son fotoğrafları bu oldu | |
|
| Dünyanın en prestijli fotoğraf yarışmasının sonuçları açıklandı | Zaman | 15.02.2013 14:50 |  | | Dünyanın en prestijli basın fotoğrafları ödülü World Press Photonun sonuçları açıklandı. 124 ülkeden 5 bin 666 fotoğrafçının 103 bin 481 fotoğrafla katıldığı yarışmada 2. bir Türk foto muhabir oldu. Sabah Gazetesi Foto Muhabiri Emin Özmen Suriyede 31 Temmuzda çektiği ve muhaliflerin bir muhbire karşı gösterdiği şiddeti belgelediği fotoğrafıyla Spot news single kategorisinde ikincilik ödülünü aldı. Bu ödüle en son 30 yıl önce Türkiyeden Mustafa Bozdemir ve Ümit Turpçu layık görülmüştü.GALERİYE GİTMEK İÇİN TIKLAYIN»» | | Zaman Ana Sayfa 15.02.2013 | | | DünyanınenprestijlifotoğrafyarışmasınınsonuçlarıaçıklandıDünyanın en prestijli fotoğraf yarışmasının sonuçları açıklandı |
|
| ‘Bütün resmî tarihler, devletin işlediği suçları karartır’... | Evrensel | 08.12.2012 07:17 |  | | Oya Baydar’ın çocukluk fotoğrafları olduğuna inan biri ısrarla Baydar’a ulaştı ve kendisine bu fotoğraflardan bahsetti. Baydar ve fotoğrafları bulan kişi buluştular. Gerçekten de fotoğraflar Baydar’a aitti. Ailesinin fotoğraf çektirmeye gittiği bir gün çekilmiş bu fotoğraflardaki süslü küçük kız Oya Baydar’dı. Buluşma esnasında fotoğrafları getiren kişi yazara sık sık “Ah o muhteşem hayatınız” diyordu. Bir yazar olarak bir başkasının gözünden görünen ‘muhteşem hayat’ı yazmak kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Baydar, son romanı Muhteşem Hayatınız’ı yazmaya başladı. Roman yazılırken diğer yandan da De | | Evrensel Kültür 08.12.2012 | | | ‘Bütünresmîtarihlerdevletinişlediğisuçlarıkarartır’‘Bütün resmî tarihler devletin işlediği suçları karartır’ |
|
| ‘Bütün resmî tarihler, devletin işlediği suçları karartır’... | Evrensel | 08.12.2012 07:04 |  | | Oya Baydar’ın çocukluk fotoğrafları olduğuna inan biri ısrarla Baydar’a ulaştı ve kendisine bu fotoğraflardan bahsetti. Baydar ve fotoğrafları bulan kişi buluştular. Gerçekten de fotoğraflar Baydar’a aitti. Ailesinin fotoğraf çektirmeye gittiği bir gün çekilmiş bu fotoğraflardaki süslü küçük kız Oya Baydar’dı. Buluşma esnasında fotoğrafları getiren kişi yazara sık sık “Ah o muhteşem hayatınız” diyordu. Bir yazar olarak bir başkasının gözünden görünen ‘muhteşem hayat’ı yazmak kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Baydar, son romanı Muhteşem Hayatınız’ı yazmaya başladı. Roman yazılırken diğer yandan da De | | Evrensel Ana Sayfa 08.12.2012 | | | ‘Bütünresmîtarihlerdevletinişlediğisuçlarıkarartır’‘Bütün resmî tarihler devletin işlediği suçları karartır’ |
|
| Nurseli İdiz söz verdi: Bu son olacak | Haber Türk | 31.07.2012 17:29 |  | | |
| Panpişler mest oldu! | CNN Türk | 08.07.2011 14:54 |  | | | Hilal Cebeci fırtınası Twitterda esmeye devam ediyor. Duştan önce, güneşlenirken, dinlenirken, yatmadan önce fotoğrafları gönderen Cebeci, hayranları için panpiş ifadesini kullanıyor. Bodrumdaki günleri sona eren Cebeci bu kez birden fazla fotoğraf gönderdi. Son güncellemeye göre panpiş sayısı 73 bin 731 oldu. | | CNN Türk Ana Sayfa 08.07.2011 | | | PanpişlermestolduPanpişler mest oldu |
|
| Bilgisayarlı hokus pokus | CNN Türk | 22.04.2011 09:55 |  | | | Bilgisayarımızın masaüstünde son model spor arabalar, Darth Vaderlar, Maldivlerden nefes kesen manzara fotoğrafları oldu hep. Ama bu aklımıza gelmemişti. Oysa ekranın arkasında ne varsa onu fotoğraflayıp masaüstüne yerleştirerek küçük bir illüzyon yaratmak mümkün. | | CNN Türk Ana Sayfa 22.04.2011 | | | BilgisayarlıhokuspokusBilgisayarlı hokus pokus |
|
| Vali Aksoy: Türk Polis Teşkilatı dünyada saygın yerini almanın gururunu yaşıyor | Samanyolu Haber | 10.04.2011 17:18 |  | | Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, polis teşkilatının, toplumda huzuru ve güveni sağlama görevi üstlendiğini belirterek, Polis teşkilatı, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, insan haklarına saygılı demokratik, laik, sosyal ve hukuk devletinin önemli bir kurumu olduğu bilinci içerisinde, görevini en iyi şekilde yerine getirmeye devam edecektir. dedi.
Türk Polis Teşkilatının 166. Kuruluş Yıldönümü kapsamında bir haftadır süren etkinlikler düzenlenen coşkulu törenle sona erdi. Törende konuşan Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Türk Polis Teşkilatının 166. yılına girerken, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, dünyadaki saygın yerini de almış olmanın haklı gururunu yaşadığını söyledi. Sabah Atatürk Anıtına çelenk konulması, saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayan kutlama programı, sahil yolu tören alanında devam etti.
Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği törende, Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Samsun Emniyet Müdürü Hulusi Çelik ve 19 Mayıs Polis Meslek Yüksekokulu Müdürü Mustafa Demirok, emniyet teşkilatı mensuplarını ve vatandaşları selamladı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından tebrik mesajları okundu.
Törende konuşan Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Bu törenlerde sizlerle birlikte olmanın mutluluğu içerisinde herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Bugün halkımızın sevgi ve güvenini kazanmış demokratik hukuk devletinin temel kurumları olan polis teşkilatımızın kuruluşunun 166. yıl dönümünü kutluyoruz. Şanla şerefle yazdığı 165 yıllık bir maziyi geride bırakmış olan Türk polis Teşkilatımız 166. yılına girerken, sadece Türkiye sınırları içerisinde değil, dünyadaki saygın yerini almış olmanın da haklı gururunu yaşamaktadır. diye konuştu.
Türk Polisinin, çağın getirdiği değişim ve gelişmelere ayak uydurmak için en iyi atılımları yapmakta olduğunu belirten Samsun Vali Aksoy, Çağdaş ülkelerin kullandığı araç gereç ve yöntemleri kullanmayı kendine amaç edinmiş son yıllarda gösterdiği gelişme, altyapı eğitim düzeyi, teknoloji ve araç gereç yönünde gıpta edilecek bir noktaya gelmiştir. Dünyada ortaya çıkan gelişmelere paralel olarak milletimizin değişen beklentilerine cevap vermek için polis teşkilatımız sürekli olarak kendini yenilemektedir. Aziz şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyor, emekli ve gazilerimize sağlık, huzur ve mutluluk diliyor, mesai mefhumu gözetmeksizin çalışan kahraman Türk polisine ve ailelerine sağlık huzur ve mutluluklar diliyorum. şeklinde konuştu.
Halk oyunları ekibi ve bando takımının gösterilerinin ardından tören geçişi yapıldı. Özel Harekat ve Çevik Kuvvet özel araçlarının da yer aldığı geçişte vatandaşların bazıları alkış tutarken, bazıları da cep telefonlarıyla kayıt yaptı. Tören geçişine katılan şehit yakınlarının gururla taşıdıkları şehit polis memurlarının fotoğrafları ise duygulu anlar yaşanmasına sebep oldu. Törende ayrıca, EMŞAD Başkanı Bilal Erime, emeklilikte 20 yılını dolduran emniyet mensubuna ve yılın polisi seçilen Emniyet Amiri Dr. Ersin Karapazarlıoğluna tablo hediye edilerek belge takdim edildi.
Törene, Samsun Valisi Hüseyin Aksoy, Samsun Emniyet Müdürü Hulusi Çelik ve 19 Mayıs Polis Meslek Yüksekokulu Müdürü Mustafa Demirokun yanı sıra Garnizon Komutan Vekili Kurmay Kıdemli Albay İbrahim Yıldırım, Cumhuriyet Başsavcısı Canip Yetişir, Baro Başkanı Necat Anıl ve Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (EMŞAD) Samsun Şube Başkanı Bilal Erim ve kurum müdürleri, vatandaşlar katıldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 10.04.2011 | | | ValiAksoyTürkPolisTeşkilatıdünyadasaygınyerinialmanıngururunuyaşıyorVali Aksoy Türk Polis Teşkilatı dünyada saygın yerini almanın gururunu yaşıyor |
|
| Dün irtica bugün cemaat! | Samanyolu Haber | 10.04.2011 07:30 |  | | Kitleleri korkutmanın en garantili yoluydu irtica. Bugün artık bu korku cemaat üzerinden pompalanıyor. Kitleleri korkutmanın en garantili yoluydu irtica. Dindarlara karşıkarşı adeta bir savaş sloganı gibi kullanılan bu korku; medyanın takkeli, sarıklı, cübbeli ve çarşaflı insanların fotoğrafları eşliğinde verdiği haberlerle beslendi. İrtica söylemi zamanla tesirini kaybetti. Bugün artık bu korku cemaat üzerinden pompalanıyor.
Yakın geçmişte irtica birinci tehditti. Laiklik elden gidiyor, irtica hortladı, şeriat gelecek söylemi politikacının, askerin, yargının, medyanın dilindeydi. Muhafazakâr, dindar kitleyi kontrol altına alabilmek ve iktidar alanlarından uzak tutmak için adeta bir savaş sloganı gibi kullanılırdı. Medya irtica haberleri vermek için birbiriyle yarışır; takkeli, sarıklı, cübbeli, çarşaflı fotoğraflar gazetelerin birinci sayfalarını süslerdi. Emin Çölaşan İrticayı ve Menemen olayını unutmayın başlıkla yazılar yazardı. Askerler bu yayınlar üzerine uzun uzun irticanın nasıl büyük bir tehdit olduğu hakkında nutuklar çeker, CHP irticayla mücadelenin birinci adresi olarak kendisini gösterirdi. Bu büyük tehdide karşı partiler kapatılır, muhtıralar yayınlanır, kanunlar çıkarılır, düzenlemeler yapılırdı. İrtica vaveylası bir süre işe yarasa da toplumdan kabul görmedi.
Bugün irtica kelimesi neredeyse telaffuz edilmiyor. Düne kadar irtica korkusunu dillendiren çevreler taktik bir değişiklikle bugün cemaati en büyük tehdit olarak gösteriyor. Birçok dini grup, hareket cemaat torbasına konuluyor. Yenişafaktan Resul Tosunun tespitiyle cemaat kelimesi irtica kelimesinin yerine ikame ediliyor ve Bir ideolojik saplantı ile kendilerinden olmayan herkesi düşman gören zihniyet, kendilerine benzemeyen vatan evlatlarını geçmişte irtica ile şimdilerde ise cemaat ile yaftalıyor.
Cemaat kelimesinin irticanın yerine kullanılmaya başlanmasının tarihi çok eski değil. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğun Nisan 2009da İstanbuldaki Harp Akademileri Komutanlığında yaptığı cemaatleri hedef olan konuşması, medyada İrtica yerine cemaat vurgusu başlığıyla yer almıştı. Başbuğa tepkiler gecikmemişti. Fehmi Korunun ifadesiyle İnsanlarımız rahatlarını bozup dünyanın dört bir köşesine dağılarak Türk bayrağı dalgalandıran, Türkçe öğreten okullar açıyor. Bu fedakârlıkları görmezden gelip onları harekete geçiren dinamiği tehdit algılaması içine almak gerçekten yadırgatıcıydı.
Ergenekon süreciyle birlikte cemaate karşı yürütülen kara propaganda ve psikolojik savaş hız kazandı. Özellikle medya, cemaat fobisi oluşturmak için bir gayretin içine girdi. Hanefi Avcı olayı, Oda TV baskını, Ahmet Şık ve Nedim Şenerin tutuklanmaları en son ÖSYMdeki şifre olayı hiçbir delil olmaksızın cemaate fatura edilmek istendi. Prof. Dr. Doğu Ergile göre bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü bu bir operasyon ve Bu operasyonları yapanlar Cumhuriyet kurulduğundan beri buna o kadar alışıklar ki... Kendi iktidarları hiçbir biçimde başka bir grup tarafından hatta toplum tarafından sorgulanmasın ve sarsılmasın diye uğraşıp duruyorlar.
Ahmet Taşgetirene göre, cemaate bu kadar çok saldırılması bir taktik ve Bu medyatik projede aynı hizmet ve aynı düşünce paralelindeki insanların, muhafazakârların birbirlerine farklı bakmalarını sağlamak gibi bir hesap da var. Bu oyuna gelinmemeli. Taraf yazarı Emre Uslu ise Ahmet Şık olayından şifre iddialarına varıncaya kadar hemen her olayın arkasında cemaat arama girişimini cemaat artık çok oluyor duygusunu AKPnin içine ve tabanına yaymak olarak açıklıyor. m.tokay@zaman.com.tr
Gerek politik açıdan gerek sosyolojik açıdan gücünü kaybeden kişiler kendi beceriksizliklerinin faturasını bir yere çıkarmak istiyorlar ve cemaati hedef alıyorlar. Eski saik de ortada. Cemaatle, laiklik elden gidiyor, irtica geliyor mantığı iç içe. Cemaat deyince de geçmişte olduğu gibi irtica kadrolaştı, ey asker ne duruyorsunuz mantığı burada da devreye giriyor. Yargıda yapılan fahiş hataların faturasını da cemaate çıkarmak istiyorlar. Bugün daha az irtica diyorlar çünkü kendilerince tehlikeyi, tehdidi cemaat diyerek somutlaştırıyorlar. Ama bu argümanı kullananların mantığında cemaat, irtica aynı şey.
***
Prof. Dr. Doğu Ergil (Siyasetbilimci): Cemaatin hedef seçilmesinde şaşılacak bir şey yok ki. Bu bir iktidar savaşı. İktidar kalmak için fiili, psikolojik her türlü operasyon yapılır. Bu operasyonları yapanlar Cumhuriyet kurulduğundan beri buna o kadar alışıklar ki. Kendi iktidarları hiçbir biçimde başka bir grup tarafından hatta toplum tarafından sorgulanmasın ve sarsılmasın diye uğraşıp duruyorlar. Bu savaşı yürütenler 80 yıldır aynı kadro, aynı zihniyet. Önce insanları komünizm ile korkuttular sonra bölücülüğü kullandılar. Sonra bu tehdit irtica oldu. İrticanın tutmadığını görünce yeni bir iktidar alternatifi buldular o da cemaat. Cemaat hem irtica gibi soyut ve muğlak değil.
***
Zaman zaman somut hedefler ortaya konur. Somutlaştırdığınızda bu hedefleri daha etkili vu | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.04.2011 | | | DünirticabugüncemaatDün irtica bugün cemaat |
|
| İranlı kadın turist raftingte boğuldu (Özel) | Samanyolu Haber | 08.04.2011 10:06 |  | | Türkiyeye tatil için gelen İranlı kadın turist Arezoo Remozi Fathi (32) Antalya Köprülü Kanyonda rafting yaparken suya düşerek boğuldu. Arkadaşları ile bindiği botun devrilmesi sonucu düştüğü nehirden cansız bedeni çıkan Fathinin arkadaşı, Güvenlik önlemi alınmamıştı diyerek, tur şirketini suçladı. Adli işlemlerin tamamlanmasının ardından Fathinin cenazesi ülkesine gönderildi. Fathiden geriye ise rafting öncesinde kendisinin çektiği video görüntüleri ve fotoğrafları kaldı.
Türkiyeye 8 kişilik bir arkadaş grubu ile gelen İranlı kadın turist Arezoo Remozi Fathi, son yıllarda İranlı turistlerin büyük ilgi duyduğu rafting için arkadaşları ile birlikte Köprülü Kanyona gitti. Can yeleklerini giyen turist grubu hazırlıklarını yaptıktan sonra kendilerini bekleyen bota bindi. Nehirde bir süre ilerleyen grup, beklemediği bir kaza ile karşılaştı.
İddiaya göre, Beş Konak mevkiinde, debisi yüksek nehrin azgın sularında ilerleyen bot alabora oldu. İçinde bulunan İranlı turistler suya gömüldü. Turistlerden bazıları yüzerek çıkarken bazıları da metrelerce suda sürüklendi. Nehirden kendi imkanları ile çıkan Fathinin arkadaşı Changiz Nujafikia, Yaklaşık bir kilometre sürüklenmiştim. Kaza yerine bakmaya gittiğimde Fathinin hayatını kaybettiğini öğrendim. dedi.
Rafting için gerekli güvenlik koşullarının sağlanmadığını iddia eden Nujafikia, Suyun yoğunluğu fazlaydı. Cankurtaran yoktu. Ambulans yoktu. Mevsim rafting için uygun değildi. diyerek kendilerini bu sporu yapmaya götüren tur şirketini suçladı.
Türkiyeye güzel bir tatil yapmak için gelen genç kadının cenazesi resmi işlemlerin tamamlanmasından sonra uçakla ülkesine gönderildi.
SON GÖRÜNTÜLERİNİ ÇEKTİ
Bu arada genç kadından geriye, hayatını kaybettiği kazadan dakikalar önce çekilmiş görüntüleri ve fotoğrafları kaldı. Neşe içinde eğlenen arkadaşlarını kameraya kaydeden Fathi, kendisini de çekmeyi ihmal etmiyor. Kazadan birkaç dakika önce çekilen fotoğrafta Fathi ve diğer arkadaşları rafting yaparken görülüyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 08.04.2011 | | | İranlıkadınturistraftingteboğuldu(Özel)İranlı kadın turist raftingte boğuldu (Özel) |
|
| Depremin acısını 41 yıldır unutmadılar | Samanyolu Haber | 28.03.2011 11:28 |  | | Japon halkının yaşadığı felaketle bir kez daha dünya gündemine yerleşen deprem olgusuna bundan tam 41 yıl önce 1086 vatandaşını kurban veren Kütahyanın Gediz ilçesi, olaydan sonra yakılan ağıtları nesilden nesile aktararak acılarını bugünlere taşıdı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, 28 Mart 1970te saat 23.05te 7.2 büyüklüğündeki deprem Gedizi yerle bir etti. Yalnızca 48 saniye süren depremin ardından 1086 kişi hayatını kaybetti, 1258 kişi yaralandı ve 9 bin 473 bina yıkıldı.
Deprem sırasında sobaların devrilmesi nedeniyle çıkan yangınlarda çoğu ahşap olan çok sayıda bina yanarak kül oldu. O günün şartlarında zor koşullardaki arama kurtarma çalışmaları yangınlar nedeniyle güçleşirken, enkaz altında kurtarmayı bekleyen birçok kişi yanarak can verdi.
Acı felaketin yaralarının sarılması için yardıma koşan Kızılay ile Almanyanın Bayer firması ve Kızılhaç ekibinin çalışmaları, bölge insanı tarafından hala sevgi, saygı ve minnet borcu olarak anılıyor.
Felaketi yaşayan ve yakınlarını kaybetmenin acısını dillerinden düşürmeyen bazı vatandaşlar, yaşadıkları acıyı ağıtlara döküyor. Bu ağıtlardan bazıları aradan 41 yıl geçmesine rağmen halen nesilden nesile aktarılarak acıların unutulmamasını sağlıyor.
Bir ağıdın ses kaydını temin eden Gediz Anadolu Öğretmen Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Mustafa Sıddık Başol (46), olay sonrası çekilen fotoğraflarla bunu birleştirip bir klip hazırladı ve sosyal paylaşım sitelerinde dağıttı.
Klip, yaşanan acının büyüklüğünü ve deprem gerçeğinin yüreklerde bıraktığı izleri, Japon halkının bu felaketin yaralarını sarmaya çalıştığı şu günlerde iyiden iyiye ortaya koyuyor.
-GECE TAM 11DE YIKILDI GEDİZ, YANDI EVLERİMİZ KALDIK ÇARESİZ-
Deprem sırasında 5 yaşında olan Başol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çocukluğun verdiği masumiyet içinde depremin acısını anlayamadığını, o günlerden aklında sadece gaz lambalarıyla aydınlatılan Kızılay çadırlarına yaptıkları akraba ziyaretlerinin kaldığını söyledi.
Halasının üç çocuğundan ikisinin depremde öldüğünü belirten Başol, şöyle konuştu:
Halam bu acıyı yıllarca unutamadı. Depremden sonra babamın işi dolayısıyla Kütahyaya taşınmıştık. Gedize tatil için her gelişimizde yanına gittiğim halamı çocuklarının fotoğraflarına bakıp hatıralara dalmış olarak görürdüm. Öyle ki, depremin artçı sarsıntıları 1972 yılında da oluyordu, raflarda tencere tabak kalmıyordu. Deprem sonrası yaşadıklarından mı bilmiyorum, halam 1974te kanser hastalığından vefat etti. Takdirin önüne kim geçebilir ki?
Başol, depremin acısını hisseden ve depremden korkan birisi olarak Gediz Depreminin acısını gösteren eski fotoğraflardan video klip hazırladığını anlattı.
Deprem gerçeğini unutturmamak için sosyal paylaşım sitelerinde yaydığı klibi izleyenlerin duygulandığını ifade eden Başol, Gediz ve Eski Gediz belediyelerinden temin ettiğim fotoğrafları ağıdın ses kaydıyla birleştirdim. Videoyu yapmaktaki amacım acı çektirmek değil, Gedizliler olarak deprem gerçeğiyle yaşamak zorunda olduğumuzu vurgulamaktı. Şimdi en ufak bir sarsıntıda çocukluğumu ve depremde yakınlarını kaybedenlerin acılarını hatırlarım dedi.
1999daki Marmara Depreminin Gedizde de hissedildiğini dile getiren Başol, 1970teki depremi yaşayanların endişelerini bir kez daha bu sarsıntıda gördüğünü kaydetti.
Başolun klip haline getirdiği ağıdın sözleri şöyle:
Gece tam 11de yıkıldı Gediz, yandı evlerimiz kaldık çaresiz. Yaktı acısıyla bütün dünyayı, kalaslar altında ölenlerimiz. Ağlasak, yalvarsak bu kaderimiz, Allahın hikmeti kime ne deriz? Kime ne deriz?
Bu yolda kurban oldu nice canlar, nice koçyiğitler, nice yavrular. Analar, babalar yavrusun arar. Kimi ölmüş yatar, kimi sızılar. Ağlasak, yalvarsak bu kaderimiz, Allahın hikmeti kime ne deriz? Kime ne deriz?
Deprem meydana geldiğinde yıkılan Gediz ilçesi, sonraki yıllarda 7 kilometre mesafedeki güneybatıda bir alana taşındı. Büyük acının yaşandığı bölge ise Eski Gediz adıyla belde olarak varlığını sürdürdü.
Gediz Belediye Başkanı Mehmed Ali Saraoğlu, ilçenin adeta küllerinden yeniden doğmayı başardığını söyledi. Yaşanan deprem tecrübeleriyle daha sağlam, kaliteli, nizami ve çağa uygun yeni yapılaşmaya gittiklerini anlatan Saraoğlu, şöyle devam etti:
Belediyemizde bulunan inşaat mühendisimiz, mimarımız, yapı denetim uzmanlarımızla yeni yapılaşmayı kontrol altında tutuyoruz. Deprem değil, yapı öldürür sloganıyla hareket ediyoruz. Yaşadığımız depremlerden ders alan bir belediye başkanı olarak her zaman karşımıza çıkabilecek olan depremlere hazırlıklı şekilde bir şehir yapılaşması uyguladığımıza inanıyorum. Dünyada ve ülkemizde yaşanan depremler, son olarak Japonyada yaşanan deprem ve tsunami felaketi bize depremler | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.03.2011 | | | Depreminacısını41yıldırunutmadılarDepremin acısını 41 yıldır unutmadılar |
|
| Olay çıkaran vekillerin amacı | Samanyolu Haber | 27.03.2011 08:34 |  | | Ümit Fırat: Asıl hedef AK Partinin bu süreçte hiddete kapılarak yanlışlar yapmasına zemin hazırlamak. BDP milletvekileri Sabahat Tuncel ve Bengi Yıldızın tokatlı-taşlı eylemi, ardından bütün partililerin pasif direnişe geçmeleri, bölgede artan tansiyonun seçime doğru tırmanışa geçeceği endişesi, Abdullah Öcalanın yeni milletvekili adayları ile devletten talepleri, Ak Parti ve CHPnin bölgede göstereceği seçim performansı...
PKK muhalifi olarak bilinen Kürt yazar Ümit Fıratla bu çerçevede konuştuk. Fırat asıl hedef AK Partinin bu süreçte hiddete kapılarak yanlışlar yapmasına zemin hazırlamak diyerek provokasyona dikkat çekiyor ve eğer CHP, BDPyle seçim ittifakı yaparsa Canan Arıtman, Onur Öymen gibi isimlerin MHPye oy vereceğini söylüyor. Fırata göre İmralıya, resmi devlet görevlilerinin yanı sıra derin devletin temsilcileri de gidiyor...
-Sabahat Tuncelin bir polisi tokatlaması ve Bengi Yıldızın polisi taşlama girişimi... Siz bu fotoğrafları nasıl okuyorsunuz?
-Sabahat Tuncelin daha önce de benzer, öfkeli çıkışları oldu. Onun için çok sürpriz olmadı bana. Ama Bengi Yıldızı elinde taşla görmek onun benim izlediğim üç buçuk, dört yıllık performansına çok uyumlu değildi. Tabii bu öfkenin orada yaşanan olaylarla doğrudan bir ilgisi var. Bir yandan taşlar atılıyor, öte yandan biber gazı, tazyikli su vs. sıkılıyor; işte böyle bir psikolojik ortam var. Ancak yine de böyle bir psikolojik ortama rağmen eğer orada bir kitleye öncülük yapıyorsanız, yol gösterici oluyorsanız öfkenize yenilmemek durumundasınız. Yaptığınız şeyin o toplumun taleplerini çözecek bir etki yerine tersine işi daha da zora sokacak sonuçlar yaratacağını kavramak durumundasınız. Bana göre o emniyet görevlisi sağduyulu davrandı orada.
-Evet. Bir tokat da o aşkedebilirdi...
-Tabii o zaman çok feci bir sonuç da çıkabilirdi. Diğer polisler de harekete geçip üzerine çullanabilirdi. Neticede ellerinde silah olan güvenlik güçleri söz konusu. Nevruz öncesi aklıselim sahibi herkesin, hepimizin birtakım tavsiyeleri oldu. Şüphesiz hükümet geçmiş benzer hadiselerden bazı dersler çıkarmış olmalı ki, provokasyonlara gelmedi; eskiye oranla daha ihtiyatlı davranmayı başardı
-Vanda da bir milletvekili bir polisin şapkasını başından aldı.
-Adeta yarışa girdiler sanki. O yaptı ben de yapayım. Vandaki arkadaşın çok öfkeli, çok tepkili bir insan olduğu biliniyor. Birkaç yıl önce başbakana Vana gelmeyin gibi bir tehditte bulunmuştu. Keza parlamento içerisinde de böyle uluorta çıkışları olan bir insan. O bunu yapar. Ama son günlerdeki ortam içerisinde bu tür şeyler yapması, zannediyorum öfkeli kalabalıklar içerisinde pozitif bir etki yaratıyor olmalı. Helal olsun dedirttiriyor. Ve seçim öncesinde bir kere daha aday gösterilmek adına yapılıyor herhalde.
SİVİL DİRENİŞ BİR SEÇİM KAMPANYASIDIR
-BDPnin başlattığı sivil direnişi, hükümetten taleplerine cevap alıncaya kadar oturma eylemlerine geçmelerini nasıl yorumluyorsunuz?
-Bence bu eylemi seçim kampanyası içersinde değerlendirmek gerekir. Dört yıl önce bu insanlar aday oldukları zaman seçim meydanlarında bir takım vaatlerde bulundular, bir takım taleplerinin gerçekleşmesi konusunda ısrarlı olacaklarını söylediler. Geldik yeni bir seçim dönemine. Türkiye dört yıl önceki noktada değil. Dört yıl önce talep ettiğiniz şeylerin bir kısmı artık düşmüş vaziyette. O gün vaat ettiğiniz ve kısa vadede gerçekleşmesi çok da mümkün olmayan ama mutlaka gerçekleşmesi gereken bir takım talepler hala gerçekleşmedi. Şimdi bunlar için ısrarlı olduklarını, ama hükümetin bunları çözmeye niyeti olmadığını göstermeye çalışıyorlar. Elbette taleplerin haklı olması önemlidir; ama bu talepleri ifade edenler söz konusu sorunun çözümünün bir parçası olmak yerine problemin bir parçası haline gelirse, ortada sorun falan da çözülmez ve o haklı talepler boşta kalır.
-Çözümün değil sorunun parçası olmayı isteyerek mi yapıyorlar?
-Çok da isteyerek yapmadılar. Gerçekten kendi iradeleriyle siyasi karar verme, politika üretme pozisyonunda olabilselerdi gelişmeler çok daha farklı bir seyir izleyebilirdi. Bir takım emri vakilerle, kendilerinin benimsemedikleri eylemlere, kararlara zorlandılar. Örneğin bir buçuk yıl önce DTP kapatıldığında parlamentodan istifa etme kararı aldılar ve hemen sonra vazgeçebildiler.
-Aponun emriyle.
-Evet, emri veya tavsiyesi diyelim. Anayasa değişikliklerini baş başa konuştuğunuz zaman birçoğu onayladığı halde, bu duygularını açıkça ifade edemediler ve sandığa gitmediler. Yıprandılar. Bu, kendilerinden beklenen performansı göstermedikleri anlamına geliyor. Bunu aşmak için şimdi canla başla bir siyasi mücadele ortamı hazırlamaktalar. Bunun için son olarak bir pasif direniş kararı aldılar. Buna söylenecek fazla bir şey yok. İsterlerse bu eylemlerinde direnirler. Yeter ki sonunda şiddet olmasın. İşin içerisinde silah, adam öldürme, tehdit, şiddet girmesin. Eğer bu eylemlerinin masumiyetine gölge düşürecek davranışlardan uzak kalmayı başarabilirlerse iyi. Ama birta | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.03.2011 | | | OlayçıkaranvekillerinamacıOlay çıkaran vekillerin amacı |
|
| Balyoz davasında sanık sayısının çokluğu, avukatların talep süresini etkiledi | Samanyolu Haber | 25.03.2011 20:38 |  | | Balyoz davasında sanık sayısının fazla olması nedeniyle avukatların, çoğunluğu tahliye içerikli olan savunma sürelerini dakikalarla kısıtlı olarak yapmasına neden oldu.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Balyoz davasında sanıklar ile avukatlarının, çoğunluğu tahliye içerikli olan taleplerinin alınmasına devam edildi.
Tutuklu sanıklardan Koramiral Kadir Sağdıç ve Tuğamiral Fatih Ilgarın avukatı Murat Ergül, Emniyet Genel Müdürlüğü ana hizmet binasında Koruma Daire Başkanlığına ait bir odada böcek olarak anılan dinleme cihazı bulunduğuna ilişkin 16 Martta basın organlarında yer alan haberlere dikkat çekti. Polisin polisi dinlediğini söyleyen Ergül, salonda bulunan perdeye Emniyette dinleme cihazının bulunduğu bölümün ve Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada belgelerin bulunduğu zemin altında bölümün fotoğraflarını göstererek Polise gelince yüksek zemindeki kablo kanalı, askere gelince zula. diye konuştu.
Eski İstanbul 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri ve bazı sanıkların avukatı olan Celal Ülgen de talebi konusunda söz istedi. Suça dayanak teşkil eden CDlerin son kaydedicisinin Süha Tanyeri olarak göründüğünü hatırlatan Ülgen, Bugüne kadar CDlerin içeriğindeki sahtekarlıkları anlatmıştık. Bugün CD üzerindeki fiziki sahtekarlıkları anlatacağım. Bu durum Süha Tanyeri ve bütün sanıkları ilgilendiriyor. dedi.
Savcılığa teslim edilen 19 CDnin fotoğraflarının kendilerine verilmesini talep etmelerine karşın verilmediğini vurgulayan Ülgen, bazı gazetelerde yayımlanan fotoğraflar üzerinde çalışma yaptıklarını anlattı.
CD fotoğraflarında görünen el yazıları ile dosyadaki Süha Tanyeri yazılarından kopyalandığını savunan Ülgen, perdede yansıtılan belgelere ilişkin Süha Tanyerinin notlarındaki iki K harfine, o ve r harflerine bakın. Sonraki belgedeki z, n, a, l harflerine bakın. Harfler CDler üzerine taşınmış. 17 No.lu CD üzerindeki K.Özel yazısının harfleri Tanyerinin notlarından taşınmış. 11 No.lu CDdeki Or. K. na harfleri de Tanyerinin yazılarından kopya edilmiş. 6 No.lu CD üzerinde de Bunları Çetin Doğanın kızı Pınar Doğan buldu. İşte sahtekarlar işte aşağılık herifler. ifadesini kullandı.
CDlerin fotoğraflarının kendilerine ısrarla verilmediğini savunan Ülgen, Bizim sizinle ilgili bir kuşkumuz ok. Ancak yönlendirilmiş olabilirsiniz. Bu CDlerin fotoğrafları bize verilirse her şey ortaya çıkacak. O CDlerin üzerinde sahtekarların parmak izi var. iddiasında bulundu. Avukat Ülgen sözlerini Tüm sanıkların tahliyesini talep ediyorum diye tamamladı.
Sanık Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlunun avukatı Prof.Dr. Köksal Bayraktar, müvekkilinin adının Balyoz, Oraj ve Suga planlarında geçmediğini ifade ederek Dört dijital belgede adı geçmektedir. Hepsi de sahtedir. Ne yazık ki sahte olan belgeler üzerinden yargılama yapılıyor. Türk hukuku için ne üzücü bir durum. diye konuştu.
Gölcük Donama Komutanlığında bulunan bir belgede Otuzbiroğlundan Tuğgeneral diye bahsedildiğini ama o tarihte Tümamiral olduğunu belirten Prof.Dr. Bayraktar TC devletinin binbir emekle bir ağaç gibi yetiştirdiği, yurt dışına eğitimlere gönderdiği Deniz Kuvvetlerinde 3. komutan olan bir insanı yıkmaya hakkı yok. Gece içinde parıldayan yıldızı karartmaya ne hakkı var. Bunu hukuk sorar. ifadesinde bulundu.
Tutuklu sanık Albay Cengiz Köylü ise 6 Aralık 2010 tarihinde Gölcük Donanma Komutanlığından elde edilen bazı belge ve verilere ilişkin açıklama yapacağını söyledi. İddianamede geçen Suga ve Oraj hava harekat planlarıyla ilgili olduğu gerekçesi ile toplam 144 belgenin, Balyoz dosyasına gönderildiğini belirten Köylü, Aslında bu belgeler 30 adettir. Aynı belgeler, farklı bilgisayarlarda, farklı kullanıcı adları ile farklı üst yazıları ile başka belgelermiş gibi çoğaltılmıştır. Ayrıca benim görev yaptığım döneme ait 24 Ocak 2003 tarihine ilişkin 3 belgeyi benim hazırladığım iddia ediliyor. Bu belgelerden biri 3, diğeri 5 ve sonuncusu da 8 sayfa. Bu üç belgenin de aynı saat, aynı dakika ve aynı saniyede oluşturulmuş olduğu belli. Bu nasıl mümkün olabilir? Dünyanın bütün bilim adamlarını getirin, incelesinler. İmkansız birşey. diye konuştu.
Duruşmada savunmanın yapılmasının ardından savcı Savaş Kırbaş görüşünü açıkladı. Sanıkların tanık dinleme talebi ve tahliye talebinin ve Balyoz dosyasının içinde bulunan Oraj ve Suga harekat planlarının ayrılması talebini reddetti.
Öte yandan savcı, emekli Albay Mehmet Yolerinin cezai ehliyetinin olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumuna sevkini talep etti.
Yolerinin avukatı Eyüp Sabri Gürsoy da daha önce tutuklamaya yaptığı itirazlarda müvekilinin 2003 yılında 15. Kolordunun istihbarat şubesinde görevli subaylardan biri olduğunu belirterek, Yoleri piyade subayı olarak güneydoğu bölgesinde birçok operasyona katıldığı sırada harp psikozu geçirmiştir. 1998 yılından itibaren de doktor kontrolündedir. Ayrıca iki kez de kap krizi geçirmiştir. Devamlı | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.03.2011 | | | BalyozdavasındasanıksayısınınçokluğuavukatlarıntalepsüresinietkilediBalyoz davasında sanık sayısının çokluğu avukatların talep süresini etkiledi |
|
| İşte dünyayı karıştıran adam | Samanyolu Haber | 24.02.2011 11:12 |  | | Ortadoğu?yu yakan isyanın fitilini o adam ateşledi. Son olarak Van?da ortaya çıktı. Ortadoğu?yu yakan isyanın fitilini sosyolog ve siyaset bilimci Gene Sharp?ın teorileri ateşledi.
Van?daki dil eyleminde, bilim adamı Einstein?ın dil çıkaran fotoğrafı yer almıştı. Albert Einstein Vakfı?nı kuran Gene Sharp, bu vakfı kullanarak, sivil itaatsizliğin şifrelerini yayıyor. Kitlesel isyanların da temelini atıyor.
83 yaşında bir adam. Adı Gene Sharp... 2009?da Nobel Barış Ödülü?ne aday gösterilinceye kadar pek kimsenin dikkatini çekmeyen görünüşte kendi halinde bir sosyolog ve siyaset bilimci, hatta teorisyen. Ancak, o pek ortalıklarda görünmese de hazırladığı 198 maddelik ?şiddet içermeyen silah? listesi; karışıklık olan ülkelerde elden ele dolaşıyor, sosyal paylaşım siteleri ve cep telefonları aracılığıyla meydanlardaki göstercilere ulaşıyor. Seçimlerden üç ay önce başlayan ve ortaya çıkan tabloya göre altı aya kadar uzayan derin hareketler içeren tezler birçok ülkede başarı ile uygulanıyor.
Şiddet içermeyen devrim teorisyeni Sharp?ın 30?dan fazla dile çevrilen kitapları sınırlardan gizli olarak geçirilmiş, dünyanın her yerinde sivil polisten saklanmış eserler. Önce Tunus sonra da Mısır?da hükümetinin düşürülmesinde kullanılan stratejinin arkasındaki isim olan Sharp, en fazla dile çevrilen ve dağıtılan kitabı ?Diktatörlükten Demokrasiye? 1993?te Aung San Suu Kyi?nin tutuklanmasından sonra Birmanya?da başlayan demokratik harekete ithafen yazdığını belirtiyor. Ancak ülkeyle ilgili herhangi bir uzmanlığa sahip olmadığı için Sharp, tamamen genelgeçer bir ?diktatörlük devirme kılavuzu? yazmış, ortaya çıkan kitap ise kolayca çevrilebilir ve farklı durumlarda uygulanabilir özellik taşıyor. Birmanya?dan Tayland ve Endonezya?ya ulaşan kitap, Doğu Avrupa, Güney Amerika ve Orta Doğu?da kullanıldı. Rusya?da ise, istihbarat servisi kitabı basan matbaaya baskın düzenledi ve kitabı satan kitapevlerinde ?esrarengiz? yangınlar çıktı.
Sırbistan?da Slobodan Miloşeviç ve Ukrayna?da Viktor Yanukoviç?i düşüren demokratik hareketler de Sharp?tan ilham aldıklarını ifade ediyor. İran?da 2009 yılında gerçekleşen gösteriler sonrasında yargılanan protestocular, bu metodların 100?den fazlasını kullanmakla suçlanmış, birçoğunun üzerinden de Sharp?ın tezlerinin yer aldığı fotokopiler çıkmıştı. Gandi ve Thoreau gibi sivil itaatsizlik felfesini savunan öncüleri kendine idol olarak alan Sharp?ın temel yaklaşımı ise; ?Diktatörler, kendilerine itaat edildiği için iktidarda kalırlar. Onlardan korkulmaz ve itaat edilmezse zorda kalırlar? şeklinde... Sharp, diktatörleri ayakta tutan unsurların çok iyi tespit edilip, yalnızlaştırılması gerektiğini ve eylemlerin nasıl kitleselleşeceğinin yolunu gösteriyor. Semboller, sloganlar, örgütlenme modelleri anlatan Sharp, 1983 yılında kurduğu Albert Einstein Vakfı aracılığı ile fikirlerini, teorilerini enstitü üzerinden ücretsiz olarak dünyaya yayıyor. Sivil toplum kuruluşlarına ve muhalif kanaat temsilcilerine yol gösteriyor.
?Demokratik Özerklik? ve ?İki dilli hayat? felsefesi üzerinden eylemlerini sürdüren PKK ise, Sharp?ın bu tezini ?tek taraflı eylemsizlik kararı? olarak uyguluyor. Yine Sharp?ın listesinde yer alan; renkleri kullanmak, temsili cenazeler, boykotlar, sessiz tepkiler ise uzun süredir örgüt tarafından bölge halkına dikte ediliyor. Kepenk kapattırılıyor, sokaklarda masumiyete dikkat çekmek adına yaşlı kadınlar ve küçük yaştaki çocuklar kullanılıyor. Yıllardır silahlı metodda ısrar eden İmralı hükümlüsü Abdullah Öcalan da son zamanlarda Sharp?ın yolunda gidenlerden. Daha düne kadar Başbakan Erdoğan?ın Kürt meselesini çözme adına önemli adımlar attığını ancak devletin asker kanadının bu işte engel teşkil ettiğini savunan Öcalan, son iki avukat görüşmesinde ise devletin meseleyi çözmek istediğini ancak AK Parti?nin meseleyi çözümsüzleğe ittiğini savunmaya başladı. Hatta Kuzey Afrika ve Orta Doğu?daki halk hareketlerine atıfta bulunan Öcalan, avukatlarıyla yaptığı görüşmelerde Tahrir Meydanı?na işaret ederek, ?Diyarbakır 10 Tahrir eder. Eminim ki, Kürt halkı bunun gereğini yapacaktır? diyerek Sharp teorilerinin uygulanmaya konulmasını istemişti. Öcalan, bu konunun hafta sonu Diyarbakır?da yapılacak Demokratik Toplum Kongresi?nde tartışılarak bir karara varılması gerektiğini savunmuştu. Tunus ve Mısır?da sivil protesto gösterilerinde şiddete başvurulmadan netice alındığını gören örgütün bundan böyle benzer metodlara ağırlık vermesi bekleniyor.
Gene Sharp, son olarak Van?da ortaya çıktı. Van?da Kürt Geliştirme ve Koruma Derneği (TZP-Kürdi), KESK Van Şubeler Platformu, Kürdi-Der, Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği ve BDP Van İl Başkanlığı tarafından düzenlenen mitingde Albert Einstein?ın dil çıkarmış fotoğrafları mitinge katılanların en önemli figürlerinden biri oldu. Sharp?ın teorilerine uygun olarak, kadınlar ön saflarda yer aldı, hatta okul kıyafetli öğrenciler dahi en ön saflarda boy gösterdi. Sharp?ın en dikkat çeken, ?Şiddete başvurduğunuz anda | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.02.2011 | | | İştedünyayıkarıştıranadamİşte dünyayı karıştıran adam |
|
| Manavgat Şelalesi'ni 2011'de 1 milyon turistin ziyaret etmesi bekleniyor | Samanyolu Haber | 17.02.2011 18:09 |  | | Dünyaca ünlü Manavgat Şelalesinde turizm sezonu başladı. Çağlayana 2011 yılında 1 milyon turist gelmesi bekleniyor.
Antalyanın Manavgat ilçesine bağlı Sarılar Beldesi Belediye Başkanı Mustafa Erkan Ersoy, beldeleri sınırları içinde bulunan şelaleye geçen sene 900 bin yerli ve yabancı turistin geldiğini söyledi. Yeni turizm sezonu hedeflerinin 1 milyon ziyaretçi olduğunu belirten Ersoy, yerli turizm hareketliliğini artırmak için Çağlayanı dünya gördü ya siz ... kampanyası başlattıklarını söyledi. 4 yıl önce küresel ısınmaya bağlı meydana gelen kuraklıkta Manavgat Şelalesindeki su kesintisiyle birlikte ziyaretçi sayısının 900 binden 550 bine düştüğünü belirten Ersoy, 4 yıl içinde kademeli artışın 900 bine yükseldiğini kaydetti.
Ersoy, şu bilgileri aktardı: 2010da çağlayanı ziyaret eden gözde turistler Orta Avrupa, Baltık, İskandinav ülkeleri, Bağımsız Devletler Topluluğu(BDT) ve Ruslar oldu. Son yıllarda ziyaretçiler arasında İngiliz ve İskandinav ülkelerden Norveç, İsveç, Danimarka ve Finlandiyalı turistlerde artış var. Bu yıl çağlayanda yoğun bir turizm sezonu geçireceğimizi inanıyorum. Avrupa erken rezervasyonları çok iyi durumda. Hedefimiz dünyanın her ülkesinde işyeri ve evlerin duvarlarını Manavgat Şelalesinin hatıra fotoğrafları süslemesi.
Manavgat Şelalesi İşletme Şefi Tekin Başoğlu, çağlayanda yeni turizm sezonunu başlattıklarını belirtti. Geçtiğimiz aylarda yoğun yağmur yağışıyla birlikte dükkanlarda meydana gelen hasarları onardıklarını anlatan Başoğlu, 2011de çok iyi turizm sezonu geçireceklerinine yürekten inandıklarını kaydetti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 17.02.2011 | | | ManavgatŞelalesini2011de1milyonturistinziyaretetmesibekleniyorManavgat Şelalesini 2011de 1 milyon turistin ziyaret etmesi bekleniyor |
|
| NASA ilk fotoğrafları yayınladı | Samanyolu Haber | 16.02.2011 11:05 |  | | NASA tarafından gönderilen Stardust (yıldız tozu) uzay aracı, 14 Şubatta Dünyadan 340 milyon kilometre uzaklıktaki Tempel 1 kuyrukluyıldızı ile buluştu Gök cisminin ilk fotoğrafları NASA tarafından yayınlandı.
Stardust, saatte yaklaşık 38 bin kilometre hızla ilerleyen Tempel 1e 177 kilometre kadar yaklaşmış, toz ve gaz fışkırmaları gibi kuyrukluyıldızın yüzey faaliyetlerini yakından görüntülemeyi başarmıştı. Stardustın kamerası toplam 72 fotoğraf çekti.
2005te Deep Impact adlı uzay aracı bu kuyrukluyıldıza yaklaşarak 360 kilogramlık bakır bir mermi fırlatmıştı. Merminin çarpması sonucu oluşan krateri ve püskürmeleri de inceleyen Stardust, kuyrukluyıldızın yapısının anlaşılmasına yönelik veriler elde etti.
1999da uzaya fırlatılan Stardust, ilk olarak 2004te Wild 2 adlı kuyrukluyıldızdan toz numuneleri toplamış, 2006da bu kozmik tozları Dünyaya ulaştırmıştı. Bilim adamları tozlarda ilkel organik madde kalıntılarına rastlamıştı. NASAdaki bilim adamları, önümüzdeki birkaç hafta boyunca Stardusttan gelen son verileri analiz etmeye devam edecek. Tempel 1 görevi NASAya 29 milyon dolara mal oldu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 16.02.2011 | | | NASAilkfotoğraflarıyayınladıNASA ilk fotoğrafları yayınladı |
|
| Kasetin henüz düşmeyen kalesi | Samanyolu Haber | 02.02.2011 10:26 |  | | Tarihi insanoğlu kadar eski olan müzik, değişik kayıt ve paylaşım tekniklerinin icadı ile yaklaşık 150 yıldır sevenlerine ulaşıyor. Müzisyenler, eserlerini bu zaman diliminin büyük bölümünde plaklar aracılığı ile kitlelerle buluşturdu. Ardından gelerek plakların yerini alan kasetler ise 70lerin başında kurduğu krallığını 90ların sonuna kadar sürdürdü.
Kasetle birlikte ona can veren teypler de üretilmiyor artık. Günümüzde tahtını CDye kaptıran kasetler deyim yerindeyse can çekişiyor... Ankaradaki 12 metrekarelik bir derme çatma dükkan ise, kasetin henüz düşmeyen son kalelerinden biri olarak var gücü ile bu değişime direniyor.
Ankaranın bitpazarı olarak da bilinen İtfaiye Meydanındaki Mehmet Koçoğlunun dükkanına adım attığınızda, kendinizi zamanın farklı bir boyutuna ışınlanmış hissediyorsunuz. Küçücük dükkanın her köşesine istiflenmiş 40 bine yakın kaset, sizi onlarca yıl öncesinin Türkiyesine götürüyor. Gerek kaset kapaklarında gerekse dört yana asılmış posterlerde Türk müziğinin ünlü simalarının “zaman insanları ne kadar da değiştiriyor dedirten fotoğrafları ile göz göze geliyor, kimine hüzünleniyor, kimine ise gülümsüyorsunuz.
Bunlar benim aile albümüm... Gönül dünyamda hepsini büyüğüm, arkadaşım, dostum, çocuğum gibi gördüm. Hepsini biriktirdim, kolladım, bugüne kadar da getirdim diyor 43 yaşındaki Mehmet Koçoğlu eliyle metruk dükkanının dört bir yanını işaret ederek. Koçoğlu, çocukluğundan bu yana ilgi duyduğu plak ve kaset biriktirme sevdasını 1989 yılında mesleğe dönüştürmüş. Bir yandan bu işin esnaflığını, diğer yandan da koleksiyonerliğini yapmış. Bir sanatçının albümü piyasaya sürülmüşse hem onu edinmiş hem de devamında çıkan başka albümlerini de alarak sanatçıların serilerini tamamlamış.
Koçoğlu, genelde hangi tür müziklerin ilgisini çektiği yönündeki soruya, Hiçbir sanatçıyı seçmedim, çünkü her biri ile ayrı bir gönül bağı kurdum yanıtını veriyor. Çünkü Ona göre, Her birinin gönül dünyası farklı ve onların ezgilerinde, bestelerinde Anadolunun tüm yaşanmışlıklarını hissetmek mümkün...
Dükkanda bir kargaşa havası olsa da Mehmet Koçoğlu sorduğunuz isme ait kaseti çok kısa bir sürede önünüze koyuyor. Bunu da, Hepsi üst üste gibi görülse de kendi içinde bir kaydı var. Sanatçı isimlerine, piyasaya çıktıkları yıla, türlerine göre raflara, yerlere yerleştirilmiş durumdalar diye açıklıyor.
Yaptığı işin en zevkli yanı dükkanını ziyarete gelenlerle kurduğu iletişim Ona göre. Burayı bir müze gezer gibi dolaşıyorlar. İlginç kaset kapakları ilgilerini çekiyor. İbrahim Tatlısesten Müslüm Gürsese, Muazzez Abacıdan Erkin Koraya kadar binlerce sanatçının gençlik yıllarında çıkardıkları albümlerin kapaklarındaki fotoğraflarını izlemekten keyif alıyorlar. Aralarından ücreti neyse vereyim, hiçbir şey almayacağım sadece yarım saat bu kasetleri seyredeyim diyenler de , fotoğraf çekebilir miyim? ricasında bulunanlar da çıkıyor. Kapımız herkese açık diyor.
Bu ziyaretler sırasında zaman zaman ilginç şeylerin de yaşandığını ifade ediyor. “Geçenlerde böyle bir kişi geldi. Aradığı kaseti çıkarıp kendisine uzatınca heyecandan fenalaştı ve yere yığıldı. Meğer çok önemli yeri varmış o kasetin kendi hayatında ve bir türlü bulamıyormuş diye bir anısını paylaşıyor ve gülümseyerek, bilsem alıştıra alıştıra verirdim diye ekliyor.
Yaptığı işi bir kültür hizmeti olarak gördüğünü vurgulayan Mehmet Koçoğlu son olarak şunları söylüyor: Maddi bakımdan çok büyük şeyler elde etmedim ama huzurluyum. Radyolar, televizyonlar, bazı yapım şirketleri sıklıkla kapımı çalıyorlar. Amacım bu koleksiyonun bir şekilde herkese ulaşabilmesi, o zaman çok mutlu oluyorum.
Biz kendisiyle vedalaşırken yerinden kalkıyor, kasetçaların içine bir kaset yerleştirip biraz ileri sarıyor. Geceler yarim oldu... şarkısının hüzünlü melodisinin dolmaya başladığı dükkandan, Bayram gelmiş neyime, kan damlar yüreğime... dizeleri dışarıya doğru taşarken ayrılıyoruz. | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.02.2011 | | | KasetinhenüzdüşmeyenkalesiKasetin henüz düşmeyen kalesi |
|
| Yavru bufalonun annesine son bakışı | Haber7 | 14.12.2010 04:22 |  | | |
| Yavru bufalodan anneye son bakış GALERİ | Haber7 | 14.12.2010 04:10 |  | | |
| Fişlemenin bu kadarı - Video | Samanyolu Haber | 11.11.2010 00:31 |  | | Milli Güvenlik dersiyle ilgili bir skandal daha ortaya çıktı. Daha iki hafta oldu Sultanbeylide yaşanan Milli Güvenlik dersi skandalı ortaya çıkalı. İddiaya göre 2007 yılında bir üsteğmen bu derse giren kız çocuklarına tacizde bulunmuş hatta tecavüz edip görüntülerini çekmişti. Türkiye o haberin şokunu atamadan Milli Güvenlik dersi yine gündeme geldi. Bu defa Milli Güvenlik derslerine giren subaylar, sanki düşman ülkeye sızmış bir casus gibi kendi çocuklarımızı fişlemişti. Bugün gazetesinin ortaya çıkardığı skandal fişleme olayı Erzurumda yaşandı.
Milli Güvenlik dersine giren subayların, okullardaki birçok faaliyeti irticai etkinlik diyerek üstlerine rapor ettikleri belirlendi. Skandal fişleme olayı, okulda ders veren subayların doldurduğu kontrol formlarıyla ortaya çıktı. 9. Kolordu Komutanlığınca gönderilen formda bayan öğretmen ve kız öğrencilerin başörtüsü takıp takmadıkları, kız ve erkek öğrencilerin aynı sınıflarda mı eğitim gördükleri, velilerin kıyafetlerinin çağdaş olup olmadığı gibi ilginç sorular soruluyor. İddiaya göre Yüzbaşı A. isimli subayın bu sorulara verdiği cevap, daha doğrusu okulda yaptığı fişleme dehşet verici. O yüzbaşıya göre bazı gazeteleri okumak bile fişlenme sebebi... Bugün gazetesinin ulaştığı rapora göre, fişleme dosyalarına öğrencilerin sınıf içindeki fotoğrafları bile konulmuştu. Bugün gazetesi bu skandalı Her lisede bir ajan öğretmen olarak manşetine taşıdı. Okul Mescidindeki tespih ve seccadenin bile Komutanlığa rapor edildiğine dikkat çekti. Erzincandaki 3. Ordu Komutanlığına gönderilen raporlarda ise kutsal değerler de fişlenme gerekçesi sayılıyor. İddiaya göre, peygamber ocağında görev yapan bu subaylar, Okul panosuna yazılan bir hadis-i şerifi, Kutlu Doğum Haftası dolayısıyla öğrenciler arasında düzenlenen yarışmaları bile raporlarına yazdı. En son Milli Eğitim Şurasında Milli Güvenlik Dersinin, artık sivil öğretmenler tarafından verilmesi benimsendi. Şimdi vatandaş, evladının bir tehdit olarak algılanmasına ve fişlenip yaftalanmasına zemin hazırlayan uygalamanın ne zaman değişeceğini merak ediyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.11.2010 | | | Fişlemeninbukadarı-VideoFişlemenin bu kadarı - Video |
|
| Bu fotoğraflar niçin hatırlanmıyor? | Samanyolu Haber | 01.10.2010 08:08 |  | | Yıllarca terörle mücadele etmiş polis müdürü Hanefi Avcı, nasıl olur da terör örgütüne yardım ve yataklıktan tutuklanır? Avcıyı cezaevine götüren süreci anlamak için iki fotoğrafa yeniden bakmalıyız. [Haber Analiz - Ali Akkuş]
Fotoğraflardan biri 4 yaşında yetim kalan Şevvalin babasına son vedası. Diğeri ise PKKnın Kandil kampında uçaksavarın başına oturmuş sırıtarak poz veren Orhan Yılmazkayanın resmi. Kamuoyu bu iki fotoğrafla tanıdı Devrimci Karargah örgütünü.
Tarih 1 Aralık 2008. AK Parti İstanbul İl Başkanlığı binasında patlama meydana geldi. Patlamada aralarında polis memurlarının da bulunduğu 10 kişi yaralandı. Ağır yaralanan polis memuru Hüsnü Uyan kurtarılamadı. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Uyan, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü bünyesinde görev yapıyordu. Bir yıl sonra takvimler 27.4.2009u gösterirken bu kez İstanbul Bostancıda çıktı çatışma. Bütün Türkiye canlı yayında izledi o anı. O gün Emniyet Amiri Semih Balaban şehit oldu. 2,5 yıl Hakkaride terörle mücadele eden Balaban, müdürlerinin ifadesiyle civan gibi bir çocuktu. Geride gözü yaşlı polis memuru bir eş ile 2 yetim bıraktı. Türk İnterpolünde görevli polis memuru Filiz Balaban ile evli olan Semih Amirin arkada bıraktığı kızları Şevval 4, Elif 2 yaşındaydı.
Bu iki olayın arkasında Devrimci Karargah örgütünün bulunduğu tespit edildi. Örgütün lideri Orhan Yılmazkaya çatışmada öldürüldü. Çanakkale Bayramiç ilçesi nüfusuna kayıtlı olan Yılmazkaya, 1987de Kabataş Erkek Lisesini, 1994te ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirmiş. Bir gazetede ve çeşitli dergilerde çalışan Yılmazkaya, Aydınlık Kubbenin Altındaki Sıcaklık: Türk Hamamı isimli kitabın yazarı. Bu özellikte bir ismin PKKnın Kandil kampında ağır silahlarla çekilmiş fotoğrafları Türkiyeyi hayretler içinde bırakmıştı. Polisin ulaştığı her yeni bilgi hayretleri daha da derinleştirdi. Yılmazkayanın bazı medya yöneticileri ile yakın ilişki içerisinde olduğu ortaya çıktı. Vatan Gazetesinin internet yöneticisi Aylin Duruoğlu örgüte üyelikten yargılanıyor hâlâ. İstanbul polisi, Duruoğlunun gönül ilişkisinde olduğu bir gazetenin yayın yönetmeninin bile ifadesini almayı ihmal etmedi. Nihayetinde onlar için bu örgütü çözmek izzeti nefis meselesiydi. İki polis şehit olmuş ve arkada babalarının ölümünü kabullenmek zorunda kalan yetimler bırakmıştı.
Uzun süre geçmesine rağmen örgütü çözmek mümkün olmadı. Ta ki Avrupadan gelen ihbar mektubuna kadar. O mektupta örgüte polis içinden haber gittiği yer alıyordu. Köstebeği bulma arayışına giren polis, karargah örgütünü bilen, emniyete gidip gelen Necdet Kılıç üzerine yoğunlaştı. Kılıçın bir istihbaratçı gibi profesyonel davranışları şüpheleri iyice artırdı. Telefonları takibe alındı. Fakat tam bu noktada herkesi şaşkınlığa uğratan bir başka isim takıldı ağa. O da Hanefi Avcıdan başkası değildi. Bu dinlemeler esnasında Kılıçın istihbaratçı Hanefi Avcı ile yakın arkadaş olduğu anlaşıldı. Cep telefonu olmasına rağmen Avcıyı ankesörlü telefonla ve sadece makam hattından arayan Kılıçın adresinden başka sinyallerin alınması soruşturmanın derinleşmesine neden oldu. Avcı işte burada Kılıçı polisten kurtarmak için kurduğu tezgaha düştü. Kılıçın evinde iki ayrı şahsa ait görünen ama ardışık rakamları içeren iki telefonun verdiği sinyaller, deşifre etti bütün sırları. Bu iki telefondan birini Hanefi Avcı, diğerini edebiyat öğretmeni kullanıyormuş meğer. İddiaya göre Kılıçın tanıştırdığı edebiyatçıya gönlünü kaptıran Avcı, sadece kefil olmakla kalmamış, emniyetin izlemelerinden de haberdar etmiş dostunu. Avcıdan aldığı bilgilerin kılavuzluğunda yol alan örgüt yöneticileri, tam yakalanma aşamasındayken ülkeyi terk etti. Öğretmen Kezban Küçükle fikir sevgilisi olan Avcı, deşifre olacağını anlayınca ön almak için öç alma yoluna gidiyor. Olmuş veya olması muhtemel bütün olayları cemaate bağlıyor. Uyguladığı psikolojik harekâtı yıllarca özel haberlerle beslediği gazeteciler aracılığı ile yapıyor. Bazı gazeteciler kalemlerini sopa, klavyelerini silaha çevirmiş her taşın altında cemaat arıyor. Şehit olan emniyet amiri ile iki yetimi, Hanefi Avcının vicdanına bırakalım. Avcıdan beslenen gazetecilere gelince... İki yıl önce şehit olan polis memurunun mezun olduğu okula bir daha bakar mısınız? Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu. Üstelik 28 yaşında. Hanefi Avcının yardım iddiasıyla tutuklandığı örgüt öldürdü onu. | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.10.2010 | | | Bufotoğraflarniçinhatırlanmıyor?Bu fotoğraflar niçin hatırlanmıyor? |
|
| 'Sigaradaki gibi uyarıcı resimler konulmalı' | Samanyolu Haber | 21.09.2010 10:14 |  | | Türkiyede son 10 yılda meydana gelen trafik kazalarında 45 bin 187 kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre Türkiye, alkol kullanımında gerilerde olmasına rağmen ölümlü kazaların sebepleri arasında alkollü araç kullanımı ilk sıralarda geliyor. Trafik Mağdurları ve Trafik Güvenliği Derneği Başkanı Fahrettin Onur Sezer, içki şişeleri ile kadehlere uyarıcı resim ve sloganlar konulması için ekim ayında kampanya başlatacaklarını açıkladı. Sezer, Sigara paketlerinin üzerindeki resimli uyarı yazıları ciddi bir farkındalık oluşturdu ve sigara kullanımı azaldı. Alkol kutularında da aynı uygulamaya gidilmesi faydalı olur. diyor.
Trafik Mağdurları ve Trafik Güvenliği Derneği (TRAMAD) Başkanı Fahrettin Onur Sezer, Dünya Sağlık Örgütünün 2008deki raporundaki yerinin değişmediğini ifade ederken, içki şişe ve kutuları, kadeh ve bardaklarına, sigara paketlerindeki gibi uyarıcı resim ve sloganlar konulması için ekim ayında kampanya başlatacaklarını açıkladı. Sigara paketleri üzerindeki resimli uyarı yazıları ciddi bir farkındalık oluşturdu ve sigara kullanımı azaldı. Alkol şişe ve kutularında, kadehlerde yer alacak trafik kazası fotoğrafları ve alkollü araç kullanmanın yol açtığı can kayıplarıyla ilgili fotoğraf ve yazılar, bu tehlikeyi bir kez daha hatırlatacak. Bu konuda sektörde bulunan şirketlerin öncü olması itici güç olacak. diyor.
Sezer, alkollü araç kullanmanın kazalardaki ölümlerin yüzde 47sine, yaralanmaların yüzde 20sine yol açtığını belirtiyor. Alkol alan sürücülerin, almayanlara göre 2 ila 6 kat daha fazla kaza yaptığının belirlendiğini ifade ediyor.
Alkollü araç kullanımının önüne geçilmesi için trafik polislerinin artırılmasını, eğlence mekanlarının bulunduğu turizm bölgelerinde denetimlerin sıklaştırılmasını isteyen Sezer, halen TBMMde bekleyen, 1,01 promil ve üzeri alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücülere 1 ile 3 yıl arasında hapis cezası getirecek tasarının bir an önce kanunlaşması gerektiğini kaydediyor.
Karayolu Trafik ve Yol Güvenliği Araştırma Derneği Genel Başkanı İhsan Memiş, birçok gelişmiş ülkede, alkol alınarak araç kullanımı sırasında yaralamalı veya ölümlü bir kazaya karışanlar hakkında bilerek ve isteyerek adam öldürme ve yaralama suçlarından dava açılarak ceza verildiğini söylüyor. Türk Ceza Kanununda (TCK) ise bu hususta caydırıcı cezalar bulunmadığını aktaran Memiş, Türkiyede limit 51 promil esas olarak uygulanırken, birçok gelişmiş ülke bunu 31 promile kadar çekti. şeklinde konuşuyor.
Gelişmiş ülkelerde gerek okullarda gerekse sürücü belgesi kurslarında insanlara ciddi eğitim verildiğini ve alkollü araç kullanımının tehlikelerinin anlatıldığını vurgulayan Memiş, şöyle devam ediyor: Türkiyede bu alanda çok az eğitim veriliyor. Hatta çoğu kez alkollü olarak araç kullanmak bir maharetmiş gibi yansıtılıyor.
Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ve Jandarma Genel Komutanlığı verilerine göre Türkiyede son 10 yılda 6 milyon 536 bin 232 trafik kazası meydana geldi. Bunlarda 45 bin 187 kişi öldü, 1 milyon 519 bin 738 kişi yaralandı. EGM, Türkiye genelinde 2008 yılında alkol kontrolü sonucu 136 bin 913 trafik cezası uyguladı. Bu rakam 2009da 124 bin 430 oldu. 121 bin 787 sürücünün ehliyetine alkollü olarak araç kullandıkları için daimi veya geçici olarak el konuldu.
Alkolle birlikte önce muhakeme sonra kontrol elden gider
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı, alkolün hiçbir seviyesinin sürücülük için güvenli olmadığını vurgularken, alkolün vücut ve davranışlar üzerindeki etkisini şöyle özetliyor: 0,2 promil alkol alan bir kişide davranışlar üzerinde kontrol azalması yaşanır. 0,5 promil alkolde dikkat azalması, koordinasyon ve muhakeme bozukluğu başlar. 0,8 promilde koordinasyon, tepki zamanının ve kendini kontrol etme becerisinin zarar görmesi görülür. 1,5 promil alkollü bir sürücü ayakta durma, yürüme ve konuşmakta güçlük çeker. 2 promilde ise ağrı ve diğer fiziki duyumları azalır, ağlama ve gülme arasında gidip gelir. 3 promil alkollü bir sürücünün refleksleri büyük ölçüde azalır ve bilinç kaybı yaşar.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 21.09.2010 | | | SigaradakigibiuyarıcıresimlerkonulmalıSigaradaki gibi uyarıcı resimler konulmalı |
|
| Bilgisayarlı hokus pokus | CNN Türk | 27.08.2010 16:12 |  | | | Bilgisayarımızın masaüstünde son model spor arabalar, Darth Vaderlar, Maldivlerden nefes kesen manzara fotoğrafları oldu hep. Ama bu aklımıza gelmemişti. Oysa ekranın arkasında ne varsa onu fotoğraflayıp masaüstüne yerleştirerek küçük bir illüzyon yaratmak mümkün. | | CNN Türk Toplum Yaşam 27.08.2010 | | | BilgisayarlıhokuspokusBilgisayarlı hokus pokus |
|
| Bilgisayarlı hokus pokus | CNN Türk | 27.08.2010 16:07 |  | | | Bilgisayarımızın masaüstünde son model spor arabalar, Darth Vaderlar, Maldivlerden nefes kesen manzara fotoğrafları oldu hep. Ama bu aklımıza gelmemişti. Oysa ekranın arkasında ne varsa onu fotoğraflayıp masaüstüne yerleştirerek küçük bir illüzyon yaratmak mümkün. | | CNN Türk Ana Sayfa 27.08.2010 | | | BilgisayarlıhokuspokusBilgisayarlı hokus pokus |
|
| İEF, 80. yılında ilk ürünlerin fuarı olacak | Samanyolu Haber | 19.08.2010 14:10 |  | | İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Enerji temasının işleneceği fuardan sonra önümüzdeki yıl başka yenilikler düşündüklerini, ilk ürünlerin İEFde tanıtılması konusunda çalışmalar başlatılacağını söyledi.
İzmir Enternasyonal Fuarı (İEF), kapılarını 79. defa açmaya hazırlanıyor.
Başkan Kocaoğlu, 80 yıllık cumhuriyette 1923 Şubatında yapılan 1. İzmir İktisat Kongresinden bugüne kadar birçok olaya tanıklık etmiş olan İEFye ayrı bir boyut ve zenginlik getirmek gerektiğini vurguladı. Türkiye genelinden 10 gün içinde yaklaşık 1,5 milyon ziyaretçiye sahip İEFnin ilk ürün fuarı olması, ilk ürünlerin tüketiciye buradan sunulması gibi bir düşünceleri olduğunu anlattı.
Kocaoğlu, 27 Ağustos ile 5 Eylül 2010 arasında açılacak 79. İEFya ilişkin gelişmeleri, İzmir Uluslararası Fuar Alanında düzenlediğini bir basın toplantısıyla aktardı. Fuarın ülke ve İzmirin tanıtımında üstlendiği öneme dikkat çeken Başkan Kocaoğlu, süreç içinde mermer, tekstil, ayakkabı ve son dönemlerde çıkış yapan gelinlik-abiye gibi 35in üzerinde fuar çevresinde İzmir fuarcılığının gelişmesini sürdürdüğünü kaydetti. Bu sene bütün dünyanın problemi olan enerjinin ana tema olarak seçildiğini belirten Kocaoğlu, bu çerçevede 2-4 Eylül arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının da desteğiyle Uluslararası Enerji Türk Zirvesi düzenleyeceklerini kaydetti. Bakanlık ile ortak yapılan bir proje olan zirveyle sürdürülebilir enerji denilen rüzgâr, güneş, hidroelektrik gibi konularda bilgilerin tazeleneceğini, yeni teknolojilerin duyurulacağını ifade eden Aziz Kocaoğlu, onur konuğu il olarak da sanayide çıkış yapan Gaziantepin seçildiğini duyurdu.
803ü yerli ve 249u yabancı bin 52 firmanın yer alacağı 79. İEFye 55 ülkeden katılımcı beklendiğini anlatan Başkan Kocaoğlu, geçen yıla göre 49 firmalık artış sağlandığını vurguladı. 1,5 milyon ziyaretçi beklenen fuara giriş ücretlerinin tam 2, öğrenci 1 lira olarak belirlendiğini dile getirdi.
Kocaoğlunun verdiği bilgliere göre bu sene İzmir Körfezinde, 79. İEF Kupası adıyla ilk defa yelken yarışları yapılacak. Ayrıca Konak Pier ve Pasaport İskelesinde, denizi sevdirme amacıyla sergi açılacak. Orkide Türkü Şenlikleri, 10. Sinema Burada Festivali yapılacak. Orkide Yöresel Yemek Lezzetleri, 3. Yonca Gençlik Şöleni, Çocuk Kulübü, Uluslararası Sanat Günleri, mekan ve suluboya resim sergisi, bir kumbara öyküsü, ilk kumbaranın doğuşu sergisi, Gökyüzünde Türkiye Fotoğrafları sergisi, Ahmet Uslunun Çanakkale Savaşı hatıraları sergisi, 115 yıla tanıklık eden manşetler sergisi, ünlülerle imzalar ve söyleşiler, Volkan Severcan ile tiyatro oyunculuğu, mini golf, Pony Ekspres, Trafikte Sorumluluk Hareketi gibi birçok konuda etkinlik düzenlenecek.
Göreve geldiği günden bu yana yeni bir fuar alanına taşıma çalışmalarını sürdürdüklerini de kaydeden Başkan Aziz Kocaoğlu, Sektörler açısından bu işin çok uzadığı serzenişleri olacaktır. Çeşitli yerlerin kamulaştırma süreci, proje çalışmaları vardı. Proje ihalesine, herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmayalım diye İhale Yasasının eleme yöntemiyle çıktık. İtirazlar oldu, firma belirlendi. 10 günlük yeni bir itiraz süresi var. Pazartesi duyuruldu. Haftaya cuma sözleşmeyi imzalayacağız. Proje bitiminde de ihaleye çıkacağız. Elimizde olmayan nedenlerle gecikmeler yaşadık. diye konuştu.
Kocaoğlu, İzmir fuarcılığını en az üç dört misli şahlandıracak olan yeni fuar alanını hizmete sokmalarının ardından eski alana, Türkiyenin en büyük ve en nitelikli kongre merkezlerinden birini yapmak üzere yola çıkacaklarını kaydetti. Kocaoğlu, 79. İEFnin açılışının Fuar Açık Hava Tiyatrosunda saat 18.30da olacağını, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bakanlar dahil tüm liderleri davet ettiklerini sözlerine ekledi.
CİHAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.08.2010 | | | İEF80yılındailkürünlerinfuarıolacakİEF 80 yılında ilk ürünlerin fuarı olacak |
|
| Gökyüzünden bakınca Kâbe | Samanyolu Haber | 13.08.2010 10:34 |  | | Orhan Durgut, üç yıldır Mekke semalarında uçuyor. Mekkenin bütün mahallelerini, Kâbeyi, Arafatı, Hira Dağını daha önce hiç görmediğiniz açılardan fotoğraflıyor. Hacılar Hira Dağına çıkarken Durgut da askeri helikopterle onları fotoğraflıyor. Durgutun Kâbe fotoğrafları Semadan Mekke-i Mükerreme adlı kitap Arapça, İngilizce ve Türkçe olmak üzere üç dilde yayımlandı.
Hava fotoğrafçısı Orhan Durgut, üç yıldır Mekke semalarında uçuyor. Hacılar Hira Dağına çıkarken Durgut da askeri helikopterle onları fotoğraflıyor. Kâbeyi ve Mekkeyi daha önce hiç çekilmemiş açılardan görüntüleyen Durgut, üç yıllık çalışmasını bir kitapta topladı. Semadan Mekke-i Mükerreme adlı kitap Arapça, İngilizce ve Türkçe olmak üzere üç dilde yayımlandı.
Mekkenin bütün mahallelerini, Kâbeyi, Arafatı, Hira Dağını daha önce hiç görmediğiniz açılardan ve havadan çekilmiş fotoğraflarıyla izleme imkanı sunan Semadan Mekke-i Mükerremenin belge niteliği de var. Mekke ve Kâbede son yıllarda yapılan değişiklikleri bu fotoğraf kitabında görmek mümkün. Yeni yapılan metroyu, Şeytan Taşlama mahallinin son halini, Safâ ve Merve tepeleri arasına yapılan yolu, Kâbe etrafında yıkılan 8 bin 500 binayı ve devasa otel inşaatlarını yukarıdan çekilmiş fotoğraflarla net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Durgut, kutsal topraklara dair geçmiş dönemlerden kalma çok fazla görsel malzeme olmamasına dikkat çekiyor. Kâbeyi ve dönemin Mekkesini ilk fotoğraflayan Sultan Abdülhamit olmuş. Allahtan sultanın fotoğrafa merakı varmış ki tarihten günümüze bu fotoğraflar kalmış. Çünkü ondan sonra bu çapta bir fotoğraf çalışması yapılmamış. Sonraki yıllara dair ancak hacıların çektiği kişisel fotoğraflar var. Abdülhamitten sonra profesyonel anlamda ilk ciddi çalışmayı Durgut yapmış oldu.
Durgut da Suudi Arabistan kralının özel izniyle ve askeri helikopterle hac zamanı fotoğraflıyor kutsal toprakları. Kitapta, buralara birçok defa gitmiş olsanız da tüylerinizi diken diken edecek fotoğraf kareleri var. Müzdelifenin bir gün önce havadan çekilmiş fotoğrafında boş ve siyah bir kayalık görülüyor. Bir gün sonra çekilmiş fotoğrafta bu kara tepe bembeyaz giyinmiş insanlardan oluşmuş bir yükseklik gibi duruyor. 5 milyon insanın aynı anda bulunduğu Arafatın gökyüzünden çekilmiş fotoğrafına bakarken başınız dönebilir.
Dünyanın neredeyse her yerinin havadan fotoğraflarını çeken, Marmara denizi üzerinden aynı noktada durarak 365 derece dönen helikopterle çektiği muazzam panoramik İstanbul fotoğraflarıyla nam salan Durgut için Kâbeyi ve Mekkeyi fotoğraflamak ayrı heyecan. Hacıların şeytan taşlamaya gidişini gökyüzünden takip etmek, onların Hz. Peygamber ile aynı hissiyatı paylaşmak için Hira Dağına çıkarken fotoğraflarını çekmek onu oldukça duygulandırmış. Dağın kayalıkları arasında gizli saklı köşelerde namaza durmuş hacıları belki de meleklerin bakış açısıyla fotoğraflamak onu ve bu fotoğrafa bakanları derinden etkiliyor. Durgut, ölene kadar her hac mevsiminde gidip kutsal toprakların ve ziyaretçilerinin fotoğraflarını çekmek istediğini söylüyor. Bunu boynunun borcu olarak kabul ediyor.
Durgutun eşi de hava fotoğrafçısı. Genellikle beraber uçuyorlar. Fakat özel izin gerektiği için Fatma Hanım helikopterde olmuyor. O da yerde kalabalığın içinden eşini takip ediyor. Oradan fotoğraflarını çekiyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.08.2010 | | | GökyüzündenbakıncaKâbeGökyüzünden bakınca Kâbe |
|
| Şehidin ailesini kahreden görüntü - Video | Samanyolu Haber | 03.08.2010 14:51 |  | | Hakkari Çukurcada 20 Temmuzdaki hain saldırıda 6 silah arkadaşıyla şehit olan Bursalı piyade onbaşı Hakan Yutkunun ailesi, Heronlar tarafından kaydedilen baskın görüntülerini izleyince kahroldu.
Komuta merkezinin görüntüleri naklen izleyip karşılık vermediği haberleri üzerine acıları bir kat daha artan baba Zafer Yutkun, O görüntüleri izlediğimizde çocuğumuzun bir av misali vurulduğunu seyrettik. Görüntüler içimizi sızlattı dedi. Anne Gülfiye Yutkun ise, Konuşacak bir şey yok, yardım gitseydi böyle olmazdı. Benim çocuğum kan kaybından öldü diye konuştu.
Acemi görevini Ispartada yapıp Hakkariye tayin edilen 20 yaşındaki Hakan Yutkunun babası Zafer Yutkun, görüntüleri ilk önce internette izlediğini belirterek, Bu olay nasıl oldu, nasıl gerçekleşti. Anlamadık. Canlı canlı biz de Genelkurmayın diğer yetkililerin seyrettiği gibi seyredip kahrolduk. Evladımızı orada yerlerde kurşun yerken gördük. Bu bizim içimizi sızlattı. Bunlara artık son verilmesi lazım. Biz sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz. Bunun altında kim varsa ceza almasını istiyoruz. Bu işin bitmesini istiyoruz. Hükümetimiz, devletimiz, ordumuz; bu iş artık bitsin. Daha fazla yürekler yanmasın, çocuklarımız ziyan olmasın. Biz oğlumuzun bu şekilde şehit olduğunu bilmiyorduk. Görüntüleri görünce yüreğimiz bir kat daha yandı. Çocuğumuzun o mevziden kaçmaları, yere düşmeleri yaralanmaları, bunları canlı canlı yaşadık dedi.
2 çocuk annesi Gülfiye Yutkun da görüntüleri izleyince kahrolduğunu ifade ederek, İhmal olup olmadığını söylemeye gerek yok. Görüntüler herşeyi açıklıyor. Seyrettikten sonra kahroldum. Konuşacak hiç bir şey yok. Yardım gitseydi böyle olmazdı. Benim oğlum kan kaybetmiş. Yardım gitmediği apaçık ortada. Görüntüler de bunu ispatlıyor. Ben de oğlumun kanını yerde bırakmak istemem. Oğlumun şehit oludğu yerde savaşmak isterim. Şu anda zaten gözüm hiç bir şey görmüyor diye konuştu.
Evin her yanını Türk Bayrakları, şehit çocuklarının fotoğrafları ve veciz sözlerle süsleyen Yutkun ailesi, yetkililerden bir açıklama bekliyor.
İHA | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.08.2010 | | | Şehidinailesinikahredengörüntü-VideoŞehidin ailesini kahreden görüntü - Video |
|
| Vurabilirler, vuracaklar, vurdular! | Samanyolu Haber | 10.06.2010 11:25 |  | | İskenderun?daki baskından 1.5 yıl önce PKK?nın kışlayı vurabileceği rapor edildi, PKKlılarda üssün fotoğrafları bulundu. Ama hiçbir önlem alınmadı. Hatay?ın İskenderun İlçesi?nde altı askerin şehit olduğu Deniz Üs Komutanlığı?na bağlı Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?ndaki PKK saldırısında askerî yetkililerin ihmalini ortaya koyan yeni bilgiler ortaya çıktı. Taraf?ın ulaştığı Ocak 2009 tarihli denetleme raporunda, Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?nın, PKK?nın roketli saldırısına ?açık konumda? olduğu belirtildi. Raporda olası saldırılara karşı önlem olarak da duvar örülmesi istendi. Ancak altı askerin şehit olduğu son baskın, hiçbir önlemin alınmadığını gözler önüne seriyor. Roketatarla vurabilirler Güney Deniz Saha Komutanlığı?nda 6 Ocak 2009 tarihindeki denetleme raporunu yazan Deniz Kurmay Albay Metin Şentürk, PKK saldırısına uğrayan Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?ndaki eksikliklere dikkat çekti. ?Hizmete Özel? denetleme raporunda şöyle dendi: ?Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?nın kuzeyinden geçen İskenderun-Hatay otoyolunun kışlaya hâkim bir km?lik bölümünde kışlaya karşıdan yapılacak terörist saldırılara (Roketatar, havan vb.) karşı açık konumda bulunduğu ve bölgenin terörist faaliyetlere açık olması nedeni ile mevcut durumun kışla güvenliğini tehdit ettiği tesbit edilmiştir.?
Raporun ?direktif? bölümünde ise alınması gereken önlemler sıralandı. Raporda, ?DKY 119-1 (B) gereğince, Karayolları sorumluluk sahasında yer alan bahse konu bölgenin terörist faaliyetlere engel olacak şekilde tahkim edilmesi (Duvar ile örülme vb.) maksadıyla Karayolları Gn. Md.lüğü ile koordine kurulması, bu yöntem ile gereği yapılamadığı taktirde DKD kapsamında yapılması için üst makama teklifte bulunulması sağlanacaktır? dendi.
Ancak denetleme raporundaki uyarılara rağmen hiçbir önlem alınmadı. Ayrıca, yan sütunlarda ?Dikkat dikkat baskın olabilir? başlığı altında okuyacağınız gibi, Ağustos 2009?da bu kışlanın PKK keşfine konu olduğu kanıtlandı. Yine önlem alınmadı. Denetleme raporundan yaklaşık bir buçuk yıl sonra 31 mayısta PKK, Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?na raporda anlatılan yerden ?roketli saldırı? düzenledi. Göz göre göre gelen baskında Serhat Aslan, Kerem Oğuz Erbay, İsmail Kartal, Erol Tavukçu, Ümit Akbulut ve Erhat Terletme adlı askerler şehit oldu.
Ölen PKK?lıların üzerinde İskenderun?daki tüm birliklere ait fotoğraf ve haritalar çıkınca bir gün sonra 8 Ağustos 2009 tarihinde Hatay Jandarma İl Komutanı Albay Vedat Çolak, Adana Jandarma Genel Komutanlığı ve baskının yapıldığı Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?na uyarı yazısı gönderdi. Yazıda, PKK?lıların saldırıyı gerçekleştirdikleri otoban bölgesinde keşif yaptıkları ve bölgede bulunan askerî birlik ve tesisler ile kritik sanayi tesislerine yönelik saldırı amaçlı hazırlık yaptıkları belirtildi. Yazıda tüm birliklerin tedbir alması gerektiği vurgulandı. 2000-41478-09 ?İstihbarat? kodlu, ?Terör örgütü mensuplarının faaliyetleri? konulu raporda çarpıcı bölümler şöyle:
» Hatay ili Amanoslar bölgesi dağlık alanda faaliyet gösteren PKK/Kongra-Gel terör örgütü mensuplarının faaliyetlerine yönelik yapılan istihbari çalışmalar neticesinde elde edilen bilgilerde bölücü terör örgütü mensuplarının bölgede bulunan askerî birlik ve tesisler ile kritik sanayi tesislerine yönelik saldırı ve sabotaj türü eylemlerini yapılması amaçlı keşif faaliyeti yapmaktadırlar.
» Terör örgütü mensuplarınca keşif esnasında kullanılan muhtemel keşif yerleri ile keşfi yapılan askeri birlik ve krtik tesislere ait keşif bölgelerini gösterir haritalar ile fotoğraflar ekte gönderilmiş olup, birlik emniyeti kapsamında alınacak tedbirler, yapılacak operasyonel faaliyetler ve istihbari çalışmalarda konunun dikkate alınmasını arz ve rica ederim.? Buralara dikkat çekildi Raporda PKK?lıların keşif yaptığı yerler şöyle sıralandı:
» 4?üncü Ulaştırma Terminal Birlik Komutanlığı,
» 51?inci Bakım Merkez Komutanlığı,
» İskenderun Karayılan J. ASYŞ. Komd. Bl. Komutanlığı,
» İskenderun Demir Çelik Sanayi A.Ş?ye ait su pompası,
» Denizciler Otoban Gişesi.
Fotoğraflarda baskının yapıldığı Deniz İkmal Komutanlığı Şehit Er Remzi İlboğa Kışlası?nın tepeden çekilmiş 30?a yakın fotoğrafının yanı sıra 51. Bakım Merkez Komutanlığı?na ait keşif görüntüleri açıkça görülüyor. Yedi video görüntüsünün ikisi askerler tarafından çekilmiş.
Bu görüntülerde çatışmada ölen üç PKK?lının görüntüsü yer alıyor. Görüntüyü çeken kişi ?Bu kişiler yukarıdaki bölgeden aşağıya indirildiler? diyerek çatışmanın olduğu bölgeye zoom yapıyor. Diğer beş görüntü ise PKK?lıların baskından aylar önce çekmiş olduğu İskenderun ve baskın yapılan birliğin görüntüsü.
Saldırının yapıldığı yerin yanı sıra nöbet kulübelerini de videoda görmek mümkün. Taraf, dünkü sayısında İskenderun?da saldırıya uğrayan üsse ait fotoğraf ve video görüntülerinin PKK?lıların üzerinden çıktığını yazmıştı.
TARAF | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.06.2010 | | | VurabilirlervuracaklarvurdularVurabilirler vuracaklar vurdular |
|
| Kafasına 4 el ateş edilmiş !.. | Samanyolu Haber | 03.06.2010 14:46 |  | | Gazzeye deniz yolu ile yardım götüren İHHya ait Mavi Marmara adlı gemiye yönelik İsrail askerlerince gerçekleştirilen saldırıda öldürülen 19 yaşındaki Furkan Doğanın başına 4 el yakın mesafeden ateş edilmiş. Furkan Doğanın Adli Tıp Kurumundaki otopsi işlemlerini takip eden İHH Kayseri Şubesi İkinci Başkanı Ömer Yağmur, Doğanın vücuduna 5 kurşun isabet ettiğini, 1 merminin göğsüne diğer 4 merminin ise başına yakın mesafeden ateşlendiğini söyledi. Doktorların kendilerine bu bilgiyi aktardıklarını açıklayan Yağmur, Doğanın Kayseride özel bir fen lisesinde okuduğunu ve doktor olma hayali kurduğunu söyledi. (CİHAN)
İsrailin Gazzeye yardım götüren gemilere düzenlediğini saldırıda hayatını kaybeden 19 yaşındaki Furkan Doğanın eğitim gördüğü Özel Hisarcıklıoğlu Fen Lisesindeki sırasına Türk bayrağı konuldu.
Özel Hisarcıklıoğlu Fen Lisesi Müdürü Muhammet Duru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son sınıf öğrencisi olan Furkan Doğanın efendiliği ve yardımseverliği ile örnek bir öğrenci olduğunu söyledi.
Okul Müdürü Duru, öğrencilerinin davranışının dünyaya örnek olduğunu ifade ederek, Öğrencimizle gururluyuz, mutluyuz, üzüntülüyüz. Öğrencimizin yüreğini ortaya koyarak, ölümü göze alarak bu onurlu göreve katıldı. Furkan, maneviyatı çok güçlü bir öğrencimizdi. Genç yaşta onu kaybettiğimiz için üzüntülüyüz. Ancak, Furkan tüm arkadaşlarına ve bize örnek oldu. Mazlumların haklarının korunması uğruna canını ortaya koyarak tüm dünyaya mesaj vermiş oldu dedi.
Muhammet Duru, Furkanın çok çalışkan ve başarılı bir öğrenci olduğunu da belirterek, Furkan YÖSde 80 sorudan 75 tanesini net olarak cevaplamıştı. Kendisinden derece bekliyorduk. Sınav sonucu yakında onun ardından gelecek ama kendisi burada olmayacak. Üzülmüyoruz, çünkü o en yüce makama, şehitlik makamına erişti diye konuştu.
Furkan Doğanın eğitim gördüğü 12-B sınıfındaki sırasına Türk bayrağı koyan arkadaşları daha sonra Furkan Doğanın Alpaslan Mahallesindeki evine toplu halde taziye ziyaretine gitti.
Okulun pencerelerine de Furkan Doğanın fotoğrafları ve Türk bayrakları asıldı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.06.2010 | | | Kafasına4elateşedilmişKafasına 4 el ateş edilmiş |
|
| İdam fotoğrafı için bakın ne yapılmış? | Samanyolu Haber | 30.05.2010 10:26 |  | | İdam sırasında ve hemen sonrasında çekilen fotoğraflar sansürlenmişti. Peki sansürlenmemiş fotoğraflarda ne vardı? İşte kan donduran tarihi gerçek!..
Tarihçiler bir olayın gerçekten tarihe mal olması için 50 yıl geçmesi gerektiğini söyler dururlardı, kamuoyundaki son 27 Mayıs patlaması gerçekten de bu konuda haklı olduklarını gösterdi.
Olayın üzerindeki hassasiyet buğusunun dağılması için bu süre gerçekten gerekli. Anlaşıldı ki, duygular, olayın taraflarının sahneden çekilmeleriyle geri plana kaymakta ve yerini belgelere dayalı bir hatırlamaya bırakmaktadır.
Ancak 27 Mayıs için henüz tarih oldu denilebilir mi? Bundan pek emin değilim. Çünkü onun üzerindeki örtüleri henüz tam olarak açabilmiş, olayların iç yüzlerini aydınlatabilmiş değiliz.
Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkanın idamlarıyla taçlanan 27 Mayıs darbesinin bu son faslı üzerinde yeni bir tanıkla görüşmemiz mümkün oldu. Kısa bir görüşme zarfında aldığımız ilginç bilgiler bu örtülerin altında daha pek çok gerçeğin, ortaya çıkmak için kıvrandığını göstermektedir.
Halen Şanlıurfada yaşayan Aslan Deniz, 1941 doğumlu. Askerliğini İstanbuldaki Ordu Foto Film Merkezinde yapmış. Yassıada mahkemeleri başlayınca da film merkezindeki görevliler nöbetleşe mahkemeye götürülmüş, orada jeneratör çalıştırmaktan fotoğraf çekmeye ve tab etmeye (basmaya) kadar pek çok iş yaptırılmış. Urfada kendisiyle telefonda görüştüğümüz Aslan Deniz, mahkeme ve idamlarla ilgili ilginç bilgiler nakletti. Bunların süreci aydınlatacak mahiyette olduğunu düşündüğüm için sizinle paylaşıyorum.
Yassıada mahkemeleri biliyorsunuz Celal Bayarın Köpek, Adnan Menderesin Bebek davalarıyla başlamıştı. Güya Bayar, Afgan Kralının kendisine hediye ettiği tazıyı 20 bin liraya satmış, parasıyla da Ödemişteki Musra köyünde bir çeşme yaptırmıştı. Makbuz, belge, her şey ortadaydı ama hediye edilen bir köpeğin satılmış olması, neden siyasi bir mahkemeye getirilmişti? Anlayabilen yoktu.
Aynı şekilde Menderesin, doğduğu ve Ayhan Aydanla birlikte öldürdükleri iddia edilen bebeklerinin davası da asıl yeri orası olmamakla birlikte (ki beraatla sonuçlanan tek davası buydu Menderesin) sadece savunmayı, yani Bayarla Menderesi psikolojik olarak çökertmek maksadıyla ilk başta açılmıştı ve maksadına da büyük ölçüde ulaşmıştı. Kişisel davalarla başlanan mahkeme, anayasa ihlalinden idamla sonuçlanacaktı.
Ancak Köpek davasını bilirdim de, sözü edilen köpeğin mahkeme salonuna getirildiğini hiç okumamıştım (belki bir yere yazılmıştır ama benim gözümden kaçmıştır). Aslan Denizle konuşmamızda Afgan tazısının Yassıada mahkeme salonuna getirildiğini ve savcıların önündeki bir masada kuzu kuzu oturduğunu öğrenince şaşırmadım desem yalan olur. Çünkü siyasi bir mahkeme salonuna getirilen köpek bile bunun bir mahkeme değil, bir işkence salonu olduğunu ve hukuk açısından ciddiye alınmaması gerektiğini açıkça ortaya koymaktaydı.
İdamlarla ilgili de bazı ilginç noktalara temas eden Deniz, askerlerin İmralıya götürülmediğini, oradaki fotoğrafların subaylar tarafından çekildiğini söylüyor. O kadar ki, gece idamlar için kullanılacak olan jeneratörleri çalıştırmayı sadece kendisi bildiği için, İmralıda bu işi yapacak bir subaya özel bir ders verecek, bildiği her şeyi ona bir bir anlatacaktı.
Foto Film Merkezinde fotoğrafları tab edenler, idam fotoğrafları karşısında irkilmişlerdi. Zaten idamlar sırasında orada görev yapan jandarma birliği, görmesinler diye yüzleri geri çevrilmişti. Sahne hakikaten korkunç olmalıydı. Zira fotoğraflar, idamlar sırasında çekien acıları olduğu gibi ve en feci sahneler halinde yansıtmaktaydı.
Foto Film Merkezindeki komutanlar fotoğrafları incelediler. Basına verilecekleri seçeceklerdi. İdam sırasında çekilen fotoğraflar korkunçtu. Bunların basına verilmemesini istediler. Hayali fotoğrafları seçip verin dediler askerlere. Yani halkı fazla infiale getirmeyecek olanlarını.
Peki bu üç isim idam edilirken ve hemen sonrasında çekilen fotoğraflara ne olmuştu?
Öğrendiğimiz kadarıyla olay şöyle gelişmişti:
İdam sırasında ve hemen sonrasında çekilen fotoğraflar sansürlenmişti. Peki sansürlenmemiş fotoğraflarda ne vardı?
Dilleri bir karış dışarıya sarkmış olup, yüzlerindeki ifade korkunçtur.
Soruyorum: Bizim idam sonrası fotoğraflar diye gördüklerimizde hiç böyle bir hal gözükmüyor. Neden?
Meğer ne yapılmış, biliyor musunuz? Cellat, cesetleri yakışıklı olsun diye gitmiş, dillerini katlamış, çeneyi açmış, dilleri ağızlarının içine sokmuş ve çene tekrar kilitlenmiş. Yani bizim gördüğümüz fotoğraflar bu şekilde çekilmiş.
Celladın kim olduğunu ise bir tanıktan, Mehmet Şimşekten öğreniyoruz.
Ben üç infazda da bulundum. Üçünde de iç emniyette idim. Sehpa ile aramızda 4 metre mesafe vardı. daha önceden 50 mezar kazılmıştı. İnfaz anında 150-200 kadar görevli ya da seyirci subay vardı. Gaddar ve katı yürekli bir halde görünüyorlardı. Cellat ise Üsküdarda bekçibaşı imiş. Demokrat Parti devrinde suistimali tespit | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.05.2010 | | | İdamfotoğrafıiçinbakınneyapılmış?İdam fotoğrafı için bakın ne yapılmış? |
|
| Son fotoğrafları bu oldu | Samanyolu Haber | 07.05.2010 07:54 |  | | Adil Yıldız, Kemal Özevin ve Cafer Çelik. Onlar geçen sene Hakkârinin Çukurca ilçesinde intikal görevi sırasında bir mayına basarak şehit oldu. Yaklaşık bir yıl sonra onları şehit eden mayının, Genelkurmay Başkanlığının açıkladığı gibi teröristlere değil, Türk Silahlı Kuvvetlerine ait olduğu ortaya çıktı.
Bu haberle şehit aileleri bir kez daha yıkıldı. Dün ortaya çıkan fotoğraf o üzüntüyü tazeledi. Şehit olan askerlerin olaydan 12 saat önce birlikte fotoğraf çektirdikleri ortaya çıktı. Şehitler Adil Yıldız, Kemal Özevin ve Cafer Çelik ile olayda yaralanan iki askerin bulunduğu fotoğraf karesi mayının patladığı 27 Mayıs 2009 saat 12.40ta çekilmiş. Fotoğraftaki 5 asker mermilerle yazdıkları Canım Anam yazısıyla poz vermiş. Fotoğraf karesindeki 3 asker, poz verdikleri gün şehit oldular. Fotoğraflarda şehitlerin kol kola poz verdikleri görülüyor. Anneler Gününden kısa bir süre sonra çekilen fotoğraflardan biri şehit askerler dinlenirken çekilmiş.
Mayın patlaması sonucu 7 asker şehit olmuş, 7 asker de yaralanmıştı. Olayın ardından internete iki komutanın ses kaydı düşmüştü. Söz konusu ses kayıtlarında Tuğgeneral Z.E., mayınları bizzat kendisinin yerleştirdiğini söylüyor ve Tümgeneral G.K.ye Komutanım, sizi böyle sıkıntıya soktuğum için kahroluyorum. diyordu. Tümgeneral K. ise Hiçbir sıkıntı yok. cevabını vererek Z.E.yi teselli ediyordu. Şehit ailelerinin yaptığı suç duyurusu üzerine Van Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada mayınların TSKya ait olduğu ortaya çıkmıştı. Başsavcılık, şüpheliler Tümgeneral G.K. ve Tuğgeneral Z.E. ile diğer sorumlular hakkında bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan görevsizlik kararı vererek dosyayı Genelkurmay Askerî Savcılığına göndermişti. Soruşturmada askerî savcılık hızla kısıtlılık kararı aldırmıştı. Sivillerin dosyanın içeriğini görmesini engelleyen karara şehit aileleri avukatları itiraz etmişti. İtirazı Genelkurmay Askerî Mahkemesinin reddettiği öğrenildi. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.05.2010 | | | SonfotoğraflarıbuolduSon fotoğrafları bu oldu |
|
| Kızıltepeliler şehit polis Akcan için mevlit okudular | Samanyolu Haber | 27.04.2010 22:03 |  | | Mardinin Kızıltepe ilçesinde ve bölgede ilk defa şehit olan bir güvenlik görevlisi için taziye çadırı kuruldu ve aynı çadırda mevlidi şerif okundu. Şehit polis memuru Ömer Akcan için ilçede açılan taziye çadırı ve mevlit programına vatandaşlar akın etti. Saldırının yaşandığı Cumhuriyet Polis Karakolunun önünde 3 dündür açılan taziye çadırına Kızıltepe ve komşu ilçe ve köylerden yoğun bir ziyaretçi akını oldu. Şehit polis memuru Ömer Akcanın fotoğrafları ile süslenen taziye çadırı, bölgenin gelenek ve göreneklerine uygun bir şekilde hazırlandı.
Müftü Cahit Erhunun ve görevli imamların okuduğu dua ve ilahilere Kızımtepeliler eşlik etti. Mevlidi şerif katılan vatandaşlar duygulu anlar yaşadı.
Kızıltepe Kaymakamı Osman Tunç burada yaptığı konuşmada, bölgenin örf ve adetlerine atıfta bulunarak şunları söyledi; Bölgenin örf ve adetlerine göre öldürülen birisinin arkasından taziye çadırı kurulursa, öldürülen kişinin kan davası gütmediğinin göstergesiymiş. Tabii ki devlet kan davası gütmez. Kızıltepeliler yanlış nereden gelirse gelsin ret ettiler. Biz bu ilgiden memnunuz ama, bu davranış teröre, şiddete çok güzel bir cevap olduğuna inanıyoruz. Acımızı paylaşmak için binlerce Kızıltepeli geldi, bizi yalnız bırakmadılar diye konuştu.
Şehit Ömer Akcanın abisi Hasan Akcan da düzenlenen mevlide katıldı. Ağbi Hasan Akçan; Kızıltepelilerin düzenlenen mevlide yoğun olarak katılmalarından duyduğu memnuniyeti ifade edip; Kızıltepeliler böyle yapıyorsa üzülmenin anlamı yok. İnsanların taziyeye ve mevlit programına gelmesi bizi sevindiriyor. Allah herkesin gönlüne göre versin. Ben de kürdüm. Bu Kürtlük davası değildir. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi de insandır, birlik beraberlik içinde yaşayalım taziye çadırına akın eden Kızıltepe halkına teşekkür ediyorum.dedi
Bu olayın bölgeyi üzdüğünü söyleyen Kızıltepeli A. Latif Nakşioğlu, bölgede son yıllarda görev yapan vali, kaymakam, emniyet müdürlerinin halka şefkatle yaklaşmalarından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirip; Valimize, kaymakamımıza, buradaki memur arkadaşlara dedim ki keşke 20?25 sene evvel siz gelmiş olsaydınız, o kadar teröristler, o kadar cehalet yaşanmazdı. Çünkü bölgeye merhamet kucağını açmışsınız. Onun için herkes sizi seviyor dedim. Çünkü o zaman öldürülmeler, dövülmeler, kırılmalar vardı.dedi
Çadırın önünde Ömer Akcanın mesai arkadaşları ile birlikte baş sağlığı mesajlarını kabul eden İlçe Emniyet Müdürü Alper Özdemir, Kızıltepelilerin acılarını paylaşmalarının kendileri için çok önemli bir moral olduğunu söyledi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.04.2010 | | | KızıltepelilerşehitpolisAkcaniçinmevlitokudularKızıltepeliler şehit polis Akcan için mevlit okudular |
|
| Kızıltepeliler şehit polisin çadırına akın etti | Samanyolu Haber | 25.04.2010 15:11 |  | | Mardinin Kızıltepe ilçesinde ilk defa şehit olan bir güvenlik görevlisi için taziye çadırı kuruldu. Şehit polis memuru Ömer Akcan için ilçede açılan taziye çadırına vatandaşlar akın etti.
Saldırının yaşandığı Cumhuriyet Polis Karakolunun önünde bugün açılan taziye çadırına Kızıltepe ve komşu ilçe ve köylerden yoğun bir ziyaretçi akını oldu. Şehit polis memuru Ömer Akcanın fotoğrafları ile süslenen taziye çadırı, bölgenin gelenek ve göreneklerine uygun bir şekilde hazırlandı.
Müftü Cahit Erhunun okuduğu dua ile açılan taziye çadırında huzur ve barışın sağlanması için ailelere büyük görevler düştüğü vurgulandı. Çadırda bir konuşma yapan Kaymakam Osman Tunç, Kızıltepeye huzuru çok gören zihniyetin iş başında olduğunu; ancak bu zihniyete izin vermeyeceklerini söyledi. İlçede huzur ve güvenin sağlandığı bir zamanda bir polisin şehit edilmesinin anlamlı bulduğunu söyleyen Tunç, Son yıllarda birçok yerde sıkıntı yaşanırken ilçede hiçbir olay yaşanmadı. Bu da emniyet mensuplarının büyük başarısıdır. Bu uğurda yaşamını yitiren Ömer Akcan gibi fedakar polislerimizin başarısıdır. İnsanlara sevgi ile yaklaşarak insanlarımızı huzurun tadını alınca onların çocukları bir daha kötü olaylara çekemediklerini gördük. Dediler ki Kızıltepe huzura alışmasın. Güzellikler içinde yaşamasın. Kimse bizi hukuk dışına taşıyamayacak. Böyle yaptığımız sürece kötülük planlayanlar emellerine ulaşamayacaklar. dedi.
Bu süreçte çok sıkıntı çektiklerini anlatan Tunç, Çocuklara taş verildi, molotof verildi. Panzerin önüne sürüldüler. Sokaklara sürülen çocukları tek tek tespit ettik. Onların evlerine gidip ziyaret ettik. Bu süreçte biz bir adım attığımızda aileler bize iki adım yaklaştı. Başarımız yüzde 80 oldu. diye konuştu.
Çadırın önünde Ömer Akcanın mesai arkadaşları ile birlikte baş sağlığı mesajlarını kabul eden İlçe Emniyet Amiri Alper Özdemir, bu yaklaşımın kendileri için çok önemli bir moral olduğunu söyledi.
CİHAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.04.2010 | | | KızıltepelilerşehitpolisinçadırınaakınettiKızıltepeliler şehit polisin çadırına akın etti |
|
| Hiddink'i şoke eden ikili | Samanyolu Haber | 17.03.2010 13:22 |  | | A Milli Takım teknik direktörlüğüne getirilen Guus Hiddink, önceki gece yardımcısı Oğuz Çetinin 14 dosyalık sunumuyla çalıştıracağı takımı tanımaya başladı.
Çetinin çok sayıda video görüntülerinin yanı sıra yazılı belgeler üzerinden milli takımı anlattığı toplantıda en çok konuşulan konu Gökhan Zan ve Servet ikilisinden kurulu savunmanın göbeği oldu. Milli takımın yediği gollerin izlendiği videoyu sık sık durdurup değerlendirmeler yapan Hiddinkin, ?Bizim takımın ciddi savunma zaafları var. İki stoperimizin özellikle duran toplarda konsantrasyon eksikliği bulunuyor. Onların yaptığı hatalar takım savunmasına çok yansıyor. Bu çok ciddi bir sorun. Üstesinden gelmemiz lazım? dediği öğrenildi.
Vatan Gazetesinden Tayfun Bayındırın haberine göre; TOPLANTIDA milli takımın genel yapısının yanısıra oyuncular bazında da değerlendirme yapıldı. Hamit Altıntop, Emre Belözoğlu, Tuncay Şanlı, Arda Turan, Mehmet Aurelio ve Mevlüt Erdinçi yakından tanıdığını belirtip, ?Bizim takımımızın bir omurgası var. Bu oyuncular omurganın temel taşları. Ama onların da eksiklikleri var. Hepsine bunları tek tek anlatacağım. En kısa zamanda birbirimizi tanıyacağız? diye konuşan Guus Hiddinkin başta Almanya olmak üzere, Belçika, İspanya, İngiltere ve Rusyadaki milli oyuncuları izlemesi için seyahat programı da belirlendi. Bu programa göre Hollandalı ilk olarak Almanyaya gidecek ve Halil-Hamit Altıntop kardeşler ile Nuri Şahini izleyecek.
BURSASPORA DİKKAT
YAPTIĞI sunum ile Hiddinki çok etkileyen Oğuz Çetin, Süper Ligde şampiyonluğa koşan Bursaspor için ayrı bir CD hazırlayıp tecrübeli hocaya verdi. Volkan Şen, Ozan ve İbrahime dikkat çeken Çetin, Sercan Yıldırım için de ayrı bir değerlendirmede bulundu. Sercanın bazı lig ve milli maçlardaki görüntülerini izleyen Hiddink, ?Çok yetenekli ve benim sistemime uyacak yapısı var. Ancak savunma yönü de gelişmeli? yorumunda bulundu. Hiddink ile ayrıca son Honduras karşılaşması da değerlendirildi. Hiddink bu maçta milli takımın yüzde 62 oranında topa sahip olma oranını yeterli bulmadı.
TOPLANTIDA Rusya Federasyonu ile sürmekte olan sözleşmesini erken fesh etmek için çaba sarf ettiğini belirten Hiddink, Türkiyede de en kısa zamanda maç izlemek istediğini dile getirdi. Bunun üzerine iki büyük derbi karşılaşması Hiddinkin programına alındı. Hiddink önce G.Saray-F.Bahçe derbisine ardından da F.Bahçe-Beşiktaş maçını yerinde canlı izleyecek. Hollandalı teknik adam Anadoluda da maç izlemek istediğini dile getirdi. Bunun için de Urfada oynanması beklenen Türkiye Kupası Finali izlenecek maçlar listesine dahil edildi.
60 futbolcuyu fişlediler
Çetin, Hiddinke seçilebilecek oyuncuların aile bilgilerinden bildiği yabancı dillere kadar çok detaylı dosyalar verdi.
OĞUZ Çetin yaklaşık 3 saat süren milli takım değerlendirme ve tanıtım toplantısında Guus Hiddinke 60 milli futbolcuyla ilgili bilgi aktardı. Çetinin tüm futbolcularn için tek tek hazırladığı bilgi fişlerinde, futbolcuların kişisel bilgilerinin yanısıra, futbolculuk kariyerleriyle ilgili detaylar da yer aldı. Fişlere futbolcuların fotoğrafları yapıştırıldı. Ayrıca, aile bilgileri, eğitimleri, bildikleri diller, medeni durumu gibi özel bilgilerinin yanı sıra, cep ve ev telefonları da yazıldı.
ÇETİN, Guus Hiddinke oynama şansları daha yüksek olan 30 futbolcu için ikinci bir dosya sunarak daha detaylı bilgiler verdi.
Hiddink bereketli geldi!
Türkiyenin başına geçtiğinin resmen duyurulmasıyla birlikte TFFye çok sayıda milli maç teklifi geldi. Federasyona ulaşan resmi tekliflere göre Romanya, Hırvatistan, Estonya, Kanada, Çin ve Güney Kore, Türkiye ile özel maç oynamak istiyor. Bu arada Brezilya ile oynanacak hazırlık maçının yanısıra, 17 Kasım 2010 tarihinde de Hollanda ile Amsterdamda bir hazırlık maçı yapacağız.
Arızalı adama forma yok!
GUUS Hiddink, Oğuz Çetinin yaptığı bilgilendirme toplantısında 30 futbolcuyla ilgili olarak karakter analizi de istedi. Bazı futbolcuların iyi performanslarına karşın milli takıma alınmadıkları yönünde bilgileri olduğunu söyleyen Hollandalı hoca, ?Türkiyedeki en yetenekli ve performansı yüksek oyuncuları kadroya çağıracağım. Ancak futbolcunun karakter yapısı da önemlidir. Eğer ekip ruhuna uymuyorlarsa, eğer bizim kurallarımız onları rahatsız ediyorsa beraber olamayız? ifadesini kullandı..
BU değerlendirmenin ardından Oğuz Çetin; Fatih Tekke, Gökdeniz Karadeniz, ve İbrahim Toraman gibi Fatih Terim döneminde milli takıma alınmayan oyuncuların neden kadroda olmadığını Hiddinke aktardı. Ancak bu oyuncular ile ilgili son kararı Hollandalı hoca verecek. | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.03.2010 | | | HiddinkişokeedenikiliHiddinki şoke eden ikili |
|
| İşte yılın en iyi fotoğrafları - Foto | Samanyolu Haber | 12.03.2010 15:12 |  | | Türkiye Foto Muhabirleri Derneği tarafından Vakıfbank sponsorluğunda düzenlenen Yılın Basın Fotoğrafları 2009 Yarışmasında ödül alan fotoğraflar belli oldu. Dernekten yapılan açıklamaya göre, bu yıl 25incisi düzenlenen yarışmada, Kutup Dalgakıran, Bülent Hiçyılmaz, Burhan Özbilici, Koray Peközkay, Fatih Sarıbaş, Atilla Sertel, Selahattin Sevi, Murad Sezer, Ömer Tekdal, Yurttaş Tümer, Esat Yılmaer ve Rıza Özelden oluşan jüri bir araya gelerek bin 267 fotoğraf arasında değerlendirme yaptı.
Değerlendirmenin ardından Associated Press Foto Muhabiri İbrahim Ustanın İstanbulda yaşanan sel felaketi sırasında çektiği İstanbul2009 isimli fotoğrafı Yılın Basın Fotoğrafı olarak seçildi.
Ustanın fotoğrafı, geçen yıl Eylül ayında yaşanan yoğun yağışın ardından İstanbulun sele dönüşen manzarasını, selin insanları nasıl mağdur ettiğini ve İstanbulun altyapı sorununu gözler önüne sermesi nedeniyle ödüle layık görüldü.
Haber, Serbest, Spor, Çevre, Foto Röportaj ve Türkiyenin Yüzü dallarında gerçekleştirilen yarışmada toplam 22 fotoğrafa ve 12 fotoğraftan oluşan bir portfolyaya ödül verildi.
Yarışmanın Foto Röportaj dalında ise jüri dereceye değer bir eser bulamadı. Bu dalda yalnızca Habertürk Gazetesi Foto Muhabiri Sedat Sunaya Bilge Köyündeki çalışmasından dolayı mansiyon verildi. Sunanın İstanbul rumuzlu fotoğrafı ise VAKIFBANK Özel Ödülü aldı.
Ödüller, Mayıs ayında Ankarada gerçekleştirilecek törenle sahiplerine sunulacak.
AA foto muhabirlerinin 8 ödül aldığı bu yılki yarışmada, fotoğrafları ödüle layık görülen foto muhabirleri ve ödül aldığı kategoriler şöyle:
-Yılın Basın Fotoğrafı
-İstanbul2009 - İbrahim Usta (Associated Press)
-Yılın Haber Fotoğrafı
1-İstanbul2009 - İbrahim Usta (Associated Press)
2-Herşey hayatta kalmak için - Emrah Yaşar (Anadolu Ajansı)
3-Bilge Köyünde acı - İlhami Yıldırım (Sabah Gazetesi)
-Yılın Serbest Fotoğrafı
1-Ana Yüreği - Hakan Şahin (Anadolu Ajansı)
2-Yalnız Adam - Onur Çoban (Zaman Gazetesi)
3-Türkiye Pist Şampiyonası - Ali Atmaca (Anadolu Ajansı)
-Yılın Spor Fotoğrafı
1-Maratoncunun son metrelerdeki trajedisi - Aziz Uzun (Anadolu Ajansı)
2-Eskrim - Kerim Ökten (EPA)
3-Motokros Dünya Şampiyonası - Mehmet Ali Poyraz (Zaman Gazetesi)
-Yılın Çevre Fotoğrafı
1-Çevreye Saygı - Arif Akdoğan (Habertürk Gazetesi)
2-İstanbulda Sel - Yalçın Bel (Sabah Gazetesi)
3-Yangına asker müdahalesi - Ali Atmaca (Anadolu Ajansı)
-Türkiyenin Yüzü
1-Süleymaniye Camii - İbrahim Usta (Associated Press)
2-Dört Mevsim Birarada - Ali İhsan Öztürk (Anadolu Ajansı)
3-Köylü kızı - Ozan Güzelce (Milliyet)
-Rafet Hüner Özel Ödülü
-Bostancıda çatışma - Mustafa Kirazlı (Zaman Gazetesi)
-Mustafa Pekcan Özel Ödülü
-Güvercin ve F-16 - Nail Kadirhan (Anadolu Ajansı)
-VAKIFBANK Özel Ödülü
-İstanbul - Sedat Suna (Habertürk Gazetesi)
-Yılın Haber Fotoğrafı Mansiyon
-Vicdansız Baba - Yücel Velioğlu (Anadolu Ajansı)
-Yılın Serbest Fotoğrafı Mansiyon
-Şemdinlide Beyzbol - Mühenna Kahveci (Zaman Gazetesi)
-Yılın Spor Fotoğrafı Mansiyon
-Suda Çırpınış - Selman Eştürker (Zaman)
-Foto Röportaj Mansiyon
-Bilge Köyü Katliamı - Sedat Suna (Habertürk Gazetesi)
Yılın Basın Fotoğrafları Ödülünü kazanan İbrahim Usta, 1975 yılında İstanbulda doğdu. 1994 yılında Milliyet gazetesi spor servisinde arşiv görevlisi olarak çalışma hayatına başladı. 1995 yılında Aksiyon Dergisine arşiv görevlisi olarak geçen Usta, 2000 yılına kadar çalışma hayatını burada sürdürdü. Sonrasında ise Cihan Haber Ajansında 2 yıl foto muhabirliği yapan İbrahim Usta, 2002 yılında Zaman Gazetesine geçti. 2007 yılında buradaki görevinden ayrılan Usta, Associated Press (AP) haber ajansına geçti. Usta, halen Associated Press ajansında çalışıyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 12.03.2010 | | | İşteyılıneniyifotoğrafları-Fotoİşte yılın en iyi fotoğrafları - Foto |
|
| 2005'teki skandal ortaya çıktı | Samanyolu Haber | 05.02.2010 07:31 |  | | Balyozla birlikte 2003-2005 yıllarına ait darbe planları tartışılırken, Meclisin bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı. Bir askeri helikopterin izin almadan TBMM üzerinde yaptığı alçak uçuş tutanaklara girdi. Hadisenin yaşandığı gün, takvim yaprakları 27 Aralık 2005i gösteriyordu. Meclis çalışanları, milletvekilleri ve ziyaretçiler, saat 10.40 civarında şiddetli bir gürültüyle irkildi. Bir askerî helikopterin Genel Kurul Salonunun bulunduğu ana bina ile Meclis Başkanlığı makamının çatısına değecek şekilde uçuş yapması heyecan uyandırdı. Bina camları açılıp kapanırken, bazı yön levhaları çevreye savruldu. Yaşananları tutanağa geçiren görevliler her şeyi fotoğrafladı. Hadisenin Meclis taburuyla ilgili tartışmaların yaşandığı döneme denk gelmesi ise dikkat çekti.
Son dönemde gizli kalan gelişmeler bir bir deşifre oluyor. 2003-2005 Aralıkına ait darbe planları ve Balyoz Harekat Planı tartışılırken, Başbakan Tayyip Erdoğanın eşinin başörtülü olduğu için GATAya alınmadığı da öğrenilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) de bugüne kadar gizlenen ilginç bir hadiseye şahitlik ettiği ortaya çıktı.
Tutanaklara göre, 27 Aralık 2005te Meclis semalarında uçan esrarengiz helikopter hemen fark edildi. Personel binası ve ziyaretçi kabul salonu üzerinde birkaç dakika bekleyen askerî helikopter, Genel Kurul Salonu ve parti grup odalarının bulunduğu ana bina tarafına yöneldi. Halkla İlişkiler binaları (milletvekili odaları bulunuyor) ve Meclis Başkanlığı makamının yer aldığı bölümde de turladı. Meclis Başkanlığı koltuğunda ise o dönem Bülent Arınç oturuyordu.
Paniğe ve Ne oluyor? sorusuna kaynaklık eden askerî helikopterin böyle bir uçuş yapacağı, önceden Meclis yönetimine bildirilmemişti. Yani izin alınmamıştı. Ankaradaki bazı önemli hadiselerde güvenlik amaçlı uçan Emniyet helikopterlerinin TBMM üzerinden geçtiğine de şimdiye kadar şahit olunmamıştı. Bunun üzerine, yaşananları fotoğraflayan görevliler bir de tutanak tuttu. Fakat bu tutanak, Meclis yönetimi tarafından sır gibi saklandı. Helikopter uçuşunun merak uyandırmasında Türkiyenin içinde bulunduğu hassas konjonktür de etkili oldu. 2003-2005 yılları arasındaki darbe planları, Ergenekon kapsamında sonradan ortaya çıktı. 27 Ekim 2004 tarihinde Ankarada F-4 savaş uçaklarıyla Başbakan Tayyip Erdoğanın evinin üstünde yapılan alçak uçuş tartışma doğurmuştu. Uçaklardan biri, Başbakanın evinin yaklaşık 200 metre yakınında bulunan Aksa Camiinin minaresinin ucundaki aleme (hilal) çarpmıştı.
27 Aralıktaki helikopter uçuşundan hemen önce ise eski AK Parti Milletvekili Resul Tosunun Meclis Muhafız Taburunun şehir dışına taşınması yönündeki yazısı tartışma doğurmuştu. Genelkurmay 8 Aralıkta sert bir açıklama yapmış; dönemin Meclis Başkanı Arınç da 11 Aralıkta bu açıklamayı üstü kapalı eleştirmişti. Yine, o günlerde içki yasağı, meslek liseleri ve asker-sivil ilişkileri eksenli tartışmalar gündemi meşgul ediyordu.
Tutanak, TBMM Genel Sekreterliğine bir üst yazıyla sunuldu. Tutanağa göre, askerî helikopter, önce personel binası, ardından ziyaretçi kabul salonu üzerinde yaklaşık üçer dakika bekledi. Dikmen giriş kapısı yönüne geçen helikopter buradaki kabul salonu üzerinde ağaçların boyuna yakın bir mesafede bir süre durunca yaydığı şiddetli gürültü nedeniyle ziyaretçileri ürpertti. Personel de büyük panik yaşadı.
Tutanakta, şu gözlemler dikkat çekiyor: Söz konusu uçuş sırasında binanın sallandığı, camların açılıp kapandığı, dış mekanlardaki bazı yön levhalarının yerlerinden fırladığı ve birkaç levhanın oluşan basınç altında kaynak yerlerinden koparak çevreye savrulduğu gözlenmiştir. Olay sonrası çevrede yapılan araştırmada başkaca bir hasara rastlanmamıştır.
Harp Okulu yürüyüşü için miydi?
Tutanağın son bölümünde, helikopterin geliş sebebi hakkında tahminde bulunuluyor. Burada, Atatürkün Ankaraya gelişi nedeniyle 1.500 civarında Kara Harp Okulu öğrencisinin yürüdüğü ve bu sırada helikopterin güvenlik ve çekim amacıyla alçaktan uçuş yaptığı duyumları alınmıştır. deniliyor. Bununla birlikte, fotoğrafları da çekilen helikopterin adeta Meclis çatısına değecek kadar alçaktan uçtuğu da tutanakta özellikle vurgulanıyor.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.02.2010 | | | 2005tekiskandalortayaçıktı2005teki skandal ortaya çıktı |
|
| Kotku ve Coşan Hocaefendi'ye anma | Samanyolu Haber | 01.02.2010 08:30 |  | | Prof. Dr. Mahmut Esad Cosan ve hocası Mehmet Zahid Kotku, İsveçin başkenti Stockholmde sevenleri tarafından anıldı. Avustralyada 2001 tarihide geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden ilim, fikir, gönül adamı Prof. Dr. Mahmut Esad Cosan, dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi Stockholmde de her yıl anılırken, geçen yıllardan farklı olarak bu sefer, hocası Mehmet Zahid Kotku ile birlikte anıldı.
M. Esad Coşanın doğumunun 74. yılı münasebetiyle, Takva Derneği tarafından dün akşam Årsta Folketshusteki konferans salonunda gerçekleştirilen anma programına İsveçin çeşitli şehirlerinden davetliler katıldı. Kuran ve ilahilerin okunduğu ve sinevizyon gösterisinin sunulduğu anma programında İsveç Parlamentosu milletvekili Yeşiller Partili Mehmet Kaplan ile Türkiyeden gelen Ali İlhan birer konuşma yaptı.
Konuşmalarda, gecenin anlam ve öneminin yanı sıra, Kotku ve Coşanın hayatlarından kesitler sunularak, özellikle eğitim ve çocuklara iyi örnek olmanın üzerinde duruldu.
Yeni neslin eğitiminde Hocanın nefesi, çocuğun hevesi ve babanın kesesinden oluşan bir saç ayağının olduğunu belirten eğitimci Ali İlhan: İyi bir eğitimin yolu; aile, okul ve çevreden geçer. İşte Zahid Kotku Hazretleri, bu üç unsurun birleşmesine güzel bir örnektir şeklinde konuştu.
Coşanın aile hayatından kesitler sunan İlhan, örnekli anlatımında yer yer dinleyicileri kürsüye çağırıp, ideal evlilik olgusuna dikkat çekti. Salonun en yeni evli ve bir çocuğu olan bir çifti kürsüye çağıran eğitimci konuşmacı İlhan, genç kocaya eşine çiçek verdirerek eşlerin birbirini sevip saymasına bir model sundu.
Programdan sonra katılımcılar birbirleriyle hatıra fotoğrafları çektirdi.
DERNEK BAŞKANI SITKI AĞRALI: BU BİR VEFA GECESİDİR
Anma gecesini düzenleyen Takva Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sıtkı Ağralı, program hakkında özel bilgi verdikten sonra, Hocamızın 74. doğum yılı anısına böyle bir program düzenledik. Bu programı diğerlerinden farklı kılan, bu sene Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan Hocaefendi ile Mehmet Zahid Kotku Hazretlerini birlikte yâd etmiş olduk. dedi.
Böyle bir program düzenlemede çıkış noktaları konusunda da bilgi veren Başkan Sıtkı Ağralı, Esad Coşan Hocamızın buralara çok hizmetleri oldu, bu ülkeye manevi katkısı olduğuna inanıyoruz. 1987den beri gelir ve buradaki aileleri ziyaret ederdi. Sahurlarda ve bazı anlamlı günlerde programlar yapardık kendisiyle. Buralara bu kadar hizmetleri ve hayrı olmuş böyle değerli bir insana vefamızı gösterme adına da böyle anma, programları düzenlemeye başlamıştık şeklinde konuştu.
Anma gecesinde misafirlere yiyecek ve içecek ikramları yapıldı. Bu arada, İsveçin değişik şehirlerinden anma programına gelmiş olan katılımcılar birbirleriyle sohbet etme imkânı buldu.
PROF. DR. M. ESAD COŞAN
Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan, 14 Nisan 1938 tarihinde, Çanakkaleye bağlı Ayvacık ilçesinin Ahmetçe köyünde dünyaya geldi. Avustralyada geçirdiği trafik kazası sonucu 4 Şubat 2001de vefat etti.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi bölümünü 1960 yılında bitirdi. Arap Dili ve Edebiyatı, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ve Türk-İslâm Sanatı sertifikaları aldı. Fakülte son sınıfta iken Mehmed Zâhid (Kotku) Efendinin küçük kızı Muhterem Hanımefendi ile evlendi.
Uzun yıllar üniversite hocalığı yaptı. İrşad faaliyetleri ile sosyal ve kültürel çalışmalara daha fazla zaman ayırabilmek amacıyla 1987 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Bundan sonra Hocası ve kayınpederi Mehmed Zahid Efendiden aldığı tebliğ ve irşad görevini daha aktif yerine getirebilmek için faaliyetlere başladı. Türkiyenin birçok ilinde hadis dersleri verdi. Yaygın ve örgün eğitim, kültür, yardımlaşma, sanat ve yayın alanlarında hizmet üretmeleri için dostlarını teşvik etti. Bu alanlarda birçok çalışmanın başlamasına önayak oldu. Çok sayıda kitap ve makale kaleme aldı.
Dünyanın birçok ülkesine seyahatlerde bulundu. Avrupa, ABD, Orta Asya ve Avustralyaya defalarca giderek eğitim programlarına katıldı.
Avustralyada, bir cami açılışı için yaptığı seyahat esnasında, trafik kazası sonucu 4 Şubat 2001de vefat etti. Türkiyeye getirilen nâşı Eyüpsultan Mezarlığında toprağa verildi.
MEHMET ZAHİD KOTKU
1897 yılında Bursa Kaleiçinde dünyaya geldi, 13 Kasım 1980de İstanbulda vefat etti. Gümüşhânevî Dergâhı şeyhi Mustafa Feyzi Efendinin önde gelen talebelerinden ve 20. yüzyılın büyük İslâm alimlerindendir. İslâm ahlâkının yayılması için uzun yıllar hizmet etti.
Mehmed Zâhid Efendi ilk tahsîlini Bursa Oruçbey İbtidâîsinde yaptı. Orta öğrenimini ise Maksem İdâdîsi ve Bursa Sanâyi-i Nefîse Mektebinde (sanat okulu) gördü. Sanat okulunda okurken, o sıralarda patlak veren Birinci Dünyâ Harbi sebebiyle on sekiz yaşındayken askere çağırıldı. Uzun yıllar askerlik yaptı ve Suriye cephesinden dönüşte de orduda yazıcılığa devam etti.
Aynı zamanda derslere, toplantılara ve vaazlara da devam etti. Gümüşhane Dergâhında Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi ve onun vefatı | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.02.2010 | | | KotkuveCoşanHocaefendiyeanmaKotku ve Coşan Hocaefendiye anma |
|
| Şener'den Vatan'a özel röportaj | Samanyolu Haber | 02.01.2010 16:17 |  | | Emekli askeri hakim Faik Tarımcıoğlunun hakkında yaptığı açıklamalar sebebiyle dikkatleri üzerine çeken Türkiye Partisi lideri Abdullatif Şener Vatan Gazetesine özel röportaj verdi. Şenerin hedefinde ise yine Başbakan Erdoğan vardı.
?TSK?nın kalbinde? ki aramalar Türkiye?nin gündeminde. Başbakan ?tarihi bir süreç? diyor, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye hukuk devleti ve Anayasa, yasalarla kurumların yetki ve sorumlulukları belli. Hukukun gerekleri hangi sınırları zorluyorsa bu çerçevede ortaya çıkan hadiseleri abartmamak lazım. Ama Türkiye?de birkaç yıldır yaşanan olaylar, hukuk devleti ilkelerine göre yorumlayabilmenin sınırlarını aşıyor. Her vatandaş ?Türkiye?de ne oluyor? diye sorgulamak ihtiyacı duyuyor. Benzer konularda yargının farklı fotoğrafları var. Örneğin Ergenekon davasıyla ilgili verdiği fotoğraf farklı, Deniz Feneri?yle ilgili verdiği fotoğraf farklı. Birinde dava, her gün dışarıya bilgi sızdırılarak, spekülasyonlar üretilerek, tedirginlikler yayılarak sürdürülüyor. Diğeri ise hiçbir bilginin sızmadığı, tamamen kapalı bir halde. Bir başbakan yardımcısına suikast girişimi çok ciddi bir iddiadır. Üstelik Genelkurmay?ın, ?Böyle bir şey yok. İstihbaratı değerlendiren subaylar oradaydı? açıklaması var. Buna rağmen arama yapılıyor.
?Buna rağmen? i nasıl yorumlamak gerekiyor?
TSK hırpalanıyor. Bir yandan siyaset, bir yandan yargı süreçleri altında prestiji tahrip ediliyor. Diğer taraftan PKK ile yumuşayan bir süreç ve sonra açılım var. Böyle bir durumda ?Acaba ikisi birbirine bağlantılı mı? diye soruyor insan. Sadece ülke içindeki hukuk süreci mi diyelim, yoksa bölgemizde uluslararası etkilerin devamı olarak mı bakalım? Bunu ayrıştıramıyorum.
Süreç iyi yönetilmiyor
Eğer bu iddia doğruysa seçilen kişi neden Bülent Arınç sizce?
Ben Arınç isminin çok özellikli bir durum yansıttığını düşünmüyorum. Bir suikast girişimi var mı, yok mu, bununla ilgili de kesin bir kanaatim yok. Sürecin sonunda ortaya çıkınca bir şey söyleyebiliriz. Son 3 senedir sürekli yıpratılan Genelkurmay?ın bu süreci doğru ve etkili idare edemediğini düşünüyorum. Genelkurmay Başkanlığı hatta Genelkurmay Başkanı açıklamalar yapıyor. Bunların ardından ise farklı şeyler çıkıyor ve açmazda kalıyor. Yapılan açıklamaya rağmen savcılar günlerce incelemeyi sürdürüyorlar. Bu görüntüler, askerin kendisini savunamadığını, doğru anlatamadığını, süreci doğru yönetemediğini gösteriyor. İkincisi sahipsizliğini de gösteriyor. Ne siyasetin, ne de basının konuyu daha anlaşılır bir şekilde, yıpranmayı önleyecek bir şekilde tavır sergilediğini görmüyoruz.
Siz 28 Şubat?ı yaşayan isimlerden birisiniz. O dönem en çok baskıyı askerlerden gördünüz. Şimdi TSK sahipsiz diyorsunuz?
28 Şubat sürecinde mevcut iktidara karşı yanlış yapıldı. İyi işleyen bir hükümet vardı. Gelir grupları mutluydu ama o ortamda ?post modern?darbe yapılmıştır. O günden bugüne de bütün süreçler alt üst olmuştur. Askerin görevinin başında ve kışlada olması gerektiğini düşünüyorum. Siyaseti siyasilere bıraksınlar. Siyaset yanlış yapabilir ama halk zaten dersini verir, iktidardan alır. Şimdi yaşadığımız süreç farklı. Farklı bir ortamdayız ve ben bu ortamda kurumlar arası işbirliğinin, güvenin son derece önemli olduğuna inanıyorum. Dünya ekonomisi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye de, bunlara bağlı olarak ekonomisi ve kurumsal yapısı yani sistemin bütünü itibariyle yeniden yapılanıyor. Bu yapılanma Türkiye?nin ihtiyaçlarına göre mi, yoksa bazı dış merkezlerin ihtiyaçlarına göre mi şekillendiriliyor?
Çatışma ortamı var
Yargı, siyaset kendi içinde birbirine girmiş, üniversiteler ayrışmış, güvenlik birimleri içinde güvensizlik ve ayrışma var. Bütün kurumların birbirine karşı duyduğu güvensizlik ve çatışma ortamı var. Ve hala Başbakan, ?Kurumlar işbirliği içindedir? diyor. Bu söyleyebilmek için herkesi aptal yerine koymak lazım. Kimse aptal değil. Türkiye?de korkunç bir dağınıklık var ve bu ülkenin dışardan yönetilmesine açık bir zemin oluşturmuştur. Buna bakınca ?Ne oluyor? sorusunu ister istemez soruyorsunuz.
?Ne oluyor? tamam ama daha önemli soru galiba ?Ne olacak??
Ülkede bu kadar büyük bir dağınıklık varken, olacak şeyler, ortaya çıkacak sonuçların Türkiye?nin ihtiyaçlarına uygun olacağını düşünmüyorum. Ben Türkiye?yi yönetenlerin 24 saatlik planları olduğunu düşünmüyorum. Günü birlik düşünüyorlar.
?Başbakan beni dinliyor? dediniz, hala böyle düşünüyor musunuz?
O kadar çok sızıntı oldu ki. Türkiye?deki insanların çoğunluğu dinlendiğine inanmaya başladı. Yargı kararlarına da girmiştir ki yasal dinleme yetkisine sahip birimler bile yasadışı dinlemeler yapıyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı?na bakalım. Kurumun kanunu 2005?te çıkarılmıştır. O dönemde ben hükümetteydim. Konunun Bakanlar Kurulu?nda konuşulduğunu hiç hatırlamıyorum. Yani TİB?le ilgili tasarı hükümetten Meclis?e gitmedi.
Denetim yapılmadı
Kanunu incelediğinizde o dönem kadar olan jandarma, emniyet ve MİT?in dinlemelerini de koordine eden bir kurum olarak | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.01.2010 | | | ŞenerdenVatanaözelröportajŞenerden Vatana özel röportaj |
|
| Bu fotoğrafa iyi bakın çünkü... - Foto | Samanyolu Haber | 25.10.2009 00:33 |  | | 2009un en iyi vahşi yaşam fotoğrafları belli oldu. 94 ülkeden 43,135 fotoğrafçının katıldığı yarışmanın birincisi çitin üstünden atlayan bir kurdu fotoğraflayan José Luis Rodríguez oldu.
Yarışmaya katılan en iyi 100 resim 23 Ekim itibariyle Londradaki Doğal Tarih Müzesinde sergilenecek. Bu sene tam 94 ülkeden 43,135 fotoğraf katıldı.
Geçen seneye oranla yüzde 33 katılımcı artışı yaşayan yarışmanın müdürü müdürü Gemma Webster, çoğu katılımın İngiltere ve Amerikadan olduğunu fakat son yıllarda Çin ve Rusyadan da atılımların gerçekleştiğini ifade etti. | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.10.2009 | | | Bufotoğrafaiyibakınçünkü-FotoBu fotoğrafa iyi bakın çünkü - Foto |
|
| İl il Bayram coşkusu | Samanyolu Haber | 20.09.2009 11:11 |  | | Bayram tüm yurtta huzur içinde kutlanıyor. On bir ayın sultanı Ramazan ayını oruçlu geçiren Müslümanlar, sabah erken saatlerde bayram namazını kılmak için camilere akın etti.
Adanada bayram namazında camiler doldu taştı. Saat 07.04de kılınacak bayram namazı için camilere akın eden vatandaşlar, vaazları huşu içinde dinledi. Türkiyenin en büyük mabetlerinden Merkez Sabancı Camii, bayram namazına koşan cemaate dar geldi. Cami kürsüsünde konuşan din görevlileri, birlik ve beraberlik duygusuna vurgu yaptı. Bayramların kardeşlik, dostluk, sevgi, saygı, muhabbet gibi insani ilişkilerin pekiştirildiği günler olduğu dile getirilen konuşmalarda, kırgınlıkların son bulması gerektiğine işaret edildi. Kılınan bayram namazı, dinlenen hutbe ve getirilen tekbirler sonrası vatandaşlar, cami avlusunda bayramlaştı. (CİHAN)
Ramazanın manevi atmosferini iliklerine kadar yaşayan vatkandaşlar, bayram namazı sonrası kucaklaşarak bayramlaşmanın da tadını çıkarttı. Birbirlerini hiç tanımayan kişiler bayram namazı sonrası kucaklaşarak kardeşlik mesajları verdi.
Bursada şehrin muhtelif semtlerindeki camiler bayram namazına saatler kala doldu. Özellikle tarihi camilerde yer bulunmazken mahalle camilerinde de benzer tablolar yaşandı. Bayram namazı sonrası her camide bayramlaşma töreni düzenlendi. Aynı safta namaz kılan vatandaşlar, namaz sonrası kucaklaşarak bayramlaştı. (CİHAN)
Edirnedeki tarihi Selimiye Camii bayram namazında müminlerle doldu taştı. Bir ay boyunca oruç ibadetini yerine getiren Müslümanlar sabah saatlerinde başta Selimiye olmak üzere tarihi camilere akın etti. Yer bulamayanlar ise caminin iç avlusunda namazlarını kıldı. (CİHAN)
Erzurumlular, yağmurlu havaya rağmen Bayram Namazı için camileri doldurdu. Erzurum, Ramazan Bayramının ilk gününe yağmurlu havanın etkisi altına girdi. Gece geç saatlerde başlayan yağmur gündüz de devam etti. Bayram Namazının erken kılındığı illerden olan Erzurumda yağışlı havaya rağmen tarihi camiler doldu. Lala Paşa Camiinde namaz sonrası cemaat salavat ve tekbirler getirdi. Cami dışında da bayramlaşmalar oldu.
On bir ayın sultanı Ramazan ayını oruçlu geçiren Müslümanlar, sabah erken saatlerde bayram namazını kılmak için camilere koştu. Birçok mahallede vatandaşlar bayram namazını sokaklarda kıldı. İzmirde 07.37de kılınan bayram namazı için vatandaşlar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte camilere gelmeye başladı.
Mardinin Bilge köyünde Ramazan Bayramı buruk geçiyor. 44 kişinin katledildiği köyde, sabahın erken saatlerinden itibaren camiye akın eden köylüler, kılınan bayram namazının ardından camide birbirleriyle kucaklaştı. Daha sonra topluca mezarlığa giden köylüler, öldürülen yakınlarının mezarları başında dua etti. Özellikle anne ve babalarını kaybeden çocukların yaptığı dualar yürekleri dağladı. Bayramı anne ve babalarından yoksun geçiren 62 yetimin mezarlıklarda ellerini açarak yaptıkları dua Köy Muhtarı Abdurrahman Çelebiyi ağlattı.
Kaybettiği yakınlarının fotoğrafları ile birlikte mezarlığa gelen Fatma Çelebinin (30) feryatları adeta köyde yankılandı. Katillere en ağır cezanın verilmesini isteyen Fatma Çelebi, Bu bayramda kimin elini öpeyim ne anam var ne babam ne kardeşlerim ne de yakınlarım. Söyleyin ben kimin elini öpeyim. Bu bayramı bize zehir ettiler. Namazın başında bizleri öldürdüler. Hakkımızı helal etmiyoruz. dedi Kaybettiği anne ve babasının mezar taşlarını öperek dua eden Selim Çelebi (12)ise, Ne anam kaldı ne babam. Bu bayramda öpecek el kalmadı. Benim için bugün bayram değil. diye konuştu. Bilge Köyü Muhtarı Abdurrahman Çelebi, herkes bayramlaşırken kendilerinin mezarlık başında kaybettiği yakınlarının acısını yaşadığını söyledi.
Çelebi, Altmış iki yetimle birlikte buruk bir bayram geçiriyoruz. ifadelerini kullandı. Mahkemenin dava sonrasında iki kişiyi tahliye etmesine de tepki gösteren Çelebi, medya kuruluşlarından olayla daha çok ilgilenmelerini ve üzerinde durmalarını istedi. Çelebi, İstanbulda öldürülen kızın katili için medya 5 ay boyunca üzerine gitti. Mardinde ise 44 kişi hunharca katledildi. Maalesef medya bir ay sonra olayı unuttu. Ne olur medya bu olayın üzerine biraz daha gitsin. Karanlık olan bu olayı ortaya çıkarsın. şeklinde konuştu (CİHAN)
Şanlıurfadaki bir camide Kürtçe olarak verilen bayram namazı vaazı ve hutbesi, TRT 6dan canlı yayımlandı. Sanayi Camisinde kılınan namaz öncesi görevliler tarafından Kuran-ı Kerim okundu.
Ardından Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Gökçe, Kürtçe gerçekleştirdiği vaazda birlik ve beraberlik mesajı verdi. Gökçe, Ramazan ayı ve bayramlarda yapılan ibadetin önemine değindi.
Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz da hutbeyi Kürtçe okudu. Namazın ardından vatandaşlar birbirleriyle bayramlaştı.
İlk kez gerçekleştirilen Kürtçe vaaz ve hutbe uygulamasını genelde olumlu bulan vatandaşlar, bu tür uygulamala | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.09.2009 | | | İlilBayramcoşkusuİl il Bayram coşkusu |
|
| Çok konuşulacak görüntüler - Video | Samanyolu Haber | 26.08.2009 05:11 |  | | Teröristbaşı ile samimi fotoğrafları ortaya çıkan iki Ergenekon sanığı Doğu Perinçek ve Yalçın Küçükün birbirlerine yazdıkları mektuplarda da uzun uzun Öcalani anlattıkları ortaya çıktı. PKK ile iddia edilen ETÖ arasında köprü olmakla suçlanan Yalçın Küçükün, teröristbaşı ile çekilmiş yeni görüntüleri de yine çok konuşulacak cinsten.
Bir yanda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, diğer yanda akademisyen, yazar Prof. Dr. Yalçın Küçük. Doğu Perinçek Ergenekonun fabrikatörü olmakla, Yalçın Küçük de hem PKKnın beyni hem de Ergenekonda köprü yönetici olmakla suçlanıyor. Ama her ikisi de teröristbaşı ile çektirdikleri bu samimi fotoğrafları ile tanınıyor.
Her ne kadar kendileri bu görüşmelerin gazetecilik ve yazarlık refleksi olduğunu ileri sürseler de, haklarında her gün yeni bilgi ve belgeler çıkıyor. Üçüncü delil klasörlerindeki bir mektup ise ikisini birden ele veriyor. Mektubu yazan kişi Yalçın Küçük, alıcı Doğu Perinçek. Konu ise teröristbaşı ile diyalog.
Mektubunda bile teröristbaşı ile bağlantısını anlatan Yalçın Küçükle ilgili yeni görüntüler ortaya çıkmıştı. Bu görüntülerde Öcalanla yan yana gelen Yalçın Küçük, teröristbaşına övgüler yağdırırken görülüyor. Öcalan ile örgütün yayın organında boy gösteren Ergenekon sanığı Türk halkından adeta yabancı ve düşman gibi söz ediyor. Ayrıca hiç bir şeyin başkanı olarak görmediğini söylediği Abdullah Öcalana karşı sarf ettiği sözler kendisini yalanlıyor.
Savunmasında bu samimiyeti inkar eden Yalçın Küçük Öcalana lider ya da başkan demediğini de ileri sürüyordu. Ancak son çıkan görüntüler bu ifadesini yalanlamış oldu.
PKKnın beyni olduğu iddia edilen Küçükün bir yandan övgüler dizdiği terör örgütüne yapılanma konusundaki tavsiyeleri de dikkat çekiyor.
İddialara göre bu görüntüler de Beka vadisinde kaydedildi. Yer neresi olursa olsun Yalçın Küçük Öcalanın yanında ve bu görüntüler çekildiği sırada, onun çevresindekiler terörist. Küçük bu görüntülerde toplu halde kendisini dinleyen teröristlere tarih dersi adı altında, nasıl bölücülük yapacaklarını anlatıyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 26.08.2009 | | | Çokkonuşulacakgörüntüler-VideoÇok konuşulacak görüntüler - Video |
|
| Çİn ; R.Kadir'e çocuklarından mektup | Samanyolu Haber | 03.08.2009 11:47 |  | | Çin: Çocukları Rabiye Kadiri kınayan bir mektup yazdı
Çinin resmi haber ajansı Xinhua, iki çocuğu ve erkek kardeşinin Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabiye Kadiri kınayan bir mektup yazdığını öne sürdü. Fotoğrafları da yayınlanan ve Arap alfabesiyle Uygurca yazılan mektupta, Senin yüzünden 5 Temmuzda Urumçide tüm etnik gruplardan birçok masum insan öldü; dükkanlar ve araçlar zarar gördü ifadeleri kullanılıyor.
Bu mektup sana oğlun Kahar, kızın Rozingül ve küçük kardeşin Memet Kadir tarafından yazılıyor diye başlayan mektup, Çin Komünist Partisi ve hükümetin kendisine sağladığı kolaylıklar nedeniyle Kadirin bir zamanlar Çinin en zengin insanı olduğu hatırlatarak, şöyle devam ediyor:
Ama parti ve hükümetin tüm hoşgörüsüne rağmen başka insanlar tarafından ayartıldın ve hapse girdin. ABDye gitmene izin verildiğinde hiçbir ayrılıkçı harekete katılmayacağına dair güvence verdin. Buna rağmen sözünden döndün.
Sincan bölgesinde farklı etnik gruplarla büyük bir aile gibi huzur içerisinde yaşadıklarını belirten mektup, Senin yüzünden 5 Temmuzda Urumçide tüm etnik gruplardan birçok masum insan öldü; dükkanlar ve araçlar zarar gördü. Etnik gruplar arasındaki uyum ve birlik bozuldu. Ama bize yaptığın bunca şeylere rağmen hükümet bize çok iyi davranıyor. Bize hep şunu diyorlar, Yaptığı şeylerden anneniz sorumlu. Sizinle bir ilgisi yok diye devam ediyor.
Rabiye Kadirin ABDye gitmesinden bu yana bölgenin çok değiştiği belirtilen mektupta, etnik gruplar arasında ayrımcılık yapılmadığını, birçok Uygur milyonerin olduğunu ve Uygurlara pozitif ayrımcılık yapıldığı da ifade ediliyor. Rabiye Kadire Lütfen torunlarının mutluluğunu düşün. Sincandaki huzurlu ve mutlu hayatı bozma. Başka ülkelerden gelen provokasyonlara uyma. Hapse girmeden önce bize düşünen annemizi özlüyoruz. Sana son söyleyeceğimiz, tüm etnik grupların seni kınadığıdır mesajı veriliyor.
Mektubuna altında Rabiye Kadirin damadı, gelini, torunları ve ablasının da imzaları bulunuyor.
Dünya Uygur Kongresi Sözcüsü Dilşat Raşit ise söz konusu mektupların sahte olduğunu savundu. Rabiye Kadirin 11 çocuğundan 5i ile 9 torunu Çinin Sincan Özerk Bölgesinde yaşıyor. Kadirin bazı çocuklarının yıllardır hapishanede ya da ev hapsinde tutulduğu biliniyor.
OLAYLARLA İLGİLİ 319 KİŞİ DAHA TUTUKLANDI
Resmi Xinhua ajansı 5 Temmuz olaylarıyla ilgili olarak 319 kişinin daha tutuklandığını duyurdu. Bu kişilerin hangi etnik gruplara mensup olduğu ise açıklanmadı. Böylece tutuklananların sayısı 2 bine yaklaşmış oldu. Tutuklananlardan daha sonra serbest bırakılanlar olup olmadığı da bilinmiyor.
Sincan Uygur Özerk Bölgesinde Uygurlarla Han Çinlileri arasında 5 Temmuzda başlayan olaylarda resmi rakamlara göre 197 kişi ölmüş bin 700 kişi de yaralanmıştı.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.08.2009 | | | Çİn;RKadireçocuklarındanmektupÇİn ; RKadire çocuklarından mektup |
|
| Osman Paksüt'e tepkiler çığ gibi | Samanyolu Haber | 22.07.2009 09:48 |  | | Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksütün Ergenekon sanığı olan eşine destek vermek üzere Silivrideki mahkemeye gelmesi hukukçuların tepkisini çekti. Kamuoyu, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkan Vekili Ali Suat Ertosunu, Ergenekon sanıkları ile birarada gösteren fotoğrafları tartışırken Paksütün bu tavrı soru işaretlerine yol açtı. Başken Vekilinin bizzat kendisi, bir süre önce Ergenekon gerekçesiyle yargılanma tehlikesi ile karşı karşıya gelmişti. Ergenekon soruşturmasında elde edilen delillerde adı geçmiş, bu nedenle hakkında Anayasa Mahkemesince inceleme başlatılmış fakat deliller tesadüfen elde edildi gerekçesiyle yargılanmaktan kurtulmuştu. Paksütün buna rağmen Silivride boy göstermesi eleştirilere yol açtı. Paksüt, aynı zamanda CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürülen yasa değişikliğini görüşecek hakimler arasında. Bu da hukuki açıdan ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Avukat ve eski başsavcı Reşat Petek, Paksütün, Silivriye giderek eşine destek vermesinin aynı zamanda davanın diğer sanıklara da destek anlamına geldiğini, bu şekilde başkan vekilinin tarafsızlığını yitirdiğini belirtiyor. Petek, Paksütün darbecilere sivil yargı yolunu açan yasanın görüşüleceği davadan çekilmesi gerektiğini vurguluyor.
56 sanıklı ikinci Ergenekon davasının dikkat çeken isimlerinden biri, tutuksuz sanık Ferda Paksüt. Önceki günkü duruşmaya eşi Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksütle birlikte geldi. Davada Osman Paksüt de aktifti. Ergenekon örgütünün lideri olduğu iddia edilen emekli Orgeneral Hurşit Tolonla samimi bir şekilde sohbet etti. Görüştüğü kişiler arasında CHPli milletvekilleri, Tuncay Özkan ı desteklemeye gelenler ve sanıklardan eski milletvekili Emin Şirin de vardı. Paksüt, eşi Ferda Paksüt için duruşmaya geldi; ancak bu durum, konumu gereği hukuk ve etik tartışmalarını beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilinin, Meclise ve hükümete karşı darbe girişiminde bulunduğu iddia edilen sanıklara destekçi olarak bulunması, hukuka ve meslek etik kurallarına aykırı bulunuyor.
Eski başsavcı ve avukat Reşat Petek, Ferda Paksütün Ergenekon davasında sanık olmasının suçların ve cezaların şahsiliği ilkesini hatırlatarak eşini suçlu durumuna düşürmeyeceğini ifade ediyor. Petek, Paksütün daha önce de Ankara savcılığına eşiyle birlikte gitmesine, sorgusu sırasında hazır bulunmasına ve adeta savcıları tehdit eder nitelikte basına açıklama yapmasına dikkat çekerek bunun meslek etiğine aykırı olduğunu kaydediyor.
Eski Başsavcı, bu noktada Anayasa Mahkemesinde önümüzdeki günlerde görüşeceği askere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliğine vurgu yapıyor. Bu değişikliğin doğrudan Ergenekon sanıklarıyla bağlantısı olduğuna dikkat çekerek, Askerlere sivil yargı yolunu açan yasa değişikliği Anayasa Mahkemesinde görülürken Paksütün adil ve tarafsız davranması düşünülemez. Yüksek Mahkemenin şaibeden kurtulması için Osman Paksütün yargı bağımsızlığına, tarafsızlığına ve adil yargılamaya inancı varsa, bu davadan çekilmesi gerekir. Bu son duruşmada eşine destek için bulunması, dolayısıyla Ergenekon sanıklarına da destek anlamına geliyor. Orada bulunarak davada taraf, yan olduğunu göstermiş oldu. diyor.
PAKSÜT ÇİFTİ, ERGENEKON SANIKLARIYLA YAKINDAN İLGİLENDİ
Ergenekon soruşturmasında ikinci perde önceki gün Silivride açıldı. 56 sanıklı davanın ilk gününde kamuoyuna önemli görüntüler yansıdı. Üçüncü yılına giren Ergenekon soruşturmasında darbe planlayan örgütün içinde olduğu iddia edilen emekli orgeneraller, işadamları, emniyet müdürü, eski belediye başkanı, doktorlar, gazeteciler, eski emniyet müdürü, Anayasa Mahkemesi başkan vekilinin eşi, akademisyen, subaylar Ergenekon burjuvazisi olarak mahkemeye çıktı. İlk duruşmada, birçok davadan farklı olarak tutuklu sanıklardan çok tutuksuz sanıklar ve onlara destek olmak için gelenler dikkat çekti. Paksüt çifti dikkat çeken isimlerdendi. Ferda Paksüt, Hurşit Tolondan Tuncay Özkan ve Mustafa Balbayın yakınlarına kadar birçok sanıkla ilgilendi. Eşi de onunla birlikte emekli Orgeneral Hurşit Tolon, sanık avukatları, İstanbul Barosu yöneticileri ile uzun uzun sohbet etti. Birinci iddianamenin önemli sanıklarından Veli Küçükün avukatları da Silivrideydi. Bu arada Tolon, cezaevindeyken tahliye edilmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuran İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın ile sohbet etti. Tolonun, boynuna taktığı sanık olduğunu gösteren kartı ceketinin içine sakladığı görüldü. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.07.2009 | | | OsmanPaksütetepkilerçığgibiOsman Paksüte tepkiler çığ gibi |
|
| TÜRKİYE NEREYE? | Samanyolu Haber | 15.06.2009 08:47 |  | | DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, başbakan danışmanı olduğu günden beri hemen bütün önemli dış politika kararlarında birinci derecede etkili oldu. Kıbrıs, Ortadoğu, Ermenistan açılımları, Hamas’la görüşme, Suriye ve İsrail’le ilişkiler dahil...
Davutoğlu hakkında “Türkiye’nin Kissinger’i” diyenler var.
Ama bazıları onun Türkiye’yi Batı’dan Doğu’ya kaydırdığını söylüyor!
Kitaplarını okuduğum Davutoğlu’nu son beş günlük Pakistan ve Afganistan gezimizde yakından izledim. Bir “diplomasi teorisyeni” Davutoğlu, bakan sorumluluğuyla nasıl “pratik diplomasi” yapıyordu?
Güven ve vizyon
Davutoğlu’nun iki özelliğini çok önemli buldum.
l Güvenilir olmaya büyük önem veriyor; dürüst, açık konuşuyor. İçişlerine karışma kaygısı yaratabilecek söz ve tavırlardan dikkatle uzak duruyor. Türkiye’nin o ülkedeki hangi grubu desteklediğini sorduklarında, “bizim öyle bir politikamız yok, Afganistan’da Peştun, Tacik, Özbek hepsi bir” gibi, yahut “bizim için önemli olan Pakistan’da demokrasinin istikrara kavuşmasıdır, kimin iktidar veya muhalefet olacağına Pakistanlılar karar verir” gibi cevaplar veriyor.
l Belki daha önemlisi, tekil sorunlara hapsolmayıp ‘büyük fotoğraf’ı göstermek için çok özel çaba sarfediyor, bunun için tarihe referanslar yapıyor. Pakistanlılara 16. yüzyılda Babürlüler medeniyetini, 20. yüzyılda Balkan Harbi ve Türk İstiklal Savaşı sırasında Pakistanlıların Türklere verdiği muhteşem desteği ayrıntılarıyla anlatıyor, “şimdi biz sizi destekliyoruz” diyor. Afganlılarla konuşurken Atatürk ile Emanullah Han arasındaki ilişkileri anlatıyor...
Böylece bugünkü ilişkiler “stratejik derinlik” kazanıyor, büyük fotoğraf ortaya çıkıyor.
Avrupa’ya da böyle bakıyor:
- Tarihsel dinamizmini kaybeden Avrupa çağımızda vizyonik bir atılım yapacaksa bu ancak Türkiye ile olur!
Büyük fotoğraf
İslamabad’da büyükelçilikte akşam yemeği... Davutoğlu, sefiremiz Bayan Tülay Soysal’a diyor ki:
- Yemek mükemmel ama sizden bir de klasik müzik ziyafeti rica ediyoruz.
Ertesi akşam Tülay Soysal, piyanosunda bize Beethoven ve Haydn çaldı; muhteşemdi. İngilizce bilen Bayan Soysal, Urduca da öğrenmiş! Diplomasi ve tarih bilgisi ile de örnek bir ‘sefire’ gerçekten.
Kabil’de büyükelçimiz Ethem Tokdemir’in verdiği akşam yemeğine Afganlılardan başka birçok Batılı büyükelçi katıldı. Kral Zahir Şah’ın armağan ettiği sanatlı bir sandalye ile sehpanın yanına Şah’ın Türkiye ziyaretine ilişkin fotoğrafları da koyan Büyükelçi Tokdemir bir “Türk Afgan Dostluk Köşesi” yapmış. Davutoğlu da konuklara Türk-Afgan ilişkilerini anlattı.
Uçakta dönerken Davutoğlu bize Mustafa Kemal Paşa’nın Fevzi Paşa’ya gönderdiği 21 Aralık 1920 tarihli uzun talimatı okudu. İki cümlesini alıyorum:
“Afgan ordusunu yeniden düzenlemek için bir grup subayın oraya gönderilmesini önemli ve lüzumlu görüyorum... Bu, gelecekte, Anadolu üzerine çöken sıkıntıları hafifletmeye yarayacaktır...”
1920 yılı, elde doğru dürüst ordu yok, Mustafa Kemal Afganistan’a subay gönderiyor, Anadolu’yu güçlendirmek için!
Davutoğlu “bizim bugünkü ABD ve AB siyasetimizin de büyük fotoğrafını çok iyi ortaya koyuyor Atatürk’ün 1920 tarihli bu telgrafı” dedi.
İşte “Stratejik Derinlik”in teorisyeni Prof. Davutoğlu’nun Bakan olarak fiilen uygulamaya çalıştığı politika. | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.06.2009 | | | TÜRKİYENEREYE?TÜRKİYE NEREYE? |
|
| Yeşil 2006’da Iğdır’da kameraya alındı | Samanyolu Haber | 14.05.2009 10:08 |  | | Çarpıcı iddia: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın 2006’da Iğdır’da çekilen görüntüleri Savcılığa ve Bakanlığa gönderildi. OĞLU Murat Yıldırım tarafından yazılan kitapta 2002 yılına ait gazete üzerinde yemek yerken resmi konulan ve star’ın manşetine çıkan Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım’ın 2006’da Iğdır’da çekilen görüntülerinin Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı ile Adalet Bakanlığı’na gönderildiği iddia edildi.
İddiaya göre, 2006 yılının Nisan ayında Iğdır’ın Tuzluca ilçesine giden Yeşil, burada İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kadrosunda ‘müstahdem’ olarak göreve başlamış ve ilçede JİTEM sorumlusu olduğu öne sürülen Ahmet Özkaplan’ın evinde kalmış.
SAVCIYA GÖNDERİLDİ
Tuzluca’da kaldığı süre içinde sık sık emniyet ve jandarma karakollarında da kalan Yeşil’in, ilçede kaldığı günler içerisinde polis tarafından kameraya kaydedildiği iddia edildi. Çekilen görüntü ve fotoğrafların CD’ye kaydedilerek sanıkları arasında Yeşil’in de bulunduğu JİTEM davası soruşturmasını yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği iddia edildi. Görüntü fotoğrafları Diyarbakır Cumhuriyet savcılarından Muammer Özcan’a gönderen kişinin bir polis memuru olduğu öne sürüldü.
‘JİTEM DOSYASINA GİRDİ’
POLİS memurunun mektubunda ‘Yeşil’in ilimizde olduğu hem asker hem polisler arasında konuşulmaktaydı. Amirimin nabzını yoklayarak bilgi vermek istedim. Almış olduğum cevap (Biz zurnanın son deliğiyiz, bizi silerler, bu olayı büyüklerimiz biliyor) oldu...’ dediği iddia edildi. Savcı Özcan’ın, mektup ve CD’yi 1 Mayıs 2006 tarihinde Yeşil’in yargılandığı 1992 / 2598 sayılı soruşturma dosyasına koyduğu öne sürüldü. STAR 2002DE YAŞIYORDU. İŞTE KANITI YEŞİLİN FOTOĞRAFLARI ORTAYA ÇIKTI - TIKLA GÖR | | Samanyolu Haber Son Dakika 14.05.2009 | | | Yeşil2006’daIğdır’dakamerayaalındıYeşil 2006’da Iğdır’da kameraya alındı |
|
| YEŞİLLER ÖLMEZ! | Samanyolu Haber | 13.05.2009 08:15 |  | | Her yeşil haberi beni heyecanlandırıyor. Gazetede ilk köşe yazım yeşil üzerineydi çünkü. 13 yıl önce yazı maceram yeşille başladı. O günlerde Yeşilin yaşayıp yaşamadığı tartışılıyordu. Yeşiller ölmez başlığıyla Mahmut Yıldırım ölse bile devletin alışkanlığı değişmediği sürece bunun bir anlam taşımayacağını yazmıştım.
Bir yeşil gider başka bin yeşil gelir. Çok çok renk değişir, yeşilin yerini bir başka renk alır. Koyu yeşil sözgelimi... Önemli olan, devletin gücünü kullanan kişilerin bu tip kirli işlerden el çekip çekmeyeceği... Ergenekon dosyasına yansıyan belgeler el çekmediğini gösterdi. Yeşil haberleri gazetelerin birinci sayfasını süslüyor.
Yeşil, Mahmut Yıldırımın kod adı. Yaşayıp yaşamadığı hâlâ sır. Öldüğünü söyleyen de var, hayır, yaşıyor diyen de. Ne yaşadığına dair bir emare var, ne de öldüğüne ilişkin işaret. Yıllar önce Mesut Yılmaz, başbakan iken Yeşil, Cem Ersever gibi öldürüldü demişti bir toplantıda. Nasıl öldürüldü, mezarı nerede bilen yok. Ailesi de bilmiyor.
Oğlu Yeşil adını verdiği bir kitap yazdı. Yeni fotoğrafları çıktı ortaya. Bilinen tek fotoğrafı sakallı haliyle yüz çizgileri belli belirsiz görüntüsüydü. Her haber o fotoğrafla veriliyordu. Mahmut Yıldırımın kod adı isminin çok önünde... Kitaptan öğreniyoruz ki yeşil kodunu boynuna taktığı fuların renginden almış.
Bir rengi kendine kod adı yapan başkaları da var. Renkli kod istihbarat âleminde oldukça yaygın olmalı. Oğlunun da babasının yaşayıp yaşamadığı konusunda bir fikri yok. Bugüne kadar birilerinin gelip yaşadığına veya öldüğüne dair bilgi vermediğini söylüyor. Bilgiyi kim verecek? Yeşili kullananlar... Kim kullanıyordu?
Faaliyet alanı Güneydoğu idi. Kimi faili meçhullerin faili olduğunu iddia edenler çok. Yılmazın, öldürüldüğünü söylerken Cem Ersever gibi demesi çok şey anlatıyor aslında. İstihbarat dünyasında özellikle kirli işlerde her kullanılan elemanın bir son kullanma tarihi olduğu söylenir.
Yeşilin de tıpkı benzerleri gibi günün birinde tasfiye edilmesi mukadderdi. Tasfiye ortadan kaldırma şeklinde de olabilir, hayatını başka görüntülerle idame ettirme biçiminde de. Oğlu Yaşıyor ve gelmemesi gerekiyorsa eğer diyor Onu 10 yıl bir odaya koyun, 10 yıl o odadan çıkmadan hayatını devam ettirir.
Belli ki oğlu yaşadığına dair umudunu canlı tutmaya çalışıyor. Bu satırlar bunun ifadesi. Bu tip figürlerin olumsuzluklarından çok pozitif tarafları nazara verilir. Sürekli Vatansever, kahraman yönleri öne çıkar.
Nitekim kitapta da Mahmut Yıldırımın Abdullah Öcalana operasyon yapmak için Suriyeye gittiği ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Daha başka yurtdışı görevler aldığından söz ediliyor. Ne kadarı gerçeği yansıtıyor, bilemiyoruz. Yeşilden kahraman figürü zor çıkar. Tanıklar daha çok Yeşilin rutin dışı işlerde kullanıldığından dem vuruyor.
Oğlu yıllar sonra bu kitabı yazma gereğini niye duydu? Neden çok daha önce değil de şimdi? Çok tartışıldığı yıllar oldu. O zaman yazılabilirdi. Ergenekon davasının tam gaz sürdüğü... Yargının Güneydoğudaki faili meçhul olaylarla ilgilenmeye başladığı bir sırada... Bu kitabın yazılmış olması dikkat çekici. Çok sık Veli Küçük ile Yeşil arasında bir bağ olduğundan söz edildi.
Biraz bu işlerden anlayan bir arkadaşla konuştum. Ben bu kitabı oğlunun yazdığını sanmıyorum. Birileri bir yerlere mesaj vermeye çalışıyor olabilir. dedi. Yabana atılmayacak bir iddia.
Ergenekon davasından sonra Yeşiller ölmez diyemiyorum. Mahmut Yıldırım yaşıyor mu bilmiyorum ama Yeşil gerçekten ölmüş olabilir. Üstelik bir daha dirilmemek üzere... | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.05.2009 | | | YEŞİLLERÖLMEZYEŞİLLER ÖLMEZ |
|
| Şok iddia: Yeşil yaşıyor, hatta... | Samanyolu Haber | 12.05.2009 09:43 |  | | Eski Özel Harekat Şube Müdürü Birgün, Yeşilin Antalyaya gittiğini duyduğunu söyleyerek özel ekibin istenirse Yeşili 1 ayda yakalayabileceğini söyledi. Yeşilin oğlunun yazdığı ve babasını anlattığı kitap Türkiyede gündemi değiştirdi. Eski Özel Harekat Şube Müdürü Birgün, Canlı Gastede Yeşilin Antalyaya gittiğini duyduğunu söyleyerek özel ekibin istenirse Yeşili 1 ayda yakalayabileceğini söyledi.
Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım için için devletin kara kutusu deniliyordu, bir çok faili meçhul cinayetin sorumlusu olarak gösteriliyordu. Susurluk kazasından beri aranıyor, öldüğü, bilinmeyen bir yere gömüldüğü söyleniyordu. Bugün farklı sesler çıkıyor, söylentiler doğruysa Yeşil hayatta... Hatta hangi şehirde olduğu ve yeri de biliniyor. YEŞİLİN FOTOĞRAFLARI ORTAYA ÇIKTI - TIKLA GÖR Susurluk kazasının üzerinden 13 yıl geçti. O gün adı geçenlerin ve onların da amirlerinin hepsi yakalandı, biri hariç: Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım! 13 yıldır Yeşilden haber alan olmadı.
Öldürüldü dendi, Yaşıyor dendi, Devlet korumasında dendi. Derin devletin kilit ismi, devletin kara kutusu Yeşil, artık neredeyse bir efsaneye dönüştü. Yeşil yeniden Türkiyenin gündeminde...
Oğlu Murat Yıldırım, babasını anlatan bir kitap çıkardı. Türkiye onu tek bir siyah-beyaz fotoğraf ile tanıdı, kitapta ise boy boy renkli fotoğrafları var.
Yeşil adlı kitapta ise 21 fotoğraf kullanılıyor. Yeşilden ailesine kalan son fotoğraf da kitabın kapağında yer alıyor.
Murat Yıldırım, babasının 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatına katıldığı dönemde devlet için çalış teklifi aldığını belirterek, askerlik sonrası MİTte göreve başladığını anlatıyor kitapta. Yıldırım, Yeşilin PKK kadar Susurluk ekibiyle de çatışma halinde olduğu iddia ediliyor.
Oğlu, Yeşilin öldürdüğü iddia edilen Behçet Cantürk, MİTçi Tarık Ümit, İranlı asker Smitkonun Susurluk ekibi tarafından ortadan kaldırıldığını düşünüyor.
Yeşilin oğlu, kitapta PKK lideri Öcalanı öldürmek için Susurluk ekibinin devletten 80 milyon dolar aldığını iddia ederek Bu paralara ne oldu? diye soruyor.
Kitapta Yeşilin yaşayıp yaşamadığı konusunda ise ilginç bir not bulunuyor. Oğlu bilmiyorum diyor ve ekiliyor: Babam eğer yaşıyorsa ve gelmemesi gerekiyorsa, onu 10 yıl bir odaya koyun, 10 yıl o odadan çıkmadan hayatını devam ettirir.
Yeşilin öldüğüne dair açık bir bilgi yok, yaşıyor olması güçlü ihtimal. Peki nerede? Yurt dışında mı, Türkiyede mi?
BİRGÜN: ANTALYADA ÇEK-SENET VE MAFYA İŞLERİ YAPIYORDUR
Yeşille ilgili aldığı duyumları eski Özel Harekat Şube Müdürü, yeni DSP Milletvekili Recai Birgün Canlı Gastede aktardı. Birgünün sözleri Ankarayı harekete geçirebilir.
Recai Birgün şunları söyledi:
İki-üç ay kadar önce İstanbulda bir sohbet ortamında Yeşilin hayatta olduğu ve İlyas isimli bir kişiyle birlikte hareket ettiğini duydum. Bir buçuk-iki ay önce de Ankaraya geldiği ve Ankaradan 4 kişi alarak Antalyaya geçtiği söylendi. İlyas denilen kişinin emekli bir binbaşı olduğunu biliyorum. Yeşilin Güneydoğudaki görevini tamamlayıp emekliye ayrıldıktan sonra batıda birçok karanlık işe girdiğini, çek senet mafya işlerine girdiğini herkes biliyor. Antalyada da muhtemelen yine aynı işleri yapıyor.
Estetik ameliyat olmamıştır, estetik olursa Yeşilin Yeşil olma özelliği kalmaz. Bu nedenle hala aynı fiziki görüntüyle işlerine devam ediyordur.
YEŞİLİ İLK KEZ GÖRDÜĞÜ AN
1991 yılında Bingölde komser muaviniyken Yeşil veya diğer adıyla Sakallıyı tanıdım. Özel Harekat Şube Müdürlüğünde komser muavinliği görevini sürdürürken bir gün bir kişi geldi şubeye, oturdu. Herkesin tanıdığı birisiydi. Şube müdürünün odasında oturduk, çay kahve içtik. İlk defa görüyordum kendisini ve çok yakın diyalog vardı. Sağa sola telefon etti. Benim ilk görüşmeden aldığım intiba geldiğinde o ilin en üst makamlarıyla çok rahat diyalog kurabilen, Ankara ile telefonda görüşebilen bir imaj çizmişti. Bu kim? diye sorduğumda bana Tanımıyor musun, Yeşil veya Sakallı dediler. Bir müddet sonra bir dergide fotoğrafı yayınlanmıştı, Irakın kuzeyindeki bir bölgede çekilen bir fotoğraftı bu. Dış göreve de gittiği anlaşılıyordu fotoğraftan. Bu fotoğrafla birlikte kim olduğunu anladım. Daha sonra da kendisini birkaç kez gördüm.
YEŞİL GELİR, ALIR, GÖTÜRÜR, SORGULARDI
Bölgenin o yıllarda kendine has şartları vardı, bugün de aynı şartlar mevcut. Derin devletin kullandığı bir kişi olarak o bölgede hep bilinirdi zaten. Devlet legal işler için vardır, illegal işler yapılması gerektiğinde devreye girer. Yeşil de orada hukuki olmayan bir takım görevleri ifa etmek | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.05.2009 | | | ŞokiddiaYeşilyaşıyorhattaŞok iddia Yeşil yaşıyor hatta |
|
| Bu fotoğraflar ortalığı karıştırdı ! - Foto | Samanyolu Haber | 03.12.2008 16:35 |  | | Marsta çekilen fotoğraflar tartışmaya neden oldu. Kareleri görünce heyecanlanan komplo teorisyenleri öyle bir iddia ortaya attı ki... İŞTE O İLGİNÇ KARELER Mars’ta çekilen fotoğraflarda insan yüzü bile bulunurken, bu kez de Kızıl Gezegen’de bir “tahta” parçası tespit edildiği öne sürüldü. NASA’nın Kızıl Gezegen’i keşif için gönderdiği uzay araçlarının çektiği fotoğraflar Mars’la ilgili binbir çeşit komplo teorisi üretilmesine neden oldu. Mars’ta su bulunduğuna ilişkin haberler, bilim adamları tarafından doğrulanmasa da, fotoğrafları inceleyen komplo teorisyenleri sınır tanımıyor. Son olarak Mars’ın yüzeyinde gülen bir insan yüzü tespit etmeyi başaran komplocular bu kez de Kızıl Gezegen’deki bir tahta parçasını “Mars’taki uçsuz bucaksız ormanların” kanıtı olarak gösterdi.
Gezegende hayat da var su da
Rover uzay aracı tarafından çekilen fotoğraftaki kütük parçasının çürümüş bir ağaç olduğunu ileri süren komplocular, Mars’taki “dev bitki örtüsünün” insanlardan gizlendiğini belirtti. TheCrit sitesinde fotoğraf üzerine üretilen komplo terorilerinde, “Mars’ın engin bir çöl olduğu büyük bir yalan. Bakın ağacın parçası uzay aracının hemen önünde duruyor. Buraya kadar muhtemelen bir sel baskını sonucu su tarafından taşınmış. Yani Mars’ta hem bitki örtüsü (yani bitki hayatı) hem de su var” ifadeleri kullanıldı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.12.2008 | | | Bufotoğraflarortalığıkarıştırdı-FotoBu fotoğraflar ortalığı karıştırdı - Foto |
|
| Ertuğrul Özkök'ün aile fotoğrafı | Samanyolu Haber | 02.12.2008 10:48 |  | | Baykalın çarşaf açılımı gündemdeki sıcaklığını korurken bir çıkış da Ertuğrul Özkökten geldi. Hürriyet yazarı aile fotoğrafını yayınladı. İşte o kare... KİM BU FOTOĞRAFTAKİLER
Benim ailem. 1949 yılında İzmir’de çekilmiş. Ayakta duranlar, soldan birinci babam Şükrü Özkök.
Yanında annem Hafize Özkök. Onun yanında amcam Mehmet Rodop. Önünde oturan kara çarşaflı iki kadından soldaki babaannem Fatma Rodop. Yanında, şimdi adını unuttuğum kız kardeşi. Galiba Sıdıka Hanım. Herhalde, Gümülcineden misafirliğie gelmiş.
Babaannemin kucağındaki çocuk ise benim. Ailenin üç kuşağı fotoğrafta. Benim dışındakilerin hepsi Bulgaristanın Kırcaali Kasabasının Mestanlı Köyünde doğmuşlar. Merakınızı çekecektir; babaannen ile amcanın soyadları Rodop, seninki niye Özkök? Babam, ailesinin en büyük çocuğu olarak Bulgasirstandan kaçmak için soyadını almış.
Babaannem bütün hayatı boyunca bu kıyafetle gezdi. 10 yıla yakın aynı odada yattık. Saçını hiç görmedim. Beş vakit namaz kılardı. Hacca gitti hacı oldu. Öldüğünde yatağının altındaki valizden 5 metre kefen bezi, yıkanmasından kullanılması için toprak su testisi ve bir şişe zemzem suyu çıktı.
Babam ilkokul ikinci sınıftan ayrılmaydı. Maurice Chevaliernin Franszıca şarkılarını ezbere okurdu. Dokuz yaşından itibaren çalışıp annesine ve iki kardeşine baktı. Amcam onun sayesinde ortaokula kadar okudu. Annem ilkokula gidemedi.
Nüfusu geç çıkarıldığı için okula kaydı yaptırılamadı. Nüfus cüzdanındaki yaşı geldiğinde ise, gerçek yaşı artık çok büyüktü. Yaşıtı arkadaşlarının okul dönüşünü bekleyip onların alfabe kitaplarıyla okuma yazmayı kendi kendine öğrendi. Annemin başı açık. Babamın, amcamın kıyafeti ise döneminin en moda takım elbiseleri. Bu aile, amcam hariç hep Demokrat Partiye oy verdi.
Babam, bizi İzmir Fuarında Rus Pavyonunun önünden geçirmeyecek kadar sıkı bir antikomünist, aynı ölçüde bir Adnan Menderes hayranıydı.
1970li yıllarda, babam ve ona soyadını veren eniştem dışında bütün aile Ecevitçi oldu. Ben ve küçük kız kardeşim, 1970li yılların başında Türkiye İşçi Partisine oy verdik. Kız kardeşim, eşi Turgutu Türkiye İşçi Partisinde tanıdı. O günden beri büyük bir mutluluk içinde yaşıyorlar. Sonraki yıllarda aile büyüdü, gelinler, damatlar geldi. Ailemizin oy yelpazesi Türkiye gibi oldu. Ben üç kuşaktır chpli bir ailenin kızıyla evlendim.
Tansunun dedesi, İstiklal Mahkemesi hakimiydi. CHPnin Denizlideki ilk başkanıydı. Kayınpederim rahmetli Hüdai Oral, CHPde İsmet İnönünün en genç bakanlarından biriydi.
Bense, yıllar sonra rahmetli babamlar, Turgut Özal hayranlığında birleşecektik.
Kız kardeşlerimin hepsi kocalarıyla tanışarak, flört ederek evlendiler. Çocukları da öyle yaptı. Babaannem öldükten sonra ailede başörtülü kimse kalmadı. Annem beş vakit namazını kılmaya devam ediyor. Ailemizden hiç hırsız çıkmadı. Katil de çıkmadı. Babam, Oğlum burası bizim son vatanımızdır. Gidecek başka yerimiz yok derdi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan hep çok gurur duyduk. Nesilden nesile bu duyguyu bayrak gibi aktardık.
Bu fotoğrafı ve küçük aile tarifimizi, Deniz Baykala destek vermek için yayınlıyorum. Türkiyede milyonlarca evde buna benzer aile fotoğrafları görebilirsiniz. Bu; hepimizin en büyük ailesi olan Türkiyenin aile fotoğrafıdır.
ERTUĞRUL ÖZKÖK - HÜRRİYET | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.12.2008 | | | ErtuğrulÖzkökünailefotoğrafıErtuğrul Özkökün aile fotoğrafı |
|
| Ertuğruk Özkök'ün aile fotoğrafı | Samanyolu Haber | 02.12.2008 10:30 |  | | Baykalın çarşaf açılımını gündemdeki sıcaklığını korurken bir çıkış da Ertuğrul Özkökten geldi. Hürriyet yazarı aile fotoğrafını yayınladı. İşte o kare... KİM BU FOTOĞRAFTAKİLER
Benim ailem. 1949 yılında İzmir’de çekilmiş. Ayakta duranlar, soldan birinci babam Şükrü Özkök.
Yanında annem Hafize Özkök. Onun yanında amcam Mehmet Rodop. Önünde oturan kara çarşaflı iki kadından soldaki babaannem Fatma Rodop. Yanında, şimdi adını unuttuğum kız kardeşi. Galiba Sıdıka Hanım. Herhalde, Gümülcineden misafirliğie gelmiş.
Babaannemin kucağındaki çocuk ise benim. Ailenin üç kuşağı fotoğrafta. Benim dışındakilerin hepsi Bulgaristanın Kırcaali Kasabasının Mestanlı Köyünde doğmuşlar. Merakınızı çekecektir; babaannen ile amcanın soyadları Rodop, seninki niye Özkök? Babam, ailesinin en büyük çocuğu olarak Bulgasirstandan kaçmak için soyadını almış.
Babaannem bütün hayatı boyunca bu kıyafetle gezdi. 10 yıla yakın aynı odada yattık. Saçını hiç görmedim. Beş vakit namaz kılardı. Hacca gitti hacı oldu. Öldüğünde yatağının altındaki valizden 5 metre kefen bezi, yıkanmasından kullanılması için toprak su testisi ve bir şişe zemzem suyu çıktı.
kullanBabam ilkokul ikinci sınıftan ayrılmaydı. Maurice Chevaliernin Franszıca şarkılarını ezbere okurdu. Dokuz yaşından itibaren çalışıp annesine ve iki kardeşine baktı. Amcam onun sayesinde ortaokula kadar okudu. Annem ilkokula gidemedi.
Nüfusu geç çıkarıldığı için okula kaydı yaptırılamadı. Nüfus cüzdanındaki yaşı geldiğinde ise, gerçek yaşı artık çok büyüktü. Yaşıtı arkadaşlarının okul dönüşünü bekleyip onların alfabe kitaplarıyla okuma yazmayı kendi kendine öğrendi. Annemin başı açık. Babamın, amcamın kıyafeti ise döneminin en moda takım elbiseleri. Bu aile, amcam hariç hep Demokrat Partiye oy verdi.
Babam, bizi İzmir Fuarında Rus Pavyonunun önünden geçirmeyecek kadar sıkı bir antikomünist, aynı ölçüde bir Adnan Menderes hayranıydı.
1970li yıllarda, babam ve ona soyadını veren eniştem dışında bütün aile Ecevitçi oldu. Ben ve küçük kız kardeşim, 1970li yılların başında Türkiye İşçi Partisine oy verdik. Kız kardeşim, eşi Turgutu Türkiye İşçi Partisinde tanıdı. O günden beri büyük bir mutluluk içinde yaşıyorlar. Sonraki yıllarda aile büyüdü, gelinler, damatlar geldi. Ailemizin oy yelpazesi Türkiye gibi oldu. Ben üç kuşaktır chpli bir ailenin kızıyla evlendim.
Tansunun dedesi, İstiklal Mahkemesi hakimiydi. CHPnin Denizlideki ilk başkanıydı. Kayınpederim rahmetli Hüdai Oral, CHPde İsmet İnönünün en genç bakanlarından biriydi.
Bense, yıllar sonra rahmetli babamlar, Turgut Özal hayranlığında birleşecektik.
Kız kardeşlerimin hepsi kocalarıyla tanışarak, flört ederek evlendiler. Çocukları da öyle yaptı. Babaannem öldükten sonra ailede başörtülü kimse kalmadı. Annem beş vakit namazını kılmaya devam ediyor. Ailemizden hiç hırsız çıkmadı. Katil de çıkmadı. Babam, Oğlum burası bizim son vatanımızdır. Gidecek başka yerimiz yok derdi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan hep çok gurur duyduk. Nesilden nesile bu duyguyu bayrak gibi aktardık.
Bu fotoğrafı ve küçük aile tarifimizi, Deniz Baykala destek vermek için yayınlıyorum. Türkiyede milyonlarca evde buna benzer aile fotoğrafları görebilirsiniz. Bu; hepimizin en büyük ailesi olan Türkiyenin aile fotoğrafıdır.
ERTUĞRUL ÖZKÖK - HÜRRİYET | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.12.2008 | | | ErtuğrukÖzkökünailefotoğrafıErtuğruk Özkökün aile fotoğrafı |
|
|
| |