle dedi: Her şey bir döngü içerisindedir. Hastanın doktora ihtiyacı var. Öğrencinin öğretmene ihtiyacı var. Bir öğrenci gerçekten evde çalışarak başarılı oluyorsa, o zaman herkes evde çalışsın, hukuk ve tıp kazansın.DERSHANELERİ KAPATMAK HANGİ AKLA MANTIĞA UYGUNEsnaflık yapan velilerden Ömer Aktaş, Kağızmanda talebelerin çok mağdur olduklarını görüp, arkadaşlarıyla göstermiş oldukları emekle FEM dershanesinin faaliyete geçmesini sağladıklarını söyledi. Aktaş, Eskiden beri eğitim sıkıntılıydı ama şu an eğitime bir darbe vuruluyor. Bu niye yapılıyor? Yanlış olan bir şey mi var? Bu hangi akla mantığa uygun? Bunu anlamış değiliz. Devlet büyüklerimiz bir daha düşünsünler. dedi.İşini gücünü bırakıp çocuklarının geleceği için dershanenin yolunu aşındırdığını söyleyen Abdurrahman Polat ise 17 yıldır ticaretle uğraştığını, bir veli ve vatandaş olarak dershanelerin kapatılmasına karşı olduğunu ifade etti. Polat, şunları ifade etti: Şu an benim çocuğum Iğdır Fen Lisesinde okuyorsa, önce Allahın sonra ise dershanelerin sayesindedir. Bir Kağızmanlı olarak Kağızman’da dershane yokken kaç öğrenci üniversitede okuyordu? Dershaneler sayesinde şu an Kağızman’da il dışında 750 öğrencimiz okuyor. Belki bu rakam daha fazladır. Burada devlet büyüklerinin bir yanlış anlaması, bilgilendirilmesi olabilir. Bu konunun tekrar istişare edilmesini istiyoruz. Kardeşlerinin hayatlarını kazanmalarında en büyük eğitim cihetiyle desteği dershanelerden aldığını aktaran Mehmet Bilgi de 10 yıllık esnaf olduğunu belirterek, 3 kardeşim de öğretmen oldu. Dershanelerin kapatılmasını istemiyorum. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi ile doğuda erkek çocukların inşaatçı, kız çocukların liseden sonra gelin olma durumu olacak. diye konuştu.BİR ANNE, DERSHANE EVDE ÇOCUĞUMUN ÇALIŞMASINI TAKİP ETTİEv hanımı Gamze Çiftçi de 6. sınıfta okuyan bir öğrencisi olduğunu belirterek, Daha önce de kızım dershaneye geldi. Buralar sayesinde Sağlık Meslek Lisesini kazandı. Şu an Hemşirelik Bölümünü okuyor. Dershanemiz sayesinde çocuğumun özgüveni geldi. Dershanede şunu da gördük, durumu iyi olmayanlara destek oluyorlar. Çocukların hayatlarının kurtulması için çalışıyorlar. Ben bu desteği hep gördüm. Dershane dışında evde de takip ediyorlar. Eve gelip çalışma ortamını kontrol ettiler. Çocuğumun psikolojisine eğildiler, problemlerini çözdüler. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.11.2013
KağızmanlıkızöğrencilerKızçocuklarıküçükyaştagelinolmasınKağızmanlı kız öğrenciler Kız çocukları küçük yaşta gelin olmasın
Dershaneler devrimler ve hayatın ritmi
Zaman
20.11.2013
02:07
Şimdi cemaat–hükümet kavgasını unutun. ‘Buralar kurak topraklardı, dershanelerle nevbahar geldi’den ‘Erdoğan’ı dershanelere yedirmeyiz’e cereyan eden anot-katot geriliminden kurtulun. STV dizisindeki ‘karanlık kurul’dan çıkın. Sırtınıza yaslanın ve gerçeklerle karşılaşmaya hazır olun.AK Parti’nin en başarılı bakanlıkları sıralamasında Ulaşım, Sağlık, Aile, Babacan’a bağlı olan Ekonomi bakanlığı listesi üzerinde genel bir konsensüs olmuş durumda. Koyu bir CHP’liye bile sorsak ‘bakanların hepsi birbirinden kötü’ cevabını verdikten sonra, ‘canım kendi içinde hangisi?’ diye ısrarımıza dayanamayıp aynı bakanlıkları sıralayacaktır. Listeyi uzatırsak herkes kendi meşrebine göre Dışişleri der, Kültür der, bakanından dolayı Adalet der, Bilim Teknoloji, Enerji der. Çok eleştiri almasının yanında Şehircilik Bakanlığı’na bile itibar eden hatırı sayılır bir kitle çıkar. Bu listeyi neresinden tutarsanız tutun, soruyu kime sorarsanız sorun Milli Eğitim Bakanlığı çıkmıyor. 12 yıllık AK Parti hükümetlerinde en çok bakanı ve müsteşarı değişen bakanlık olması Sayın Başbakan’ın da aynı fikirde olduğunu gösteriyor. Hâlbuki yatay derslikli yüksek işlikli, küçük pencereli çirkinlik abidesi okul binalarını yıkıp; duvarları rengârenk, koridorları aydınlık, öğrenci dolaplı, modern laboratuvarlı Amerikan filmlerinde görmeye alışık olduğumuz okul binaları yapan bu bakanlık. Sadece birkaç vakıf üniversitesinin her öğrencisine dizüstü bilgisayar verebildiği bir dönemde tüm öğrencilerine bedava tablet bilgisayar vermeye kalkan, sıfır kilometre ders kitaplarını ücretsiz olarak sıraların üzerinde hazır eden, hatta milyonlarca litre süt dağıtan da aynı bakanlık. 28 Şubat artığı birleşik ilköğretim ucubesinden çocukları kurtaran bir bakanlıktan söz ediyoruz. Peki, yapılan bunca güzel işe rağmen Milli Eğitim Bakanlığı neden takdir edilmiyor?Fazıl Say KemalizmiÇünkü; AK Parti iktidarının dördüncü senesinde üniversiteye girmiş, 2010 yılında mezun olmuş bir anaokulu öğretmeni çocuğunuzu Fazıl Say kıvamında Atatürkçü yetiştiriyor. Kendi istemese de müfredat başkasına izin vermiyor. Dışişleri Bakanı ‘komşularla sıfır sorun politikası’ndan bahsederken liselerde hâlâ etrafımızın düşmanlarla çevrili olduğu anlatılıyor. Tablet dünyaya ne kadar açık ise coğrafya müfredatı bir o kadar kapalı. İlkokul çocukları hava durumu bültenlerinde, Balkanlar’dan gelen yüksek hava basıncının nasıl olur da elini kolunu sallaya sallaya bizim ülkemize girebildiğinin travmasını yaşıyor. Kompozisyon hâlâ giriş, geliş ve sonuç bölümlerinden oluşuyor. Blok flüt bir milli Türk sazı hüviyeti kazanmak üzere. Sekiz yıl ders alıp ‘intermediate’ seviyesinin geçilemediği bir dil eğitiminin dünyada eşi var mı? Tarih dersi Muhteşem Yüzyıl’ın tam tersi, sadece bir savaşın nedenlerinden, savaştan, savaşın sonuçlarından ve tabii ki bir sonraki savaşın nedenlerinin sıralamasından ibaret. Kısacası eğitime destek mahiyetindeki bayındırlık, teknoloji, sosyal devlet politikaları açısından iyi giden işler eğitimin bizatihi kendisi açısından iç açıcı değil.Başbakan’ın temposuDoğası gereği güçlü ve kesintisiz bir liderlik ve sabırlı bir çalışma yapılıp sonuçlarının uzun vadede tam olarak görülmeye başlanabildiği eğitim politikaları; pratik, sonuç odaklı bir lider olan Başbakan Erdoğan’ın çalışma temposuna ayak uyduramıyor. Başbakan, binayı, tableti, kitabı, sütü bir devlet politikası olarak yürütürken bakanlık teşkilatından eğitimle ilgili reformlar bekliyor. Bakan değişim sıklığı büyük değişimlere küçük süreler tanındığını gösteriyor. Durum böyle olunca da gelen tüm bakanlar bir kanun değişikliği ile yapılabilecek yegâne reforma yöneliyorlar: Ölçme-değerlendirme sistemini değiştirerek eğitimin kalitesini artırmayı hedefliyorlar. Öğrenciler okula başladığında ortaöğretim sınavları bir iken son sınıfı geçtiğinde yirmi dört olabiliyor. Sonra ondan vazgeçiliyor. On ikiye düşüyor. Bakıyorsunuz on iki değil altı sınav yapılacağı söyleniyor. 9-10 yaşındaki çocukların duygu dünyası altüst olup duruyor. Peki ölçme–değerlendirme değişince ne oluyor?Çöken tezim2005 yılında Türkiye’nin en iyi vakıf üniversitelerinden birinin ev sahipliğinde üniversite sınav sisteminin konuşulacağı bir çalıştay planlamıştık. Türkiye’nin en önemli dershane yöneticilerinin, gazetecilerin ve akademisyenlerin katılacağı bu etkinliğin açılışında kısa bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. Bu iş için hazırlık yapmaya giriştim. Niyetim mevcut merkezi sınav sisteminin başarıyı ölçemediğini ispat etmekti. Çalıştığım ev sahibi üniversitenin mevcut öğrencilerinin not ortalamaları ile ÖSYM’den aldıkları puanları eşleştirdim. Karşıma çıkan iki paralel grafik karşısında donakaldım. Hem
Zaman
En Çok Okunan
20.11.2013
DershanelerdevrimlervehayatınritmiDershaneler devrimler ve hayatın ritmi
Dershaneler devrimler ve hayatın ritmi
Zaman
20.11.2013
02:07
Şimdi cemaat–hükümet kavgasını unutun. ‘Buralar kurak topraklardı, dershanelerle nevbahar geldi’den ‘Erdoğan’ı dershanelere yedirmeyiz’e cereyan eden anot-katot geriliminden kurtulun. STV dizisindeki ‘karanlık kurul’dan çıkın. Sırtınıza yaslanın ve gerçeklerle karşılaşmaya hazır olun.AK Parti’nin en başarılı bakanlıkları sıralamasında Ulaşım, Sağlık, Aile, Babacan’a bağlı olan Ekonomi bakanlığı listesi üzerinde genel bir konsensüs olmuş durumda. Koyu bir CHP’liye bile sorsak ‘bakanların hepsi birbirinden kötü’ cevabını verdikten sonra, ‘canım kendi içinde hangisi?’ diye ısrarımıza dayanamayıp aynı bakanlıkları sıralayacaktır. Listeyi uzatırsak herkes kendi meşrebine göre Dışişleri der, Kültür der, bakanından dolayı Adalet der, Bilim Teknoloji, Enerji der. Çok eleştiri almasının yanında Şehircilik Bakanlığı’na bile itibar eden hatırı sayılır bir kitle çıkar. Bu listeyi neresinden tutarsanız tutun, soruyu kime sorarsanız sorun Milli Eğitim Bakanlığı çıkmıyor. 12 yıllık AK Parti hükümetlerinde en çok bakanı ve müsteşarı değişen bakanlık olması Sayın Başbakan’ın da aynı fikirde olduğunu gösteriyor. Hâlbuki yatay derslikli yüksek işlikli, küçük pencereli çirkinlik abidesi okul binalarını yıkıp; duvarları rengârenk, koridorları aydınlık, öğrenci dolaplı, modern laboratuvarlı Amerikan filmlerinde görmeye alışık olduğumuz okul binaları yapan bu bakanlık. Sadece birkaç vakıf üniversitesinin her öğrencisine dizüstü bilgisayar verebildiği bir dönemde tüm öğrencilerine bedava tablet bilgisayar vermeye kalkan, sıfır kilometre ders kitaplarını ücretsiz olarak sıraların üzerinde hazır eden, hatta milyonlarca litre süt dağıtan da aynı bakanlık. 28 Şubat artığı birleşik ilköğretim ucubesinden çocukları kurtaran bir bakanlıktan söz ediyoruz. Peki, yapılan bunca güzel işe rağmen Milli Eğitim Bakanlığı neden takdir edilmiyor?Fazıl Say KemalizmiÇünkü; AK Parti iktidarının dördüncü senesinde üniversiteye girmiş, 2010 yılında mezun olmuş bir anaokulu öğretmeni çocuğunuzu Fazıl Say kıvamında Atatürkçü yetiştiriyor. Kendi istemese de müfredat başkasına izin vermiyor. Dışişleri Bakanı ‘komşularla sıfır sorun politikası’ndan bahsederken liselerde hâlâ etrafımızın düşmanlarla çevrili olduğu anlatılıyor. Tablet dünyaya ne kadar açık ise coğrafya müfredatı bir o kadar kapalı. İlkokul çocukları hava durumu bültenlerinde, Balkanlar’dan gelen yüksek hava basıncının nasıl olur da elini kolunu sallaya sallaya bizim ülkemize girebildiğinin travmasını yaşıyor. Kompozisyon hâlâ giriş, geliş ve sonuç bölümlerinden oluşuyor. Blok flüt bir milli Türk sazı hüviyeti kazanmak üzere. Sekiz yıl ders alıp ‘intermediate’ seviyesinin geçilemediği bir dil eğitiminin dünyada eşi var mı? Tarih dersi Muhteşem Yüzyıl’ın tam tersi, sadece bir savaşın nedenlerinden, savaştan, savaşın sonuçlarından ve tabii ki bir sonraki savaşın nedenlerinin sıralamasından ibaret. Kısacası eğitime destek mahiyetindeki bayındırlık, teknoloji, sosyal devlet politikaları açısından iyi giden işler eğitimin bizatihi kendisi açısından iç açıcı değil.Başbakan’ın temposuDoğası gereği güçlü ve kesintisiz bir liderlik ve sabırlı bir çalışma yapılıp sonuçlarının uzun vadede tam olarak görülmeye başlanabildiği eğitim politikaları; pratik, sonuç odaklı bir lider olan Başbakan Erdoğan’ın çalışma temposuna ayak uyduramıyor. Başbakan, binayı, tableti, kitabı, sütü bir devlet politikası olarak yürütürken bakanlık teşkilatından eğitimle ilgili reformlar bekliyor. Bakan değişim sıklığı büyük değişimlere küçük süreler tanındığını gösteriyor. Durum böyle olunca da gelen tüm bakanlar bir kanun değişikliği ile yapılabilecek yegâne reforma yöneliyorlar: Ölçme-değerlendirme sistemini değiştirerek eğitimin kalitesini artırmayı hedefliyorlar. Öğrenciler okula başladığında ortaöğretim sınavları bir iken son sınıfı geçtiğinde yirmi dört olabiliyor. Sonra ondan vazgeçiliyor. On ikiye düşüyor. Bakıyorsunuz on iki değil altı sınav yapılacağı söyleniyor. 9-10 yaşındaki çocukların duygu dünyası altüst olup duruyor. Peki ölçme–değerlendirme değişince ne oluyor?Çöken tezim2005 yılında Türkiye’nin en iyi vakıf üniversitelerinden birinin ev sahipliğinde üniversite sınav sisteminin konuşulacağı bir çalıştay planlamıştık. Türkiye’nin en önemli dershane yöneticilerinin, gazetecilerin ve akademisyenlerin katılacağı bu etkinliğin açılışında kısa bir giriş konuşması yapmam gerekiyordu. Bu iş için hazırlık yapmaya giriştim. Niyetim mevcut merkezi sınav sisteminin başarıyı ölçemediğini ispat etmekti. Çalıştığım ev sahibi üniversitenin mevcut öğrencilerinin not ortalamaları ile ÖSYM’den aldıkları puanları eşleştirdim. Karşıma çıkan iki paralel grafik karşısında donakaldım. Hem
Zaman
Yorum
20.11.2013
DershanelerdevrimlervehayatınritmiDershaneler devrimler ve hayatın ritmi
Filipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Zaman
12.11.2013
03:05
Filipinler’de büyük yıkıma yol açan ‘Haiyan süper tayfunu’nun bilançosu gün geçtikçe artıyor. Leyte ve Samar adalarını yerle bir eden tayfun, 5 milyon kişiyi etkiledi. 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ülkede şimdi en büyük problem açlık ve susuzluk. Birçok köy ile kasabayla iletişim ve ulaşım sağlanamazken, afet bölgesinde temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Halk yiyecek, içme suyu ve yakacak bulabilmek için marketleri ve benzin istasyonlarını yağmalıyor.Kargo uçakları ile yardım taşıyan Filipinler ordusu ise kötü hava koşulları ve yolları kapayan enkazlar sonucu bölgeye ulaşamıyor. Tacloban’da incelemelerde bulunan Devlet Başkanı Benigno Aquino, kentte olağanüstü hal ilan etmeyi planladığını söyledi. 7 binden fazla adadan oluşan Filipinler’in doğusundaki 6 adayı vuran Haiyan tayfunu, en çok Leyte ve Samar adalarında etkili oldu. İki adada evler, okullar ve birçok bina yıkılırken, Leyte adasındaki Tacloban şehrinde de havaalanı kullanılmaz hale geldi. Görgü tanıkları ölenlerin cesetlerinin sokaklarda olduğunu, bazı cesetlerin ağaç dallarından sarktığını söyledi. Samar Adası’nda da en az 300 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin kayıp olduğu gelen bilgiler arasında. Filipinler’de Haiyan süper tayfununun büyük yıkıma yol açtığı Tacloban şehrinde 21 yaşındaki Emily Ortega’nın bir kız bebek dünyaya getirmesi afetzedelere umut oldu. Bea Joy Sagales ismi verilen kız bebeğin sağlık durumu iyi. Ancak anne için ihtiyaç duyulan antibiyotiğin tükendiği bildirildi.Dünya, Filipinler için seferberİçişleri Bakanı Beşir Atalay, tayfun felaketi nedeniyle büyük hasar gören Filipinler’e gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filipinler Devlet Başkanı’na bir telgraf göndererek, geçmiş olsun mesajında bulunduğunu hatırlatan Atalay, Kızılay kanalıyla sağlanan, özellikle çadır, battaniye ve gıda malzemelerinden oluşan 65 ton malzemeyi kargo uçağıyla ülkeye götürdüklerini söyledi. Kimse Yok mu, 25 tonluk yardım malzemesini Filipinler’e ulaştırdı. ABD Başkanı Barack Obama da dualarının bu yıkıcı felaketten etkilenmiş milyonlarca kişiyle beraber olduğunu dile getirerek, Amerikan hükümetinin Filipinler’in bir an önce toparlanması için hatırı sayılır derecede yardımda bulunduğunu belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri de 10 milyon dolar yardımda bulunacağını duyurdu. İngiltere, 8 milyon dolar insani yardım gönderirken, Avrupa Komisyonu da 3 milyon Euro tahsis etti. UNICEF de bölgeye 60 ton insani yardım göndermeye hazırlanıyor. Bu arada hızı azalan tayfun, Vietnam’a doğru ilerliyor. Ülkede 600 bin kişi tahliye edildi.
Zaman
En Çok Okunan
12.11.2013
FilipinlersusuzlukveaçlığınpençesindeFilipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Filipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Zaman
12.11.2013
02:09
Filipinler’de büyük yıkıma yol açan ‘Haiyan süper tayfunu’nun bilançosu gün geçtikçe artıyor. Leyte ve Samar adalarını yerle bir eden tayfun, 5 milyon kişiyi etkiledi. 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ülkede şimdi en büyük problem açlık ve susuzluk. Birçok köy ile kasabayla iletişim ve ulaşım sağlanamazken, afet bölgesinde temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Halk yiyecek, içme suyu ve yakacak bulabilmek için marketleri ve benzin istasyonlarını yağmalıyor.Kargo uçakları ile yardım taşıyan Filipinler ordusu ise kötü hava koşulları ve yolları kapayan enkazlar sonucu bölgeye ulaşamıyor. Tacloban’da incelemelerde bulunan Devlet Başkanı Benigno Aquino, kentte olağanüstü hal ilan etmeyi planladığını söyledi. 7 binden fazla adadan oluşan Filipinler’in doğusundaki 6 adayı vuran Haiyan tayfunu, en çok Leyte ve Samar adalarında etkili oldu. İki adada evler, okullar ve birçok bina yıkılırken, Leyte adasındaki Tacloban şehrinde de havaalanı kullanılmaz hale geldi. Görgü tanıkları ölenlerin cesetlerinin sokaklarda olduğunu, bazı cesetlerin ağaç dallarından sarktığını söyledi. Samar Adası’nda da en az 300 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin kayıp olduğu gelen bilgiler arasında. Filipinler’de Haiyan süper tayfununun büyük yıkıma yol açtığı Tacloban şehrinde 21 yaşındaki Emily Ortega’nın bir kız bebek dünyaya getirmesi afetzedelere umut oldu. Bea Joy Sagales ismi verilen kız bebeğin sağlık durumu iyi. Ancak anne için ihtiyaç duyulan antibiyotiğin tükendiği bildirildi.Dünya, Filipinler için seferberİçişleri Bakanı Beşir Atalay, tayfun felaketi nedeniyle büyük hasar gören Filipinler’e gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filipinler Devlet Başkanı’na bir telgraf göndererek, geçmiş olsun mesajında bulunduğunu hatırlatan Atalay, Kızılay kanalıyla sağlanan, özellikle çadır, battaniye ve gıda malzemelerinden oluşan 65 ton malzemeyi kargo uçağıyla ülkeye götürdüklerini söyledi. Kimse Yok mu, 25 tonluk yardım malzemesini Filipinler’e ulaştırdı. ABD Başkanı Barack Obama da dualarının bu yıkıcı felaketten etkilenmiş milyonlarca kişiyle beraber olduğunu dile getirerek, Amerikan hükümetinin Filipinler’in bir an önce toparlanması için hatırı sayılır derecede yardımda bulunduğunu belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri de 10 milyon dolar yardımda bulunacağını duyurdu. İngiltere, 8 milyon dolar insani yardım gönderirken, Avrupa Komisyonu da 3 milyon Euro tahsis etti. UNICEF de bölgeye 60 ton insani yardım göndermeye hazırlanıyor. Bu arada hızı azalan tayfun, Vietnam’a doğru ilerliyor. Ülkede 600 bin kişi tahliye edildi.
Zaman
Güncel
12.11.2013
FilipinlersusuzlukveaçlığınpençesindeFilipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Filipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Zaman
12.11.2013
02:09
Filipinler’de büyük yıkıma yol açan ‘Haiyan süper tayfunu’nun bilançosu gün geçtikçe artıyor. Leyte ve Samar adalarını yerle bir eden tayfun, 5 milyon kişiyi etkiledi. 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ülkede şimdi en büyük problem açlık ve susuzluk. Birçok köy ile kasabayla iletişim ve ulaşım sağlanamazken, afet bölgesinde temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Halk yiyecek, içme suyu ve yakacak bulabilmek için marketleri ve benzin istasyonlarını yağmalıyor.Kargo uçakları ile yardım taşıyan Filipinler ordusu ise kötü hava koşulları ve yolları kapayan enkazlar sonucu bölgeye ulaşamıyor. Tacloban’da incelemelerde bulunan Devlet Başkanı Benigno Aquino, kentte olağanüstü hal ilan etmeyi planladığını söyledi. 7 binden fazla adadan oluşan Filipinler’in doğusundaki 6 adayı vuran Haiyan tayfunu, en çok Leyte ve Samar adalarında etkili oldu. İki adada evler, okullar ve birçok bina yıkılırken, Leyte adasındaki Tacloban şehrinde de havaalanı kullanılmaz hale geldi. Görgü tanıkları ölenlerin cesetlerinin sokaklarda olduğunu, bazı cesetlerin ağaç dallarından sarktığını söyledi. Samar Adası’nda da en az 300 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin kayıp olduğu gelen bilgiler arasında. Filipinler’de Haiyan süper tayfununun büyük yıkıma yol açtığı Tacloban şehrinde 21 yaşındaki Emily Ortega’nın bir kız bebek dünyaya getirmesi afetzedelere umut oldu. Bea Joy Sagales ismi verilen kız bebeğin sağlık durumu iyi. Ancak anne için ihtiyaç duyulan antibiyotiğin tükendiği bildirildi.Dünya, Filipinler için seferberİçişleri Bakanı Beşir Atalay, tayfun felaketi nedeniyle büyük hasar gören Filipinler’e gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filipinler Devlet Başkanı’na bir telgraf göndererek, geçmiş olsun mesajında bulunduğunu hatırlatan Atalay, Kızılay kanalıyla sağlanan, özellikle çadır, battaniye ve gıda malzemelerinden oluşan 65 ton malzemeyi kargo uçağıyla ülkeye götürdüklerini söyledi. Kimse Yok mu, 25 tonluk yardım malzemesini Filipinler’e ulaştırdı. ABD Başkanı Barack Obama da dualarının bu yıkıcı felaketten etkilenmiş milyonlarca kişiyle beraber olduğunu dile getirerek, Amerikan hükümetinin Filipinler’in bir an önce toparlanması için hatırı sayılır derecede yardımda bulunduğunu belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri de 10 milyon dolar yardımda bulunacağını duyurdu. İngiltere, 8 milyon dolar insani yardım gönderirken, Avrupa Komisyonu da 3 milyon Euro tahsis etti. UNICEF de bölgeye 60 ton insani yardım göndermeye hazırlanıyor. Bu arada hızı azalan tayfun, Vietnam’a doğru ilerliyor. Ülkede 600 bin kişi tahliye edildi.
Zaman
Ana Sayfa
12.11.2013
FilipinlersusuzlukveaçlığınpençesindeFilipinler susuzluk ve açlığın pençesinde
Tayfunun vurduğu Filipinler açlığın ve susuzluğun pençesinde
Zaman
12.11.2013
01:52
Filipinler’de büyük yıkıma yol açan ‘Haiyan süper tayfunu’nun bilançosu gün geçtikçe artıyor. Leyte ve Samar adalarını yerle bir eden tayfun, 5 milyon kişiyi etkiledi. 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ülkede şimdi en büyük problem açlık ve susuzluk. Birçok köy ile kasabayla iletişim ve ulaşım sağlanamazken, afet bölgesinde temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Halk yiyecek, içme suyu ve yakacak bulabilmek için marketleri ve benzin istasyonlarını yağmalıyor.Kargo uçakları ile yardım taşıyan Filipinler ordusu ise kötü hava koşulları ve yolları kapayan enkazlar sonucu bölgeye ulaşamıyor. Tacloban’da incelemelerde bulunan Devlet Başkanı Benigno Aquino, kentte olağanüstü hal ilan etmeyi planladığını söyledi. 7 binden fazla adadan oluşan Filipinler’in doğusundaki 6 adayı vuran Haiyan tayfunu, en çok Leyte ve Samar adalarında etkili oldu. İki adada evler, okullar ve birçok bina yıkılırken, Leyte adasındaki Tacloban şehrinde de havaalanı kullanılmaz hale geldi. Görgü tanıkları ölenlerin cesetlerinin sokaklarda olduğunu, bazı cesetlerin ağaç dallarından sarktığını söyledi. Samar Adası’nda da en az 300 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin kayıp olduğu gelen bilgiler arasında. Filipinler’de Haiyan süper tayfununun büyük yıkıma yol açtığı Tacloban şehrinde 21 yaşındaki Emily Ortega’nın bir kız bebek dünyaya getirmesi afetzedelere umut oldu. Bea Joy Sagales ismi verilen kız bebeğin sağlık durumu iyi. Ancak anne için ihtiyaç duyulan antibiyotiğin tükendiği bildirildi.Dünya, Filipinler için seferberİçişleri Bakanı Beşir Atalay, tayfun felaketi nedeniyle büyük hasar gören Filipinler’e gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filipinler Devlet Başkanı’na bir telgraf göndererek, geçmiş olsun mesajında bulunduğunu hatırlatan Atalay, Kızılay kanalıyla sağlanan, özellikle çadır, battaniye ve gıda malzemelerinden oluşan 65 ton malzemeyi kargo uçağıyla ülkeye götürdüklerini söyledi. Kimse Yok mu, 25 tonluk yardım malzemesini Filipinler’e ulaştırdı. ABD Başkanı Barack Obama da dualarının bu yıkıcı felaketten etkilenmiş milyonlarca kişiyle beraber olduğunu dile getirerek, Amerikan hükümetinin Filipinler’in bir an önce toparlanması için hatırı sayılır derecede yardımda bulunduğunu belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri de 10 milyon dolar yardımda bulunacağını duyurdu. İngiltere, 8 milyon dolar insani yardım gönderirken, Avrupa Komisyonu da 3 milyon Euro tahsis etti. UNICEF de bölgeye 60 ton insani yardım göndermeye hazırlanıyor. Bu arada hızı azalan tayfun, Vietnam’a doğru ilerliyor. Ülkede 600 bin kişi tahliye edildi.
Zaman
Güncel
12.11.2013
TayfununvurduğuFilipinleraçlığınvesusuzluğunpençesindeTayfunun vurduğu Filipinler açlığın ve susuzluğun pençesinde
Tayfunun vurduğu Filipinler açlığın ve susuzluğun pençesinde
Zaman
12.11.2013
01:52
Filipinler’de büyük yıkıma yol açan ‘Haiyan süper tayfunu’nun bilançosu gün geçtikçe artıyor. Leyte ve Samar adalarını yerle bir eden tayfun, 5 milyon kişiyi etkiledi. 10 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ülkede şimdi en büyük problem açlık ve susuzluk. Birçok köy ile kasabayla iletişim ve ulaşım sağlanamazken, afet bölgesinde temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Halk yiyecek, içme suyu ve yakacak bulabilmek için marketleri ve benzin istasyonlarını yağmalıyor.Kargo uçakları ile yardım taşıyan Filipinler ordusu ise kötü hava koşulları ve yolları kapayan enkazlar sonucu bölgeye ulaşamıyor. Tacloban’da incelemelerde bulunan Devlet Başkanı Benigno Aquino, kentte olağanüstü hal ilan etmeyi planladığını söyledi. 7 binden fazla adadan oluşan Filipinler’in doğusundaki 6 adayı vuran Haiyan tayfunu, en çok Leyte ve Samar adalarında etkili oldu. İki adada evler, okullar ve birçok bina yıkılırken, Leyte adasındaki Tacloban şehrinde de havaalanı kullanılmaz hale geldi. Görgü tanıkları ölenlerin cesetlerinin sokaklarda olduğunu, bazı cesetlerin ağaç dallarından sarktığını söyledi. Samar Adası’nda da en az 300 kişinin öldüğü, 2 bin kişinin kayıp olduğu gelen bilgiler arasında. Filipinler’de Haiyan süper tayfununun büyük yıkıma yol açtığı Tacloban şehrinde 21 yaşındaki Emily Ortega’nın bir kız bebek dünyaya getirmesi afetzedelere umut oldu. Bea Joy Sagales ismi verilen kız bebeğin sağlık durumu iyi. Ancak anne için ihtiyaç duyulan antibiyotiğin tükendiği bildirildi.Dünya, Filipinler için seferberİçişleri Bakanı Beşir Atalay, tayfun felaketi nedeniyle büyük hasar gören Filipinler’e gitti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Filipinler Devlet Başkanı’na bir telgraf göndererek, geçmiş olsun mesajında bulunduğunu hatırlatan Atalay, Kızılay kanalıyla sağlanan, özellikle çadır, battaniye ve gıda malzemelerinden oluşan 65 ton malzemeyi kargo uçağıyla ülkeye götürdüklerini söyledi. Kimse Yok mu, 25 tonluk yardım malzemesini Filipinler’e ulaştırdı. ABD Başkanı Barack Obama da dualarının bu yıkıcı felaketten etkilenmiş milyonlarca kişiyle beraber olduğunu dile getirerek, Amerikan hükümetinin Filipinler’in bir an önce toparlanması için hatırı sayılır derecede yardımda bulunduğunu belirtti. Birleşik Arap Emirlikleri de 10 milyon dolar yardımda bulunacağını duyurdu. İngiltere, 8 milyon dolar insani yardım gönderirken, Avrupa Komisyonu da 3 milyon Euro tahsis etti. UNICEF de bölgeye 60 ton insani yardım göndermeye hazırlanıyor. Bu arada hızı azalan tayfun, Vietnam’a doğru ilerliyor. Ülkede 600 bin kişi tahliye edildi.
Zaman
Ana Sayfa
12.11.2013
TayfununvurduğuFilipinleraçlığınvesusuzluğunpençesindeTayfunun vurduğu Filipinler açlığın ve susuzluğun pençesinde
Kadıköy'de sürpriz yok
Zaman
11.11.2013
01:56
Fenerbahçe, Kadıköy’deki geleneği bozmadı. Ersun Yanal’ın kalbinden operasyon geçirdiği haftada Galatasaray’ı ağırlayan Sarı-Lacivertliler, sahasında 14 yıldır yenilmediği rakibini bir kez daha mağlup etti. Kanarya, Emre (pen.) ve Baroni’nin golleriyle derbiyi 2-0 kazandı. Melo ile son dakikada penaltıdan yararlanamayan Aslan’a 9 puan fark attı.Geçen sezon hariç 2006 yılından beri Kadıköy’deki tüm Galatasaray maçlarına omurilik tümörüne bağlı kalp yetmezliği sebebiyle yitirdiğimiz değerli büyüğümüz Hacı Hasdemir ile birlikte giderdik. Derbi öncesi Sarı-Kırmızılı ekibin Saracoğlu’ndaki uzun senelerdir devam eden galibiyet hasreti, aramızda espri konusu olurdu. Fenerbahçe iyi gününde de, kötü gününde de kaybetmezdi. Muhabirlerin, takip ettikleri takıma sempati duyması çok normal. Ama Hacı abimiz, yılların getirdiği olgunlukla bırakın fanatikliği, sıradan bir taraftar kadar meseleyi uzatmazdı. Gazete binasında veya diğer ortamlarda Galatasaraylıların ısrarlı soruları üzerine, “Bu defa tamam.” cevabını verirdi. Ancak basın tribününde hele bir de Fenerbahçe derbiye hızlı başladığında, jest ve mimikleriyle ‘Yine olmayacak bu iş’ deyip yavaş yavaş bilgisayarında yazısını şekillendirirdi. Tümörün vücudunu yorgun düşürmesiyle geçen yıl maçlara gidemedi Hacı ağabeyimiz. Dün onun yokluğunda ilk derbiyi izledik. Zor bir durumdu, biz yine de işimizi yapmaya koyulduk.Tribünler doluydu. Kalp damarlarına stent takılan Ersun Yanal, takımının başındaydı. İlk düdük çaldığında teknik adamların düşüncesi ortaya çıktı. Mancini, 4’lü defansın hemen önüne Ceyhun’u koyup önceliği savunma güvenliğine verdiğini gösterdi. Yanal da sağ bek Gökhan’ı gizli forvet gibi görevlendirdi. Milli futbolcu kaçıyor, takım arkadaşları topu onunla buluşturmaya çalışıyordu. 23’te Caner’in ortasında Chedjou, ceza sahasında dirseğiyle müdahalede bulundu. Penaltıyı Emre kullandı ve Fenerbahçe’yi öne geçirdi: 1-0. İkinci yarı iki ekip de hareketliydi. 66’da Webo’nun pasında Baroni durumu 2-0’a getirdi. Galatasaray’ın Drogba ve Burak’la gole yaklaştığı dakikalar oldu ancak onlarda da kaleci Volkan başarılıydı. 90’da Aydın’ın ortasında top Mehmet Topal’ın kolundan sekerken hakem beyaz noktayı gösterdi. Melo vurdu, Volkan kurtardı. Karşılaşmayı kazanan taraf yine Sarı-Lacivertlilerdi. Sarı-Kırmızılıların, Kadıköy’deki galibiyet özlemi 15 sezona ulaştı.F.BAHÇE-G.SARAY: 2-0FENERBAHÇE: Volkan 7, Gökhan Gönül 6, Egemen Korkmaz 7, Bruno Alves 7, Caner Erkin 6, Kuyt 4 (Dk. 46 Emenike 6), Mehmet Topal 7, Emre Belözoğlu 7 (Dk. 70 Salih Uçan 4), Baroni 7 (Dk. 90 Mehmet Topuz ?), Musa Sow 6, Webo 8GALATASARAY: Eray 4, Eboue 5, Semih Kaya 6 (Dk. 85 Aydın Yılmaz ?), Chedjou 4, Dany 6, Melo 4, Ceyhun 4 (Dk. 62 Engin Baytar 3), Selçuk 6, Bruma 4 (Dk. 72 Umut 3), Burak Yılmaz 4, Drogba 4GOLLER: Dk. 23 Emre Belözoğlu (Pen), Dk. 66 BaroniSARI KARTLAR: Egemen, Caner, Emenike / Chedjou, Sabri, BurakHAKEMLER: Bülent Yıldırım 8, Ekrem Kan 8, Asım Yusuf Öz 8STAT: Şükrü SaracoğluYanal’dan Mancini’ye ziyaretFenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal ile Galatasaray’ın İtalyan hocası Roberto Mancini, ilk kez karşılaştı. Ersun Yanal, derbi öncesi Roberto Mancini’yi ziyaret etti. Soyunma odasına giderek Mancini’yle görüşen Yanal, geçirdiği rahatsızlık sonrası kendisine mesajla geçmiş olsun dileği ileten tecrübeli taktisyene teşekkür etti, başarı temennisinde bulundu. Kalp damarlarındaki tıkanıklık sebebiyle geçtiğimiz günü anjiyo yapılan Yanal’a stent takılmıştı.Tribünlere dev bayraklar açıldıFenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan derbideki seremoni sırasında kale arkalarından dev Fenerbahçe bayrakları açıldı. Maraton tribününde büyük Türk bayrağı da görüldü. ‘Atam seni çok özlüyoruz’, ‘Atamızı saygıyla anıyoruz’ yazılı pankartlar dikkati çekti. Sarı-Lacivertli futbolseverler, ‘İnancımız tam mücadeleye devam’, ‘Son nefesimize kadar’, ‘İnandığımız yerdeyiz’, ‘Siz yüreğinizi ortaya koyun biz canımızı veririz’ dövizlerini hazırladı.F.Bahçe yönetimi mazbatasını aldıFenerbahçe’nin seçimli kongresinde 6 bin 821 oyla 11. kez koltuğa oturan Aziz Yıldırım ve 6 bin 824 oy alan yöneticiler, kulüp binasında mazbatalarını aldı. Başkan Aziz Yıldırım, Yüksek Divan Kurulu Başkanı Yüksel Günay, Kongre Divan Kurulu Başkanı Vefa Küçük ile eski ve idarecilerin hazır bulunduğu tören keyifli bir ortamda gerçekleştirildi. Vefa Küçük, başarılı işler yapacaklarını belirten Aziz Yıldırım ve kurmaylarına tek tek mazbatalarını verdi.Eboue sakatlandı, Tugay devreye girdiGalatasaraylı Emmanuel Eboue için sahaya girmek isteyen sağlık görevlilerine Sarı-Kırmızılı ekibin yardımcı antrenörü Tugay Kerimoğlu mü
Zaman
Spor
11.11.2013
KadıköydesürprizyokKadıköyde sürpriz yok
Doğumdan sonra ilk 6 ay anne sütü ile beslenen bebekler daha az hasta oluyor
Zaman
01.11.2013
13:09
Doğumdan sonra ilk 6 ay anne sütü ve sonrasında alınacak gıda takviyeleri bebeklerde ileride doğacak olası hastalıkların önüne geçiyor. ABD’nin en ünlü yeni doğan uzmanı Prof. Dr. Koo, 30 Ekim- 01 Kasım 2013’de Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm beldesinde düzenlenen 57. Milli Pediyatri Kongresi’ne katıldı. Basın mensuplarının sorularını cevaplayan dünyaca ünlü doktor Koo, bebeklerde yetersiz beslenmenin önemine vurgu yaparak ülkelerin sağlıklı nesiller yetiştirmesi için ilk 6 ayda anne sütünün çok önemli olduğuna değindi. Bebeklik dönemindeki beslenmenin insan hayatının en önemli evrelerinin başında geldiğini hatırlatan Koo, bu süreçte anne sütü başta olmak üzere devamında alınan diğer ek gıdalar bireyin gelecekte karşılaşabileceği olası sağlık problemleri için önemli bir destek oluşturduğunu ifade etti. İnsan yaşamının ilk evresi olan bebelik döneminde gelişim için ilk şartın beslenme olduğuna dikkat çeken Koo, “Sağlıklı beslenme ile bebeklikte ve hatta gelecek dönemlerdeki birçok hastalığın önüne geçmek mümkün.” dedi. 10 ÇOCUKTAN 3’NÜN KİLOSU AZ 1’NİN İSE BOYU KISA Türkiye’de yapılan araştırmalarda 5 yaşın altındaki her 10 çocuktan birinin yaşına göre kısa, 10 çocuktan üçünün ise yaşına göre düşük kilolu olduğunu ifade edildi. Bu durumun özellikle 6 ay ve 3 yaş arasındaki çocuklarda da dikkat çektiği gözlenmektedir. Çocukların ihtiyaç duydukları yeterli besin miktarını alamadığı takdirde malnütrisyon (kötü/yetersiz beslenme) sağlık sorunun ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. Koo, bu sorunun son yıllarda Avrupa Birliği’nin en önemli sağlık problemleri arasında yer aldığını vurguladı. ‘ÇOCUKLARDA YORGUNLUK, KONSANTRASTON BOZUKLUĞU BAŞ PROBLEM’ Kötü ve yetersiz beslenip okula giden çocuklarda sürekli yorgunluk, konsantrasyon bozukluğunun meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Koo, özel eğitim gören hasta çocuklarda iyileşememe veya geç iyileşme durumu, sürekli enfeksiyonlara açık olup sıkça hastalanma gibi birçok sağlık sorunu da sık sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını söyledi. Prof. Dr. Koo, emzirme döneminin sona ermesinden sonra bebeğe verilecek ek gıdaların titizlikle seçilmesi gerektiğini aksi takdirde bebeklerde olası fizyolojik sorunların ortaya çıkabileceğini ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
01.11.2013
Doğumdansonrailk6ayannesütüilebeslenenbebeklerdahaazhastaoluyorDoğumdan sonra ilk 6 ay anne sütü ile beslenen bebekler daha az hasta oluyor
Suriyeli mülteciler için yapılabilecekler
Zaman
04.10.2013
01:56
Suriye’de Esed’in, kimyasal silahların da eklendiği zulmüne ve ülkede süren savaşa maruz kalanlar için yapabilecek çok şeyimiz yok ama canını kurtararak yanıbaşımıza gelen mültecilerin yaşadıkları mağduriyetlere sırtımızı dönme şansımız kalmadı.Kışın yaklaştığı, gecelerin iyice serin olduğu bu günlerde halen parklarda geceleyen mültecilerin olduğunu görüyoruz. Ailece bir arada olabilmek için, kamplar savaş ortamını hatırlattığı yahut cezaevi gibi gördükleri için bazıları ilk günden itibaren ‘kaçak’ olduğu için İstanbul’u mesken tutmuşlar. İstanbul’da yaklaşık 100 bin dolayında Suriyeli mülteci olduğu belirtiliyor. Suriyeli mülteciler İstanbul’da en çok Fatih, Bağcılar, Esenyurt, Sultanbeyli civarlarında oturuyorlar. Özellikle Kürt mülteciler Eminönü’ndeki Küçükpazar semtini mekan tutmuş. Mahmutbey ve Esenyurt civarında ikamet edenler genelde tekstil atölyelerinde çalışıyorlar. Suriyeli mültecilere tekstil atölyelerinde iş bulan ve ev tutmalarına yardımcı olan İsmail, bu işi büyük komisyonlar karşılığında yapan çeteler olduğunu, bazılarının iş bile bulmadığını anlatıyor. İsmail, 25 yaşında Reyhanlılı bir genç. Önce Suriyeli akrabalarına yardımcı olmuş, Hatay üzerinden İstanbul’a gelmelerine ve iş bulmalarına aracılık etmiş. Bunun için cüzi bir komisyon aldığını söylüyor ama mültecileri dolandırmadığını, işe yerleştirdiği Suriyelilerin uğradığı haksızlıklar karşısında takipçi olduğunu anlatıyor. Görüşmemiz sırasında sürekli telefonu çalıyor İsmail’in; bu hafta içinde gelecek 10 ayrı aileden söz ediyor. Ardından İsmail’in İstanbul’a gelmelerine aracılık ettiği bir aileyi ziyaret ediyoruz. Afrinli iki kardeşin eşleri, çocukları ve bazı akrabalarıyla kaldığı ev fiziken çok kötü durumda değil. 20 kişilik nüfus içinde sadece 4 kişinin çalıştığını öğreniyoruz. Mehmet Cuma amca yani ailenin iki reisinden biri, Suriye’de duvar ressamlığı yapıyormuş, evin bir duvarına baştan başa bir resim yapmış. Deniz manzarası çizilmiş duvarın dibinde oturup, Afrinli Kürt ailenin üyelerinden yakıcı öykülerini dinliyoruz. Her biri diğerinden daha yakıcı. Onları evlerini, akrabalarını geride bırakarak yola düşmeye zorlayan bombalar, zulümler. Yollarda yaşadıkları sıkıntılar. Birlikte acıların üstesinden gelmeye çalışırken İstanbul’da emeklerinin gasp edilmesi. Suriye’de ilaç deposunda çalışan Sabrin, burada atölyede işe başladığında aylık olarak kendisine 5 yüz lira verileceğinin söylendiğini ama verilen ilk maaşının yüz lira olduğunu anlatıyor. Çalışanların hepsi benzer durumda. Bazı atölye sahiplerinin ‘nasıl olsa kaçaksınız ve kimseye şikayet edemezsiniz’ dediklerini söylüyorlar.İYİ VE KÖTÜ ÖRNEKLERMültecilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerden biri Fatih. Özellikle Küçükpazar semtinde Kürt mültecilerin sayısı bir hayli fazla. Çoğu Türkçe bilmediği için en temel ihtiyaçlarını bile karşılamak konusunda sıkıntılar çekiyor. Burada toparlanma sebepleri ilk gelenlerin buraya yerleşmesi. Bayrampaşa civarında karşılaştığım ailenin ikametle ilgili küçük bürokratik bir işlemi var ama hem Türkçe bilemedikleri hem de maddi olarak çok sıkıntıda oldukları için halledemiyorlar. Sık dile getirdikleri sorunlardan bir tanesi de; akrabalarıyla irtibatlarının kesilmesi. Sadece Suriye’dekilerle değil Türkiye’ye kaçabilenlerin de akıbetlerini merak ediyorlar. Çoğu güvenlik gerekçesiyle (hem Suriye’de kalan akrabaları için hem de yakalanıp sınır dışı edilme korkusuyla) fotoğraflarının çekilmesini istemiyorlar. Fatih çevresinde yaşayanlar, görüştüğüm ailelerin isimlerini saymamı istiyorlar; belki içlerinde akrabaları vardır diye. Ziyaretlerim sırasında beni çok utandıran, üzen tanıklıklarla sık karşılaşıyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi iş bulabilenlerin emeklerinin sömürülmesi, rutubetli küçük evlerin yüksek meblağlarca kiralanması, günlük hayattaki ötekileştirmeler, aşağılamalar. Ama yüzümü ağartan iyilik hikayeleriyle de karşılaşıyorum. Eşyalarını paylaşan ev sahipleri, birkaç ailenin birleşip mülteciler için kiralık ev tutmaları. Mesai çıkışı Küçükpazar’da sağlık hizmeti veren doktorlar. Harçlıklarını biriktirip mülteci ailelere ulaştıran gençler. Tek başına internet üzerinden yaptığı duyurularla 100 kadar mülteci aileye destek olan, kimisi için ev tutan Gökçe Değirmen bu gençlerden biri ve en cevvallerinden. Yahut kendi imkanlarıyla iş kurup hayata tutunan mülteciler. Bulgurlu’da açılan Halep Sofrası ile Fatih’in ara sokaklarında açılan ağırlıklı olarak meyve suyu satan kafe bunlardan ikisi. Görüşmelerimi tamamladığım günlerde Mazlumder İstanbul Şubesi, İstanbul’daki Suriyeli mültecilerle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Raporda hem mültecilerin genel durumu hem de İstanbul’da karşı karşıya kaldıkları sorunlarla ilgili geniş bilgi edinmek mümkün. Raporda
Zaman
Yorum
04.10.2013
SuriyelimültecileriçinyapılabileceklerSuriyeli mülteciler için yapılabilecekler
Ahu Tuğba: Ya haremi çeksinler ya da hakiki Osmanlı'yı
Zaman
26.09.2013
13:15
Geçirdiği rahatsızlık sonrası Muğla’nın Bodrum ilçesinde dinlenmeye çekilen ünlü Yeşilçam oyuncusu Ahu Tuğba yeni dönem çekilen Türk filmlerini eleştiri yağmuruna tuttu.Son yıllarda sağlık sorunları nedeni ile kötü günler geçiren Ahu Tuğba bir süredir dinlendiği Bodrum’da gazetecilerin sorularını yanıtladı. Yeni nesil çekilen Türk filmlerini eleştiren Tuğba teknolojinin ilerlemesine rağmen filmlerin çok kötü olduğunu belirterek “İddia ediyorum iki sene televizyonun önünde oturarak bu filmleri izleyenler ileriye gitmez, beyinleri daha çok geriye gider. Türkiye’de insanlar emekli maaşı ile geçinmeye çalışıyor ama villalarda lüks evlerde film çekiliyor. Diziler ve filmler Dallas’ı geçmiş vaziyette. Eğer bir insan tarihini çekiyorsa profesörleri alır, tarihçileri alır ona göre bir şeyler yapılır. Ya haremi çeksinler ya da hakiki Osmanlı İmparatorluğunu çeksinler. Bir sürü profesörümüz var yirmi, yirmibeş yaşındaki çocuk ne bilir tarihten. Otuz yaşında insan kocaman Osmanlı İmparatorluğu’nun tamamını nereden bilebilir. Bunları ilim etmiş profesörlerle neden çalışılmıyor? Önüne gelen rejisör oldu. Ben bunları küçümsemiyorum ama büyüklerinizden ders alın. Herkes ben biliyorum, ben biliyorum diyor ama hiç biri bir şey bilmiyor. Millet uzaya gidiyor biz gittikçe geriye gidiyoruz”dedi.“TEKNOLOJİ BU KADAR İLERLEMİŞKEN EŞŞEĞİ BİLE OYNATIRLAR”Tuğba, çalınma senaryolarla film ve dizi çekildiğini belirterek “Filmler ve diziler hep büyük villa evlerde çekiliyor. Türkiye’de kaç kişi böyle evlerde yaşıyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Bunlar örnek mi yani. Ben bunları söylüyorum ve gülüyorum bu filmlere. Teknoloji bu kadar ilerlemişken eşeği bile koy kameranın karşısına oda oynar. Senaristin hayat görmesi lazım ve ufuğunun çok geniş olması lazım. Filmlerin yarısı çakma” ifadelerini kullandı.“KANSER ÇIKMADIM”Sağlık durumu ile ilgili soruları cevaplayan Tuğba kanser olmadığını ifade ederek, “Kanser çıkmadım ve tedavilerime devam ediyorum. Sekiz tane hastaneden geçiş yaptım ama en inandığım doktorlardan biri Murat Karamustafaoğlu oldu. Bana akciğer nakli olmana gerek yok dedi. Kızımın sayesinde ve Murat beyin sayesinde ameliyat olmadım”dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
26.09.2013
AhuTuğbaYaharemiçeksinleryadahakikiOsmanlıyıAhu Tuğba Ya haremi çeksinler ya da hakiki Osmanlıyı
"Her 3 reçeteden birinde antibiyotik yazılıyor"
Zaman
23.09.2013
20:18
Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkan Yardımcısı Hakkı Gürsöz, Gaziantep’te Akılcı Antibiyotik Kullanımı Pilot Bölge bilgilendirme toplantısında antibiyotik kullanımı hakkında önemli bilgiler sundu. Türkiye’nin antibiyotik kullanımın oldukça fazla olduğuna dikkat çeken Hakkı Gürsöz, her 3 reçeteden birinde antibiyotik yazıldığını ifade etti. Akılcı Antibiyotik Kullanımı Pilot Bölge bilgilendirme toplantısı Gaziantep Şehitkamil Kültür ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Pilot bölge olarak Gaziantep’in ev sahipliği yaptığı toplantıya TİTCK Başkan Yardımcısı Hakkı Gürsöz, Türk Eczacılar Birliği (TEB) Merkez Heyeti Üyesi Ahmet Çavuşoğlu, Gaziantep İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Metin Karakök, Gaziantep Eczacı Odası Başkanı İrfan Demirci katıldı.Türkiye’de akıllı ilaç kullanımı ile ilgili önemli bilgilerin verildiği toplantı da sektörün yaşadığı sıkıntılar ele alındı. Akılcı ilaç kullanımına hız verdiklerini belirten Hakkı Gürsöz, Türkiye’nin akılcı ilaç kullanımı profilini çıkardıklarını ifade etti. Gürsöz, Elektronik reçete verileri üzerinden yaptığımız çalışmalarda, il, ilçe ve hekimler bazında Türkiye’nin akılcı ilaç kullanımı ve antibiyotik kullanımı tablosunu çıkardık. Türkiye ortalaması yüzde 35’lerde. 2013 yılı için konuşacak olursak her yazılan 100 reçetenin 35’inde antibiyotik var. Yaklaşık olarak her 3 reçetenin birinde antibiyotik yazılıyor. dedi. Gaziantep ilinin pilot bölge seçilmesindeki sebebi açıklayan Gürsöz, Gaziantep’te 2011 ve 2012 yılları arasında yapılan incelemelerde antibiyotik kullanım rakamın yüzde 57 civarında olduğunu ve Türkiye’de ilk sırayı aldığının bilgisini verdi. Bunun kabul edilemez bir durum olduğunu belirten Gürsöz, bu konuda tek yönlü bir çözüm yönü yerine, sorun büyük olduğu için çok yönlü bir çözüm izleyeceklerini ifade etti. Gürsöz,Bu konuda sadece hekimleri suçlayamayız, sorunun bütün boyutunu ele almak gerekiyor. Türkiye antibiyotik kullanımında çok parlak değil, fakat Gaziantep’in durumu daha da kötü. Bu konu da acil bir şeyler yapmalıyız. Günlük 1 milyon 300 bin reçetenin elektronik provizyon olduğu bir ülkedeyiz. Bu aylık 30 milyon reçeteye tekamül ediyor, yıllık ise 350 milyon reçeteyi buluyor. diye konuştu. İlaç fiyat düşüşlerinin geç yansıtılması ile ilgili konuyu ele alacaklarının da bilgisini veren Gürsöz, Yılsonuna kalmadan bir fiyat tebliği ve kararnamesi yayınlayacağız. Fiyatlandırmaya ilişkin bir takım usul ve esaslarda değişiklikler yapacağız. Bu sayede hem kendi yükümüzü hem de sektörün hafifleteceğiz. Tarafları rahatlatacak bir takım düzenlemelere gideceğiz. ifadelerine yer verdi. Gaziantep Sağlık İl Müdürü Karakök ise olaya hassasiyetle yaklaşacaklarını vurgulayarak, birlikte bu sıkıntıyı aşacaklarını kaydetti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.09.2013
Her3reçetedenbirindeantibiyotikyazılıyorHer 3 reçeteden birinde antibiyotik yazılıyor
Suriye’de insanî kriz, mülteciler ve sağlık hakkı
Zaman
20.09.2013
01:57
Suriyede 2011 yılı Nisan ayında başlayan iç çatışmalar ve insan hakları ihlalleri aradan geçen 2,5 yılın sonunda çok dramatik bir noktaya ulaştı: çok büyük bir çoğunluğu sivil olmak üzere 100.000in üzerinde insan öldü.Bu sayıdan çok daha fazlası yaralandı, işkenceye ve cinsel saldırılara uğradı. 21,9 milyonluk ülke nüfusunun 4,25 milyonu ülke içinde yerinden oldu, en azından yarısı çocuk olmak üzere 2 milyondan fazlası ise başta komşu ülkeler olmak üzere birçok ülkeye kaçarak mülteci olarak yaşamaya başladı. Ülkenin genel altyapısı büyük oranda zarar gördü. Bu altyapıda insanî olarak en dikkat çekici husus Suriyede bulunan hasta ve yaralıların tedavi imkânlarına erişimi konusunda yaşandı. Hastanelere ve sağlık kuruluşlarına olduğu kadar başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanlarına, ambulans gibi sağlık araçlarına ve hatta hasta ve yaralılara sistematik saldırılar oldu. Tüm bu saldırılardan dolayı ülkedeki sağlık sistemi ve hasta ve yaralıların tedavi edilebilme koşulları çok büyük yara aldı. Amerikan Tıp Derneğinin raporuna göre Suriye, doktor olmak için dünyadaki en tehlikeli yer. Hem sağlık çalışanlarını hedef alan saldırılar hem de tedavi merkezlerine yönelik verilen ağır hasarlar nedeniyle ülkede artık anestezi uygulanmadan çok hayati ameliyatların yapıldığı, tıbbi yardım almadan doğumların gerçekleştirilmeye çalışıldığı biliniyor. Birçok bulaşıcı hastalığın yayılmasının belirtileri görülmekte ve mesela ağır engellilik haline neden olabilen şark çıbanı salgını şimdiden yaygınlaşmış durumda. Ağırlaşan tablo karşısında 5 kıta, 25 ülkeden, aralarında 3 Nobel ödülü sahibi de bulunan, alanlarında uzman ve Suriyede çatışma ortamında çalışanların da olduğu son derece saygın 54 tıp insanı, 16 Eylül 2013 tarihinde bir açık mektup yayınladı. Türkiyeden TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Yeryüzü Doktorları Başkanı Dr. Kerem Kınıkın da imzacı oldukları bu mektup, Türkiyede Zaman ve Hürriyette yayımlanması dışında dünyanın belli başlı birçok ülkesinin medyasında çok yaygın bir şekilde yer aldı. Mektup Suriyede çatışan taraflara, bu tarafları destekleyen hükümetlere, BM ve uluslararası bağışçılara çağrıda bulunmakta ve sağlık tesisleri ve sağlık çalışanlarına yönelik saldırıların önlenmesinde ve onların daha güvenli koşullara kavuşmasında aktif rol sahibi olmalarını talep etmektedir. Her gün Suriyedeki savaşı seyrederken insanlık ailesi adına karamsarlığa gömülen yüreğimize dünyanın geniş coğrafyasından bir araya gelen bu 54 imza, insanlık ailesi adına yeniden ışık ve umut vermiştir. Yaralı ve hastaların olması gereken şartlarda tıbbi tedavi imkânlarına erişimleri bugün Suriyede hayati derecede önemlidir. Zira, İnsan Hakları İzleme Örgütünün (HRW) nisan ayında birçok bulgusunu açıkladığı raporda belirtildiği gibi, hastane ve sağlık çalışanlarının hedef alınması, kasti olarak tedavi etmeme ve hasta ve yaralılara kötü muamelede bulunma gibi durumlar Suriyedeki çatışma ortamının en endişe verici boyutlarından birisini oluşturmaktadır. Oysa bu alan birçok açıdan uluslararası hukukun koruması altındadır ve bu konudaki ihlaller savaş suçu oluşturmaktadır. Hasta ve yaralıların da içinde bulunduğu Suriyeli mültecilerin sığındıkları ülkelerdeki tedavi imkânlarına erişim koşulları da değişkenlikler göstermektedir. Gözlemcilere göre, Suriyedeki Filistinli mültecilerin durumu hariç tutulursa Lübnan sınırının neredeyse yüzde 100 oranında Suriyeli mültecilere açık olduğu kabul ediliyor. Çok çok istisnai olarak bazı hastaların kabul edilmesine karşılık ise İsrail sınırı sürekli kapalı tutuluyor. Bununla birlikte Türkiye, Ürdün ve Irak sınırları sınırda biriken insanların sayısına göre açılıp kapanabiliyor. Sınırları mültecilere kapalı tutma durumu elbette kabul edilemez ancak sorunlar sınırı geçtikten sonra da bitmiyor. Türkiyenin Suriyeli mülteciler için hazırladığı ve bugün 220.000den fazla kişiyi barındırdığı AFAD tarafından açıklanan çadırkentler ve konteyner kentler her ne kadar dünyada benzeri kitlesel kamplarla kıyaslandığında görece iyi koşul ve imkânlara sahip oldukları herkesçe kabul ediliyorsa da önemli sayıda mülteci bu kamplarda kalmak istemiyor. İklim koşulları, mahremiyet şartları ve güvenlik endişeleri ile en azından 300.000den fazla Suriyeli mülteci Türkiyenin başta sınıra yakın şehirleri olmak üzere birçok şehrine dağılmış durumda. Bu de facto gelişen duruma karşı AFAD tarafından 18 Ocak 2013 tarihinde yayımlanan genelge ile en azından sınır bölgesine yakın bulunan 11 ildeki Suriyeli mültecilerin tedavi imkânları konusunda önemli bir imkân oluşturulmuştur. Bununla birlikte geçen zaman içinde Suriyeli mültecilerin Türkiyenin diğer illerine de ulaşması ile 11 ildeki sınırlı AFAD uygulamasının bizce artık tüm Türkiyeye yaygınlaştırılmasının ve genelgenin etkin uygulanmasının vakti gelmiştir. Üstelik,
Zaman
Yorum
20.09.2013
Suriye’deinsanîkrizmültecilervesağlıkhakkıSuriye’de insanî kriz mülteciler ve sağlık hakkı
Çocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Zaman
18.09.2013
13:53
Çocuklardaki uyku bozuklarının yetişkinlere oranla büyüme ve kilo kaybına neden olduğunu belirten uzmanlar, uykusunda horlayan, sürekli burnu tıkanan, gece uykusundan sık sık uyanan ya da yatma zorluğu çeken ve akranlarına göre daha fazla hasta olan çocuğu olan ebevenlerin, bu belirtilerin uyku apnesi ya da geniz eti problemi olabileceğini unutmaması gerektiği belirtildi.Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tayfun Demirel, özellikle çocukların gelişim bozukluklarında önemli bir yeri olan uyku apnesi konusunda uyarılarda bulundu. Geniz eti ile birlikte değerlendirildiğinde yetişme çağında bulunan çocuklar için önemli bir sorun olan uyku apnesine karşı dikkatli olunması tavsiyesinde bulunan Demirel, asıl sorunun geniz etinin büyümesiyle başladığını söyledi. Anne karnında 7. ayda tamamen oluşan ve 5 yaşına kadar büyüme gösteren geniz etinin vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu dile getiren Op. Dr. Demirel, Çocuğunuzun çok sık geçirdiği enfeksiyonlar geniz etinin büyümesine yol açar. Özellikle sigara dumanına maruz kalan çocuklarda geniz eti büyümesi daha çok görülür. Kronik geniz eti ve bademciklerin büyümesi çocuklarda çeşitli derecelerde üst solunum yolu tıkanıklığına sebep olur. Ciddi tıkanıklıklarda kalp büyümesi, pulmoner vasküler hipertansiyon ve akciğerlerin az havalanması bile görülebilir. Bunların sonucu uzun vadede kalp yetmezliğidir. Fakat erken dönemde yapılan cerrahi ile durum tersine çevrilebilir. dedi.GENİZ ETİ VE BADEMCİK BÜYÜMESİ UYKU APNESİNE SEBEP HAZIRLIYORGeniz eti ve beraberinde bademcik büyümesi olan çocuklarda tıkayıcı uyku apne sendromunun çok sık görüldüğünü belirten Demirel, Çocuk ile ilgilenen kişiden semptomların ciddiyetini içeren doğru hikayenin alınması tanıda çok önemlidir. Tanıklı nefes durması, aşırı sesli solunum veya horlama, kronik ağız solunumu, gece uykuda sık sık uyanma, gündüz uyuklama, gece alt ıslatma, sık kabus görme, kötü okul performansı, yutma zorluğu, hiponazal konuşma, ciddi tıkanıklık, bulgular arasındadır. Ciddi tıkanıklıklarda büyüme gelişmede bozukluk da görülebilir. Yetişkinlerde görülen uykuda nefes durması sendromuna zıt olarak kilo fazlalığı çocuklarda geniz eti-bademcik büyümesine bağlı oluşan uykuda nefes durması sendromunda bir faktör değildir. Geniz eti büyümesi, burun tıkanıklığı, uyku bozuklukları, ağız, diş ve yüz yapısında bozuklukların yanı sıra orta kulakta sıvı birikmesi, sık orta kulak enfeksiyonları, bunlara bağlı olarak işitme kaybı, kronik orta kulak enfeksiyonları ve burun drenajını bozarak veya sık enfeksiyonlara bağlı olarak çocuklarda kronik sinüzite sebep olabilir. diyerek ebeveynlerin dikkatli olmasını istedi.GENİZ ETİ KENDİ KENDİNE KÜÇÜLMEZCiddi tıkanıklık bulguları olan çocuklara geniz etinin zamanla küçülerek kaybolacağını söylemenin olumsuz sonuçları olacağının altını çizen Demirel, dil, yüz, çene ve diş gelişiminin negatif olarak etkilenmesinden sonra yapılacak bir cerrahinin bunları geri çevirmede etkisinin çok az olacağının unutulmamasını istedi. Demirel, Bu nedenle şikayetleri olan çocuğun öncelikle burun veya ağız içinden açılı endoskop veya yumuşak fleksible endoskop ile geniz bölgesi muayenesi yapılarak tıkanmanın oranı tespit edilir. Sınırlı oranda ilaç tedavisinin ardından cerrahi tedavi yapılır. Cerrahi tedavinin zamanlaması çocuğun genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak aile, çocuk hekimi ve kulak burun boğaz hekimiyle birlikte belirlenir. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
18.09.2013
ÇocuğunuzhorluyorsauykuapnesiyadagenizetibüyüyorolabilirÇocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Çocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Zaman
18.09.2013
12:06
Çocuklardaki uyku bozuklarının yetişkinlere oranla büyüme ve kilo kaybına neden olduğunu belirten uzmanlar, anne babaların bu konuda daha olması gerektiğine dikkat çekti. Uykusunda horlayan, sürekli burnu tıkanan, gece uykusundan sık sık uyanan ya da yatma zorluğu çeken ve akranlarına göre daha fazla hasta olan çocuğu olan ebevenlerin, bu belirtilerin uyku apnesi ya da geniz eti problemi olabileceğini unutmaması gerektiği belirtildi.Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tayfun Demirel, özellikle çocukların gelişim bozukluklarında önemli bir yeri olan uyku apnesi konusunda uyarılarda bulundu. Geniz eti ile birlikte değerlendirildiğinde yetişme çağında bulunan çocuklar için önemli bir sorun olan uyku apnesine karşı dikkatli olunması tavsiyesinde bulunan Demirel, asıl sorunun geniz etinin büyümesiyle başladığını söyledi. Anne karnında 7. ayda tamamen oluşan ve 5 yaşına kadar büyüme gösteren geniz etinin vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu dile getiren Op. Dr. Demirel, Çocuğunuzun çok sık geçirdiği enfeksiyonlar geniz etinin büyümesine yol açar. Özellikle sigara dumanına maruz kalan çocuklarda geniz eti büyümesi daha çok görülür. Kronik geniz eti ve bademciklerin büyümesi çocuklarda çeşitli derecelerde üst solunum yolu tıkanıklığına sebep olur. Ciddi tıkanıklıklarda kalp büyümesi, pulmoner vasküler hipertansiyon ve akciğerlerin az havalanması bile görülebilir. Bunların sonucu uzun vadede kalp yetmezliğidir. Fakat erken dönemde yapılan cerrahi ile durum tersine çevrilebilir. dedi. GENİZ ETİ VE BADEMCİK BÜYÜMESİ UYKU APNESİNE SEBEP HAZIRLIYORGeniz eti ve beraberinde bademcik büyümesi olan çocuklarda tıkayıcı uyku apne sendromunun çok sık görüldüğünü belirten Demirel, Çocuk ile ilgilenen kişiden semptomların ciddiyetini içeren doğru hikayenin alınması tanıda çok önemlidir. Tanıklı nefes durması, aşırı sesli solunum veya horlama, kronik ağız solunumu, gece uykuda sık sık uyanma, gündüz uyuklama, gece alt ıslatma, sık kabus görme, kötü okul performansı, yutma zorluğu, hiponazal konuşma, ciddi tıkanıklık, bulgular arasındadır. Ciddi tıkanıklıklarda büyüme gelişmede bozukluk da görülebilir. Yetişkinlerde görülen uykuda nefes durması sendromuna zıt olarak kilo fazlalığı çocuklarda geniz eti-bademcik büyümesine bağlı oluşan uykuda nefes durması sendromunda bir faktör değildir. Geniz eti büyümesi, burun tıkanıklığı, uyku bozuklukları, ağız, diş ve yüz yapısında bozuklukların yanı sıra orta kulakta sıvı birikmesi, sık orta kulak enfeksiyonları, bunlara bağlı olarak işitme kaybı, kronik orta kulak enfeksiyonları ve burun drenajını bozarak veya sık enfeksiyonlara bağlı olarak çocuklarda kronik sinüzite sebep olabilir. diyerek ebeveynlerin dikkatli olmasını istedi. GENİZ ETİ KENDİ KENDİNE KÜÇÜLMEZCiddi tıkanıklık bulguları olan çocuklara geniz etinin zamanla küçülerek kaybolacağını söylemenin olumsuz sonuçları olacağının altını çizen Demirel, dil, yüz, çene ve diş gelişiminin negatif olarak etkilenmesinden sonra yapılacak bir cerrahinin bunları geri çevirmede etkisinin çok az olacağının unutulmamasını istedi. Demirel, Bu nedenle şikayetleri olan çocuğun öncelikle burun veya ağız içinden açılı endoskop veya yumuşak fleksible endoskop ile geniz bölgesi muayenesi yapılarak tıkanmanın oranı tespit edilir. Sınırlı oranda ilaç tedavisinin ardından cerrahi tedavi yapılır. Cerrahi tedavinin zamanlaması çocuğun genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak aile, çocuk hekimi ve kulak burun boğaz hekimiyle birlikte belirlenir. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
ÇocuğunuzhorluyorsauykuapnesiyadagenizetibüyüyorolabilirÇocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Japon hasta ambulans uçakla Japonya'ya gönderilecek
Zaman
18.09.2013
12:03
Nevşehir’in Göreme beldesinde Zemi Vadisi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu ağır yaralanarak, Dr. İ. Şevki Atasagun Nevşehir Devlet Hastanesi’ne tedavi altına alınan Japon hasta Hoshie Teramatsu’nun sağlık durumu iyiye gidiyor. Japon hastanın yakın bir zamanda göğüs tüpü takılı olarak hava ambulansıyla sevkinin yapılacağı bildirildi.Nevşehir Sağlık Müdürü Dr. Rahim Ünlübay yaptığı açıklamada, geçtiğimiz hafta meydana gelen saldırıda yaralanan Japon hasta Hoshie Teramatsu’nun hastaneye geldiğinde durumunun çok kötü olduğunu, tansiyonunun 5’e 7’lerde bulunduğunu belirtti. Ünlübay, şu bilgileri verdi: “Kan kaybı vardı. Dışarıdan görülebilen boynunda ciddi bir kesisi vardı. Şah damarının yan dalları kesilmişti. Göğüste yaralanmalar vardı. Hasta acil ameliyata alındı. Kalp Damar Cerrahisi ve Kulak Burun Boğaz uzmanları tarafından yaklaşık 5- 6 saat süren ciddi bir operasyon yapıldı. Hastanın kesileri düzeltildi. 2- 3 gün boyunca yoğun bakım ünitesinde takip edildi. Şu anda serviste yatıyor. Sadece akciğer zedelenmesi dolayısıyla göğüs tüpü takılı bulunuyor. Genel durumu gayet iyi durumdadır. Hastayı mobilize etmeye başladık. Yavaş yavaş yürümeye de başladı. Yakından takip ediyoruz. En kısa zamanda da sevkini gerçekleştireceğiz.”Akciğer zedelenmelerinde göğüs tüpünün akciğerin havalanamama sorununu çözmek için kullanıldığını kaydeden Dr. Ünlübay, yaklaşık bir hafta veya 10 gün süreyle hastada takılı kalan tüpün akciğerin toparlanmasını sağladığını ifade etti. Hastanın göğüsteki pozitif basıncını negatife çevirmeye çalıştıklarını anlatan Ünlübay, Japon turistte 5 gündür takılı bulunan tüpün 3 ila 5 gün daha takılı kaldıktan sonra çıkarılabileceğini söyledi.Hastanın göğüs tüpü takılı olarak tarifeli bir uçağa binmesine imkan bulunmadığını ifade eden Ünlübay, zaten zorunlu olmadıkça hiçbir hava yolu şirketinin de bu durumdaki bir hastayı kabul etmeyeceğini vurguladı. Göğüs tüpünün çekilmesi halinde ise hastanın en az 3 hafta uçmaması gerektiğini anlatan Ünlübay, “Biz de bu nedenle göğüs tüpü takılı halde ambulans uçakla sevkini planlıyoruz. Sağlık Bakanlığı ile görüşmeler devam ediyor. Bakanlık Hava Operasyon Birimi gerekli çalışmaları yürütüyor. İşlemleri tamamlayınca bize bildirecekler. O anda da hastanın sevkini yapacağız. Net bir tarih yok.” diye konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
JaponhastaambulansuçaklaJaponyayagönderilecekJapon hasta ambulans uçakla Japonyaya gönderilecek
Çocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Zaman
18.09.2013
11:58
Çocuklardaki uyku bozuklarının yetişkinlere oranla büyüme ve kilo kaybına neden olduğunu belirten uzmanlar, anne babaların bu konuda daha olması gerektiğine dikkat çekti. Uykusunda horlayan, sürekli burnu tıkanan, gece uykusundan sık sık uyanan ya da yatma zorluğu çeken ve akranlarına göre daha fazla hasta olan çocuğu olan ebevenlerin, bu belirtilerin uyku apnesi ya da geniz eti problemi olabileceğini unutmaması gerektiği belirtildi. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Tayfun Demirel, özellikle çocukların gelişim bozukluklarında önemli bir yeri olan uyku apnesi konusunda uyarılarda bulundu. Geniz eti ile birlikte değerlendirildiğinde yetişme çağında bulunan çocuklar için önemli bir sorun olan uyku apnesine karşı dikkatli olunması tavsiyesinde bulunan Demirel, asıl sorunun geniz etinin büyümesiyle başladığını söyledi. Anne karnında 7. ayda tamamen oluşan ve 5 yaşına kadar büyüme gösteren geniz etinin vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu dile getiren Op. Dr. Demirel, Çocuğunuzun çok sık geçirdiği enfeksiyonlar geniz etinin büyümesine yol açar. Özellikle sigara dumanına maruz kalan çocuklarda geniz eti büyümesi daha çok görülür. Kronik geniz eti ve bademciklerin büyümesi çocuklarda çeşitli derecelerde üst solunum yolu tıkanıklığına sebep olur. Ciddi tıkanıklıklarda kalp büyümesi, pulmoner vasküler hipertansiyon ve akciğerlerin az havalanması bile görülebilir. Bunların sonucu uzun vadede kalp yetmezliğidir. Fakat erken dönemde yapılan cerrahi ile durum tersine çevrilebilir.” dedi. GENİZ ETİ VE BADEMCİK BÜYÜMESİ UYKU APNESİNE SEBEP HAZIRLIYORGeniz eti ve beraberinde bademcik büyümesi olan çocuklarda tıkayıcı uyku apne sendromunun çok sık görüldüğünü belirten Demirel, “Çocuk ile ilgilenen kişiden semptomların ciddiyetini içeren doğru hikayenin alınması tanıda çok önemlidir. Tanıklı nefes durması, aşırı sesli solunum veya horlama, kronik ağız solunumu, gece uykuda sık sık uyanma, gündüz uyuklama, gece alt ıslatma, sık kabus görme, kötü okul performansı, yutma zorluğu, hiponazal konuşma, ciddi tıkanıklık, bulgular arasındadır. Ciddi tıkanıklıklarda büyüme gelişmede bozukluk da görülebilir. Yetişkinlerde görülen uykuda nefes durması sendromuna zıt olarak kilo fazlalığı çocuklarda geniz eti-bademcik büyümesine bağlı oluşan uykuda nefes durması sendromunda bir faktör değildir. Geniz eti büyümesi, burun tıkanıklığı, uyku bozuklukları, ağız, diş ve yüz yapısında bozuklukların yanı sıra orta kulakta sıvı birikmesi, sık orta kulak enfeksiyonları, bunlara bağlı olarak işitme kaybı, kronik orta kulak enfeksiyonları ve burun drenajını bozarak veya sık enfeksiyonlara bağlı olarak çocuklarda kronik sinüzite sebep olabilir.” diyerek ebeveynlerin dikkatli olmasını istedi. GENİZ ETİ KENDİ KENDİNE KÜÇÜLMEZCiddi tıkanıklık bulguları olan çocuklara geniz etinin zamanla küçülerek kaybolacağını söylemenin olumsuz sonuçları olacağının altını çizen Demirel, dil, yüz, çene ve diş gelişiminin negatif olarak etkilenmesinden sonra yapılacak bir cerrahinin bunları geri çevirmede etkisinin çok az olacağının unutulmamasını istedi. Demirel, “Bu nedenle şikayetleri olan çocuğun öncelikle burun veya ağız içinden açılı endoskop veya yumuşak fleksible endoskop ile geniz bölgesi muayenesi yapılarak tıkanmanın oranı tespit edilir. Sınırlı oranda ilaç tedavisinin ardından cerrahi tedavi yapılır. Cerrahi tedavinin zamanlaması çocuğun genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak aile, çocuk hekimi ve kulak burun boğaz hekimiyle birlikte belirlenir.” ifadelerini kullandı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
ÇocuğunuzhorluyorsauykuapnesiyadagenizetibüyüyorolabilirÇocuğunuz horluyorsa uyku apnesi ya da geniz eti büyüyor olabilir
Suriye'deki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Zaman
16.09.2013
02:30
Suriyedeki çatışma, tartışmaya açık olarak, Soğuk Savaş döneminden bu yana dünyanın en kötü insani krizlerinden birine dönüştü.Tahminen, çoğu sivil olmak üzere 100.000 kişi hayatını kaybederken [1] çok daha fazlası yaralandı, işkenceye uğradı veyahut istismar edildi. Milyonlarca kişi evlerinden edildi, aileler dağıtıldı ve bir bütün olarak topluluklar yıkıldı. Ordu müdahalesinin, yardıma ihtiyacı olan insanları göz önünde bulundurmamızı engellemesine izin vermemeliyiz. Dünyanın her yanından doktorlar ve tıp profesyonelleri olarak, bu vahim durumun boyutları karşısında dehşete düşmüş durumdayız. Durumdan etkilenen sivillerin sağlık yardımına erişememesi ve tıbbi kuruluşların yanı sıra personelin de hedef alınıyor olması bizleri endişelendiriyor. İhtiyacı olan kimselere tedavi ve bakım hizmeti vermek, bizim mesleki, etik ve ahlaki görevimizdir. Bunu doğrudan kişisel olarak yapamadığımız durumlarda ise hayati önem taşıyan yardım hizmetlerini vermek için kendi yaşamlarını tehlikeye atanlar adına konuşmak durumundayız. Tıbbi hizmet çalışanlarına, kuruluşlara ve hastalara yöneltilen sistematik saldırılar, Suriyenin sağlık sistemini yıpratıyor ve sivillerin kritik tıbbi hizmetlerden yararlanabilmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Şu ana kadar Suriyedeki hastanelerin yüzde 37si yıkılırken, yüzde 20sine de ağır hasar verildi. Geçici olarak kurulan klinikler, yaralılar ve hastaların yardımına yetişmeye çalışan tam teşekküllü travma merkezleri haline geldi. Şu an itibarıyla tahmini olarak 469 sağlık çalışanı hapiste [2] ve 15.000 doktor da yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı [3]. Bir rapora göre, çatışma başlamadan önce Halepte 5.000 doktor bulunuyorken, artık sadece 36 tane kaldı [4]. Tıbbi kuruluşlara ve personele hedef gözetilerek yöneltilen saldırılar, silahlı çatışmaların kaçınılmaz veya kabul edilebilir bir sonucu değil, kasıtlı ve sistematik eylemlerdir. Bu gibi saldırılar, tıbbın tarafsızlığı ilkesine vicdansız bir şekilde ihanet etmekle eşdeğerdir. Çatışmanın doğrudan ve bir zamanlar gayet ileri niteliklere sahip olan kamu sağlık sistemindeki çöküş ile yetersiz iyileştirici ve önleyici bakımın dolaylı bir sonucu olarak, tıbbi yardıma ihtiyaç duyan insan sayısı hızla artıyor. Korkunç boyutlardaki yaralanma vakalarının bakımı yapılamıyor. Kadınlar, tıbbi yardım olmadan doğum yapıyor. Erkekler, kadınlar ve çocuklar, anestezi olmadan hayati ameliyatlara giriyor. Cinsel şiddet mağdurlarının ise gidecek bir yerleri yok. Suriye nüfusu, hepatit, tifo ve dizanteri salgınlarına karşı savunmasız durumda [5]. Tıbbi ilaç eksikliği, ciddi ölçüde bulaşıcı bir cilt hastalığı olan ve ağır engellilik haline sebep olabilen şark çıbanı salgınının ağırlaşmasına neden oldu bile. Ayrıca akut ishal vakalarında ciddi bir artış görüldü [6] ve yardım kuruluşları, haziran ayında Suriyenin kuzey bölgelerinde bir kızamık salgınının kol gezdiğini belirtti. Bazı bölgelerde, çatışma başladıktan sonra doğan çocukların aşıları yapılmadı. Bu da, ulusal sınırlar içinde kalması beklenemeyecek bir salgına yol açabilir. Suriyenin sağlık sistemi, bir kırılma noktasında. Kanser, diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları gibi uzun süreli bakım gerektiren kronik hastalıkları olan hastaların ihtiyaç duydukları tıbbi yardımı alabilecekleri hiçbir yer yok. Tıbbi yardımların büyük bir kısmı, Suriyedeki tıbbi personel tarafından sağlanıyor ancak onlar da, çığ gibi büyüyen ihtiyaçlar ve tehlikeli koşullarla mücadele etmek zorunda. Hükümetin koyduğu kısıtlamalar, esnek olmayan uygulamalar ve uluslararası yardım sisteminin bürokrasiyle birleşmesi durumu daha da kötü hale getiriyor. Sonuç olarak Suriyenin büyük bir kısmı, herhangi bir tıbbi yardımdan mahrum bırakılmış durumda. Tıp profesyonellerinin, ihtiyaç sahibi kişileri ellerinden gelenin en iyisini yaparak tedavi etmesi gerekmektedir. Yaralı ve hasta kimselerin tıbbi tedaviye erişmesine izin verilmelidir. Doktorlar ve sağlık profesyonelleri olarak, acilen Suriyedeki meslektaşlarımızın saldırı ya da misilleme korkusu olmadan hastaları tedavi etmesine, tehlikedeki hayatları kurtarmasına ve yaşanan acıyı hafifletmesine izin ve destek verilmesini talep ediyoruz. Bu çatışmanın içindeki sivillerin maruz kaldığı etkiyi ve sağlık sistemine yöneltilen kasıtlı saldırıları ortadan kaldırmak ve meslektaşlarımızı desteklemek için: 1) Suriye hükümetini ve tüm silahlı tarafları hastanelere, ambulanslara, tıbbi kuruluşlara ve kaynaklara, sağlık personeline ve hastalara saldırmaktan kaçınmaya; ve Suriye hükümetinin tüm hastaların tedaviye erişimine izin vermeye; ve bu gibi ihlal niteliğinde saldırıların faillerini uluslararası düzeyde kabul görmüş standartlar çerçevesinde eylemlerinden sorumlu tutmaya; 2) Tüm silahlı tarafları tıp profesyonellerinin yerine getirdiği işleve ve tıbbi tarafsızlığa saygı duyarak, tıbbi yardım ihtiyacı bulunan herkesi tedavi etmeleri
Zaman
En Çok Okunan
16.09.2013
SuriyedekiyaralılarıtedavietmemizeizinverinSuriyedeki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Suriye'deki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Zaman
16.09.2013
01:52
Suriyedeki çatışma, tartışmaya açık olarak, Soğuk Savaş döneminden bu yana dünyanın en kötü insani krizlerinden birine dönüştü.Tahminen, çoğu sivil olmak üzere 100.000 kişi hayatını kaybederken [1] çok daha fazlası yaralandı, işkenceye uğradı veyahut istismar edildi. Milyonlarca kişi evlerinden edildi, aileler dağıtıldı ve bir bütün olarak topluluklar yıkıldı. Ordu müdahalesinin, yardıma ihtiyacı olan insanları göz önünde bulundurmamızı engellemesine izin vermemeliyiz. Dünyanın her yanından doktorlar ve tıp profesyonelleri olarak, bu vahim durumun boyutları karşısında dehşete düşmüş durumdayız. Durumdan etkilenen sivillerin sağlık yardımına erişememesi ve tıbbi kuruluşların yanı sıra personelin de hedef alınıyor olması bizleri endişelendiriyor. İhtiyacı olan kimselere tedavi ve bakım hizmeti vermek, bizim mesleki, etik ve ahlaki görevimizdir. Bunu doğrudan kişisel olarak yapamadığımız durumlarda ise hayati önem taşıyan yardım hizmetlerini vermek için kendi yaşamlarını tehlikeye atanlar adına konuşmak durumundayız. Tıbbi hizmet çalışanlarına, kuruluşlara ve hastalara yöneltilen sistematik saldırılar, Suriyenin sağlık sistemini yıpratıyor ve sivillerin kritik tıbbi hizmetlerden yararlanabilmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Şu ana kadar Suriyedeki hastanelerin yüzde 37si yıkılırken, yüzde 20sine de ağır hasar verildi. Geçici olarak kurulan klinikler, yaralılar ve hastaların yardımına yetişmeye çalışan tam teşekküllü travma merkezleri haline geldi. Şu an itibarıyla tahmini olarak 469 sağlık çalışanı hapiste [2] ve 15.000 doktor da yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı [3]. Bir rapora göre, çatışma başlamadan önce Halepte 5.000 doktor bulunuyorken, artık sadece 36 tane kaldı [4]. Tıbbi kuruluşlara ve personele hedef gözetilerek yöneltilen saldırılar, silahlı çatışmaların kaçınılmaz veya kabul edilebilir bir sonucu değil, kasıtlı ve sistematik eylemlerdir. Bu gibi saldırılar, tıbbın tarafsızlığı ilkesine vicdansız bir şekilde ihanet etmekle eşdeğerdir. Çatışmanın doğrudan ve bir zamanlar gayet ileri niteliklere sahip olan kamu sağlık sistemindeki çöküş ile yetersiz iyileştirici ve önleyici bakımın dolaylı bir sonucu olarak, tıbbi yardıma ihtiyaç duyan insan sayısı hızla artıyor. Korkunç boyutlardaki yaralanma vakalarının bakımı yapılamıyor. Kadınlar, tıbbi yardım olmadan doğum yapıyor. Erkekler, kadınlar ve çocuklar, anestezi olmadan hayati ameliyatlara giriyor. Cinsel şiddet mağdurlarının ise gidecek bir yerleri yok. Suriye nüfusu, hepatit, tifo ve dizanteri salgınlarına karşı savunmasız durumda [5]. Tıbbi ilaç eksikliği, ciddi ölçüde bulaşıcı bir cilt hastalığı olan ve ağır engellilik haline sebep olabilen şark çıbanı salgınının ağırlaşmasına neden oldu bile. Ayrıca akut ishal vakalarında ciddi bir artış görüldü [6] ve yardım kuruluşları, haziran ayında Suriyenin kuzey bölgelerinde bir kızamık salgınının kol gezdiğini belirtti. Bazı bölgelerde, çatışma başladıktan sonra doğan çocukların aşıları yapılmadı. Bu da, ulusal sınırlar içinde kalması beklenemeyecek bir salgına yol açabilir. Suriyenin sağlık sistemi, bir kırılma noktasında. Kanser, diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları gibi uzun süreli bakım gerektiren kronik hastalıkları olan hastaların ihtiyaç duydukları tıbbi yardımı alabilecekleri hiçbir yer yok. Tıbbi yardımların büyük bir kısmı, Suriyedeki tıbbi personel tarafından sağlanıyor ancak onlar da, çığ gibi büyüyen ihtiyaçlar ve tehlikeli koşullarla mücadele etmek zorunda. Hükümetin koyduğu kısıtlamalar, esnek olmayan uygulamalar ve uluslararası yardım sisteminin bürokrasiyle birleşmesi durumu daha da kötü hale getiriyor. Sonuç olarak Suriyenin büyük bir kısmı, herhangi bir tıbbi yardımdan mahrum bırakılmış durumda. Tıp profesyonellerinin, ihtiyaç sahibi kişileri ellerinden gelenin en iyisini yaparak tedavi etmesi gerekmektedir. Yaralı ve hasta kimselerin tıbbi tedaviye erişmesine izin verilmelidir. Doktorlar ve sağlık profesyonelleri olarak, acilen Suriyedeki meslektaşlarımızın saldırı ya da misilleme korkusu olmadan hastaları tedavi etmesine, tehlikedeki hayatları kurtarmasına ve yaşanan acıyı hafifletmesine izin ve destek verilmesini talep ediyoruz. Bu çatışmanın içindeki sivillerin maruz kaldığı etkiyi ve sağlık sistemine yöneltilen kasıtlı saldırıları ortadan kaldırmak ve meslektaşlarımızı desteklemek için: 1) Suriye hükümetini ve tüm silahlı tarafları hastanelere, ambulanslara, tıbbi kuruluşlara ve kaynaklara, sağlık personeline ve hastalara saldırmaktan kaçınmaya; ve Suriye hükümetinin tüm hastaların tedaviye erişimine izin vermeye; ve bu gibi ihlal niteliğinde saldırıların faillerini uluslararası düzeyde kabul görmüş standartlar çerçevesinde eylemlerinden sorumlu tutmaya; 2) Tüm silahlı tarafları tıp profesyonellerinin yerine getirdiği işleve ve tıbbi tarafsızlığa saygı duyarak, tıbbi yardım ihtiyacı bulunan herkesi tedavi etmeleri
Zaman
Yorum
16.09.2013
SuriyedekiyaralılarıtedavietmemizeizinverinSuriyedeki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Suriyeliler, Şanlıurfa'da düğün bastı
Zaman
16.09.2013
01:52
Şanlıurfada, sokak arasında düğün yapan vatandaşlar ile balkondan aşağıya çöp atan Suriyeli aile arasında tartışma çıktı. Suriyelinin çağırdığı akrabaları sopa ve bıçaklarla düğünü bastı. 8 kişi yaralanırken, polis kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişiyi gözaltına aldı.Olay, öğleden sonra Akşemsettin Mahallesi 328 Sokakta meydana geldi. İddiaya göre, Özdemir ailesi sokak arasında düğün töreni düzenledi. Düğüne gelen vatandaşlar eğlenirken, sokakta bulunan bir binadan Suriye uyruklu ailenin ferdi aşağıya çöp torbası attı. Düğüne katılanlar Suriyeliye tepki gösterirken, adı bilinmeyen Suriye uyruklu kişi, iddiaya göre yakınlarını aradı. Düğünün bulunduğu sokağa gelen yaklaşık 50 Suriyeli, düğüne katılanlara taş, sopa ve bıçakla saldırmaya başladı. Kavga sırasında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 8 kişi yaralandı. Kavgayı gören çevredeki vatandaşlar ise, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.10 KİŞİ GÖZALTINA ALINDIİhbar üzerine olay yerine gelen polisler, çevrede güvenlik önlemi alarak kavga edenlere müdahale etti. Polisler tarafından güçlükle sonlandırılan kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişi gözaltına alındı. Yaralı 8 kişi ise, olay yerine gelen ambulanslarla ve yakınlarının araçları ile hastanelere götürüldü. Tedavisine başlanılan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu bildirilirken, gözaltına alınan 10 kişi emniyete götürüldü.SURİYELİLERDEN ŞİKAYETMahalle sakinleri ise, Suriyelilerin gelişi ile hırsızlık ve kavga olaylarının arttığını öne sürerek, Suriyeliler bir tek bizi dövmemişler. Ancak bugün ellerine aldıkları sopalarla düğün basıp vatandaşlarımızı dövdüler. Artık bunlara dur demenin zamanı geldi. Devlet bu soruna biran önce çözüm bulmasını gerekiyor. Aksi takdirde çok kötü olaylar yaşanacaktır diye konuştu.Polis, olayın geçtiği mahallede önlem aldı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Zaman
Güncel
16.09.2013
SuriyelilerŞanlıurfadadüğünbastıSuriyeliler Şanlıurfada düğün bastı
Suriyeliler, Şanlıurfa'da düğün bastı
Zaman
16.09.2013
01:52
Şanlıurfada, sokak arasında düğün yapan vatandaşlar ile balkondan aşağıya çöp atan Suriyeli aile arasında tartışma çıktı. Suriyelinin çağırdığı akrabaları sopa ve bıçaklarla düğünü bastı. 8 kişi yaralanırken, polis kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişiyi gözaltına aldı.Olay, öğleden sonra Akşemsettin Mahallesi 328 Sokakta meydana geldi. İddiaya göre, Özdemir ailesi sokak arasında düğün töreni düzenledi. Düğüne gelen vatandaşlar eğlenirken, sokakta bulunan bir binadan Suriye uyruklu ailenin ferdi aşağıya çöp torbası attı. Düğüne katılanlar Suriyeliye tepki gösterirken, adı bilinmeyen Suriye uyruklu kişi, iddiaya göre yakınlarını aradı. Düğünün bulunduğu sokağa gelen yaklaşık 50 Suriyeli, düğüne katılanlara taş, sopa ve bıçakla saldırmaya başladı. Kavga sırasında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 8 kişi yaralandı. Kavgayı gören çevredeki vatandaşlar ise, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi.10 KİŞİ GÖZALTINA ALINDIİhbar üzerine olay yerine gelen polisler, çevrede güvenlik önlemi alarak kavga edenlere müdahale etti. Polisler tarafından güçlükle sonlandırılan kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişi gözaltına alındı. Yaralı 8 kişi ise, olay yerine gelen ambulanslarla ve yakınlarının araçları ile hastanelere götürüldü. Tedavisine başlanılan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu bildirilirken, gözaltına alınan 10 kişi emniyete götürüldü.SURİYELİLERDEN ŞİKAYETMahalle sakinleri ise, Suriyelilerin gelişi ile hırsızlık ve kavga olaylarının arttığını öne sürerek, Suriyeliler bir tek bizi dövmemişler. Ancak bugün ellerine aldıkları sopalarla düğün basıp vatandaşlarımızı dövdüler. Artık bunlara dur demenin zamanı geldi. Devlet bu soruna biran önce çözüm bulmasını gerekiyor. Aksi takdirde çok kötü olaylar yaşanacaktır diye konuştu.Polis, olayın geçtiği mahallede önlem aldı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Zaman
Ana Sayfa
16.09.2013
SuriyelilerŞanlıurfadadüğünbastıSuriyeliler Şanlıurfada düğün bastı
Suriye'deki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Zaman
16.09.2013
01:52
Suriyedeki çatışma, tartışmaya açık olarak, Soğuk Savaş döneminden bu yana dünyanın en kötü insani krizlerinden birine dönüştü.Tahminen, çoğu sivil olmak üzere 100.000 kişi hayatını kaybederken [1] çok daha fazlası yaralandı, işkenceye uğradı veyahut istismar edildi. Milyonlarca kişi evlerinden edildi, aileler dağıtıldı ve bir bütün olarak topluluklar yıkıldı. Ordu müdahalesinin, yardıma ihtiyacı olan insanları göz önünde bulundurmamızı engellemesine izin vermemeliyiz. Dünyanın her yanından doktorlar ve tıp profesyonelleri olarak, bu vahim durumun boyutları karşısında dehşete düşmüş durumdayız. Durumdan etkilenen sivillerin sağlık yardımına erişememesi ve tıbbi kuruluşların yanı sıra personelin de hedef alınıyor olması bizleri endişelendiriyor. İhtiyacı olan kimselere tedavi ve bakım hizmeti vermek, bizim mesleki, etik ve ahlaki görevimizdir. Bunu doğrudan kişisel olarak yapamadığımız durumlarda ise hayati önem taşıyan yardım hizmetlerini vermek için kendi yaşamlarını tehlikeye atanlar adına konuşmak durumundayız. Tıbbi hizmet çalışanlarına, kuruluşlara ve hastalara yöneltilen sistematik saldırılar, Suriyenin sağlık sistemini yıpratıyor ve sivillerin kritik tıbbi hizmetlerden yararlanabilmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Şu ana kadar Suriyedeki hastanelerin yüzde 37si yıkılırken, yüzde 20sine de ağır hasar verildi. Geçici olarak kurulan klinikler, yaralılar ve hastaların yardımına yetişmeye çalışan tam teşekküllü travma merkezleri haline geldi. Şu an itibarıyla tahmini olarak 469 sağlık çalışanı hapiste [2] ve 15.000 doktor da yurtdışına kaçmak zorunda bırakıldı [3]. Bir rapora göre, çatışma başlamadan önce Halepte 5.000 doktor bulunuyorken, artık sadece 36 tane kaldı [4]. Tıbbi kuruluşlara ve personele hedef gözetilerek yöneltilen saldırılar, silahlı çatışmaların kaçınılmaz veya kabul edilebilir bir sonucu değil, kasıtlı ve sistematik eylemlerdir. Bu gibi saldırılar, tıbbın tarafsızlığı ilkesine vicdansız bir şekilde ihanet etmekle eşdeğerdir. Çatışmanın doğrudan ve bir zamanlar gayet ileri niteliklere sahip olan kamu sağlık sistemindeki çöküş ile yetersiz iyileştirici ve önleyici bakımın dolaylı bir sonucu olarak, tıbbi yardıma ihtiyaç duyan insan sayısı hızla artıyor. Korkunç boyutlardaki yaralanma vakalarının bakımı yapılamıyor. Kadınlar, tıbbi yardım olmadan doğum yapıyor. Erkekler, kadınlar ve çocuklar, anestezi olmadan hayati ameliyatlara giriyor. Cinsel şiddet mağdurlarının ise gidecek bir yerleri yok. Suriye nüfusu, hepatit, tifo ve dizanteri salgınlarına karşı savunmasız durumda [5]. Tıbbi ilaç eksikliği, ciddi ölçüde bulaşıcı bir cilt hastalığı olan ve ağır engellilik haline sebep olabilen şark çıbanı salgınının ağırlaşmasına neden oldu bile. Ayrıca akut ishal vakalarında ciddi bir artış görüldü [6] ve yardım kuruluşları, haziran ayında Suriyenin kuzey bölgelerinde bir kızamık salgınının kol gezdiğini belirtti. Bazı bölgelerde, çatışma başladıktan sonra doğan çocukların aşıları yapılmadı. Bu da, ulusal sınırlar içinde kalması beklenemeyecek bir salgına yol açabilir. Suriyenin sağlık sistemi, bir kırılma noktasında. Kanser, diyabet, hipertansiyon ve kalp hastalıkları gibi uzun süreli bakım gerektiren kronik hastalıkları olan hastaların ihtiyaç duydukları tıbbi yardımı alabilecekleri hiçbir yer yok. Tıbbi yardımların büyük bir kısmı, Suriyedeki tıbbi personel tarafından sağlanıyor ancak onlar da, çığ gibi büyüyen ihtiyaçlar ve tehlikeli koşullarla mücadele etmek zorunda. Hükümetin koyduğu kısıtlamalar, esnek olmayan uygulamalar ve uluslararası yardım sisteminin bürokrasiyle birleşmesi durumu daha da kötü hale getiriyor. Sonuç olarak Suriyenin büyük bir kısmı, herhangi bir tıbbi yardımdan mahrum bırakılmış durumda. Tıp profesyonellerinin, ihtiyaç sahibi kişileri ellerinden gelenin en iyisini yaparak tedavi etmesi gerekmektedir. Yaralı ve hasta kimselerin tıbbi tedaviye erişmesine izin verilmelidir. Doktorlar ve sağlık profesyonelleri olarak, acilen Suriyedeki meslektaşlarımızın saldırı ya da misilleme korkusu olmadan hastaları tedavi etmesine, tehlikedeki hayatları kurtarmasına ve yaşanan acıyı hafifletmesine izin ve destek verilmesini talep ediyoruz. Bu çatışmanın içindeki sivillerin maruz kaldığı etkiyi ve sağlık sistemine yöneltilen kasıtlı saldırıları ortadan kaldırmak ve meslektaşlarımızı desteklemek için: 1) Suriye hükümetini ve tüm silahlı tarafları hastanelere, ambulanslara, tıbbi kuruluşlara ve kaynaklara, sağlık personeline ve hastalara saldırmaktan kaçınmaya; ve Suriye hükümetinin tüm hastaların tedaviye erişimine izin vermeye; ve bu gibi ihlal niteliğinde saldırıların faillerini uluslararası düzeyde kabul görmüş standartlar çerçevesinde eylemlerinden sorumlu tutmaya; 2) Tüm silahlı tarafları tıp profesyonellerinin yerine getirdiği işleve ve tıbbi tarafsızlığa saygı duyarak, tıbbi yardım ihtiyacı bulunan herkesi tedavi etmeleri
Zaman
Ana Sayfa
16.09.2013
SuriyedekiyaralılarıtedavietmemizeizinverinSuriyedeki yaralıları tedavi etmemize izin verin
Suriyeliler sokak düğününü bastı: 8 yaralı
Zaman
15.09.2013
21:29
Şanlıurfada, sokak arasında düğün yapan vatandaşlar ile balkondan aşağıya çöp atan Suriyeli aile arasında tartışma çıktı. Suriyelinin çağırdığı akrabaları sopa ve bıçaklarla düğünü bastı. 8 kişi yaralanırken, polis kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişiyi gözaltına aldı.Olay, öğleden sonra Akşemsettin Mahallesi 328 Sokakta meydana geldi. İddiaya göre, Özdemir ailesi sokak arasında düğün töreni düzenledi. Düğüne gelen vatandaşlar eğlenirken, sokakta bulunan bir binadan Suriye uyruklu ailenin ferdi aşağıya çöp torbası attı. Düğüne katılanlar Suriyeliye tepki gösterirken, adı bilinmeyen Suriye uyruklu kişi, iddiaya göre yakınlarını aradı. Düğünün bulunduğu sokağa gelen yaklaşık 50 Suriyeli, düğüne katılanlara taş, sopa ve bıçakla saldırmaya başladı. Kavga sırasında aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 8 kişi yaralandı. Kavgayı gören çevredeki vatandaşlar ise, durumu sağlık ve polis ekiplerine bildirdi. 10 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI İhbar üzerine olay yerine gelen polisler, çevrede güvenlik önlemi alarak kavga edenlere müdahale etti. Polisler tarafından güçlükle sonlandırılan kavgaya karıştığı iddia edilen 10 kişi gözaltına alındı. Yaralı 8 kişi ise, olay yerine gelen ambulanslarla ve yakınlarının araçları ile hastanelere götürüldü. Tedavisine başlanılan yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu bildirilirken, gözaltına alınan 10 kişi emniyete götürüldü. SURİYELİLERDEN ŞİKAYET Mahalle sakinleri ise, Suriyelilerin gelişi ile hırsızlık ve kavga olaylarının arttığını öne sürerek, Suriyeliler bir tek bizi dövmemişler. Ancak bugün ellerine aldıkları sopalarla düğün basıp vatandaşlarımızı dövdüler. Artık bunlara dur demenin zamanı geldi. Devlet bu soruna biran önce çözüm bulmasını gerekiyor. Aksi takdirde çok kötü olaylar yaşanacaktır diye konuştu. Polis, olayın geçtiği mahallede önlem aldı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.
Zaman
Ana Sayfa
15.09.2013
Suriyelilersokakdüğününübastı8yaralıSuriyeliler sokak düğününü bastı 8 yaralı
Eylemcilerin yaraladığı polis müdürü: Taş iyi ki bana isabet etti
Zaman
13.09.2013
10:20
Adanada, izinsiz yapılan eylemlerde göstericilerin attığı taşla yaralanan Emniyet Güvenlik Şube Müdürü Mithat Kırcı, polisin hiçbir zaman müdahale amacı taşımadığını söyledi. Kırcı, Dua ediyorum ki atılan taş iyi ki bana geldi, halktan birine gelmedi. Çünkü bu durumu kötü amaçla kullanmak isteyenler olabilirdi. dedi. 10 Eylül Salı günü, Hatayda yapılan izinsiz gösterilerde Ahmet Atakan isimli bir eylemcinin hayatını kaybetmesini protesto için bir grup Akkapı Mahallesi Şıh Cemil Caddesinde toplandı. Atatürk Parkına yürümek isteyen gruba dağılmaları yönünde uyarılarda bulunan Güvenlik Şube Müdürü Mithat Kırıcı, göstericilerin attığı taşla başından yaralandı. Meslektaşlarınca önce Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesine kaldırılan Kırcı, burada ilk müdahalesinin ardından ambulansla TOKİ Numune Hastanesine sevk edildi. Sağlık durumu iyi olan Kırcı, görevine başladı. Kırcıyı göreve başladığı gün, taşın kafasına isabet ettiği mahalledeki Akkapı Kültür Yardımlaşma ve Eğitim Derneği Başkanı Haşim Turaçtemur ile eski milletvekili Tuncay Karaytuğ ziyaret etti. Güvenlik Şube Müdürü Mithat Kırcı, ziyaretten çok memnun olduğunu belirterek her ne kadar taşlı saldırıya uğrasa da olaylara sabırla, itinayla, ikazla yaklaştıklarını söyledi. Konuyu sürekli taraflarla müzakere etmeye çalıştıklarını, toplumsal olaylarda bazı prosedürlerin yerine getirilmesi gerektiğine dikkat çeken Kırcı, Niyetimiz hiçbir zaman müdahale etmek değil. Dua ediyorum ki atılan taş iyi ki bana geldi. Halktan birine gelmedi. Bunun nedeni de bu durumu kötü kullanmak isteyenler olabilirdi. Eğer vatandaşın birine gelseydi, bunu kötü niyetli kullanmak isteyenler var, olur ve hala da olacak. İyi ki atılan taş, o esnada müzakere ettiğimiz yanımızda vatandaşlara değil de bana geldi. diye konuştu. Taşın kendisine gelmesinden ayrıca memnun olduğunu anlatan Kırcı, şöyle devam etti: Bunu samimi olarak söylüyorum. Normalde bizim kaskımızın olması lazım. Kaskı da ‘Gezi olaylarında hep kullandık. Birkaç defa daha taş atılmıştı. Araç güvenliği için aracımızı da polis merkezine bırakmıştık. 300-500 metrelik bir mesafe vardı arada. Taşı atanlar grubun arka tarafında yer alıyordu. Biraz da samimi olmak lazım. Toplumsal olaylarda taş atılıyor arada sırada bunu hepimiz görüyoruz. ‘Gezi olaylarında da çoğumuz bunu gördük. Kendi tedbirini alıp yanına gelip görüşen kişinin kafasında koruyucu bir şey olmaması bana biraz samimiyetsizlik gibi geliyor. Çünkü beraberiz sonuçta.Şiddetten uzak eylemlerin demokratik bir hak olduğunu anlatan Kırcı, İyi niyetli olup demokratik hakkını kullananlarla, kitle ile polisi karşı karşıya getirmek isteyenler var. Yine samimi söylüyorum, bu taş iyi ki bana geldi. Sıradan bir vatandaşa gelmedi. Kötü niyetli kişilerin bunu kullanmasına izin vermedik. Buraya gelip de ziyarette bulunmanız benim için ayrı bir önem taşıyor. Biz bizeyiz. Sizi bizi yok. Bugün yarın, her an her zaman oradayız. Akkapı’ya gitmek, oraya hizmet etmek ve bu insanlarla birlikte olmaktan ayrıca zevk alıyor ve kıvanç duyuyorum. Keşke böylesi bir olay olmasaydı. diye konuştu. Akkapı Kültür Yardımlaşma ve Eğitim Derneği Başkanı Haşim Turaçtemur da polisin gençlere gösterdiği hoşgörünün göz ardı edilemeyeceğini bildirdi. ‘Keşkenin sevmediği bir kelime olduğunu anlatan Turaçtemur, Bu tür yürüyüş, protesto ve eylemler olacak. Çünkü bu o gençlerin, o insanların demokratik hakkıdır. Hakkımız olan bir davada haksız duruma düşmek hoş bir şey değil. O yürüyüş, o protesto, o eylem amacının dışına çıktığı zaman bu hoş bir durum olmaz. Mahalleli gençlerimizin bu tür olaylara karışması bizi üzüyor. Bu tür olayların önüne geçeceğiz. diye konuştu. Eski milletvekili Tuncay Karaytuğ da olaydan büyük üzüntü duyduğunu anlatarak, olaylar sırasında bazen kötü niyetli insanların araya girip istenmeyen olayların yaşanmasına sebep olduğunu bildirdi. Karaytuğ, Üzüntülerimizi bildirmek için buradayız. Küçük bir burun kanaması dahi yaşanmasını istemeyiz. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
13.09.2013
EylemcilerinyaraladığıpolismüdürüTaşiyikibanaisabetettiEylemcilerin yaraladığı polis müdürü Taş iyi ki bana isabet etti
Yaşlılar Merkel'e oy veriyor
Zaman
12.09.2013
11:29
Almanyada 22 Eylül’de gerçekleşecek genel seçimler öncesi Leipzig Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma partilere göre seçmen profilini çizerek ilginç sonuçlar ortaya koydu. Leipzig Üniversitesi, seçmenlerin sosyal ve psikolojik profilini ortaya koymak için araştırma gerçekleştirdi. Mayıs ile Temmuz ayları arasında 18-91 yaş grubundan 2 bin 382 seçmeni ankete tabi tutan üniversite ilginç sonuçlara ulaştı. Buna göre en zengin seçmenlere sahip olan parti Hür Demokrat Parti ve Yeşiller. Araştırmaya göre sağ parti seçmenleri ile hiçbir partiye oy vermeyenler en fakirleri oluşturuyor.Yaş ortalaması dikkate alındığında Korsanlar Partisi en genç seçmene sahipken, Başbakan Angela Merkel liderliğindeki Hıristiyan Birlik Partileri’ne (CDU/CSU) oy verenler nüfusun en yaşlı kesimini oluşturuyor. Sol Parti Doğu Almanya’da güçlü bir şekilde temsil edilirken, anamuhalefetteki Sosyal Demokrat Parti (SPD) aynı başarıyı bu bölgede gösteremiyor. Yeşiller de batıda gösterdiği başarıyı doğuda gösteremiyor. Kararsız seçmenler ise batıda yoğunlukta.Seçime katılmayanlar ve sağcılar ise yüksek oranda korkaklık ve depresyon gibi özelliklere sahip. Prof. Dr. Elmar Brähler ve Dr. Oliver Decker tarafından yönetilen araştırmaya göre lise diplomalı seçmen konusunda en şanslı parti Yeşiller. Partiyi seçen seçmenlerin yüzde 35’i lise diplomasına sahipken; Hür Demokrat Parti (FDP), Korsanlar ve Sol Parti’ye oy verenlerin yüzde 25’i lise mezunu. Seçime katılmayanların yüzde 9,4’ü ile SPD’ye oy verenlerin yaklaşık yüzde 15’i ise üniversite diplomasına sahip.İşsizlik profili de ilginç sonuçlar veriyor. Buna göre işsizlerin üçte biri seçimlere katılmayı düşünmezken, yaklaşık yüzde 24’ü henüz karar vermiş değil. Bununla birlikte altı işsizden biri SPD’yi seçmeyi düşünürken, FDP’nin bu kesim üzerinde hiçbir etkisi yok.Seçmenlerin cinsiyetlerine göre profili çizildiğinde ise sağ partilerin çoğunlukla erkekler tarafından seçildiği görülüyor. Bu partilerin seçmenlerinin üçte ikisi erkeklerden oluşurken, Yeşiller de daha ziyade kadınlar tarafından seçiliyor. Partiye oy verenlerin yaklaşık yüzde 60’ı kadın. Kadınlar kararsız seçmenlerde de önde gidiyor. Araştırmaya göre bu kapsama girenlerin de yüzde 61,3’ü kadın. Buna karşın erkeklerin yoğun olduğu bir diğer parti Korsanlar. Seçmenlerinin yüzde 62,5’i erkek olan parti epey miktarda kadın seçmen kaybetmiş.Dine göre parti seçiminde ise Hıristiyan Birlik partileri Katoliklerden, SPD ise Protestanlardan ve ateistlerden daha çok oy alıyor. Protestanlar ve Katolikler Sol Parti’ye itibar etmiyor.Sağlık durumu en iyi olanlar ise en genç grubu oluşturmaları sebebiyle Korsanlar. CDU/CSU’ya, aşırı sağ partilere oy verenlerin sağlık durumu kötü iken, Yeşiller’e ve FDP’ye oy verenler de sağlıklı seçmen grubunda yer alıyor. Seçimlere katılmayanların çoğunluğunun sağlık durumu da diğerlerine göre iyi değil. CİHAN
Zaman
Son Dakika
12.09.2013
YaşlılarMerkeleoyveriyorYaşlılar Merkele oy veriyor
Hakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Zaman
11.08.2013
02:52
SGK’nın belirlediği fark ücretini az bularak fazla para tahsil eden bazı özel hastaneler, hakkını arayan vatandaşı ‘kara liste’ye kaydediyor ve randevu almasını engelliyor. Özel bir hastane, fazladan ödediği bin lirayı geri alan böbrek hastası Serpil Çanakçı’ya aylardır kontrol için randevu vermiyor.Muayene fark ücreti konusunda SGK’nın belirlediği miktarın çok üstünde para alan bazı hastaneler vatandaşı mağdur ediyor. Şikâyet edilmesi halinde SGK, hastaneye ceza kesiyor. Bundan sonrası ise hasta için farklı bir çileye dönüşüyor. Böbrek nakil hastası Serpil Çanakçı’nın başına gelenler bu mağduriyetin dikkat çekici örneklerinden. Çanakçı, fazla para tahsil edildiği gerekçesiyle İstanbul Kadıköy’deki bir özel hastaneden bin lirasını geri aldı. Ancak bu hak arayışı ona pahalıya patladı. Aynı hastaneden kontrol için telefonla randevu isteyen Çanakçı’ya, bir aydır ‘randevular dolu, bilgisayar dondu, teknik servisle görüşüyoruz’ gerekçesiyle randevu verilmiyor. Aynı dakikalarda farklı bir hasta aradığında hastanenin aynı bölümünden randevu alabiliyor. Nitekim Çanakçı’dan birkaç dakika sonra hastaneyi arayan muhabirimiz rahatça randevu aldı. Kara liste şikâyetlerinin artarak devam ettiğini söyleyen Hasta Hakları Dernekleri, “Hastaneler, hakkını arayan hastayı sorun olarak görüyor ve randevu vermiyor.” diyor. Hastane yetkilileri ise aramamıza rağmen konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı, durumu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.SGK’nın koyduğu kurallara göre özel hastaneler vatandaştan en fazla devletin ödediği paranın yüzde 90’ına kadar ilave fark ücreti alabiliyor. Fakat bazı hastaneler buna uymayarak fahiş fiyatlarla vatandaşı mağdur ediyor. SGK da bu durum şikayet edilmesi halinde hastanelere ceza kesiyor. Türkiye’de özel hastanelerde yılda 60 milyon poliklinik hizmeti ve bir buçuk milyon ameliyat gerçekleştiriliyor. Devlet tarafından özel hastanelere yılda ortalama 6 milyar lira ödeme yapılıyor. Vatandaşın buna ek olarak da cebinden özel hastanelere fark ücreti olarak yaklaşık 15 milyar liraya yakın para çıkıyor. Bazı özel hastaneler ise gereğinden fazla fark ücreti isteyebiliyor.Bu mağduriyetlerden birini emekli memur Serpil Çanakçı yaşadı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde böbrek nakli operasyonu yapılan Çanakçı, taburcu olduktan sonra takiplerinin yapılması ve diğer rahatsızlıklarının tedavisi için evinin yakınındaki özel bir hastaneye gitmeye başladı. Bu süreçte kendisinden Kadıköy’de gittiği özel hastanenin fazla fark ücreti alındığını tespit eden Çanakçı, başvuru yaparak hakkını aradı. Sonunda bin liraya yakın fazla fark ücretini hastaneden geri aldı. Fakat bu hak arayışı Çanakçı’yı mağdur etti. Son birkaç aydır Çanakçı’ya grubun tüm hastanelerinin işleyişini planlayan merkezî telefon sisteminden randevu verilmemeye başlandı. Her seferinde ‘randevular dolu, sistem tıkalı, ekran dondu’ gerekçeleri öne sürüldü. Farklı hasta ismiyle aradığında ise randevu çok rahat bir şekilde alınabiliyor. Sadece hakkını aradığı için mağdur edildiğini söyleyen Çanakçı, “Hastanedeki yetkililer randevu alamıyorsanız başka hastaneye gidin, diyor. Yani açıkça size bakmak istemiyoruz, diyorlar. Sağlık hakkımı engelliyor.” ifadelerini kullandı. Açıklama yapmaktan çekinen hastane yetkilileri ise konuyu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.Hakkını arayan vatandaşa randevu vermeme meselesinin son dönemde arttığını söyleyen Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı Orhan Demir, “Hastaneler, ‘Hastaya bakamıyorum’ diyemez. Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’na göre bu suç. Bunun ötesinde hasta haklarına aykırı. Fakat özel hastaneler vatandaşı ya istediğim parayı verirsin ya da sana bakmam, diyebiliyor.” şeklinde konuştu.Vatandaş fazla fark ücreti ve kötü muameleden şikayetçiSağlık hizmetlerine erişim her geçen gün artarken vatandaşın şikayetleri de aynı oranda yükseliyor. Son üç yılda Türkiye genelindeki kendisine gelen şikayetleri değerlendiren Hasta Hakları Aktivistleri Derneği toplam bin 900’e yakın başvuruyu sınıflandırdı. Yapılan çalışmada gelen 786 şikayet yani yüzde 42’lik kısmı, sağlık kuruluşlarındaki kötü muamele ve hizmetten faydalanamama oluşturdu. İkinci sırada ise 438 şikayetle (yüzde 29) özel hastanelerin aldığı fazla fark ücreti yer aldı. Hastalar acil hastalardan para alınmasından ve polikliniklerde fazla fark ücreti istenmesinden de şikayetçi.
Zaman
En Çok Okunan
11.08.2013
Hakkınıarayanhastaya‘karaliste’cezasıHakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Hakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Zaman
11.08.2013
01:54
SGK’nın belirlediği fark ücretini az bularak fazla para tahsil eden bazı özel hastaneler, hakkını arayan vatandaşı ‘kara liste’ye kaydediyor ve randevu almasını engelliyor. Özel bir hastane, fazladan ödediği bin lirayı geri alan böbrek hastası Serpil Çanakçı’ya aylardır kontrol için randevu vermiyor.Muayene fark ücreti konusunda SGK’nın belirlediği miktarın çok üstünde para alan bazı hastaneler vatandaşı mağdur ediyor. Şikâyet edilmesi halinde SGK, hastaneye ceza kesiyor. Bundan sonrası ise hasta için farklı bir çileye dönüşüyor. Böbrek nakil hastası Serpil Çanakçı’nın başına gelenler bu mağduriyetin dikkat çekici örneklerinden. Çanakçı, fazla para tahsil edildiği gerekçesiyle İstanbul Kadıköy’deki bir özel hastaneden bin lirasını geri aldı. Ancak bu hak arayışı ona pahalıya patladı. Aynı hastaneden kontrol için telefonla randevu isteyen Çanakçı’ya, bir aydır ‘randevular dolu, bilgisayar dondu, teknik servisle görüşüyoruz’ gerekçesiyle randevu verilmiyor. Aynı dakikalarda farklı bir hasta aradığında hastanenin aynı bölümünden randevu alabiliyor. Nitekim Çanakçı’dan birkaç dakika sonra hastaneyi arayan muhabirimiz rahatça randevu aldı. Kara liste şikâyetlerinin artarak devam ettiğini söyleyen Hasta Hakları Dernekleri, “Hastaneler, hakkını arayan hastayı sorun olarak görüyor ve randevu vermiyor.” diyor. Hastane yetkilileri ise aramamıza rağmen konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı, durumu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.SGK’nın koyduğu kurallara göre özel hastaneler vatandaştan en fazla devletin ödediği paranın yüzde 90’ına kadar ilave fark ücreti alabiliyor. Fakat bazı hastaneler buna uymayarak fahiş fiyatlarla vatandaşı mağdur ediyor. SGK da bu durum şikayet edilmesi halinde hastanelere ceza kesiyor. Türkiye’de özel hastanelerde yılda 60 milyon poliklinik hizmeti ve bir buçuk milyon ameliyat gerçekleştiriliyor. Devlet tarafından özel hastanelere yılda ortalama 6 milyar lira ödeme yapılıyor. Vatandaşın buna ek olarak da cebinden özel hastanelere fark ücreti olarak yaklaşık 15 milyar liraya yakın para çıkıyor. Bazı özel hastaneler ise gereğinden fazla fark ücreti isteyebiliyor.Bu mağduriyetlerden birini emekli memur Serpil Çanakçı yaşadı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde böbrek nakli operasyonu yapılan Çanakçı, taburcu olduktan sonra takiplerinin yapılması ve diğer rahatsızlıklarının tedavisi için evinin yakınındaki özel bir hastaneye gitmeye başladı. Bu süreçte kendisinden Kadıköy’de gittiği özel hastanenin fazla fark ücreti alındığını tespit eden Çanakçı, başvuru yaparak hakkını aradı. Sonunda bin liraya yakın fazla fark ücretini hastaneden geri aldı. Fakat bu hak arayışı Çanakçı’yı mağdur etti. Son birkaç aydır Çanakçı’ya grubun tüm hastanelerinin işleyişini planlayan merkezî telefon sisteminden randevu verilmemeye başlandı. Her seferinde ‘randevular dolu, sistem tıkalı, ekran dondu’ gerekçeleri öne sürüldü. Farklı hasta ismiyle aradığında ise randevu çok rahat bir şekilde alınabiliyor. Sadece hakkını aradığı için mağdur edildiğini söyleyen Çanakçı, “Hastanedeki yetkililer randevu alamıyorsanız başka hastaneye gidin, diyor. Yani açıkça size bakmak istemiyoruz, diyorlar. Sağlık hakkımı engelliyor.” ifadelerini kullandı. Açıklama yapmaktan çekinen hastane yetkilileri ise konuyu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.Hakkını arayan vatandaşa randevu vermeme meselesinin son dönemde arttığını söyleyen Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı Orhan Demir, “Hastaneler, ‘Hastaya bakamıyorum’ diyemez. Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’na göre bu suç. Bunun ötesinde hasta haklarına aykırı. Fakat özel hastaneler vatandaşı ya istediğim parayı verirsin ya da sana bakmam, diyebiliyor.” şeklinde konuştu.Vatandaş fazla fark ücreti ve kötü muameleden şikayetçiSağlık hizmetlerine erişim her geçen gün artarken vatandaşın şikayetleri de aynı oranda yükseliyor. Son üç yılda Türkiye genelindeki kendisine gelen şikayetleri değerlendiren Hasta Hakları Aktivistleri Derneği toplam bin 900’e yakın başvuruyu sınıflandırdı. Yapılan çalışmada gelen 786 şikayet yani yüzde 42’lik kısmı, sağlık kuruluşlarındaki kötü muamele ve hizmetten faydalanamama oluşturdu. İkinci sırada ise 438 şikayetle (yüzde 29) özel hastanelerin aldığı fazla fark ücreti yer aldı. Hastalar acil hastalardan para alınmasından ve polikliniklerde fazla fark ücreti istenmesinden de şikayetçi.
Zaman
Ana Sayfa
11.08.2013
Hakkınıarayanhastaya‘karaliste’cezasıHakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Hakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Zaman
11.08.2013
01:52
SGK’nın belirlediği fark ücretini az bularak fazla para tahsil eden bazı özel hastaneler, hakkını arayan vatandaşı ‘kara liste’ye kaydediyor ve randevu almasını engelliyor. Özel bir hastane, fazladan ödediği bin lirayı geri alan böbrek hastası Serpil Çanakçı’ya aylardır kontrol için randevu vermiyor.Muayene fark ücreti konusunda SGK’nın belirlediği miktarın çok üstünde para alan bazı hastaneler vatandaşı mağdur ediyor. Şikâyet edilmesi halinde SGK, hastaneye ceza kesiyor. Bundan sonrası ise hasta için farklı bir çileye dönüşüyor. Böbrek nakil hastası Serpil Çanakçı’nın başına gelenler bu mağduriyetin dikkat çekici örneklerinden. Çanakçı, fazla para tahsil edildiği gerekçesiyle İstanbul Kadıköy’deki bir özel hastaneden bin lirasını geri aldı. Ancak bu hak arayışı ona pahalıya patladı. Aynı hastaneden kontrol için telefonla randevu isteyen Çanakçı’ya, bir aydır ‘randevular dolu, bilgisayar dondu, teknik servisle görüşüyoruz’ gerekçesiyle randevu verilmiyor. Aynı dakikalarda farklı bir hasta aradığında hastanenin aynı bölümünden randevu alabiliyor. Nitekim Çanakçı’dan birkaç dakika sonra hastaneyi arayan muhabirimiz rahatça randevu aldı. Kara liste şikâyetlerinin artarak devam ettiğini söyleyen Hasta Hakları Dernekleri, “Hastaneler, hakkını arayan hastayı sorun olarak görüyor ve randevu vermiyor.” diyor. Hastane yetkilileri ise aramamıza rağmen konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı, durumu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.SGK’nın koyduğu kurallara göre özel hastaneler vatandaştan en fazla devletin ödediği paranın yüzde 90’ına kadar ilave fark ücreti alabiliyor. Fakat bazı hastaneler buna uymayarak fahiş fiyatlarla vatandaşı mağdur ediyor. SGK da bu durum şikayet edilmesi halinde hastanelere ceza kesiyor. Türkiye’de özel hastanelerde yılda 60 milyon poliklinik hizmeti ve bir buçuk milyon ameliyat gerçekleştiriliyor. Devlet tarafından özel hastanelere yılda ortalama 6 milyar lira ödeme yapılıyor. Vatandaşın buna ek olarak da cebinden özel hastanelere fark ücreti olarak yaklaşık 15 milyar liraya yakın para çıkıyor. Bazı özel hastaneler ise gereğinden fazla fark ücreti isteyebiliyor.Bu mağduriyetlerden birini emekli memur Serpil Çanakçı yaşadı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde böbrek nakli operasyonu yapılan Çanakçı, taburcu olduktan sonra takiplerinin yapılması ve diğer rahatsızlıklarının tedavisi için evinin yakınındaki özel bir hastaneye gitmeye başladı. Bu süreçte kendisinden Kadıköy’de gittiği özel hastanenin fazla fark ücreti alındığını tespit eden Çanakçı, başvuru yaparak hakkını aradı. Sonunda bin liraya yakın fazla fark ücretini hastaneden geri aldı. Fakat bu hak arayışı Çanakçı’yı mağdur etti. Son birkaç aydır Çanakçı’ya grubun tüm hastanelerinin işleyişini planlayan merkezî telefon sisteminden randevu verilmemeye başlandı. Her seferinde ‘randevular dolu, sistem tıkalı, ekran dondu’ gerekçeleri öne sürüldü. Farklı hasta ismiyle aradığında ise randevu çok rahat bir şekilde alınabiliyor. Sadece hakkını aradığı için mağdur edildiğini söyleyen Çanakçı, “Hastanedeki yetkililer randevu alamıyorsanız başka hastaneye gidin, diyor. Yani açıkça size bakmak istemiyoruz, diyorlar. Sağlık hakkımı engelliyor.” ifadelerini kullandı. Açıklama yapmaktan çekinen hastane yetkilileri ise konuyu inceleyeceklerini söylemekle yetindi.Hakkını arayan vatandaşa randevu vermeme meselesinin son dönemde arttığını söyleyen Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Başkanı Orhan Demir, “Hastaneler, ‘Hastaya bakamıyorum’ diyemez. Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’na göre bu suç. Bunun ötesinde hasta haklarına aykırı. Fakat özel hastaneler vatandaşı ya istediğim parayı verirsin ya da sana bakmam, diyebiliyor.” şeklinde konuştu.Vatandaş fazla fark ücreti ve kötü muameleden şikayetçiSağlık hizmetlerine erişim her geçen gün artarken vatandaşın şikayetleri de aynı oranda yükseliyor. Son üç yılda Türkiye genelindeki kendisine gelen şikayetleri değerlendiren Hasta Hakları Aktivistleri Derneği toplam bin 900’e yakın başvuruyu sınıflandırdı. Yapılan çalışmada gelen 786 şikayet yani yüzde 42’lik kısmı, sağlık kuruluşlarındaki kötü muamele ve hizmetten faydalanamama oluşturdu. İkinci sırada ise 438 şikayetle (yüzde 29) özel hastanelerin aldığı fazla fark ücreti yer aldı. Hastalar acil hastalardan para alınmasından ve polikliniklerde fazla fark ücreti istenmesinden de şikayetçi.
Zaman
Güncel
11.08.2013
Hakkınıarayanhastaya‘karaliste’cezasıHakkını arayan hastaya ‘kara liste’ cezası
Hüseyin Çelik: Ali İsmail Kormaz haberleri yalan ve kışkırtıcıdır
Zaman
12.07.2013
16:51
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Gezi Parkı olayları esnasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmazın ölümüyle ilgili yapılan haberlere tepki gösterdi. Haberlerin hem yalan hem de kışkırtıcı olduğunu vurgulayan Çelik, CD boş diyorsunuz yalan, 16-17 dakikalık kayıt silinmiştir diyorsunuz yalan, gizli tanık diyorsunuz yalan. İyi niyetle bağdaşmayan haberler var. Bizim bir evladımızın ölümünden farklı ideolojik hesaplar yapmak ahlaki değildir. dedi.Çelik, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, Eskişehirdeki gösteriler sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz olayı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Çelik, Bu olayla ilgili bazı basın yayın organlarında yer alan haberler hem doğru değil, hem de kışkırtıcı. İyi niyetle bağdaşmayan haberler var. Dün Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı 17 maddelik bir açıklama yaptı. Burada bütün detaylarıyla neler yapıldığını ifade etti. Öncelikle basın yayın organlarında 2 gün sonra soruşturma başlatıldı şeklindeki iddianın doğru olmadığını açıkladı. Olayın meydana geldiği gün soruşturma başlatılmış. Merhum İsmail Korkmaz, 3 Haziranda Eskişehir Odunpazarı Polis Karakoluna giderek kendisinin darp edildiğini ifade etmiş. Ama bundan 17 saat önce Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesine gitmiş, orada muayene olmuş ve muayene esnasında Dr. Nesrin Topçu Çiçeke kendisinin 6-7 basamaklı merdivenden yük taşırken düştüğünü söylemiş. Cumhuriyet Başsavcılığı bu olayı bütün yönleriyle inceliyor diye konuştu.OTEL ZARAR GÖRMESİN DİYE ŞARTEL İNDİRİLMİŞCD boş kayıtlar silinmiş şeklindeki haberlerin yalan olduğunu vurgulayan Çelik, bu haberleri yapanlara tepki gösterdi. Farklı formatta kayıt edilen bir CD olduğu için ilgili programlarla çalıştırılamadığını aktaran Çelik, şöyle konuştu: Savcılığın elinde CD vardır, bu CDler uzmanlar tarafından incelenmektedir. Bugün 16-17 dakikalık kayıt silinmiştir şeklinde gazetelerde haberler var. Olayın meydana geldiği mahalde bulunan otel, olayların şiddeti esnasında otel zarar görmesin diye şarteli indirmiş, bu şartelin indirildiği esnadaki görüntüler mevcut değil. Ancak bu olayla ilgili bütün görüntüler bu değil, etraftaki bütün kuruluşların kameraları tespit edildi, kayıtları alındı, 40 CDlik görüntü Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından incelenmektedir. Olay böyle olmasına rağmen, yargıya intikal etmiş bir meseleyi medyamızın kışkırtıcı bir ton ile vermemesi gerekiyor. Ülke hepimizin, birilerinin acılarını deşmek kimsenin işine yaramaz. Bizim bir evladımızın ölümünden farklı ideolojik hesaplar yapmak ahlaki değildir. GİZLİ TANIK SÖZ KONUSU DEĞİLBugün gazetelerde, bir gizli tanığın ifadesine göre şeklinde bir ifadenin yer aldığını kaydeden Çelik, bunun da yalan olduğunu söyledi. Çelik, örgütlü suçlarda gizli tanık uygulaması yasal olarak yapılabildiğini, bu olayda böyle bir şeyin söz konusu olmadığı için gizli tanık müracaatı yapanın gizli tanıklığının kabul edilmediğini bildirdi. BU EVLADIMIZ 2008 YILINDA GÜVEN HASTANESİNDE KALP AMELİYATI OLMUŞÇelik, Vefat eden evladımızın kim olduğu, nereli olduğu, kaç yaşında olduğu, hangi ilden olduğu hiç önemli değil, bizim bir evladımız, bizim bir insanımız. Hukuk devletinde onun hakkını korumak devletin boynunun borcudur. Burada yargı ve polis hassasiyetle görevini yapmaktadır. Polisi ve yargıyı itibarsızlaştırmak için özel bir gayret sarf edilmesini anlamlı bulmuyorum. Sözünü ettiğim medya organları bir itibardan söz ediyorlarsa biraz da kendilerinin doğru haber yapma itibarıyla ilgilenseler bu çok daha memnuniyet verici olacak. Bu evladımız Güven Hastanesinde 2008 yılında kalp ameliyatı olmuş, kalp kapakçıkları değişmiş. O günden sonra kan sulandırıcı ve kolesterol hapları kullanmaktadır. En ufak darbede beyin kanaması geçirebileceği ortadadır. Gerek İsmail Korkmazın şahsi sağlık durumu, merdivenden mi düştü, gerçekten birileri tarafından mı dövüldü, bu kimseler kötü niyetli kimseler miydi, bunlar arasında polis var mıydı, bunlar polis tarafından mı yapıldı, bütün bunlar ortaya çıkmadan hüküm vermenin, bu hükümleri henüz daha İsmail Korkmaz toprağa verilmişken, annesinin babasının gözyaşları kurumamışken, bu kulis bilgilerini gerçek tahkikat diye 8 sütundan manşete taşımanın ahlaki bir tarafını görmüyorum. Benim öz evladım birileri tarafından öldürüldüğü zaman hangi ızdırabı duyuyorsam, en azından ahlaki olarak, bir baba olarak evladımla ilgili daha farklı tonlarda olabilir mi? Bu bizim meselemiz. Bu ülkenin çocuğu protesto ve gösteri yapabilir, bu onun öldürülmesini gerektirmez, Bu konuda hemfikiriz. sözlerini dile getirdi. BU ÜLKEDE KAOS OLDUĞU ZAMAN BUNDAN KİM MEMNUN OLUYOR?Gizli tanık dendiğini, yalan çıktığını, CD boş dendiğini yalan çıktığını, Kayıtlar silindi otelin sahibi ile gidip görüşebileceğini anlatana Çelik, şu ifadeleri kullandı: Bu ülkede kaos, huzursuzluk, kav
Zaman
Son Dakika
12.07.2013
HüseyinÇelikAliİsmailKormazhaberleriyalanvekışkırtıcıdırHüseyin Çelik Ali İsmail Kormaz haberleri yalan ve kışkırtıcıdır
Bakan Çelik: Emeklilikte yaşı bekleyenlere yönelik bir çalışmamız yok
Zaman
04.07.2013
11:54
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, prim gün sayısı dolup da yaşı bekleyenlerden gelen taleplere iyi niyetle yaklaştıklarını belirterek, Şu an konunun rastgele ele alındığını görüyoruz. Bizim bu kriterleri değiştirmek gibi bir çalışmamız hiç olmadı, hiç gündemimizde olmadı. Ama bizim mali dengeleri bozmayacak, vatandaşların sorunları giderecek bir yol bulunabilir mi şeklinde samimi tekliflerine dönük yaptığımız bir çalışma idi. Şu anda bu anlamda böyle bir çalışmanın olmadığını söyleyebilirim. Medya bunu yanlış lanse etti ve Bizim iyi niyetle acaba 3 yıl 5 yıl bekleyecek vatandaş, gelecekte mali bir risk oluşturmadan bugün sıkıntıları giderilebilir mi diye çalışacağımız cümlesi, çok farklı noktalara götürüldü. dedi.Faruk Çelik, Cihan Haber Ajansı muhabirinin gündeme dair sorularını cevapladı. Çelik, emeklilik yaşından sözleşmeli personelin statüsüne kadar pek çok konuda açıklamalarda bulundu.SÖZLEŞMELİLER İLE İLGİLİ TALEP VE KURUMLARIN DURUMU DİKKATE ALINACAK İlk olarak yaklaşık 100 bin sözleşmeli kamu personelini ilgilendiren kadro müjdesini değerlendiren Çelik, Aslında sözleşmeli personel olarak işe başlamasını uygun buluyorduk fakat zaman içerisinde talepler farklılık arz etti ve geçtiğimiz dönem 205 bin sözleşmeli personeli kadroya aldık. Bu talepler yine devam etti ve bu çerçevede bu yasama yılının tamamlanmasından önce sözleşmeli personelinde içinde bulunduğu önemli torba yasa meclisin gündemine inmiş bulunmaktadır. 72 bin 4/Bli diye tabir ettiğimiz sözleşmeliler var, ayrıca 23 bin civarında yerel yönetimlerdeki sözleşmeli personel var, 700 civarında Sağlık Bakanlığında çalışan personel. Bunlara ilaveten kurumsal sözleşmeli dediğimiz, kurumlarda sözleşmeli personel var. TRTde, Gençlik ve Spor Bakanlığında, diğer bakanlıklarda ve bazı genel müdürlüklerde çalışanlarla ilgili de kadroya alma çalışmamız var ama kurumsal sözleşmeliler ilgili talep ve kurumların durumu dikkate alınacak. diye konuştu. KAMU PERSONEL SİSTEMİ İLE İLGİLİ ÖNEMLİ DÜZENLEMELERİ İÇEREN TASLAK HAZIRDevlet personel rejimi çalışmaları için de Çelik, şu ifadeleri kullandı: 657 Sayılı Devlet Memurları Yasasında bir statülerle ilgili bir çalışma var. Kamu personel sistemi ile ilgili bazı önemli düzenlemeleri içeren yasal taslak elimizde hazır. Bunu Bakanlar Kurulunda değerlendirdik. Aynı zamanda Sayın Başbakan ile yine bakanların da olduğu bir toplantıda değerlendirdik. Bir taraftan da tatil geldi, bu açıdan acil olanları bir torbaya yasaya koyup, diğer önemli düzenlemeleri önümüzdeki yasama yılında yine parlamentonun gündeminde olacak. ROTASYON HABERLERİ YANLIŞ TAKDİM EDİLDİKamuda rotasyonun (yer değiştirme) söz konusu olup olmadığı ya da bunun şeklinin nasıl olacağına dair soru üzerine Çelik, bu tür haber ve yorumların takdiminden dolayı duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Sanki bütün kamu görevlilerinin bir yerden bir yere sürüleceği gibi bir tablonun çizildiğini anlatan Çelik, böyle bir şeyin mevzu bahis olmadığının altını çizdi. Çelik, O konudaki değerlendirmemiz, siz kamu hizmeti önemli, 76 milyonun bu hizmeti alması gerekiyor. 76 milyon vatandaşımız bu hizmeti alırken de bir aksaklığın olmaması gerekiyor. Yani ben A ilinde otururken hizmetler çok iyi, B ilinde otururken hizmetler çok kötü derseniz bu çok adil bir hizmet sistemi olmaz. Dolayısıyla şunu söylüyoruz biz, özellikle meslek memurları ile ilgili öğretmenler, doktorlar, hemşireler, mühendisler adil ve eşit bir şekilde, ihtiyaçlar çerçevesinde dağıtılması gerekiyor. Bizim söylediğimiz bu. Buna sendikalar karşı çıkmıyorlar.şeklinde konuştu.BİZ GENEL BİR ÇATI DÜZENLEMESİ YAPIYORUZGeçmiş yıllarda çakılı kadro şeklinde sözleşmeli personel yöntemi ile giderilmeye çalışıldığını kaydeden Çelik, o zamanda farklı sorunların meydana geldiğini belirtti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Bir personeli atıyorsunuz bir ilimize, onun bir insan olduğu, onun bir sosyal varlık olduğu, onun tayin isteme hakkının olduğu gibi bütün unsurları ortadan kaldırıyorsunuz. Buraya atandınız burada kalacaksınız yaklaşımı sürdürülebilir değil. O halde kurallarını koymamız gerekiyor. Bazı bakanlıklar bu kuralları koymuşlar, diyorlar ki rotasyon uyguluyorum. Ne demek bu 5 yılını, 3 yılını dolduran memurlarda yer değiştirilmesi yapılıyor. Bu bakanlıklara değil de genel bir şemsiye, genel bir çatı düzenlemesi yapılsın, o çerçevede bu sistem yürüsün, diyoruz. Bu rotasyon 3 milyon kamu çalışanını yada 5 milyon kamu çalışanını direkt olarak ilgilendiren bir tablo olarak takdim ediliyor ki bizim değerlendirmemiz bu değil. Yani Ankaradaki bir tabu memurunun Erzuruma gönderilmesi şeklinde, işkence şekline dönüştürülen bir takdim söz konusu değil. Bu zaten Gümrük Bakanlığında var, Milli Eğitimde var, Emniyette var birçok yerde var. Ama buna bir çatı sistemi getirmekte yarar var. dedi. MİLLİ EĞİTİM BAKANIMIZ, BİR ÖĞRETMEN BİR İLKÖ
Zaman
Son Dakika
04.07.2013
BakanÇelikEmeklilikteyaşıbekleyenlereyönelikbirçalışmamızyokBakan Çelik Emeklilikte yaşı bekleyenlere yönelik bir çalışmamız yok
Vali Mutlu: Göstericiler artık silah kullanacak cüreti gösteriyor
Zaman
16.06.2013
17:00
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Emniyet Müdürlüğünde Taksim Gezi Parkı gösterilerine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yaşanan olaylar için Kişisel, ferdi eylemlerdir. ifadesini kullanan Mutlu, göstericilerin bazı otellere sığındığını, gerekirse bu oteller için de işlem yapılabileceğini söyledi.Vali Mutlu, göstericiler için Maalesef taş, molotof, havai fişeğin ve sis bombasının ötesinde artık silah da kullanabilecek cüreti göstermişlerdir. İki emniyet görevlimiz de bu yüzden yaralanmışlardır. Bunun devam etme riski hala vardır. Bu durum hem emniyet görevlilerimiz hem de halkımız için risk oluşturmaktadır. dedi.Biri dün ve biri de bugün olmak üzere iki sivil vatandaşın da çıkan olaylarda yaralandığını belirten Mutlu, onların tedavilerinin de hastanede devam ettiğini açıkladı. Mutlu, Dolayısıyla hastanede yatarak tedavisi devam eden sadece 4 kişi bulunmaktadır. Bunun dışında ne devlet hastanelerinde ne de özel hastaneler veya sağlık merkezleri veya polikniklerde yaralı bulunmamaktadır. dedi. Vali Mutlu, özellikle çocukların ölümleri ve kadınların yaralanmalarına ilişkin halkın sağlık açısından fevkalade zor durumda olduğuna, ölüler ve yaralılar olduğuna dair ajitasyon amaçlı haberler yayınlandığını kaydetti. Mutlu, bu durumla alakalı valilik basın ve halkla ilişkiler vasıtısayla ve kendisine ait twitter hesabından yayınladığı mesajlarla da halkı uyardığını söyledi.Çanakkalede trafik kazası geçirmiş bir çocuğun görüntüsünün dün Taksimde yaralanan çocuğun görüntüsü diyerek servis yapıldığını da hatırlatan Mutlu, Ama biz bu görüntünün Çanakkalede bir trafik kazasında yaralanmış çocuğumuza ait olduğunu sizlerle paylaştım. Bunun benzeri, emniyet TOMA aracının altında bir hanımefendinin kaldığı, hatta TOMAnın bir hanımefendiyi ezdiği ve üzerinden geçtiği şeklinde sosyal medya üzerinden haber yayınlandı. Bunun da yalan haber olduğunu, bu hanımın TOMAnın önünde duran ve emniyet güçlerimiz tarafından TOMAnın önünden alınan bir hanım olduğunu twitter mesajım üzerinden paylaştım. Dolayısıyla TOMAlar insanların üzerinden geçiyor, çocuklar fevkalada kötü şekilde yaralanıyor şeklinde sosyal medya üzerinden yaygınlaştırılan, toplumu acite edici haberlere bu ortamda çok dikkat edilmesi gerektiğini özellikle paylaşıyorum. diye konuştu.TAKSİME ÇAĞRILAR KONUSUNDA UYARIDA BULUNDUBugün saat 16.00da Taksimde buluşulması amacıyla çağrılar yapıldığını hatırlatan Mutlu, Huzur ortamını bozacak niteliktedir. Bu nedenle halkımızın bu çağrılara bu dönemde itibar etmemesi, daha sonra yapılacak olan, uygun ortamlarda her türlü toplanma, gösteri ve miting alanlarında bu imkanların uygun bir yekilde kullandırılabilir. Ancak bu ortamda stabil olunana kadar sağlıklı olmayacağını ve bunun için çağrılara katılınmaması hususunu halkımızla paylaşmak istiyorum. dedi.Vali Mutlu, konuşmasının bundan sonraki kısmında soruları cevaplayabileceğini söyledi. TOMAdan sıkılan su içinde kimyasal su kullanıldığı şeklinde haberler yayınlandığı belirtilmesi üzerine Mutlu, Zaman zaman ilaçlı su da sıkıldığını ancak kimyasal etkisi olan su sıkılmadığını söyledi. Mutlu, Kimyasal kullanıldığı şeklindeki çarpıtıcı haberler belli, toplumu acite etmeye yönelik davranışlardır. Hatta şöyle ifade edeyim ki bu sıkılan sulara vatandaşlarımız ve göstericiler bile alıştı. Bana da su at diye rahatlıkla gelebiliyor. Vatandaşımız da bunu görüyor. Biz sıkmak istemiyoruz. ifadesini kullandı.Gösterilere Beşiktaş Çarşı grubunun da karıştığı şeklindeki haberlerle ilgili açıklama yapması istenen Mutlu, Bu işleri yönlendiren ve organize eden, aynı zamanda belirttiğiniz taraftar grubu içerisinde de pozisyon alan kişiler var, doğru. Ancak bu Çarşı grubu ile ilintilendirilmemelidir. Çarşı, bir taraftar grubudur. Çarşı grubu üzerinden bunu toplum ile paylaşmak sağlıklı değildir. Bu, kişisel, ferdi eylemlerdir. şeklinde konuştu. Bu olaylarla ilgili olarak 22 kişinin gözaltında olduğunu ve haklarında işlem yapılacağını belirten Mutlu, bu kişiler arasında Çadrşı grubundan da bazı kişiler olduğunu söyledi. Doktorlardan da gözaltı durumu olduğunu belirten Mutlu, Bunlar çok dikkat çekici faaliyetler. Elbette ki bütün mesleğin onurunu ve bütün insanları hiç bir ayırım yapmaksızın kucaklaması noktasında saygı duyuyoruz. Ancak göstericileri, adeta gösteri alanlarının içerisine girerek oradan göstericilerle birlikte hareket ettikleri tespit edilmiş olanlar varsa bunlara yönelik de elbette bir işlem yapacağız. Doktor ve sağlık personeli olarak ifade edeceğimiz birkaç kişi de bu kişilerin arasında bulunmaktadır. diye konuştu. İstanbul dışında eğitim alarak sırf bu olaylara katılmak için gelenler olduğunu ve bunun da çok dikkat çekici olduğunu belirten Mutlu, İnsanlık onurunu korumak, insana sağlık noktasında hizmet vermekçok doğru ama göstericileri koruyan, adeta onlarla birlikte alandan toplayarak hizmet ede
Zaman
Son Dakika
16.06.2013
ValiMutluGöstericilerartıksilahkullanacakcüretigösteriyorVali Mutlu Göstericiler artık silah kullanacak cüreti gösteriyor
Hastaneye yürüyerek gitti, cenazesi çıktı
Zaman
07.06.2013
16:43
İstanbulda, kasık ağrısı şikayetiyle hastaneye giden Oğuzhan Akkuş (21) geçirdiği ameliyat sornası enfeksiyon kapması nedeniyle hayatını kaybetti. Olayda ihmal olduğunu öne süren aile, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.Kasık ağrısı şikayeti bulunan Oğuzhan Akkuş, ailesi tarafından geçtiğimiz cumartesi günü Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldü. Hemen ameliyata alınan Akkuş, ameliyat sonrası hastanede enfeksiyon kaptı. Akkuşun ailesi oğullarının durumunda herhangi bir düzelme olmayınca tekrar doktorlara başvurdu. Ailenin iddiasına göre, doktorlar sürekli ağrı kesici ve ateş düşürücü verdi. Doktorların dikişleri açmasıyla Akkuşun yarasının enfeksiyon kaptığı ortaya çıktı. Akkuş, bu durum üzerine tekrar ameliyata alındı. Toplam üç kez ameliyat olan genç, dün gece son ameliyatın ardından hayatını kaybetti.Olayda ihmal bulunduğunu söyleyen baba Ömer Akkuş, Bir iyileşme görülmedi. Diğer hastalar 1 gün içinde taburcu olurken benim oğlum taburcu olmadı. Doktorlar doğru düzgün bakmadılar. Bu olayda çok ihmal var. Oğlumun sancıları daha da arttı. Sürekli olarak ağrı kesici ve ateş düşürücü verdiler. İhmal olmasaydı bu çocuk şuanda yaşıyor olacaktı. dedi.Vefat eden Oğuzhan Akkuşun ablası Elif Akkuş ise yaşananları şöyle anlattı: Hastaneye kasık ağrısı şikayetiyle gittik. İlk ameliyatın ardından apandisiti patlamış mı herhangi bir tehlike var mı diye sorduğumuzda kesinlikle bir tehlike yok cevabını aldık. Apandisiti alındı bir gün içinde ayağa kalkar denildi. Diğer hastalar ayağa kalkarken kardeşim gittikçe ağırlaştı. Bize bol bol yürütün gaz var çıkar dediler. 4. gün kardeşim daha da kötüleşti. O gün uzman doktor geldi dikişlerini açtı. Dikişler açıldığında çok kötü bir iltihap kaptığını gördü. Kardeşim ikinci ameliyata alındı. Ameliyatın ardından yine her şey normal, iltihabı temizledik fazla yayılmadan engel olduk dendi. Son ameliyatı olacağı gün mikrop kapmaması için yıkama yapılacağını söylediler. Öğlen saatlerinde bize beklememizi söylediler. Ameliyata alınacağı zaman haber verileceğini söylediler. Gece geç saatlere kadar bekledik. Haber gelmeyince ben gittim kardeşimin ameliyat olacağını ve ne olduğunu sordum. Kardeşimi ameliyata hazırladıklarını söylediler. Ameliyathaneye gidiyoruz bir cevap alamıyoruz. Tekrar yukarı çıkıp sorduğumda bana kardeşimin ameliyatının çoktan bittiğini söylediler. Hiçbir şekilde bilgilendirilmedik. Biraz sert çıkıştığımız da ise doktor geldi ve bilgi verdi. Ameliyatın çok başarılı geçtiğini hiçbir sorunun olmadığını ve durumunun çok iyi olduğunu söyledi. Gece saat 01.00da bize eve gitmemizi söylediler. 2 saat aradan sonra bizi aradılar ve oğlunuzun durumu ağır dediler. Hastaneye gittik başınız sağ olsun dediler. Neden diye sorduğumda ise haberiniz yok mu ameliyatta 2 defa kalbi durdu. Bitkisel hayata girdi. Olay bu. Çok büyük bir ihmal var. Çok basit bir ameliyat ama sırf ihmal yüzünden bu çocuk hayatını kaybetti.Kardeşinin ihmal sonucu öldüğünü öne süren abla Elif Akkuş, yetkililer hakkında savcılığa ve İl Sağlık Müdürlüğüne gerekli şikayet ve suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Sorumlu doktorun da kendilerine ihmal olduğunu söylediğini öne süren abla Akkuş, olayın sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi. Kesin ölüm nedeni belirlenmek üzere cenazesi Adli Tıp Kurumuna getirilen Oğuzhan Akkuşun yarın memleketi olan Konyada defnedileceği kaydedildi.Öte yandan, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu İstanbul Bakırköy Bölgesi Genel Sekreterliği olayla ilgili olarak yazılı bir açıklama yaptı. Akkuşun genel cerrahi kliniğinde ameliyat edildiği ve sonrasında cilt altı derin doku enfeksiyonu gelişmesi yaşandığı belirtilen açıklamada Tekrar acil olarak ameliyata alınmış ve sonrasında tıbbi takibi yoğun bakım ünitesinde devam etmiştir. 6.6.2013 tarihinde kontrol ve yara yeri bakım ve temizliği nedeniyle tekrar ameliyat edilen hastamız, ameliyat sonrası yoğun bakım ünitesinde ani gelişen solunum sistemi yetersizliği nedeniyle hayatını kaybetmiştir. ifadelerine yer verildi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.06.2013
HastaneyeyürüyerekgitticenazesiçıktıHastaneye yürüyerek gitti cenazesi çıktı
4 kilo doğan bebekten 2 kiloluk kitle alındı
Zaman
27.04.2013
15:33
Antalyada Akdeniz Tıp Fakültesinde 4 kilo doğan Buğlem bebekten, 2 kiloluk kitle alındı. Uzun süre yaşam mücadelesi veren Buğlem bebeğin sağlık durumu iyiye doğru gidiyor.Alanyada yaşayan Burcu (22) ve Emrah (26) Usul çiftinin yeni doğan bebeğinde çok nadir görülen büyüklükte kötü huylu bir kitle tespit edildi. Bununla birlikte anne Burcu Usul, Akdeniz Tıp Fakültesinde gece geç saatlerde doğum yaptı. Yeni doğan Buğlem bebek, annesine gösterilmeden acilen Medical Park»»
Zaman
Son Dakika
27.04.2013
4kilodoğanbebekten2kilolukkitlealındı4 kilo doğan bebekten 2 kiloluk kitle alındı
Pakistan’da kızamık salgını: 460 ölü
Zaman
22.01.2013
14:34
Pakistan Sağlık Bakanlığı yetkilileri, son üç ayda 460 kişinin kızamık virüsü sebebiyle hayatını kaybettiğini söyledi.Ölümlerin tamamına yakınının sosyo ekonomik durumu çok kötü olan güneydeki Sind eyaletinde meydana geldiği belirtildi. Sağlık altyapısının zayıf ve hizmetlerin yetersiz olduğu ülkede, geçen ay kızamıktan ölümlerin artması üzerine aşı kampanyası başlatılmış ve uluslararası örgütlerden yardım istenmişti»»
Zaman
Güncel
22.01.2013
Pakistan’dakızamıksalgını460ölüPakistan’da kızamık salgını 460 ölü
Kızamıktan ölenlerin sayısı 460'a yükseldi
Zaman
22.01.2013
14:31
Pakistanda kızamık salgınından ölenlerinsayısının 460a yükseldiği bildirildi. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, son üç ayda 460 kişinin kızamık virüsündenhayatını kaybettiğini açıkladı.Can kayıplarının tamamına yakınının sosyo-ekonomik durumu çok kötü olangüneydeki Sind eyaletinde meydana geldiği belirtildi.Sağlık altyapısının zayıf ve sağlık hizmetlerin yetersiz olduğu ülkede,geçen ay kızamıktan ölümlerin artması üzerine aşı kampanyası başlatılmış veuluslararası»»
Zaman
Dünya
22.01.2013
Kızamıktanölenlerinsayısı460ayükseldiKızamıktan ölenlerin sayısı 460a yükseldi
Toplam "121" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti