Habergec.Com Aranan Kelimeler:son fotoğrafları bu oldu Değerlendirme: 10 / 10 384381
habergec.com
23.04.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

son fotoğrafları bu oldu

Kuran kursu öğrencilerini 'abla' yaptılar
Zaman
15.03.2014
13:33
Havuz medyası yeni bir yalana daha imza attı.Star gazetesinin ‘Kirli oyun deşifre oldu, paralel yapının ablalarından şok itiraf başlığıyla yayınladığı haberde kullandığı fotoğrafın İzmirde bir Kuran kursundaki kız öğrencilere ait olduğu ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığının görevlendirdiği hocaların eğitim verdiği İzmir Hatay Kız Kuran Kursunun modern eğitimini, Aksiyon dergisi iki yıl önce haber yapmış. Hükumet yanlısı yayınlarıyla dikkat çeken ve son dönemdeki yalan haberleriyle gündeme sık sık gelen Star gazetesi, kullandığı fotoğrafları da Aksiyon dergisinden izinsiz kullanmış. Starın haberine malzeme yaptığı bu fotoğrafları, Aksiyon dergisi 18 Haziran 2012 tarihinde yayınlanan İzmirin Kuran koleji adlı haberinde kullanmış.Fotoğrafta itirafçı gibi verilen kız öğrenciler Türkiyenin üçüncü Kuran koleji olan İzmir Hatay Kız Kuran kursunda eğitim görüyor. Türkiyenin en modern Kuran kurslarından biri olan kurum Kuran kursu olmasının yanında laboratuvarları, kütüphanesi ve oturma salonlarıyla medrese eğitimi veriyor. Çok sayıda genç kızın Hafızlık eğitimi almasında İzmirde öncü konumda.
Zaman
Ana Sayfa
15.03.2014
KurankursuöğrencileriniablayaptılarKuran kursu öğrencilerini abla yaptılar
Beşiktaş'ta Gökhan Töre telaşı var
Zaman
13.03.2014
03:38
Beşiktaş, Rubin Kazan’dan sezon sonuna dek kiraladığı Gökhan Töre’nin bonservisini almak istiyor. Talep edilen 7,5 milyon Euro ve gurbetçi yıldıza ilişkin Galatasaray iddiaları ise soruna yol açıyor. Ruslara bu parayı vereceklere, “Hayırlı olsun.” diyeceklerini belirten yöneticilerden Erdal Torunoğulları ise şaşırtıyor.Beşiktaş, sezon başında Rubin Kazan’dan kiraladığı Gökhan Töre’nin bonservisini edinebilmek için kolları sıvadı. Ruslarla görüşmelere başlayan Siyah-Beyazlılar, satın alma opsiyonunu kullanma amacında; ancak devreye hemen rakamlar giriyor. Kırmızı-Beyazlıların 7,5 milyon Euro talebinde indirim bekleyen Kartal’ı, gurbetçi yıldızın istediği meblağ ve Galatasaray iddiaları zorluyor. Gökhan’ın kalmayı arzuladığını ve temasların olumlu sonuçlanacağını umduğunu vurgulayan Dış Transferden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Torunoğulları, akabinde şaşırtıcı cümleler kuruyor: “Rubin 7,5 milyon Euro’da diretirse bu iş olmaz. Söylenen her şeyi kabullenecek değiliz. Galatasaray araya girip bu miktarı verirse sadece ‘hayırlı olsun’ deriz.”Bu noktada yakın geçmişteki demeçler akıllara geliyor. Gökhan Töre’nin Beşiktaş’ta kalmasından yana tavır koyan menajeri Ahmet Bulut, Siyah-Beyazlı kulüple aynı görüşte. Bir yıl karşılığında 350 bin Euro ödenen R.Kazan’ın sözleşmeye iliştirdiği 7,5 milyon Euro’yu çok bulan Bulut, “Bunu düşürmeyi hedefliyoruz. Neticede bu, ülkenin parası. Rusya’ya neden gitsin?” ifadelerini kullanıyor. Futbolcusunun yakaladığı şansı çok iyi değerlendirdiğine inanan Bulut şunları kaydediyor: “Bence geçen yazın en iyi transferini Beşiktaş yaptı. Kimse Gökhan’dan böyle büyük bir çıkış beklemiyordu.” Aynı kanaatteki Başkan Fikret Orman da Siyah-Beyazlı formanın değerine dikkati çekiyor: “Biz Gökhan’a fırsat sunduk. O da başarılı oldu. Kariyerinde bizde oynadığı kadar maçı yok. Ailemizin içerisinde mutlu. Değerini bilirse kalır.”Benzer görüşlerin akabinde düşünceleri merak edilen Gökhan Töre cephesinde ise iddialar mevcut. Bu sene 950 bin Euro verilen 22 yaşındaki orta sahanın, takımdaki birçok oyuncu gibi Cenk Tosun’un mukavelesini örnek gösterdiği, ücretinin iyileştirilmesini beklediği ileri sürülüyor. Sezon bitiminde Gaziantepspor’dan gelecek olan genç forvet, 5 yıllık kontrat uyarınca cebine toplamda 7 milyon 950, maç başına 10 bin Euro koyacak. Gökhan’ın, ancak Cenk’in 1,6 milyon Euro’luk ortalamasına ‘evet’ diyeceği belirtiliyor.GÜÇLÜ İDDİA: FERNANDES, L.MOSKOVA’DABeşiktaş’ta, 31 Mayıs itibarıyla serbest kalacak Manuel Fernandes kanadında hareketlilik hâkim. Portekiz basınından Record, yetenekli futbolcunun Rus Lokomotiv Moskova ile 5 yıllığına ön protokol imzaladığını yazdı. Son dönemde performansı düşen, taraftarlarla arası açılan klas ayağın durumuna değinen Erdal Torunoğulları, yorumdan kaçındı: “Ne yapacağını en iyi kendisi bilir.” Portekizli hücumcu Hugo Almeida’ya 2014 Dünya Kupası öncesi imza attırabileceklerini müjdeleyen Torunoğulları, izleme komitesinin takibindeki ismi de kamuoyuyla paylaştı. Fethiyespor’un 1990 doğumlu savunmacısı Birol Parlak, Hırvat teknik adam Slaven Bilic’in onayı halinde kadroya katılacak.Almeida, idmanı yarıda bıraktıBeşiktaş, cumartesi günü, deplasmanda vereceği Çaykur Rizespor sınavına hazırlanıyor. Futbolcular dün, kondisyon koşuları sonrası değişmeli olarak yarım sahada maç oynadı. Galip gelen takımlar, sevinç fotoğrafları çektirdi. Antrenmana rehabilitasyon sürecindeki Tomas Sivok, tedavideki Manuel Fernandes ve Ömer Şişmanoğlu ile bireysel çalışan Dany Nounkeu katılmadı. Arkadaşlarıyla birlikte sahaya çıkan Hugo Almeida’nın yanı sıra Ersan Adem Gülüm, çift kalede ağrıları artınca idmanı yarıda bıraktı.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
BeşiktaştaGökhanTöretelaşıvarBeşiktaşta Gökhan Töre telaşı var
Beşiktaş'ta Gökhan Töre telaşı var
Zaman
13.03.2014
02:11
Beşiktaş, Rubin Kazan’dan sezon sonuna dek kiraladığı Gökhan Töre’nin bonservisini almak istiyor. Talep edilen 7,5 milyon Euro ve gurbetçi yıldıza ilişkin Galatasaray iddiaları ise soruna yol açıyor. Ruslara bu parayı vereceklere, “Hayırlı olsun.” diyeceklerini belirten yöneticilerden Erdal Torunoğulları ise şaşırtıyor.Beşiktaş, sezon başında Rubin Kazan’dan kiraladığı Gökhan Töre’nin bonservisini edinebilmek için kolları sıvadı. Ruslarla görüşmelere başlayan Siyah-Beyazlılar, satın alma opsiyonunu kullanma amacında; ancak devreye hemen rakamlar giriyor. Kırmızı-Beyazlıların 7,5 milyon Euro talebinde indirim bekleyen Kartal’ı, gurbetçi yıldızın istediği meblağ ve Galatasaray iddiaları zorluyor. Gökhan’ın kalmayı arzuladığını ve temasların olumlu sonuçlanacağını umduğunu vurgulayan Dış Transferden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Torunoğulları, akabinde şaşırtıcı cümleler kuruyor: “Rubin 7,5 milyon Euro’da diretirse bu iş olmaz. Söylenen her şeyi kabullenecek değiliz. Galatasaray araya girip bu miktarı verirse sadece ‘hayırlı olsun’ deriz.”Bu noktada yakın geçmişteki demeçler akıllara geliyor. Gökhan Töre’nin Beşiktaş’ta kalmasından yana tavır koyan menajeri Ahmet Bulut, Siyah-Beyazlı kulüple aynı görüşte. Bir yıl karşılığında 350 bin Euro ödenen R.Kazan’ın sözleşmeye iliştirdiği 7,5 milyon Euro’yu çok bulan Bulut, “Bunu düşürmeyi hedefliyoruz. Neticede bu, ülkenin parası. Rusya’ya neden gitsin?” ifadelerini kullanıyor. Futbolcusunun yakaladığı şansı çok iyi değerlendirdiğine inanan Bulut şunları kaydediyor: “Bence geçen yazın en iyi transferini Beşiktaş yaptı. Kimse Gökhan’dan böyle büyük bir çıkış beklemiyordu.” Aynı kanaatteki Başkan Fikret Orman da Siyah-Beyazlı formanın değerine dikkati çekiyor: “Biz Gökhan’a fırsat sunduk. O da başarılı oldu. Kariyerinde bizde oynadığı kadar maçı yok. Ailemizin içerisinde mutlu. Değerini bilirse kalır.”Benzer görüşlerin akabinde düşünceleri merak edilen Gökhan Töre cephesinde ise iddialar mevcut. Bu sene 950 bin Euro verilen 22 yaşındaki orta sahanın, takımdaki birçok oyuncu gibi Cenk Tosun’un mukavelesini örnek gösterdiği, ücretinin iyileştirilmesini beklediği ileri sürülüyor. Sezon bitiminde Gaziantepspor’dan gelecek olan genç forvet, 5 yıllık kontrat uyarınca cebine toplamda 7 milyon 950, maç başına 10 bin Euro koyacak. Gökhan’ın, ancak Cenk’in 1,6 milyon Euro’luk ortalamasına ‘evet’ diyeceği belirtiliyor.GÜÇLÜ İDDİA: FERNANDES, L.MOSKOVA’DABeşiktaş’ta, 31 Mayıs itibarıyla serbest kalacak Manuel Fernandes kanadında hareketlilik hâkim. Portekiz basınından Record, yetenekli futbolcunun Rus Lokomotiv Moskova ile 5 yıllığına ön protokol imzaladığını yazdı. Son dönemde performansı düşen, taraftarlarla arası açılan klas ayağın durumuna değinen Erdal Torunoğulları, yorumdan kaçındı: “Ne yapacağını en iyi kendisi bilir.” Portekizli hücumcu Hugo Almeida’ya 2014 Dünya Kupası öncesi imza attırabileceklerini müjdeleyen Torunoğulları, izleme komitesinin takibindeki ismi de kamuoyuyla paylaştı. Fethiyespor’un 1990 doğumlu savunmacısı Birol Parlak, Hırvat teknik adam Slaven Bilic’in onayı halinde kadroya katılacak.Almeida, idmanı yarıda bıraktıBeşiktaş, cumartesi günü, deplasmanda vereceği Çaykur Rizespor sınavına hazırlanıyor. Futbolcular dün, kondisyon koşuları sonrası değişmeli olarak yarım sahada maç oynadı. Galip gelen takımlar, sevinç fotoğrafları çektirdi. Antrenmana rehabilitasyon sürecindeki Tomas Sivok, tedavideki Manuel Fernandes ve Ömer Şişmanoğlu ile bireysel çalışan Dany Nounkeu katılmadı. Arkadaşlarıyla birlikte sahaya çıkan Hugo Almeida’nın yanı sıra Ersan Adem Gülüm, çift kalede ağrıları artınca idmanı yarıda bıraktı.
Zaman
Spor
13.03.2014
BeşiktaştaGökhanTöretelaşıvarBeşiktaşta Gökhan Töre telaşı var
Selim İleri - 1960'ta Hayat 'mecmua'sı
Zaman
22.02.2014
02:17
İstanbul’un ortahalli kentsoylu evlerine yarım yüzyıl önce, hatta daha eskilerde Hayat ‘mecmua’sı her hafta girerdi. ‘Dergi’ sözcüğünün iyi kötü yerleştiği o yıllarda Hayat ‘mecmua’da ısrarlıydı.Mecmuanın sahibi Şevket Rado; neşriyat müdürü Hikmet Feridun Es. Necatigil, sözlüğünde, Şevket Rado için “Cumhuriyet devri yazarlarından” diyor. 1913’te Radovişte’de (Yugoslavya) doğmuş, Rado soyadı oradan geliyor. Uzun yıllar Akşam gazetesinde fıkra yazarlığı yapmış. Sonra dergicilik dönemi başlıyor: Resimli Hayat, Hayat, Ses, Ötekiler. Sanat hayatına şiirle başlıyor. Denemelerini, söyleşilerini birkaç kitapta derliyor. 1988 yılında İstanbul’da ölmüş.Hikmet Feridun Es’e gelince, ondan geriye nefis bir eser kaldı: Kaybolan İstanbul’dan Hatıralar (Ötüken Yayınları, 2010); okumadınızsa, mutlaka okuyun.Hayat mecmuası 1960’ların, dediğim gibi hatta 50’lerin yarı muhafazakâr yarı Avrupaî dünyasının âdeta bir tutanağıdır. Bir yanda Cumhuriyet’e bağlılık, bir yanda Osmanlı hanedanından haberler, Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun anıları. Bir yanda yeryüzünün son kralları, kraliçeleri, meselâ imparatoriçe Farah Diba, öylesi saray yaşantıları, bir yanda Halide Edib’in “Millî Mücadele Hatıraları”. Edebiyata da yer verirdi Hayat: Refik Halid’den romanlar, Yakup Kadri’nin anıları...1960’ın taksimetresi çalışıyor1960 yılının Hayat’larını önceki akşam taradım. Eski ciltte yarım yüzyılı aşkın zaman dilimi sanki donmuş, duruyor. Şevket Rado yeni yılımızı kutluyor: “İşte bugün de, 365 basamaklı yeni bir yılın ilk basamağına ayaklarımızı basmış bulunuyoruz. Dün gece yeni yılı eğlenceler içinde karşılamış olanlar bu sabah biraz yorgundurlar. Mutât uykularını uyuyarak uyanmış olanlar, eğer varsa işlerine sarılmışlardır bile.”1960 yılının taksimetresi çalışmaya başlamış. Herkese “uğurlu ve başarılı” bir yıl! Ertesi haftaki Hayat’ta “yılbaşından fotoğraflar”: Yeniköy’deki Boğaziçi Kulübü’nde film yıldızı Belgin Doruk, eşi prodüktör Faruk Kenç; politikacı Mükerrem Sarol her yıl olduğu gibi Hilton’un Şadırvan’ındaymış; Hilton Oteli yılbaşı için bu sene bir sirk dekoruna bürünmüş, şempanze-pelikan kuşu-bir ayı sirk numaralarında ilgi çekmişler.Batılı olmak, Batılı görünmek, Batı tarzı yaşamak o yıllarda biraz da operayla ilintili: “Geçenlerde Ankara Devlet Operası’nda temsil edilmeye başlanan Richard Strauss’un ‘Salome’si hem olağanüstü bir sanat hadisesi, hem de 1960’ın ilk büyük galası oldu.”“Ankara sosyetesine mensup yerli, yabancı birçok güzide şahsiyetin” fotoğrafları Hayat mecmuasının sayfalarında! “İşte Polatkan ailesi. Soldan sağa, Bayan Polatkan, Polatkan’ların yakın bir dostu, Maliye Vekili Hasan Polatkan.” Hanımlar hep vizon etollü: “Bayan Zorlu, kızı Jale Zorlu ve Bayan Harika Yardımcı.” Devlet Tiyatrosu Umum Müdürü ve Başrejisör Cüneyt Gökçer, “sanatkâr” Muazzez Kurdoğlu’yla birlikte...Muazzez Hanım siyah bir pelerine bürünmüş. Muazzez Hanım’ı tanımıştım: Senaryosunu yazdığım ve Zeki Ökten’in yönettiği Bir Demet Menekşe’de oynamıştı. Dünyaya artık dargın bir kadındı. O dargınlık, kırılmışlık içinde aramızdan ayrıldı.Temsilden sonra operanın “istirahat” salonunda kokteyl verilmiş. “Reisicumhurumuz” Celâl Bayar, kızı Nilüfer Gürsoy’la birlikte Devlet Tiyatrosu sanatçılarını kutluyor. Bayar smokin giymiş.İşte “kırmızı renkli, sarı başlıklı sütunları, göz kamaştırıcı avizeleri ve pırıl pırıl tuvaletlerin renk kattığı güzide kalabalığı ile Ankara Operası salonları Salome galasında”!..Salome’nin bu galası Hayat’tan belleğime çakılı kalmıştır; bunca yıl sonra fotoğraflar tam da hatırladığım gibi. Fakat bugün biraz da başka bir ülkeden fotoğraflar gibi bakakalıyorum.1950’ler, 1960’lar Türkiye’nin, özellikle İstanbul, Ankara gibi kentlerin ‘Amerikan rüyası’ gördüğü yıllardır. Aynı şekilde, Türkiye’den Amerika’ya gidenlerin oradaki başarı haberleri Hayat’ta sık sık yer alır: “Amerika’da Türk şarkıları ve dansları pek seviliyor!”“Tanınmış ses sanatkârı Müzeyyen Senar” Hollywood’a gitmiş; orada “meşhur bir gece kulübünde” çalışan Âfet Sevilay, “Müzeyyen ablası” şerefine şarkılar söylüyor. Bir gece de ikisi karşılıklı millî oyunlar, çiftetelli oynuyorlar. Amerikalılar çiftetelliyi çok beğenmişler.Hayat orta sayfalarında “spor takvimi” veriyor. Gol kralları: Metin (G.S.) 12 gol, Abdullah (D.S.) 9 gol, Zeynel (G.
Zaman
En Çok Okunan
22.02.2014
Selimİleri-1960taHayatmecmuasıSelim İleri - 1960ta Hayat mecmuası
Selim İleri - 1960'ta Hayat 'mecmua'sı
Zaman
22.02.2014
02:17
İstanbul’un ortahalli kentsoylu evlerine yarım yüzyıl önce, hatta daha eskilerde Hayat ‘mecmua’sı her hafta girerdi. ‘Dergi’ sözcüğünün iyi kötü yerleştiği o yıllarda Hayat ‘mecmua’da ısrarlıydı.Mecmuanın sahibi Şevket Rado; neşriyat müdürü Hikmet Feridun Es. Necatigil, sözlüğünde, Şevket Rado için “Cumhuriyet devri yazarlarından” diyor. 1913’te Radovişte’de (Yugoslavya) doğmuş, Rado soyadı oradan geliyor. Uzun yıllar Akşam gazetesinde fıkra yazarlığı yapmış. Sonra dergicilik dönemi başlıyor: Resimli Hayat, Hayat, Ses, Ötekiler. Sanat hayatına şiirle başlıyor. Denemelerini, söyleşilerini birkaç kitapta derliyor. 1988 yılında İstanbul’da ölmüş.Hikmet Feridun Es’e gelince, ondan geriye nefis bir eser kaldı: Kaybolan İstanbul’dan Hatıralar (Ötüken Yayınları, 2010); okumadınızsa, mutlaka okuyun.Hayat mecmuası 1960’ların, dediğim gibi hatta 50’lerin yarı muhafazakâr yarı Avrupaî dünyasının âdeta bir tutanağıdır. Bir yanda Cumhuriyet’e bağlılık, bir yanda Osmanlı hanedanından haberler, Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu’nun anıları. Bir yanda yeryüzünün son kralları, kraliçeleri, meselâ imparatoriçe Farah Diba, öylesi saray yaşantıları, bir yanda Halide Edib’in “Millî Mücadele Hatıraları”. Edebiyata da yer verirdi Hayat: Refik Halid’den romanlar, Yakup Kadri’nin anıları...1960’ın taksimetresi çalışıyor1960 yılının Hayat’larını önceki akşam taradım. Eski ciltte yarım yüzyılı aşkın zaman dilimi sanki donmuş, duruyor. Şevket Rado yeni yılımızı kutluyor: “İşte bugün de, 365 basamaklı yeni bir yılın ilk basamağına ayaklarımızı basmış bulunuyoruz. Dün gece yeni yılı eğlenceler içinde karşılamış olanlar bu sabah biraz yorgundurlar. Mutât uykularını uyuyarak uyanmış olanlar, eğer varsa işlerine sarılmışlardır bile.”1960 yılının taksimetresi çalışmaya başlamış. Herkese “uğurlu ve başarılı” bir yıl! Ertesi haftaki Hayat’ta “yılbaşından fotoğraflar”: Yeniköy’deki Boğaziçi Kulübü’nde film yıldızı Belgin Doruk, eşi prodüktör Faruk Kenç; politikacı Mükerrem Sarol her yıl olduğu gibi Hilton’un Şadırvan’ındaymış; Hilton Oteli yılbaşı için bu sene bir sirk dekoruna bürünmüş, şempanze-pelikan kuşu-bir ayı sirk numaralarında ilgi çekmişler.Batılı olmak, Batılı görünmek, Batı tarzı yaşamak o yıllarda biraz da operayla ilintili: “Geçenlerde Ankara Devlet Operası’nda temsil edilmeye başlanan Richard Strauss’un ‘Salome’si hem olağanüstü bir sanat hadisesi, hem de 1960’ın ilk büyük galası oldu.”“Ankara sosyetesine mensup yerli, yabancı birçok güzide şahsiyetin” fotoğrafları Hayat mecmuasının sayfalarında! “İşte Polatkan ailesi. Soldan sağa, Bayan Polatkan, Polatkan’ların yakın bir dostu, Maliye Vekili Hasan Polatkan.” Hanımlar hep vizon etollü: “Bayan Zorlu, kızı Jale Zorlu ve Bayan Harika Yardımcı.” Devlet Tiyatrosu Umum Müdürü ve Başrejisör Cüneyt Gökçer, “sanatkâr” Muazzez Kurdoğlu’yla birlikte...Muazzez Hanım siyah bir pelerine bürünmüş. Muazzez Hanım’ı tanımıştım: Senaryosunu yazdığım ve Zeki Ökten’in yönettiği Bir Demet Menekşe’de oynamıştı. Dünyaya artık dargın bir kadındı. O dargınlık, kırılmışlık içinde aramızdan ayrıldı.Temsilden sonra operanın “istirahat” salonunda kokteyl verilmiş. “Reisicumhurumuz” Celâl Bayar, kızı Nilüfer Gürsoy’la birlikte Devlet Tiyatrosu sanatçılarını kutluyor. Bayar smokin giymiş.İşte “kırmızı renkli, sarı başlıklı sütunları, göz kamaştırıcı avizeleri ve pırıl pırıl tuvaletlerin renk kattığı güzide kalabalığı ile Ankara Operası salonları Salome galasında”!..Salome’nin bu galası Hayat’tan belleğime çakılı kalmıştır; bunca yıl sonra fotoğraflar tam da hatırladığım gibi. Fakat bugün biraz da başka bir ülkeden fotoğraflar gibi bakakalıyorum.1950’ler, 1960’lar Türkiye’nin, özellikle İstanbul, Ankara gibi kentlerin ‘Amerikan rüyası’ gördüğü yıllardır. Aynı şekilde, Türkiye’den Amerika’ya gidenlerin oradaki başarı haberleri Hayat’ta sık sık yer alır: “Amerika’da Türk şarkıları ve dansları pek seviliyor!”“Tanınmış ses sanatkârı Müzeyyen Senar” Hollywood’a gitmiş; orada “meşhur bir gece kulübünde” çalışan Âfet Sevilay, “Müzeyyen ablası” şerefine şarkılar söylüyor. Bir gece de ikisi karşılıklı millî oyunlar, çiftetelli oynuyorlar. Amerikalılar çiftetelliyi çok beğenmişler.Hayat orta sayfalarında “spor takvimi” veriyor. Gol kralları: Metin (G.S.) 12 gol, Abdullah (D.S.) 9 gol, Zeynel (G.
Zaman
Köşe Yazıları
22.02.2014
Selimİleri-1960taHayatmecmuasıSelim İleri - 1960ta Hayat mecmuası
Usta kalemlerin geride bıraktıkları evler
Zaman
14.02.2014
02:13
Eserleriyle yakından tanığımız edebiyatçıların bu eserleri nerede yazdıklarını, nasıl bir yerde yaşadıklarını hep merak ederiz. Buradan yola çıkarak izini sürdüğümüz evlerin kimisinin müze yapıldığını kimisinin de ilk halinden geriye hiçbir şey kalmadığını görüyoruz.Edebiyatımızın usta kalemlerinin eserleri kadar onların hatıralarına tanıklık eden evleri de değerlidir. Yazarın yaşadığı evi görmek her okuru mutlu eder. Üstelik o günlerdeki haliyle, kullanılmışlıklarıyla, en ince detaylarıyla... Peki, ne oldu bu evlere? Dünyadan göçüp giden yazarların evleri bazen müzeye dönüştürülüyor bazen de yıkılıyor ya da farklı şekillerde kullanılıyor. Evlerin çoğunun günümüze ulaşamayışı Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk’a göre ahşap olmalarından kaynaklanıyor. Bu durum evleri daha çabuk eskitirken, yangınları da kolaylaştırıyor. Çoruk, son zamanlardaki evlerin durumu için, “Sık yer değiştirmeler, mülkiyet anlayışı ve veraset sistemi gibi sebepler yüzünden edebiyatçıların yaşadıkları evler sürekli el değiştirmiş, yıkılıp yerlerine başka binalar yapılmış.” diyor.Evler sadece dış şekliyle değil, edebiyatçının kullandığı eşyalarla ve ondan kalan ev düzeniyle anlamlıdır. Bugün muhafaza edilen müze evlerde maalesef dönemi yansıtan çok az eşya var. 19. yüzyılda ortaya çıkan müzecilik anlayışının bir sonucu olan müze evler, edebiyatçıların yaşadığı evleri koruma düşüncesinden geliyor. Bizde geçmişi yakın tarihe dayanan ve fazla yaygın olmayan müze evler, Avrupa’da oldukça popüler. Ahmet Haşim, Frankfurt seyahati sırasında Alman yazar Goethe’nin evindeki masasında ünlü eseri ‘Faust’un mürekkep lekelerinin hâlâ durduğunu görerek, ortamın kendisinde oluşturduğu hisleri “Faust’un Mürekkep Lekeleri” adlı yazısında anlatır. Ünlü deneme yazarı Montaigne’in eserlerini yazdığı kulesi bir Rönesans hatırası olarak günümüzde varlığını muhafaza ediyor. Oysa ki bizler ünlü divan şairi Nedim’in bir zamanlar Beşiktaş’ta oturduğunu sadece “Beşiktaş’a yakın hâne-i virânımız vardır” mısralarından öğreniyoruz. Yurtdışında oldukça önem verilen yazar evleriyle ilgili ‘Writers Houses’ adlı bir site bile hazırlanmış. Sayısız ünlü yazarın yaşadığı mekânların bulunduğu sitede; fotoğraflar, linkler, hikâyeler ve ev hakkında bilgiler yer alıyor.Cahit Sıtkı Tarancı: “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün.” dizeleriyle hafızalarda yer edinen şiiri gibi edebiyatımıza pek çok unutulmaz eser kazandıran ünlü şair, 1910 Diyarbakır doğumlu. Tarancı’nın çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümünün geçtiği Diyarbakır Cami-i Kebir Mahallesi’ndeki evi tarihi doku ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Kültür Bakanlığı tarafından onarılarak, 1973 yılında Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi olarak hizmete açılan evde şaire ait şahsi eşyalar, el yazması mektuplar ve zengin bir kitap koleksiyonu bulunuyor.Ahmet Muhip Dıranas: Hayatını Sinop’ta sürdüren Ahmet Muhip Dıranas, 1966’da kestane ağaçları arasına kendi elleriyle ahşap bir ev inşa eder. Sinop’un Karaoğlan köyündeki evin durumu hakkında geçtiğimiz senelerde soru önergesi bile verildi. Vârislerle olan hukuki süreçlerin bitmesini bekleyen ev, restore edileceği günün özleminde.Mehmet Akif Ersoy: 1921’de Meclis’te Burdur milletvekili olarak göreve başlayan Milli Şair Mehmet Akif, Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşir. Şairin yaşadığı yerler arasında en önemlisi muhakkak ki İstiklal Marşı’nı yazdığı bu evdir. Hacettepe Üniversitesi’nin yerleşke alanı içinde yer alan ev, 1949’da müzeye dönüştürülür. Ancak bir süre bakımsız kalan ev, onarılarak 1984’te ziyarete açılır. Akif’in ömrünün son günlerini geçirdiği Beyoğlu Mısır Apartmanı’ndaki dairenin müzeleştirme tartışmaları ise devam ediyor.Tevfik Fikret: Edebiyat-ı Cedide topluluğunun lideri olan şairin, 1906-1915 yılları arasında yaşadığı ev olan Aşiyan, 1945’ten beri müze. Farsça’da yuva anlamına gelen Aşiyan’ın projesi, bizzat şair tarafından çizilmiş. İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde bulunan Aşiyan Müzesi’nde şairin balmumundan heykeli, fotoğrafları, tabloları, şairin yüz maskı ve o dönem kullandığı eşyaları sergileniyor.Hüseyin Rahmi Gürpınar: Edebiyatımızın önemli kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 32 yıl boyunca yaşadığı Heybeliada’daki evi 2000 yılında restore edilerek müze oldu. Geçtiğimiz yıl müze, kütüphane ve kurs merkezi yapılmak istenilse de müze halinde kalmayı başardı.Sait Faik Abasıyanık: Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından Sait Faik Abasıyanık’ın, Burgazada’da Çayır Sokak’taki evi 1959’da annesinin isteği üzerine müzeye dönüştürüldü. Müzede yazarın hayatına tanık olmuş fo
Zaman
En Çok Okunan
14.02.2014
UstakalemleringeridebıraktıklarıevlerUsta kalemlerin geride bıraktıkları evler
Usta kalemlerin geride bıraktıkları evler
Zaman
14.02.2014
02:04
Eserleriyle yakından tanığımız edebiyatçıların bu eserleri nerede yazdıklarını, nasıl bir yerde yaşadıklarını hep merak ederiz. Buradan yola çıkarak izini sürdüğümüz evlerin kimisinin müze yapıldığını kimisinin de ilk halinden geriye hiçbir şey kalmadığını görüyoruz.Edebiyatımızın usta kalemlerinin eserleri kadar onların hatıralarına tanıklık eden evleri de değerlidir. Yazarın yaşadığı evi görmek her okuru mutlu eder. Üstelik o günlerdeki haliyle, kullanılmışlıklarıyla, en ince detaylarıyla... Peki, ne oldu bu evlere? Dünyadan göçüp giden yazarların evleri bazen müzeye dönüştürülüyor bazen de yıkılıyor ya da farklı şekillerde kullanılıyor. Evlerin çoğunun günümüze ulaşamayışı Doç. Dr. Ali Şükrü Çoruk’a göre ahşap olmalarından kaynaklanıyor. Bu durum evleri daha çabuk eskitirken, yangınları da kolaylaştırıyor. Çoruk, son zamanlardaki evlerin durumu için, “Sık yer değiştirmeler, mülkiyet anlayışı ve veraset sistemi gibi sebepler yüzünden edebiyatçıların yaşadıkları evler sürekli el değiştirmiş, yıkılıp yerlerine başka binalar yapılmış.” diyor.Evler sadece dış şekliyle değil, edebiyatçının kullandığı eşyalarla ve ondan kalan ev düzeniyle anlamlıdır. Bugün muhafaza edilen müze evlerde maalesef dönemi yansıtan çok az eşya var. 19. yüzyılda ortaya çıkan müzecilik anlayışının bir sonucu olan müze evler, edebiyatçıların yaşadığı evleri koruma düşüncesinden geliyor. Bizde geçmişi yakın tarihe dayanan ve fazla yaygın olmayan müze evler, Avrupa’da oldukça popüler. Ahmet Haşim, Frankfurt seyahati sırasında Alman yazar Goethe’nin evindeki masasında ünlü eseri ‘Faust’un mürekkep lekelerinin hâlâ durduğunu görerek, ortamın kendisinde oluşturduğu hisleri “Faust’un Mürekkep Lekeleri” adlı yazısında anlatır. Ünlü deneme yazarı Montaigne’in eserlerini yazdığı kulesi bir Rönesans hatırası olarak günümüzde varlığını muhafaza ediyor. Oysa ki bizler ünlü divan şairi Nedim’in bir zamanlar Beşiktaş’ta oturduğunu sadece “Beşiktaş’a yakın hâne-i virânımız vardır” mısralarından öğreniyoruz. Yurtdışında oldukça önem verilen yazar evleriyle ilgili ‘Writers Houses’ adlı bir site bile hazırlanmış. Sayısız ünlü yazarın yaşadığı mekânların bulunduğu sitede; fotoğraflar, linkler, hikâyeler ve ev hakkında bilgiler yer alıyor.Cahit Sıtkı Tarancı: “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün.” dizeleriyle hafızalarda yer edinen şiiri gibi edebiyatımıza pek çok unutulmaz eser kazandıran ünlü şair, 1910 Diyarbakır doğumlu. Tarancı’nın çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümünün geçtiği Diyarbakır Cami-i Kebir Mahallesi’ndeki evi tarihi doku ve mimarisiyle dikkat çekiyor. Kültür Bakanlığı tarafından onarılarak, 1973 yılında Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi olarak hizmete açılan evde şaire ait şahsi eşyalar, el yazması mektuplar ve zengin bir kitap koleksiyonu bulunuyor.Ahmet Muhip Dıranas: Hayatını Sinop’ta sürdüren Ahmet Muhip Dıranas, 1966’da kestane ağaçları arasına kendi elleriyle ahşap bir ev inşa eder. Sinop’un Karaoğlan köyündeki evin durumu hakkında geçtiğimiz senelerde soru önergesi bile verildi. Vârislerle olan hukuki süreçlerin bitmesini bekleyen ev, restore edileceği günün özleminde.Mehmet Akif Ersoy: 1921’de Meclis’te Burdur milletvekili olarak göreve başlayan Milli Şair Mehmet Akif, Ankara’da Taceddin Dergâhı’na yerleşir. Şairin yaşadığı yerler arasında en önemlisi muhakkak ki İstiklal Marşı’nı yazdığı bu evdir. Hacettepe Üniversitesi’nin yerleşke alanı içinde yer alan ev, 1949’da müzeye dönüştürülür. Ancak bir süre bakımsız kalan ev, onarılarak 1984’te ziyarete açılır. Akif’in ömrünün son günlerini geçirdiği Beyoğlu Mısır Apartmanı’ndaki dairenin müzeleştirme tartışmaları ise devam ediyor.Tevfik Fikret: Edebiyat-ı Cedide topluluğunun lideri olan şairin, 1906-1915 yılları arasında yaşadığı ev olan Aşiyan, 1945’ten beri müze. Farsça’da yuva anlamına gelen Aşiyan’ın projesi, bizzat şair tarafından çizilmiş. İstanbul’un Beşiktaş ilçesinde bulunan Aşiyan Müzesi’nde şairin balmumundan heykeli, fotoğrafları, tabloları, şairin yüz maskı ve o dönem kullandığı eşyaları sergileniyor.Hüseyin Rahmi Gürpınar: Edebiyatımızın önemli kalemlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 32 yıl boyunca yaşadığı Heybeliada’daki evi 2000 yılında restore edilerek müze oldu. Geçtiğimiz yıl müze, kütüphane ve kurs merkezi yapılmak istenilse de müze halinde kalmayı başardı.Sait Faik Abasıyanık: Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından Sait Faik Abasıyanık’ın, Burgazada’da Çayır Sokak’taki evi 1959’da annesinin isteği üzerine müzeye dönüştürüldü. Müzede yazarın hayatına tanık olmuş fo
Zaman
Ana Sayfa
14.02.2014
UstakalemleringeridebıraktıklarıevlerUsta kalemlerin geride bıraktıkları evler
Facebook fırtınası dinmiyor
Zaman
05.02.2014
02:09
Dünyanın en büyük sosyal medya sitesi Facebook salı günü 10. yaşına girdi. Şirketin 10 yıllık kısa tarihi ise başarılarla dolu.2005 yılında Harvard Üniversitesi’nde bir yurt odasında Mark Zuckerberg tarafından kurulan Facebook, bir milyar üyesiyle dünyanın en büyük sosyal medya sitesi haline geldi. Yakın rakiplerinden Twitter’ın kullanıcı sayısının 645 milyon olduğu düşünülürse, Facebook’un başarısı daha da kolay anlaşılabilir.Genç girişimci Zuckerberg tarafından kurularak, sosyal medya kavramının ortaya çıkmasında büyük pay sahibi olan sitenin borsa değeri tam 100 milyar dolar.Site 2005 yılında ilk kurulduğunda “Thefacebook” adıyla sadece Harvard Üniversitesi öğrencilerine hizmet veriyordu, şimdi ise bütün dünyaya yayıldı. Zuckerberg’in sitesi dünya genelinde en çok bilinen markalardan biri haline geldi.İlk kurulan Facebook, zaman akışı ve haber kaynağı özelliklerine sahip değildi. Birbirinden bağımsız profillerden oluşan sosyal ağ, basit forumlar gibi işlev görüyordu.Facebook’ta arkadaşların birbirlerinin faaliyetlerini görmesini sağlayan Haber Kaynağı uygulaması 2006 yılından sonra getirildi. Site bu değişiklikle diğer sosyal medya sitelerinden farklı bir yola girmeye başladı ve bir sosyal medya devi haline geldi.2009 yılında ise Facebook ilk kez gerçek zamanlı veri paylaşımını kullanmaya başladı. Bu atılım siteyi daha interaktif hale getirerek, dünya çapında bilinilirliğini arttırdı.Atılımlarına hız veren Facebook, 2010 yılında sayfanın üzerine bildirim ikonları yerleştirdi. Bu sayede kullanıcılar birbiriyle etkileşime geçtiğinde, Facebook’tan otomatik olarak uyarı alacaklardı.2010 yılında yapılan bir diğer değişiklik de profil fotoğrafı dışındaki fotoğrafların görünürlüğünü arttırmak oldu. Sayfa eklenen yeni bir bölümde kullanıcının diğer fotoğrafları da gösterilmeye başlandı.2011 yılında Facebook radikal bir değişikliğe uğradı. Zaman tüneli uygulamasına geçen site hakkında kullanıcıların ilk yorumları olumsuz olsa da zamanda herkes alıştı.Son yıllarda siteye olan ilgi azalsa da Facebook bir takım yenilikler yapmaya devam ediyor. Kullanıcılar site üzerinde istedikleri her işlemi daha kolay yapabiliyor.
Zaman
Ana Sayfa
05.02.2014
FacebookfırtınasıdinmiyorFacebook fırtınası dinmiyor
Gülünce, hepimiz aynıyız
Zaman
28.01.2014
02:19
“Paris banliyö olayları sonucunda ortaya çıkan dünyaca ünlü fotoğraf projesi Inside Out Projectin Türkiye ayağı 15 Şubatta Balatta gerçekleştirilecek. Her ülkede, sosyal sorunlara işaret eden projenin ülkemiz için belirlenen konusu “Gülümseyince Aynıyız.”Fransada 2005 yılının Ekim ayında çıkan ve dünya gündemine ‘Paris banliyö olayları olarak oturan isyanlar, dünyaca ünlü fotoğraf projesi www.InsideOutProject.netin doğmasına vesile oldu. Olaylar çıkmadan kısa bir süre önce, Parisli duvar sanatçısı JR (17), eline fotoğraf makinesi alır ve şehrin arka sokaklarında, varoşlarda ya da banliyölerde yaşayan arkadaşlarının fotoğrafını çeker. Sonra bu fotoğrafları yine aynı sokaklara asar. Kendi halinde bir portre çalışması yapmıştır JR. Fakat tam o sırada banliyö olayları patlar. İsyanın sebebi bellidir: Herkesin birbirini ocu, bucu, şucu diye tanımladığı, aşağıladığı düzene karşı çıkmak. O zamanki Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy, Parisin yakın banliyölerinden Courneuve semtinde 4000ler sitesini ziyaretinden sonra unutulmayacak bir söz sarf eder: “Bu siteleri tazyikli suyla temizlemek lazım.” Birkaç ay sonra ise yine aynı bölgeleri kastederek Fransızcada kötü bir aşağılama tabiri olan ‘racaille yani ‘ayak takımı çıkar ağzından. Yine aynı günlerde Parisin kuzeyindeki banliyö semtlerinden Clichy Sous-Boisda top oynayan gençlerden üçü polisin kimlik kontrolü yapacağından endişe ederek kaçarken sığındıkları bir elektrik trafosunda yüksek akıma kapılırlar. 17 yaşındaki Mağrip asıllı Ziyad Benna ve 15 yaşındaki Siyah Afrikalı Bouna Traore hayatlarını kaybederken Urfalı Muhittin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır. Arkadaşlarının ölümü üzerine öfkeye kapılan onlarca genç o gece polis ve itfaiyecilerle kamu binalarına saldırır. Bu tepkiler ertesi güne kadar sürer. Toplam 23 araba ateşe verilir ve artık olayların önü alınamaz. Tüm medya gettolarda yaşayan, ortalığı yakıp yıkan bu insanları bir canavar gibi anlatır. JR, TV görüntülerini izlerken kendi çektiği portreleri de görür ekranda ve dostlarının bu kadar kötü tanıtılmasından rahatsız olur. Evet melek değildiler, ama canavar olmadıklarından da emindir. JR, tekrar aynı mahallelere gider, tek bir amacı vardır, şehri ters yüz etmek. Arka sokakların gerçek yüzünü öne taşımak. Sanatçı, aynı arkadaşlarının portrelerini tekrar çeker. Hepsine söylediği şudur: ‘Korkunç olun! Ortaya karikatürize edilmiş korkunçlukta çok yakından çekilmiş onlarca portre çıkar. JR bu portreleri kocaman posterler halinde Parisin en sosyetik, en ‘ulaşılmaz, en dokunulmaz, en, en… sokaklarına asar. Önceleri astığı posterler çıkartılır. Ancak zaman geçtikçe Parisli burjuvalar her şeyin medyanın anlattığı gibi olmadığını, gettolarda yaşayan insanların da canavar olmadıklarını görmeye başlar. 1 yıl sonra Paris Belediyesi JRa eserlerini belediye binasının duvarlarında sergilemesini önerir. JR, sanat galerileri ya da magazin dergilerinde değil, sokaklarda sergilediği sanatıyla insanların bir konu hakkında düşünmesini sağlar. Sokaktaki sanatın gücünü keşfeden genç sanatçı, çalışmalarını Ortadoğu ülkeleri başta olmak üzere 120 farklı ülkede, farklı sosyal konuları ele alarak devam ettirir. Bu gücü başka insanların da keşfetmesini ve dertleri her ne ise kendi fotoğraflarını çekip, kendi sokaklarında anlatmalarını ister. Fransız duvar sanatçısı JRın bireysel çabalarıyla başlayıp, kolektif bilince açtığı global fotoğraf projesi Inside Out Projectin (Ters Yüz Etme Projesi) Türkiye ayağı 15 Şubatta Balatta gerçekleştirilecek. Fotoğraf sanatçısı Tolga Bayraktar ve proje koordinatörü Tuba Aynur, o gün saat 14.00te altı aydır Balatta çektikleri 70 gülümseyen portreyi duvarlara asacaklar. Tüm dünyada farklı sorunlara işaret eden projenin Türkiye için belirlenen konusu “Gülümseyince Aynıyız”. Son aylarda ülkemizin en büyük sorunu bu çünkü. Bir karamsarlık çöktü üzerimize, kötü senaryolar duyuyor, kâbuslara uyanıyor, kalbimizi, ruhumuzu serin ve selametli bir yola iletmeye zorlanıyoruz. Hepimizin hakikaten gülmeye ve güldürmeye çok ihtiyacı var. Gülümseyince çok güzel oluyorsun Türkiye… “Sponsor kabul edilmiyor” Tolga Bayraktar-Tuba Aynur: “Dünyada ve çevremizde hep bir ayrımcılık var. Sadece Türkiyede değil, dünyada politik çatışmaların olduğu bir dönemdeyiz. Biz ortak kodlardan hareket etmek istedik. Bu nedenle gülümseyince aynıyız diyoruz. Balatta farklı kültürlerde, dinlerde ve sosyal yapıdaki insanlar hoşgörü içinde yaşıyor. Bu nedenle Balatı seçtik. Inside Out Project için konuyu siz belirliyorsunuz, ırkçılık, şiddet ve teşhircilik içermeyen, sosyal konulara parmak basan her fotoğraf kabul ediliyor. Fakat belli standartları var. Sadece portre çekmek zorundasınız ve kesinlikle sponsor desteği almamanız gerekiyor. Kabul edilen he
Zaman
Kültür
28.01.2014
GülüncehepimizaynıyızGülünce hepimiz aynıyız
Fotoğrafın ‘İz’i kapandı
Zaman
19.01.2014
02:10
Ara Güler’in deyişiyle ‘Türkiye’ye fotoğrafı öğreten dergi’ İz, 49. sayısıyla yayın hayatını sonlandırdı. Derginin koordinatörü Gölnur Cengiz, geride dünyanın hallerine tanıklık eden bir ‘insanlık arşivi’ bıraktıklarını söylüyor.Dünyanın başka bir coğrafyasında yaşayan insanların öykülerini bu toprakların insanına anlatmak üzere yola çıktı İz dergisi. Gri bütün tonlarıyla, gökkuşağı bütün renkleriyle kendine yer buldu sayfalarında. Fotoğrafın evrensel ve özgün dili aradan geçen 8 yılın ve 49 sayının sonunda derin bir “iz” bıraktı ve güçlü bir hafıza oluşturdu Türkiye’de. Derginin bütün yükünü önce Hasan Şenyüksel, sonra Gölnur Cengiz sırtlasa da, fotoğrafları her zaman ‘foto muhabiri’ Ara Güler seçti. “Ara Güler’in genel yayın yönetmeni olduğu bir foto röportaj dergisi” olarak dünyadaki bütün ajanslar ve fotoğrafçılar tarafından saygı duyulan bir yayın oldu. “İz”de fotoğrafı çıkan Magnum nesli ve genç yetenekler bu sayıları kütüphanelerinin en özel bölümüne yerleştirdi. Derginin koordinatörü Gölnur Cengiz, İz’den kalanları şöyle anlatıyor: “Geriye dönüp bakınca, yalnız bu coğrafyanın değil, giderek sevimliliğini kaybeden, ondan bahsederken endişelere gark olduğumuz yeşil, sevimli gezegenimizin de insanlık hallerine tanıklık etmiş, her biri birbirinden değerli bir insanlık arşivi.” Mali sebepler yüzünden “harç bitti, yapı paydos” dese de, geleceğe dair ümitlerini koruyor Cengiz. Bu bir nokta değil, virgül, diyor. İz’in son sayısı, derginin ruhu Ara Güler’in tarife hacet bırakmayan siyah-beyaz İstanbul’una ayırdıklarını anlatıyor.Türkiye’de fotoğraf alanında önemli bir boşluğu dolduran İz, sizin deyiminizle ‘paydos’ dedi. İz sizin için neler ifade ediyordu?Şu anda böbrek yetmezliği nedeniyle gözetim altında bulunan üstadımız, Genel Yayın Yönetmenimiz Ara Güler’e acil şifalar dileyerek sözlerime girmek istiyorum. Ustamız Ara Güler’in deyimiyle İz, Türkiye’ye fotoğrafı öğretti. Toplumun canlı, dinamik, değişken unsurlarına kültürel açıdan ve fotoğraf perspektifinden katkıda bulunma, dünya fotoğraf kültürünün platformu olmaya açık bir yayın oluşturma fikri ustamızı memnun etti, İz’in her sayısında yayımlanan her bir fotoğraf, yine kendisinin onayıyla okuyucuyla buluştu. Fotoğraf tutkunlarına, meraklılarına, amatörce ve profesyonelce fotoğrafa gönül vermiş kitlelere ama özellikle genç kuşaklara fotoğrafı sevdirmek, onları fotoğrafın peşinden koşturmaya vesile olmak, Ara Güler’i her zaman heyecanlandırmıştır.İz dergisinde Hasan Şenyüksel’in ardından son bir yıldır derginin koordinatörlüğünü yaptınız, nasıl bir deneyim oldu sizin için?Dergi, gazete gibi değil farklı bir sorumluluk gerektiriyor. Hele de İz’in uluslararası arenada tanınıyor olması, ülkemiz adına Türkiye adına, fotoğraf adına omuzlarımıza apayrı bir yük yükledi. İyiyi daha nasıl iyi yaparız? Güzeli daha nasıl güzel yaparız? Sorumluluk isteyen, sürekli araştırma gerektiren, stresli, zor ama bir o kadar da keyifli bir süreç. Bu yolculuğumuzda şiarımız hep: “Ustalara saygı, gençlere fırsat”.8 yılda çıkan 49 sayı ile İz, Türk fotoğrafında neleri değiştirdi?Bu süreçte görsel belleği geliştirdiğimize inanıyoruz. Fotoğraf camiasını, başta Magnum Photos olmak üzere VII Agency, Panos, Vu gibi uluslararası fotoğraf kurumları ve fotoğrafçılarla tanıştırdığımıza inanıyoruz. Onların dünyanın her köşesinden ve çeşitli zaman dilimlerinden çektikleri doyumsuz kareleri, okurlarımızla buluşturduğumuza inanıyoruz.SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ BİTMEDİİz, Magnum fotoğrafçılarının yanında Türkiye’den genç ve yetenekli fotoğrafçıların da projelerini yayınlatabildiği bir dergiydi. Sizi heyecanlandıran isimlerle karşılaştınız mı?İstanbul’dan ve Anadolu’dan birçok genç yetenekli fotoğrafçı arkadaşlarımızın portfolyalarına İz’de özellikle yer açtık ki onlar da seslerini, emeklerini aracısız olarak duyurabilsin. Gönül isterdi ki bize ulaşan her genç yeteneğin çalışmalarına yer verebilseydik. İleriki dönemde soluğumuz yeterse yayımlamaktan ve okuyucuyla buluşturmaktan sevinç duyacağım, bizi etkileyen birçok genç isim var. Bu anlamda söyleyecek sözümüz henüz bitmedi yani.Türkiye’de son yıllardaki fotoğraf üretimi sizce nasıl?Dijital dünyanın baş döndürücü gelişiminde Türkiye’deki fotoğraf üretimi de inanılmaz boyutlarda. Herkes her dakika bir şeyler çekmekte ve yayımlamakta. Ancak fotoğrafa meraklı kitlenin artışı, kalite arayışıyla doğru orantılı değil maalesef. Ben şuna benzetiyorum; azgın bir su dalgası binlerce, milyonlarca çakıl taşını sürükler ve ardında bir sürü çakıl bırakır; ancak onların içinden sadece 5-10 tanesi bakmaya, saklanmaya değerdir.Derginin kapanması, Fotoğrafevi’nin diğer faaliy
Zaman
Kültür
19.01.2014
Fotoğrafın‘İz’ikapandıFotoğrafın ‘İz’i kapandı
Herkes bir çalışırken ben on çalışıyorum
Zaman
11.01.2014
02:09
İnternete Mahir İpek yazınca çıkan ilk ayrıntı halk ozanı İsmail İpek’in oğlu olduğu. Onun için oyunculuk macerasından önce müzikle dolu çocukluğunu konuşuyoruz, sıcak detaylar çıkıyor. Mesela en büyük keyfi Aşık Mahsuni’yi telefonla arayıp işletmekmiş.Babanız halk ozanı. Onun türkülerini dinleyerek mi büyüdünüz?Biraz öyle, biraz da yasaklarla, darbe döneminin baskılarıyla geçen bir çocukluğum oldu. Tuhaf tabii… O zamanlar hayat hep böyle gidecekmiş gibi geliyordu. Babam söylediği türküler, hayata bakışı ya da tercihlerinden dolayı dönemin darbeci zihniyeti tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Sık sık başı belaya giriyordu. Gözaltıları, tutuklamalar... Çocukluğum bunların arasında geçti. Zaman zaman hapishane ziyaretlerine gidiyorduk. Dışarıda olduğu dönemlerde de pek karşılaşamıyorduk. Yurtdışı konserleri oluyordu.Sizi götürüyor muydu yanında?Hayır. O zamanlar halk ozanlığının çok kabul gördüğü, popüler olduğu dönemdi. Babam, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Selda o dönemin önde gelen ozanlarıydı. O yüzden yoğun bir trafik içinde yaşardı. Evimize hoş ziyaretler olurdu.Âşık Mahzuni gelip gidermiş, doğru mu?Tabii. O zamanlar cep telefonu yok ya, en büyük keyfim Mahsuni amcayı evden arayıp işletmekti. Rahmetli de her seferinde tongaya düşerdi. Telefon paranızı ödememişsiniz. Bu konuşmadan sonra telefonuz kesilecek, derdim. Delirirdi: ‘Ali’ye verdim, yatıracaktı, nasıl yatırmadı?’ Sonrasında ‘Ulan beni yine kandırdın, üçkâğıtçı!’ derdi. Müthiş keyifliydi... Her seferinde inanması beni daha da eğlendiriyordu.Ozanların gelip gittiği evde keyifli müzik ortamı vardır.Gecekondu mahallesinde oturuyorduk, Bedia Akartürk gibi popüler isimler uğrardı. Tek kanallı dönem… Cumhurbaşkanı gelince sokaklarda karşılama töreni olur ya, aynen öyleydi. İnsanlar onları görmeye gelirdi, ev kalabalık olurdu. Adeta konser havası esiyordu.Böyle bir ortamda neden müziğe yönelmediniz?Abim söyler çalar, bağlama-nota hocalığı yapar. Amerika’da yaşayan kız kardeşim muazzam bir sese sahip, öbür ablam da öyle. Küçük olarak kendimi hep kenara ittim. Babam sesimi yıllar sonra tiyatroda duydu, “Oğlum, sende de ses varmış. Niye böyle sakladın.” demişti. Çocukken kalabalığın içinde çok çabuk iletişim kurabilen biri değildim. Hâlâ da öyleyim. Bir ortamda pat diye kendi varlığımı ortaya koyamam. İlk tanıyanlar soğuk, soluk algılar, sonrasında öyle değilmişsin, derler.Kapalı Mahir nasıl açıldı, oyunculuğa yöneldi?O da ilginç. Lise yıllarında bir şey olmak gibi bir niyetim yoktu. Üniversiteye hazırlıklar başlamış, biri uluslararası ilişkiler, tıp okuyacağım diyordu. Hiçbiri beni çekmiyordu. Bir şeye yönelemedim, durdum. Okuldan soğumaya başladığım sıralarda edebiyat hocam, “6. sınıflar tiyatro yapacak. Erkek sayısı az. Sizin sınıftan var mı orada oynayacak.” dedi. Hiç oralı olmadım. Sınıftakiler bastırdı, hocam ısrar etti, gittim. İlk provada piyesin ilk cümlesini okurken işin keyfine vardım. O provadan ne istediği bilen biri olarak çıktım. Sonra tiyatro kurslarına gittim, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ankara ile doğunun harmanlanmış bir şivesi vardı bende. Onu düzelttim. Bir insan bir çalışıyorsa, ben on çalıştım. O günden itibaren hedeflediğim şeylerin büyük çoğunluğu oldu. Halk Oyuncuları tiyatrosunda ilk profesyonel oyunumu oynadım, Anadolu Sanat Merkezi’nde çalıştım.Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST) geçişiniz nasıl oldu?1991’de Ayak Takımı’nı izlemiştim. Tiyatronun girişinde oyuncuların fotoğrafları vardı. Arkadaşlarıma demiştim ki, en geç bir yıl içinde benim de fotoğrafım burada olacak. Bir yıl sonra fotoğrafım orada vardı.Hep böyle hırslı mıydınız?Hırsı sevmem. Bu tip şeylerin çalışmayla olacağına inanan biriyim. Gerçekten çok çalıştım. AST’ye gidip ‘merhaba ben oyuncuyum’ deyince almıyorlar. Profesyonel tiyatro yapmama rağmen sıfıra döndüm, tiyatronun sınavlarına girdim, yeniden eğitim aldım. Kurs bitmeden beni oyuncu ekibine dâhil ettiler.Demet Akbağ ile Hükümet Kadın filmindePartiye yaslanmış tiyatro değilizTürkiye’de politik tiyatro yapan ekiplerin sayısı neden bu kadar az?Son 30 yılda politik tiyatro yapan isimlere bakın, hep aynı isimler. Neden yeni isim çıkmıyor, bilemiyorum. Politik tiyatro deyince akla sağ-sol karşılaştırması, slogancı tiyatro algısı geliyor ama böyle bir durum yok. Bunlar politiktir ve politik tiyatro yapıyor diye ayırmak istemiyorum. Shakespeare de politiktir, bu politikadan ne anladığınızla ilgili bir şey. Macbeth’le bugünün dünyasına bir şey gönderebilirsin. Politik tiyatro yapmıyorum diyen bunu derken politika yapıyordur. Son dönemde revaçta olan ‘in your face’ akımıyla yapılan tiyatrolar da politik. Siyasi ile politiği ayırmak lazım. Biz siyasi değil, politik tiyatro yapıyoruz. Bir partinin arka
Zaman
En Çok Okunan
11.01.2014
HerkesbirçalışırkenbenonçalışıyorumHerkes bir çalışırken ben on çalışıyorum
Herkes bir çalışırken ben on çalışıyorum
Zaman
11.01.2014
02:01
İnternete Mahir İpek yazınca çıkan ilk ayrıntı halk ozanı İsmail İpek’in oğlu olduğu. Onun için oyunculuk macerasından önce müzikle dolu çocukluğunu konuşuyoruz, sıcak detaylar çıkıyor. Mesela en büyük keyfi Aşık Mahsuni’yi telefonla arayıp işletmekmiş.Babanız halk ozanı. Onun türkülerini dinleyerek mi büyüdünüz?Biraz öyle, biraz da yasaklarla, darbe döneminin baskılarıyla geçen bir çocukluğum oldu. Tuhaf tabii… O zamanlar hayat hep böyle gidecekmiş gibi geliyordu. Babam söylediği türküler, hayata bakışı ya da tercihlerinden dolayı dönemin darbeci zihniyeti tarafından pek hoş karşılanmıyordu. Sık sık başı belaya giriyordu. Gözaltıları, tutuklamalar... Çocukluğum bunların arasında geçti. Zaman zaman hapishane ziyaretlerine gidiyorduk. Dışarıda olduğu dönemlerde de pek karşılaşamıyorduk. Yurtdışı konserleri oluyordu.Sizi götürüyor muydu yanında?Hayır. O zamanlar halk ozanlığının çok kabul gördüğü, popüler olduğu dönemdi. Babam, Mahzuni Şerif, Nesimi Çimen, Selda o dönemin önde gelen ozanlarıydı. O yüzden yoğun bir trafik içinde yaşardı. Evimize hoş ziyaretler olurdu.Âşık Mahzuni gelip gidermiş, doğru mu?Tabii. O zamanlar cep telefonu yok ya, en büyük keyfim Mahsuni amcayı evden arayıp işletmekti. Rahmetli de her seferinde tongaya düşerdi. Telefon paranızı ödememişsiniz. Bu konuşmadan sonra telefonuz kesilecek, derdim. Delirirdi: ‘Ali’ye verdim, yatıracaktı, nasıl yatırmadı?’ Sonrasında ‘Ulan beni yine kandırdın, üçkâğıtçı!’ derdi. Müthiş keyifliydi... Her seferinde inanması beni daha da eğlendiriyordu.Ozanların gelip gittiği evde keyifli müzik ortamı vardır.Gecekondu mahallesinde oturuyorduk, Bedia Akartürk gibi popüler isimler uğrardı. Tek kanallı dönem… Cumhurbaşkanı gelince sokaklarda karşılama töreni olur ya, aynen öyleydi. İnsanlar onları görmeye gelirdi, ev kalabalık olurdu. Adeta konser havası esiyordu.Böyle bir ortamda neden müziğe yönelmediniz?Abim söyler çalar, bağlama-nota hocalığı yapar. Amerika’da yaşayan kız kardeşim muazzam bir sese sahip, öbür ablam da öyle. Küçük olarak kendimi hep kenara ittim. Babam sesimi yıllar sonra tiyatroda duydu, “Oğlum, sende de ses varmış. Niye böyle sakladın.” demişti. Çocukken kalabalığın içinde çok çabuk iletişim kurabilen biri değildim. Hâlâ da öyleyim. Bir ortamda pat diye kendi varlığımı ortaya koyamam. İlk tanıyanlar soğuk, soluk algılar, sonrasında öyle değilmişsin, derler.Kapalı Mahir nasıl açıldı, oyunculuğa yöneldi?O da ilginç. Lise yıllarında bir şey olmak gibi bir niyetim yoktu. Üniversiteye hazırlıklar başlamış, biri uluslararası ilişkiler, tıp okuyacağım diyordu. Hiçbiri beni çekmiyordu. Bir şeye yönelemedim, durdum. Okuldan soğumaya başladığım sıralarda edebiyat hocam, “6. sınıflar tiyatro yapacak. Erkek sayısı az. Sizin sınıftan var mı orada oynayacak.” dedi. Hiç oralı olmadım. Sınıftakiler bastırdı, hocam ısrar etti, gittim. İlk provada piyesin ilk cümlesini okurken işin keyfine vardım. O provadan ne istediği bilen biri olarak çıktım. Sonra tiyatro kurslarına gittim, hiçbir şey bilmediğimi anladım. Ankara ile doğunun harmanlanmış bir şivesi vardı bende. Onu düzelttim. Bir insan bir çalışıyorsa, ben on çalıştım. O günden itibaren hedeflediğim şeylerin büyük çoğunluğu oldu. Halk Oyuncuları tiyatrosunda ilk profesyonel oyunumu oynadım, Anadolu Sanat Merkezi’nde çalıştım.Ankara Sanat Tiyatrosu’na (AST) geçişiniz nasıl oldu?1991’de Ayak Takımı’nı izlemiştim. Tiyatronun girişinde oyuncuların fotoğrafları vardı. Arkadaşlarıma demiştim ki, en geç bir yıl içinde benim de fotoğrafım burada olacak. Bir yıl sonra fotoğrafım orada vardı.Hep böyle hırslı mıydınız?Hırsı sevmem. Bu tip şeylerin çalışmayla olacağına inanan biriyim. Gerçekten çok çalıştım. AST’ye gidip ‘merhaba ben oyuncuyum’ deyince almıyorlar. Profesyonel tiyatro yapmama rağmen sıfıra döndüm, tiyatronun sınavlarına girdim, yeniden eğitim aldım. Kurs bitmeden beni oyuncu ekibine dâhil ettiler.Demet Akbağ ile Hükümet Kadın filmindePartiye yaslanmış tiyatro değilizTürkiye’de politik tiyatro yapan ekiplerin sayısı neden bu kadar az?Son 30 yılda politik tiyatro yapan isimlere bakın, hep aynı isimler. Neden yeni isim çıkmıyor, bilemiyorum. Politik tiyatro deyince akla sağ-sol karşılaştırması, slogancı tiyatro algısı geliyor ama böyle bir durum yok. Bunlar politiktir ve politik tiyatro yapıyor diye ayırmak istemiyorum. Shakespeare de politiktir, bu politikadan ne anladığınızla ilgili bir şey. Macbeth’le bugünün dünyasına bir şey gönderebilirsin. Politik tiyatro yapmıyorum diyen bunu derken politika yapıyordur. Son dönemde revaçta olan ‘in your face’ akımıyla yapılan tiyatrolar da politik. Siyasi ile politiği ayırmak lazım. Biz siyasi değil, politik tiyatro yapıyoruz. Bir partinin arka
Zaman
Ana Sayfa
11.01.2014
HerkesbirçalışırkenbenonçalışıyorumHerkes bir çalışırken ben on çalışıyorum
Fotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Zaman
01.01.2014
02:18
Türkiye’deki foto muhabirliğinin yaşayan çınarı Ozan Sağdıç’ın 80. yaş günü anısına bir fotoğraf sergisi açıldı. Aynı gün eşi Olcay Hanım’la evlilik yıldönümünü de kutlayan Sağdıç’ın anlattıkları fotoğraflı Türkiye tarihi gibi.Kültür ve sanat ile aşinalığınız ailenizden geliyor. Babanız ile Mehmet Akif Ersoy arasındaki muhabbeti birçok insan bilmiyor. Bu yakınlıktan söz eder misiniz?Bu yakınlığın kurulmasına vesile Balıkesirli bir aydın olan Hasan Basri Çantay. Mütareke yıllarında çıkardığı bir gazetede işgallere karşı sert muhalefet ettiği için İngilizlerin takibine uğramış. Kaçak durumundayken dedem onu bir süre Pelitköy’deki evinde saklamış. Hasan Basri Bey, Ankara’da Mehmet Akif’in Tacettin Dergâhı’nda-ki ev arkadaşı aynı zamanda. Akif’e, dedemin asaletinden, âlicenap-lığından, konukseverliğinden ve Pelitköy’ün güzelliğinden bahsedip dururmuş. Öyle ki, Mehmet Akif Pelitköy’e, gıyaben âşık olmuş. Diğer taraftan babamın da Balıkesir’de Çağlayan dergisini çıkardığı yıllarda da Hasan Basri Bey ile derin bir muhabbeti olmuş. Mehmet Akif’te, dünyadan el etek çekip inzivaya çekilmek gibi bir eğilim sezilince dedem, Pelitköy’deki mevcut iki evinden birini emrine seve seve verebileceğini söylemiş. Mithat Cemal’in Mehmet Akif’e ait biyografik eserinde, ölümünü anlatan bölümünün sonunda şöyle bir cümle var: “Eğer biraz daha yaşasaydı son günlerini Burhaniye’nin Pelitköy’ünde denize nazır bir evde geçirecekti.” Sözü edilen o ev benim doğduğum evdir.“Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişilerden kurulu heyet fotoğraflarımı incelediler.”Fotoğraf ile tanışıklığınız ne zaman ve nasıl başladı?Babamın dostları arasında Fehmi Mine diye bir fotoğrafçı vardı. Stüdyosunda eskiden çektiği birçok portresini görmüştüm, hep usta işiydi. Benim üç aylıkken, altı aylıkken çekilmiş fotoğraflarım hep onun imzasını taşıyor. 1953 yılında ülkede döviz sıkıntısı vardı. Fotoğraf makinesi lüks eşyadan sayılıyor ve ithal edilmiyordu. Fehmi Bey’e iki adet Alman malı kutu makinesi gelmişti. Birini babam bana aldı. Oyuncak gibi bir şeydi. Bir mercekten ibaret objektifi vardı ve sabit, tek enstantaneliydi. Fehmi Bey çektiğim kareleri hayretle karşıladı ve tanıdıklarına “Göreceksiniz bakın, Ozan’ın fotoğrafları bir gün Avrupa mecmualarında çıkacak.” dedi.İstanbul Boğazı buz tuttuğunda siz de ilk foto röportajınızı yapmış oldunuz. O günü anlatır mısınız?Kabataş Lisesi’nde okurken yaz tatillerinden sonra yatakhanede pencere kenarındaki karyolayı kapmak için okula erken dönerdim. Gerçi orası soğuk olurdu, çoğu öğrenci beğenmezdi. Gece ışıklar sönüp herkes uykuya daldığı saatlerde Boğaz’da bir şehrayin başlardı ki, deme gitsin. Sabahları hep farklı bir manzara beklerdi bizi. 1954 yılının bir Mart sabahında, daha camların buğusunu silmeden, dışarıdan acayip bir beyazlığın ışığı yansıyordu içeri. Buğuyu elimle silip baktığımda Boğaz bembeyazdı. Bağırarak bütün koğuş arkadaşlarımı ben uyandırdım, ‘Arkadaşlar, Boğaz buz tutmuş.’ diye... Yaz tatilinde aldığım kutu makineyi okula getirmiştim. Beşiktaş’a koşup bir fotoğrafçıdan iki rulo film alıp okula döndüm. Birkaç öğrenci buzların üzerine çıkmıştı. Buzlar hareket halinde oldukları için bazıları üzerlerindeki çocuklarla birlikte uzaklaşmışlardı. Daha sonra arkadaşlarım kayıklarla kurtarıldı. O gün çektiğim fotoğraflar, benim bir olayın çeşitli evrelerini saptadığım ilk dizi fotoğraflar oldu.Fotoğraflarınızda estetik ve şiirsel bir tarz mevcut. Bu özellik nereden geliyor?Babamda ve dedemde şairlik damarı mevcuttu. Babam şairlikten çok şiir hocalığı etmekle övünürdü. Örneğin Sabahattin Ali’yi henüz 9 yaşındaki bir çocukken keşfetmiş ve 15 yaşına kadar onun eğitimiyle meşgul olmuştu. Ona ağabeylik etmiş, yol göstericilik yapmış. Kesin olarak yetiştirdiği bir şair var: Mustafa Seyit Sutüven. Orhan Şaik Gökyay, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Sıtkı Yırcalı gibi bazı isimlerin de babamdan feyiz aldıkları söyleniyor. Böyle bir aile içinde büyümüş olmanın elbette insan üzerinde birtakım kalıcı etkileri oluyor. Ağabeyim Emrah Sağdıç kasaba ölçeğinde de olsa gazetecilik mesleğini seçti.Gazeteciliğe geçişiniz nasıl oldu?Aslında ilk basın fotoğrafım Akis dergisinde yayımlanmıştı. Fotoğraftan ilk telif ücretimi ise Milliyet Gazetesi’nde rahmetli Abdi İpekçi’nin eliyle almıştım ama maaşlı olarak gazeteciliğe başladığım yer Hayat Mecmuası oldu. Bir gün Cumhuriyet gazetesinde ‘Manzara fotoğrafları satın alınacaktır.’ şeklinde bir ilan gördüm. Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişil
Zaman
Kültür
01.01.2014
Fotoğrafın‘Ozan’ı80yaşındaFotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Fotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Zaman
01.01.2014
01:57
Türkiye’deki foto muhabirliğinin yaşayan çınarı Ozan Sağdıç’ın 80. yaş günü anısına bir fotoğraf sergisi açıldı. Aynı gün eşi Olcay Hanım’la evlilik yıldönümünü de kutlayan Sağdıç’ın anlattıkları fotoğraflı Türkiye tarihi gibi.Kültür ve sanat ile aşinalığınız ailenizden geliyor. Babanız ile Mehmet Akif Ersoy arasındaki muhabbeti birçok insan bilmiyor. Bu yakınlıktan söz eder misiniz?Bu yakınlığın kurulmasına vesile Balıkesirli bir aydın olan Hasan Basri Çantay. Mütareke yıllarında çıkardığı bir gazetede işgallere karşı sert muhalefet ettiği için İngilizlerin takibine uğramış. Kaçak durumundayken dedem onu bir süre Pelitköy’deki evinde saklamış. Hasan Basri Bey, Ankara’da Mehmet Akif’in Tacettin Dergâhı’nda-ki ev arkadaşı aynı zamanda. Akif’e, dedemin asaletinden, âlicenap-lığından, konukseverliğinden ve Pelitköy’ün güzelliğinden bahsedip dururmuş. Öyle ki, Mehmet Akif Pelitköy’e, gıyaben âşık olmuş. Diğer taraftan babamın da Balıkesir’de Çağlayan dergisini çıkardığı yıllarda da Hasan Basri Bey ile derin bir muhabbeti olmuş. Mehmet Akif’te, dünyadan el etek çekip inzivaya çekilmek gibi bir eğilim sezilince dedem, Pelitköy’deki mevcut iki evinden birini emrine seve seve verebileceğini söylemiş. Mithat Cemal’in Mehmet Akif’e ait biyografik eserinde, ölümünü anlatan bölümünün sonunda şöyle bir cümle var: “Eğer biraz daha yaşasaydı son günlerini Burhaniye’nin Pelitköy’ünde denize nazır bir evde geçirecekti.” Sözü edilen o ev benim doğduğum evdir.“Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişilerden kurulu heyet fotoğraflarımı incelediler.”Fotoğraf ile tanışıklığınız ne zaman ve nasıl başladı?Babamın dostları arasında Fehmi Mine diye bir fotoğrafçı vardı. Stüdyosunda eskiden çektiği birçok portresini görmüştüm, hep usta işiydi. Benim üç aylıkken, altı aylıkken çekilmiş fotoğraflarım hep onun imzasını taşıyor. 1953 yılında ülkede döviz sıkıntısı vardı. Fotoğraf makinesi lüks eşyadan sayılıyor ve ithal edilmiyordu. Fehmi Bey’e iki adet Alman malı kutu makinesi gelmişti. Birini babam bana aldı. Oyuncak gibi bir şeydi. Bir mercekten ibaret objektifi vardı ve sabit, tek enstantaneliydi. Fehmi Bey çektiğim kareleri hayretle karşıladı ve tanıdıklarına “Göreceksiniz bakın, Ozan’ın fotoğrafları bir gün Avrupa mecmualarında çıkacak.” dedi.İstanbul Boğazı buz tuttuğunda siz de ilk foto röportajınızı yapmış oldunuz. O günü anlatır mısınız?Kabataş Lisesi’nde okurken yaz tatillerinden sonra yatakhanede pencere kenarındaki karyolayı kapmak için okula erken dönerdim. Gerçi orası soğuk olurdu, çoğu öğrenci beğenmezdi. Gece ışıklar sönüp herkes uykuya daldığı saatlerde Boğaz’da bir şehrayin başlardı ki, deme gitsin. Sabahları hep farklı bir manzara beklerdi bizi. 1954 yılının bir Mart sabahında, daha camların buğusunu silmeden, dışarıdan acayip bir beyazlığın ışığı yansıyordu içeri. Buğuyu elimle silip baktığımda Boğaz bembeyazdı. Bağırarak bütün koğuş arkadaşlarımı ben uyandırdım, ‘Arkadaşlar, Boğaz buz tutmuş.’ diye... Yaz tatilinde aldığım kutu makineyi okula getirmiştim. Beşiktaş’a koşup bir fotoğrafçıdan iki rulo film alıp okula döndüm. Birkaç öğrenci buzların üzerine çıkmıştı. Buzlar hareket halinde oldukları için bazıları üzerlerindeki çocuklarla birlikte uzaklaşmışlardı. Daha sonra arkadaşlarım kayıklarla kurtarıldı. O gün çektiğim fotoğraflar, benim bir olayın çeşitli evrelerini saptadığım ilk dizi fotoğraflar oldu.Fotoğraflarınızda estetik ve şiirsel bir tarz mevcut. Bu özellik nereden geliyor?Babamda ve dedemde şairlik damarı mevcuttu. Babam şairlikten çok şiir hocalığı etmekle övünürdü. Örneğin Sabahattin Ali’yi henüz 9 yaşındaki bir çocukken keşfetmiş ve 15 yaşına kadar onun eğitimiyle meşgul olmuştu. Ona ağabeylik etmiş, yol göstericilik yapmış. Kesin olarak yetiştirdiği bir şair var: Mustafa Seyit Sutüven. Orhan Şaik Gökyay, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Sıtkı Yırcalı gibi bazı isimlerin de babamdan feyiz aldıkları söyleniyor. Böyle bir aile içinde büyümüş olmanın elbette insan üzerinde birtakım kalıcı etkileri oluyor. Ağabeyim Emrah Sağdıç kasaba ölçeğinde de olsa gazetecilik mesleğini seçti.Gazeteciliğe geçişiniz nasıl oldu?Aslında ilk basın fotoğrafım Akis dergisinde yayımlanmıştı. Fotoğraftan ilk telif ücretimi ise Milliyet Gazetesi’nde rahmetli Abdi İpekçi’nin eliyle almıştım ama maaşlı olarak gazeteciliğe başladığım yer Hayat Mecmuası oldu. Bir gün Cumhuriyet gazetesinde ‘Manzara fotoğrafları satın alınacaktır.’ şeklinde bir ilan gördüm. Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişil
Zaman
En Çok Okunan
01.01.2014
Fotoğrafın‘Ozan’ı80yaşındaFotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Fotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Zaman
01.01.2014
01:57
Türkiye’deki foto muhabirliğinin yaşayan çınarı Ozan Sağdıç’ın 80. yaş günü anısına bir fotoğraf sergisi açıldı. Aynı gün eşi Olcay Hanım’la evlilik yıldönümünü de kutlayan Sağdıç’ın anlattıkları fotoğraflı Türkiye tarihi gibi.Kültür ve sanat ile aşinalığınız ailenizden geliyor. Babanız ile Mehmet Akif Ersoy arasındaki muhabbeti birçok insan bilmiyor. Bu yakınlıktan söz eder misiniz?Bu yakınlığın kurulmasına vesile Balıkesirli bir aydın olan Hasan Basri Çantay. Mütareke yıllarında çıkardığı bir gazetede işgallere karşı sert muhalefet ettiği için İngilizlerin takibine uğramış. Kaçak durumundayken dedem onu bir süre Pelitköy’deki evinde saklamış. Hasan Basri Bey, Ankara’da Mehmet Akif’in Tacettin Dergâhı’nda-ki ev arkadaşı aynı zamanda. Akif’e, dedemin asaletinden, âlicenap-lığından, konukseverliğinden ve Pelitköy’ün güzelliğinden bahsedip dururmuş. Öyle ki, Mehmet Akif Pelitköy’e, gıyaben âşık olmuş. Diğer taraftan babamın da Balıkesir’de Çağlayan dergisini çıkardığı yıllarda da Hasan Basri Bey ile derin bir muhabbeti olmuş. Mehmet Akif’te, dünyadan el etek çekip inzivaya çekilmek gibi bir eğilim sezilince dedem, Pelitköy’deki mevcut iki evinden birini emrine seve seve verebileceğini söylemiş. Mithat Cemal’in Mehmet Akif’e ait biyografik eserinde, ölümünü anlatan bölümünün sonunda şöyle bir cümle var: “Eğer biraz daha yaşasaydı son günlerini Burhaniye’nin Pelitköy’ünde denize nazır bir evde geçirecekti.” Sözü edilen o ev benim doğduğum evdir.“Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişilerden kurulu heyet fotoğraflarımı incelediler.”Fotoğraf ile tanışıklığınız ne zaman ve nasıl başladı?Babamın dostları arasında Fehmi Mine diye bir fotoğrafçı vardı. Stüdyosunda eskiden çektiği birçok portresini görmüştüm, hep usta işiydi. Benim üç aylıkken, altı aylıkken çekilmiş fotoğraflarım hep onun imzasını taşıyor. 1953 yılında ülkede döviz sıkıntısı vardı. Fotoğraf makinesi lüks eşyadan sayılıyor ve ithal edilmiyordu. Fehmi Bey’e iki adet Alman malı kutu makinesi gelmişti. Birini babam bana aldı. Oyuncak gibi bir şeydi. Bir mercekten ibaret objektifi vardı ve sabit, tek enstantaneliydi. Fehmi Bey çektiğim kareleri hayretle karşıladı ve tanıdıklarına “Göreceksiniz bakın, Ozan’ın fotoğrafları bir gün Avrupa mecmualarında çıkacak.” dedi.İstanbul Boğazı buz tuttuğunda siz de ilk foto röportajınızı yapmış oldunuz. O günü anlatır mısınız?Kabataş Lisesi’nde okurken yaz tatillerinden sonra yatakhanede pencere kenarındaki karyolayı kapmak için okula erken dönerdim. Gerçi orası soğuk olurdu, çoğu öğrenci beğenmezdi. Gece ışıklar sönüp herkes uykuya daldığı saatlerde Boğaz’da bir şehrayin başlardı ki, deme gitsin. Sabahları hep farklı bir manzara beklerdi bizi. 1954 yılının bir Mart sabahında, daha camların buğusunu silmeden, dışarıdan acayip bir beyazlığın ışığı yansıyordu içeri. Buğuyu elimle silip baktığımda Boğaz bembeyazdı. Bağırarak bütün koğuş arkadaşlarımı ben uyandırdım, ‘Arkadaşlar, Boğaz buz tutmuş.’ diye... Yaz tatilinde aldığım kutu makineyi okula getirmiştim. Beşiktaş’a koşup bir fotoğrafçıdan iki rulo film alıp okula döndüm. Birkaç öğrenci buzların üzerine çıkmıştı. Buzlar hareket halinde oldukları için bazıları üzerlerindeki çocuklarla birlikte uzaklaşmışlardı. Daha sonra arkadaşlarım kayıklarla kurtarıldı. O gün çektiğim fotoğraflar, benim bir olayın çeşitli evrelerini saptadığım ilk dizi fotoğraflar oldu.Fotoğraflarınızda estetik ve şiirsel bir tarz mevcut. Bu özellik nereden geliyor?Babamda ve dedemde şairlik damarı mevcuttu. Babam şairlikten çok şiir hocalığı etmekle övünürdü. Örneğin Sabahattin Ali’yi henüz 9 yaşındaki bir çocukken keşfetmiş ve 15 yaşına kadar onun eğitimiyle meşgul olmuştu. Ona ağabeylik etmiş, yol göstericilik yapmış. Kesin olarak yetiştirdiği bir şair var: Mustafa Seyit Sutüven. Orhan Şaik Gökyay, Esat Adil Müstecaplıoğlu, Sıtkı Yırcalı gibi bazı isimlerin de babamdan feyiz aldıkları söyleniyor. Böyle bir aile içinde büyümüş olmanın elbette insan üzerinde birtakım kalıcı etkileri oluyor. Ağabeyim Emrah Sağdıç kasaba ölçeğinde de olsa gazetecilik mesleğini seçti.Gazeteciliğe geçişiniz nasıl oldu?Aslında ilk basın fotoğrafım Akis dergisinde yayımlanmıştı. Fotoğraftan ilk telif ücretimi ise Milliyet Gazetesi’nde rahmetli Abdi İpekçi’nin eliyle almıştım ama maaşlı olarak gazeteciliğe başladığım yer Hayat Mecmuası oldu. Bir gün Cumhuriyet gazetesinde ‘Manzara fotoğrafları satın alınacaktır.’ şeklinde bir ilan gördüm. Elimdeki negatiflerle ve baskılarıyla o adrese gittim. Vedat Nedim Tör, Şevket Rado, Hikmet Feridun Es ve Karl Rudolf gibi kişil
Zaman
Ana Sayfa
01.01.2014
Fotoğrafın‘Ozan’ı80yaşındaFotoğrafın ‘Ozan’ı 80 yaşında
Beşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
Zaman
17.12.2013
02:08
Beşiktaş, 2-1 kaybettiği Kasımpaşa maçındaki hakem hatalarına ve saha olaylarına sert çıktı. FIFA kokartlı Barış Şimşek’in hak ve şeref kavramını yok saydığını vurgulayan kulüp başkanı Fikret Orman, mücadelede kural hatası yapıldığı belirtti. Karşılaşmanın tekrarlanması gerektiğinin altını çizen Orman, TFF’ye yüklendi ve müsabaka raporunun değiştiğini ileri sürdü.Süper Lig’de önceki gün oynanan Kasımpaşa-Beşiktaş maçının yankıları sürüyor. Olaylı mücadelenin ardından, “Sinirim bir geçsin yarın konuşacağım.” diyen Siyah-Beyazlıların başkanı Fikret Orman, dün gazetecilerin karşısına geçti. 30. dakikada elindeki topu gol açısındaki Almeida’nın önündeki meşin yuvarlağa fırlatan Donk’un pozisyonunda hakem Barış Şimşek’in kural hatası yaptığını vurgulayan Orman, tekrar istedi. 80’de sahaya inerek Fernandes’i tekmeleyen, Motta ile Almeida’nın kırmızı kart görmesine yol açan taraftardan yola çıkan Başkan, Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu’nu eleştirdi. Akaretler’deki Divan Kurulu Lokali’nde kamuoyunu bilgilendiren Orman’ın sözlerinden öne çıkanlar şöyle:Etik değerleri her zaman önemseyen, şerefiyle oynayıp hakkıyla kazanan bir kulübün başkanıyım. Kasımpaşa karşılaşmasının hakemi hak ve şeref kavramlarını tamamen yok edecek bir uygulama gösterdi. Emeği hiçe sayarak Beşiktaş’ın katledilmesine sebep oldu. Galatasaray derbisindeki gibi, üzerimize bazı oyunlar oynanıyor. Asıl sorun; yeni stadımızın bitmesine doğru giderken, Beşiktaşlı görünüp de saman altından su yürütenlerin oluşturduğu kaos ortamı.Hakem, rakip oyuncunun elindeki topla bizim futbolcumuzu engellemesinin ardından düdük çaldı ve kural hatasına yol açtı. İki top sahaya girdiğinde hakem oyunu durdurur ve hava atışıyla tekrar başlatır. Fakat oyuncu topu eline alınca bu bir cisim haline geldi. Raporunda bunun değiştiği gözlemleniyor. “İlk gördüğüm anda düdük çaldım.” demesinler. Temiz futbol isteyen kimse bunu yemez!101. YILDA YEDİĞİMİZ GOLÜ BİR DAHA YEMEYECEĞİZÜzerimize oynanan oyunları engelleyeceğiz. Cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyoruz. Yeşil zemine kedi girince bile arkasından 5 kişi koşuyor. Güvenlik müdahalesi yok. Biz Galatasaray sınavında kimseye müdahale olmadan neden ceza yedik? Benim oyuncuma darp var, kimse bunu konuşmuyor. Bu nasıl bir taraftar ki karakola düşmeden fotoğrafları servis edildi! 101. yıldaki golü bir daha yemeyeceğiz.MHK Başkanı kanallara hakemin arkasında olduğunu ifade etmiştir. Neden arkadaşlarıyla görüşmeden, gözlemci raporu önüne gelmeden, itirazın neden olduğunu görmeden fikrini beyan etti? TFF başkanından izin aldı mı? Dünyanın her yerinde hakem maçtan çıkar masaj olur, duş alır ve o günle ilgili normal raporunu hazırlar. Şuna sarı, buna kırmızı kart verdim gibi. Gençlerbirliği-Galatasaray maçında ikinci top sahaya girdi. Hakem topu dışarı attı ve oyun devam etti. Raporuna bunu yazmadı. Bizim maçımızı yöneten hakem ne hikmetse 90 dakika bitti, raporunu hemen kaleme aldı. Eğer kural hatası yoksa pozisyona değinmez. Bu ek raporda istenir.MHK üyeleri sonradan düzenlenen raporların arkasına sığınmasın. Maç tekrarlansın. O pozisyonda rakip 10 kişi kalacak, Beşiktaş 2-0 öne geçecekti. Hakem taçları yanlış yerden attırdı, olay kontrolden çıktı. Mevcut federasyona inancımızı yitirmek üzereyiz. Artık su testisi çatladı. Derdimiz kesinlikle savaş değil.Her hareketimizin camiaya yakışmasına dikkat ediyoruz. Beşiktaş’ın hakkını yedirmemek için buradayız. Bağırarak değil, anlatarak. Ancak doğru yöntem daha farklı sanırım! Esas vahim olan şey; iyi giden Kartalımızın her seferinde bir olayla karşılaşması. Kimseden özel bir muamele istemedik. Beklentimiz adalet. Gerekli yasal itirazlarda bulunacağız. Doğru kararların verileceğine inancımız son kez de olsa mevcut. Günah, hakikaten ayıp. Susacak durumumuz kalmadı. Çok sert tepki vereceğiz. Ya koltuklarını bıraksınlar ya da görevlerini adam gibi yapsınlar.FERNANDES’İN AYRILIK FİKRİNE DOĞRULAMABeşiktaş, Süper Lig’in 16. haftasında sahasında yapacağı Elazığspor maçının hazırlıklarına başladı. 2-1 kaybedilen Kasımpaşa karşılaşmasında taraftarın saldırısına uğrayan Manuel Fernandes dünkü idmanda yer almadı. Darbeden dolayı bacağında iç kanama görülen Portekizli yıldız, tedaviye alındı. “Artık Türkiye’de oynamam.” dediği ileri sürülen 27 yaşındaki yeteneğin sözleri de doğrulandı. Asbaşkan Deniz Atalay, “Bu olayın sıcaklığıyla gerçekleşti. Fernandes’in sakin olması gerek.” ifadesini kullandı.
Zaman
En Çok Okunan
17.12.2013
BeşiktaşüzerindenoyunoynanıyorBeşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
Beşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
Zaman
17.12.2013
01:52
Beşiktaş, 2-1 kaybettiği Kasımpaşa maçındaki hakem hatalarına ve saha olaylarına sert çıktı. FIFA kokartlı Barış Şimşek’in hak ve şeref kavramını yok saydığını vurgulayan kulüp başkanı Fikret Orman, mücadelede kural hatası yapıldığı belirtti. Karşılaşmanın tekrarlanması gerektiğinin altını çizen Orman, TFF’ye yüklendi ve müsabaka raporunun değiştiğini ileri sürdü.Süper Lig’de önceki gün oynanan Kasımpaşa-Beşiktaş maçının yankıları sürüyor. Olaylı mücadelenin ardından, “Sinirim bir geçsin yarın konuşacağım.” diyen Siyah-Beyazlıların başkanı Fikret Orman, dün gazetecilerin karşısına geçti. 30. dakikada elindeki topu gol açısındaki Almeida’nın önündeki meşin yuvarlağa fırlatan Donk’un pozisyonunda hakem Barış Şimşek’in kural hatası yaptığını vurgulayan Orman, tekrar istedi. 80’de sahaya inerek Fernandes’i tekmeleyen, Motta ile Almeida’nın kırmızı kart görmesine yol açan taraftardan yola çıkan Başkan, Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu’nu eleştirdi. Akaretler’deki Divan Kurulu Lokali’nde kamuoyunu bilgilendiren Orman’ın sözlerinden öne çıkanlar şöyle:Etik değerleri her zaman önemseyen, şerefiyle oynayıp hakkıyla kazanan bir kulübün başkanıyım. Kasımpaşa karşılaşmasının hakemi hak ve şeref kavramlarını tamamen yok edecek bir uygulama gösterdi. Emeği hiçe sayarak Beşiktaş’ın katledilmesine sebep oldu. Galatasaray derbisindeki gibi, üzerimize bazı oyunlar oynanıyor. Asıl sorun; yeni stadımızın bitmesine doğru giderken, Beşiktaşlı görünüp de saman altından su yürütenlerin oluşturduğu kaos ortamı.Hakem, rakip oyuncunun elindeki topla bizim futbolcumuzu engellemesinin ardından düdük çaldı ve kural hatasına yol açtı. İki top sahaya girdiğinde hakem oyunu durdurur ve hava atışıyla tekrar başlatır. Fakat oyuncu topu eline alınca bu bir cisim haline geldi. Raporunda bunun değiştiği gözlemleniyor. “İlk gördüğüm anda düdük çaldım.” demesinler. Temiz futbol isteyen kimse bunu yemez!101. YILDA YEDİĞİMİZ GOLÜ BİR DAHA YEMEYECEĞİZÜzerimize oynanan oyunları engelleyeceğiz. Cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyoruz. Yeşil zemine kedi girince bile arkasından 5 kişi koşuyor. Güvenlik müdahalesi yok. Biz Galatasaray sınavında kimseye müdahale olmadan neden ceza yedik? Benim oyuncuma darp var, kimse bunu konuşmuyor. Bu nasıl bir taraftar ki karakola düşmeden fotoğrafları servis edildi! 101. yıldaki golü bir daha yemeyeceğiz.MHK Başkanı kanallara hakemin arkasında olduğunu ifade etmiştir. Neden arkadaşlarıyla görüşmeden, gözlemci raporu önüne gelmeden, itirazın neden olduğunu görmeden fikrini beyan etti? TFF başkanından izin aldı mı? Dünyanın her yerinde hakem maçtan çıkar masaj olur, duş alır ve o günle ilgili normal raporunu hazırlar. Şuna sarı, buna kırmızı kart verdim gibi. Gençlerbirliği-Galatasaray maçında ikinci top sahaya girdi. Hakem topu dışarı attı ve oyun devam etti. Raporuna bunu yazmadı. Bizim maçımızı yöneten hakem ne hikmetse 90 dakika bitti, raporunu hemen kaleme aldı. Eğer kural hatası yoksa pozisyona değinmez. Bu ek raporda istenir.MHK üyeleri sonradan düzenlenen raporların arkasına sığınmasın. Maç tekrarlansın. O pozisyonda rakip 10 kişi kalacak, Beşiktaş 2-0 öne geçecekti. Hakem taçları yanlış yerden attırdı, olay kontrolden çıktı. Mevcut federasyona inancımızı yitirmek üzereyiz. Artık su testisi çatladı. Derdimiz kesinlikle savaş değil.Her hareketimizin camiaya yakışmasına dikkat ediyoruz. Beşiktaş’ın hakkını yedirmemek için buradayız. Bağırarak değil, anlatarak. Ancak doğru yöntem daha farklı sanırım! Esas vahim olan şey; iyi giden Kartalımızın her seferinde bir olayla karşılaşması. Kimseden özel bir muamele istemedik. Beklentimiz adalet. Gerekli yasal itirazlarda bulunacağız. Doğru kararların verileceğine inancımız son kez de olsa mevcut. Günah, hakikaten ayıp. Susacak durumumuz kalmadı. Çok sert tepki vereceğiz. Ya koltuklarını bıraksınlar ya da görevlerini adam gibi yapsınlar.FERNANDES’İN AYRILIK FİKRİNE DOĞRULAMABeşiktaş, Süper Lig’in 16. haftasında sahasında yapacağı Elazığspor maçının hazırlıklarına başladı. 2-1 kaybedilen Kasımpaşa karşılaşmasında taraftarın saldırısına uğrayan Manuel Fernandes dünkü idmanda yer almadı. Darbeden dolayı bacağında iç kanama görülen Portekizli yıldız, tedaviye alındı. “Artık Türkiye’de oynamam.” dediği ileri sürülen 27 yaşındaki yeteneğin sözleri de doğrulandı. Asbaşkan Deniz Atalay, “Bu olayın sıcaklığıyla gerçekleşti. Fernandes’in sakin olması gerek.” ifadesini kullandı.
Zaman
Spor
17.12.2013
BeşiktaşüzerindenoyunoynanıyorBeşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
Beşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
Zaman
17.12.2013
01:52
Beşiktaş, 2-1 kaybettiği Kasımpaşa maçındaki hakem hatalarına ve saha olaylarına sert çıktı. FIFA kokartlı Barış Şimşek’in hak ve şeref kavramını yok saydığını vurgulayan kulüp başkanı Fikret Orman, mücadelede kural hatası yapıldığı belirtti. Karşılaşmanın tekrarlanması gerektiğinin altını çizen Orman, TFF’ye yüklendi ve müsabaka raporunun değiştiğini ileri sürdü.Süper Lig’de önceki gün oynanan Kasımpaşa-Beşiktaş maçının yankıları sürüyor. Olaylı mücadelenin ardından, “Sinirim bir geçsin yarın konuşacağım.” diyen Siyah-Beyazlıların başkanı Fikret Orman, dün gazetecilerin karşısına geçti. 30. dakikada elindeki topu gol açısındaki Almeida’nın önündeki meşin yuvarlağa fırlatan Donk’un pozisyonunda hakem Barış Şimşek’in kural hatası yaptığını vurgulayan Orman, tekrar istedi. 80’de sahaya inerek Fernandes’i tekmeleyen, Motta ile Almeida’nın kırmızı kart görmesine yol açan taraftardan yola çıkan Başkan, Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu’nu eleştirdi. Akaretler’deki Divan Kurulu Lokali’nde kamuoyunu bilgilendiren Orman’ın sözlerinden öne çıkanlar şöyle:Etik değerleri her zaman önemseyen, şerefiyle oynayıp hakkıyla kazanan bir kulübün başkanıyım. Kasımpaşa karşılaşmasının hakemi hak ve şeref kavramlarını tamamen yok edecek bir uygulama gösterdi. Emeği hiçe sayarak Beşiktaş’ın katledilmesine sebep oldu. Galatasaray derbisindeki gibi, üzerimize bazı oyunlar oynanıyor. Asıl sorun; yeni stadımızın bitmesine doğru giderken, Beşiktaşlı görünüp de saman altından su yürütenlerin oluşturduğu kaos ortamı.Hakem, rakip oyuncunun elindeki topla bizim futbolcumuzu engellemesinin ardından düdük çaldı ve kural hatasına yol açtı. İki top sahaya girdiğinde hakem oyunu durdurur ve hava atışıyla tekrar başlatır. Fakat oyuncu topu eline alınca bu bir cisim haline geldi. Raporunda bunun değiştiği gözlemleniyor. “İlk gördüğüm anda düdük çaldım.” demesinler. Temiz futbol isteyen kimse bunu yemez!101. YILDA YEDİĞİMİZ GOLÜ BİR DAHA YEMEYECEĞİZÜzerimize oynanan oyunları engelleyeceğiz. Cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyoruz. Yeşil zemine kedi girince bile arkasından 5 kişi koşuyor. Güvenlik müdahalesi yok. Biz Galatasaray sınavında kimseye müdahale olmadan neden ceza yedik? Benim oyuncuma darp var, kimse bunu konuşmuyor. Bu nasıl bir taraftar ki karakola düşmeden fotoğrafları servis edildi! 101. yıldaki golü bir daha yemeyeceğiz.MHK Başkanı kanallara hakemin arkasında olduğunu ifade etmiştir. Neden arkadaşlarıyla görüşmeden, gözlemci raporu önüne gelmeden, itirazın neden olduğunu görmeden fikrini beyan etti? TFF başkanından izin aldı mı? Dünyanın her yerinde hakem maçtan çıkar masaj olur, duş alır ve o günle ilgili normal raporunu hazırlar. Şuna sarı, buna kırmızı kart verdim gibi. Gençlerbirliği-Galatasaray maçında ikinci top sahaya girdi. Hakem topu dışarı attı ve oyun devam etti. Raporuna bunu yazmadı. Bizim maçımızı yöneten hakem ne hikmetse 90 dakika bitti, raporunu hemen kaleme aldı. Eğer kural hatası yoksa pozisyona değinmez. Bu ek raporda istenir.MHK üyeleri sonradan düzenlenen raporların arkasına sığınmasın. Maç tekrarlansın. O pozisyonda rakip 10 kişi kalacak, Beşiktaş 2-0 öne geçecekti. Hakem taçları yanlış yerden attırdı, olay kontrolden çıktı. Mevcut federasyona inancımızı yitirmek üzereyiz. Artık su testisi çatladı. Derdimiz kesinlikle savaş değil.Her hareketimizin camiaya yakışmasına dikkat ediyoruz. Beşiktaş’ın hakkını yedirmemek için buradayız. Bağırarak değil, anlatarak. Ancak doğru yöntem daha farklı sanırım! Esas vahim olan şey; iyi giden Kartalımızın her seferinde bir olayla karşılaşması. Kimseden özel bir muamele istemedik. Beklentimiz adalet. Gerekli yasal itirazlarda bulunacağız. Doğru kararların verileceğine inancımız son kez de olsa mevcut. Günah, hakikaten ayıp. Susacak durumumuz kalmadı. Çok sert tepki vereceğiz. Ya koltuklarını bıraksınlar ya da görevlerini adam gibi yapsınlar.FERNANDES’İN AYRILIK FİKRİNE DOĞRULAMABeşiktaş, Süper Lig’in 16. haftasında sahasında yapacağı Elazığspor maçının hazırlıklarına başladı. 2-1 kaybedilen Kasımpaşa karşılaşmasında taraftarın saldırısına uğrayan Manuel Fernandes dünkü idmanda yer almadı. Darbeden dolayı bacağında iç kanama görülen Portekizli yıldız, tedaviye alındı. “Artık Türkiye’de oynamam.” dediği ileri sürülen 27 yaşındaki yeteneğin sözleri de doğrulandı. Asbaşkan Deniz Atalay, “Bu olayın sıcaklığıyla gerçekleşti. Fernandes’in sakin olması gerek.” ifadesini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
17.12.2013
BeşiktaşüzerindenoyunoynanıyorBeşiktaş üzerinden oyun oynanıyor
THY'nin yeni reklamı 100 milyon kez izlendi
Zaman
11.12.2013
21:42
Türk Hava Yolları (THY) marka elçileri Kobe Bryant ve Lionel Messi’nin başrolünü paylaştığı yeni filmi 8 günde 100 milyon kez izlendi. Messi ve Kobe’nin yer aldığı ilk reklam bir yılda 106 milyon kez izlenirken, ikinci reklam sadece 8 günde 100 milyon izleyiciye ulaştı. Uluslar arası reklam anlaşmalarıyla dünyada adını duyuran THY, son filmiyle video paylaşım sitelerinin gözdesi oldu. Önce Barcelona ve Manchester United sponsorluklarıyla adını dünyaya duyuran THY’nin Kobe ve Messi’li reklamları milyonlarca kişi tarafından izlendi. Geçen yıl gösterime giren ilk film bir yılda 106 milyon izleyiciye ulaşmıştı. Yeni film izleyiciler tarafından ilk filme göre daha çok beğenildi. İlk reklamda uçağın içinde rekabet eden Messi ve Kobe, ikincisinde çeşitli şehirlerde çektikleri fotoğrafları birbirlerine göndererek yarıştı. THYnin filmi sosyal paylaşım sitesi YouTubeda en fazla izlenen reklam filmi oldu.‘Kobe vs. Messi: Shootout’ adıyla uluslararası gösterime giren film, geçen yıl çekilen ‘Kobe vs. Messi: Legends on Boardun devamı olarak nitelendiriliyor. Çekimlerinde yaklaşık 200 kişinin görev aldığı film, 20nin üzerinde farklı dilde, 170den fazla ülkede yayınlanıyor. Kızıl Meydanı, Çin, Maldiv Adaları, Bangkok, Kilimanjaro Dağları gibi Türk Hava Yollarının destinasyonlarını konu alan film, Sultanahmet Meydanında çekilen sahne ile sona eriyor.THYnin sefer gerçekleştirdiği çeşitli ülkelere giden Messi ve Kobenin burada çektikleri fotoğrafları birbirlerine göndermesini anlatıyor. Kobe ve Messi’nin bu rekabeti izleyicilerden de tam not aldı. THY’nin 3 Aralık’ta yüklediği filmi, günde yaklaşık 12 milyon, saatte ise ortalama 500 bin kişi izledi. Video 8 günde 100 milyon kez izlenerek bir rekora imza attı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
11.12.2013
THYnin/">THYninyenireklamı100milyonkezizlendiTHYnin-yeni-reklamı-100-milyon-kez-izlendi/">THYnin yeni reklamı 100 milyon kez izlendi
Okul bahçesinde tenis keyfi yaşandı
Zaman
02.12.2013
14:32
Aksaray Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü ve Türkiye Tenis Federasyonu’nun işbirliğiyle düzenlenen ‘sokak tenisi’ heyecanını son yaşayanlar Hacı Kerim Yardımlı İmam Hatip Ortaokulu öğrencileri oldu. İlk olarak Hükümet Konağı’nda halka açık uygulanan proje birçok yerde hayata geçirilmiş ve ellerine ilk kez tenis raketi alan yüzlerce öğrenci ve sivil vatandaşlar kısa sürelide olsa bu heyecanı yaşamıştı. Aksaray’ın sportif anlamda en başarılı kuruluşlarından Gençlik Hizmetleri ve Spor Müdürlüğü ile eğitim alanında en dikkat çeken okullarından Hacı Kerim Yardımlı’yı bir araya getiren ve ‘tenis oynamayan kalmasın’ sloganıyla faaliyete geçirilen projede öğrenciler okul bahçesinde tenis keyfini doyasıya yaşadılar. Portatif file ve orijinal raketlerle uzun teneffüste tenis oynayan minik imam-hatipliler etkinlik sonrasında beden eğitimi öğretmenleri Mehmet Bakan ve Gençlik Spor Müdürlüğü yetkilileri ile bol bol hatıra fotoğrafları çektirdiler. Ellerindeki raketleri tıpkı profesyonel tenisçiler gibi havaya kaldırarak poz veren öğrenciler etkinliği düzenleyen yetkililere yakın ilgi gösterdiler. Bir zamanlar kendine has kıyafetleri özel kortları ile yalnızca zenginler tarafından oynandığı düşünülen tenis sporunu Aksaray’daki her kesimden insana ulaştırma gayreti içinde bulunan Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlüğü ve Gençlik Merkezi’nin bu çalışması projeyi takip edenler tarafından anlamlı bulundu. Öte yandan yıllardır Aksaray’da yapmış olduğu fedakar çalışmalar ile gençlere sporu sevdiren ve ilimizi Türkiye’deki Gençlik Spor Müdürlükleri arasında üçüncü sıraya kadar çıkartan Süleyman Arısoy’un Erzurum’a tayin olması Okul Aile Birliği tarafından unutulmadı. Hayırlı olsun dileklerini ileten Okul Aile Birliği Başkanı Turhan Akkurt, yaptığı açıklamada, Elbetteki bir Aksaraylı olarak böyle bir atamaya üzüldük. Süleyman Bey fedakar çalışmalarıyla tüm eğitim ve spor camiasının takdirlerini kazanmış birisiydi. diyerek, şunları söyledi:Aksaray gibi mütevazi bir şehre olimpik havuzun yapılmasını Arısoy ve ekibinin çalışmalarının bir ödülü olarak değerlendirenler var. Dolayısıyla kendi adımıza üzülüyor ancak O’nun adına büyük bir şehir olan Erzurum’a tayin olduğu için kıvanç duyuyoruz. O’nun Dadaşlar Diyarı’nda da başarılı projelere imza atacağına yürekten inanıyor ve kendisine bundan sonraki hayatında Hacı Kerim Yardımlı ailesi olarak başarılar diliyoruz. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.12.2013
OkulbahçesindeteniskeyfiyaşandıOkul bahçesinde tenis keyfi yaşandı
İşte dünyanın en dürüst(!) şehirleri
Zaman
30.11.2013
02:00
İstanbulda, merak ettiği için bindiği Marmarayda, içinde 50 bin dolar olan çantayı bulan vatandaş, tek bir kuruşuna dokunmadan sahibine teslim etti. Geçtiğimiz günlerde de bir vatandaş yolda bulduğu ve içinde 1 milyon lira bulunan poşeti belediyeye götürerek teslim etmişti.İstanbul, bunun gibi birçok olaya sahne olurken, peki dünyada durum ne? Aralarına İstanbulun dahil edilmediği 16 şehirde kayıp cüzdan testi yapılarak dürüst şehirler listesi çıkarıldı.Reader Digest internet sitesi Kayıp Cüzdan adını verdiği bir test yaparak dünyanın en dürüst şehirlerini sıraladı. Dünyanın farklı şehirlerindeki 16 muhabiri, içerisinde kimlik, ritibat numarası, aile fotoğrafları ve 30 pound olan 12 cüzdanı bulundukları şehirlerin farklı noktalarına bıraktı.Bazı şehirlerde cüzdanların neredeyse tamamı geri dönerken, kimi şehirlerdeyse cüzdanların çoğundan bir daha haber alınamadı. Bu şekilde kayıp cüzdanların geri dönüşlerine göre de şehirlerin dürüstlük sıralaması oluşturuldu.16 şehir arasında en son sırada Portekizin başkenti Lizbon var. Şehrin farklı noktalarına bırakılan 12 cüzdandan sadece 1i geri döndü. 11 cüzdan kayıplara karıştı!15. sırada İspanyanın başkenti Madrid yer alıyor. 12 cüzdandan sadece 2si geri döndü.14. Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag. 12 cüzdandan 3ü geri döndü.13. İsviçrenin Zürih kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.12. Brezilyanın Rio de Janerio kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.11. Romanyanın başkenti Bükreş. 12 cüzdan 4ü geri döndü.10. Polonyanın başkenti Varşova. 12 cüzdan 5i geri döndü.9. İngilterenin başkenti Londra. 12 cüzdan 5i geri döndü.8. Slovenyanın başkenti Ljubljana. 12 cüzdan 6sı geri döndü.7. Almanyanın başkenti Berlin. 12 cüzdan 6sı geri döndü.6. Hollandanın başkenti Amsterdam. 12 cüzdan 7si geri döndü.5. Rusyanın başkenti Moskova. 12 cüzdan 7si geri döndü.4. ABDnin en büyük kenti New York. 12 cüzdan 8i geri döndü.3. Macaristanın başkenti Budapeşte. 12 cüzdan 8i geri döndü.2. Hindistanın en büyük kenti Mumbai (Bombay). 12 cüzdan 9u geri döndü.1. Teste göre, farklı noktalara bırakılan 12 cüzdanın 11inin geri döndüğü Helsinki (Finlandiya) en dürüst şehir oldu.
Zaman
En Çok Okunan
30.11.2013
İştedünyanınendürüst()şehirleriİşte dünyanın en dürüst() şehirleri
İşte dünyanın en dürüst(!) şehirleri
Zaman
30.11.2013
02:00
İstanbulda, merak ettiği için bindiği Marmarayda, içinde 50 bin dolar olan çantayı bulan vatandaş, tek bir kuruşuna dokunmadan sahibine teslim etti. Geçtiğimiz günlerde de bir vatandaş yolda bulduğu ve içinde 1 milyon lira bulunan poşeti belediyeye götürerek teslim etmişti.İstanbul, bunun gibi birçok olaya sahne olurken, peki dünyada durum ne? Aralarına İstanbulun dahil edilmediği 16 şehirde kayıp cüzdan testi yapılarak dürüst şehirler listesi çıkarıldı.Reader Digest internet sitesi Kayıp Cüzdan adını verdiği bir test yaparak dünyanın en dürüst şehirlerini sıraladı. Dünyanın farklı şehirlerindeki 16 muhabiri, içerisinde kimlik, ritibat numarası, aile fotoğrafları ve 30 pound olan 12 cüzdanı bulundukları şehirlerin farklı noktalarına bıraktı.Bazı şehirlerde cüzdanların neredeyse tamamı geri dönerken, kimi şehirlerdeyse cüzdanların çoğundan bir daha haber alınamadı. Bu şekilde kayıp cüzdanların geri dönüşlerine göre de şehirlerin dürüstlük sıralaması oluşturuldu.16 şehir arasında en son sırada Portekizin başkenti Lizbon var. Şehrin farklı noktalarına bırakılan 12 cüzdandan sadece 1i geri döndü. 11 cüzdan kayıplara karıştı!15. sırada İspanyanın başkenti Madrid yer alıyor. 12 cüzdandan sadece 2si geri döndü.14. Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag. 12 cüzdandan 3ü geri döndü.13. İsviçrenin Zürih kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.12. Brezilyanın Rio de Janerio kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.11. Romanyanın başkenti Bükreş. 12 cüzdan 4ü geri döndü.10. Polonyanın başkenti Varşova. 12 cüzdan 5i geri döndü.9. İngilterenin başkenti Londra. 12 cüzdan 5i geri döndü.8. Slovenyanın başkenti Ljubljana. 12 cüzdan 6sı geri döndü.7. Almanyanın başkenti Berlin. 12 cüzdan 6sı geri döndü.6. Hollandanın başkenti Amsterdam. 12 cüzdan 7si geri döndü.5. Rusyanın başkenti Moskova. 12 cüzdan 7si geri döndü.4. ABDnin en büyük kenti New York. 12 cüzdan 8i geri döndü.3. Macaristanın başkenti Budapeşte. 12 cüzdan 8i geri döndü.2. Hindistanın en büyük kenti Mumbai (Bombay). 12 cüzdan 9u geri döndü.1. Teste göre, farklı noktalara bırakılan 12 cüzdanın 11inin geri döndüğü Helsinki (Finlandiya) en dürüst şehir oldu.
Zaman
Dünya
30.11.2013
İştedünyanınendürüst()şehirleriİşte dünyanın en dürüst() şehirleri
İşte dünyanın en dürüst(!) şehirleri
Zaman
30.11.2013
01:51
İstanbulda, merak ettiği için bindiği Marmarayda, içinde 50 bin dolar olan çantayı bulan vatandaş, tek bir kuruşuna dokunmadan sahibine teslim etti. Geçtiğimiz günlerde de bir vatandaş yolda bulduğu ve içinde 1 milyon lira bulunan poşeti belediyeye götürerek teslim etmişti.İstanbul, bunun gibi birçok olaya sahne olurken, peki dünyada durum ne? Aralarına İstanbulun dahil edilmediği 16 şehirde kayıp cüzdan testi yapılarak dürüst şehirler listesi çıkarıldı.Reader Digest internet sitesi Kayıp Cüzdan adını verdiği bir test yaparak dünyanın en dürüst şehirlerini sıraladı. Dünyanın farklı şehirlerindeki 16 muhabiri, içerisinde kimlik, ritibat numarası, aile fotoğrafları ve 30 pound olan 12 cüzdanı bulundukları şehirlerin farklı noktalarına bıraktı.Bazı şehirlerde cüzdanların neredeyse tamamı geri dönerken, kimi şehirlerdeyse cüzdanların çoğundan bir daha haber alınamadı. Bu şekilde kayıp cüzdanların geri dönüşlerine göre de şehirlerin dürüstlük sıralaması oluşturuldu.16 şehir arasında en son sırada Portekizin başkenti Lizbon var. Şehrin farklı noktalarına bırakılan 12 cüzdandan sadece 1i geri döndü. 11 cüzdan kayıplara karıştı!15. sırada İspanyanın başkenti Madrid yer alıyor. 12 cüzdandan sadece 2si geri döndü.14. Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag. 12 cüzdandan 3ü geri döndü.13. İsviçrenin Zürih kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.12. Brezilyanın Rio de Janerio kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.11. Romanyanın başkenti Bükreş. 12 cüzdan 4ü geri döndü.10. Polonyanın başkenti Varşova. 12 cüzdan 5i geri döndü.9. İngilterenin başkenti Londra. 12 cüzdan 5i geri döndü.8. Slovenyanın başkenti Ljubljana. 12 cüzdan 6sı geri döndü.7. Almanyanın başkenti Berlin. 12 cüzdan 6sı geri döndü.6. Hollandanın başkenti Amsterdam. 12 cüzdan 7si geri döndü.5. Rusyanın başkenti Moskova. 12 cüzdan 7si geri döndü.4. ABDnin en büyük kenti New York. 12 cüzdan 8i geri döndü.3. Macaristanın başkenti Budapeşte. 12 cüzdan 8i geri döndü.2. Hindistanın en büyük kenti Mumbai (Bombay). 12 cüzdan 9u geri döndü.1. Teste göre, farklı noktalara bırakılan 12 cüzdanın 11inin geri döndüğü Helsinki (Finlandiya) en dürüst şehir oldu.
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
İştedünyanınendürüst()şehirleriİşte dünyanın en dürüst() şehirleri
İşte dünyanın en dürüst(!) şehirleri
Zaman
30.11.2013
01:51
İstanbulda, merak ettiği için bindiği Marmarayda, içinde 50 bin dolar olan çantayı bulan vatandaş, tek bir kuruşuna dokunmadan sahibine teslim etti. Geçtiğimiz günlerde de bir vatandaş yolda bulduğu ve içinde 1 milyon lira bulunan poşeti belediyeye götürerek teslim etmişti.İstanbul, bunun gibi birçok olaya sahne olurken, peki dünyada durum ne? Aralarına İstanbulun dahil edilmediği 16 şehirde kayıp cüzdan testi yapılarak dürüst şehirler listesi çıkarıldı.Reader Digest internet sitesi Kayıp Cüzdan adını verdiği bir test yaparak dünyanın en dürüst şehirlerini sıraladı. Dünyanın farklı şehirlerindeki 16 muhabiri, içerisinde kimlik, ritibat numarası, aile fotoğrafları ve 30 pound olan 12 cüzdanı bulundukları şehirlerin farklı noktalarına bıraktı.Bazı şehirlerde cüzdanların neredeyse tamamı geri dönerken, kimi şehirlerdeyse cüzdanların çoğundan bir daha haber alınamadı. Bu şekilde kayıp cüzdanların geri dönüşlerine göre de şehirlerin dürüstlük sıralaması oluşturuldu.16 şehir arasında en son sırada Portekizin başkenti Lizbon var. Şehrin farklı noktalarına bırakılan 12 cüzdandan sadece 1i geri döndü. 11 cüzdan kayıplara karıştı!15. sırada İspanyanın başkenti Madrid yer alıyor. 12 cüzdandan sadece 2si geri döndü.14. Çek Cumhuriyetinin başkenti Prag. 12 cüzdandan 3ü geri döndü.13. İsviçrenin Zürih kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.12. Brezilyanın Rio de Janerio kenti. 12 cüzdandan 4ü geri döndü.11. Romanyanın başkenti Bükreş. 12 cüzdan 4ü geri döndü.10. Polonyanın başkenti Varşova. 12 cüzdan 5i geri döndü.9. İngilterenin başkenti Londra. 12 cüzdan 5i geri döndü.8. Slovenyanın başkenti Ljubljana. 12 cüzdan 6sı geri döndü.7. Almanyanın başkenti Berlin. 12 cüzdan 6sı geri döndü.6. Hollandanın başkenti Amsterdam. 12 cüzdan 7si geri döndü.5. Rusyanın başkenti Moskova. 12 cüzdan 7si geri döndü.4. ABDnin en büyük kenti New York. 12 cüzdan 8i geri döndü.3. Macaristanın başkenti Budapeşte. 12 cüzdan 8i geri döndü.2. Hindistanın en büyük kenti Mumbai (Bombay). 12 cüzdan 9u geri döndü.1. Teste göre, farklı noktalara bırakılan 12 cüzdanın 11inin geri döndüğü Helsinki (Finlandiya) en dürüst şehir oldu.
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
İştedünyanınendürüst()şehirleriİşte dünyanın en dürüst() şehirleri
İstanbul’da doğmakla İstanbullu olunmaz
Zaman
24.11.2013
01:53
Şehir turları şu günlerde pek revaçta. Özellikle İstanbul’da, yaşadığı muhiti merak edenlerin ilgi gösterdikleri gezintiler, sosyalleşme fırsatının yanı sıra, şehrin gizemli ve renkli tarafını keşfetmek isteyenler için hoş seçenekler sunuyor.‘İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı’ diyen şair Orhan Veli’nin şehrinde kim yaşamak istemez? Bir şehre beslediği duyguları kapalı gözlerle anlatabilen şairin tılsımlı ülkesi, gitgide şiirlere hapsediliyor. Orhan Veli’nin dem vurduğu Boğaziçi’ni, geçmiş zaman sayfalarında aramak gerek. Çünkü İstanbul’un yedi tepesi, Boğaz’ı ve ahşap evleri artık eski zaman ülkesinde kaldı. 8 bin yıllık bu şehrin şimdiki sakinleri, üst üste istif edilmiş mega kentlere doğru kayıp gitmekte. Bu kent içi göç, insanla birlikte yaşayan kültür ve medeniyetini de yüz üstü bırakıp gitti. Onlardan arta kalan yerleri şimdilerde ya berduşlar ya betonarme oteller teslim almış durumda. Medeniyet başkenti böylelikle soluk alıp veredursun, yitirdiği onca güzelliğine rağmen, gönüllerde hâlâ hoş bir sadâ bırakmaya muktedir olabiliyor. İşte tutkuya dönüşen bu hoş rüzgârın eteklerine tutunan küçük bir zümre, unutulma eşiğindeki mekânları “İstanbul kazan ben kepçe” dolaşıyor. Şehrin kıyıcı akıntısından kafasını kaldırıp o güzelliğin davetine kapılanlar, İstanbul kalabalığından silkinip, kendini bulunca sokaklara yayılıyor. Dört bir köşesi tarih kokan kadim semtleri dolaşıp, eski şehrin tozuna bulanıyorlar.İstanbul’u gezmek için rehber kitaplar:*İstanbul Gezi rehberi, Halil Ersin Avcı, Kaynak Kültür Yayınları*İstanbul Bitmeden, Ayşegül Kaya, İnkılap Yayınevi *Osmanlı’nın İstanbul’u, Doğan Kuban, Yem Yayınları*İstanbul Hakkında Herşey, Pat Yale - Saffet Emre Tonguç, Boyut Yayınları*İstanbulu Geziyorum Gözlerim Açık, Haldun Hurel, Kapı Yayınları*Kültür Başkenti İstanbul, Tuna Köprülü, İBB Kültür AŞ Yayınları*Görsel Gezi Rehberi–İstanbul, Dost KitabeviCengiz Yargıç (Pedallıyorum Bisiklet Grubu Kurucusu):Bisikletle gezince bizi yabancı turist zannediyorlar“Özellikle tarihî yarımada ve Boğaziçi’nin muhtelif yerlerindeki güzergâhlarında yaptığımız bisikletli kültür turları son dönemde çok tutuluyor. Çeşitli şirketlerden, dostluk grubu ve dernekler nezdinde yaptığımız turlardan bir hayli verim alıyoruz. Teşvik ettiğimiz kişiler bizden sonra da turlara kendileri devam ediyorlar. Tabii biz, eskort eşliğinde 20’şer kişilik gruplar halinde dolaşıyoruz. Bu eskortlar, sağlıklı gezinti yapabilmemiz için trafiğe yön veriyor. İki rehber de nezaretinde durduğumuz yerlerde muhiti tanıyoruz. Fener, Fatih, Eminönü, Samatya, Karaköy, Surla gibi birçok yeri geziyoruz. Tabii zaman zaman hırslı şoförlerden tepki alsak, sabırsız ve inatçı araçların tecavüzüne uğrasak da turu bitirdiğimizde hoş bir tat kalıyor geriye. Bisikletten korkanlar, sonra kendi bisikletlerini alıyorlar.”Hamid Kıyıcı (Emekli mâli müşavir):İstanbul’da gece sandal sefası“Başlarda böyle bir niyetimiz yoktu fakat bizim için bu gezme işi büyük bir tutkuya dönüştü. Sandalla açılalım dedik tıpkı eskiden mehtâba çıkanlar gibi. Önce adalar tarafına doğru yöneldik. Yolda giderken, herkes adalar hakkında bildiklerini anlatıyordu. Sohbet sırasında paylaştığımız anılar, hatıralar vs. bu işin her birimiz açısından verimli olduğunu gördük. Artık denizde sohbeti de bahane ederek kıyıları dolaşmaya çıkıyoruz. Gördüğümüz koyların, iskele, yalıların kimin yalısı olduğunu tahmin ediyoruz. Burada geçmişte kimler yaşamış, onlar hakkındaki malumatımızı birbirimizle paylaşıyoruz. Tabii, biraz okumak da gerekli.”Gözde Açıkalın (bankacı):Yabancılar, İstanbul’u yerlilerden daha iyi biliyor“İnternet üzerinden eski fotoğrafları paylaşıyorduk. Herkes fotoğraftaki yerler hakkında bilgisini sunuyordu. Hatta karedeki fotoğraf nerede çekilmiştir diye küçük bilmeceler sunuyorduk. Sonra bulunduğumuz yorumlardan birkaç arkadaşımız arasında bir dostluk peyda oldu. Şimdi bu arkadaşlarımızla İstanbul’u dolaşıyoruz. Gezerken de turistlerle sohbet etme fırsatı buluyoruz. İnanın, onlar İstanbul’u bu şehirde yaşayanlardan daha iyi biliyor. Tarihî alanlar denince akla sadece Sultanahmet ve çevresi geliyor. Halbuki tarihî şehir, ara sokaklarda ve deniz kenarında kendi kimliğini ortaya çıkarıyor. Burada doğan birçok kişi İstanbulluyum diyor ama şehrin kültürüne sahip kişileri biz hatırlıyoruz. Onların çoğu ya öldü, ya da bu keşmekeşten kaçıp gittiler.”Abdurrahim Açıkgöz (Avukat):Vefat etmiş meşhurları da ziyaret ediyoruz“Aramızda farklı görüş sahipleri de bulunan ama her biri İstanbul sevgisiyle dolu kişileriz. Bugüne kadar yaşadığımız şehrin her tarafını dolaştık diyebilirim. Genelde pazar günleri erken saatleri tercih ediyoruz
Zaman
Ana Sayfa
24.11.2013
İstanbul’da/">İstanbul’dadoğmaklaİstanbullu/">İstanbulluolunmazİstanbul’da-doğmakla-İstanbullu-olunmaz/">İstanbul’da doğmakla İstanbullu olunmaz
"Dünyada insanlığın midesi değil, beyni ve gönlü aç"
Zaman
09.11.2013
18:05
Gönüllüler hareketini anlatan ilahiyatçı Bahattin Karataş ise insanlık için son bir çare olduğunu söyledi. Dünyada insanlığın midesi aç değil, beyni ve gönlünün aç olduğunu söyledi.Kaynak Kültür Yayın Grubu ile Ağrı Belediyesi ve Ağrı Genç İşadamları Derneğinin ortaklaşa düzenledikleri Kültür Günleri yoğun ilgi oldu. Ağrı Star Kongre ve Konferans Salonunda yapılan Kültür Günleri etkinliğine Belediye Başkanı Hasan Arslan, Emniyet İl Müdürü Bayram Coşkun, Defterdar Ali Osman Karaköse, Bediüzzaman Hazretlerinin talebesi ve kanaat önderi Nusret Kocabay, Kaynak Kültür Yayın Grubu Genel Müdür Yardımcısı Ali Çetintaş, İlahiyatçı Bahattin Karataş, Prof.Dr. Muhittin Akgül, Prof. Dr. İrfan Yılmaz ve davetliler katıldı.Kaynak Kültür Yayın Grubu Genel Müdür Yardımcısı Ali Çetintaş, yaptığı açılış konuşmasında kültür günlerinin sezon açılışının 19.cü kültür gününü Ağrı’da başlattıklarını belirterek bir medeniyet ve kültür coğrafyasında bu etkinliği yapmanın önemine vurgu yaptı. Ağrı Belediye Başkanı Hasan Arslan ise bir araya gelmek bir araya getirmek, kaynaştırmak ve bir kültür mirasını taşımak en büyük vazife olduğunu ifade etti. Gönüllüler hareketini anlatan ilahiyatçı Bahattin Karataş ise insanlık için son bir çare olduğunu söyledi. Dünyada insanlığın midesi aç değil, beyni ve gönlünün aç olduğunu kaydeden Karataş, bunu ancak Muhammedi bir duygu, düşünce ve inançla doldurmak mümkün olabileceğini anlattı. Allahın kendi esması ile insanı yarattığını belirten Karataş, Allahın insanının rahmet süratinden yarattığından her şeyin de insanla kazanıldığını söyledi. Prof. Dr. İrfan Yılmaz ise Kim bilgisi olmadığı halde hekimlik yapmaya kalkışırsa sebep olacağı zararı öder Hadisi şerif ile koruyucu hekimliğin önemine dikkat çekti. Derdi de çareyi de verdiği gibi her dert için bir ilaç yaratmıştır. Bu sebeple tedaviye devam ediniz. Hadisi şerifi ile koruyucu hekimliğin efendimizin mirası ve bize emridir. diyen Yılmaz, bugün çörek otu ile ilgili binlerce eser ve araştırma yapılarak onun önemine dikkat çekti.Misvakla ile ilgili yapılan araştırmaların da gösterdiği gibi 1400 yıl önceden kullanılan misvakın önemi üzerinde duran Yılmaz, Size ne oluyor ki dişleriniz sararmış olduğu halde yanıma geliyorsunuz. Misvak kullanınız. hadisi şerif ile misvakın mikrop barındırmadığını antiseptik özelliğini olduğunu ve ağız kokusunu giderdiğini söyledi.Efendimizin son ana kadar misvak kullandığını dile getiren Yılmaz, Efendimizin misvak kullanımı önemi üzerinde durduğunu ifade etti.Program kapsamında Ressam Yazdani, eski Mekke-Medine fotoğrafları, Kur’an-ı Kerim, Gençliğe Kurulan Tuzaklar, Gönülden Yansımalar ve Kutsal Emanetler sergileri de davetliler tarafından büyük ilgi gezildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
09.11.2013
DünyadainsanlığınmidesideğilbeynivegönlüDünyada insanlığın midesi değil beyni ve gönlü aç
Karadeniz Bölgesini kare kare fotoğrafladılar
Zaman
05.11.2013
10:51
Kısa adı AKFOD olan Aksaray Fotoğrafçılar Derneği, fotoğraf çekimlerinde sadece Aksaray’la sınırlı kalmayıp, tüm Türkiye’ye açılmaya devam ediyor. Daha önce Mardin’deki fotoğraf gezisinde Doğunun etnik ve tarihi bölgelerini fotoğraflayan Aksaraylı fotoğrafçıların bu seferki durağı Karadeniz bölgesi oldu.Çektikleri birbirinden güzel doğa fotoğrafları ile Aksaray’ın tanıtımına katkıda bulunan AKFOD üyeleri, geçtiğimiz günlerde Karadeniz bölgesine gezi düzenledi. AKFOD’lu fotoğrafçılar, Karadeniz’de sabah şafak sökerken ilk olarak Safranboluda, ardından da Kastamonu’nun Amasra ilçesinde fotoğraf çekimi gerçekleştirdi. AKFOD ekibinin Fotoğraf Parkuru Safranbolu Evleri ile başlayıp, Safranbolu Cam İşçileri, Batı Karadeniz Çarşıları, İnkumu, Amasra, Amasra Büyük Liman, Amasra Küçük Liman, Pınarbaşı Evleri, Yöresel Kıyafetler, Sonbaharda Orman, Ilıca Şelalesinde son buldu.Karadeniz gezisinin çok faydalı olduğunu ve çok güzel kareler yakaladıklarını ifade eden AKFOD yetkilileri, ileriki tarihlerde Türkiye’nin farklı bölgelerine geziler düzenleyeceklerini ve bir fotoğraf yarışması düzenleyeceklerini kaydettiler. CİHAN
Zaman
Son Dakika
05.11.2013
KaradenizBölgesinikarekarefotoğrafladılarKaradeniz Bölgesini kare kare fotoğrafladılar
AB’nin genişleme politikası ve Türkiye
Zaman
31.10.2013
10:27
Avrupa Birliğinin (AB) genişleme ve bu kapsamda Türkiye raporu geçen hafta Parlamento ve kamuoyuna sunuldu. Türkiye yanında Balkan ülkeleri ve İzlandayı kapsayan ABnin sürmekte olan Genişleme Stratejisi Türkiyede de pek tartışılmadı.Geçen yıl olduğu gibi kamuoyunda AB, Türkiye konusunda ne diyor sorusu öne çıktığı için, yine Türkiye ve raporun tutarlı olup olmadığı tartışma konusu oldu. Hemen söyleyelim, ABnin bu yılki raporunun da, Türkiyenin gerçeklerine işaret eden, titizlikle kaleme alınmış, hatta çekingen bir dille (çöp kutusuna atılır korkusundan mı bilmiyoruz) konulara eğilen bir rapor olduğunu söyleyebiliriz. Yazımızın konusu bu değil, rapor Türkiye basınında tüm boyutları ile tartışıldı, tartışılıyor. Biz bu yazımızla ABnin genişleme politikası ve bu kapsamda Türkiyeye bakışını öne çıkarmak, yani Ankarayı değil Brükseli tartışmak istiyoruz. Brükselde raporun yayınlandığı gün izlenimlerimi paylaşarak başlayayım.Yıllardır Avrupa Parlamentosunda çalışan ve Türkiye dosyasını yakından izleyen biri için bu 16 Ekim 2013 tarihi oldukça ilginçti. Her yıl olduğu gibi bu yıl da basın açıklamamızı erken yayınladık, zira her yıl olduğu gibi hızlı gazeteciler rapor taslağına dört beş gün önce ulaşmıştı. Fakat ilk defa her yıldan farklı olarak, ne raporun yayınlandığı gün, ne önce veya sonra Türkiyeden kimse aramadı, bilgi veya yorum almadı. Sanki AB raporu kimseyi ilgilendirmiyordu. Türkiyede basın artık 90lı yıllarda olduğu gibi tek elden yönetilmediği için, bu kayıtsız tutum büyük bir ihtimalle Kurban Bayramı ve belki ABnin giderek Türkiyede önemli bir konu olmaktan çıktığındandır diye düşündük. Durum Brükselde de pek farklı değildi. Genişleme politikası, yıllardır artık ABnin öncelik verdiği bir politika değil. Bu tutumun temel gerekçelerine ve neden sürdürülemez olduğuna gelmeden, göze batan görünürlüğüne değinelim. Genişleme raporları 2004 yılına kadar Avrupa Parlamentosunda, Parlamento başkanının yönettiği, milletvekillerine açık Genişletilmiş Başkanlar Kuruluna ve Parlamentonun en büyük salonlarından birinde sunulurdu. AB Komisyonunun temsili de bundan geri kalmazdı, genişlemeden sorumlu Komiser (Verheugen) yanında Komisyon Başkanı (Prodi) toplantıya gelir ve genel konulara değinirdi. Bu yıl olduğu gibi son yıllarda genişleme raporları Parlamentonun en küçük salonlarından birinde, çok sayıda izleyicinin ayakta kaldığı bir ortamda Parlamentonun Dış İlişkiler Komisyonuna sunuluyor. Toplantıya sadece genişlemeden sorumlu Komiser Stefan Füle katılıyor, Parlamento veya Komisyon başkanları toplantıya uzak duruyorlar. Yani genişleme politikasının tartışıldığı gün Brükselde büyük bir gün değil.Durum Konseyde de pek farklı değil. AB zirveleri 2004 yılına kadar iki bölümden oluşurdu. İlk gün AB üyelerinin buluştuğu zirve ikinci gün, 12 aday ülkenin katılımı ile büyük Avrupaya dönüştürülür ve geniş bir aile fotoğrafı ile aday ülkelere aile ferdi muamelesi yapılır ve yakında masada olacakları söylenirdi. Başbakan Erdoğan, ilk ve son defa Türkiye ile müzakerelerin başlamasına karar verilen Aralık 2004 zirvesinde aile fotoğrafı çektirme olanağı buldu. Bu tarihten sonra hiçbir aday ülke, artık üye olan Hırvatistan dâhil, zirvelere davet edilmedi. Konseyin bu çekingen tavrı herhalde Karadağ, Hırvatistan veya Makedonya ile aile fotoğrafı çektirmekte zorlanmasından kaynaklanmıyor. Büyük bir ihtimalle Sarkozynin empoze ettiğini düşündüğümüz bu tavır, bazı AB liderlerinin Erdoğan ile aynı karede olmak istememelerinden kaynaklanıyor. Hassas bir politikacı olan ve sembolleri iyi okuyan Erdoğan da bunun farkında olduğu için, AB söyleminde bu tavra cevap niteliğinde tavır sergiliyor.Konseyin genişleme politikası ve aday ülkelere karşı çekingen tavrı ilişkilere de yansıyor. Bu tutumu bire bir yaşayan Türkiyenin Brükseldeki AB Temsilciliği görünür kılmak için ABnin üçüncü ülkelerle zirvelerinin 2004-2013 döneminde dökümünü çıkarmış. Rusya ile dokuz yılda 12 AB zirvesi gerçekleşmiş, 2010, 2011 ve 2012de iki Rusya zirvesi var. Yani Putin, zirve fotoğrafları için aranan biri. ABD, Çin ve Japonya ile altışar zirve yapılmış, Hindistan ve Güney Afrika ile 5, Kanada, Brezilya ve Ukrayna ile 4, Pakistan ve Kore ile 2, aday ülkelerle sadece 1 zirve gerçekleşmiş. Başka bir deyimle dokuz yılda gerçekleşen dış ilişkilerle ilgili 63 zirveden sadece biri aday ülkeler için olmuş. Bu sayıları önem belirtisi olarak alırsak -ki yanlış olmaz- genişleme politikasının AB için yerini doğru koymuş oluruz sanıyorum.Bu tavrın gerekçelerine indiğimiz zaman iki önemli politik olgu ile karşılaşıyoruz. İlk olgu şüphesiz 2008den beri sürmekte olan ekonomik kriz ve Yunanistan örneğinde iyice görünür olan Euro krizi Almanya veya Finlandiya gibi ülkeler sadece aşırı sağın dillendirdiği gibi Rumların plaj sefalarını finanse etmek olarak tartışmıyor.
Zaman
Yorum
31.10.2013
AB’nin genişleme politikası veTürkiyeAB’nin genişleme politikası ve Türkiye
LÜBNAN'DA KAÇIRILAN PİLOTLAR SERBEST
Zaman
19.10.2013
21:00
Lübnanda kaçırılan Türk pilot Murat Akpınar ile yardımcısı Murat Ağcanın Lübnan polisine teslim edildiği bildirildi. Lübnan basını, polislerin emniyette teslim edildiğini duyurdu. Lübnan medyası, Türk pilot Murat Akpınar ile yardımcısı Murat Ağcanın serbest kaldığını duyurdu. Haberlerde Akpınar ve Ağcanın serbest kaldıktan sonra çekilmiş fotoğrafları da gösterildi. 9 Ağustosta kaçırılmıştıİstanbul-Beyrut seferini yapan THY uçağının pilotu Murat Akpınar ile yardımcısı Murat Ağca, 9 Ağustosta havaalanından otele giderken silahlı kişiler tarafından kaçırılmıştı.9 Lübnanlı serbestÖte yandan, ANKAnın haberine göre, Türkiyeden kalkan ve Lübnanlı Şii rehineleri taşıyan uçağın saat 19.00da Beyrut havalimanına inmesi bekleniyor.Lübnan Genel Güvenlik Direktörü Tümgeneral Abbas İbrahimin, Türk pilotlar karşılığında serbest bırakılan rehinelerle birlikte Beyruta doğru yola çıktıkları bildirildi.Lübnan yerel basınında yer alan bilgilere göre ülke yetkilileri dokuz Şii hacının Cuma günü serbest bırakıldıklarını açıkladı. Dokuz hacının yakında döneceğinin bir işareti olarak geçici İçişleri Bakanı Mervan Şerbil akşamüstü Refik Hariri Uluslararası Havalimanına ulaştı. Bu gelişmeler ışığında Türk rehinlerin gece serbest bırakılabilecekleri belirtildi. Geçici Dışişleri Bakanı Adnan Mansurun da Beyrut havalimanına giden yetkililer arasında bulunduğu belirtildi. Şii rehinlerin yakınları El Manar televizyonuna yaptıkları açıklamada, rehineleri ve yetkilileri getiren, Türkiyeden kalkan uçağın saat 19.00da Beyruta inmesini beklediklerini belirttiler.THY, pilotlar için özel uçak hazırladıTür Hava Yolları (THY), Lübnanda kaçırılan pilotlarını ülkeye getirmek için özel uçak hazırladı. Kaçırılan THY pilotları Murat Akpınar ve Murat Ağcanın serbest bırakılması konusunda çalışmalar devam ediyor. THYnin de pilotları getirmek için özel uçak hazırladığı öğrenildi. Lübnannın Beyrut Havalimanına uçacak olan THY uçağı ve personelinin talimat bekliyor.Davutoğlu, pilotlarla ilgili müjde verdiDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Lübnanda kaçırılan Türk pilotlarla ilgili çok olumlu gelişmeler yaşandığını belirterek, Saatler, günler itibarıyla inşallah pilotlarımıza kavuşacağız. Bu konuda engellerin büyük ölçüde kalktığını söyleyebilirim dedi. Kanal 7de yayımlanan İskele Sancak programına konuk olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, gündeme ilişkin değerlendirmeler yaptı. Lübnanda kaçırılan Türk pilotlarla ilgili yoğun girişimlerde bulunduklarını ve çok olumlu gelişmeler yaşandığını anlatan Ahmet Davutoğlu, Saatler, günler itibarıyla inşallah pilotlarımıza kavuşacağız. Onlar da ailelerine kavuşacaklar. Bu konuda engellerin büyük ölçüde kalktığını söyleyebilirim. Son prosedür olarak birtakım güvenlik tedbirleri de dahil olmak üzere, atılması gereken adımlar var dedi. PİLOTLARIN AİLESİ İSTANBUL´A UÇTUBeyrutta kaçırılan THY pilotları Murat Akpınar ile Murat Ağcanın serbest bırakılmasında sona yaklaşılırken, İzmirde bulunan aile üyelerinden bazıları İstanbula uçtu. Akpınarın annesi Suzan Akpınar, Bu bayramda en acı günleri yaşadım. Ne gecem geceydi ne de gündüzüm gündüzdü. Şükür, inşallah yavruma kavuşacağım, hasretlik bitecek dedi.THYnin iki pilotunun serbest bırakılmasıyla ilgili nefeslerin tutulduğu akşam saatlerinde Murat Akpınarın İzmirde bulunan kardeşi avukat İrfan Medet Akpınar, annesi Suzan Akpınar ile Murat Ağcanın astsubay ağabeyi Mesut Ağca, İstanbula gitmek üzere Adnan Menderes Havalimanına geldi. Burada basın mensuplarına açıklamada bulunan İrfan Medet Akpınar, Bunca zaman bekledik, özelikle annem çok yıprandı. Bu konuda ona daha fazla söz payı düşüyor. İnşallah neticeyi alacağız diye düşünüyorum. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik bundan sonrası teferruat. Yaklaşık 74 gün bugün ise 75inci güne girmekteyiz. Çok zorlu bir bekleyiş oldu bizim için. Ama iki aile birbirimize destek olduk her zaman. Mesut beyde diğer kaçırılan kaptan pilot Murat Ağcanın abisiyle tesadüfen aynı ilçede görev yapıyoruz. Hep dayanışma içerisinde olduk, birbirimizi sürekli haberdar ettik gelişmelerden. Bu da Türk insanın sıkıntılı durumlarda ne kadar çabuk kaynaştığını ve kenetlendiğinin bir göstergesidir. İnşallah hayırlı neticeye ulaşmak üzereyiz. Bizde bu umutla İstanbula bir an önce gidiyoruz. Yeğenlerime ve yengeme de orada kavuşacağız. Ondan sonra bayram bizim için şimdi başlayacak. Son dönemde en güzel gelişme, dün Sayın Başbakanın yengem Dilek Akpınarı araması oldu, o esnada bende yanındaydım. Beklemediğimiz bir telefondu açıkçası, biz bir haftaya bir netice bekliyorduk, çok hızlı şekilde gelişti. Bizim için sevindirici oldu. Başbakanımız ilk defa arayıp böyle bir haberle karşımıza çıkınca ister istemez sizde heyecanlanıyorsunuz. Dün yengem, telefondan sonra apar topar İstanbula gitti, bugün akşam saatlerinde de kavuşmayı bekliyoruz. Bugün çok fazla telefon trafi
Zaman
En Çok Okunan
19.10.2013
LÜBNANDAKAÇIRILANPİLOTLARSERBESTLÜBNANDA KAÇIRILAN PİLOTLAR SERBEST
Usta sanatçı Thomas Hoepker, Muhammed Ali'yi anlattı
Zaman
07.10.2013
14:15
Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Thomas Hoepker, 3. Uluslararası Bursa Fotoğraf Festivali’nde (Bursa FotoFest), dünya ağır siklet boks şampiyonu Muhammed Ali ile ilgili en özel fotoğraflarını ve anılarını Bursalılarla paylaştı.Atatürk Kongre Kültür Merkezi (Merinos AKKM) Orhangazi Salonu’ndaki programda, Magnum Fotoğraf Ajansı’nın ünlü fotoğraf sanatçısı Thomas Hoepker, Amerika’da efsane boksör Muhammed Ali’yle geçirdiği özel günlerini ve fotoğraflarını paylaştı. Amerika seyahatine genç yaşta çıktığını söyleyen Hoepker, tüm sahil kıyısını gezerek fotoğraflar çektiğini belirtti. Efsane boksör Muhammed Ali’yle tanışma sürecini en özel fotoğraflarıyla anlatan Hoepker, “Muhammed Ali, o dönem çıktığı her maçı kazanıyordu. Dünyaca çok ünlü birisiydi. Alman bir boksör ile maç yapacaktı. Çalıştığım dergi beni arayarak ‘maçı takip etmek isteyip istemediğimi’ sordu. Ben de hemen kabul ettim. Ardından bir hafta boyunca Muhammed Ali’nin yanında oldum. Her anını fotoğraflama imkanı buldum. Kendisine bu kadar yaklaşmam büyük bir olaydı. Onu yakından tanıma imkanı buldum. Çok sağlıklı, atletik ve güçlüydü. Çocukları çok seviyordu. Çocukların her zaman ilgi odağıydı. Özellikle siyah Amerikan çocukları için başarı öyküsüydü. Müsabakalarda kazandığı gelirin büyük kısmını Müslümanlar için harcıyordu.” dedi.Bir antrenman sırasında Muhammed Ali’nin objektifine doğru bir iki yumruk salladığını, kendisinin de hemen çektiğini dile getiren Hoepker, “Çektiğim üç kareden ikisi net değildi. Ancak bir tanesi çok iyi çıkmıştı. Yumruğu net ve arkada başı gözüküyordu. Bu fotoğraf daha sonra bir efsane oldu. Bir gün arabayla gezerken bir köprüde durduk. Kendisinden üstünü çıkartıp havaya zıplamasına rica ettim. O da kabul etti ve böylece unutulmayacak bir kare daha yakaladım. Yıllar içerisinde birçok kez hatta Parkinson hastalığının ardından da kendisiyle görüştüm. Eskiden çektiğim fotoğrafları gösterdim ve bana ‘Bu fotoğrafları hatırlamıyorum’ dedi. Geçen sene tekrar görüşebildim. Yaptıklarımızı anlattım. Ancak kafasını sallayarak ‘Ne yazık ki hatırlamıyorum’ dedi. Üzücü bir durumdu.” diye konuştu.11 Eylül saldırısı sırasında ve sonrasında çektiği fotoğrafları da gösteren Hoepker, son zamanlarda kitap çalışmaları yaptığını, fotoğraf arşivini düzenlediğini ifade etti. Eskiden birkaç evde fotoğraf makinesi bulunurken, artık herkesin fotoğraf çekebildiğini söyleyen Hoepker, milyonlarca fotoğrafın sadece yüzde 1’inin ilginç ve güzel olduğunu belirtti. Fotoğraf sanatçısı olabilmek için her şeyin fotoğrafını çekmek yerine neden çekmek istediğini bilmek gerektiğini anlatan Hoepker, şunları söyledi: “Fotoğrafçılıkta telefonla çekmekten çok daha fazlası var. Özellikle kameralarla ilgili gelişme beni çok şaşırtıyor. ‘Dijital kameralarla işim olmaz’ yaklaşımını doğru bulmuyorum. Yeni teknolojiler bizlere farklı olanaklar sağlar. İyi bir makine edindikten sonra artık fotoğraf çekmek çok ucuz. Gençlerin fotoğrafçılık yapması için çok büyük imkanlar var. Birçok insana göre fotoğraf, kelimeleri olmayan bir dil gibidir.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.10.2013
UstasanatçıThomasHoepkerMuhammedAliyianlattıUsta sanatçı Thomas Hoepker Muhammed Aliyi anlattı
Hız Koridorları, kara noktalarda ölümlü kazaları bitirdi
Zaman
26.09.2013
10:26
Türkiyede ilk kez Konyada uygulamaya başlanan Trafik Elektronik Denetleme Sistemi (TEDES) ölümlü kazaların en çok yaşandığı kara noktalarda kuruldu. Sistem, hız ihlallerinin yüzde 90 düşmesini sağlarken ölümlü kazaların da önüne geçti. Konyada son 3 yılda toplam 94 kişinin hayatını kaybettiği kara noktalarda TEDESin hayata geçmesiyle birlikte 6 aydır ölümlü kaza yaşanmıyor. Günde 21 bin 91 hız ihlalinin gerçekleştiği yollarda sistemin devreye girmesiyle hız ihlalleri sayısı da günlük 2 bin 300e kadar düştü. TEDES, hız tutkunlarının adeta kabusu oldu. Sistem, belirli bir güzergahın başlangıç ve sonunda araçların plakalarıyla birlikte bu noktalardan giriş-çıkış zamanlarını kayda alıyor. Söz konusu plaka, kendi araç sınıfına göre belirlenmiş süreden önce bu koridoru terk ederse hız ihlali tespit edilerek ceza kesiliyor. Bir otomobil, eğer 3500 metrelik koridoru 178 saniyeden önce terk ederse hız limitini aştığı sistem tarafından otomatik olarak tespit ediliyor. Sistem, hız limitini aşan aracın plakasına anında ceza yazıyor ve araç sahibinin adresine postalıyor. Türkiyenin kuzey- güney, doğu–batı yönlerinde kavşak noktası konumunda olan Konya, ölümlü trafik kazalarının da en çok yaşandığı şehirlerden biri konumunda. Coğrafi yapısına bağlı olarak kilometrelerce uzanan düz yollarda hız ihlalleri de bir o kadar fazla yaşanıyor. Konya İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürü Muzaffer Bıyık, sistemin Türkiyede ilk kez Konyada uygulandığını dile getiriyor. Bıyık, 10 farktı noktada oluşturulan TEDES sisteminin asayiş ve güvenlik olaylarında da polise katkı sağladığını aktarıyor.SİSTEM, 19 BİN 500 CEZA KESTİTEDES, kurulduğu günden bu yana 6 ayda 19 bin 500 araca trafik cezası kesti. Sistemin bulunduğu 10 Hız Koridorunda günde yaklaşık 420 bin aracın bilgisi kayıt altına alınıyor. Hız Koridorlarında otomobiller için hız sınırı 70 kilometre, ticari araçlar için ise 50 kilometre. Bir otomobil, 3500 metrelik koridoru 178 saniyeden önce geçerse hız limitini aştığı sistem tarafından tespit edilerek cezai işlem uygulanıyor. Sistem, hız limitlerinde yüzde 10luk hız toleransını da dikkate alarak hesaplama yapıyor. KONYADA 10 HIZ KORİDORUKonya İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürü Muzaffer Bıyık, TEDES sisteminin kurulmasıyla hız ihlallerinde yüzde 90 seviyede düşüş yaşandığına dikkat çekiyor. TEDES sisteminin Konyanın 3 ana çevre yolunda 5 ayrı noktada 10 koridor şeklinde kurulduğu bilgisini veriyor. Bıyık, Konyada TEDESin kurulduğu yollarda son 3 yılda gerçekleşen trafik kazalarında toplam 94 kişinin hayatını kaybettiğini, 1871 kişinin de yaralandığı bilgisini veriyor. Bıyık, TEDES, Konyada ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının özellikle yaya kazalarının yoğun şekilde meydana geldiği Yeni İstanbul Caddesi, Beyşehir Çevre Yolu ve Adana Çevre Yolu Caddelerinde 5 farklı noktada 10 hız koridoru şeklinde kuruldu. Her hız koridoru için hız kurallarına uyularak terk edilmesi gereken azami zaman dilimi saniye cinsinden belirlendi. Bu zaman diliminin altında koridoru terk eden araca cinsine göre ceza işlemi uygulanmaktadır. diyor. ASAYİŞ VE GÜVENLİKTE DE KATKI SAĞLIYORTrafik Denetleme Şube Müdürü Muzaffer Bıyık, TEDESin kurulmasındaki amacın ceza yazmak değil can kayıpları ve yaralanmaların önüne geçmek olduğunu anlatıyor. Sistemin yalnızca trafikte değil, asayiş ve güvenlik hizmetleri açısından da polise katkı sağladığına değiniyor. Sistem sayesinde yakalamalı, hacizli, çalıntı, kayıp ve adli olaylara karışmış araçların da tespit edilebildiğini aktaran Bıyık, Türkiyenin birçok ilinden ilgili kurumların Konyaya gelerek TEDESi incelediğini ifade ediyor. HIZ KORİDORU NEDİR?Belirli bir güzergahın giriş ve çıkış noktalarına yerleştirilen kameralarla araçların fotoğrafları çekilerek plakaların giriş ve çıkış zamanlarını kayıt altına alıyor. Kaydedilen araçlara ait hızlar; hız = yol / zaman formülüyle sistem tarafından hesaplanıyor. Araç, eğer belirlenmiş süreden önce koridoru terk etmişse sistem tarafından tespit ediliyor ve ihlali gerçekleştiren araca ait bilgiler ve görüntüler ceza makbuzuyla birlikte araç sahibine posta yoluyla gönderiliyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
26.09.2013
HızKoridorlarıkaranoktalardaölümlükazalarıbitirdiHız Koridorları kara noktalarda ölümlü kazaları bitirdi
Popülerlik beni çok yorardı
Zaman
22.09.2013
14:50
Türk müziğinin güçlü ismi Umut Akyürek, Âlâ Turka isimli yeni albümünde unutulmaz şarkıları yorumladı. Albümünü konuşmak için bir araya geldiğimiz sanatçı, sürpriz yaparak söyleşiye sanatçı eşi Oktay Ertuğrul ve kızları Melek Bal ile birlikte geldi. Böylece hem anne hem de sanatçı Umut Akyüreki tanıyıp müzikle dolu bir sohbet gerçekleştirdik.Yeni albümünüzde unutulmayan şarkıları yorumladınız. Neden yeni besteler yerine bu şarkılar?Bu şarkıları unutmak mümkün değil. Eskimeyen eski şarkılar. Dinleyenlerin yoğun bir talebi vardı. Bir önceki albümüm Sinha bütünüyle yeni şarkılardan oluşuyordu. Orada farklı denemeler yapmıştık. Artık böyle bir albümün vakti gelmişti. Teklif de gelince fazla uzatmadan kolları sıvadık. Gönüllerde yer etmiş herkesin sevdiği eserleri yorumladım.Türk müziğinin büyük bir külliyatı var. Bu şarkıları nasıl seçtiniz, zor olmadı mı?İşin en zor kısmı buydu. (Gülüyor) Birini seçseniz öbürünün hatırı kalıyor. Öte yandan makam, ton ve usul açısından belli bir düzene uymanız lazım. Bu şarkılar ağır bastı. Ayrıca sosyal paylaşım sitelerinden de araştırmalar yaptım. Dinleyenlerim şarkı seçimi konusunda bana destek verdi. Hatta bu repertuarı daha çok onlar hazırladı diyebilirim. Beni o dertten kurtardılar. (Gülüyor)Bu şarkıları daha önce de seslendirdiniz. Farklı bir altyapı ile seslendirmek nasıl?Stüdyo gerçekten farklı bir ortam. Radyoda, televizyonda ve sahnede yorumlamak ayrı ayrı heyecanlar. Ama bunun kalıcı olacağını düşünmek sizi daha çok heyecanlandırıyor. Daha titizlikle üzerine eğiliyorsunuz. Zaten yaptığımız işler sezonluk albümler değil, ömürlük. Ömürlük şarkılar bunlar. Sezona yetişelim, yaza damgamızı vuralım, gençleri yakalayalım diye bir gayemiz yok.Bu şarkılar büyük şarkılar. Sizce neden günümüzde böyle şarkılar yapılamıyor?Keşke bunun sebebini bilsem. Bir bestekâr değilim, bu konuyu konuşmak haddim olmayabilir ama şu da bir gerçek: Zaman öyle bir zaman ki her şey kirlendi. Çok fazla şeyi tükettik. Çok yalnızlaştık, çok kendimize döndük. Sevgi bile lütuf gibi algılanmaya başladı. En ufak menfaatte ilişkiler bitebiliyor. Duygularımızı yitirdik. O yüzden daha fast food şarkılar yazılıyor.Bunca yıl tarzınız dışına hiç çıkmadınız. Daha çok bilinme adına popüler işler yapmayı hiç düşünmediniz mi?Ben buna çok önceden karar verdim. Konservatuar yıllarımda inanılmaz bir pop ve arabesk furyası vardı. Bana da bu anlamda çok fazla teklif geliyordu. Hatta bir tanesinden son anda vazgeçtim. Ferdi Tayfur bana arabesk-fantezi bir albümü yapmamı teklif etti. Şarkılar yazıldı, stüdyoya girip kaydettik. Hatta albümün fotoğrafları bile çekildi. Ama benim içim rahat değildi. İçime sinmedi. Çünkü Türk müziği okuyordum. Bekir Sıtkı Sezgin, Alaeddin Yavaşça hocalarımdı. Bunu yaparsam ihanet etmişim gibi hissedecektim. Ferdi abiye bu durumu açtım. Beni anlayışla karşıladı. “İçine sinmeyecekse yapma, ben sana kırılmam” dedi. Aradan yıllar geçti, en büyük idealim olan TRTye girdim. Yine albüm teklifleri geldi. Ama bu kez ben sadece Türk müziği albümü yaparım dedim. O dönem Türk müziğinin hiç şansı yok gibi bakılıyordu. Benim azmimi gören Ercan Saatçi tamam dedi. O sene büyük kâr getiren albüm oldu.Türk müziği eğitimi alan birçok konservatuar mezunu pop müzik yapıyor. Onlar bu müziğe ihanet etmiş mi oluyor?Ben bunu kimseyi eleştirmek adına söylemedim. Kendi adıma vicdanen rahatsız olacaktım. Ben hep Türk müziği ile nefes aldım. Şöhrete kanıp yapabilirdim. Yapanları eleştirmiyorum. Bundan sonra umuyorum layık arkadaşlar çıkar ve bu işin davamı gelir.Şöhret ve popülerlik kötü bir şey mi?Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse popülerlik maddi getirisi çok olan bir şey. Ama tercihler söz konusuysa seçimleriniz size bazı misyonlar yüklüyorsa kendinize ayrı bir yol seçiyorsunuz. Beni çok yorardı ve beceremeyebilirdim. Popülerlik sürekli atılımlar hamleler gerektiriyor. Ben kendi bildiğim işi yapayım, takdir görürse bu şekilde var olayım dedim. Çok şükür yaptığımız iş bir yerini buluyor. Dinleyicilere ulaşıyorum. Ancak sırf popülerlik uğruna her dakika malzeme vermek, işimle ilgisi olmayan bir şeyle var olmak fikri bile ürkütücü.Popüler olunca Türk müziği yapmak kolayZaman zaman bazı isimler Türk müziği sanatçısı olarak lanse ediliyor ama kalıcı olamıyorlar. Sebebi ne sizce?Bunlar imitasyon isimler. Planlı şeyler. Her şeyin altı yavaş yavaş oyuldu. Kültürümüz, musikimiz, büyük darbeler aldı. Hep farklı şeylerin propagandası yapılıyor. Yüzde biri Türk müziği sanatçılarına yapılsa bu müzik daha ön planda olur. Siz hiç Türk müziği sanatçılarının billboardlarda reklamını görüyor musunuz?Emel Sayın’ın pop single çıkarmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?Emel Hanım arada böyle hoşluklar yapabilir. O ne yapsa güzel yapar. Ona yakışır. Bir de bunun tam tersi var, popçu arkadaşlar Türk müziği yapar oldu. Kötü bir şey değil yapsınlar. Ama &l
Zaman
Ana Sayfa
22.09.2013
PopülerlikbeniçokyorardıPopülerlik beni çok yorardı
Joost Lagendijk - Gökkuşağı merdivenleri ve daha derindeki anlamı
Zaman
08.09.2013
02:02
Türkiye’deki parlak renklerde boyanmış merdivenler ve diğer yolların fotoğrafları geçen hafta küresel çapta ilgi odağı oldu. New York Times, en popüler bloglarından birini kendi deyimiyle bu ‘renk patlamasına’ ayırdı ve gökkuşağının tüm renklerine boyanmış kamusal alanların bir dizi fotoğrafını web sitesine koydu.Hollanda’nın önde gelen gazetelerinden biri olan De Volkskrant, güzel tasarımlanmış iki sayfayı, yeni boyanmış merdivenlerde ya da yanı başında poz veren, mutlu ve gülümseyen insanların enstantaneleriyle kapladı. Sosyal medya, Türkiye’nin her yerinden aynı gökkuşağı tasarımına dayalı fotoğrafların gerçek bir infilakına tanık oldu.Türk olmayanların çoğu için, bunlar, iktidar partisinin ve özellikle de Başbakan Erdoğan’ın politikalarına yönelik kızgınlık ve hayal kırıklığını göstermek için birkaç ay önce sokaklara dökülen Taksim ve diğer yerlerdeki protestoculara göz yaşartıcı gaz sıkılmasının iç karartıcı görüntülerinden sonra, Türkiye’den gelen ilk fotoğraflardı. Polis şiddeti ve her türden temel hak ihlalleri hakkında sinir bozucu haberlerle geçen haftaların ardından, dünya medyasının kameraları başka yerler ve olaylara yönelmişti. Geriye kalan; kötü anılar ve demokrasinin durumundan mutsuz insanlarla dolu, hükümetin yurttaşların çoğuyla irtibatı kaybettiği ve sözcülerinin protestolara getirdiği tuhaf açıklamalarla dünya kamuoyunu ikna edemediği bir ülke olarak Türkiye’nin imajıydı. Sonra gökkuşağı merdivenler çıkageldi.Bu kez gözyaşı, keder, karamsarlık yok. Onun yerine neşeli yüzler, parlak renkler ve bir nevi umut ve iyimserlik hissi. Bu kendiliğinden gelişen etkinliklerin anlamı hakkında düşününce, insan iki önemli siyasi mesaj çıkarabiliyor.İlki, anlaşılan, pek çok Türk, İstanbul’un emekli sakinlerinden Hüseyin Çetinel’in oluşturduğu emsali taklit etmek için hazır bekliyormuş. Çetinel, mahallesindeki merdivenleri niye boyamış? “İnsanları mutlu etmek için.’’ diye açıklıyor kendisi. Onun siyasi olmayan girişiminin öngörülemeyen başarısı, muhtemelen, çeşitli etkenlerin bileşimiyle açıklanabilir: Çetinel’in eylemi, son ayların tüm sıkıntı ve ihtilafının ardından, olumlu bir mesaj verme arzusunun geniş kesimlerce paylaşıldığının göstergesi. Aynı zamanda, pek çok Türk’ün protestolarını devam ettirmek için yeni, barışçı yollar bulma arzusuna temas ediyor. Çok sayıda toplumsal hareketin benimsediği gökkuşağının simgeselliğinden daha etkili ne olabilir? Onu sokaklara yansıtmaktan daha görünür ne yapılabilir ve bunu yetkililerden izin istemeden yapmaktan daha iyi sivil itaatsizlik işareti olur mu?Son olaydan alınacak ikinci mesaj, şaşırtıcı şekilde, yerel yetkililerin esnek tepkisi. İlk tepkileri, eski tarz bastırmanın bir örneğiydi: Merdivenleri orijinal, koyu gri rengine alelacele yeniden boyadılar. Ama Çetinel’in merdivenlerinin ne kadar popüler olduğunu keşfedince, kısa sürede olumlu potansiyeli gördüler, yakın geçmişte sivil girişimleri yanlış okuduklarını hatırladılar ve taktik değiştirdiler. Belediye, Çetinel’in merdivenlerine gökkuşağının renklerini bizzat geri getirdi ve benzeri planları sıcak biçimde kucaklayacağını belli etti.Hem gökkuşağı merdivenlerinin popülerliği hem de yetkililerin verdiği münasip tepki, bence, Türkiye’nin içinden geçtiği sağlıklı ama çoğu zaman sancılı demokratikleşme sürecinin örnekleri. Britanya merkezli bir Türk araştırmacı ve yazar olan Ziya Meral, geçen hafta, The Cairo Review of Global Affairs’te yayımlanan iyi yazılmış ve olgularla desteklenmiş makalesinde, Türkiye’nin kendi kafa karışıklığından ötürü kavramakta zihin karışıklığı yaşadığı savı ortaya koydu. İsabetle dile getirdiği üzere: “Türkiye, ele alınmamış meseleleri halının altına süpürmekle geçen on yıllardan sonra, demokrasinin meydan okumasıyla karşı karşıya (…) Bu yaz sadece Erdoğan veya AKP değil, Türkiye devleti ve Türk kamuoyu da üzerlerinden esrar perdesi çekilerek bütünüyle gözler önüne serildi. ‘Babamız’ olmayı ve bizim yerimize devlet işlerini yönetmeyi vaat eden modern ulus devletin, bizi, demokratik ‘yetişkinler’ olma yolunda yeterli donanımdan mahrum bıraktığı net biçimde ortaya çıktı.’’Gelecek yıl için öngörüm şöyle: Daha da renkli yurttaş girişimleri ve buna ayak uydurmakta zorlanan daha da fazla yetkili.
Zaman
Köşe Yazıları
08.09.2013
JoostLagendijk-Gökkuşağımerdivenleri vedahaderindekianlamıJoost Lagendijk - Gökkuşağı merdivenleri ve daha derindeki anlamı
Hayırseverler yaptırdıkları okullardan aldıkları hazzı tarif edemiyor
Zaman
27.08.2013
14:31
Babama okulun 3 boyutlu çizimlerini gösterip adının Necati Başkırt İlkokulu olduğunu söylediğimde, gözlerindeki mutluluk ve gözyaşlarını hayatım boyunca unutamam diyor Kürşat Başkırt. Ekrem Yazaroğlu Hacı EkremŞerifi Yazaroğlu İmam Hatip Lisesini yaptırırken içi içine sığmadığını, okulun açılışın dört gözle beklediğini anlatıyor. Ünsal İlk ve Ortaokulunun ek dersliklerini yaptıran Mevlit Tuzcu ise Bu okuldan mezun olan çocuklar adımı söyleyip, aileleri Allah razı olsun desinler, bu bana yeter. Başka bir beklentim yok. diyor. 1923 doğumlu İbrahim Ilgın dede Varsak Altayak Ortaokulu İbrahim Ilgın Anasınıfını yaptırdığında şu duyguları paylaşıyor; Okulda ilk ders zili çaldığı gün benim ömrüm de bir gün daha uzadı. Koca bir ömür yel gibi gelip geçti. Nasip oldu bir hayrımız oldu. Ömrüme ömür kattılar. Gözüm açık gitmeyecek onu biliyorum. Antalyanın okul yaptıran, eğitime destek veren hayırseverlerin, okul bahçelerinde aldıkları haz anlatılamayacak kadar güzel duygularla dolu. Herbiri gönlünde yaşadığı mutluluğu, okulda hissettiği duyguyu anlatmakta zorlanıyor. Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü, şehirdeki hayırseverlerin yaptırdığı okulların hikâyesinin ve fotoğraflarını kitap haline getirmeye devam ediyor. En son yaptırılan 51 okulun hikâyesinin ve fotoğraflarının yer aldığı ‘Hayırda Yarışanlar 4’ kitabında hayırseverlerin okul hikayeleri yer alıyor. Okul fotoğrafları ve protokol resimlerinin yanında satır aralarında okul yaptıranların hissiyatlarını hissetmek mümkün. Okul yaptırmak, ek derslik inşa ettirmek, okul için arsa vermek sadece bir protokolle devlete bağış yapmak anlamına gelmiyor. Bir okul protokolü imzalandığında okulu yaptıran hayırseverlerin inşaatın her anıyla ilgilendikleri, aksaklıkları gidermek için çabaladıkları, prosüdürleri aşmak için çabaladıkları ve okulun tezyini için özel gayret gösterdikleri görülüyor. Okulun inşaatında gerekirse hayırseverlerin tüm ailesi, sahip oldukları şirketlerin çalışanları adeta seferber oluyor. 1932 manavgat doğumlu Ayşe Kasapoğlu, hayır için karar verdiğinde çocuklarının bütün her şeyle ilgilenip önayak olduğunu söylüyor. Ayşe nine evlatlarının yarıdm ve gayretiyle Ayşe-Rıza Kasapoğlu İlkokulu ve ortaokulunu, Hacı Ayşe Kasapoğlu Camisini, Perakende Köyü camisini, Manavgat Çağlayan İlköğretim Okulu çeşmesini, Dikmen köyü şadırvanını, Kasapoğlu Öğrenci yurdunu yaptırdıklarını ifade ediyor. Okullar yaptırılıp eğitim-öğretim hayatına başlayınca hayırseverlerin de buralarla ilişkileri kesilmiyor. Okulların ihtiyaçlarını karşılamak için vargüçleriyle çalışıyorlar. Okul yönetimleri de bu okullarını yaptıran bu insanları öğrencilerle zaman zaman ziyaret ederek gönül alıp vefalı davranıyor. Kitapta Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın Antalya’yı ziyaret ettiğinde hayırseverlerle bir araya gelmesinin fotoğraflarıyla başlayan albümde Erzurum’a atanan eski Antalya Valisi Ahmet Altıparmak’la yeni Antalya Valisi Sebahattin Öztürk’ün okul protokol ve hayırseverlerle görüşmelerinin fotoğrafları bulunuyor. Antalya Valisi Sebahattin Öztürk, kitabın önsözünde “Günümüzde toplumların gelişmişlik düzeyinin en net göstegesi, o toplumdaki bireylerin eğitim düzeyleridir. Bir milletin gelişmesi, çağdaş uygarlık seviyesine çıkması ancak eğitimle ve insanın iyi yetişmesiyle mümkündür…” diyor. Antalya il Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay ise hayırseverlerin yaptığı fedakârlıklar karşısında onlara olan gönül borçlarını ve minnet duygularını bu kitapla bir nebze olsun anlatmaya çalıştıklarını anlatıyor. Gülay kitapta, “Çok değerli hayırseverlerimiz; fedakarlığınız, vefanız ve tevazuunuzla bizlere ve genç nesillerimize örnek öncüler oldunuz. Feyzinizle aydınlanan yolumuzda, gururla emin adımlarla yürüyeceğiz. Sizlerin ardılları olma gururunu yaşattığınız için sonsuz teşekkürler…” ifadelerine yer veriyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.08.2013
HayırseverleryaptırdıklarıokullardanaldıklarıhazzıtarifedemiyorHayırseverler yaptırdıkları okullardan aldıkları hazzı tarif edemiyor
Vali Mutlu sosyal medyadan anlaşmazlıkları gidermeye çalıştı
Zaman
11.06.2013
20:44
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, dün Taksim’de yaşanan polis müdahalesini sosyal paylaşım ağı Twitterdan paylaştığı mesajlarla paylaştı.Polisin müdahalesini eylemcileri sabahın erken saatlerinde attığı “Gezi Parkında bulunan gençler hepinize hayırlı sabahlar diliyorum. Size önemli Tweetler gönderiyorum. Lütfen okuyun ve rt leyin (retweet).” Tweeti ile duyurdu. ‘Alanda görünen flama ve pankartlarda tablo sizin ideal ve beklentilerinizin dışında pek çok legal veya illegal sesin reklamına dönüştü ifadeleriyle olayın farklı bir boyuta taşınmaya başladığına dikkat çakan Vali Mutlu, “Bu tablo milletimizi üzerken,dünya kamuoyunda itibarımızı sarsan yayınlar halen bu görüntüler üzerinden servise devam ediliyor. Artık bu görüntülere bir son vermek gerektiğini düşünüyoruz.Bu nedenle bu sabah saat 08 den itibaren bir çalışmamız olacak. Gayemiz; Atatürk Heykeli, Atatürk Kültür Merkezi ve alan üzerindeki pankart ve resimleri kaldırmaktan ibarettir. Başka bir amacımız yoktur. Sizlere,Gezi Parkına ve Taksime dokunulmayacağını bir kez daha kesinlikle ifade ediyorum.Arkadaşlarınızı lütfen bu mesajım yönünde uyarın.” tweetleri attı. Parkta bulunanlara müdahale edilmeyecek vurgusu yapan Mutlu, “Sizin hiçbir provokasyona maruz kalmadan,sükunetle bulunduğunuz yerde beklemenizi,olası yanlışlıklardan uzak kalmanızı özellikle rica ederim. Sadece kendini ifadeye çalışan siz gençlerin ideallerini de gerçekleştirecek bu çalışmada güvenlik güçleriyle birlikte olun, Gezide bekleyin. Hepinize tekrar hayırlı sabah dileklerimi iletiyorum.Allah milletimize sevgi, hoşgörü birlik ve güzellikler nasip etsin.Allahaısmarladık...” ifadelerini yazdı. Gezi Parkında bekleyen gençlere teşekkür eden Vali Mutlu, “Bazı eylemciler sis ve duman çıkartan materyaller kullandılar. Amaçlarının polisin aşırı gaz kullandığı intibası yaratmak olduğunu bilelim. Ayrıca göstericilerin havai fişek kullandıkları da görüldü.Şu anda durum daha sakin. Gezi Parkında bulunan gençler;sizi olaylara sokmak için gayret eden gruplara karşı dikkatli duruşunuz için size tekrar teşekkür ediyorum.” tweetleri attı. Eylemciler provokasyonlara kanmama konusunda da uyaran Mutlu, “Gençler, Gezi parkı içine, çevresine sis bombası atıp bunu polisin gaz bombası attığı yönünde kışkırtmalar için kullanacaklara dikkat edin.” dedi. Silahlı provokatörü de Twitterdan duyuran ve fotoğraflar paylaşan Mutlu gelişmelere ilişkin şu ifadeleri yazdı: “Taksimde telsizli ve muhtemelen silahlı görüntüsü sosyal medyada paylaşılıp, polis olduğu iddia olunan kişi yakalandı.O SDPli bir eylemci. Kişinin adı Ulaş Bayraktaroğlu.Daha önce Devrimci Karargah operasyonunda 6 ay cezaevinde kalmış birisi.Polis diyenlere duyuruyorum,bilginize. Olaylara katılanların sığındığı SDP ile binasında gözaltına alınanların sayısı 70 oldu. Silah ve palalar da var. Parti binasındaki aramada ele geçen bir adet tabancanın yanı sıra diğer kesici aletlerin resimlerini de paylaşıyorum. Halkımız, Atatürk Anıtı ve Atatürk Kültür Merkezindeki flamaların indirilmesine twitterdan da çok büyük destek verdi. Teşekkür ediyorum. Fakat marjinal gruplar boş durmuyor, eylem çağrıları yapıyor. Bu gruplara karşı dikkatli ve kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz. Taksimde bir grubun havai fişek ve sis bombalı saldırısı sonucu gene kısa süreli bir arbede yaşandı. Gezi Parkındakiler rahat olsunlar. İşte polis diye söylenen ve elinde molotof kokteyli bulunan Devrimci Karargah üyesi eylemcinin fotoğrafları Hala inanmayanlar için yakalan eylemcinin molotof kokteyli atarken ve yakalandıktan sonraki görüntüleri. İşte polis diye söylenen ve elinde molotof kokteyli bulunan Devrimci Karargah üyesi eylemcinin tüm fotoğrafları.” Gelişmelere ilişkin bilgiler veren Vali Mutlu geceye ilişkin ise, “Gençler,provakatörler durmuyor,bu gece polisin gezi parkını ablukaya alacağını yayıyorlar.Kesinlikle yalandır.Atatürk K.M. de (Kültür Merkezi) bulunacağız. Atatürk Kültür Merkezinde bekleyişimiz, sadece gece flama ve pankartların yeniden asılmaması içindir.Özellikle bilgilenmenizi istiyorum.”
Zaman
Son Dakika
11.06.2013
ValiMutlusosyalmedyadananlaşmazlıklarıgidermeyeçalıştıVali Mutlu sosyal medyadan anlaşmazlıkları gidermeye çalıştı
Vali Mutlu sosyal medyadan anlaşmazlıkları gidermeye çalıştı
Zaman
11.06.2013
20:44
İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, dün Taksim’de yaşanan polis müdahalesini sosyal paylaşım ağı Twitterdan paylaştığı mesajlarla paylaştı.Polisin müdahalesini eylemcileri sabahın erken saatlerinde attığı “Gezi Parkında bulunan gençler hepinize hayırlı sabahlar diliyorum. Size önemli Tweetler gönderiyorum. Lütfen okuyun ve rt leyin (retweet).” Tweeti ile duyurdu. ‘Alanda görünen flama ve pankartlarda tablo sizin ideal ve beklentilerinizin dışında pek çok legal veya illegal sesin reklamına dönüştü ifadeleriyle olayın farklı bir boyuta taşınmaya başladığına dikkat çakan Vali Mutlu, “Bu tablo milletimizi üzerken,dünya kamuoyunda itibarımızı sarsan yayınlar halen bu görüntüler üzerinden servise devam ediliyor. Artık bu görüntülere bir son vermek gerektiğini düşünüyoruz.Bu nedenle bu sabah saat 08 den itibaren bir çalışmamız olacak. Gayemiz; Atatürk Heykeli, Atatürk Kültür Merkezi ve alan üzerindeki pankart ve resimleri kaldırmaktan ibarettir. Başka bir amacımız yoktur. Sizlere,Gezi Parkına ve Taksime dokunulmayacağını bir kez daha kesinlikle ifade ediyorum.Arkadaşlarınızı lütfen bu mesajım yönünde uyarın.” tweetleri attı. Parkta bulunanlara müdahale edilmeyecek vurgusu yapan Mutlu, “Sizin hiçbir provokasyona maruz kalmadan,sükunetle bulunduğunuz yerde beklemenizi,olası yanlışlıklardan uzak kalmanızı özellikle rica ederim. Sadece kendini ifadeye çalışan siz gençlerin ideallerini de gerçekleştirecek bu çalışmada güvenlik güçleriyle birlikte olun, Gezide bekleyin. Hepinize tekrar hayırlı sabah dileklerimi iletiyorum.Allah milletimize sevgi, hoşgörü birlik ve güzellikler nasip etsin.Allahaısmarladık...” ifadelerini yazdı. Gezi Parkında bekleyen gençlere teşekkür eden Vali Mutlu, “Bazı eylemciler sis ve duman çıkartan materyaller kullandılar. Amaçlarının polisin aşırı gaz kullandığı intibası yaratmak olduğunu bilelim. Ayrıca göstericilerin havai fişek kullandıkları da görüldü.Şu anda durum daha sakin. Gezi Parkında bulunan gençler;sizi olaylara sokmak için gayret eden gruplara karşı dikkatli duruşunuz için size tekrar teşekkür ediyorum.” tweetleri attı. Eylemciler provokasyonlara kanmama konusunda da uyaran Mutlu, “Gençler, Gezi parkı içine, çevresine sis bombası atıp bunu polisin gaz bombası attığı yönünde kışkırtmalar için kullanacaklara dikkat edin.” dedi. Silahlı provokatörü de Twitterdan duyuran ve fotoğraflar paylaşan Mutlu gelişmelere ilişkin şu ifadeleri yazdı: “Taksimde telsizli ve muhtemelen silahlı görüntüsü sosyal medyada paylaşılıp, polis olduğu iddia olunan kişi yakalandı.O SDPli bir eylemci. Kişinin adı Ulaş Bayraktaroğlu.Daha önce Devrimci Karargah operasyonunda 6 ay cezaevinde kalmış birisi.Polis diyenlere duyuruyorum,bilginize. Olaylara katılanların sığındığı SDP ile binasında gözaltına alınanların sayısı 70 oldu. Silah ve palalar da var. Parti binasındaki aramada ele geçen bir adet tabancanın yanı sıra diğer kesici aletlerin resimlerini de paylaşıyorum. Halkımız, Atatürk Anıtı ve Atatürk Kültür Merkezindeki flamaların indirilmesine twitterdan da çok büyük destek verdi. Teşekkür ediyorum. Fakat marjinal gruplar boş durmuyor, eylem çağrıları yapıyor. Bu gruplara karşı dikkatli ve kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz. Taksimde bir grubun havai fişek ve sis bombalı saldırısı sonucu gene kısa süreli bir arbede yaşandı. Gezi Parkındakiler rahat olsunlar. İşte polis diye söylenen ve elinde molotof kokteyli bulunan Devrimci Karargah üyesi eylemcinin fotoğrafları Hala inanmayanlar için yakalan eylemcinin molotof kokteyli atarken ve yakalandıktan sonraki görüntüleri. İşte polis diye söylenen ve elinde molotof kokteyli bulunan Devrimci Karargah üyesi eylemcinin tüm fotoğrafları.” Gelişmelere ilişkin bilgiler veren Vali Mutlu geceye ilişkin ise, “Gençler,provakatörler durmuyor,bu gece polisin gezi parkını ablukaya alacağını yayıyorlar.Kesinlikle yalandır.Atatürk K.M. de (Kültür Merkezi) bulunacağız. Atatürk Kültür Merkezinde bekleyişimiz, sadece gece flama ve pankartların yeniden asılmaması içindir.Özellikle bilgilenmenizi istiyorum.”
Zaman
Ana Sayfa
11.06.2013
ValiMutlusosyalmedyadananlaşmazlıklarıgidermeyeçalıştıVali Mutlu sosyal medyadan anlaşmazlıkları gidermeye çalıştı
İranlı'ların casusluk davasına devam edildi
Zaman
10.06.2013
17:46
Casusluk yaptıkları iddiasıyla Erzurum 4üncü Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan 2 İranlının kamerasında, tutuklandıktan 8 ay sonra çekilen görüntülerin yer alması üzerine, MİTin eklemiş olabileceği iddiasını inceleyen TÜBİTAK, kameraya sonradan eklenti yapılmadığını belirtti.Iğdırda 2011 yılında MİT, Vilayet, Emniyet Müdürlüğü gibi binaların fotoğraflarını çektikleri ve casusluk yaptıkları iddiası ile suçlanan Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ve Shahram Zargham Khoei ile para karşılığı bilgi sızdırdığı öne sürülen 9 kişi hakkında 20şer yıl hapis istemiyle Erzurum 4üncü Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.İlk duruşmada, İranlıların kamerasından çıkan 3 saat 50 dakikalık görüntünün ilk 4 dakikasının Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek ve Shahram Zargham Khoeiye ait çıkması ve geri kalan kısmında Timur Ağrının İranlı ajanlara bilgi vermesi, PJAKlı teröristlerin sorgulanma görüntülerinin olması üzerine İranlıların avukatı, görüntülerin MİT tarafından eklenmiş olabileceğini iddia etti. Timur Ağrının 2012 yılı Nisan ayında çekilen görüntülerinin 2011 yılı Ağustos ayında tutuklanan İranlıların kamerasından çıkması üzerine mahkeme heyeti, kameranın TÜBİTAKa gönderilerek eklenip eklenmediğinin belirlenmesini istedi. TÜBİTAKdan gelen raporda görüntülerin kameraya sonradan eklenmediği bildirildi.KAMERA YOK DEDİNİZ, POŞETTEN ÇIKTIBugün yapılan duruşmada İranlılar Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek, Shahram Zargham Khoei ile Timur Ağrıya fotoğraf ve GPS koordinatlarının incelenmesi için mahkeme heyeti tarafından geçen 31 Mayısta yapılan keşifle ilgili sorular yöneltildi. Mahkeme Başkanı Mustafa Kahya, keşif sırasında İranlıların yakalanmasıyla ilgili şunları söyledi:Keşife bir polis ve asker alarak gittik. Sizi yakalayan polisleri tanık olarak dinledik. Nasıl yakalandığızı tam olarak tutunakla anlatamadıkları için yeni bir tutanak hazırladık. 19 Ağustos 2011 Cuma namazı sırasında güvenlik önlemi alan polislere MİT, Emniyet gibi binaların fotoğraflarının çekildiği yönünde plaka verilerek ihbarda bulunuluyor. Plaka üzerine polis önünüzü keserek durduruyor ve fotoğraf mı çekiyormuşsunuz diye soruyor. Kameranızın olmadığını söylemişsiniz. Ama kamera yemek artıklarınızın olduğu poşet içinden çıkıyor. GPS aletindeki koordinatlar 18 Ağustosta ve 4 Ağustos tarihlerini gösteriyor. 4 Ağustosta Tutak, Hamur, Taşlıçay, Diyadin, Çaldıran ilçelerine gidilmiş.İRANLI: EĞER CASUS OLSAYDIM, FOTOĞRAFLARI SİLERDİMYakanlandıkları sırada polislere fotoğraf çektiklerini söyleyen Mohammad Reza Esmaeilpour Ali Malek kamera, fotoğraf makinesi ve GPSi kesinlikle saklanmadıklarını belirtti. Malek, Eğer casus olsaydım. Takip edildiğimi anlardım. Anladığım anda çekilen tüm fotoğrafları silerdim dedi.PASAPORTUMUZU OTELDE UNUTTUK4 Ağustosta sadece kendisinin Türkiyeye geldiğini ve Doğubayazıtta kaldığını, dağcılarla Ağrı Dağına çıktılarını söyleyen Shahram Zargham Khoei, yakalandıklarında pasaportlarını Doğubayazıttaki otelde unuturak çıktıklarını belirtti. Khoei şöyle dedi:Ben Türkiyeye 9 kez geldim. Önceki gelişlerimde nasıl birşey çıkmıyorda son gelişimde mi casusluk için geliyorum. 4 Ağustosda geldiğimde yanımda GPS aleti kesinlikle yoktu. Tutak, Hamur, Taşlıçay, Diyadin, Tendürek geçidi gibi yerlere kesinlikle gitmedim. Bizim tek şanssızlığımız pasaportları otelde unutmak oldu. Görüntülerde bir şey yoktu. Pasaportumuz olmadığı için Emniyete götürüldük.BU GPS ALETİ ÜLKEYE NASIL GİRDİ?Bunun üzerine Mahkeme Başkanı Kahya, Peki bu GPS aleti nasıl bu ülkeye girdi. O şirketin müdürü sensin. Senin dışında şirket başka birini görevlendirip Türkiyeye göndermiş olabilir mi? diye sordu. Khoei, kendisinin dışında Türkiyeye gelen başka birinin olmadığını belirterek, Türkiyede koordinatların çıkmasının imkansız olduğunu ileri sürdü.Mahkeme, sanıklarının tutukluluk durumlarının devamına karar vererek mütalaanın hazırlanması ve sanık avukatlarının gelen raporlar hakkında savunma hazırlayabilmesi için duruşmayı erteledi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
10.06.2013
İranlılarıncasuslukdavasınadevamedildiİranlıların casusluk davasına devam edildi
Gezi Parkı'nda kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
09:14
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
En Çok Okunan
10.06.2013
GeziParkındakimneyedireniyor?Gezi Parkında kim neye direniyor?
Gezi Parkı'nda kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
09:12
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Güncel
10.06.2013
GeziParkındakimneyedireniyor?Gezi Parkında kim neye direniyor?
Gezi Parkı'nda kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
09:11
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Ana Sayfa
10.06.2013
GeziParkındakimneyedireniyor?Gezi Parkında kim neye direniyor?
Gezi parkında kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
02:04
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
En Çok Okunan
10.06.2013
Geziparkındakimneyedireniyor?Gezi parkında kim neye direniyor?
Gezi parkında kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
01:53
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Güncel
10.06.2013
Geziparkındakimneyedireniyor?Gezi parkında kim neye direniyor?
Gezi parkında kim neye direniyor?
Zaman
10.06.2013
01:52
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Ana Sayfa
10.06.2013
Geziparkındakimneyedireniyor?Gezi parkında kim neye direniyor?
Gezi Parkı’nda kim neye direniyor?
Zaman
09.06.2013
20:07
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Ana Sayfa
09.06.2013
GeziParkı’ndakimneyedireniyor?Gezi Parkı’nda kim neye direniyor?
Gezi Parkı’nda kim neye direniyor?
Zaman
09.06.2013
20:06
Gezi Parkı eyleminde 13. güne girildi. Parkta sol fraksiyonlar; İşçi Partisi, ESP, TKP, EMEP, Halk Cephesi, DHKP-C gibi reaksiyoner parti, sendika ve örgütler tam manası ile bir propaganda alanı bulmuş. Parktaki panayır havasının aksine barikatlı sokak aralarında bir işgal görüntüsü var.Örneğin sadece Gümüşsuyu yokuşunda 13 barikat kurulmuş tuğlalar ve demirlerle. Camı, vitrini sprey yazıyla boyanmamış dükkan ve duvar yok gibi. Bu civarda AK Parti ve polis aleyhine ağır küfürler yazılmış. Bir bankanın karşısına seyyar tezgahı kuran gencin saldırgan üslubu ile susup kalıyor güvenlik görevlisi. ‘Herkesin tezgah açtığı yerde beni engelleyemezsin’ diyor seyyar satıcı. Maske, sprey boya, düdük satıyor ne de olsa. Güvenlik görevlisinin bile çekineceği bir özgürlük (!) kullanıyor. Kimse restleşmeye gidecek tartışmaya girmiyor bu yüzden.Son 6 gündür sahadan çekilen polis Dolmabahçe, Beyoğlu Karakolu, Harbiye gibi uzak noktalarda bekliyor. İstiklal Caddesi’ndeki işyerleri hareketli olsa da esnafta tedirginlik hakim. Bir taksici ‘Otel rezervasyonları iptal oldu, ilk zaman masumdu belki ama eylemin tadı kaçtı’ diyor. Gezi Parkı’nda muhaliflerin panayırı var sanki. Merakla gelen ve tur atan, hatıra fotoğrafı çekilenlerin sayısı eylemcileri geçmiş. Sol fraksiyonların yanı sıra BDP ve CHP tabanından daha çok Kürt ve Alevi kökenli vatandaşların varlığı göze çarpıyor parkta. Bir de çok sayıda yabancı gazeteci ve turist. Parkın girişi BDP ve PKK sempatizanlarının halay mekanı olmuş. Bayrak direklerindeki Öcalan posteri yüzünden defalarca kavgadan dönülmüş. Ulusalcı bir genç, ‘gazı biz yedik, parsayı siz götürüyorsunuz’ diye eleştiriyor. Nafile, bayraklar inmiyor. Ulusalcılar Kürtçülük, Kürt muhalifler Türkçülük ve milliyetçilikten şikayetçi. Bu hır gür ve küçük toplaşmalar bazen itişme kakışma ile bitiyor; bazen ‘direniş, halkların kardeşliği’ gibi klişe laflarla söndürülüyor tartışmalar.Ağaçların söküldüğü ilk alana 7 ağaç dikilmiş; çevresine çiçek terasları yapılmış. Çiçeklere serumlarla su verilen muzip bir eylem de var. Eylem başladığında 10-12 çadır varken, park şimdi çadırkent gibi. Alkol, tepkinin simgelerinden biri ve çokça tüketiliyor, yaş sınırı yok. Çadırlar arasında ağır bir koku var. Sağa sola tuvaletini yapanlar yüzünden duvar dipleri kireçlenmiş. Tuvalet ve geceleri yaşanan hırsızlıklar parkın geçici sakinlerinin en büyük problemi.İdeolojik eyleme girmeyen ancak yazdıkları pankartlar ve tweetler ile eyleme destek veren apolitik, çoğu üniversite öğrencisi bir kitle de parkta ağırlığını hissettiriyor. Twitter, cep telefonu, mizah dergileri, spreyli eylemler, ağaç ve panolardaki stickerlara espri üretme yarışından beslenen bir gençlik grubu bu. Maske, sprey, su, köfte, kebap, karpuz satan seyyarlar da eylemin parçası haline gelmiş. Daha çok Cumhuriyet mitiglerinde görmeye alıştığımız kalpaklı Atatürk fotoğrafları basılmış; bayrak ve tişörtler, düdükler 5 ile 15 lira arasında satılıyor.Meydanın birkaç simgesel buluşma noktası var. İlki Atatürk Kültür Merkezi. Üstünde her kesimin pankartı var. Ortaklıkları ise muhaliflik, sol ideoloji ve AK Parti karşıtlığı. Taksim Dayanışması adıyla parkın ortasındaki konuşma mekanında 2’şer dakikalık konuşmalar yapılıyor. İTÜ Makine Mühendisliği Fakültesi öğrencisi ağaç sevgisi ile darbe sevgisini birleştiriveriyor: “Ben de bir çapulcu ve ayyaşım! Biz sadece 3-5 ağaç için burada değiliz. Hapisteki gazeteciler ve paşalarımız için (Ergenekon Balyoz sanıkları), Roboski ve Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için buradayız...”Çoğu aşırı uç örgüt, sendika ve kimi çevrecilerin içinde olduğu muhalifler koalisyonuna dönmüş Taksim. Tek ortaklık Başbakan Erdoğan karşıtlığı aslında, en büyük korku ise provokasyon. İktidar kadar muhalefet partileri, özellikle CHP’nin de kendi penceresinden özeleştiriyle masaya yatırması gerekiyor olup biteni. Eylemler ağaçların sökülmesine tepki olarak başladı. Ancak Gezi Parkı’ndakiler dahil kimse eylemin nasıl biteceğini, hangi kavgalara gebe olduğunu bilmiyor...
Zaman
Güncel
09.06.2013
GeziParkı’ndakimneyedireniyor?Gezi Parkı’nda kim neye direniyor?
Dikkat! Obama ve adamları sizi takip ediyor!
Zaman
07.06.2013
09:36
ABD son haftalarda skandallar ülkesi oldu. AP haber ajansı muhabirlerinin dinlenmesi, IRS adlı vergi kurumunun muhafazakarları başkanlık seçimleri öncesinde keyfi olarak sorguya alması ile 11 Eylülde ABDnin Bingazi Konsolosluğuna yapılan saldırılardaki gerçeklerin kamuoyundan gizlenmesi gibi iddialara, iki yeni skandal daha eklendi. Önce Pentagona bağlı NSA istihbarat örgütü telefonları dinlendiği ortaya çıktı. Ardından ise Federal Soruşturma Ofisinin (FBI) son 6 yıldır Facebook, Youtube, Apple, Microsoft, Google gibi 9 büyük internet sitesine girenler ile e-mail yazışmalarını takip ettiği ortaya çıktı.Google, Youtube, Microsoft, Paytalk, AOL, Skype, Apple, Facebook ya da e-mail yazışmaları yapan kitleleri takip eden FBI ile ülkenin en büyük telefon operatörlerinden olan Verizonı abonelerini dinleyen NSAnın özel bir program ile halkı izlemeye aldığı ortaya çıktı.Önce İngiliz gazetesi Guardianda Pentagona bağlı istihbarat örgütü NSAnın ülkedeki milyonlarca kişinin hangi numaralarla, ne sıklıkla ve ne süreyle görüştüğü bilgilerini GSM operatörü Verizondan mahkeme kararıyla temin ettiğini yazdı. Hufftington Post internet haber portalı ise istihbarat örgütünün, aynı şekilde diğer GSM operatörleri abonelerinin de dinlediğini savundu.Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagona bağlı kriptoloji istihbarat örgütü Milli Güvenlik Ajansının (NSA) ülkenin en büyük GSM operatörlerinden Verizonun milyonlarca abonesini 3 yıl süreyle dinleme izni aldığı da belirtildi. FBInın ise internet kullanıcılarını son 6 yıldır takibe aldığı belirtiliyor. Ancak bazı uzmanlar FBI hem telefon hem de internetten yaptığı gizli takip ile dinlemenin 11 Eylül saldırılarının sonrasına kadar uzandığını bildiriyor.Ulusal Güvenlik Ajansı adına yapılan fişleme ve dinleme programına PRISM adı verilirken bu dosyanın üzerinde çok gizli ibaresi dikkat çekiyor. PRISM için yalnızca özel istekler için kullanılabilir ifadesine yer verilirken kamuoyu ile asla paylaşılmaması konusunda da uyarı olduğu dikkat çekiyor. 41 sayfalık dosyada programın 2007 yılında hayat geçirildiği de kaydediliyor.Skandalın ortaya çıkmasının ardından bazı büyük internet siteleri olaydan haberdar olmadıkları ve durumu kınadıklarını açıkladı. Hükümet ve Kongre ise telefon dinleme ve internette yürütülen takip olayını terörizmle mücadele için gerekli olduğunu savunuyor.Beyaz Saray sözcüsü John Earnest, dinleme ve izleme yönetiminin terör ile mücadele etkin bir yöntem olduğunu savundu. Sözcü, Terörle mücadele personeli, terörist faaliyetlerde olabilecek kimseleri tespit edebilmesi ya da şüphelilerin, teröristlerin diğer kişilerle teması olup olmadığının anlaşılabilmesi için gerekli. Bu ulusun güvenliği için de etkili bir yöntem dedi.Kongrenin İstihbarat Komitesi üyelerinin PRISM adlı programdan haberdar olduğu ancak bu konuda kimselerle konuşmamaları konusunda da yemin ettikleri belirtiliyor.Obamanın liberal ve solcu seçmenleri üzerinde derin hayal kırıklığına yol açacak olan skandalda, FBInın yalnızca e-mailleri değil yine sanal alem üzerinde yapılan sohbet odalarını, saklanan dosyaları, paylaşılan videoları, fotoğrafları hatta videolu konuşma ile transfer edilen dosyaları dahi izlediği belirtiliyor.Telefon dinleme ve internet takiplerinin Bush dönemine uzandığı ve Obama yönetiminde ise bunun genişletilerek uygulanmasına devam edildiği kaydediliyor.OBAMA BUSHTAN FARKLI DEĞİLSkandalın patlak vermesinin ardından ünlü Huffington Post haber portalı manşetten Obama ile eski başkanlardan George W. Bushun fotoğraflarını birbirlerine monte ederek, George W. Obama diye yayınladı. Ünlü site NSA ile FBInın 9 büyük internet sitesinden yapılan tüm yazışmaları, video, fotoğraf, e-mail ile tüm paylaşımları kayıt ettiğini yazdı. Aynı haberde bunun özel yaşama müdahale olarak yorumladı ve bundan Obamayı sorumlu tuttu.NSAda 40 yıl görev yaptıktan sonra 11 Eylül saldırılarından sonra emekliye ayrılan William Binney, NSA bunu hep yapıyordu. Bu ilk değil ve bu şirketlerde bundan haberdardı dedi. Democracy Now adlı kuruluşa konuşan Binney, Onlar Amerikan vatandaşları hakkında bilgi toplayıp dosyalamaya devam ediyor dedi.İDDİALAR, BUSH DÖNEMİNE UZANIYOROrtaya çıkarılan mahkeme kararı Amerikan istihbaratının eski Başkan George W. Bush döneminden itibaren ülke içerisinde kapsamlı bir tele-iletişim izleme kampanyası yürüttüğü şüphelerine dair ele geçen ilk somut kanıt olma özelliğini taşıyor. 2005te The New York Timesta çıkan bir haberde NSAnın mahkeme kararları olmaksızın uluslararası telefon görüşmelerini dinlediği iddiası yer almıştı. Daha sonra USA Today ve Los Angeles Timesta çıkan haberlerde ise NSAnın ülke içerisindeki görüşmelere de kontrolsüz erişimi olduğu savunulmuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.06.2013
DikkatObamaveadamlarısizitakipediyorDikkat Obama ve adamları sizi takip ediyor
Dünyanın en prestijli fotoğraf yarışmasının sonuçları açıklandı
Zaman
15.02.2013
14:50
Dünyanın en prestijli basın fotoğrafları ödülü World Press Photonun sonuçları açıklandı. 124 ülkeden 5 bin 666 fotoğrafçının 103 bin 481 fotoğrafla katıldığı yarışmada 2. bir Türk foto muhabir oldu. Sabah Gazetesi Foto Muhabiri Emin Özmen Suriyede 31 Temmuzda çektiği ve muhaliflerin bir muhbire karşı gösterdiği şiddeti belgelediği fotoğrafıyla Spot news single kategorisinde ikincilik ödülünü aldı. Bu ödüle en son 30 yıl önce Türkiyeden Mustafa Bozdemir ve Ümit Turpçu layık görülmüştü.GALERİYE GİTMEK İÇİN TIKLAYIN»»
Zaman
Ana Sayfa
15.02.2013
DünyanınenprestijlifotoğrafyarışmasınınsonuçlarıaçıklandıDünyanın en prestijli fotoğraf yarışmasının sonuçları açıklandı
‘Bütün resmî tarihler, devletin işlediği suçları karartır’...
Evrensel
08.12.2012
07:17
Oya Baydar’ın çocukluk fotoğrafları olduğuna inan biri ısrarla Baydar’a ulaştı ve kendisine bu fotoğraflardan bahsetti. Baydar ve fotoğrafları bulan kişi buluştular. Gerçekten de fotoğraflar Baydar’a aitti. Ailesinin fotoğraf çektirmeye gittiği bir gün çekilmiş bu fotoğraflardaki süslü küçük kız Oya Baydar’dı. Buluşma esnasında fotoğrafları getiren kişi yazara sık sık “Ah o muhteşem hayatınız” diyordu. Bir yazar olarak bir başkasının gözünden görünen ‘muhteşem hayat’ı yazmak kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Baydar, son romanı Muhteşem Hayatınız’ı yazmaya başladı. Roman yazılırken diğer yandan da De
Evrensel
Kültür
08.12.2012
‘Bütünresmîtarihlerdevletinişlediğisuçlarıkarartır’‘Bütün resmî tarihler devletin işlediği suçları karartır’
‘Bütün resmî tarihler, devletin işlediği suçları karartır’...
Evrensel
08.12.2012
07:04
Oya Baydar’ın çocukluk fotoğrafları olduğuna inan biri ısrarla Baydar’a ulaştı ve kendisine bu fotoğraflardan bahsetti. Baydar ve fotoğrafları bulan kişi buluştular. Gerçekten de fotoğraflar Baydar’a aitti. Ailesinin fotoğraf çektirmeye gittiği bir gün çekilmiş bu fotoğraflardaki süslü küçük kız Oya Baydar’dı. Buluşma esnasında fotoğrafları getiren kişi yazara sık sık “Ah o muhteşem hayatınız” diyordu. Bir yazar olarak bir başkasının gözünden görünen ‘muhteşem hayat’ı yazmak kaçınılmazdı. Öyle de oldu. Baydar, son romanı Muhteşem Hayatınız’ı yazmaya başladı. Roman yazılırken diğer yandan da De
Evrensel
Ana Sayfa
08.12.2012
‘Bütünresmîtarihlerdevletinişlediğisuçlarıkarartır’‘Bütün resmî tarihler devletin işlediği suçları karartır’
Nurseli İdiz söz verdi: Bu son olacak
Haber Türk
31.07.2012
17:29
OyuncuOyuncu Nurseli İdizin geçtiğimiz günlerde basına yansıyan bitkin fotoğrafları olay oldu
Haber Türk
Son Dakika
31.07.2012
NurseliİdizsözverdiBusonolacakNurseli İdiz söz verdi Bu son olacak
Toplam "95" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti