Habergec.Com Aranan Kelimeler:son mektup da ortaya çıktı Değerlendirme: 10 / 10 481731
habergec.com
28.08.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

son mektup da ortaya çıktı

İspanya Kralı, yıpranan monarşiyi kurtarmak için kendini feda etti
Zaman
03.06.2014
02:43
İspanya’da 39 senedir krallık yapan 1. Juan Carlos, tahtını oğlu Prens Felipe’ye devretti. Halkına “Yeni bir jenerasyon haklı olarak tamamen başrolü istiyor. Tüm hayatımı adadığım İspanya için en iyisini bu.” ifadeleriyle seslenen Kral Juan Carlos, istifa kararını 5 Ocak’ta doğum gününde aldığını söyledi.Ekonomik sıkıntılar ve monarşi üyelerinin adının karıştığı skandallar sebebiyle popülaritesi azalan İspanya Kralı Juan Carlos, tahtından feragat etti. Kral Carlos, tahtını oğlu Prens Felipe’ye bıraktığını duyurdu. Bir televizyon yayınıyla halkına konuşan Kral, “Yeni bir jenerasyon haklı olarak tamamen başrolü istiyor.” ifadelerini kullandı. 76 yaşındaki Kral, tahtı Prens’e ne zaman devredeceğini açıklamadı. Ülke tarihinde daha önce yaşanmamış bu hadisenin gerçekleşmesi için öncelikle meclisten gerekli yasanın çıkması gerekiyor. Yeni kral ise 6. Felipe olarak anılacak.İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, dün sabah saatlerinde Kral’ın tahtını oğlu Prens Felipe’ye devrettiğini açıkladı. Rajoy, olağanüstü bir bakanlar kurulu toplantısı düzenleyeceklerini ifade etti. Rajoy, feragatla ilgili bir kanunun onaylanması gerektiğini, Meclis’in kısa zamanda Prens Felipe’yi kral ilan edeceğinden emin olduğunu belirtti. Rajoy, Kral Carlos’u “demokrasinin en büyük teşvikçisi” ve “birlikte yaşama ve barışın en iyi sembolü” olarak nitelendirdi. Kral Carlos’un, kızı Prenses Cristina’nın yolsuzluktan ifadeye çağrıldığı tarihlere denk gelen ocak ayında istifa ettiği bildirildi. Kralın kararını mart ayında Başbakan ve anamuhalefet liderine söylediği ifade edildi. 39 sene krallık yapan 1. Juan Carlos tahttan çekildiğine dair bir mektup yazarak Başbakan’a teslim etti.İspanya’da diktatör Francisco Franco’nun 1975 yılında ölümünden iki gün sonra kral olan Carlos, 39 yıl boyunca tahtta kalmıştı. Ülkenin ekonomik reformlar ve demokrasiye geçiş sürecine nezaret eden Kral, 1981 yılında bir darbe girişimini bertaraf etmişti. İspanyollar tarafından sevilen Carlos’un son dönemde ortaya çıkan hanedan üyelerinin ve kendi adının karıştığı bazı skandallar popülaritesini düşürmüştü. Kral’ın damadı Inaki Urdangarin hakkında zimmetine devlet parasını geçirmekten yolsuzluk soruşturması yürütülmüş bu kapsamda kızı Prenses Cristina’nın ifadesi alınmıştı. Yolsuzluk davasında adı geçen damat Urdangarin ve Prenses’e mesafe koyarak onları Kraliyet’in aile fotoğrafından uzaklaştıran Kral, buna rağmen imajını düzeltmeyi başaramamıştı. Ayrıca Carlos, ülkede ekonomik krizle mücadele edilmeye çalışılan 2012’de yılında Güney Afrika’nın Bostwana ülkesinde fil avına çıkmış ve kalçasını kırmıştı.CNN ispanya televizyonu’ndan kraliçelik tahtına çıktı İspanya Kralı Juan Carlos’un sürpriz bir kararla tahtını oğlu Prenses Felipe de Borbon’a bırakması eski gazeteci ve CNN İspanya Televizyonu sunucusu Letizia Ortíz Rocasolano’ya da kraliçelik yolunu açtı. Böylece, Letizia İspanya tarihinde kraliyet kanı taşımayan ilk kraliçe unvanını da elde etmiş oldu. Yeni kraliçe son olarak CNN İspanya haber televizyonunda sunuculuk görevinde bulunuyordu. Öte yandan Carlos’un tahttan çekilmesi ülkede büyük şaşkınlığa neden oldu. “Krallar tahttan çekilmez, yatakta ölürler” ve “Taç başımdayken öleceğim” diyen Kral’ın, tahtı oğluna bıraktığına İspanyol halkı inanamadı. El Mundo gazetesine konuşan sokaktaki vatandaşların çoğu bu haberi şaka zannederken, bazıları da gülerek “Kral istifa mı etti, inanmıyorum.” cevabını verdi.
Zaman
Ana Sayfa
03.06.2014
İspanyaKralıyıprananmonarşiyikurtarmakiçinkendinifedaettiİspanya Kralı yıpranan monarşiyi kurtarmak için kendini feda etti
İspanya Kralı, yıpranan monarşiyi kurtarmak için kendini feda etti
Zaman
03.06.2014
02:11
İspanya’da 39 senedir krallık yapan 1. Juan Carlos, tahtını oğlu Prens Felipe’ye devretti. Halkına “Yeni bir jenerasyon haklı olarak tamamen başrolü istiyor. Tüm hayatımı adadığım İspanya için en iyisini bu.” ifadeleriyle seslenen Kral Juan Carlos, istifa kararını 5 Ocak’ta doğum gününde aldığını söyledi.Ekonomik sıkıntılar ve monarşi üyelerinin adının karıştığı skandallar sebebiyle popülaritesi azalan İspanya Kralı Juan Carlos, tahtından feragat etti. Kral Carlos, tahtını oğlu Prens Felipe’ye bıraktığını duyurdu. Bir televizyon yayınıyla halkına konuşan Kral, “Yeni bir jenerasyon haklı olarak tamamen başrolü istiyor.” ifadelerini kullandı. 76 yaşındaki Kral, tahtı Prens’e ne zaman devredeceğini açıklamadı. Ülke tarihinde daha önce yaşanmamış bu hadisenin gerçekleşmesi için öncelikle meclisten gerekli yasanın çıkması gerekiyor. Yeni kral ise 6. Felipe olarak anılacak.İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, dün sabah saatlerinde Kral’ın tahtını oğlu Prens Felipe’ye devrettiğini açıkladı. Rajoy, olağanüstü bir bakanlar kurulu toplantısı düzenleyeceklerini ifade etti. Rajoy, feragatla ilgili bir kanunun onaylanması gerektiğini, Meclis’in kısa zamanda Prens Felipe’yi kral ilan edeceğinden emin olduğunu belirtti. Rajoy, Kral Carlos’u “demokrasinin en büyük teşvikçisi” ve “birlikte yaşama ve barışın en iyi sembolü” olarak nitelendirdi. Kral Carlos’un, kızı Prenses Cristina’nın yolsuzluktan ifadeye çağrıldığı tarihlere denk gelen ocak ayında istifa ettiği bildirildi. Kralın kararını mart ayında Başbakan ve anamuhalefet liderine söylediği ifade edildi. 39 sene krallık yapan 1. Juan Carlos tahttan çekildiğine dair bir mektup yazarak Başbakan’a teslim etti.İspanya’da diktatör Francisco Franco’nun 1975 yılında ölümünden iki gün sonra kral olan Carlos, 39 yıl boyunca tahtta kalmıştı. Ülkenin ekonomik reformlar ve demokrasiye geçiş sürecine nezaret eden Kral, 1981 yılında bir darbe girişimini bertaraf etmişti. İspanyollar tarafından sevilen Carlos’un son dönemde ortaya çıkan hanedan üyelerinin ve kendi adının karıştığı bazı skandallar popülaritesini düşürmüştü. Kral’ın damadı Inaki Urdangarin hakkında zimmetine devlet parasını geçirmekten yolsuzluk soruşturması yürütülmüş bu kapsamda kızı Prenses Cristina’nın ifadesi alınmıştı. Yolsuzluk davasında adı geçen damat Urdangarin ve Prenses’e mesafe koyarak onları Kraliyet’in aile fotoğrafından uzaklaştıran Kral, buna rağmen imajını düzeltmeyi başaramamıştı. Ayrıca Carlos, ülkede ekonomik krizle mücadele edilmeye çalışılan 2012’de yılında Güney Afrika’nın Bostwana ülkesinde fil avına çıkmış ve kalçasını kırmıştı.CNN ispanya televizyonu’ndan kraliçelik tahtına çıktı İspanya Kralı Juan Carlos’un sürpriz bir kararla tahtını oğlu Prenses Felipe de Borbon’a bırakması eski gazeteci ve CNN İspanya Televizyonu sunucusu Letizia Ortíz Rocasolano’ya da kraliçelik yolunu açtı. Böylece, Letizia İspanya tarihinde kraliyet kanı taşımayan ilk kraliçe unvanını da elde etmiş oldu. Yeni kraliçe son olarak CNN İspanya haber televizyonunda sunuculuk görevinde bulunuyordu. Öte yandan Carlos’un tahttan çekilmesi ülkede büyük şaşkınlığa neden oldu. “Krallar tahttan çekilmez, yatakta ölürler” ve “Taç başımdayken öleceğim” diyen Kral’ın, tahtı oğluna bıraktığına İspanyol halkı inanamadı. El Mundo gazetesine konuşan sokaktaki vatandaşların çoğu bu haberi şaka zannederken, bazıları da gülerek “Kral istifa mı etti, inanmıyorum.” cevabını verdi.
Zaman
Dünya
03.06.2014
İspanyaKralıyıprananmonarşiyikurtarmakiçinkendinifedaettiİspanya Kralı yıpranan monarşiyi kurtarmak için kendini feda etti
‘Kayıp kızımı, eşi evinin betonuna gömmüş olabilir’
Zaman
29.04.2014
02:05
Bursa’da 6 yıl önce kaybolan babası Ahmet Refik Öner ve annesi Emine Öner’i öldürüp evin bahçesine gömdüğü iddiasıyla tutuklanan Kenan Öner’in eşi Canan Öner’in de 9 yıldır kayıp olduğu ortaya çıktı.Canan Öner’in Samsun’da yaşayan babası Muzaffer Aydın (75) ve annesi Perihan Aydın (73), kızının da damadı Kenan Öner tarafından öldürülmüş olabileceğini iddia etti. Baba Muzaffer Aydın, “Kızımla en son 9 yıl önce görüştüm. Bu adam Fransa’da birini kesip doğruyor, öldürdüğü mutemedin parasını da alıp Türkiye’ye geliyor. Bir ara banka sahibiyle takıştı. Cezaevine girdi ve müebbet hapse mahkum oldu. Daha sonra şartlı salıverildi. Annesini ve babasını kesen bir adam kızımı da kesmiştir. Her yere müracaat ettim. Cumhurbaşkanı’na mektup yazdım.” dedi. Anne Perihan Aydın ise kızının cesedinin Kenan Öner’in İstanbul’daki evinin üst katına yaptığı binanın betonları arasında olabileceğini ileri sürdü. Yatalak anne, “Resimlerine bakıp avunuyorum. Artık devletin elinde bu iş. İki kişiyi öldüren adam üçüncüyü de öldürür. Torunuma ben bakıyorum. O bile diyor ki ‘Anneanne, o dedemlere ne yaptıysa onlara da aynısını yapmıştır.’ diyor.” şeklinde konuştu. Öte yandan Emniyet, Canan Öner’i bulmak için çalışma başlattı. Zanlının eşini de öldürmüş olma ihtimalini değerlendiren polisin, çiftin İstanbul Bayrampaşa’daki dubleks evinin terasında kazı yaparak ceset arayacağı öne sürüldü.
Zaman
Güncel
29.04.2014
‘Kayıpkızımıeşievininbetonunagömmüşolabilir’‘Kayıp kızımı eşi evinin betonuna gömmüş olabilir’
‘Kayıp kızımı, eşi evinin betonuna gömmüş olabilir’
Zaman
29.04.2014
01:59
Bursa’da 6 yıl önce kaybolan babası Ahmet Refik Öner ve annesi Emine Öner’i öldürüp evin bahçesine gömdüğü iddiasıyla tutuklanan Kenan Öner’in eşi Canan Öner’in de 9 yıldır kayıp olduğu ortaya çıktı.Canan Öner’in Samsun’da yaşayan babası Muzaffer Aydın (75) ve annesi Perihan Aydın (73), kızının da damadı Kenan Öner tarafından öldürülmüş olabileceğini iddia etti. Baba Muzaffer Aydın, “Kızımla en son 9 yıl önce görüştüm. Bu adam Fransa’da birini kesip doğruyor, öldürdüğü mutemedin parasını da alıp Türkiye’ye geliyor. Bir ara banka sahibiyle takıştı. Cezaevine girdi ve müebbet hapse mahkum oldu. Daha sonra şartlı salıverildi. Annesini ve babasını kesen bir adam kızımı da kesmiştir. Her yere müracaat ettim. Cumhurbaşkanı’na mektup yazdım.” dedi. Anne Perihan Aydın ise kızının cesedinin Kenan Öner’in İstanbul’daki evinin üst katına yaptığı binanın betonları arasında olabileceğini ileri sürdü. Yatalak anne, “Resimlerine bakıp avunuyorum. Artık devletin elinde bu iş. İki kişiyi öldüren adam üçüncüyü de öldürür. Torunuma ben bakıyorum. O bile diyor ki ‘Anneanne, o dedemlere ne yaptıysa onlara da aynısını yapmıştır.’ diyor.” şeklinde konuştu. Öte yandan Emniyet, Canan Öner’i bulmak için çalışma başlattı. Zanlının eşini de öldürmüş olma ihtimalini değerlendiren polisin, çiftin İstanbul Bayrampaşa’daki dubleks evinin terasında kazı yaparak ceset arayacağı öne sürüldü.
Zaman
Ana Sayfa
29.04.2014
‘Kayıpkızımıeşievininbetonunagömmüşolabilir’‘Kayıp kızımı eşi evinin betonuna gömmüş olabilir’
İşte 'ihanet' diye sunulan mektup
Zaman
10.04.2014
13:02
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun gündeme getirdiği ve hükümet medyası tarafından ihanet diye sunulan mektubun, Türkiyede son aylarda yaşananları özetleyen bir içeriğe sahip olduğu ortaya çıktı.Davutoğlunun ABDde yaptığı açıklamaların ardından yurt dışındaki Türk okullarının kapatılmasına gerekçe olarak gösterilmeye çalışılan mektup, iktidara yakın yayın organlarında yayımlandı. ABDdeki Peace Islands Institute (Barış Adaları Enstitüsü)nün yabancı elçiliklere gönderdiği ileri sürülen bilgilendirme mektubunun içeriğinde ise kamuoyuna pazarlandığı şekliyle ihanet denilebilecek hiç bir ifade yer almıyor. Mektubu manşetlerine taşıyan ve utanç mektubu, ihanet mektubu gibi başlıklar kullanarak insanları yönlendirmeye çalışan söz konusu gazetelerin, yaptıkları kendi çevirilerin de bile ihanet yaftasının içini dolduracak tek bir kelime geçmiyor. Mektupta 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sürecinde Türkiyede yaşananlar özetleniyor ve Türk demokrasisinin yara aldığı belirtiliyor.Yabancı elçilikleri Türkiyedeki gelişmelerden haberdar etmek amacıyla yazıldığı anlaşılan mektupta “Türkiyede ne oldu?” ve “Hükümet yaşananlar karşısında ne yaptı?” şeklinde iki maddelik durum tespiti yapılıyor.YAŞANANLARIN İYİ BİR ÖZETİMektubu ihanet utanç diye sunanlar, “Türkiyede ne oldu?” kısmını şu ifadelerle okuyucusuna duyuruyor: “- 17 Aralık tarihinde İstanbul Başsavcısının talimatıyla Türk polisi İçişleri Bakanının, Ekonomi Bakanının ve Çevre ve Şehircilik Bakanının oğullarını, İran-Azeri asıllı işadamı Reza Zerrabı ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslanı gözaltına aldı. - Operasyon sırasında Süleyman Aslanın evinde polis bir ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar ile bir kitap rafında 10 milyon TL (5 milyon dolar) nakit para buldu. - İçişleri Bakanının oğlunun evinde ise yedi adet elektronik kasada yüklü miktarda nakit bulundu. - Polis soruşturma sırasında İçişleri Bakanı, Ekonomi Bakanı ve AB Bakanının işadamı Reza Zerrabtan rüşvet aldığına ilişkin fotoğraf kareleri, videolar, telefon konuşması tape’leri, ödeme kayıtları gibi deliller elde etmiştir.” MEDYADA YAZILANLARDAN BAŞKA BİR İFADE YOKMektubun ikinci kısmındaki “Hükümet yaşananlar karşısında ne yaptı?” bölümünde ise şu ifadeler yer alıyor:- Sayın Erdoğan ve çoğu AK Partili siyasetçilerin ilk tepkisi “Operasyonun Türkiyenin parlak geleceğini tehdit eden ve dış mihraklar tarafından organize edilen kirli bir operasyon” olduğu; “polis ve yargı içinde bulunan ‘paralel yapı tarafından dizayn edilen hükümet karşı bir darbe olduğu”, “çete olarak nitelenen bu yapının bütün devlet kurumlarından kökünün kazınacağında kararlı olunduğu” şeklindeydi. - Başbakan Erdoğan, savcı ve polis müdürlerinin İçişleri Bakanını operasyon konusunda bilgilendirmesi gerektiğini de iddia etti. - Hükümet herhangi geçerli bir gerekçe göstermeden operasyonda görev alan yüzlerce polis müdürü ve polis memurunu görevden aldı ve operasyonu yöneten savcılar dosyalardan el çektirildi. - Her ne kadar yüksek mahkeme tarafından bozulsa da, hükümet polislerin herhangi bir operasyon yapacağında, operasyon yürütme mensuplarıyla ilgili bile olsa yürütmeyi bilgilendirmesine dair bir kararname çıkardı. - Emniyete medyanın erişimi büyük ölçüde yasaklandı. - Siyasi irade tarafından yapılan bu icraatlar halk nezdinde büyük tepkiye sebep oldu. - Sizin de bildiğiniz gibi Türkiyedeki geniş çaplı yolsuzluk operasyonu dünya basınının manşetlerine yansıdı, New York Times, Wall Street Journal, Washington Post ve bir çok ABD gazetesinde de geniş ölçüde yer aldı. - Şu ana kadar ortaya çıkan bu skandallar, kabinedeki üç bakanın ve parlamentodaki beş AKP milletvekilinin istifalarına sebep oldu. - Bir çok bürokrat ve daha bir çok kişi AK Partinin soruşturmaya müdahale etme ve yargıyı, savcıları, polisi ve medyayı sindirme girişimlerini protesto etti.- Türkiye her zaman için, Ortadoğuda, anayasal demokrasi modeli olarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, 90 yaşındaki bu demokrasi, şimdi büyük bir krizle yüzleşiyor. Başbakanın kendisinin ve üç bakan oğlunun müdahil olduğu dört ayrı yolsuzluk soruşturması, Türkiyenin demokratik kurumlarını önemli ölçüde zayıflatan, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, basın özgürlüğünün ve ifade özgürlüğünün çöküşüne neden olan, muazzam bir hükümet tepkisini harekete geçirdi.” İHANET KILIFIYLA TÜRK OKULLARINA OPERASYON MU YAPILMAK İSTENDİ? Hükümet medyasının başlık, ara başlık ve yorumlarla mektubun içeriğini çarpıtarak algı operasyonu yapması, ihanet bu mu? sorusunu gündeme getirdi. Bu mektubun bahane edilerek Türk okullarından Türk bayrağının indirilmeye çalışılması ise bir başka garabet olarak ortaya çıktı.
Zaman
Güncel
10.04.2014
İşteihanetdiyesunulanmektupİşte ihanet diye sunulan mektup
T.C. TELEVİZYON KOMİSERLİĞİ
Zaman
23.03.2014
02:07
RTÜK; STV, Bugün ve Cem TV’ye ‘tek taraflı yayın’ yaptığı gerekçesiyle durdurma cezası verdi. Hükümet yanlısı ‘tek taraflı yayın’ yapan kanalları görmeyip, hükümeti eleştiren kanalları cezalandıran kurum, ismini T.C. Televizyon Komiserliği olarak değiştirse yeri.Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) hafta içi Samanyolu televizyonunun 7 programına 20 yayın durdurma, Bugün TV’nin ‘Gündem Özel’ programına tek taraflı yayın yapıldığı gerekçesiyle yayın durdurma ve aynı şekilde CEM TV’ye de 9 yayın durdurma cezası verdi. Seçimlere bir hafta kalmışken ve Türkiye siyasi olarak büyük bir kaos yaşarken, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler doğal olarak süreci TV programlarında ele alıyor, tartışıyor. Aynı tartışma programları birçok farklı çizgideki kanalda da yer bulduğu halde, o kanallara herhangi bir yaptırımda bulunulmuyor. İleri demokrasi(!) ülkesi Türkiye’de bağımsız olması gereken bir kurum keyfi uygulamalarıyla basın, yayın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayacak birtakım kararlara imza atıyor. Bir tarafta RTÜK’ün tarihinde daha önce bu kadar ağır cezalar vermediği yorumları yapılıyor. Diğer yandan her fırsatta AB standartlarına göre hareket ettiklerini belirten RTÜK başkanı ve yetkililerin, şu andaki uygulamalarıyla, bu standartlarla ne kadar riayet ettikleri doğrusu düşündürüyor. Basın, yayın ve ifade özgürlüğü tartışması kapsamında ele alınan bir diğer konu ise Digitürk’ün 5 yıldır 33’üncü kanaldan yayın yapan Bugün TV’nin yayın sırasını değiştirmesi. Bağımsız bir yayın platformu olması gereken Digitürk’ün habersiz ve sebepsiz yaptığı bu değişiklik de ciddi eleştirilere sebep oldu. Tarafsız olması gereken RTÜK’ün ve Digitürk gibi bir platformun bu uygulamaları demokrasi, fikir ve ifade özgürlüğü önünde büyük bir engel olarak duruyor. İşin uzmanlarına bu gelişmeleri nasıl değerlendirdiklerini ve hukuki olarak mücadelenin mümkün olup olmadığını sorduk. “Maalesef ki son dönemde hükümete yakın kanal ve programlara hiçbir ceza verilmiyor. Hükümetin karşısında duranlara, eleştirenlere ise özel incelemeler yapılıyor.” diyen CHP RTÜK üyesi Ali Öztunç, RTÜK bir suçtan dolayı TV kanalına ceza veriyorsa, aynı suçu başka kanal işliyorsa ona da ceza vermek zorunda olduğunu belirtiyor. RTÜK’ün iktidarın sopası olduğunu söyleyen Öztunç, dolaylı bir sansür yapıldığına dikkat çekiyor. “Şu anda yapılan tüm işlemler Türkiye ve RTÜK adına utanç verici.” diyen MHP RTÜK üyesi Esat Çıplak, bu kararların Türkiye’nin geldiği noktada kurumsal yapıların çöktüğünü gösterdiğini anlatıyor. Çıplak’a göre, bir kanalın bütün programları gözden geçirilerek cezaya tabi tutulması, buna benzer diğer kanallardaki programların görmezden gelinmesi çifte standardı gösteriyor. Avrupa Parlamentosu Kültür ve Eğitim Komitesi de cezaların kendilerini kaygılandırdığını açıkladı.Ali Öztunç (CHP RTÜK Üyesi): RTÜK iktidarın sopasıRTÜK normalde her seçim döneminde kendine özel bir misyon biçerek hükümet karşısında yayın yapanlara özel müeyyideler uygular. Ama tarihinde ilk kez bu kadar yoğun cezalar veriyor. Yasadaki bazı maddelerden yararlanarak 17 Aralık’tan sonra yolsuzluk iddialarını yayınlayanlara detaylı bir inceleme başlatıldı. Tartışma programları yapılıyor, yolsuzluk konuşuluyor. Aynı programı hükümete yakın olan da yapıyor ama ona ceza verilmiyor. Bu, RTÜK’ün tarafsız olmadığını, iktidarın sopası olduğunu gösteriyor. CHP’den iki RTÜK üyesi olarak AP’ye bir mektup göndereceğiz. Uygulamaların adil olmadığından, RTÜK’ün tarafsızlığını yitirdiğinden bahsedeceğiz. Medya özgür olmazsa, demokrasiyi korumamış oluruz. TRT’nin partilere ayırdığı saat oranları ortaya çıktı. TRT Haber 22 Şubat-2 Mart tarihleri arasında toplam yayın süresinin 13 saat 32 dakikasını AK Parti’ye ayırırken, 3 muhalefet partisine toplam 1 saat 35 dakika ayırdı. Bu TRT’nin tarafsızlığını kaybettiğini gösteriyor. Başka kanal yapmış olsa RTÜK ağır ceza verirdi. TRT’ye göstermelik bir ceza vermekle yetindi. TRT halkın vergileriyle ayakta duruyor ama sadece bir siyasi partinin yayıncılığını yapıyor. RTÜK, her düşünce ve kanala eşit durmalı. Digiturk’ün Bugün TV uygulaması da yanlış. Digiturk bir platformdur ve herkese eşit olmak zorunda. Bugün TV’nin yerini kafasına göre değiştiriyor. Ulusal TV’yi ise Digiturk’e almıyor. Bunların hiçbir yasada karşılığı yok.Esat Çıplak (MHP RTÜK üyesi): Basın özgürlüğü engelleniyor“Yakın duyduğumu eleştirir, bana uzak olana da ceza veririm” anlayışı Türkiye’de bugüne dek bu kadar yaşanmış bir şey değildi. Maalesef bunları da gördük. Geçmişte de ihlaller yapılmıştı ama hiç böyle ağır cezalar verilmemişti. Türkiye’de 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta da basın özgürlüğüne m
Zaman
Ana Sayfa
23.03.2014
TCTELEVİZYONKOMİSERLİĞİTC TELEVİZYON KOMİSERLİĞİ
İdris Bal'dan Başbakan Erdoğan'a mektup
Zaman
18.03.2014
01:00
Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın cevaplandırmasını istediği 23 soruluk bir mektup yazdı. Bal, mektupta yer alan soruları basın toplantısında tek tek okudu.TBMMde basın toplantısı düzenleyen İdris Bal, Başbakana hitaben yazdığı mektuptaki ifadeleri paylaştı.Balın basın toplantısında okuduğu ifadeler şöyle: Reza Zarrabla alakalı hayırsever işadamı dediniz fakat 8 ay önce MİTin size Reza Zarrabla alakalı rapor sunduğu iddia edildi. Eğer bu rapor doğru ise hangi sebeplerden dolayı böyle bir açıklama yaptınız. Neden MİT raporuna itibar etmediniz? Her konuşmanızda milli irade vurgusu yapıyorsunuz. Bakanların fezlekeleri milli iradenin temsilcisi olan meclise niye bu kadar geç geldi ve neden klasörler ve içerikleri azaltıldı? Sayın Fethullah Gülenden size mektup geldiğini söylediniz. Mektubun içeriğinde pazarlık var dediniz. Mektubun Sayın Cumhurbaşkanına geldiği ve içeriğinde pazarlık olmadığı ortaya çıktı. Bir daha gündeme getirmediniz. Niye böyle bir iddiada bulunduğunuzu açıklayacak mısınız? Doğru olmadığı ortaya çıkan bu iddianızdan dolayı özür dileyecek misiniz? Son günlerde ortaya çıkan sizin ve oğlunuza ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili neden tercihen ABD veya bir AB ülkesinde somut bir tetkik ve araştırma yaptırmıyorsunuz. Sayın Bakanın yaptığı montaj olduğunu hissettim ifadesi kimseyi tatmin etmedi. Herkesin onay verebileceği bağımsız ve objektif kurumlara, bu ses kayıtlarını inceletecek misiniz? 10 bin civarında polisi paralel yapı bağlantısı ile suçlayıp tasfiye mantığı ile tayin ettiniz. Belli birimlerde uzmanlaşmış ve tecrübe kazanmış bu polislerin tayin edilmesi, terör, istihbarat gibi farklı birimlerle alakalı bir zafiyete sebep olmayacak mı? Herhangi bir somut suçlama olmadan, kışın ortasında, ailelerini hiç hesaba katmadan bu kadar polisin tayinini nasıl izah edeceksiniz? Daha yakın zamandaki gezi olaylarında kahraman ilan ettiğiniz bir teşkilata şimdi böyle davranmanız bir çelişki değil mi? Emniyet Teşkilatında branşlaşmanın kaldırılması emniyette zafiyete yol açmaz mı? Diplomasinin bir üslubu olduğu gibi siyasetin de bir üslubu olması gerekmez mi? Siyasetçilerin üslubundaki bozukluk halka nasıl yansır diye bir kaygı taşımanız gerekmez mi? Haşhaşi, kan emici vampir, virüs, sülük gibi ifadeler, bir Başbakana yakışan ifadeler midir? Sizi eleştiren demokrasiye, hukuk devletine davet edenleri, paralel, öteki, illegal ve hain ilan ederek, bu ülkeyi, ABD, AB ülkeleri gibi 1. Sınıf demokrasiye, sivil topluma, çoğulculuğa değil, Lübnanlaştırmaya götürdüğünüzün farkında mısınız? 17 Aralıktan bugüne kadar neredeyse her konuşmanızda bir paralel yapı söyleminiz var. Sizce paralel yapı olma kriteri nedir? Hangi bilimsel ve sosyolojik kıstaslara dayanarak böyle bir iddiada bulunuyorsunuz? Daha da önemlisi hangi somut delillere dayanarak böyle bir iddiada bulunuyorsunuz? Belli bir grubu delilsiz bir şekilde paralel yapı ilan ederken, mahkemesi olan, vergi toplayan, her fırsatta sizi ve ülkeyi tehdit eden gerçek paralel yapıdan neden hiç bahsetmiyorsunuz? 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna imza atmak isteyen Savcı Muammer Akkaşı hedef tahtasına koydunuz. Savcı Akkaş ile bizzat hesaplaşma yoluna gittiniz. Seninle işimiz bitmedi, senin nereye çalıştığını biliyoruz, sen açıklamazsan biz açıklayacağız dediniz. Bu iddianızda hava da kaldı. Bu konuya bir açıklık getirecek misiniz ? Bazı siyasilerin mahrem görüntüleri için özel değil genel demiştiniz. Sizinle alakalı ortaya çıkan tapeler bahsedilen siyasiler ile ilgili iddialardan daha genel ve toplumun genelini ilgilendiren konular değil midir? Niçin daha somut cevaplar vermiyor, bilimsel araştırmalara dayanarak konuşmuyorsunuz? Sayın Fethullah Gülene ve arkadaşlarına ait olduğu iddia edilen konuşmalardaki bazı ifadeleri, bilhassa ananas ve tuzluk ifadesini çok sık kullanıyorsunuz. Kaset ve ses kayıtlarına bu kadar tepki gösterirken bunları kullanmanız, çifte standart, yaman bir çelişki değil mi? Eğer Sayın Gülene ait olduğu iddia edilen ses kayıtları doğruysa bile, bu kayıtlar bir suç unsuru içermezken, mitinglerde, konuşmalarınızda kullanmanıza rağmen, sizin hakkınızda bu kadar büyük iddialar varken neden montaj deyip geçiştiriyor ve gereğini yapmıyorsunuz? Kabataşta saldırıya uğradığını iddia ettiğiniz bayanla alakalı kamera görüntüleri ortaya çıktı ve iddia edildiği gibi bir saldırı olmadığı belirlendi. Israrla saldırıya dair görüntüler var dediniz fakat hala görüntüleri ortaya çıkarmadınız. Görüntüleri paylaşacak mısınız? Eğer görüntüler yoksa, kamuoyundan özür dileyip sizi yanıltanlardan hesap soracak mısınız? Gezi olaylarında, camide içki içildiğini, görüntünün olduğunu iddia ettiniz. Caminin müezzini yalanladı ve bunun üzerine tayin edildi. Bu tayin, yalan söylemediği için müezzin sürüldü şeklinde basına yansıdı. Varsa ilgili gör
Zaman
Son Dakika
18.03.2014
İdrisBaldanBaşbakanErdoğanamektupİdris Baldan Başbakan Erdoğana mektup
İdris Bal'dan Başbakan Erdoğan'a mektup
Zaman
18.03.2014
01:00
Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın cevaplandırmasını istediği 23 soruluk bir mektup yazdı. Bal, mektupta yer alan soruları basın toplantısında tek tek okudu.TBMMde basın toplantısı düzenleyen İdris Bal, Başbakana hitaben yazdığı mektuptaki ifadeleri paylaştı.Balın basın toplantısında okuduğu ifadeler şöyle: Reza Zarrabla alakalı hayırsever işadamı dediniz fakat 8 ay önce MİTin size Reza Zarrabla alakalı rapor sunduğu iddia edildi. Eğer bu rapor doğru ise hangi sebeplerden dolayı böyle bir açıklama yaptınız. Neden MİT raporuna itibar etmediniz? Her konuşmanızda milli irade vurgusu yapıyorsunuz. Bakanların fezlekeleri milli iradenin temsilcisi olan meclise niye bu kadar geç geldi ve neden klasörler ve içerikleri azaltıldı? Sayın Fethullah Gülenden size mektup geldiğini söylediniz. Mektubun içeriğinde pazarlık var dediniz. Mektubun Sayın Cumhurbaşkanına geldiği ve içeriğinde pazarlık olmadığı ortaya çıktı. Bir daha gündeme getirmediniz. Niye böyle bir iddiada bulunduğunuzu açıklayacak mısınız? Doğru olmadığı ortaya çıkan bu iddianızdan dolayı özür dileyecek misiniz? Son günlerde ortaya çıkan sizin ve oğlunuza ait olduğu iddia edilen ses kayıtlarıyla ilgili neden tercihen ABD veya bir AB ülkesinde somut bir tetkik ve araştırma yaptırmıyorsunuz. Sayın Bakanın yaptığı montaj olduğunu hissettim ifadesi kimseyi tatmin etmedi. Herkesin onay verebileceği bağımsız ve objektif kurumlara, bu ses kayıtlarını inceletecek misiniz? 10 bin civarında polisi paralel yapı bağlantısı ile suçlayıp tasfiye mantığı ile tayin ettiniz. Belli birimlerde uzmanlaşmış ve tecrübe kazanmış bu polislerin tayin edilmesi, terör, istihbarat gibi farklı birimlerle alakalı bir zafiyete sebep olmayacak mı? Herhangi bir somut suçlama olmadan, kışın ortasında, ailelerini hiç hesaba katmadan bu kadar polisin tayinini nasıl izah edeceksiniz? Daha yakın zamandaki gezi olaylarında kahraman ilan ettiğiniz bir teşkilata şimdi böyle davranmanız bir çelişki değil mi? Emniyet Teşkilatında branşlaşmanın kaldırılması emniyette zafiyete yol açmaz mı? Diplomasinin bir üslubu olduğu gibi siyasetin de bir üslubu olması gerekmez mi? Siyasetçilerin üslubundaki bozukluk halka nasıl yansır diye bir kaygı taşımanız gerekmez mi? Haşhaşi, kan emici vampir, virüs, sülük gibi ifadeler, bir Başbakana yakışan ifadeler midir? Sizi eleştiren demokrasiye, hukuk devletine davet edenleri, paralel, öteki, illegal ve hain ilan ederek, bu ülkeyi, ABD, AB ülkeleri gibi 1. Sınıf demokrasiye, sivil topluma, çoğulculuğa değil, Lübnanlaştırmaya götürdüğünüzün farkında mısınız? 17 Aralıktan bugüne kadar neredeyse her konuşmanızda bir paralel yapı söyleminiz var. Sizce paralel yapı olma kriteri nedir? Hangi bilimsel ve sosyolojik kıstaslara dayanarak böyle bir iddiada bulunuyorsunuz? Daha da önemlisi hangi somut delillere dayanarak böyle bir iddiada bulunuyorsunuz? Belli bir grubu delilsiz bir şekilde paralel yapı ilan ederken, mahkemesi olan, vergi toplayan, her fırsatta sizi ve ülkeyi tehdit eden gerçek paralel yapıdan neden hiç bahsetmiyorsunuz? 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna imza atmak isteyen Savcı Muammer Akkaşı hedef tahtasına koydunuz. Savcı Akkaş ile bizzat hesaplaşma yoluna gittiniz. Seninle işimiz bitmedi, senin nereye çalıştığını biliyoruz, sen açıklamazsan biz açıklayacağız dediniz. Bu iddianızda hava da kaldı. Bu konuya bir açıklık getirecek misiniz ? Bazı siyasilerin mahrem görüntüleri için özel değil genel demiştiniz. Sizinle alakalı ortaya çıkan tapeler bahsedilen siyasiler ile ilgili iddialardan daha genel ve toplumun genelini ilgilendiren konular değil midir? Niçin daha somut cevaplar vermiyor, bilimsel araştırmalara dayanarak konuşmuyorsunuz? Sayın Fethullah Gülene ve arkadaşlarına ait olduğu iddia edilen konuşmalardaki bazı ifadeleri, bilhassa ananas ve tuzluk ifadesini çok sık kullanıyorsunuz. Kaset ve ses kayıtlarına bu kadar tepki gösterirken bunları kullanmanız, çifte standart, yaman bir çelişki değil mi? Eğer Sayın Gülene ait olduğu iddia edilen ses kayıtları doğruysa bile, bu kayıtlar bir suç unsuru içermezken, mitinglerde, konuşmalarınızda kullanmanıza rağmen, sizin hakkınızda bu kadar büyük iddialar varken neden montaj deyip geçiştiriyor ve gereğini yapmıyorsunuz? Kabataşta saldırıya uğradığını iddia ettiğiniz bayanla alakalı kamera görüntüleri ortaya çıktı ve iddia edildiği gibi bir saldırı olmadığı belirlendi. Israrla saldırıya dair görüntüler var dediniz fakat hala görüntüleri ortaya çıkarmadınız. Görüntüleri paylaşacak mısınız? Eğer görüntüler yoksa, kamuoyundan özür dileyip sizi yanıltanlardan hesap soracak mısınız? Gezi olaylarında, camide içki içildiğini, görüntünün olduğunu iddia ettiniz. Caminin müezzini yalanladı ve bunun üzerine tayin edildi. Bu tayin, yalan söylemediği için müezzin sürüldü şeklinde basına yansıdı. Varsa ilgili gör
Zaman
Ana Sayfa
18.03.2014
İdrisBaldanBaşbakanErdoğanamektupİdris Baldan Başbakan Erdoğana mektup
ERDOĞAN'IN İDDİALARI VE GERÇEKLER
Zaman
05.03.2014
02:27
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, açılışlarda, grup toplantılarında ve seçim meydanlarında 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun üzerini örtmek için gerçeği yansıtmayan açıklamalar yapıyor. Ancak ortaya çıkan bilgi ve belgeler Erdoğan’ı tekzip ediyor.İDDİA 1: Erdoğan: “O villalar 35 yıldır orada”GERÇEK: Bu arazide yapılan villaların usulsüz olduğu ile alakalı davanın belgeleri ve olayla ilgili mahkeme kararı ile yapılmış olan dinlemelerin tapeleri ortaya çıktı. Başbakan 11 Şubat 2014 tarihinde İspanya Başbakan ile gerçekleştirdiği basın toplantısında Urla villaları ile alakalı “Bununla ilgili Başbakanı lekeleyemezsiniz. Buna ne gücünüz yeter ne evraklarınız yeter.” dedi. Ama o günün akşamında çıkan belgede Urla Zeytineli’nde yapılan villaların usulsüz olduğu ve davalık olduğu ortaya çıktı.Başbakan aynı zamanda “O villalar 35 yıldır orada” dedi ancak Googlearth görüntülerinde iki yıl önce arazinin boş olduğu görülüyor.İDDİA 2: “Talimatı verdim ve hemen o yayın anında yarım saat içinde durduruldu.”GERÇEK: Başbakan’ın talimatıyla değil, Baykal’ın avukatının başvurusuyla engellendi. Başbakan Erdoğan kasetlerle ilgili “Sayın Baykal ile ilgili o çirkin görüntüleri sergileyen de bu yapıydı. Talimatı verdim ve hemen o yayın anında yarım saat içinde durduruldu.” dedi. Başbakan’ın bu iddiasını Baykal’ın avukatı Şahin Mengü yalanladı: “Biz savcılığa başvuru yaptık onun üzerine engellendi. Başbakan o görüntüleri engellemedi, tam tersine meydanlarda o kasetlerin üzerinde tepindi.” dedi. Deniz Baykal da yaptığı açıklamada Başbakan’ın “Baykal’ın kasetinin arkasında paralel yapı vardı” sözleriyle ilgili kendisine yönelik komplonun Gülen Cemaati tarafından yapıldığına inanmadığını söyledi. Ayrıca Erdoğan 2011’deki seçim kampanyasında farklı konuşmuş; “Bu özel değil, genel genel. Bu genel ahlaksızlıktır.” diyerek bunu seçim malzemesi olarak kullanmıştı.İDDİA 3: Fethullah Gülen pazarlık içeren bir mektup gönderdi.GERÇEK: Mektubun Başbakan’a değil Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderildiği ortaya çıktı.Başbakan, Dolmabahçe’de gazeteci ve yazarlarla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı sonrasında açıklama yapan Mehmet Barlas, Fethullah Gülen’den Başbakan Erdoğan’a barış mektubu geldiğini ancak o dönüşü olmayan noktanın geçildiğini söyledi. Ancak gerçek çok geçmeden anlaşıldı. ABD’ye giden gazeteci Fehmi Koru, Hocaefendi’nin kendinin ısrarları üzerine Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdığını söyledi. Fehmi Koru: “Başbakan’ın mektubu açıklamasına ve “pazarlık” kelimesini kullanmasına çok şaşırdım. Halen umudumu yitirmiş değilim.”İDDİA 4: Erdoğan: Savcı Zekeriya Öz, 22 defa yurt dışına çıktıGERÇEK: Zekeriya Öz, “Başbakan 22 kez yurt dışına çıktığımı ispatlasın istifa ederim.” dedi.Başbakan Tayyip Erdoğan, hafta sonu Dolmabahçe’de gazetecilerle yaptığı toplantıda Savcı Öz’ün son iki yılda 22 kez yurt dışına çıktığını iddia ettikten sonra Sabah, Takvim ve Yeni Asır gazeteleri bugün (8 Ocak 2014) manşete taşıdıkları haberlerde Öz’ün Türk Hava Yolları (THY) ile yaptığı uçuşların sayısını verdi. Üç gazeteye göre, “Öz, 18’i yurt dışı olmak üzere son iki yılda THY ile toplam 36 kez uçtu.” Savcı Öz, bu iddiayı “İspatlarlarsa istifa ederim” dedi.(7. 01. 2014)İDDİA 5: Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan “ paralar imam hatip parasıydı.”GERÇEK: Başbakan, “O paraların evde bulundurulması hataydı”Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan gezisinden dönerken uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Başbakan Erdoğan, Halk Bankası Genel Müdürü’ne sahip çıkarken evinde ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon dolar’ın İHL bağış parası olduğunu savundu.İDDİA 6: Alt yazıyla ilgili Habertürk’ü aradım, çünkü yapılan hakaretler sıradan hakaretler değildiGERÇEK: Alt yazıda hakaret yok; Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nı adım atmaya çağırıyor.Başbakan Erdoğan, Fas gezisi sırasında Haber Türk kanalındaki altyazıya müdahalesi ile ilgili, kendilerine hakaret edildiği için müdahale ettiğini söyledi. Fakat MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ifadelerinde hiçbir hakaretin yer almadığı ortaya çıktı. Altyazıda, “MHP lideri Bahçeli: Cumhurbaşkanı görüşmeler yerine Türkiye’yi huzura kavuşturacak adımlar atsın. Birinci görevi budur.” ifadeleri yer alıyordu.İDDİA 7: “Talimatla geldiler talimatla gittiler”GERÇEK: Bizzat Başbakan partiye dahil ettiBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Şubat 2014 tarihinde yaptığı konuşmada, “Yargı eli ile hükümet yıpratılacak. Milletvekilleri istifa ettirilecek. Kim hangi işlerle uğr
Zaman
En Çok Okunan
05.03.2014
ERDOĞANINİDDİALARIVEGERÇEKLERERDOĞANIN İDDİALARI VE GERÇEKLER
ERDOĞAN'IN İDDİALARI VE GERÇEKLER
Zaman
03.03.2014
02:56
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, açılışlarda, grup toplantılarında ve seçim meydanlarında gerçeği yansıtmayan açıklamalarda bulunuyor. Başbakan bunlarla 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun üzerini örtmeye çalışıyor. Ancak gerçekler Erdoğan’ı yalanlıyor.İDDİA 1: Erdoğan: “O villalar 35 yıldır orada”GERÇEK: Bu arazide yapılan villaların usulsüz olduğu ile alakalı davanın belgeleri ve olayla ilgili mahkeme kararı ile yapılmış olan dinlemelerin tapeleri ortaya çıktı. Başbakan 11 Şubat 2014 tarihinde İspanya Başbakan ile gerçekleştirdiği basın toplantısında Urla villaları ile alakalı “Bununla ilgili Başbakanı lekeleyemezsiniz. Buna ne gücünüz yeter ne evraklarınız yeter.” dedi. Ama o günün akşamında çıkan belgede Urla Zeytineli’nde yapılan villaların usulsüz olduğu ve davalık olduğu ortaya çıktı.Başbakan aynı zamanda “O villalar 35 yıldır orada” dedi ancak Googlearth görüntülerinde iki yıl önce arazinin boş olduğu görülüyor.İDDİA 2: “Talimatı verdim ve hemen o yayın anında yarım saat içinde durduruldu.”GERÇEK: Başbakan’ın talimatıyla değil, Baykal’ın avukatının başvurusuyla engellendi. Başbakan Erdoğan kasetlerle ilgili “Sayın Baykal ile ilgili o çirkin görüntüleri sergileyen de bu yapıydı. Talimatı verdim ve hemen o yayın anında yarım saat içinde durduruldu.” dedi. Başbakan’ın bu iddiasını Baykal’ın avukatı Şahin Mengü yalanladı: “Biz savcılığa başvuru yaptık onun üzerine engellendi. Başbakan o görüntüleri engellemedi, tam tersine meydanlarda o kasetlerin üzerinde tepindi.” dedi. Deniz Baykal da yaptığı açıklamada Başbakan’ın “Baykal’ın kasetinin arkasında paralel yapı vardı” sözleriyle ilgili kendisine yönelik komplonun Gülen Cemaati tarafından yapıldığına inanmadığını söyledi. Ayrıca Erdoğan 2011’deki seçim kampanyasında farklı konuşmuş; “Bu özel değil, genel genel. Bu genel ahlaksızlıktır.” diyerek bunu seçim malzemesi olarak kullanmıştı.İDDİA 3: Fethullah Gülen pazarlık içeren bir mektup gönderdi.GERÇEK: Mektubun Başbakan’a değil Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e gönderildiği ortaya çıktı.Başbakan, Dolmabahçe’de gazeteci ve yazarlarla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantı sonrasında açıklama yapan Mehmet Barlas, Fethullah Gülen’den Başbakan Erdoğan’a barış mektubu geldiğini ancak o dönüşü olmayan noktanın geçildiğini söyledi. Ancak gerçek çok geçmeden anlaşıldı. ABD’ye giden gazeteci Fehmi Koru, Hocaefendi’nin kendinin ısrarları üzerine Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazdığını söyledi. Fehmi Koru: “Başbakan’ın mektubu açıklamasına ve “pazarlık” kelimesini kullanmasına çok şaşırdım. Halen umudumu yitirmiş değilim.”İDDİA 4: Erdoğan: Savcı Zekeriya Öz, 22 defa yurt dışına çıktıGERÇEK: Zekeriya Öz, “Başbakan 22 kez yurt dışına çıktığımı ispatlasın istifa ederim.” dedi.Başbakan Tayyip Erdoğan, hafta sonu Dolmabahçe’de gazetecilerle yaptığı toplantıda Savcı Öz’ün son iki yılda 22 kez yurt dışına çıktığını iddia ettikten sonra Sabah, Takvim ve Yeni Asır gazeteleri bugün (8 Ocak 2014) manşete taşıdıkları haberlerde Öz’ün Türk Hava Yolları (THY) ile yaptığı uçuşların sayısını verdi. Üç gazeteye göre, “Öz, 18’i yurt dışı olmak üzere son iki yılda THY ile toplam 36 kez uçtu.” Savcı Öz, bu iddiayı “İspatlarlarsa istifa ederim” dedi.(7. 01. 2014)İDDİA 5: Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan “ paralar imam hatip parasıydı.”GERÇEK: Başbakan, “O paraların evde bulundurulması hataydı”Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan gezisinden dönerken uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Başbakan Erdoğan, Halk Bankası Genel Müdürü’ne sahip çıkarken evinde ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon dolar’ın İHL bağış parası olduğunu savundu.İDDİA 6: Alt yazıyla ilgili Habertürk’ü aradım, çünkü yapılan hakaretler sıradan hakaretler değildiGERÇEK: Alt yazıda hakaret yok; Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nı adım atmaya çağırıyor.Başbakan Erdoğan, Fas gezisi sırasında Haber Türk kanalındaki altyazıya müdahalesi ile ilgili, kendilerine hakaret edildiği için müdahale ettiğini söyledi. Fakat MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ifadelerinde hiçbir hakaretin yer almadığı ortaya çıktı. Altyazıda, “MHP lideri Bahçeli: Cumhurbaşkanı görüşmeler yerine Türkiye’yi huzura kavuşturacak adımlar atsın. Birinci görevi budur.” ifadeleri yer alıyordu.İDDİA 7: “Talimatla geldiler talimatla gittiler”GERÇEK: Bizzat Başbakan partiye dahil ettiBaşbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Şubat 2014 tarihinde yaptığı konuşmada, “Yargı eli ile hükümet yıpratılacak. Milletvekilleri istifa ettirilecek. Kim hangi işler
Zaman
En Çok Okunan
03.03.2014
ERDOĞANINİDDİALARIVEGERÇEKLERERDOĞANIN İDDİALARI VE GERÇEKLER
Dünya birincisi oldu ama ödülünü almaya gidemeyecek
Zaman
07.02.2014
10:05
İtalyada düzenlenen 10. Uluslararası Castello Di Duino Şiir ve Tiyatro Yarışmasında en büyük ödül olan İtalya Cumhurbaşkanlığı madalyasını kazanan Neslişah Aslan, 23 Mart tarihindeki ödül törenine aynı tarihe denk gelen YGS sınavı yüzünden gidemeyecek.90 ülkeden 950 şiir arasından seçilen Zümrüd-ü Anka şiiri ile en prestijli ödüle sahip olan 17 yaşındaki Neslişah Aslan, bu ödülü alan ilk ve tek Türk olma özelliğine de sahip oldu. 5 yaşından beri piyano, solfej, bale, modern dansla uğraşan ve resim yapan Neslişah Aslan, bugüne kadar birçok ulusal ve uluslararası yarışma, sınav, festival ve gösterilere katılarak hepsinde dereceye girmeyi başardı. TED Samsun Koleji 12. sınıfta burslu olarak okuyan Aslan, 2010 yılında 190 sayfalık Melodim adlı gençlik romanı da yazdı. Geçen sene İtalyada düzenlenen 9. Şiir ve Tiyatro Duino Kalesi Uluslararası Yarışması 16 yaş kategorisinde Doğmamış Çocuktan Mektup şiiri ile Övgüye Değer Şiir Ödülünü kazanan Aslan, bu yıl da aynı yarışmaya jürinin özel davetlisi olarak katılıp Zümrüd-ü Anka şiiri ile yarışmanın en prestijli ödülü olan İtalya Cumhurbaşkanlığı madalyası ve yayımlanma ödülünün sahibi oldu. Fakat 23 Mart 2014 tarihinde İtalyadaki Duino Şatosunda yapılacak olan ödül törenine Neslişah Aslan, aynı tarihe denk gelen Yükseköğretime Geçiş Sınavına (YGS) katılacağından dolayı gidemeyecek.YARIŞMAYI BEN KAZANDIM, ÖDÜLÜMÜ BABAM ALIYORYarışmayı kazandığı için çok mutlu olduğunu fakat gidemediği için üzgün olduğunu belirten Neslişah Aslan, Geçen sene İtalyada Castello Di Duino Şiir Yarışmasına Milli Eğitim Bakanlığının duyurusu ile katıldım. Orada 16 yaş kategorisinde Övgüye Değer Şiir Ödülünü kazandım. Daha sonra jüri üyeleri beni bu seneki yarışmaya davet ettiler. Bu seneki şiir konsepti ise Ben ve Sen idi. Ben daha çok tarihi olayları yazmaktan hoşlanıyorum. Geçen sene Avrupa Birliği Öykü Yarışmasında Sonsuzluğun Ezgisi adlı öykümle mansiyon ödülü kazandım. Bu ödül ile ülkemi Belçika ve İrlandada temsil etme hakkı kazandım. Orada 1453 fethini ve Fatih Sultan Mehmeti anlatmıştım. Bu seneki Sen ve Ben konulu şiirde Zümrüd-ü Ankayı anlattım. Yazarken felsefi bilgileri kullandım. Bu yüzden derin araştırmalar yaptım. Hint ve Mısır felsefesini, Phoenixi, Yunan mitolojisini araştırdım. Bunun sonucunda da bu şiirim ortaya çıktı. Bu seneki şiir yarışmasına 90 ülkeden 950 şiir katıldı. Ben de onların arasından en iyisi olmayı hak kazandım. Ülkemi ve şehrimi temsil ettiğim için de çok mutluyum. Çünkü bu sene en büyük ödül olan Cumhurbaşkanlığı madalyasını almaya hak kazandım. Çok gururluyum. Fakat ödül törenim ile YGS sınavım aynı güne denk geliyor. Bu benim için üzücü bir durum ama bunun üstesinden de gelmeye çalışacağız. Büyük bir ihtimal ile ödül törenine babamı göndereceğim dedi.KIZIMLA GURUR DUYUYORUMKazandığı ödül nedeniyle kızıyla gurur duyduğunu ifade eden Neslişah Aslanın babası ve aynı zamanda Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Meslek Yüksekokulu El Sanatları Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Tamer Aslan, Kızımın birçok alanda uğraşları var. Biz bile bazen bunları takip etmekte zorlanıyoruz ama kızımız bizi mutlu eden bir çocuk. Kızımın ulusal ve uluslararası anlamda birçok başarısı var. Katıldığı festivaller, sempozyumlar, yayınlanmış kitabı var. Bunların dışında İngiliz Kraliyet Müzik Okulları (The Associated Board Of The Royal Schools Of Music) ile ilgili çalışmaları var. Bu okulun açtığı tüm dünyanın katılımı olan bu sınavlarda 8 aşamalı sınavın sekizini de geçti. Şimdi diploma aşamasında. Ancak kızım bu sene lise son sınıfta, yoğun bir şekilde üniversite sınavlarına hazırlanıyor. Dolayısıyla mecburen diploma aşamasına ara vermek zorunda kaldı. Kültür Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı duyuru ile geçen yıl İtalyada düzenlenen şiir yarışmasına 16 yaş grubu kategorisinde katıldı. Bu yarışmada kızım Övgüye Değer Şiir Ödülünü aldı. Bu sene de yine İtalyadaki yarışmaya jürinin özel daveti ile katıldı. Önceki akşam da bizi İtalyadan telefon ile arayıp büyük ödül olan Cumhurbaşkanlığı madalyasını kazandığını söylediler. Bu ödül bu yarışmanın en büyük ödülü oluyor. İtalyadaki ödül töreni ile üniversite sınavları aynı tarihe denk geliyor. Bu konuda ne yapacağımızı bilemiyorum. Kızımın hem Samsunu hem de ülkemizi en iyi şekilde temsil ettiğini düşünüyorum diye konuştu.(İHA)
Zaman
Son Dakika
07.02.2014
DünyabirincisiolduamaödülünüalmayagidemeyecekDünya birincisi oldu ama ödülünü almaya gidemeyecek
Gül: Acilen hukukun üstünlüğü standartları sağlanmalı
Zaman
28.01.2014
14:37
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İtalyayı ziyareti öncesi bu ülkenin iki gazetesine birer demeç vererek, yolsuzluk operasyonlarından sonra ortaya atılan paralel devlet ve komplo teorileri başta olmak üzere, Türkiyede son dönemde yaşanan gelişmeler, yeniden aday olup olmayacağı, dış politika ve ekonomiye ilişkin açıklamalar yaptı.İtalyan mevkidaşı Giorgio Napolitanonun daveti üzerine 28-31 Ocak tarihleri arasında bu ülkeye bir ziyaret gerçekleştirecek olan Abdullah Gül, ülkenin yüksek tirajlı gazetelerinden Corriere della Seradan Antonio Ferrari ile ekonomi ağırlıklı Il Sole 24 Oreden Alberto Negriye birer röportaj verdi.Corriere della Sera, Gül, Ankara komploların gölgesinde. Negatif anlar yaşıyoruz, tekrar ışıldayacağız başlığıyla çıkan gazetede, aşırı bir büyüme göstererek, Müslüman dünyasına örnek olan Türkiyenin, Ak Parti içinde de olan güç mücadeleleri yüzünden düşüşe geçtiği, böylece Türkiye ile dostları ve müttefiklerini titrettiği yorumu yapıldı. Bu nedenle Gülün, Türkiyenin Avrupa Birliğine girişinin stratejik önemine değinerek, röportaj boyunca 4 kez acilen en üst düzeyde hukukun üstünlüğüne ilişkin standartların sağlanması ve daha fazla demokrasinin gerektiğine değindiği belirtildi. GEZİ OLAYLARI VE 2013TEKİ DİĞER OLUMSUZ GELİŞMELER, TÜRKİYENİN BAŞARISINI GÖLGELEDİGezi Parkı protestoları, cezaevindeki gazetecilerin sayısındaki çokluk, yolsuzluk operasyonlarından dolayı yargıya ve polis yetkililerine acımasız baskıları, Olimpiyatların İstanbula verilmemesi konularının ard arda hatırlatıldığı Gülün içini çekerek, Evet, doğru. Haklısınız. 2013 yılında, Türkiyenin başarısına gölge düşüren ve ülkemizi seven herkese acı çektiren olumsuz olaylar yaşadık. 2014 yılında, yeniden parlamak için mümkün olan her şey yapılacaktır ifadelerini kullandığı kaydedildi.DEVLET AYGITI İÇERİSİNDE HUKUK İLE TAM UYUMLU OLUNMALIBaşbakan Recep Tayyip Erdoğanın, bir komplo ve Türkiyede bir paralel devletin olduğu iddiasına katılıp katılmadığı sorulan ve Bürokrasi içinde kimileri var, devlete hizmet etme zorunluluğuna karşın, ayrı bir dayanışma içine giriyorlar cevabı veren Gül, bu sözlerle Fethullah Güleni kastedip etmediği sorusuna ise, Kişilerden, fikirlerden, dini duygulardan ya da etnisiteden bahsetmiyorum. Devlet aygıtı içerisinde, hukuk ile tam uyum olmalıdır. Bunun ihlali durumunda, müdahale etmek doğrudur diye karşılık verdi.GÜLENLE BULUŞTUNUZ MU?Gerçeği söyleyin: ABDye gittiğinizde Gülenle buluştunuz mu? sorusuna muhatap olan Gül, Hayır, ancak bu konu hakkında konuşmaya devam etmek istemiyorum dedi. Gülenin kendisine mektup yazıp yazmadığı konusunda ise Gül, Evet yazdı. Her Türk vatandaşının bana mektup yazmaya hakkı vardır dedi. KAYGI VERİCİ GELİŞMELER GAZETECİLERİN SUÇU DEĞİLGülen konusunda daha fazla açıklama yapmama eğiliminden dolayı yazarın, Bu soruları size soruyorum çünkü geçtiğimiz günlerde kaygı verici ve korkutucu şeyler gördük. Bu gazetecilerin suçu değil yorumuna Abdullah Gül, Evet, doğru. Türkiyeye zarar veren şeylerin varlığını çok iyi biliyorum. Bu nedenle, sesimi çıkarıyorum diye karşılık verdi. PUTİN VE MEDVEDEV GİBİ OLACAKLAR MI?Yeniden Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı, Putin-Medvedev ikilisi gibi Erdoğanla koltuk değiştirip değiştirmeyeceği sorulan Gül, bunun için henüz erken olduğunu, zamanı geldiğinde ailesiyle bu konuyu görüştükten sonra kararını vereceğini kaydederek, Ailenin sadece eşim ve çocuklarımdan oluşmadığı aşikar, Ak Parti de buna dahil dedi. SIFIR SORUNDAN SIFIR KOMŞUYATürkiyenin dış politikada sıfır sorun anlayışından uzaklaşarak, Suriye, Mısır, İsrail ve belki de İran ve Irakla problemli olduğu hatırlatılan, ancak öncelikle Suriyeye ilişkin açıklama yapması istenen Gül, Durum, dışişleri bakanlığım dönemindekine nazaran derinlemesine değişti. O zaman rejimi çok iyi tanıyorduk, ama başarılı bir örnek olmak için kuvvetli olmaya, bölgenin istikrarı ve refahı için rejimle işbirliği yapmaya çalışıyorduk. Arap Baharı geldiğinde, Suriyede de kocaman bir demokrasi sorusu ortaya çıktı. Rejim, halihazırdaki duruma ulaşılana kadar silahlarla muhalefete müdahale etti. Ilımlı bir muhalefet var değerlendirmesinde bulundu. EL KAİDE BİZİ DE TEHLİKEYE SOKUYORSuriyede artık El Kaideye yakın aşırı grupların hükmü olduğu hatırlatılan Gül bu konuda ise şunları kaydetti: Bu durumdan dolayı sınır bölgelerinde biz de risk altındayız. Orada acımasızca korkunç suçlar ortaya çıktığını gördüğümüzde irade ortaktı: ABD, Fransa, Almanya, İtalya, hepsi bizim değerlendirmelerimiz konusunda hemfikirdi. Sonra müttefiklerimizin pozisyonunun retorikten (güzel söz söyleme sanatı)ibaret kaldığını gördük, artık bir ağırlığı kalmamıştı. Bu noktada biz, pozisyonumuzu yeniden ölçüp, biçmek zorundayız. ESED Mİ AŞIRI GRUPLAR MI?Beşar Esed mi radikal rakipleri mi daha iyi?ö sorusu yöneltilen Gül, Bu yaklaşımı utanç verici b
Zaman
Son Dakika
28.01.2014
GülAcilenhukukunüstünlüğüstandartlarısağlanmalıGül Acilen hukukun üstünlüğü standartları sağlanmalı
Gül: Acilen hukukun üstünlüğü standartları sağlanmalı
Zaman
28.01.2014
14:37
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İtalyayı ziyareti öncesi bu ülkenin iki gazetesine birer demeç vererek, yolsuzluk operasyonlarından sonra ortaya atılan paralel devlet ve komplo teorileri başta olmak üzere, Türkiyede son dönemde yaşanan gelişmeler, yeniden aday olup olmayacağı, dış politika ve ekonomiye ilişkin açıklamalar yaptı.İtalyan mevkidaşı Giorgio Napolitanonun daveti üzerine 28-31 Ocak tarihleri arasında bu ülkeye bir ziyaret gerçekleştirecek olan Abdullah Gül, ülkenin yüksek tirajlı gazetelerinden Corriere della Seradan Antonio Ferrari ile ekonomi ağırlıklı Il Sole 24 Oreden Alberto Negriye birer röportaj verdi.Corriere della Sera, Gül, Ankara komploların gölgesinde. Negatif anlar yaşıyoruz, tekrar ışıldayacağız başlığıyla çıkan gazetede, aşırı bir büyüme göstererek, Müslüman dünyasına örnek olan Türkiyenin, Ak Parti içinde de olan güç mücadeleleri yüzünden düşüşe geçtiği, böylece Türkiye ile dostları ve müttefiklerini titrettiği yorumu yapıldı. Bu nedenle Gülün, Türkiyenin Avrupa Birliğine girişinin stratejik önemine değinerek, röportaj boyunca 4 kez acilen en üst düzeyde hukukun üstünlüğüne ilişkin standartların sağlanması ve daha fazla demokrasinin gerektiğine değindiği belirtildi. GEZİ OLAYLARI VE 2013TEKİ DİĞER OLUMSUZ GELİŞMELER, TÜRKİYENİN BAŞARISINI GÖLGELEDİGezi Parkı protestoları, cezaevindeki gazetecilerin sayısındaki çokluk, yolsuzluk operasyonlarından dolayı yargıya ve polis yetkililerine acımasız baskıları, Olimpiyatların İstanbula verilmemesi konularının ard arda hatırlatıldığı Gülün içini çekerek, Evet, doğru. Haklısınız. 2013 yılında, Türkiyenin başarısına gölge düşüren ve ülkemizi seven herkese acı çektiren olumsuz olaylar yaşadık. 2014 yılında, yeniden parlamak için mümkün olan her şey yapılacaktır ifadelerini kullandığı kaydedildi.DEVLET AYGITI İÇERİSİNDE HUKUK İLE TAM UYUMLU OLUNMALIBaşbakan Recep Tayyip Erdoğanın, bir komplo ve Türkiyede bir paralel devletin olduğu iddiasına katılıp katılmadığı sorulan ve Bürokrasi içinde kimileri var, devlete hizmet etme zorunluluğuna karşın, ayrı bir dayanışma içine giriyorlar cevabı veren Gül, bu sözlerle Fethullah Güleni kastedip etmediği sorusuna ise, Kişilerden, fikirlerden, dini duygulardan ya da etnisiteden bahsetmiyorum. Devlet aygıtı içerisinde, hukuk ile tam uyum olmalıdır. Bunun ihlali durumunda, müdahale etmek doğrudur diye karşılık verdi.GÜLENLE BULUŞTUNUZ MU?Gerçeği söyleyin: ABDye gittiğinizde Gülenle buluştunuz mu? sorusuna muhatap olan Gül, Hayır, ancak bu konu hakkında konuşmaya devam etmek istemiyorum dedi. Gülenin kendisine mektup yazıp yazmadığı konusunda ise Gül, Evet yazdı. Her Türk vatandaşının bana mektup yazmaya hakkı vardır dedi. KAYGI VERİCİ GELİŞMELER GAZETECİLERİN SUÇU DEĞİLGülen konusunda daha fazla açıklama yapmama eğiliminden dolayı yazarın, Bu soruları size soruyorum çünkü geçtiğimiz günlerde kaygı verici ve korkutucu şeyler gördük. Bu gazetecilerin suçu değil yorumuna Abdullah Gül, Evet, doğru. Türkiyeye zarar veren şeylerin varlığını çok iyi biliyorum. Bu nedenle, sesimi çıkarıyorum diye karşılık verdi. PUTİN VE MEDVEDEV GİBİ OLACAKLAR MI?Yeniden Cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı, Putin-Medvedev ikilisi gibi Erdoğanla koltuk değiştirip değiştirmeyeceği sorulan Gül, bunun için henüz erken olduğunu, zamanı geldiğinde ailesiyle bu konuyu görüştükten sonra kararını vereceğini kaydederek, Ailenin sadece eşim ve çocuklarımdan oluşmadığı aşikar, Ak Parti de buna dahil dedi. SIFIR SORUNDAN SIFIR KOMŞUYATürkiyenin dış politikada sıfır sorun anlayışından uzaklaşarak, Suriye, Mısır, İsrail ve belki de İran ve Irakla problemli olduğu hatırlatılan, ancak öncelikle Suriyeye ilişkin açıklama yapması istenen Gül, Durum, dışişleri bakanlığım dönemindekine nazaran derinlemesine değişti. O zaman rejimi çok iyi tanıyorduk, ama başarılı bir örnek olmak için kuvvetli olmaya, bölgenin istikrarı ve refahı için rejimle işbirliği yapmaya çalışıyorduk. Arap Baharı geldiğinde, Suriyede de kocaman bir demokrasi sorusu ortaya çıktı. Rejim, halihazırdaki duruma ulaşılana kadar silahlarla muhalefete müdahale etti. Ilımlı bir muhalefet var değerlendirmesinde bulundu. EL KAİDE BİZİ DE TEHLİKEYE SOKUYORSuriyede artık El Kaideye yakın aşırı grupların hükmü olduğu hatırlatılan Gül bu konuda ise şunları kaydetti: Bu durumdan dolayı sınır bölgelerinde biz de risk altındayız. Orada acımasızca korkunç suçlar ortaya çıktığını gördüğümüzde irade ortaktı: ABD, Fransa, Almanya, İtalya, hepsi bizim değerlendirmelerimiz konusunda hemfikirdi. Sonra müttefiklerimizin pozisyonunun retorikten (güzel söz söyleme sanatı)ibaret kaldığını gördük, artık bir ağırlığı kalmamıştı. Bu noktada biz, pozisyonumuzu yeniden ölçüp, biçmek zorundayız. ESED Mİ AŞIRI GRUPLAR MI?Beşar Esed mi radikal rakipleri mi daha iyi?ö sorusu yöneltilen Gül, Bu yaklaşımı utanç verici b
Zaman
Ana Sayfa
28.01.2014
GülAcilenhukukunüstünlüğüstandartlarısağlanmalıGül Acilen hukukun üstünlüğü standartları sağlanmalı
Korsika’daki esir Kayserililerin mektubu 100 yıl sonra geldi
Zaman
14.12.2013
01:53
1913 yılında Arjantin’e giden ve orada üç yıl çalışan Kayserili Osmanlı vatandaşları, seferberlik emri üzerine bir Fransız vapuruna binerek anavatana doğru yola çıkmışlardı.Umulmadık bir şekilde Fransa’nın Marsilya şehrinde esir edilen Kayserililer’in, Osmanlı Hariciye Nezareti’ne yani Dışişleri Bakanlığı’na gönderdikleri “Feryatname” adını verdikleri mektup 100 yıl sonra ortaya çıktı. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde yer alan ve Yedikıta Dergisi’nin son sayısında yayınladığı mektupta, Marsilya’nın Korsika Adası’ndaki kampta tutulan 9 kişi, orada yaşadıklarını anlatıyor. Bern Osmanlı Sefiri Fuad Selim Bey’e hitaben yazılan mektupta esirler, uzun yıllar memleketlerinden haber alamadıklarını, Türkçe mektup yazmalarına bile izin verilmediğini dile getiriyor. Esirler namaz kılmadıklarını, oruç tutamadıklarını da belirtmişler.
Zaman
Ana Sayfa
14.12.2013
Korsika’dakiesirKayserililerin/">Kayserililerinmektubu100yılsonrageldiKayserililerin-mektubu-100-yıl-sonra-geldi/">Korsika’daki esir Kayserililerin mektubu 100 yıl sonra geldi
Korsika'da esir düşen Kayserililerin 'Feryatname'si 100 yıl sonra bulundu
Zaman
13.12.2013
16:05
Fransa’nın Marsilya şehrinde esir edilen Kayserililer, Osmanlı Hariciye Nezaretine (Dışişleri Bakanlığı) gönderdikleri Feryatname adını verdikleri mektup 100 yıl sonra ortaya çıktı. Son yüzyılda Osmanlı coğrafyasında pek çok savaşın yenilgi ile neticelenmesi, geçimini sağlamakta zorlanan Anadolu halkından bir grup Osmanlı vatandaşı Kayserili de 1913 yılında Arjantin’e gitti. Ancak üç yıl sonra seferberlik emri üzerine bir Fransız vapuruna binerek anavatana doğru dönüş yoluna çıkan Kayserililerin kaderi, Buenos Aires’ten hareket ettikten bir ay sonra Fransa’nın Marsilya şehrine ulaşınca değişmiş. Vapurdan bütün yolcular şehre çıkabildiği halde Kayserililer’in çıkışına izin verilmez. Bir iki saat sonra polis onları alıp karakola götürür. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde ortaya çıkan ve Yedikıta Dergisi’nin, son sayısında yayınladığı mektuba göre, dramatik hikaye Kayseri’nin Develi kazasından yola çıkan dokuz Osmanlı vatandaşının, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e gitmesiyle başlıyor. Aslında Arjantin’de her şey yolundadır. 1913 yılında Buenos Aires’e giden ve orada üç yıl çalışan Osmanlı vatandaşları, Sabah gazetesinde yayınlanan emir (seferberlik) üzerine bir Fransız vapuruna binerek yola çıkıyor. KARAYA AYAK BASMADAN TUTUKLANDILARFransız vapuru, Buenos Aires’ten hareket ettikten bir ay sonra Fransa’nın Marsilya şehrine ulaşır. Vapurdan bütün yolcular şehre çıkabildiği halde Kayserililerin çıkışına izin verilmez. Bir iki saat sonra polis onları alıp doğruca karakola götürür. Ne olduğunu anlayamayan bu masum insanların, kendileri yoldayken 5 Kasım 1914’te Fransa’nın Osmanlı Devleti’ne, 11 Kasım’da da Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya savaş ilan ettiğinden haberleri bile yoktur. Böylece, yolculuk esnasında sivil Osmanlı esiri durumuna düşmüş olanlan, Marsilya’dan Korsika Adası’na gönderilerek esir kampına konuldu. Bu kamptan kaleme aldıkları ve esir olarak yaşadıkları günleri anlattıkları mektup, 1916’da bir Alman savaş esiri vasıtasıyla İsviçre’nin Bern şehrindeki Almanya Elçiliği’ne teslim edilmiş. Mektup, daha sonra Osmanlı Devleti’nin Bern Elçisi Fuad Selim Bey’e ulaştırılmış. Osmanlı esirlerinin kendi tabirleriyle “feryadname” adını verdikleri ve ancak 10 Nisan 1918 tarihinde Hariciye Nezareti’ne takdim edilmiş olan mektupta şunlar yazıyor:“Feryatnâme. Bern Osmanlı Sefiri Fuad Selim Bey’e; Beyefendi, bizler Türkiye Anadolusu’nun Kayseri sancağına tâbi Develi kazası ahalisindeniz. Üç seneden beri ailemizin geçimi için Amerika’nın Buenos Aires şehrinde çalışmakta idik. Mukaddes vatanımıza kavuşmak hevesiyle ve Sabah gazetesinin ilan ettiği seferberlik emri üzerine harp ilanından evvel Buenos Aires Şehbenderhanesi’ne (konsolosluk) giderek pasaportlarımızı aldık. Fransız vapuruyla Buenos Aires’ten hareket ettikten bir ay sonra Marsilya’ya geldik. Bizleri vapurdan bütün siviller çıkana kadar bırakmadılar. Bir iki saat sonra polis bizleri alıp doğruca karakola götürdü, pasaportlarımıza bakıp bizleri Anton Fareş isminde bir otelciye teslim etti. Meğer bizler vapurda gelirken Türkiye ile Fransa arasında harp ilan olunmuş. Marsilya’ya geldiğimizde bizim konsolos on gün evvel Marsilya’dan hareket etmiş. Türkiye’ye gitmek için müsaade talep ettik, vermediler. İtalya’ya, Bulgaristan’a ve Yunanistan’a dahi yol vermediler. Bu halde Marsilya’da otuz sekiz gün serbest bıraktılar. Birkaç gün evvel iki polis ile otelci ve bir komiser saat beş raddelerinde gelip bizlerden zorla bin 160 frank aldılar. Otelci, üç gün sonra sabahleyin hepimizi kaldırıp bir vapura götürdü. Yarım saat sonra beş yüzü aşan Alman ve Avusturyalı savaş esiriyle beraber Fransa’nın Korsika Adası’na getirdiler, bir kışlada esir ettiler. TÜRKÇE MEKTUP DAHİ YAZDIRMIYORLARAh! Beyefendi bunca zamandır memleketimizden ne mektubumuz ne paramız ne elbisemiz geliyor. Bu yatalak hasta haline düşen aciz insanlar size halini arz ediyor. Bizlere Türkçe mektup dahi yazdırmıyorlar. Bizler ise ne Fransızca ne Almanca lisan biliyoruz. Burada Alman ve Avusturyalıların içerisinde sefil ve perişan bir halde geziyoruz. Merhamet ediniz. Vicdanlı yüreğinizden cümlemiz rica ve istirham eyliyoruz. Marsilya’da olan paramız için Marsilya resmi dairelerine birkaç defa mektup yazdırdık. Bu şikâyetimiz üzerine 617 frank geldi. Kalan 543 frank için tekrar vali ve Amerika Konsolosu’na birkaç defa mektup yazdırdık, bir cevap alamadık. Ne bu paramızı alabiliyoruz ne de memleketten paramız ve de mektubumuz geliyor. NAMAZ KILAMIYOR ORUÇ TUTAMIYORUZBir de dikkatinizi çekecek bir mesele ki bu her gün için verdikleri pirinç ve mercimek çorbasıdır. Yenecek bir hali yoktur. Ne yapalım, takdir-i İlahî böyle imiş. Cenâb-ı Hak bizi bir an evvel şu bedbahtlıktan kurtarsın, âmin. Bizler yalnız dokuz kişiyiz. İbadetlerimize dair hiçbir şey yapamıyoruz. Ne namaz, ne oruç. Başka bir Türk kampına gitmek için müsaade talep eyledik, bir cevap alamadık. Afede
Zaman
Son Dakika
13.12.2013
KorsikadaesirdüşenKayserililerin/">KayserililerinFeryatnamesi100yılsonrabulunduKayserililerin-Feryatnamesi-100-yıl-sonra-bulundu/">Korsikada esir düşen Kayserililerin Feryatnamesi 100 yıl sonra bulundu
Avukatlardan DTK'ya uyarı: Hiçbir vesayeti kabul etmeyiz
Zaman
02.10.2013
01:57
Terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) tepki sesleri yükseldi.DTK’nın hafta sonu Diyarbakır’da düzenlediği ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’nı protesto eden bir grup avukatın, toplantıya uyarı niteliğinde bir mektup gönderdiği ortaya çıktı. Avukatlar, mektupta şu ifadeleri kullandı: “Bizler meslekî faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin gereği olarak üzerimizde ne sivil, ne askerî, ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmeyiz.”Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) avukatlar tepki gösterdi. Resmiyette hiçbir varlığı olmamasına rağmen sivil toplum kuruluşu gibi çalışan, komisyonları ve delegeleri olan DTK, geçen hafta sonu ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ düzenledi. Kayapınar Belediyesi’nin kültür merkezinde yapılan konferansa bölgedeki bazı avukatların yanı sıra DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, BDP’li vekiller Özdal Uçer ve Hasip Kaplan, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ve Van Belediye Başkanı Bekir Kaya katıldı. Konferansta Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj da okundu.DTK’nın hukukçular adına bu konferansı düzenlemesine tepki gösteren farklı siyasî parti ve grupların üyesi Diyarbakırlı 19 avukat ise konferansa okunması için bir mektup gönderdi. Konferansta okunmayan mektupta avukatlar, silahlı mücadelenin bittiğini hatırlattı. Kürt meselesinin bir sınıfın, grubun, ideolojinin değil, bir milletin birliği ve kaderini tayin etme meselesi olduğu belirtilerek, “Kürdistan’ın kuzeyinde büyük bedellere mal olan 30 yıllık silahlı mücadele, yeni süreçte durdurulmuş ve bu yöntemin, siyasal sorunun çözümünde artık işlevselliğini kaybettiği deklare edilmiştir. Bize göre de bu tespit son derece doğrudur ve sürecin kalıcı olması gerekir. Çünkü hakların ve özgürlüklerin elde edilmesinde, silahlı mücadele yöntemi başvurulacak en zor, en zahmetli, en kötü yoldur.” denildi.Mektupta demokratik imkânlar mevcutsa, silahlı yöntemin haram olduğu vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı: “Çağımızın ruhu, Kürtlerin siyasal haklarını elde etmesinde izleyecekleri yol ve yöntemlerin demokratik ve sivil olmasını gerektiriyor. Diplomasi ve seçim yöntemiyle, şiddetten uzak bir hak mücadelesi yürütmeleri gerekmektedir. Meşru olmayan araç ve yöntemlerle, meşru ve haklı bir amaca ulaşılamaz.”Konferansın düzenlenme şekli de eleştirilen mektupta şöyle denildi: “Şimdi siz, ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ adıyla bir konferans düzenlemektesiniz. Bu konferansı düzenleme kararı, siyasî bir grup (DTK) tarafından alınmıştır. Karardan önce bu grup, kendi çevresinin dışında ne siyasî ne de avukat-hukukçu kesimler veya kişilerle istişarede bulunmamış, hiç kimsenin önerilerini ve fikirlerini almamıştır. Konferansa iki gün kala aşağıda biz imzası olan kimimize de konferansa katılma önerisi getirilmiştir. Birlikte iş yapmanın da birlik oluşturmanın da usulü bu değildir; ve olmamalıdır.Doğru olan, baro ve avukatların hiçbir partiye, ideolojik bir gruba, bir tarikat veya bir cemaate dayanmadan; tamamen bağımsız, tarafsız bir şekilde mesleki kurumlaşmalarını sağlamalarıdır. Bizler, kendimizi sadece ve sadece Kürt-Kürdistani hak savunucusu, demokrat avukatlar olarak ifade etmekteyiz. Elbette her birimizin farklı siyasî fikri, dinî, ideolojik tutumları olabilir. Ancak bizler mesleki faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin zorunlu gereği olarak da, üzerimizde ne sivil ne askerî ve ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmedik, etmiyoruz.”
Zaman
Ana Sayfa
02.10.2013
AvukatlardanDTKyauyarıHiçbirvesayetikabuletmeyizAvukatlardan DTKya uyarı Hiçbir vesayeti kabul etmeyiz
Avukatlardan DTK'ya uyarı: Hiçbir vesayeti kabul etmeyiz
Zaman
02.10.2013
01:54
Terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) tepki sesleri yükseldi.DTK’nın hafta sonu Diyarbakır’da düzenlediği ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’nı protesto eden bir grup avukatın, toplantıya uyarı niteliğinde bir mektup gönderdiği ortaya çıktı. Avukatlar, mektupta şu ifadeleri kullandı: “Bizler meslekî faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin gereği olarak üzerimizde ne sivil, ne askerî, ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmeyiz.”Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) avukatlar tepki gösterdi. Resmiyette hiçbir varlığı olmamasına rağmen sivil toplum kuruluşu gibi çalışan, komisyonları ve delegeleri olan DTK, geçen hafta sonu ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ düzenledi. Kayapınar Belediyesi’nin kültür merkezinde yapılan konferansa bölgedeki bazı avukatların yanı sıra DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, BDP’li vekiller Özdal Uçer ve Hasip Kaplan, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ve Van Belediye Başkanı Bekir Kaya katıldı. Konferansta Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj da okundu.DTK’nın hukukçular adına bu konferansı düzenlemesine tepki gösteren farklı siyasî parti ve grupların üyesi Diyarbakırlı 19 avukat ise konferansa okunması için bir mektup gönderdi. Konferansta okunmayan mektupta avukatlar, silahlı mücadelenin bittiğini hatırlattı. Kürt meselesinin bir sınıfın, grubun, ideolojinin değil, bir milletin birliği ve kaderini tayin etme meselesi olduğu belirtilerek, “Kürdistan’ın kuzeyinde büyük bedellere mal olan 30 yıllık silahlı mücadele, yeni süreçte durdurulmuş ve bu yöntemin, siyasal sorunun çözümünde artık işlevselliğini kaybettiği deklare edilmiştir. Bize göre de bu tespit son derece doğrudur ve sürecin kalıcı olması gerekir. Çünkü hakların ve özgürlüklerin elde edilmesinde, silahlı mücadele yöntemi başvurulacak en zor, en zahmetli, en kötü yoldur.” denildi.Mektupta demokratik imkânlar mevcutsa, silahlı yöntemin haram olduğu vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı: “Çağımızın ruhu, Kürtlerin siyasal haklarını elde etmesinde izleyecekleri yol ve yöntemlerin demokratik ve sivil olmasını gerektiriyor. Diplomasi ve seçim yöntemiyle, şiddetten uzak bir hak mücadelesi yürütmeleri gerekmektedir. Meşru olmayan araç ve yöntemlerle, meşru ve haklı bir amaca ulaşılamaz.”Konferansın düzenlenme şekli de eleştirilen mektupta şöyle denildi: “Şimdi siz, ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ adıyla bir konferans düzenlemektesiniz. Bu konferansı düzenleme kararı, siyasî bir grup (DTK) tarafından alınmıştır. Karardan önce bu grup, kendi çevresinin dışında ne siyasî ne de avukat-hukukçu kesimler veya kişilerle istişarede bulunmamış, hiç kimsenin önerilerini ve fikirlerini almamıştır. Konferansa iki gün kala aşağıda biz imzası olan kimimize de konferansa katılma önerisi getirilmiştir. Birlikte iş yapmanın da birlik oluşturmanın da usulü bu değildir; ve olmamalıdır.Doğru olan, baro ve avukatların hiçbir partiye, ideolojik bir gruba, bir tarikat veya bir cemaate dayanmadan; tamamen bağımsız, tarafsız bir şekilde mesleki kurumlaşmalarını sağlamalarıdır. Bizler, kendimizi sadece ve sadece Kürt-Kürdistani hak savunucusu, demokrat avukatlar olarak ifade etmekteyiz. Elbette her birimizin farklı siyasî fikri, dinî, ideolojik tutumları olabilir. Ancak bizler mesleki faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin zorunlu gereği olarak da, üzerimizde ne sivil ne askerî ve ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmedik, etmiyoruz.”
Zaman
Güncel
02.10.2013
AvukatlardanDTKyauyarıHiçbirvesayetikabuletmeyizAvukatlardan DTKya uyarı Hiçbir vesayeti kabul etmeyiz
DTK'ya manifesto: Vesayeti kabul etmeyiz
Zaman
02.10.2013
01:53
Terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) tepki sesleri yükseldi.DTK’nın hafta sonu Diyarbakır’da düzenlediği ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’nı protesto eden bir grup avukatın, toplantıya uyarı niteliğinde bir mektup gönderdiği ortaya çıktı. Avukatlar, mektupta şu ifadeleri kullandı: “Bizler meslekî faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin gereği olarak üzerimizde ne sivil, ne askerî, ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmeyiz.”Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede terör örgütü KCK’nın dört ana yapısından biri olduğu iddia edilen Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) avukatlar tepki gösterdi. Resmiyette hiçbir varlığı olmamasına rağmen sivil toplum kuruluşu gibi çalışan, komisyonları ve delegeleri olan DTK, geçen hafta sonu ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ düzenledi. Kayapınar Belediyesi’nin kültür merkezinde yapılan konferansa bölgedeki bazı avukatların yanı sıra DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, BDP’li vekiller Özdal Uçer ve Hasip Kaplan, BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ve Van Belediye Başkanı Bekir Kaya katıldı. Konferansta Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj da okundu.DTK’nın hukukçular adına bu konferansı düzenlemesine tepki gösteren farklı siyasî parti ve grupların üyesi Diyarbakırlı 19 avukat ise konferansa okunması için bir mektup gönderdi. Konferansta okunmayan mektupta avukatlar, silahlı mücadelenin bittiğini hatırlattı. Kürt meselesinin bir sınıfın, grubun, ideolojinin değil, bir milletin birliği ve kaderini tayin etme meselesi olduğu belirtilerek, “Kürdistan’ın kuzeyinde büyük bedellere mal olan 30 yıllık silahlı mücadele, yeni süreçte durdurulmuş ve bu yöntemin, siyasal sorunun çözümünde artık işlevselliğini kaybettiği deklare edilmiştir. Bize göre de bu tespit son derece doğrudur ve sürecin kalıcı olması gerekir. Çünkü hakların ve özgürlüklerin elde edilmesinde, silahlı mücadele yöntemi başvurulacak en zor, en zahmetli, en kötü yoldur.” denildi.Mektupta demokratik imkânlar mevcutsa, silahlı yöntemin haram olduğu vurgulanarak şu ifadeler kullanıldı: “Çağımızın ruhu, Kürtlerin siyasal haklarını elde etmesinde izleyecekleri yol ve yöntemlerin demokratik ve sivil olmasını gerektiriyor. Diplomasi ve seçim yöntemiyle, şiddetten uzak bir hak mücadelesi yürütmeleri gerekmektedir. Meşru olmayan araç ve yöntemlerle, meşru ve haklı bir amaca ulaşılamaz.”Konferansın düzenlenme şekli de eleştirilen mektupta şöyle denildi: “Şimdi siz, ‘Kuzey Kürdistan Hukukçular Konferansı’ adıyla bir konferans düzenlemektesiniz. Bu konferansı düzenleme kararı, siyasî bir grup (DTK) tarafından alınmıştır. Karardan önce bu grup, kendi çevresinin dışında ne siyasî ne de avukat-hukukçu kesimler veya kişilerle istişarede bulunmamış, hiç kimsenin önerilerini ve fikirlerini almamıştır. Konferansa iki gün kala aşağıda biz imzası olan kimimize de konferansa katılma önerisi getirilmiştir. Birlikte iş yapmanın da birlik oluşturmanın da usulü bu değildir; ve olmamalıdır.Doğru olan, baro ve avukatların hiçbir partiye, ideolojik bir gruba, bir tarikat veya bir cemaate dayanmadan; tamamen bağımsız, tarafsız bir şekilde mesleki kurumlaşmalarını sağlamalarıdır. Bizler, kendimizi sadece ve sadece Kürt-Kürdistani hak savunucusu, demokrat avukatlar olarak ifade etmekteyiz. Elbette her birimizin farklı siyasî fikri, dinî, ideolojik tutumları olabilir. Ancak bizler mesleki faaliyetlerimizin icrasında, hak ve adalet mücadelesinde, hukukçuluk mesleğinin zorunlu gereği olarak da, üzerimizde ne sivil ne askerî ve ne de siyasî hiçbir otorite ve vesayeti kabul etmedik, etmiyoruz.”
Zaman
Ana Sayfa
02.10.2013
DTKyamanifestoVesayetikabuletmeyizDTKya manifesto Vesayeti kabul etmeyiz
Aydınlar’dan Fenerbahçe başkanlığı açıklaması
Zaman
18.09.2013
16:52
Eski TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, düzenlediği basın toplantısında 2 Kasım da gerçekleştirilecek olan Fenerbahçe kongresinde başkanlığa aday olmayacağını ama kongrede Aziz Yıldırım ya da Aziz Yıldırımın vesayetini sürdürecek bir aday olursa, kararını gözden geçireceğini söyledi. Yaklaşık iki saat süren toplantı sonrasında Aydınlar, sözlerini gözyaşları içerisinde tamamlayarak toplantıya son verdi. Her zaman doğruların ve ahlakın yanında olacağını belirten Aydınlar, Tarih, gerçekleri gerçekten yazacak. Kim Fenerbahçeli kim değil, kim hain kim değil bunu herkes görecek. dedi.Aydınlar, UEFA, Milli Takım ve diğer kulüpler; 3 ila 5 yıl, Fenerbahçeyi 8 yıl kadar cezalandıracaktı. Ben Fenerbahçeyi çok daha büyük bir cezadan kurtardım. dedi.Fenerbahçenin fırsatları geri çevirdiğini belirten Aydınlar, Burada çok önemli bir ayrıntı. Fırsat bir değil, üç kez Fenerbahçe yöneticilerinin eline geçti. Kişilerin bekaları adına ellerinin tersiyle itildi. Ve durum buraya geldi. 15 Ağustosta o zaman önde gelen iki Fenerbahçe yöneticisiyle görüştüm. Bu sene Şampiyonlar Ligine gitmeyin dedim. Aynı gün Kendisinden şüphesi olanlar Avrupaya gitmesin diye söyledim. Bu kez UEFAdan çok hassas bir mesaj geldi. dedi.(UEFAdan gelen mektup okundu) Mehmet Ali Aydınlar, Uyarı üzerine Fenerbahçeli yöneticileri çağırdım. Mektubu onlara gösterdim. Arzu ederseniz UEFA yöneticileriyle görüşün dedim. Yöneticilerden biri ayağa kalktı. Şimdi yönetimi topluyorum, karar alıyoruz. Seneye Avrupaya gitmiyoruz dedi. Ertesi gün Kararı siz verin dediler. Trabzonsporun gideceğini programdayken öğrendim. Bir Fenerbahçe yöneticisi beni süreci iyi yönetememek ve sorun çıkarmakla suçladı. Fenerbahçe, Gelmiyoruz deseydi, 1 yıl ceza ile iş biterdi. Ben göndersem bile UEFA, Fenerbahçeyi almayacaktı. Milli Takım ve diğer kulüpler; 3 ila 5 yıl, Fenerbahçeyi 8 yıla kadar cezalandırılacaktı. Ben Fenerbahçeyi çok daha büyük bir cezadan kurtardım.Bundan sonra yöneticiler tribünlere oynamaya başladılar. Hala da devam ediyorlar. UEFAnın söylediği her şey oldu. Milli Takım 3 ila 5 yıl, Fenerbahçe 8 yıla kadar ceza alacaktı. Sadece taraftar yanıltılmaya çalışılıyor. Bu sene de benzer bir şey oldu. CAS ne karar alırsa alsın Avrupadayız dediler. Fenerbahçe men edildi. Yine taraftarı yanıltmaya çalıştılar. diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:Platini ile görüştük. Play-offa kadar karar vereceğimiz söyledik. Türk futbolu adına pazarlık yaptık ve başarılı olduk. Ele geçmez en büyük fırsatı ele geçirdik.İsviçrede UEFA teklifimizi kabul etti. Para ve puan cezalarıyla sadece 1 yıl menle bitirecektik. Herkes de mutabıktı. Başarmıştık ama hepsi sözlüydü. Infantino Bana yazın ben de size resmi belge göndereceğim dedi.ON BİNLERCE TACİZ MESAJI VE TEHDİT ALDIMEski TFF Başkanı , 3 Temmuz süreci sonrası hain ilan edilip hedef gösterildiklerini belirterek 10 binlerce taciz ve tehdit mesajı aldığını söyledi. 3 Temmuz süreci başladığında henüz 4 günlük TFF Başkanı olan Mehmet Aydınlar, basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. İlk olarak neden böyle bir toplantı düzenlediğini açıklayan Aydınlar, Neden böyle bir toplantıya gerek duydum bunu anlatmak istiyorum. Takdir edeceğiniz gibi sadece sportif olarak değil genel olarak ülkemizde en büyük gündem 3 Temmuz süreciydi. Süreç içinde en çok zarar görenlerden biri olarak bazı gerçekleri paylaşmaya karar verdim. Sportif anlamda hukuki süreç sona ermiştir. Konunun neticelenmesini bekledim. Şimdi Fenerbahçe ile ilgili kritik bir sürece girildi. Her gün ismim gündeme geliyor. Bugünün konuşmak için en doğru zaman olduğuna karar verdim. İsimlerden olabildiğince bahsetmeyeceğim. dedi.3 Temmuz sürecinde TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar olmasa ne olacaktı? sorusuyla konuşmasına devam eden Aydınlar, Bana o günkü tabloyu gösterdiklerinde durumun vahim olduğunu görmemek mümkün değildi. Bunu böyle tanımlamayan bu işten anlamıyor demektir. Sonra da ortaya çıktı. TFF Disiplin Talimatnamesini herkesin bilmesini istiyorum. Disiplin Talimatnamesi 72. maddesinde belirtildiği şekilde bir karar alabilirdim. Neden yapmadık? Masumiyet karinesi içerisinde toplantılar yaptık. Sağlıklı bir zemin oluşturmak için çalıştım. Tüm çabam ülkenin en değerli oluşumları olan kulüplerin en az zararla çıkması içindi. Karşılığında hain ilan edildik, hedef gösterildik. 10 binlerce taciz mesajı ve tehdit aldım. İtibarsızlaştırma kampanyası yapıldı. diye konuştu.
Zaman
En Çok Okunan
18.09.2013
Aydınlar’danFenerbahçebaşkanlığıaçıklamasıAydınlar’dan Fenerbahçe başkanlığı açıklaması
Mustafa Ünal - Menderes'in sonu, Gürsel'in sonu
Zaman
18.09.2013
01:58
Dün Adnan Menderes’in idam yıldönümüydü. 52 yıl önce idam sehpasına doğru yürürken ‘Hayata veda ettiğim şu anda milletime ebedi saadetler dilerim.’ sözüyle asaletini ortaya koyuyordu. Halk kahramanı olmasına bir ezan yetti.Ne Yassıada mahkemeleri itibarına halel getirdi ne de idamı... Bir ‘son mektup’ hikâyesi var. Yıllar önce yazmıştım, tekrar hatırlatmak isterim. En yakın arkadaşı Ethem Menderes’e, “Bunlar beni taksitle öldürüyorlar…” dediği Yassıada’da, ölümün gelmekte olduğunu hissettiği son günler... Nöbetçi askerlerden birinin kendisine saygılı davranması dikkatini çeker. Çekinerek, kısık sesle, “Yavrum nerelisin?” diye sorar. “Muşluyum.” cevabını alınca, Gıyasettin Emre’yi tanıyıp tanımadığını öğrenmek ister. 1950-60 yılları arasında Demokrat Parti’den Muş milletvekilliği yapan Gıyasettin Emre, Adnan Menderes’in siyaset arkadaşıdır. Asker, “Tanıyorum.” deyince, “Sana bir mektup versem ona ulaştırır mısın?” diye sorar. Aldığı cevap olumludur. Adnan Menderes’in “Veda mektubu” böylece Gıyasettin Emre’ye ulaşır. Oradan da kamuoyuna... Ama nedense pek fazla bilinmez. Elinde bastonuyla Meclis’e sık gelen Gıyasettin Emre’den mektubun hikâyesini ayrıntılı dinlemiştim. Her idam yıldönümünde hatırlarım o mektubu. En çarpıcı cümlesi şudur: “Dirimden korkmayacaktınız...” Mesaj yüklü can alıcı satırlar şöyle: “Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. İdam sehpasına metanetle gidiyorum. Bunu silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz?” Devamı var elbette: “Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes’in ölümü sizi ebediyete kadar takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen merhametim sizlerle beraberdir.” Darbelerle hesaplaşmak zaman aldı. Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat, 12 Eylül davalarının üzerinde Adnan Menderes’in ruhu dolaşıyor. Peki, Cemal Gürsel? Sonu ne oldu? Öğrenmek ister misiniz? Menderes’in idamından 5 yıl sonra Cüneyt Arcayürek, Cumhurbaşkanı Gürsel’le görüşmeye gider. Kelimelerle Gürsel’in fotoğrafını çizer. Anlattıkları, zihinlere kazınacak kadar çarpıcı ve dokunaklıdır. Demokrasi Dönemecinde Üç Adam serisinin ilk kitabında yer alan fotoğraf Arcayürek’in kaleminden aynen şöyledir: “İsteğim kabul edilmişti. Cumhurbaşkanı Gürsel, yarın sabah benimle görüşecekti... Gürsel’in çalışma odası penceresiz. Basit bir masa. Masanın önünde iki sandalye. 27 Mayıs ihtilalinin görkemli, bir zamanlar pek çok çevreye korku salan önderi demek ki burada bu denli basit koşullarda çalışıyordu.” “... Ne istersen sorabilirsin, dedi Gürsel. Son siyasal olaylardan söz etmesini rica ettim. Önceleri boğuk bir sesle ancak anlaşılır cümlelerle görüşlerini açıklıyordu, ben de not alıyordum. Sonraları ses, birden daha boğuklaştı. Söyledikleri anlaşılmıyordu. Not almam olanaksızlaşmıştı. Söylediklerinden tek sözcük yazamıyordum. Zira Gürsel konuşmuyor, sanki homurdanıyordu. (...) Ne kadar geçti bilmiyorum. Bir ara not defterimden başımı kaldırıp Gürsel’e baktım. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Gözyaşları... O boğuk ses. Artık bakmıyordum Gürsel’e. Kulağıma ağlamakla inlemek arasında sesler geliyordu. Yüreğimi bir el sıktı, sıktı. Not defterimi topladım. Ayağa kalktım…”Cemal Gürsel, Çankaya’da 7 yıllık süresini tamamlayamadı. Doktor raporuyla görevine son verildi. İsterseniz aynı kitaptan okumaya devam edelim: “Başbakan Demirel, raporun altındaki imzaları saydı: 38...” Raporu 38 doktor imzalamıştı. “Çok trajik bir sonuç, diye düşündü Demirel: Gürsel 38 arkadaşıyla Çankaya’dan Bayar’ı indirdi. 38 kişiyle devlet başkanı olarak Çankaya’ya çıktı. Yedi yıllık dönemini tamamlayamadan 38 imzalı bir raporla görevinden ve Çankaya’dan ayrılıyor...” Dün bir gazetede siyah beyaz bir fotoğraf. Cemal Gürsel’in cenazesinden... En önde iki siyasetçi var. Biri fötr şapkasıyla Süleyman Demirel. Menderes’in hatırası adına tavır koyabilseydi keşke...
Zaman
Köşe Yazıları
18.09.2013
MustafaÜnal-MenderesinsonuGürselinsonuMustafa Ünal - Menderesin sonu Gürselin sonu
Mahkemede susan Zschaepe ikinci mektubunu yazmış
Zaman
18.08.2013
17:33
NSU adlı terör örgütünün üyesi olmakla suçlanan Beate Zschaepenin aşırı sağcı bir mahkuma ikinci bir mektup yazdığı ortaya çıktı. Mahkemenin ikinci mektuba da el koyduğu belirtildi.Neonazi cinayetleri davasının baş sanığı Beate Zschaepenin, mahkemede susma hakkını kullanırken tutuklu bulunduğu hapishaneden, başka bir hapishanedeki aşırı sağcı bir şahsa bir mektup daha yazdığı ortaya çıktı. İlk mektubunu bu yılın Mart ayında yazan Zschaepenin, Dortmundlu aşırı sağcı Robin S.ye Haziran ayında yazdığı ikinci mektuba da Münihteki Yüksek Mahkeme el koydu. Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı terör örgütünün üyesi olmakla suçlanan Zscahepe, son mektubunda davada sanık olarak yargılanan ve ifade veren Holger G. ve Carsten S.den şikayetçi oldu. Bu iki sanık, verecekleri ifade karşılığında tanık koruma programına alınmıştı.Sanık Carsteni ifade verme gönüllüsü olarak tarif eden Zschaepe, diğer gönüllü Holgerin vereceği ifadeyi aylardır beklediğini yazdı. Holgerin masal anlatmasını beklediğini ifade eden Zschaepe, Holgerin verdiği ifadelerdeki çelişkileri anlatacak cesareti olup olmadığını merakla beklediğini sözlerine ekledi. Welt gazetesinin alıntı yaptığı mektupta Zschaepe, hakim Manfred Götzlün sanık Holger G.ye biraz eleştirel sert sorular sorması halinde kendisinin haklı çıkacağını ve Holgerin sonunun sefillik olacağını iddia etti. Zschapenin mektup arkadaşı Robin S., bir marketi basıp Tunuslu dükkan sahibine dört el ateş ettiği için 2007 yılından beri Bielefeldde hapiste yatıyor.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
18.08.2013
MahkemedesusanZschaepeikincimektubunuyazmışMahkemede susan Zschaepe ikinci mektubunu yazmış
Şahin Alpay - 'Türkiye başbakanına mektup' skandalı
Zaman
01.08.2013
14:06
Times gazetesinde 25 Temmuz günü çıkan “Türkiye Başbakanı’na Mektup” başlıklı ilanı birkaç gün sonra, Başbakan Erdoğan ve öteki AKP sözcülerinin gösterdikleri tepkilerden sonra merak edip okudum.Okuyunca irkildim. İmzacıların çoğunluğunu oluşturan “Oscar ödüllü”lerin mektubu Türkiye’de özgürlük yandaşlarıyla dayanışma amacıyla, herhalde metinde ne dendiğine yakından bakmadan imzalamış olmalarından, yani iyi niyetlerinden kuşku duymak için bir neden olmayabilir. Ne var ki Türkiye’deki iç tartışmanın, özgürlük davasıyla ilgisi olmayan hayli marjinal bir tarafının oyununa geldikleri ortadaydı. Nitekim, ilanı Atatürkçü Düşünce Derneği adlı kuruluşun finanse ettiği ortaya çıktı.Belki niçin oyuna getirilmiş olduklarını izah eden olmamıştır. Ben edeyim: Evet, Türkiye’de polisin bizzat Başbakan’ın talimatıyla Gezi Parkı protestolarına karşı orantısız güç kullanması 5 yurttaşın ölümüne, 11’inin gözlerinden birini kaybetmesine yol açmıştır. Bu sertliğin kabul edilecek bir yanı yoktur. Ne var ki, “Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün tasarladığı laik bir cumhuriyet olmasını talep eden gençler” olduğuna dair iddia, Gezi Parkı protestocularına bir iftiradan ibarettir.Evet, Gezi Parkı protestolarının “Eski Türkiye”nin kalıntıları olan, “Hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz…” diye bağıran militaristler ve “Hepimiz Türk’üz…” diye haykıran ırkçılar tarafından gaspedilmeye çalışıldığı doğrudur. Ne var ki protestoların verdiği saptırılamayacak mesaj, “Yeni Türkiye”nin özgürlük, çoğulculuk ve demokrasi ilkelerine bağlı genç kuşaklarının bundan böyle keyfî ve otoriter yönetime boyun eğmeyecekleridir. Onların talebi asla Kemalist tek-parti yönetimine ya da askerî vesayete dönüş değildir. Türkiye’de Çin ve İran’ın toplamından fazla gazetecinin hapiste olması, görünürde doğru olabilir. Ne var ki söz konusu gazeteciler yazdıkları haber ya da yorumlar nedeniyle değil, (haklı veya haksız, doğru veya yanlış) şiddet örgütlerine üye oldukları ya da seçilmiş hükümete karşı darbe hazırlıklarına bulaştıkları iddiasıyla tutuklanmıştır. Evet, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü, artan bir baskı altındadır, fakat Türkiye’yi bu açıdan Çin’e veya İran’a benzetmek, tek kelimeyle gülünçtür.Evet, Başbakan Erdoğan’ın protesto eylemlerinin nedenini anlamaya çalışacağına, bunları toplumu kutuplaştırmak için bir vesile olarak kullandığı doğrudur. Bunun güçlü sinyallerini de “milli iradeye saygı” mitingleriyle vermiştir. Ne var ki, bu mitingleri Hitler’in Nüremberg kitle gösterisine benzetmeye kalkışmak, en hafif ifadeyle, bir skandaldır. Başbakan Erdoğan, ülkeye her alanda yaptığı hizmetler nedeniyle hayli popüler bir liderdir ve son seçimlerden bu yana giderek keyfileşmesine ve otoriterleşmesine rağmen, Türkiye’deki rejimin Nazi diktatörlüğüne benzetilmesi ancak kuyruklu bir yalan olarak nitelenebilir. Saptırmalar ve yalanlar üzerine kurulu bir mektubun Türkiye’de özgürlük ve demokrasi davasına herhangi bir katkısı olamayacağı, amaçladığının tam tersi sonuçlar doğuracağı da muhakkaktır. Ancak hakkaniyetle yapılan eleştirinin bir değeri olabilir. Türkiye’yi iyi tanıdığını sandığım dostum Andrew Mango’nun, hangi akla hizmet bu metnin altına imza attığını çözemedim. Fazıl Say’a gelince, onun özgürlük davasıyla herhangi bir ilgisi olmadığı iyi biliniyor. Başta Başbakan olmak üzere kimi hükümet sözcülerinin alaya alınacak bir ilana gösterdikleri ölçüsüz tepkiler ise, şişirilmiş bir özgüvenden özgüvensizliğe doğru gittiklerinin bir işareti olarak görülebilir.
Zaman
En Çok Okunan
01.08.2013
ŞahinAlpay-TürkiyebaşbakanınamektupskandalıŞahin Alpay - Türkiye başbakanına mektup skandalı
Şahin Alpay - 'Türkiye başbakanına mektup' skandalı
Zaman
01.08.2013
02:02
Times gazetesinde 25 Temmuz günü çıkan “Türkiye Başbakanı’na Mektup” başlıklı ilanı birkaç gün sonra, Başbakan Erdoğan ve öteki AKP sözcülerinin gösterdikleri tepkilerden sonra merak edip okudum.Okuyunca irkildim. İmzacıların çoğunluğunu oluşturan “Oscar ödüllü”lerin mektubu Türkiye’de özgürlük yandaşlarıyla dayanışma amacıyla, herhalde metinde ne dendiğine yakından bakmadan imzalamış olmalarından, yani iyi niyetlerinden kuşku duymak için bir neden olmayabilir. Ne var ki Türkiye’deki iç tartışmanın, özgürlük davasıyla ilgisi olmayan hayli marjinal bir tarafının oyununa geldikleri ortadaydı. Nitekim, ilanı Atatürkçü Düşünce Derneği adlı kuruluşun finanse ettiği ortaya çıktı.Belki niçin oyuna getirilmiş olduklarını izah eden olmamıştır. Ben edeyim: Evet, Türkiye’de polisin bizzat Başbakan’ın talimatıyla Gezi Parkı protestolarına karşı orantısız güç kullanması 5 yurttaşın ölümüne, 11’inin gözlerinden birini kaybetmesine yol açmıştır. Bu sertliğin kabul edilecek bir yanı yoktur. Ne var ki, “Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün tasarladığı laik bir cumhuriyet olmasını talep eden gençler” olduğuna dair iddia, Gezi Parkı protestocularına bir iftiradan ibarettir.Evet, Gezi Parkı protestolarının “Eski Türkiye”nin kalıntıları olan, “Hepimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz…” diye bağıran militaristler ve “Hepimiz Türk’üz…” diye haykıran ırkçılar tarafından gaspedilmeye çalışıldığı doğrudur. Ne var ki protestoların verdiği saptırılamayacak mesaj, “Yeni Türkiye”nin özgürlük, çoğulculuk ve demokrasi ilkelerine bağlı genç kuşaklarının bundan böyle keyfî ve otoriter yönetime boyun eğmeyecekleridir. Onların talebi asla Kemalist tek-parti yönetimine ya da askerî vesayete dönüş değildir. Türkiye’de Çin ve İran’ın toplamından fazla gazetecinin hapiste olması, görünürde doğru olabilir. Ne var ki söz konusu gazeteciler yazdıkları haber ya da yorumlar nedeniyle değil, (haklı veya haksız, doğru veya yanlış) şiddet örgütlerine üye oldukları ya da seçilmiş hükümete karşı darbe hazırlıklarına bulaştıkları iddiasıyla tutuklanmıştır. Evet, Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğü, artan bir baskı altındadır, fakat Türkiye’yi bu açıdan Çin’e veya İran’a benzetmek, tek kelimeyle gülünçtür.Evet, Başbakan Erdoğan’ın protesto eylemlerinin nedenini anlamaya çalışacağına, bunları toplumu kutuplaştırmak için bir vesile olarak kullandığı doğrudur. Bunun güçlü sinyallerini de “milli iradeye saygı” mitingleriyle vermiştir. Ne var ki, bu mitingleri Hitler’in Nüremberg kitle gösterisine benzetmeye kalkışmak, en hafif ifadeyle, bir skandaldır. Başbakan Erdoğan, ülkeye her alanda yaptığı hizmetler nedeniyle hayli popüler bir liderdir ve son seçimlerden bu yana giderek keyfileşmesine ve otoriterleşmesine rağmen, Türkiye’deki rejimin Nazi diktatörlüğüne benzetilmesi ancak kuyruklu bir yalan olarak nitelenebilir. Saptırmalar ve yalanlar üzerine kurulu bir mektubun Türkiye’de özgürlük ve demokrasi davasına herhangi bir katkısı olamayacağı, amaçladığının tam tersi sonuçlar doğuracağı da muhakkaktır. Ancak hakkaniyetle yapılan eleştirinin bir değeri olabilir. Türkiye’yi iyi tanıdığını sandığım dostum Andrew Mango’nun, hangi akla hizmet bu metnin altına imza attığını çözemedim. Fazıl Say’a gelince, onun özgürlük davasıyla herhangi bir ilgisi olmadığı iyi biliniyor. Başta Başbakan olmak üzere kimi hükümet sözcülerinin alaya alınacak bir ilana gösterdikleri ölçüsüz tepkiler ise, şişirilmiş bir özgüvenden özgüvensizliğe doğru gittiklerinin bir işareti olarak görülebilir.
Zaman
Köşe Yazıları
01.08.2013
ŞahinAlpay-TürkiyebaşbakanınamektupskandalıŞahin Alpay - Türkiye başbakanına mektup skandalı
Papa, göçmen akınına uğrayan adayı ziyaret etti
Zaman
08.07.2013
15:38
Katolik aleminin ruhani lideri Papa Francesco, daha iyi yaşam koşulları için ülkelerini terk eden Afrikalı göçmenlerin, yasal olmayan yollarla Avrupaya giriş yolu olarak kullandıkları İtalyanın Lampedusa Adasını ziyaret etti. Bu, yaklaşık 4 ay önce göreve gelmesinin ardından Roma dışına yaptığı ilk seyahat olan Papa, göç yolunda hayatını kaybedenler için Tanrıdan af diledi.Papa, Ramazan orucuna başlayacak Müslüman göçmenleri ise ayrıca selamladı. Özellikle son 2 yılda Kuzey Afrika ülkelerindeki değişim rüzgarları ardından yasa dışı göç akınına uğrayan ve buraya ulaşılana kadar sık sık da trajik olayların görüldüğü Sicilyadaki Lampedusa Adası, Papa Francescoyu ağırladı. İtalyanın Kuzey Afrikaya 113 kilometre ile en yakın kara parçası olan Lampedusaya sabah saatlerinde İtalya Hava Kuvvetlerine ait Falcon 900 uçakla gelen Papa, bir Sahil Güvenlik devriye botuyla denize açıldı. Papa, tehlikeli göç yolculuğu sırasında hayatını kaybedenler anısına denize krizantem çiçeklerinden oluşan bir çelenk bırakarak, onlar için dua etti. Bu sırada 120 balıkçı teknesi de Papanın bulunduğu bota eşlik ederek, sirenler çaldı.PAPADAN YARDIM İSTEDİLERBottan indikten sonra Favaloro İskelesinde kendisini bekleyen ve adada konuk edildikleri kampta kalan 50ye yakın göçmeni selamlayan Papa, Bu karşılama için hepinize teşekkür ederim. Bugün dua etmek için buradayız dedi. Bu sırada bir göçmen de siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı buraya göç etmek zorunda kaldıklarını Papaya anlatarak, Çok tehlikeler atlatarak bu sakin adaya ulaşabildik. İnsan tacirleri tarafından kaçırıldık ve çok acılar çektik buraya gelene kadar. Tanrıya ve sizin işbirliğinize teşekkür ederiz dedi.Genç göçmen, Yoksullar için fakir bir kilise felsefesini edinmiş olan Papaya mektup vererek, İtalyada kalabilmeleri için ruhani liderden yardım talep etti.MÜSLÜMAN GÖÇMENLERİ UNUTMADIPapa daha sonra üstü açık bir ciple adadaki Arena Spor Sahasına giderken halkın arasından geçiş yapıp, onları selamladı. Burada Papanın yönetiminde düzenlenen ayine başta göçmenler olmak üzere 15 bini aşkın kişi katıldı. Bir konuşma da yapan Papa, bol manevi edinim amacıyla Ramazan orucuna başlayacak Müslüman göçmenleri ayrıca selamlayarak, Daha onurlu bir yaşam arayışınız sırasında Kilise size ve ailenize yakın olacaktır dedi.Göçmenlere kucak açıp, güzel bir dayanışma örneği gösterdikleri için Lampedusalılara teşekkür eden Papa, dua etmek ve yakınlık göstermek için adaya geldiğini söyleyerek, Bu yaşanan acıların tekrar etmemesi için vicdanlarımızın uyanması adına da buradayım diye konuştu.Daha iyi bir yaşam ararken göç yolunda ölümle karşılaşanların haberlerini okudukça, yüreğine bir diken gibi acı saplandığını ifade eden Papa Francesco, şöyle konuştu:Bu nedenle buraya gelmeliydim. Bu kardeşlerimiz, zor şartlar altından buraya, hem aileleri hem de kendileri için biraz huzur ve barış bulmaya geliyorlardı. Ancak umut yolu, onlar için ölüm yolu oldu.Bugün kimsenin, bu trajediye ilişkin sorumluluk almadığını ve adeta insanlık olarak onlar için ağlamanın unutulduğunu savunan Papa, Kim bu kardeşlerimizin kanının sorumlusu? Maalesef kardeşçe sorumluluk duygusunu kaybettik. Kayıtsızlığın küreselleşmesi hepimizi ‘kimliksiz, isimsiz sorumlu ve yüzsüz yapar dedi.Bu durumdan insan tacirlerinin de büyük sorumluluğu olduğunu hatırlatan Papa, Onlar başkalarının yoksulluğunu gelir kaynağı amaçlı sömürenlerdir dedi.İNSANİ KRİZİN FATURASI AĞIRYaklaşık 6 bini bulan ada nüfusunun, göçmenler ile birlikte ikiye katlandığı söyleniyor. Lampedusa, Arap Baharının başlamasıyla Avrupanın diğer ülkelerine ulaşmaya çalışan göçmenlerin önüne geçilemez akınıyla karşılaşınca ciddi bir insani kriz faturası da ortaya çıktı. Ada, Birleşmiş Milletlere göre yılın ilk yarısında 8 bin göçmen aldı. Umuda yolculukta geçen yıl 500 kişinin yaşamını kaybettiği ve bu yılın ilk yarısında ise 40 kişinin can verdiği belirtildi.UNICEF İtalya, Papanın bu ziyaretini, Büyük bir insanlık jesti olarak niteleyerek, Daha iyi bir gelecek arzulayan bu göçmenler arasında masum çocuklar da var. Bu onlar için büyük bir onur açıklaması yaptı.(DHA)
Zaman
Son Dakika
08.07.2013
PapagöçmenakınınauğrayanadayıziyaretettiPapa göçmen akınına uğrayan adayı ziyaret etti
Erdoğan’a çağrıda bulunan savcı, eylemcileri de uyardı
Zaman
10.06.2013
13:26
Başbakan Tayyip Erdoğana mektup yazarak Topçu Kışlasının yapılmasından vazgeçmesi için çağrıda bulunan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, bu sefer eylemcilere uyarıda bulundu. Savcı Demir, maksadın hasıl olduğunu belirterek, eylemcilerin bundan sonra eylemlerine devam etmesi halinde haklıyken haksız duruma düşeceklerini söyledi.Savcı Mehmet Demir, geçen hafta adalet.org sitesinde yazdığı bir mektupla Gezi Parkına kışla yapılması çerçevesinde çıkan eylemlerle ilgili olarak Başbakan Tayyip Erdoğana bir çağrıda bulunmuştu. Savcı Demir mektubunda, Sayın Başbakanın bu ülkeye ve bu millete çok hizmetleri olmuştur. Gezi parkı olayları çığırından çıkmış hatta anonymous dahil dış güçler olaya müdahil olmuşlardır. Göstericiler de bu ülkenin çocukları onlara müdahale eden polisler de bu ülkenin çocuklarıdır. Karşı karşıya gelip birbirlerinin hırpalamaları bizleri üzmektedir. ifadelerini kullanmıştı. Savcı Mehmet Demir, bu kez de yine adalet.org sitesi üzerinden Gezi Parkı eylemcilerine uyarı mektubu yazarak, dikkatli olmalarını istedi. Silahsız ve saldırısız gösteri yapmanın, protesto ve toplantı yapmanın, yürüyüş düzenlemenin her vatandaşın demokratik hakkı olduğunu hatırlatan Savcı Demir, bütün bunların özellikle silahsız ve saldırısız olması gerektiğine dikkat çekti. Eylemcilere içlerine sızabilecek gruplara karşı uyarıda bulunan Demir, Sayın Eylemcilere isimli mektubunda şunları yazdı: Tek tek veya toplu olarak fikir açıklamak da en temel insan hakkıdır. Ama özellikle vurgulamak lazım silahsız ve saldırısız olmalıdır. İçinize karışan bazı gruplar hariç işinizi silahsız ve saldırısız yaptınız. Hatta Demokrasi talebinizde şimdiye kadar büyük çoğunluğunuz dikleşmeden dik durdunuz. Ancak sizin demokrasi ve haklar için oluşturduğunuz bu enerjiyi bazıları kaçak olarak kullanarak bu millete elektrik vermeye çalışıyor.(elektrik vermek 12 eylül döneminde bir işkence yöntemiydi)Hatta sizin bu heyecan hareket ve enerjinizi kullanarak özelde bu ülkenin başbakanına genelde ise bu millete diz çöktürmeye çalışan bir kısım bölgesel figürler ve bir kısım küresel güçler ortaya çıktı. Görüldüğü kadarıyla sizlerin demokrasi, insan hakları ve özgürlükler dışında siyasi (hükumeti devirmek yada rejimi değiştirmek gibi)bir talebiniz yok. Öyleyse maksat hasıl olmuştur. Bundan sonra eğer bu eyleme devam ederseniz haklıyken haksız duruma düşersiniz ve yukarıdaki sakıncalara neden olursunuz.Ayrıca bilirsiniz ki gezi parkı ve taksim meydanı eyleme katılsın katılmasın bu milletin müşterek malıdır. Müşterek malı, ortakların bir kısmının sürekli kullanması insan haklarına da demokrasiye de, hukuka da aykırıdır. Buraları ila nihaye işgal etmenizde mümkün değildir. Ayrıca mahkemede zaten gezi parkına ilişkin projenin yürütmesini durdurdu. Şu an hükümetin projeyi devam ettirmesi de hukuken mümkün değildir. Tarafsız ve bağımsız bir Cumhuriyet savcısı olarak sizden talebim yukarda söylediklerim ve bu güne kadar gelinen noktayı değerlendirerek işgal eylemlerine son vermenizdir. Hatta bu milletin fertleri olarak bir sorumluluk daha yüklemek istiyorum size ülkenizin Başbakanına bölgesel ve küresel güçlerin diz çöktürmesi gayretlerine de sizler karşı çıkın. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
10.06.2013
Erdoğan’açağrıdabulunansavcıeylemcilerideuyardıErdoğan’a çağrıda bulunan savcı eylemcileri de uyardı
Erdoğan’a çağrıda bulunan savcı şimdi de eylemcileri uyardı
Zaman
10.06.2013
12:25
Başbakan Tayyip Erdoğan’a mektup yazarak Topçu Kışlası’nın yapılmasından vazgeçmesi için çağrıda bulunan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, bu sefer eylemcilere uyarıda bulundu.Savcı Demir, maksadın hasıl olduğunu belirterek, eylemcilerin bundan sonra eylemlerine devam etmesi halinde haklıyken haksız duruma düşeceklerini söyledi. Savcı Mehmet Demir, geçen hafta adalet.org sitesinde yazdığı bir mektupla Gezi Parkı’na kışla yapılması çerçevesinde çıkan eylemlerle ilgili olarak Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunmuştu. Savcı Demir mektubunda, “Sayın Başbakanın bu ülkeye ve bu millete çok hizmetleri olmuştur. Gezi parkı olayları çığırından çıkmış hatta anonymous dahil dış güçler olaya müdahil olmuşlardır. Göstericiler de bu ülkenin çocukları onlara müdahale eden polisler de bu ülkenin çocuklarıdır. Karşı karşıya gelip birbirlerinin hırpalamaları bizleri üzmektedir.” ifadelerini kullanmıştı. Savcı Mehmet Demir, bu kez de yine adalet.org sitesi üzerinden Gezi Parkı eylemcilerine uyarı mektubu yazarak, dikkatli olmalarını istedi. Silahsız ve saldırısız gösteri yapmanın, protesto ve toplantı yapmanın, yürüyüş düzenlemenin her vatandaşın demokratik hakkı olduğunu hatırlatan Savcı Demir, bütün bunların özellikle silahsız ve saldırısız olması gerektiğine dikkat çekti. Eylemcilere içlerine sızabilecek gruplara karşı uyarıda bulunan Demir, Sayın Eylemcilere isimli mektubunda şunları yazdı:“ Tek tek veya toplu olarak fikir açıklamak da en temel insan hakkıdır. Ama özellikle vurgulamak lazım silahsız ve saldırısız olmalıdır. İçinize karışan bazı gruplar hariç işinizi silahsız ve saldırısız yaptınız. Hatta Demokrasi talebinizde şimdiye kadar büyük çoğunluğunuz dikleşmeden dik durdunuz. Ancak sizin demokrasi ve haklar için oluşturduğunuz bu enerjiyi bazıları kaçak olarak kullanarak bu millete elektrik vermeye çalışıyor.(elektrik vermek 12 eylül döneminde bir işkence yöntemiydi)Hatta sizin bu heyecan hareket ve enerjinizi kullanarak özelde bu ülkenin başbakanına genelde ise bu millete diz çöktürmeye çalışan bir kısım bölgesel figürler ve bir kısım küresel güçler ortaya çıktı. Görüldüğü kadarıyla sizlerin demokrasi, insan hakları ve özgürlükler dışında siyasi (hükumeti devirmek yada rejimi değiştirmek gibi)bir talebiniz yok. Öyleyse maksat hasıl olmuştur. Bundan sonra eğer bu eyleme devam ederseniz haklıyken haksız duruma düşersiniz ve yukarıdaki sakıncalara neden olursunuz. Ayrıca bilirsiniz ki gezi parkı ve taksim meydanı eyleme katılsın katılmasın bu milletin müşterek malıdır. Müşterek malı, ortakların bir kısmının sürekli kullanması insan haklarına da demokrasiye de, hukuka da aykırıdır. Buraları ila nihaye işgal etmenizde mümkün değildir. Ayrıca mahkemede zaten gezi parkına ilişkin projenin yürütmesini durdurdu. Şu an hükümetin projeyi devam ettirmesi de hukuken mümkün değildir.Tarafsız ve bağımsız bir CUMHURİYET SAVCISI olarak sizden talebim yukarda söylediklerim ve bu güne kadar gelinen noktayı değerlendirerek işgal eylemlerine son vermenizdir. Hatta bu milletin fertleri olarak bir sorumluluk daha yüklemek istiyorum size ülkenizin Başbakanına bölgesel ve küresel güçlerin diz çöktürmesi gayretlerine de sizler karşı çıkın.
Zaman
Ana Sayfa
10.06.2013
Erdoğan’açağrıdabulunansavcışimdideeylemcileriuyardıErdoğan’a çağrıda bulunan savcı şimdi de eylemcileri uyardı
Erdoğan’a çağrıda bulunan savcı şimdi de eylemcileri uyardı
Zaman
10.06.2013
12:24
Başbakan Tayyip Erdoğan’a mektup yazarak Topçu Kışlası’nın yapılmasından vazgeçmesi için çağrıda bulunan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir, bu sefer eylemcilere uyarıda bulundu.Savcı Demir, maksadın hasıl olduğunu belirterek, eylemcilerin bundan sonra eylemlerine devam etmesi halinde haklıyken haksız duruma düşeceklerini söyledi. Savcı Mehmet Demir, geçen hafta adalet.org sitesinde yazdığı bir mektupla Gezi Parkı’na kışla yapılması çerçevesinde çıkan eylemlerle ilgili olarak Başbakan Tayyip Erdoğan’a bir çağrıda bulunmuştu. Savcı Demir mektubunda, “Sayın Başbakanın bu ülkeye ve bu millete çok hizmetleri olmuştur. Gezi parkı olayları çığırından çıkmış hatta anonymous dahil dış güçler olaya müdahil olmuşlardır. Göstericiler de bu ülkenin çocukları onlara müdahale eden polisler de bu ülkenin çocuklarıdır. Karşı karşıya gelip birbirlerinin hırpalamaları bizleri üzmektedir.” ifadelerini kullanmıştı. Savcı Mehmet Demir, bu kez de yine adalet.org sitesi üzerinden Gezi Parkı eylemcilerine uyarı mektubu yazarak, dikkatli olmalarını istedi. Silahsız ve saldırısız gösteri yapmanın, protesto ve toplantı yapmanın, yürüyüş düzenlemenin her vatandaşın demokratik hakkı olduğunu hatırlatan Savcı Demir, bütün bunların özellikle silahsız ve saldırısız olması gerektiğine dikkat çekti. Eylemcilere içlerine sızabilecek gruplara karşı uyarıda bulunan Demir, Sayın Eylemcilere isimli mektubunda şunları yazdı:“ Tek tek veya toplu olarak fikir açıklamak da en temel insan hakkıdır. Ama özellikle vurgulamak lazım silahsız ve saldırısız olmalıdır. İçinize karışan bazı gruplar hariç işinizi silahsız ve saldırısız yaptınız. Hatta Demokrasi talebinizde şimdiye kadar büyük çoğunluğunuz dikleşmeden dik durdunuz. Ancak sizin demokrasi ve haklar için oluşturduğunuz bu enerjiyi bazıları kaçak olarak kullanarak bu millete elektrik vermeye çalışıyor.(elektrik vermek 12 eylül döneminde bir işkence yöntemiydi)Hatta sizin bu heyecan hareket ve enerjinizi kullanarak özelde bu ülkenin başbakanına genelde ise bu millete diz çöktürmeye çalışan bir kısım bölgesel figürler ve bir kısım küresel güçler ortaya çıktı. Görüldüğü kadarıyla sizlerin demokrasi, insan hakları ve özgürlükler dışında siyasi (hükumeti devirmek yada rejimi değiştirmek gibi)bir talebiniz yok. Öyleyse maksat hasıl olmuştur. Bundan sonra eğer bu eyleme devam ederseniz haklıyken haksız duruma düşersiniz ve yukarıdaki sakıncalara neden olursunuz. Ayrıca bilirsiniz ki gezi parkı ve taksim meydanı eyleme katılsın katılmasın bu milletin müşterek malıdır. Müşterek malı, ortakların bir kısmının sürekli kullanması insan haklarına da demokrasiye de, hukuka da aykırıdır. Buraları ila nihaye işgal etmenizde mümkün değildir. Ayrıca mahkemede zaten gezi parkına ilişkin projenin yürütmesini durdurdu. Şu an hükümetin projeyi devam ettirmesi de hukuken mümkün değildir.Tarafsız ve bağımsız bir CUMHURİYET SAVCISI olarak sizden talebim yukarda söylediklerim ve bu güne kadar gelinen noktayı değerlendirerek işgal eylemlerine son vermenizdir. Hatta bu milletin fertleri olarak bir sorumluluk daha yüklemek istiyorum size ülkenizin Başbakanına bölgesel ve küresel güçlerin diz çöktürmesi gayretlerine de sizler karşı çıkın.
Zaman
Güncel
10.06.2013
Erdoğan’açağrıdabulunansavcışimdideeylemcileriuyardıErdoğan’a çağrıda bulunan savcı şimdi de eylemcileri uyardı
Zirve katliamı raporları Gölcük'ten çıktı
Samanyolu Haber
26.03.2011
09:55
Zirve Yayınevi cinayetlerini AK Parti ve Gülen Cemaatinin üzerine yıkma için sahte raporlar Gölcükte de bulundu.

Zirve Yayınevi cinayetlerini AK Parti ve Gülen Cemaatinin üzerine yıkmak için hazırlanan sahte istihbarat raporları Askeri Casusluk soruşturması kapsamında Gölcükte de bulundu. Ergenekon soruşturması kapsamında, Zirve yayınevi katliamını azmettirdiği iddiasıyla tutuklanan ve cinayetlerin işlendiği dönemde Malatya İl Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Ülgerin katliamın sorumluluğunu hükümete yıkmak için hazırlattığı iddia edilen sahte istihbarat raporları Askeri Casusluk Soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığına yapılan baskında da ele geçirildi. Ülger ekibinin hayali misyoner grupları kurduğu ve onlara logolar hazırladığı iddia edildi. Sahte sesten sonra sahte raporlar Zirve Yayınevindeki katliamın ardından katliamın sorumlusu olarak AK Parti Hükümeti ve Gülen cemaatini göstermek için sahte ses kayıtları yaptıkları kaydedilen Ergenekon tutuklusu emekli Albay Mehmet Ülger, İstihbarat Binbaşı Haydar Yeşil ve İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Ruhi Abatın, sahte istihbarat raporları hazırlayarak üst makamlara gönderdikleri ortaya çıktı. Olmayan Ortadoğu Kiliseler Birliği adına rapor tutukları belirlenen Ülger ve ekibinin, bu raporda olmayan kiliseler birliği için logo bile kullandıkları belirlendi. AK Partililer için hayali akrabalar Ülger ve ekibinin, misyonerlerle AK Parti arasında bağ kurabilmek için bazı hükümet ve parti yöneticileriyle misyoner olduğu iddia edilen sahte isimler arasında akrabalık bağı kurdukları ve bunları ıslak imzalı sahte raporlara geçirdikleri belirlendi. JİTEM adına 2008 yılında hazırlanan dezenformasyon amaçlı sahte raporlarda, bir hükümet üyesinin 100 bin adet misyonerlik CDsi hazırlattığına yönelik iddialara yer verildiği belirlendi. Zuladaki raporda ıslak imza çıktı Hükümet üyelerini hedef alan söz konusu sahte istihbarat raporun, dönemin Malatla İl Jandarma Alay Komutanı tarafından gerçek jandarma raporu gibi üst makamlara sunulduğu ortaya çıktı. Hazırlanan dezenformasyon amaçlı istihbarat raporların altında Mehmet Ülgerin İl Jandarma Komutanı olarak ıslak imzası bulunan bir kopyasının, Askeri Casusluk Soruşturması kapsamında Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada da bulunduğu öğrenildi. Sahte bİrlİĞe sahte logo KatlİamI, AK Parti iktidarırın üzerine yıkmak için hazırlanan dezenformasyon amaçlı sahte istihbarat raporlarında Kürdistan Kiliseler Birliği ile Ortadoğu Kiliseler Birliğinin Doğu ve Güneydoğu Anadoluda bir Kürt devleti kurulması için çalışmalar yaptığı, PKK, AK Parti ve Gülen cemaatiyle birlikte hareket ettiklerine yönelik iddialara yer verildi. Aslında hiç olmadığı, asimetrik plan için oluşturulduğu belirtilen bu iki misyoner birliği için, Ülger ve ekibinin sahte logolar bile hazırladığı iddia edildi. SAVCI ÖZ, ALBAY ÜLGERE SORDU Altında imzası olan raporu yalanladı ESKİ Malatya İl Jandarma Alay Komutanı Mehmet Ülgere, Savcı Zekeriya Öz tarafından Gölcükteki zuladan çıkan bulunan sahte raporların sorulduğu öğrenildi. Sorgu sırasında, Ülgere önce Gölcük Donanma Komutanlığında yapılan aramada oda zeminine gizlenmiş vaziyette bulunan dijitallerde, 11 nolu CD/export/(1)M_KOC_OZEL/CÇG-BELGELER sıralı klasöründe bulunan CIMG2459 ve CIMG2460 isimli Misyonerlik faliyetleri konulu Mahmet Ülger tarafından imzalanmış Faks mesaj formu başlıklı rapor bulunduğu belirtildi. Savcı Zekeriya Öz, emekli Albay Ülgere D.U isimli şahsın ifadelerinde geçen misyonerlerin dini gruplar ve AK Partiyle ilişkisi olduğu yönünde hazırlattığınız sahte belgeler olduğu beyanıyla örtüşen ıslak imzalı belgenin olduğu görülmüştür. Belge ne amaçla hazırlanmıştı? Bu belgelerin hazırlanmasında kullanılan kaynaklar nelerdir. Açıklayınız sorusunu yöneltti. Ülgerin ıslak imzalı belgeyi kabul etmeyerek Bu belgeleri ben hazırlamadım. Gölcük Donanma Komutanlığına da faks çekmedim. Ben böyle bir rapor hazırlamadım, bir yere fakslamadım dediği görüldü. ÜLGERİN EVİNDEN ÇIKAN MEKTUP Boğazını kestiğin insanlar gibi öl... Emeklİ Albay Mehmet Ülgerin Ankaradaki evinde yapılan aramalarda, Malatyada görev yapan bir askeri personel tarafından yazıldığı anlaşılan mektup bulundu. Zirve katliamının Ülger ve ekibi tarafından organize edildiğinin bölgedeki askeri personel tarafından bilindiğini savunulan mektupta; çıkarları için bir çok asker gibi kendisinin de cemaatçi diye fişlemekle suçlandığını belirten şahıs, Sen bu boğazlarını keserek öldürttüğün insanlar gibi bağıra bağıra son nefesini verirsin mutlaka diyor. Mektup Herhalde senin burada boğazlarını kestirdiğin kişiler ve iftira atığın personelin dışında hiçbir anın yoktur... diye devam ediyor. Yukardan korkutun talimatını veren kişi kim? Ergenekon soruşturmasında bulunan yeni belge ve tanık ifadeleriyle, yayınevi katliamına ilişkin soruşturmada Katliamın emrini kim verdi noktasına ulaşıldığı öğrenildi
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.03.2011
ZirvekatliamıraporlarıGölcüktençıktıZirve katliamı raporları Gölcükten çıktı
Vergi barışına 500 bin kişi müracaat etti
Samanyolu Haber
24.03.2011
09:53
Vergi ve sigorta primi borçları için getirilen yeniden yapılandırma fırsatına mükellef büyük ilgi gösteriyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şimdiye kadar 500 bin kişinin kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına dönük düzenlemeden yararlanmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı. 10 milyon mükellefe mektup gönderdiklerini ifade eden Şimşek, Mektuplarda, değerli vatandaşımız, bu kanun, şu şu kolaylıkları sağlıyor. Sizin durumunuz da bundan yararlanmaya müsait. Bu fırsatı kaçırmayın diyoruz. dedi. Vergi ve sigorta primi borçları için getirilen yeniden yapılandırma fırsatına mükellef büyük ilgi gösteriyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, şimdiye kadar 500 bin kişinin kamu alacaklarının yeniden yapılandırılmasına dönük düzenlemeden yararlanmak için başvuruda bulunduğunu açıkladı. Şimşek, Gezegen Mehmet adıyla bilinen Kral FMin Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akbayın radyo programına konuk oldu. Programda, vatandaşın Torba Yasayla ilgili görüşlerine de yer verildi. Ancak hiçbir görüşte, vatandaşın Torba Yasanın içeriğini bilmediği ortaya çıktı. Şimşek, yeni düzenleme için 10 milyon mükellefe mektup gönderdiklerini belirterek, Bu mektuplarda, değerli vatandaşımız, bu kanun, şu şu kolaylıkları sağlıyor. Sizin durumunuz da bundan yararlanmaya müsait. diyoruz. açıklamasında bulundu. Maliye Bakanı, programda emekli maaşlarının ve asgari ücretin iki katına çıkarılmasının talep edilmesi üzerine ise böyle bir durumda şirketlerin dünya ile rekabet edemez hale geleceğini, bunun da sonuçta işsizliği artıracağını kaydetti. Vatandaşın vergi oranları ile ilgili şikayetleri üzerine de AK Parti hükümeti döneminde vergi oranlarının artırılmadığını, tam tersine oran indirimine gidildiğini belirtti. Şimşek, müzikle ilgili konuşurken de, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur ve Neşe Karaböcekin müzikleriyle büyüdüğünü dile getirdi. Bu arada Orhan Gencebay, telefonla programa bağlandı. Bakan Şimşek, Gencebaya, Size Orhan abi demek istiyorum. Çocukluğumuzda sizler bizim büyük kahramanlarımızdınız. Hâlâ da öylesiniz. Bir gün bana deselerdi ki, Orhan abi sizin katıldığınız programı arayacak, radyo programınızda sizinle birlikte olacak. Bu benim için bir hayal olurdu, onur olurdu. dedi. Programa telefonla Neşe Karaböcek de katıldı. Maliye Bakanını çok başarılı bulduğunu vurgulayan Karaböcek, Sayın Bakanım, siz bir gazino açın da biz orada çalışalım. Eskiden belediye gazinoları vardı, şimdi niye Maliye gazinoları olmasın? önerisinde bulundu. Şimşek dün İstanbul Sanayi Odasının (İSO) Meclis Toplantısında yaptığı konuşmada ise Türkiyenin daha demokratik, daha istikrarlı, temel hak ve özgürlüklerin geniş yaşandığı bir bölgede, dolayısıyla refah düzeyinin sürekli arttığı bir bölgede yaşamayı tercih ettiğini kaydetti. Şimşek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından düzenlenen Lüksemburg İş ve Yatırım Seminerinin açılışındaki konuşmasında da Lüksemburgun bir finans merkezi oluşturduğunu, Türkiyenin de İstanbulu finans merkezi haline getirmek istediğini kaydetti. Şimşek, şöyle konuştu: Maastricht kriterlerine uymak istiyoruz, çünkü bu bizim için son derece elzem. Enflasyon Avrupa standartlarına göre bile düşük. Dün gördüm, İngilterede yüzde 4,4e çıkmış enflasyon, bizimki ise yüzde 4,2. Bu çok görülmedik bir şey.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.03.2011
Vergibarışına500binkişimüracaatettiVergi barışına 500 bin kişi müracaat etti
Mansur Yavaş'tan Bahçeli'ye mektup
Samanyolu Haber
23.03.2011
06:58
MHP MYK üyesi Mansur Yavaşın Genel Başkan Devlet Bahçeliye gönderdiği mektup ortaya çıktı.

Balyoz davası sanığı emekli Korgeneral Engin Alanın MHPden aday gösterilecek olmasına tepki göstererek milletvekilliği adaylığından vazgeçen Yavaş, partinin, Ülkücü Harekete yabancı dar bir kadronun elinde statükocu bir çizgiye oturduğuna dikkat çekiyor. Yavaş, milliyetçiliğin muhafazakarlıkla iç içe olduğunu, milletin değerleri ve maneviyattan uzaklaşmanın partiyi CHPden farksız hale getireceği; sonunda da o statükoyla birlikte yok edeceği uyarılarında bulunuyor. Parti yönetiminde bulunan dar kadronun, önemli meseleleri hiç MYK gündemine getirmeden karara bağladığı eleştirisini yönelten Yavaş, buna 12 Eylül Referandumunu örnek gösteriyor. Son yerel seçimde MHP Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olan Yavaş, Sayın Genel Başkanım hitabıyla başlayan mektubu, yaklaşan seçimler için iyi niyetli bir uyarı mahiyetinde kaleme aldı. Bu anlayışın devam etmesi halinde, Haziranda yine hüsran yaşanacağı uyarısında bulundu. Mektupta, parti yönetiminde bulunan dar kadronun, önemli meseleleri hiç MYK gündemine getirmeden karara bağladığı eleştirisini yöneltiyor. Örnek olarak da 12 Eylülde yapılan anayasa değişikliği referandumunu gösteriyor. Merkez Yönetim Kurulunda partimizin referandumda sergileyeceği tutum tartışılmış olsaydı, sanıyorum ülkemiz ve hareketimiz için bundan çok daha hayırlı bir sonuç doğabilirdi. görüşünü kaydeden MYK üyesi, alınan hayır kararı ile CHPyle özdeş parti algısının oluşturulduğu tezini işliyor. Referandumdaki bu strateji hatasının da başta Orta Anadolu olmak üzere, milliyetçiliğin en yüksek oranda taban bulduğu bölgelerde çok ciddi zafiyete yol açtığı tespitini yapıyor. Mansur Yavaş, mektubunda, Devlet Bahçeliye hitaben şu satırlara da yer veriyor: Millet iradesinin önemli bir bölümüne elitist bir yaklaşımla adeta tepeden bakan, referandumda evet oyu kullanmış yüzde 58lik bir kitleyi neredeyse yok sayan, bütün programını hayır oyu kullananlar üzerine yapan ve bunu açıkça ilan eden bir anlayışla sonuç almamız mümkün gözükmemektedir. Yavaş, mektubunda, Türkiyede seçmen kitlesinin ana gövdesini oluşturan milliyetçi-muhafazakar seçmenlerde MHPye karşı oluşmuş olan güven probleminin aşılmasını istiyor. Fakat bunun, mevcut kadro ile başarılamayacağının altını çiziyor. MHPnin son geldiği noktayı ise, Maalesef batı ve güney sahillerine sıkışan, ülke partisi olmaktan uzaklaşan, belli bölgelerin partisi olmaya doğru yol alan bir görüntü ortaya çıkmıştır. şeklinde özetliyor. Yavaş, mektubunda Ergenekon terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Yalçın Küçüke de bir parantez açıyor: Ülkücü çizgiye sadakat bekleyen kitleler, Yalçın Küçükün teşekkürüne mazhar olmayı içine sindirememektedir. Mektupta, Bahçelinin Güç Birliği adı altında partiye kabul ettiği bazı isimler de yine aynı çerçevede yaylım ateşine tutuluyor. Bu konunun da MYKda tartışılmadan hayata geçirildiğini söyleyen Yavaş, şu eleştiriyi getiriyor: Daha önce başka ülkeler hesabına çalıştığı suçlamasıyla partiye üye bile yapılmayanların adeta sembol isim gibi sunulması, cuntacı oluşumlarda yer aldığı iddiasıyla hakkında davaların devam ettiği isimlerin ön plana çıkarılması kamuoyunda ciddi kuşkular uyandırmıştır. 1995 yılındaki travmayı yaşayan her ülkücüde ikinci Nusret Demiral vakası endişesi başlamıştır.
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.03.2011
MansurYavaştanBahçeliyemektupMansur Yavaştan Bahçeliye mektup
Faili meçhul tanığı valiye, tehdit mektubu
Samanyolu Haber
19.02.2011
13:44
Valiye şahitlik edeceği Temizöz davasında söylemesi gereken 29 madde mektupta sıralanmış

Eski Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Cemal Temizözün yargılandığı faali meçhuller davasına tanık olarak çağrılan dönemin Cizre Kaymakamı, Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurlunun isimsiz bir mektupla tehdit edildiği ortaya çıktı. Davanın görüldüğü Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin son duruşmasına katılan Bulgurlu, o dönemdeki olaylar hakkında herhangi bir bilgisi olmadığını, görmediğini söylemişti. Bulgurlunun neden konuşmadığı duruşma sonunda mahkeme başkanı Menderes Yılmazın dosyaya eklenen belgeleri okumasıyla ortaya çıktı. Yılmaz, tanık Bulgurlunun kendisine gönderilen 3 sayfalık isimsiz mektubu mahkemeye ibraz ettiğini ve bu yüzden konuşmadığını söylediğini dile getirdi. Mektupta Bulgurlunun mahkemeye çıkması halinde Temizözden övgüyle bahsetmesi, emir komuta zinciri içinde çalıştığını söylemesi ve Temizözün yasal olmayan herhangi bir işe karışmadığını vurgulaması isteniyor. Mektupta, duruşmada sivil araçlar (beyaz toros) ve itirafçıların sorulması halinde, İlçe jandarma komutanlığının sivil aracının olmadığını, itirafçıların jandarmada kullanıldığını duymadığını, görmediğini, Yavuz, Selim Hoca ve Cabbarı tanımadığını (Temizözün rütbelilerden kurduğu ekibin kullandığı kod isimler) söylemesi talep ediliyor. Bulgurluya gönderilen tehdit mektubunun kimler tarafından yazıldığı henüz belirlenemezken, mektupta yer alan bilgiler ile Temizöz ve avukatlarının duruşmada Bulgurluya yönelttiği soruların benzerlik göstermesi dikkat çekti. Dönemin Cizre Kaymakamı olan Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurluya kargoyla gönderilen imzasız mektup 29 maddeden oluşuyor. Mektupta, Bilgiler Cemal Albay ile yapılan görüşmeler esnasında kendisinin belirtmiş olduğu hususlardan oluşmaktadır ibaresi yer alıyor. 1993 -94 yıllarında Cizrede yaşandığı belirtilen olaylara dikkat çekilen mektupta vali yardımcısının mahkemede şu cümleleri söylemesi isteniyor: Bugün, devletin minnet borcu olması gereken kişileri yargılandığını gördüğümde çok üzülüyorum, bir kaymakam olarak bunun bir komplo olduğuna inanıyorum, o dönemde Cizrenin adım adım huzura kavuşturulmasına eğer bir isim konulacaksa en uygunu Cizrenin Fatihi Cemal Yüzbaşıdır. Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurluya gönderilen mektup özetle şöyle: Sayın Valim, bilginize başvurulacağını düşünerek 1993-94 yıllarında Cizrede görev yaptığınız esnada, Cizrenin genel durumunu anlatan bazı hususları unutmuş olabileceğinizden tarafınıza iletilmesinin uygun olacağını değerlendirdik. 1 Cizreye geldiği dönemdeki (ilk gelişi) karşılaştığı tablo/genel durumdan bahsedilmesi. 2. PKK ve silahlı milislerin Cizreyi nasıl kıskaca alarak haftanın birkaç günü ilçe genelinde saldırı yaptığı, 3. Yolların, köprülerin, geçitlerin nasıl mayın ve patlayıcı madde tehdidinin altında olduğu 4. Bu saldırılarda ilçe genelinde elektriklerin kesildiği, ertesi günde de her yer kapalı olduğundan Cizrenin nasıl ölü bir şehre dönüştüğünü 5. Köylerde eğitimin tamamen sorun olduğunu, öğretmen ataması yapamadıklarını (can güvenliğinden dolayı) ilçe merkezinde de eğitim faaliyetlerinin ağır aksak yürüdüğünü 6. Kaymakam olarak her yere gidip gelemediğini, hele gece olduğunda hayatın tamamen durduğunu, her gece terör saldırısı beklentisinde olduklarını 7. Sağlık hizmetlerinin de problemli olduğunu, devlet hastanesinde sadece birkaç doktorun olduğunu, hastaların yatamadığını, sadece ilk müdahale ve tahliye yeri olarak (Mardine sevk için) kullanıldığını, Fuat adında (Müslüman iken Hristiyan olmuş) bir cerrah vasıtasıyla çok zorunlu hallerde (ölmek üzere) nasıl cerrahi müdahale yapıldığını 8. Hastane olmasına rağmen duvarların nasıl delik deşik olduğunu, saldırı esnasında eğer güvenlik güçleri eşliğinde bir yaralı getirilecek olursa hastane girişinin yüksek yerlerden, sokak başlarından nasıl ateş altına alındığını 9. İlçe genelinde yapılan her saldırıda bir yerlerin hedef alındığını 10. Bir saldırıda hükümet konağının hedef alındığını, çatıya yapılan mevziye yerleştirilen polisin örgüt tarafından roketlenerek şehit olduğunu, hükümet konağının üst katının aldığı isabetlerden dolayı nasıl yandığını, Cemal Yüzbaşının hükümet konağına intikal ederek nasıl yangını söndürdüğünü, hükümet konağının dış cephesinin delik deşik olduğunu, bu saldırıda hükümet konağı ağır hasar aldığından devlet işlerine (adliye dahil) 10 gün ara verildiğini, bu olayın Türkiyede ve dünyada tek olay olduğunu 11. Cizre genelinde yapılan saldırıların birinci hedeflerden birinin de kendisi olduğunu, Kaymakamlık konutuna çok yoğun ateşler ile saldırı yapıldığını, koruma polislerinin konutun bahçesinde saldırılara karşı dayanmaya çalıştığını, güçlerinin tükenmeye başladığını anladığında konutun içinde yere yatmış bu vaziyette karanlıkta Cemal yüzbaşıyı aradığını, telefonda kendisine beni kurtar dediğini, Cemal Yüzbaşının da Kaymakam bey biz de ateş altındayız. B
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.02.2011
FailimeçhultanığıvaliyetehditmektubuFaili meçhul tanığı valiye tehdit mektubu
Faili meçhullere tanık olan vali yardımcısına tehdit mektubu
Samanyolu Haber
19.02.2011
11:51


Eski Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Cemal Temizözün yargılandığı faali meçhuller davasına tanık olarak çağrılan dönemin Cizre Kaymakamı, Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurlunun isimsiz bir mektupla tehdit edildiği ortaya çıktı. Davanın görüldüğü Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin son duruşmasına katılan Bulgurlu, o dönemdeki olaylar hakkında herhangi bir bilgisi olmadığını, görmediğini söylemişti. Bulgurlunun neden konuşmadığı duruşma sonunda mahkeme başkanı Menderes Yılmazın dosyaya eklenen belgeleri okumasıyla ortaya çıktı. Yılmaz, tanık Bulgurlunun kendisine gönderilen 3 sayfalık isimsiz mektubu mahkemeye ibraz ettiğini ve bu yüzden konuşmadığını söylediğini dile getirdi. Mektupta Bulgurlunun mahkemeye çıkması halinde Temizözden övgüyle bahsetmesi, emir komuta zinciri içinde çalıştığını söylemesi ve Temizözün yasal olmayan herhangi bir işe karışmadığını vurgulaması isteniyor. Mektupta, duruşmada sivil araçlar (beyaz toros) ve itirafçıların sorulması halinde, İlçe jandarma komutanlığının sivil aracının olmadığını, itirafçıların jandarmada kullanıldığını duymadığını, görmediğini, Yavuz, Selim Hoca ve Cabbarı tanımadığını (Temizözün rütbelilerden kurduğu ekibin kullandığı kod isimler) söylemesi talep ediliyor. Bulgurluya gönderilen tehdit mektubunun kimler tarafından yazıldığı henüz belirlenemezken, mektupta yer alan bilgiler ile Temizöz ve avukatlarının duruşmada Bulgurluya yönelttiği soruların benzerlik göstermesi dikkat çekti. Dönemin Cizre Kaymakamı olan Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurluya kargoyla gönderilen imzasız mektup 29 maddeden oluşuyor. Mektupta, Bilgiler Cemal Albay ile yapılan görüşmeler esnasında kendisinin belirtmiş olduğu hususlardan oluşmaktadır ibaresi yer alıyor. 1993 -94 yıllarında Cizrede yaşandığı belirtilen olaylara dikkat çekilen mektupta vali yardımcısının mahkemede şu cümleleri söylemesi isteniyor: Bugün, devletin minnet borcu olması gereken kişileri yargılandığını gördüğümde çok üzülüyorum, bir kaymakam olarak bunun bir komplo olduğuna inanıyorum, o dönemde Cizrenin adım adım huzura kavuşturulmasına eğer bir isim konulacaksa en uygunu Cizrenin Fatihi Cemal Yüzbaşıdır. Antalya Vali Yardımcısı Osman Bulgurluya gönderilen mektup özetle şöyle: Sayın Valim, bilginize başvurulacağını düşünerek 1993-94 yıllarında Cizrede görev yaptığınız esnada, Cizrenin genel durumunu anlatan bazı hususları unutmuş olabileceğinizden tarafınıza iletilmesinin uygun olacağını değerlendirdik. 1 Cizreye geldiği dönemdeki (ilk gelişi) karşılaştığı tablo/genel durumdan bahsedilmesi. 2. PKK ve silahlı milislerin Cizreyi nasıl kıskaca alarak haftanın birkaç günü ilçe genelinde saldırı yaptığı, 3. Yolların, köprülerin, geçitlerin nasıl mayın ve patlayıcı madde tehdidinin altında olduğu 4. Bu saldırılarda ilçe genelinde elektriklerin kesildiği, ertesi günde de her yer kapalı olduğundan Cizrenin nasıl ölü bir şehre dönüştüğünü 5. Köylerde eğitimin tamamen sorun olduğunu, öğretmen ataması yapamadıklarını (can güvenliğinden dolayı) ilçe merkezinde de eğitim faaliyetlerinin ağır aksak yürüdüğünü 6. Kaymakam olarak her yere gidip gelemediğini, hele gece olduğunda hayatın tamamen durduğunu, her gece terör saldırısı beklentisinde olduklarını 7. Sağlık hizmetlerinin de problemli olduğunu, devlet hastanesinde sadece birkaç doktorun olduğunu, hastaların yatamadığını, sadece ilk müdahale ve tahliye yeri olarak (Mardine sevk için) kullanıldığını, Fuat adında (Müslüman iken Hristiyan olmuş) bir cerrah vasıtasıyla çok zorunlu hallerde (ölmek üzere) nasıl cerrahi müdahale yapıldığını 8. Hastane olmasına rağmen duvarların nasıl delik deşik olduğunu, saldırı esnasında eğer güvenlik güçleri eşliğinde bir yaralı getirilecek olursa hastane girişinin yüksek yerlerden, sokak başlarından nasıl ateş altına alındığını 9. İlçe genelinde yapılan her saldırıda bir yerlerin hedef alındığını 10. Bir saldırıda hükümet konağının hedef alındığını, çatıya yapılan mevziye yerleştirilen polisin örgüt tarafından roketlenerek şehit olduğunu, hükümet konağının üst katının aldığı isabetlerden dolayı nasıl yandığını, Cemal Yüzbaşının hükümet konağına intikal ederek nasıl yangını söndürdüğünü, hükümet konağının dış cephesinin delik deşik olduğunu, bu saldırıda hükümet konağı ağır hasar aldığından devlet işlerine (adliye dahil) 10 gün ara verildiğini, bu olayın Türkiyede ve dünyada tek olay olduğunu 11. Cizre genelinde yapılan saldırıların birinci hedeflerden birinin de kendisi olduğunu, Kaymakamlık konutuna çok yoğun ateşler ile saldırı yapıldığını, koruma polislerinin konutun bahçesinde saldırılara karşı dayanmaya çalıştığını, güçlerinin tükenmeye başladığını anladığında konutun içinde yere yatmış bu vaziyette karanlıkta Cemal yüzbaşıyı aradığını, telefonda kendisine beni kurtar dediğini, Cemal Yüzbaşının da Kaymakam bey biz de ateş altındayız. Bulunduğum bölgedeki çatışmayı sevk ve idare ediyorum, fırsat bulduğumda sizi kurtaracağım demesi üzerine
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.02.2011
FailimeçhulleretanıkolanvaliyardımcısınatehditmektubuFaili meçhullere tanık olan vali yardımcısına tehdit mektubu
Baykal'ı devirmek için plan yapmışlar
Samanyolu Haber
18.12.2010
09:18
Türkan Saylanın Deniz Baykalı CHP liderlik koltuğundan etmek için planlar yaptığı ortaya çıktı.

Saylanın Baykal üzerine yaptığı planlar mahkeme kararı ile yapılan teknik takibe takıldı. Ankarada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2 Ağustos 2008 tarihinde anjiyo olan Baykalın kalbine stent takılmıştı. Saylan, bu önemli operasyondan bir gün sonra Prof. Dr. K. ile görüştü. Görüşmede Saylanın, stent takma hadisesini Baykalın CHPnin başından uzaklaştırılması için bir fırsat olarak gördüğü anlaşılıyor. Yine Saylan, partiye Süheyl Batum ve Umut Oranın katılması için fırsatlar oluşturmayı planlıyor. ÇYDDnin ölen eski Genel Başkanı Türkan Saylanın, Deniz Baykalı CHP liderlik koltuğundan etmek için planlar yaptığı ortaya çıktı. Türkan Saylanın Baykalın kalbine stent takıldıktan bir gün sonra Prof. Dr. K.M. yaptığı görüşme dinlemeye takıldı. 3 Ağustos 2008de yapılan görüşme Ergenekon soruşturması dosyasına da girdi. İşte o konuşma: Türkan Saylan: İşte o sırada pat diye... O öldü mesela! K.M.: Hı hı.. T.S.: Şimdi diyorum Baykala stent takıldı. K.M.: Ya demi.. T.S.: Şimdi bazen insanların, bir anda korkuları gelir ne yapıyorum ben bu kadar şey içinde deyip acaba bir kenara çekilsem der mi stent takılmış filan.. Yani gerçekten bir adımdır bu. Bir korku gelirse ölüm korkusu falan, yani yeter artık bu kadar bana diyebilse ... o zaman çok Türkiye birden bire rahatlar. ÇYDD ve ÇEVin siyaseti etkileme girişimleri en son açıklanan Ergenekon iddianamesine de girdi. ÇEVde ele geçen dokümanlarda eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykala istifa etmesi için iki ayrı mektup gönderildiği tespit edildi. ÇEV Genel Merkeze ait bilgisayardaki baykal.doc isimli bir sayfalık dokümanda Halkımızın gerçek özlem ve gereksinimlerini algılamakta zorlanan liderler hiç olmazsa istifa etmek suretiyle yerlerini boşaltmak basiretini gösterebilmelidirler. şeklinde ifadelere yer verildi. SAYIN BAYKALA.doc isimli dosya içerisindeki yazan kısmında ÇEV Yönetim Kurulu üyesi Tülin M.nin isminin bulunduğu ikinci mektupta ise Eğer cesaretiniz yoksa, istifa edin ve cumhurbaşkanlığına adaylığınızı koyun. İnanıyoruz ki oraya herkesten daha çok yakışacaksınız ve bunu daha iyi başaracaksınız. ... Yarınlardaki karanlığı gören sade bir yurttaş. deniliyor. Mahkeme kararı ile yapılan teknik takipte Baykaldan rahatsız olduğu anlaşılan Saylanın parti yönetimi için düşündüğü iki isim ise Süheyl Batum ve Umut Oran. Saylan yine bu konuda ciddi çalışmalar yürütüyor. İngiltereden geldiği bilinen Umut Oranı Türkan Saylan, Süheyl Ba-tumla tanıştırıyor. Hatırlanacağı gibi halen Süheyl Batum, Önder Savın görevi bırakmasının ardından CHP Genel Sekreterliğine getirildi. Umut Oran ise CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak partide aktif görev yapıyor. Saylan yine Prof. Dr. K.M. ile yaptığı görüşmede Batum için Bence çok net bir insan Süheyl Batum onu da çok beğeniyorum. Evet hatta şeyle el ele vermelerini istiyorum muhakkak. Bir formül bulalım onları bir araya getirmeye. Yani bence ideal geleceklerimiz. Bir tanesi bu çocuk. şeklinde cümle kullanıyor. Prof. Dr. K.M. ise Oran hakkında Umutçuğum (Umut Oran) gireceği bütün teşkilatların kaba programını çıkardı. yorumunda bulunuyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.12.2010
BaykalıdevirmekiçinplanyapmışlarBaykalı devirmek için plan yapmışlar
Orjinali Erdoğan'da; ilk kez yayınlanıyor
Samanyolu Haber
14.12.2010
13:19
Mehmet Akif Ersoyun daha önce hiçbir yerde yayınlanmayan şiiri ortaya çıktı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür AŞ Genel Müdürlüğünce çıkarılan dergide, 27 Aralıkta vefatının 74. yıldönümü olan Mehmet Akif Ersoyun bilinmeyen ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmayan şiiri, 1900lü yılların ilk şiir örneklerinden biri olma özelliğini taşıyor. Gazeteci-yazar Yusuf Çağların arşivinde bulunan şiiri, Akif tarafından dostlarından Ispartalı Hakkıya gönderilmiş. Mehmet Akifin, 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisinde okurlarla paylaşılan bilinmeyen şiiri şöyle: Feyz-i rebiiye bak Zümrüde dönmüş türab Bulmuş o tesir ile Köhne cihan ab ü tab Bizde neden var fakat Yok yere bir ıztırab? Zulmet-i ati ise Ruha veren piç ü tab Ah ne müdhiş hata Ah ne yanlış hesab! Mübhem olan an içün Doğru mu çekmek azab Sen demiyor muydun ey Yar-ı beliğul-hitab! Hiz ü ganimet şumar Fursat-ı ahd-i şebab Tekye ber-eyyam nist Ta diger ayed behar Dergide, Mehmet Akifin, 1908den 1913e kadar devam eden Darülfünun edebiyat öğretmenliği hakkında bilinen en çarpıcı belgelerden birisi olan 1911 yılına ait Darülfünun mezunlarını gösteren hatıra-i cemiyet fotoğrafı da yer alıyor. Dergideki yazıya göre, dönemin meşhur mecmualarından Şehbalin 28 Haziran 1911 tarihli nüshasında yayımlanan fotoğrafın ön sırasında Mehmet Akif ile birlikte dönemin fikir ve edebiyat hayatına etkileri olmuş öğretmenler Şehbenderzade (Filibeli Ahmed) Hilmi, Hüseyin Daniş (Pedram), Namık Kemal Beyzade Ali Ekrem (Bolayır), Ahmet Hikmet (Müftüoğlu), Darülfünun Edebiyat Şubesi müdürü (İzmirli) İsmail Hakkı, Ahmed Midhat Efendi, (Babanzade Ahmed) Naim Beyin bulunuyor. 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisinde, Mehmet Akifin 1912de Ispartalı Hakkıya yazdığı mektup da yayımlandı. Buna göre, mektup şöyle: İki gözüm Hakkı, Dün sabah Darülfünuna gittim. İsmail Hakkı Beyden işi anladım: Benim dediğim gibi imiş. Münhal olan muallimlik benim geçen sene okuttuğum derstir ki ona iki hafta evveli bizim Ferid [Kam] beyi intihab etmiş idik. Ancak henüz Nezaretce tevcih olunmamış. Bu Pazar günü Encümen-i Muallimin tekrar toplanacak. Tabiidir ki karar-ı sabıkında ısrar ile yine Feridi intihab edecek. Artık nasip değilmiş diyerek başka bir işe bakmalıyız. Hem ben senin mebus olacağını kavi surette tahmin ediyorum. Olmasan bile senin için iş çoktur: Zift gibi malın olsun Erzincandan kel çeker. Öğrencisi Reşat Nuri Güntekinin, ünlü şairin 1909da Darülfünunda edebiyat öğretmeni olarak girdiği ilk dersine ilişkin hatıralarını kaleme aldığı ve Tan Gazetesinde 1939da yayımlanan yazı da dergide okurlara aktarılıyor. Reşat Nuri Güntekin, 1453 İstanbul Kültür ve Sanat Dergisinde tekrar yayımlanan yazısında şunları anlatıyor: Sahne, meşhur Zeynep Hanım Konağında büyük salon... Zaman Meşrutiyetin ikinci senesi. Görünüşte burası yediden demeyelim de on yediden yetmişe kadar her yaşta ve her sınıfta insanın toplandığı herhangi bir içtima salonu, bir tiyatro veya mahkemedir. Fakat hakikatte Darülfünun Edebiyat şubesinin birinci sınıfındayız. Ön sıralarda idadilerden gelmiş tüysüz çocuklar, kenarlarda sarıklı sakallı medreseliler, arkada samiler denen kalabalık bir grup. Meşrutiyet inkılabı hapishane kapılarından sonra Darülfünun kapılarını açmıştır. Antre serbest ve meccanidir. Yalnız elinde tahsil vesikası olmayanlar sami adıyla içeriye girerler ve sene sonunda o seneki derslerden imtihan vererek aslî talebe hakkını kazanırlar. (Adamcağızın belki kılık kıyafetine bakılarak uydurulmuş bir yalandır. Fakat sami talebeden birinin sırık arabacılığından geldiğine dair dahi bir rivayet vardı.) Derken kapı açılıyor; içeriye orta boylu kara top sakallı kalender bir zat giriyor: Şemsiyesiyle lastiklerini kapının arkasına bıraktıktan sonra talebe sıralarına gideceği yerde muallim kürsüsüne doğruluyor. O zaman yanımdaki arkadaştan öğreniyorum ki bu zat bizim edebiyat muallimimiz şair Mehmet Akifdir. Hiç unutmam Akif o gün bize Muallim Nacinin bir tevhidini yazdırdı ve ders sonuna kadar bunun izahı ile uğraştı. Koskoca bir Darülfünunda bize manzume yazdırılsın! Bu muamele fena halde haysiyetimizi kırmıştı. Benim gibi ukalalıktan buram buram öten birkaç çocuk bu eski kafalı hocayı protestoya karar verdik ve dediğimizi yaptık. Akifin son günlerde hasta yatağında çekilmiş resmine bilmem dikkat ettiniz mi? Harabe halindeki çehrenin gözlerinde o kadar harikulade bir ateş ve nur güzelliği vardı ki insana adeta şairin ruhun ebediliği hakkındaki kanaatini kabul ettirecek gibi olur. Hocamız işte o aynı gözlerle bizi dinledikten sonra: Bakalım görürüz dedi ve ertesi derste b
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.12.2010
OrjinaliErdoğanda;ilkkezyayınlanıyorOrjinali Erdoğanda; ilk kez yayınlanıyor
ÇYDD casusluğa ortak mı? - Video
Samanyolu Haber
23.11.2010
23:39
Askeri casusluk soruşturmasından da ÇYDD çıktı. Bu sefer ÇYDDden burs alan kızlar iddialara konu oldu.

ÇYDD adı daha önce Ergenekon soruşturması kapsamında da gündeme gelmişti. Son iddia çok çarpıcı. İddiaya göre çete, üst rütbeli subayları ele geçirmek için kullandığı fuhuş tuzağında özellikle ÇYDDden burslu kızlardan faydalanıyor. Belgelerde, şebekenin fuhuş ve şantaj için kullandığı kadınlara, nasıl ulaştığının da adım adım anlatıldığı ileri sürülüyor. Askeri casusluk ve fuhuş çetesi ile ÇYDD bağlantısını güçlendiren, sadece şüpheliden ele geçen belgeler değil. İddialara göre soruşturmada, çetenin fuhuş elemanı olarak kullandığı iddia edilen 18 kadın askerden 13ünün ÇYDDden burs aldığı tespit edildi. ÇYDD ile ilgili bu iddia şaşırtmadı. Ergenekon soruşturması kapsamında da benzer bir bağlantıyı anlatan skandal bir mektup ortaya çıkmıştı. ÇYDDden ele geçirildiği iddia edilen mektup, Saygıdeğer Hanım Efendim hitabıyla başlıyor ve Tuğamiral O.S.K imzası taşıyordu. Mektupta, iddia edilen illegal yapının, genç teğmenleri ağa düşürmek için ÇYDDden burs alan kızları nasıl kullandığı anlatılıyordu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.11.2010
ÇYDDcasusluğaortakmı?-VideoÇYDD casusluğa ortak mı? - Video
Özal,Bitlis ve Kahveci'den rapor istemiş
Samanyolu Haber
06.10.2010
09:26
Turgut Özal, terör raporları hazırlayan merhum Adnan Kahveci ile Eşref Paşadan ortak bir çalışma istedi. Ancak 12 gün arayla gelen ölümleri, süreci sonlandırdı

SABAH, Türk siyasi tarihinde perde arkasında kalan önemli bir gerçeği daha açıklıyor. Ölümündeki sır perdesi aralanamayan Jandarma eski Genel Komutanı Org. Eşref Bitlisin Kürt sorunu çözümüne ilişkin dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özala yazdığı Son Mektupun detayları ile birlikte önemli bir ayrıntıya daha ulaştı. Özalın kendisine terör konusunda rapor sunan iki ismi Org. Eşref Bitlis ile Maliye eski Bakanı ANAP Milletvekili Adnan Kahveciden ortak bir rapor istediği ortaya çıktı. İkili Aralık 1992de gözlerden uzak bir mekânda buluşur. Ancak Şubat 1993te 12 gün ara ile iki ismin de hayatını kaybetmesi sürecin sonlanmasına neden olur. Mayıs 1992de Maliye Bakanı ve ANAP Milletvekili Adnan Kahveciden, Ağustos 1992de de Org. Eşref Bitlisten terör sorunu na ilişkin iki ayrı rapor alan Turgut Özal, Kasım 1992 başında Org. Bitlise Bir araya gelin daha ayrıntılı bir rapor üzerinde çalışın talimatı veriyor. Özal, birkaç gün sonra Kahceviye de aynı talebi iletiyor. Kasım ayı başlarında dile getirilen bu talep Org. Bitlisin yoğun programı nedeniyle bir türlü gerçekleşemiyor. Özal, 20 Kasım 1992 tarihli MGK toplantısı sonrasında Bitlis Paşayı ikinci defa çağırıyor. Bitlis Bölgedeydim, yoğunluk vardı. Kısa sürede görüşürüz, derhal yanıtını veriyor. Özal, Kahceviye de aynı hatırlatmada bulunuyor. Kahveci, Bitlis Paşayı arıyor ve Aralık 1992nin ilk günlerinde ikili, gözlerden ırak bir adreste akşam saatlerinde bir araya geliyor. 2 saatlik görüşmede Kahvecinin işin ekonomik ve siyasi yönü, Bitlis Paşanın da güvenlik boyutu üzerinde yoğunlaşması, işin kültürel ve sosyal yönü içinse Özala danışılması ile raporun 3-5 ay içinde bitirilmesi konusunda mutabakat sağlanıyor. Ancak yaklaşık 2 ay sonra, 5 Şubat 1993 günü Kahveci trafik kazası sonrasında, Eşret Bitlis de 17 Şubat günü düşen uçakta can veriyor. Turgut Özal da 17 Nisanda vefat edince yeni rapor devlet arşivlerinde yer almıyor. Öte yandan Adnan Kahveci, Mayıs 1992de Özala sunduğu ilk raporunda şu uyarılarda bulunuyor: Kürt sorunu artık siyasal yaşamı kilitleyen kriz haline dönüşmüştür. Krizden çıkabilmek için Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilip siyasal alanda temsil olanağı sağlanmalıdır. Org. Bitlisin raporunda ise terörden rant elde eden 28 kişinin ismi Özala veriliyor ve listede yer alan devlet görevlileri kademeli olarak bölgeden uzaklaştırılıyor. Eski Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlisin hayatını kaybettiği uçak kazasını inceleyerek, Buzlanma emaresine rastlanmamıştır diyen kaza kırım heyeti başkanı emekli Albay Erdal Özden, Olayı suikast yönüyle incelemedim, kazayı inceledim dedi. Bitlisin düşen uçağındaki ikinci pilot Tuğrul Sezginlerin kız kardeşi, uçağın yapım ya da bakım hatasından arızalanmış olabileceği ihtimali üzerine yapımcı firma Beechcrafta tazminat davası açtı. Bunun üzerine Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesine karar verdi. Olay sonrası fotoğraflar, görgü tanığı ifadeleri, kaza müfettişleri ve kaza inceleme heyetinin raporlarını ele alan bilirkişi heyeti, geniş çaplı kaza raporu hazırladı. 4 Kasım 1996 tarihli 7 sayfalık çarpıcı raporda, suikast şüphesinin de gözardı edilmemesi gerektiği vurgulandı. Raporda, kaza kırım heyeti başkanı Albay Erdal Özdenin de Motor hava girişinin buzla kaplı olduğuna dair bir emareye rastlanmamıştır ifadesi de yer aldı. Diğer bir deyişle, bilirkişi emekli Özdene dayanarak buzlanma ihtimalinin olamayacağı görüşünü belirginleştirdi. Sessizliğini koruyan emekli Albay Erdal Özden de SABAHa konuştu. Mahkemede de bunu dile getirdim diyen Özden şöyle konuştu: Açıklamayı Genelkurmay yapar. Suikast var mı, yok mu diye bakmadım. Bir beyanat veremem. Eski Maliye Bakanı Adnan Kahvecinin Ankara-İstanbul otoyolunda kaza sonucu ölümünü araştırmak üzere Turgut Özal, Devlet Denetleme Kurulunu görevlendirmişti. O tarihte DDK üyesi olan MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, şu noktalara dikkat çekiyor: Biz sadece kazanın oluş şekliyle ilgili görevliydik. Kahvecinin üzerinde çalıştığı konularla kaza arasında bir bağlantı aramadık. Ancak süreçte çeşitli kuruluşların ihmalleri söz konusu. Örneğin 4 Şubatta Bayındırlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yol ulaşıma açılmaya uygun değil diye not gönderiyor. 5 Şubatta da kaza oluyor. Sanki açılış yapılması için yolla ilgili güvenlik önlemleri göz ardı edilmiş gibi... Öte yandan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de Turgut Özal ve Eşref Bitlise suikast iddialarının üzerine gidilmesi gerektiğini belirterek, Tüm bu kuşkuları giderici nitelikle bir inceleme yapılarak, kamuoyu vicdanı tatmin edilmelidir dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.10.2010
ÖzalBitlisveKahvecidenraporistemişÖzalBitlis ve Kahveciden rapor istemiş
Saldırıyı önceden planlamış !
Samanyolu Haber
12.09.2010
08:13
BDPli Akın Birdala kafa atmaya çalışan Bilgehan Şimşekin saldırıyı önceden planladığı ortaya çıktı. Saldırgan son mektubunda ne yazdı?

BDPnin mitinginde Akın Birdala saldıran Bilgehan Şimşek, dün yogun bakımdan çıktı. Saldırganın hayati tehlikeyi atlattığı öğrenildi. BDP Diyarbakır Milletvekili Akın Birdala mitingde konuşma yaptığı sırada kafa atmaya çalışan Bilgehan Şimşekin saldırıyı önceden planladığı ortaya çıktı. Bursaya gitmeden önce babasına bir sayfalık mektup yazdığı öğrenilen Şimşekin, Size layık olamadım, Bursaya gidiyorum. Ya öleceğim, ya da cezaevine gireceğim. ifadelerini kullandığı belirlendi. Akın Birdala saldıran Bilgehan Şimşek dün yoğun bakımdan çıktı. Saldırının ardından Şevket Yılmaz Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Servisinde tedavi altına alınan Şimşekin kaburgalarında 8 kırık tespit edildi. Genel Cerrahi Servisine alınan Bilgehan Şimşekin durumunun iyi olduğu ve hayati tehlikesinin bulunmadığı bildirildi. Hastane çevresinde alınan yoğun güvenlik önlemleri dikkatleri çekerken Şimşekin, bulunduğu birimde tek başına kaldığı ve polisin başında 24 saat nöbet tuttuğu öğrenildi. Şuuru açılmadığı için henüz ifadesi alınamayan saldırganın üzerinden borç listesi çıktı. Kalem kalem bir kâğıda yazılı olan borçların toplamının 8 bin Türk Lirası olduğu kaydedildi. Saldırganın hiçbir yakınının şu ana kadar hastaneye gelmediği kaydedildi. Saldırganla ilgili ilginç bilgiler de ortaya çıkmaya başladı. Edinilen bilgilere göre şahıs, saldırıyı gerçekleştirmeden önce babasına bir sayfalık mektup yazmış. Mektupta, Baba sizlere layık bir evlat olamadım. Birçok pisliğimi, sorumsuzluğumu temizlediniz. Bursaya gidiyorum. Ya öleceğim ya da cezaevine gireceğim. dediği öğrenildi. Savcılık mektubu incelemeye aldı. Şimşekin bir gece misafir olduğu dayısının da bilgisine başvuruldu. Basın-yayın organlarında muhafazakar diye lanse edilen Şimşekin sol görüşlü bir aileye mensup olduğu ortaya çıktı. Şimşekin facebook sayfasında, Atatürk milliyetçisiyim. AKP ve PKKlıları sayfamızda istemiyoruz. notu dikkat çekiyor. Şimşekin sürekli alkol aldığı da iddialar arasında. BDPnin Bursada düzenlediği miting sırasında Akın Birdala kafa atan Bilgehan Şimşekin, daha önce kapatılan DTPnin genel başkanı Ahmet Türk ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemire saldırmayı planladığı; ancak yoğun güvenlik önlemleri nedeniyle bunu gerçekleştiremediği öğrenildi. Bilgehan Şimşekin, BDPnin 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle düzenlediği miting sırasında Batmanda bulunduğu da belirlendi. Batman polisi, 1 ve 2 Eylül gecesi Şimşekin kentte iki ayrı otelde konakladığını ve daha sonra kentten ayrıldığını tespit etti. Polis, mitinge Şimşekin katılıp katılmadığını belirlemek için çekilen kamera görüntülerini inceliyor. Polis, Şimşekin kentte nerelere gittiğini belirlemek için de MOBESE kameralarının görüntülerini tarıyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.09.2010
SaldırıyıöncedenplanlamışSaldırıyı önceden planlamış
Ergenekon'un sesi PKK'dan geliyor
Samanyolu Haber
26.07.2010
08:00
Ümraniyede bir gecekonduda bulunan bombaların ardından Ergenekona vurulan her darbe, Türkiyeyi tüyler ürperten gerçekle yüz yüze getirdi.

Yargının attığı her adıma PKK eylemle karşılık verdi. Zaman ayarlı saldırılar ve son olarak Heronlarla ilgili 2 subayın ihanet konuşması, çete-örgüt ilişkisini gün yüzüne çıkardı. Ergenekon iddianamesinin kabul edilmesinden 2 gün sonra teröristler Güngöreni kana buladı, 17 kişi hayatını kaybetti. Ergenekon-PKK bağlantısında her geçen gün yeni bir sır perdesi daha aralanıyor. 30 yıldır katliamlarına devam eden terör örgütünün özellikle Ergenekon operasyonunun başladığı 2007den bu yana gerçekleştirdiği zaman ayarlı saldırılar, iddianamelere yansıyan kirli ilişkiler, ihanet konuşmaları ve itiraflar çete-örgüt bağlantısını gözler önüne seriyor. Genelkurmay Başkanlığı, Heron skandalıyla ilgili sessizliğini korurken, ihanet konuşmasını yapan subaylara Kandil sahip çıktı. Terör örgütünün şehir yapılanması KCKnın yöneticisi Mustafa Karasu, PKKlılar için bizim adamlar diyen ve çok zayiat veriyoruz, Heronları düşürelim diyen Üsteğmen Fırat Ç. ile ihanet isteğine çaresine bakarız şeklinde karşılık veren Yarbay Selami Selçuk Çyi savundu. Sahte çürük çetesi liderliğinden tutuklu yargılanan Albay Zeki Üçokun MİT tarafından tespit edilen konuşmayla ilgili soruşturma dosyasını kararttığı iddiaları da ihanet skandalının dikkati çeken bir başka yönü oldu. AKTÜTÜN AÇIKLIĞA KAVUŞTU MİT, Fırat Çnin, Heronları durdurması için yardım istediği bir diğer ismin de ABDli ve Türk subayların birlikte çalıştığı, Heron görüntülerinin analiz edildiği birim olarak bilinen ODCnin başındaki Tuğamiral Alaettin S. olduğunu tespit etti. Bu skandal, akıllara 17 şehit verdiğimiz Aktütün saldırısını getirdi. Heronların, saldırının gerçekleştiği 4 Kasım 2008den 3 gün önce Aktütünün karşısında, 10 km Irak sınırı içinde PKKlıların saldırı hazırlıklarını görüntüleyip askeri yetkililere ulaştırdığı ortaya çıkmıştı. PERİNÇEKLE SABAHA KADAR BAŞ BAŞA Parmaksız Zeki kod adlı Şemdin Sakıkın Diyarbakırda yattığı cezaevinden Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyara gönderdiği mektup, kirli ilişkinin aktörlerini birebir şahidi tarafından deşifre etmişti. Örgütte olduğu sırada Öcalanın sağ kolu olarak bilinen Sakık, Ergenekon tutuklusu Perinçek ve teröristbaşı arasındaki samimiyetin fotoğraflardan öte olduğunu belirterek mektubunda şu ifadeleri kullandı: Bekaa kampına kadar gelip Öcalanı ziyaret etti. Askeri törenle ve silah atışlarıyla karşılandı. Öcalan onu kucakladı, öptü, günlerce konuk etti. Kaldıkları odaya militanlar yüz metreden fazla yaklaşamadı, sabahlara kadar baş başa kaldılar. Öcalanın Perinçekle günlerce bir odada baş başa kalarak neler konuştuklarını ya da planladıklarını, neden yanlarına üçüncü bir kişiyi almadıklarını ve militanlar kaldığımız yere yüz metreden fazla yaklaşmasınlar talimatı verdiğini hala merak ediyorum. KÜÇÜK, ASKERİ TÖRENLE KARŞILANIYOR Sakık, mektubunda Ergenekon sanığı Yalçın Küçükün, Öcalan bağlantısını da anlattı: Bizzat Öcalanın sunduğu örgüt imkanlarıyla Fransaya yerleşti. Bazen Öcalanın daveti bazen kendi isteğiyle Şama geliyordu. Her seferinde Öcalan tarafından askeri törenle, süslü püslü sözcüklerle, kucaklaşmalarla, öpücüklerle karşılanırdı. ikisi baş başa verip örgütü ve savaşı düzenliyorlardı. Örgüt plana harfiyen uydu Darbeye zemin hazırlamak için Fatih Camiinin bombalanmasından kendi askeri jetimizin düşürülmesine kadar insanın kanını donduran emirleri içeren Balyoz Darbe Planı da Ergenekon-PKK bağlantısına ışık tutuyor. Mart 2003te hazırlanan darbe planında ülkede kaos ortamı oluşturabilmek için PKKya biçilen rol şöyle: PKK ve El Kaidenin büyük şehirlerde özellikle İstanbulda eş zamanlı büyük eylemleri ve anılan eylemler sonrasında icra edilecek, STK ve üniversiteler ile koordine ederek yönlendireceğimiz çok geniş katılımlı toplumsal gösteriler ve eylemler neticesinde oluşan kaos ve karmaşa nedeniyle öncelikle olağanüstü hal ve sonrasında sıkıyönetim ilan edilecek. Darbe planının yapıldığı dönemde hem PKK hem de El Kaidenin harekat emirlerine uygun eylemleri dikkati çekiyor. El Kaide, İstanbulda sinagoglara ve bankalara saldırı düzenledi. Teröristbaşı Abdullah Öcalanın 1999da yakalanmasının ardından sessizliğe bürünen PKK ise planın yapıldığı dönemde yeniden silahlı eylemlere başlama kararı aldı. İmralıdan yayılan gerilimle provokasyon dolu gösteriler başladı. İŞBİRLİĞİ YAPACAKLAR BELİRLENSİN Aralarında kuvvet komutanları Özden Örnek ve İbrahim Fırtınanın yanı sıra eski 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğanın da bulunduğu 196 sanıklı Balyoz iddianamesindeki tespitler, PKKnın halka karşı devlet görevlileri tarafından nasıl kullanıldığını da gösterdi. Balyoz sanığı emekli Tuğgeneral Süha Tanyerinin iddianameye giren el yazısı notları, kirli ilişkinin kanıtlarından biri oldu. Süha Tanyeri Defteri Plan Semineri Hazırlık Notları adlı dosyada, Bölgede PKK-KADEK ile işbirliği
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.07.2010
ErgenekonunsesiPKKdangeliyorErgenekonun sesi PKKdan geliyor
Başbakan'ı ağlatan o mektup - Foto
Samanyolu Haber
20.07.2010
17:23
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı ağlatan mektubun sahibi 12 Eylül Darbesinden sonra idam edilen ilk ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu.

Mustafa Pehlivanoğlu 12 Eylül darbesinin ardından ceza evine girmiş ve idam cezasına mahkum edilmişti. Mamak askeri Cezaevinde yatarken bir fırsatını bularak kaçmayı başardıysa da kısa bir müddet sonra tekrar yakalandı. 12 eylül cuntası tarafından, idam edilmesi için verilen emir, 7 Ekim 1980 tarihinde Ankara merkez kapalı Cezaevinde yerine getirildi. Mustafa Pehlvivanoğlunun idam edilmesinde, solcu olarak bilinen Necdet Adalının idamının payı olduğu sonradan ortaya çıktı. 12 Eylülde iktidarı elinde bulunduranlar bir onlardan, bir bunlardan diyerek denge politikası izlemiş ve Adalıya karşı ülkücü Pehlivanoğlu idam edilmişti. İdam kararını veren Sıkıyönetim Mahkemesi Hâkimi Ali Fahir Kayacan daha sonra anlattığı anılarında, Mustafa Pehlivanoğlunun asılan solcu Necdet Adalıya denge olsun diye idam edildiğini söylemişti. Ailesinin ise oğullarının idamından 3 gün sonra cezaevine ziyarete gittiklerinde haberleri olmuştu. Bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan grup toplantısında Pehlivanoğlunun ölmeden önce ailesine yazdığı mektubu okurken duygulandı ve gözyaşlarına hakim olamadı. İşte Erdoğanı duygulandıran o mektup... Sevgili anneciğim ve babacığım, sizler beni bu yaşa kadar büyüttünüz ve yetiştirdiniz. Benim sizlere karşı islemiş olduğum hataları ve suçlarımı affedin. Hakkinizi helal edin. Ben sizlerin bir evladınız olarak, bugüne kadar Cenab-ı Hakkin ve Onun Resulünün, Yüce Peygamberimizin yolundan ayrılmadım. Alın yazımız böyle yazılmış. Kader ne ise onu çekeceğiz. Ben de kardeşim Haydar gibi bir an önce Allahın huzuruna çıkacağım. Eğer benim günahım varsa Cenab-ı Allahın huzurunda çekmeye hazırım. Yok, bir yanlışlık sonucu ölümüme karar verenler, idam edenler Allahtan bulsunlar. Sunu hiç bir zaman unutmasınlar ki, Mustafalar ölür, Allah davası ölmez, milliyetçilik yaşar. Kellemi verdiğim bu yolun zaferi yakindir. Zafer her zaman Allaha inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Cenazemin arkasından ağlamayın, günahtır. Sizden ricam ağlamayın. Anne, sizlerle helalleşmek isterdim, fakat olmadı. Hakkim varsa, hepinize helal olsun, siz de helal edin. Son olarak, abime, yengeme, yiyenime, bacıma selam eder, haklarını helal etmelerini dilerim. Nişanlıma da selam eder, Cenab-ı Allahın mutlu bir yuva kurması için ona yardımcı olmasını dilerim. Oğlunuz Mustafa 7 Ekim 1980
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.07.2010
Başbakanıağlatanomektup-FotoBaşbakanı ağlatan o mektup - Foto
Gökçek'ten çok sert tepki
Samanyolu Haber
30.05.2010
15:24
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankaragücünün İngiliz futbolcusu Vasselin Başbakan Recep Tayyip Erdoğana yazdığı iddia edilen mektup konusuna basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Başkan Gökçek, yapımı Büyükşehir Belediyesi, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve Basketbol Federasyonu tarafından yürütülen Ankara Arenayı basın mensuplarına gezdirerek bilgi verdi. Ankaragücünün İngiliz futbolcusu Vassel konusunda medyada çıkan Başbakan Erdoğana mektup yazdığına yönelik haberlerle ilgili olarak, böyle bir şeyi Vasselin yaptığına ihtimal vermediğini belirtti. Başkan Gökçek, şunları söyledi: Ankaraya geldiğinden beri bazı eski yöneticilerin Vasselle oyuncak gibi oynadıklarını görüyorum. Hatırlarsanız daha önce bu futbolcunun bir otel hikayesi vardı. Bu otel hikayesinin de tamamen düzmece olduğu, daha sonra bütün delilleri ile ortaya çıktı. Vasseli Ankaraya getiren ve daha önce Ankaragücünde yöneticilik yaptığı bilinen bazı kişiler, devamlı olarak bu futbolcuyu yönlendirmek suretiyle, birtakım beyanatlar veriyorlar. Bu saçma sapan bir şey. Burada şimdiye kadar kime zor kullanılmış da Vassele kullanılsın. Böyle bir saçmalığı kabul etmek mümkün değil. Geçen sene Ankaragücünden 40a yakın sporcu geldi geçti. Bu kadar sporcunun hangisine böyle bir muamele yapılmış? Böyle deli saçması bir laf olur mu? Bizim tarafımızdan çok iyi bilinen bazı kötü niyetli kişiler Vassel adına bir takım hareketler yapıyorlar. Ben dün arkadaşlardan Vasselin durumunu sordum. Vasselin parasının son taksitini yatırmaları gerektiği gün futbolcunun avukatı Cem Papilanın yatırmanızın gereği yok. Bir gün geçti. Biz mukaveleyi feshedeceğiz demiş. Oynamak istemeyen futbolcunun yolu açık olsun diye düşünüyorum. Tabii bu benim kişisel görüşüm. Yönetim ne der bilemem. Geçmişte hasbelkader Ankaragücünde yöneticilik yapmış birkaç şahsın çekememezlik sonucu gerçekleştirdiği bu tip ifadeler tabii ki hem Türk futboluna hem de Ankaragücüne zarar veriyor. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.05.2010
GökçektençokserttepkiGökçekten çok sert tepki
Gökçek sert çıktı: Deli saçması
Samanyolu Haber
30.05.2010
14:53
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankaragücünün İngiliz futbolcusu Vasselin Başbakan Recep Tayyip Erdoğana yazdığı iddia edilen mektup konusuna basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Başkan Gökçek, yapımı Büyükşehir Belediyesi, Gençlik Spor Genel Müdürlüğü ve Basketbol Federasyonu tarafından yürütülen Ankara Arenayı basın mensuplarına gezdirerek bilgi verdi. Ankaragücünün İngiliz futbolcusu Vassel konusunda medyada çıkan Başbakan Erdoğana mektup yazdığına yönelik haberlerle ilgili olarak, böyle bir şeyi Vasselin yaptığına ihtimal vermediğini belirtti. Başkan Gökçek, şunları söyledi: Ankaraya geldiğinden beri bazı eski yöneticilerin Vasselle oyuncak gibi oynadıklarını görüyorum. Hatırlarsanız daha önce bu futbolcunun bir otel hikayesi vardı. Bu otel hikayesinin de tamamen düzmece olduğu, daha sonra bütün delilleri ile ortaya çıktı. Vasseli Ankaraya getiren ve daha önce Ankaragücünde yöneticilik yaptığı bilinen bazı kişiler, devamlı olarak bu futbolcuyu yönlendirmek suretiyle, birtakım beyanatlar veriyorlar. Bu saçma sapan bir şey. Burada şimdiye kadar kime zor kullanılmış da Vassele kullanılsın. Böyle bir saçmalığı kabul etmek mümkün değil. Geçen sene Ankaragücünden 40a yakın sporcu geldi geçti. Bu kadar sporcunun hangisine böyle bir muamele yapılmış? Böyle deli saçması bir laf olur mu? Bizim tarafımızdan çok iyi bilinen bazı kötü niyetli kişiler Vassel adına bir takım hareketler yapıyorlar. Ben dün arkadaşlardan Vasselin durumunu sordum. Vasselin parasının son taksitini yatırmaları gerektiği gün futbolcunun avukatı Cem Papilanın yatırmanızın gereği yok. Bir gün geçti. Biz mukaveleyi feshedeceğiz demiş. Oynamak istemeyen futbolcunun yolu açık olsun diye düşünüyorum. Tabii bu benim kişisel görüşüm. Yönetim ne der bilemem. Geçmişte hasbelkader Ankaragücünde yöneticilik yapmış birkaç şahsın çekememezlik sonucu gerçekleştirdiği bu tip ifadeler tabii ki hem Türk futboluna hem de Ankaragücüne zarar veriyor. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.05.2010
GökçeksertçıktıDelisaçmasıGökçek sert çıktı Deli saçması
Taraf'tan çok konuşulacak haber
Samanyolu Haber
12.05.2010
11:37
Üç yıl önce PKKnın döşediği mayınla şehit olduğu açıklanan Üsteğmen Çağlar Canbazın, Dağlıca Komutanı Yarbay Onur Dirikin emriyle mayını elle imha ederken şehit düştüğü ortaya çıktı.

Üsteğmen Canbazın nasıl şehit olduğu olayın ardından tutulan İdari Tahkikat Raporu ve Vaka Kanaat Raporuna bütün ayrıntılarıyla yansıdı. Tanık askerlerin ifadeleri de raporlarda yer aldı. Tarafın ulaştığı raporlara göre Üsteğmen Çağlar Canbazı ölüme götüren süreç, 6 Ağustos 2007de başladı. Saat 17.00 sıralarında Canbaz, yanındaki asteğmen ve erlerle üs bölgelerini denetlemek için araçla yola çıktı. Üs bölgesine henüz varmamışlardı ki Yeşiltaş Köyüne yaklaşık bir buçuk kilometre mesafede düzensiz bir taş yığını gördüler. Taşların altından el yapımı bomba düzeneği ve kabloları çıktı. Üsteğmen Canbaz, yanındaki askerlerine kaçın talimatı verdi. Askerlerin uzaklaşmasının ardından, bombanın uzaktan kumandalı olma ihtimaline karşı çevresine atış yapıldı. Ancak bomba patlamadı. Bunun üzerine olay yerini güvenlik altına alan Canbaz ve yanındakiler birliğe geri döndü. Üsteğmen Cağlar Canbaz, birliğe varır varmaz Dağlıca 3. Motor Piyade Tabur Komutam Yarbay Onur Diriki telsizle durumdan haberdar etti. Dirik olaydan haberdar olduktan soma telsizle düzeneğin kablosunu kesebilirsiniz emrini verdi. Komutanın bu talimatı üzerine, Jandarma Üstçavuş Cesur Bulanık, Komutamın ne gerek var. Neden biz kesiyoruz. Neden siz kesiyorsunuz? Bunu yapmasanız olmaz mı? Bu bizim görevimiz değil ki dedi. Bulanıkın bu sözleri üzerine Üsteğmen Canbaz, Komutanın bu olayı namus meselesi olarak gördüğünü söylediğini, kendisinin bunu böyle değerlendirilmemesi gerektiğini belirttiğini, hatta daha önce de aynı şekilde bir bombaya müdahale ederken Binbaşı Murat Özyalçının da şehit olduğunu hatırlattığını ancak Dirik tarafından imha emri verildiğini söyledi. Raporlara göre Üsteğmen Canbaz, Saat 20:00 sularında aldığı emir gereği tekrar olay yerine döndü. Patlayıcı düzeneğin görünen kablolarını kesti. Korkulan olmamış, bomba patlamamıştı. Üsteğmen Çağlar Canbaz ve beraberindekiler birliğe geri dönüp, olayı telsizle Yarbay Dirike rapor etti. Üstçavuş Cesur Bulanık, komutanına bir kez daha dönerek Komutanım valla ben sizin yerinizde olsam üste para verseler gidip kabloyu kesmezdim. Valla sizi Allah korumuş. Emir verilirse sakın siz gidip müdahale etmeyin dedi. Saatler gece yarısını gösterdiğinde Dağlıca Tabur Komutanı Yarbay Onur Dirik, telsizle Yeşiltaş Karakoluyla bir kez daha irtibata geçti. Dirik, Üsteğmen Canbaza, bomba uzaktan kumandalı ise terör örgütü mensuplarınca geceleyin patlatılamayacağını söyleyip, dikkatli olarak kablosu kesilen bomba düzeneğini çıkartması emrini verdi. Üsteğmen Canbaz, emri alır almaz askerlerle konuşmak üzere mevzilere gitti. Bu sırada Uzman Çavuş Muhammed Özgül, kendisini uyarıp, bombayı elle imha etmemesi gerektiğini komutanına söyledi. Özgül, ifadesinde olayı şöyle anlattı: Çağlar Üsteğmen, emri aldıktan sonra askerlerle konuşmak üzere, mevziiye girerken kendisine patlayıcı maddeye dokunmaması, tugaydan sürveyan talep etmemiz gerektiğini söyledim. Yine Çağlar Üsteğmen, Muhammed emir var, duymadın mı dedi. Ben de kendisine emredersiniz dedim. Mevzide bulunan askerlere daha dikkatli gözetleme yapmaları konusunda emir vererek, bana hava iyice aydınlanmadan olay yerine gidip patlayıcı ile ilgili ne yapılabilecekse yapalım diyerek mevziden ayrıldı. Ardından saat 04.30 sularında iki köy korucusuyla birlikte bombanın bulunduğu bölgeye giden Üsteğmen Çağlar Canbaz, bombaya müdahale etmeye başladı. Bu sırada bomba büyük bir gürültüyle patladı. Üsteğmen Çağlar Canbaz, aldığı emri yerine getirirken şehit oldu. İki köy korucusu da yaralandı. Olayın ardından aynı gün konuyla ilgili inceleme başlatıldı. 8 Ağustos 2007 günü İdari Tahkikat Raporu düzenlendi. Rapora Jandarma Albay Tacettin Soykok, Jandarma Yüzbaşı Sadık Gök ve beraberindeki iki astsubay imza koydu. Raporda yukarıdaki olaylar ayrıntılı bir şekilde anlatıldıktan sonra, olayla ilgili yapılan araştırma ve incelemede, olayın mayın ve patlayıcı maddelere müdahale ile ilgili yazılan emirlere aykırı bir şekilde yapıldığı tespit edildi. Raporda, bir bombanın nasıl imha edilmesi gerektiğine dair son yazılı emirler de ayrıntılı olarak yer aldı. Yarbay Onur Dirikin söz konusu emirlere göre hareket etmediği belirtilerek, gerekli hukuki işlemlerin bu doğrultuda yapılması istendi. Buna karşın Yarbay Onur Dirik hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Ta ki Canbaz ailesine bir yıl sonra postayla gelen mektup ve içindeki belgelere kadar. Aile, kendilerine gelen mektup ve belgeler üzerine Van Askeri Mahkemesi ve Jandarma Genel Komutanlığına resmî yazıyla müracaat etti. Aile, Yarbay Onur Dirik hakkında herhangi bir soruşturma açılıp açılmadığını sordu. Her iki kurumdan da Dirik hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı yanıtı geldi. Bunun üzerine anne Çınar Canbaz, kendisine gelen belgelerle birlikte
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.05.2010
TaraftançokkonuşulacakhaberTaraftan çok konuşulacak haber
Öymen: Nasıl yaparsınız bunu?
Samanyolu Haber
18.04.2010
16:41
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, anayasa değişikliğinde 3 maddeye karşı olduklarını belirterek, birbirine bağlantılı olmayan maddelerin aynı paket içinde halk oylamasına sunulamayacağını savundu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, partisinin Bursa İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İktidarın, anayasa değişikliği konusunda Venedik Komisyonu ile ters düştüğünü iddia eden Öymen, Venedik Komisyonu ise iktidar partisinin tam tersini söylüyor. Venedik komisyonu Birbirine bağlantılı olmayan maddeler aynı paket içinde halk oylamasına sunulamaz diyor şeklinde konuştu. Konuşmasında, Bursaspora başarılar dileyerek başlayan Onur Öymen, Bir çok zengin kulübün yapamadığını Bursaspor gerçekleştirerek şu anda lider durumda, inşallah sezonu da şampiyon bitirirler. Sezon başında bir gazete bize ligle ilgili değerlendirmemi sorduğunda; Bursaspor sürpriz yapabilir demiştim. Bugün görüyoruz ki Bursaspor çok iyi gidiyor, umuyorum ki sezonu da şampiyon olarak tamamlarlar. dedi. İktidarın, anayasa değişikliği ile ülkenin gerçek gündemini gizleme çabasında olduğunu ileri süren Onur Öymen, Vatandaşın gerçek gündemi yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, ekonomi, tarım ve sanayideki sıkıntılar. En son rakamlara göre işsizlik rakamları yüzde 14,5a çıkmıştır. Bunlardan bahsedilmesini önlemek, ertelemek için başka gündemleri ortaya çıkarıyorlar. Hükümet, Anayasa değişikliği paketiyle karşımıza çıktı. Biz bu paketin 24 maddesi üzerinde uzlaşmaya varılabileceğini söyledik. Referanduma gitmeye gerek kalmaz dedik ama dinlemediler. Çünkü onların asıl hedefi 3 madde. Anaya Mahkemesi ile Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısı ve seçim sistemini değiştiren maddeler ile parti kapatılmasıyla ilgili madde. şeklinde konuştu. Anayasa paketi ile değiştirilmek istenen 3 maddenin, ülkede hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve hukuk anlayışının büyük ölçüde zedelenmesine sebep olacağını iddia eden Öymen, Bu 3 madde, hukuk devleti ilkesiyle zıttır. Anayasanın değiştirilmez maddelerinden biri olan hukuk devleti ilkesini kökten zedelemektedir. şeklinde devam etti. PAKETTE OLMASI GEREKENLER YOK CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, pakette kendilerinin de ısrarla istemelerine rağmen olması gereken maddelerin bulunmadığından yakınarak, Milletvekilliği dokunulmazlığıyla ilgili bazı maddelerin olmasını istiyoruz ama yok. Meclisteki milletvekilleriyle ilgili 660 dosya var. Milletvekilleriyle ilgili iddianameler ve suçlamalar var. Bunların bir kısmı mali suçlar, dolandırıcılık gibi yüz kızartıcı suçlardır. Ama nedense dokunulmazlıkla ilgili bir maddeyi getirmiyorlar. diye ifade etti. İktidarın, AB ile de ters düştüğünü iddia eden Öymen, şöyle devam etti: Sürekli Avrupalıların istediğini söylüyorlar. Avrupalıların en önemli tavsiyeleri, HSYKdan Adalet Bakanı ve müsteşarının çıkarılmasıdır. Böylece, yargı bağımsızlığının sağlanabileceğini düşünüyorlar. Bu da yok. Başbakan bir ara kabul eder gibi oldu ama şimdi vazgeçtiler. 3 maddeyi ayırmaya yanaşmıyorlar. Anayasa değişikliğinde hedefleri 3 maddedir. Gerisi bir elma şekeri gibidir. Esas hedeflerini gizlemek için paketi halka cazip göstermek için öne çıkardıkları maddelerdir. Amaç üst yargıyı denetim altına almak, hükümetin kontrolü altına almaktır. Anayasa değişikliği konusunun çok önemli olduğunu vurgulayan Öymen, (Biz Avrupanın izlediği yöntemlere göre, Venedik Komisyonunun tavsiyelerine göre hareket ediyoruz) diyorlar. Venedik Komisyonu ise iktidar partisinin tam tersini söylüyor. Birbirine bağlantılı olmayan maddeler aynı paket içinde halk oylamasına sunulamaz diyor. Düşünün vatandaş, bir maddeye evet derken istemediği hayır diyeceği maddeyi de onaylamak zorunda bırakılıyor. BAYKALIN SOSYALİSTLERLE GÖRÜŞMELERİ CHP Genel Başkanı Deniz Baykalın, bir süre önce Avrupa Parlamentosunun (AP) ikinci büyük grubu Sosyalistlerin yöneticileriyle bir araya geldiğini anımsatan Öymen, bunun da Türkiyede bazı medya kuruluşları tarafından yanlış akratıldığını ileri sürdü. Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Toplantısına giderek önemli görüşmelerde bulunduklarını anlatan Onur Öymen, şunları iddia etti: Burada muhalefeti, bizi yıpratmak için bir çalışma yapıldığını tespit ettik. Genel başkanımız AP Sosyalist Grup Toplantısına gitmeden önce bazıları mektuplarla sosyalist grup üyelerine bazı iddialarda bulunuyorlar. Elimizdeki bir mektup, Avrupadaki aşırı radikal, etnik grubun, şidddet yanlısı eylemleri destekleyen grubundur. 9 Nisan 2010da gönderilmiş. Baykalın ziyaretinden 4 gün önce. Burada aklınıza gelebileceği gibi CHP, reformlara, her türlü gelişime karşıdır, askeri müdahalelere taraftır anlamlarına gelecek yalanlar, iddialar var. 10 Nisanda sosyalist grup üyelerine bir mektup daha gönderiliyor. AKP milletvekilinin imzasını da taşıyan mektupta da aynı içerikler var. İpe sapa gelmez iddialar var. Partiye, genel başkana ve bizzat bana bir takım iddialar. B
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.04.2010
ÖymenNasılyaparsınızbunu?Öymen Nasıl yaparsınız bunu?
PKK iyice köşeye sıkıştı
Samanyolu Haber
31.03.2010
10:07
İtalya, Fransa ve Belçikada yapılan son operasyonlarla Avrupada köşeye sıkışan PKKnın İngilterede de yöneticileri birbirine düştü.

Örgütün önde gelen yöneticisi işbirlikçi olmakla ve kendi hesabına yüklü miktarda para aktarmakla suçlanıyor. Terör örgütünün İngilteredeki sözde sorumluları İbrahim P, Arzu A. ve Sercan D. arasında yaşanan kavgasının, örgütün İngilteredeki kadro ve finansman faaliyetlerine büyük sekte vurduğu ortaya çıktı. Terör örgütünün sözde sorumluları Arzu A. ve Sercan D.nin, İbrahim P.nin faaliyetleri ile ilgili Kandile ve örgütün sözde Avrupa sorumlusu Sabri Oka bir mektup gönderdiği belirlendi. İngilterede terör örgütünün önde gelen ismi olan İbrahim Pnin tasfiye edilmesi talep edilen mektupta, söz konusu kişinin siyasi çıkar peşinde koştuğu, örgütsel konumunu kullanarak İngiliz siyasetçilerle yakın işbirliği yaptığı kaydedildi. İbrahim Pnin örgüt imkanlarını ve Kürtleri kendi menfaatleri doğrultusunda kullandığı, Abdullah Öcalan ve Kandilin İngiltere konusundaki rahatsızlığını görmezden gelerek, örgütün stratejisini ve çıkarlarını hiçe saydığı belirtilen ihbar mektubunda Dr.Hüseyinin sınır dışı edilmesinde İngiliz yetkililere yardımcı olduğu ve şimdi aynı durumu diğer örgüt sorumluları için bir şantaj aracı olarak kullandığı iddia edildi. Mektupta ayrıca, örgüt adına toplanan paralarla ticaret yaptığı, bir bankaya yüklü miktarda para aktardığı öne sürülen sözde sorumlunun, bununla da yetinmeyerek uyuşturucu kaçakçısı bir şahsın kızıyla evlenerek uyuşturucu sektörüne girmeye hazırlandığı da belirtildi. İbrahim P. hakkında biran önce soruşturma açılması ve Kandilde sorgulanmasının talep edildiği mektubun bir örneğinin de İngilteredeki kadrolara sızdırılarak olayın örtbas edilmesinin önüne geçilmeye çalışıldığı ifade edildi. Terör örgütü PKKyı tüm isimleri ile birlikte yasaklayan İngiltere, 2008 yılı başlarında terör örgütünün İngiltere sorumlularından Dr.Hüseyin kod adlı Selman Bozkuru sınır dışı etmişti. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.03.2010
PKKiyiceköşeyesıkıştıPKK iyice köşeye sıkıştı
Balyoz'un en önemli ayağı belli oldu
Samanyolu Haber
09.03.2010
07:43
2003te 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan ile 24 generalin katıldığı seminer toplantısında ele alınan Balyoz Darbe Planının önemli ayaklarından biri daha belli oldu.

Çarşaf ve Sakalla camilerin bombalanmasını, Orajla Egede Yunanistanla gerginlik çıkarmayı hedefleyen Balyoz yapılanmasının Orak Planıyla da azınlıkları hedef aldığı ortaya çıktı. SANTORODAN HRANT DİNKE Dönemin İstanbul İl Alay Komutanlığı Jandarma Harekat Şube Müdürü Hanifi Yıldırım imzalı Sivil Toplum Kuruluşlarına Yönelik Eylem Planı başlıklı Orak Planında tüm azınlıklara ait sivil toplum kuruluşları ile bazı gayrimüslüm gazeteci ve aydınlar fişlendi. Darbe öncesi ve sonrasında azınlıklarla ilgili yapılacak çalışmaların ve alınması gereken tedbirlerin yer aldığı belgede 2007de öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, gazeteci yazarlar Etyen Mahçupyan ve Seven Nişanyan Darbe karşıtı Ermeni Basını olarak yeralıyor. RAHİP SONTORO ORAKTA 2003 tarihli Orakta 2006da öldürülen Rahip Santoronun Trabzondaki kilisesi Santa Maira ile ilgili ifadeler dikkat çekiyor. Aktüel Dergisinden Tuncay Opçinin haberleştirdiği Orak Planı belgelerine göre, Santa Maira Kilisesinde misyonerlik faaliyeti yapanlara karşı eylemler düzenlenmesi gerektiği belirtiliyor: Son dönemde özellikle Trabzon Santa Maria Kilisesi tarafından, işsiz gençlere iş imkânı sağlayacağı vaadiyle Hıristiyanlık eğitimi verildiği tespit edilmiştir. Hatırlanacağı gibi Santoro 2006da öldürülmüş, bu olayla birlikte gayrimüslimlere yönelik cinayetler dizisi başlamıştı. Santoro cinayetini Dinkin öldürülmesi ve Malatyadaki katliam izlemişti. KARADENİZ PROVOKASYONA AÇIK Orak planı içerisinde yer alan bilgilerde darbe sürecinde Karadeniz bölgesine ayrıca önem verildiği dikkat çekiyor. Karadenizdeki azınlıkların tek tek listelendiği belgelerde, Pontus faaliyetlerinin hala devam ettiği belirtiliyor. Karadeniz halkı ise özelliklerine göre şöyle tanımlanıyor: ...Karadeniz insanı silaha düşkün, çabuk sinirlenen, aceleci, inatçı ve provokasyona açık yapısıyla tanınmaktadır. Karadenizde evlerde silah imal etme kabiliyeti mevcuttur. Bölge halkının bir kısmı kendini Türk olarak görmemekte Laz, Hemşin, Gürcü ve Rum olarak görmekte... Orak Planının belgelerinde azınlıklara ait tüm kurum ve kuruluşların listelenmesi de dikkat çekiyor. Balyozun Kafesi Orakta el konulması ve kapatılması öngörülen azınlık kuruluşları, Poyrazköy soruşturmasında ortaya çıkan Kafes Eylem Planınına göre tehdit mektubu gönderilen derneklerle aynı. Kafes Eylem Planıyla ilgili soruşturmada İstanbuldaki bazı Ermeni okul ve derneklerine mektup göndereren cunta yapılanmasının Ermeni vatandaşları tabutlarınızı sayarsınız şeklinde tehdit ettiği ortaya çıkmıştı. Poyrazköy İddianamesinde yer alan mektubun gönderildiği derneklerin listesiyle Oraktaki el konulacak dernek listesiyle birebir örtüşmesi dikkat çekti. 12 AZINLIK DERNEĞİ LİSTEDE Orak planında ismi geçen dernekler: Yeşilköy Ermeni Okulundan Yetişenler Derneği, Dadyan Okulundan Yetişenler Derneği, Esayan Okulundan Yetişenler Derneği, Balıklı Rum Hastanesindeki Yoksul ve İhtiyarlara Yardım Derneği, Zoğrafyan Lisesini Bitirenler Derneği, Sinagogları ve Dini Eserleri Onarma Derneği, Zapyon Lisesini Bitirenler Derneği, Bezciyan Okulunu Bitirenler Derneği, Sahakyan Okulundan Yetişenler Derneği, Türkiye Ermenileri Azınlık Okulları Öğretmenleri Yardımlaşma Derneği, Özel Feriköy Ermeni İlköğretim Okulu Koruma Derneği, Semerciyan ve Nersesyan İlkokulları Yardım Derneği. Karadenizliler sıkıyönetimde Erdoğanın yanında yer alır Belgede gerçekleştirilecek bir darbe sonrası Karadenizlilerin hemşerileri olan Başbakan Erdoğana destek çıkabilecekleri belirtiliyor. Belgede, darbecilerin, Erdoğanın Rizeli olması sebebiyle, ilan edilecek sıkıyönetime Karadenizlilerin direniş gösterebileceği korkusu içerisinde oldukları, bu nedenle güncellenecek EMASYA planlarında Karadenizlilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere özel hassasiyet gösterilmesi gerektiği ifade ediliyor. Planda Karadeniz Bölgesiyle ilgili analizler de dikkat çekiyor. Bölgedeki gençlerin azınlıklara yönelik faaliyetlerde etkin şekilde kullanılması öngörülen planda, eylemlerin ülke geneline yaygınlaştırılması hedefleniyor. Orak Planının, Karadeniz Bölgesi Tehdit Değerlendirilmesi başlıklı bölümlerinde Karadenizlilerin yoğun olarak yaşadığı yerleşim bölgelerinde ve Adapazarı gibi nüfus sahibi oldukları illerde PKK ve azınlıklara yönelik eylemler düzenlenebileceği ifade ediliyor. YENİ ŞAFAK
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.03.2010
BalyozunenönemliayağıbelliolduBalyozun en önemli ayağı belli oldu
Baykal o konuya hiç girmedi
Samanyolu Haber
02.03.2010
16:34
CHP lideri Deniz Baykal, Türkiyede gözaltına alınan askerlerin darbe tehlikesi olduğu için değil, bir darbe tehlikesi olmadığı için tutuklandığını savundu.

Baykal, Dursun Çiçeke ait olduğu Jandarma Kriminalde de belirlenen Islak imza konusunda ise sessiz kaldı. Mecliste partisinin grup konuşmasını yapan Baykal, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında baştan sona hükümete yüklenen Baykal, Büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara karşı toplum olarak gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de sadece belli özelliği olan insanlar için değil, haksızlığa maruz bırakılmış herkesle ilgili göstermeliyiz. Hukuk bütün değil mi? Birilerine göre bir hukuk diğerine göre başka hukuk. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, kaldırıldı, yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Gizli tanık. Gizli tanık olabilir. ABDde de var, ama Türkiyede... dedi. Baykal, askerlerin Türkiyede muhtemel bir darbe tehlikesi olmadığı için tutuklandığını iddia etti. Baykal, Türkiyede zaten bir darbe tehlikesi olmadığı için askerler tutuklanıyor. Büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara karşı toplum olarak gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de sadece belli özelliği olan insanlar için değil haksızlığa maruz bırakılmış olan herkesle ilgili göstermeliyiz. Hukuk bütün değil mi? Birilerine göre bir hukuk diğerine göre başka hukuk. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, kaldırıldı, yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Gizli tanık. Gizli tanık olabilir. ABDde de var, ama Türkiyede iş çığırından çıktı. Yaptığı tanıklıktan mahcup olacağı için insanlara gizli tanık diye imtiyaz veriliyor. diye konuştu. Türkiyede hukuk, adalet ve onun işleyişinin toplumu derinden sarstığını savunan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: Türkiyede bir hukuk krizinin yaşandığı çok açıktır. Adalet ve hak kavramı son dönemde zedelenmiş görünüyor. Kısa bir süre önce ortaya Deniz Kuvvetlerinde amirallere suikast iddiası ortaya atıldı. Suçlamalar yapıldı, belgeler çıkarıldı, iddialar atıldı. Suçlanan bir yarbay ikinci kez savcılığa çağrılınca bir mektup bıraktı ve intihar etti. Bu intihardan 19 gün sonra onun yazısı denerek ortaya atılan belge incelendi ve görüldü ki Ali Tatarın yazısı değildir. Şimdi 19 gün sonra gerçek ortaya çıktı ki Ali Tatarın hiçbir ilgisi yoktur. Gözaltına alınan diğer teğmenlerin de yazıyla ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Pekiyi o yazı nasıl oraya girdi? O yazı bir hayatın kaybolmasına, ailelerin ıstırabına neden oldu. Bunu kim niye yaptı? Böyle hukuk olur mu? Ali Tatarın hesabını kim verecek? İntihara yol açan bir süreç işletildi, bu hesabı kim verecek? Şimdi yaşananların iç yüzü bakalım ne zaman ortaya çıkacak ve o zaman ne olacak? Baykalın yaklaşık bir yıldır hemen her grup konuşmasında eleştirdiği Islak imza konusuna girmemesi ise dikkat çekti. Anayasa değişikliği konusuna da değinen CHP lideri Deniz Baykal, AK Parti ile BDPnin el ele verdiğini iddia etti. Baykal, HSYK ve Anaysa Mahkemesine siyasiler adam seçecekmiş. Yani HSYK TÜK olacak. Bunun hukukla ne ilgisi var? Mecliste şimdi anayasayı değiştirecekler, kim değiştirecek, AKP ile BDP. Bu ikisi de Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş iki parti. Şimdi bu ikisi ele ele verip yeni anayasayı tanzim edecekler. Anayasa Mahkemesini tanzim edecekler. Bu mecliste 550 milletvekili var, 608 tane dosya var. Şimdi kendisi hesabını vermemiş olanlar kendisinde hesap soracak olanları tayin edecek. AKP ile BDP kafa kafaya vermiş, yandaş medyayı da yanlarına almış, yandaş yargı yaratacaklar. Türkiyede bunu seyredecek. ifadesini kullandı. Baykal, referandum tartışmalarına ilişkin ise şunları söyledi: Öyle görünüyor ki bu mesele referanduma gidecek. Biz de millete anlatacağız. Gerçekleri anlatalım, yapılmak istenenin Habur hukukunun anayasaya taşınmak olduğunu anlayacağız. Anayasa değişikliği ülkenin öncelikli konusu değildir. Ama vatandaş sandığa gittiğinde AKPnin değil kendi gündemine göre oy verecektir. Referandum da ya kal ya da git diyecektir. Dünyanın her yerinde referandumlar böyle sürprizler taşır. Özal denedi gördü. Türkiye elbette anayasa konusunda çok ciddi çalışma yapacaktır, ama o anayasa değişikliği bir partinin çıkarına göre böyle gider ayak yapılacak iş değildir. Anayasayı değiştirme yöntemi üzerinde bir mutabakat sağlanacak, gerekirse bir kurucu meclis kurulacak ve anayasa değişikliği öyle yapılacaktır. Ama şu anda getirilmek istenen anayasa AKPyi kurtarma anayasasıdır. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.03.2010
BaykalokonuyahiçgirmediBaykal o konuya hiç girmedi
Baykal o konuya hiç girmedi!
Samanyolu Haber
02.03.2010
16:10
CHP lideri Deniz Baykal, Türkiyede gözaltına alınan askerlerin darbe tehlikesi olduğu için değil, bir darbe tehlikesi olmadığı için tutuklandığını savundu.

Baykal, Dursun Çiçeke ait olduğu Jandarma Kriminalde de belirlenen Islak imza konusunda ise sessiz kaldı. Mecliste partisinin grup konuşmasını yapan Baykal, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında baştan sona hükümete yüklenen Baykal, Büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara karşı toplum olarak gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de sadece belli özelliği olan insanlar için değil, haksızlığa maruz bırakılmış herkesle ilgili göstermeliyiz. Hukuk bütün değil mi? Birilerine göre bir hukuk diğerine göre başka hukuk. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, kaldırıldı, yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Gizli tanık. Gizli tanık olabilir. ABDde de var, ama Türkiyede... dedi. Baykal, askerlerin Türkiyede muhtemel bir darbe tehlikesi olmadığı için tutuklandığını iddia etti. Baykal, Türkiyede zaten bir darbe tehlikesi olmadığı için askerler tutuklanıyor. Büyük hukuk cinayetleri işleniyor. Bunlara karşı toplum olarak gereken tepkiyi göstermeliyiz. Tepkiyi de sadece belli özelliği olan insanlar için değil haksızlığa maruz bırakılmış olan herkesle ilgili göstermeliyiz. Hukuk bütün değil mi? Birilerine göre bir hukuk diğerine göre başka hukuk. DGM bu çarpıklığı temsil ediyordu, kaldırıldı, yerine özel yetkili ağır ceza mahkemeleri getirildi. Gizli tanık. Gizli tanık olabilir. ABDde de var, ama Türkiyede iş çığırından çıktı. Yaptığı tanıklıktan mahcup olacağı için insanlara gizli tanık diye imtiyaz veriliyor. diye konuştu. Türkiyede hukuk, adalet ve onun işleyişinin toplumu derinden sarstığını savunan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü: Türkiyede bir hukuk krizinin yaşandığı çok açıktır. Adalet ve hak kavramı son dönemde zedelenmiş görünüyor. Kısa bir süre önce ortaya Deniz Kuvvetlerinde amirallere suikast iddiası ortaya atıldı. Suçlamalar yapıldı, belgeler çıkarıldı, iddialar atıldı. Suçlanan bir yarbay ikinci kez savcılığa çağrılınca bir mektup bıraktı ve intihar etti. Bu intihardan 19 gün sonra onun yazısı denerek ortaya atılan belge incelendi ve görüldü ki Ali Tatarın yazısı değildir. Şimdi 19 gün sonra gerçek ortaya çıktı ki Ali Tatarın hiçbir ilgisi yoktur. Gözaltına alınan diğer teğmenlerin de yazıyla ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Pekiyi o yazı nasıl oraya girdi? O yazı bir hayatın kaybolmasına, ailelerin ıstırabına neden oldu. Bunu kim niye yaptı? Böyle hukuk olur mu? Ali Tatarın hesabını kim verecek? İntihara yol açan bir süreç işletildi, bu hesabı kim verecek? Şimdi yaşananların iç yüzü bakalım ne zaman ortaya çıkacak ve o zaman ne olacak? Baykalın yaklaşık bir yıldır hemen her grup konuşmasında eleştirdiği Islak imza konusuna girmemesi ise dikkat çekti. Anayasa değişikliği konusuna da değinen CHP lideri Deniz Baykal, AK Parti ile BDPnin el ele verdiğini iddia etti. Baykal, HSYK ve Anaysa Mahkemesine siyasiler adam seçecekmiş. Yani HSYK TÜK olacak. Bunun hukukla ne ilgisi var? Mecliste şimdi anayasayı değiştirecekler, kim değiştirecek, AKP ile BDP. Bu ikisi de Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş iki parti. Şimdi bu ikisi ele ele verip yeni anayasayı tanzim edecekler. Anayasa Mahkemesini tanzim edecekler. Bu mecliste 550 milletvekili var, 608 tane dosya var. Şimdi kendisi hesabını vermemiş olanlar kendisinde hesap soracak olanları tayin edecek. AKP ile BDP kafa kafaya vermiş, yandaş medyayı da yanlarına almış, yandaş yargı yaratacaklar. Türkiyede bunu seyredecek. ifadesini kullandı. Baykal, referandum tartışmalarına ilişkin ise şunları söyledi: Öyle görünüyor ki bu mesele referanduma gidecek. Biz de millete anlatacağız. Gerçekleri anlatalım, yapılmak istenenin Habur hukukunun anayasaya taşınmak olduğunu anlayacağız. Anayasa değişikliği ülkenin öncelikli konusu değildir. Ama vatandaş sandığa gittiğinde AKPnin değil kendi gündemine göre oy verecektir. Referandum da ya kal ya da git diyecektir. Dünyanın her yerinde referandumlar böyle sürprizler taşır. Özal denedi gördü. Türkiye elbette anayasa konusunda çok ciddi çalışma yapacaktır, ama o anayasa değişikliği bir partinin çıkarına göre böyle gider ayak yapılacak iş değildir. Anayasayı değiştirme yöntemi üzerinde bir mutabakat sağlanacak, gerekirse bir kurucu meclis kurulacak ve anayasa değişikliği öyle yapılacaktır. Ama şu anda getirilmek istenen anayasa AKPyi kurtarma anayasasıdır. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.03.2010
BaykalokonuyahiçgirmediBaykal o konuya hiç girmedi
Bir kısım medyaya soğuk duş
Samanyolu Haber
02.03.2010
12:34
Jandarma kriminal, Millete Komplo Belgesinin altındaki imzaya son noktayı koydu. Daha önce Emniyet ve Adli Tıpın Dursun Çiçeke aittir dediği imza için Jandarma da beklenen kararını açıkladı.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğun Millete Komplo Belgesinin ortaya çıkmasından sonra düzenlediği basın toplantısında Kağıt Parçası olarak nitelediği belgenin altındaki Dursun Çiçek imzası için Jandarma Kriminal de bu imza gerçek dedi. Taraf Gazetesinin manşetten duyurduğu ve yediden yetmişe herkesin kanını donduran belgeye o günlerde bazı kesimleri inandırmak mümkün olmamıştı. İlk önce bu belgeler fotokopi mazaretinin ardına saklandılar. Fotokopi belge üzerindeki imzayı inceleyen Emniyet ve Adli Tıpın İmza Dursun Çiçeke ait raporundan ikna olmadılar. Üstüne üstelik Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğun onlarca kamera ve köşe yazarı önünde elindeki belgeyi göstererek Kağıt Parçası nitelemesi yapaması bu çevreler için bulunmaz fırsat oldu. Başbuğun bu sözü günlerce manşetlerden ve kimi köşe yazarlarının köşesinden inmedi. Kısa bir süre sonra Millete Komplo Belegesinin ıslak imzalı orjinal hali ortaya çıktı. Daha önce fotokopi diyen çevreler bu sefer de alelacele yurtdışından ıslak imza makinası getirdiler. Hatta bazı basın-yayın organları akla ziyan bu teoriyi ciddiye alıp manşetlere ve ekranlara taşımaktan geri durmadılar. Akla hayale gelmeyen sulandırma yöntemleri ile deve kuşu misali başlarını kuma gömdüler. Fakat gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi bir huyu olduğunu unuttular. İçeriği itibari ile okuyanların tüylerini ürperten, kendi milletine nasıl tuzak kurulduğunu ortaya çıkaran belge için son sözü dün Jandarma Kriminal söyledi. Bir kısım medya başta olmak üzere, bazı askeri çevrelerin de ısrarla üzerinde durduğu belgenin orjinaline bir de askeri kriminal baksın isteği gerçek oldu. Askeri uzmanlar da Emniyet ve Adli Tıp gibi İMZA GERÇEK VE DURSUN ÇİÇEKE AİT dedi. Bu arada Ahmet Altan yönetimindeki ekibin cesaretini özellikle vurgulamak gerekir. Bugün gelinen nokta itibariyle, Tarafın amacının TSKyı zayıflatmak olmadığı, aksine TSK içindeki tehdit unsurların ayıklanması çabasıyla hem orduya hem de Türkiyeye büyük hizmet ettiği ortaya çıktı. Belgenin orjinalliğinin tescil edilmesinden sonra bir ksım medyanın nasıl bir tutum takınacağı merak konusu oldu. Çünkü Taraf Gazetesinin AKP VE GÜLENİ BİTİRME PLANI manşetinden sonra Dursun Çiçek etrafında etten duvar ören bir kısım medya ve onun köşe yazarları neler yazmamışlardı ki.... Kimlere akla hayale gelmeyen iftiralar atmamışlardı ki... Yargı oyunları ile jet tahliye kararlarını görmezden gelen, kamu vicdanını rencide eden karara yargıdan hızlı davranıp gerekçe yazan bu çevreler bakın o günlerde neler yazmış neler çizmişler... Ancak buraya tüm gazete ve yazarları sığdırmak imkansız olduğu için birkaç örnek yeterli olacaktır. Ayrıca sayılarının bu kadar fazla olması da demokrasi özlemleri açısından can sıkıcı bir konu, orası da ayrı mevzu... Çiçek: Ben Masumum Hürriyet, Çiçeki adliye önünde yakalamış ve soruyor Gazeteciler: İrtica ile Mücadele Eylem Planın da yer alan ıslak imza sizin mi? Dursun Çiçek: Hayır kesinlikle bana ait değil. Gazeteciler: Hükümeti yıkmaya teşebbüs ettiniz mi? Dursun Çiçek: Hayır. Öyle Bir şey olur mu. Bir albay hükümeti devirmeye teşebbüs eder mi? Hakkımdaki iddialar ve yazılıp çizilenler kesinlikle doğru değil. ...Biliyorsunuz son zamanlarda Deniz Albayı Dursun Çiçek?le bağlantılı iki ?ihbar mektubu?ndan söz edildi. İddiaya göre bunları postaya veren kişi aynı mektupları Savcılıktan ayrı olarak Cumhurbaşkanı?na ve Başbakan?a da göndermişti. Hem bu sözü ciddiye aldılar hem de söz konusu mektupları çarşaf çarşaf yayımladılar. Hem de ?Acaba bu sahte bir mektup mu?? demeden. ...Albay Dursun Çiçek, altında fotokopi imzası bulunan İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesi ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına başvurup olayın aydınlatılmasını isteyecek. Çiçek böyle bir olaya adının niçin karıştırıldığının, belgenin kimler tarafından hazırlandığının ortaya çıkarılmasını talep edecek... Vatan, askerin Çiçek tavrını aktarıyor: ...Bu ıslak imzalı belgenin herhalde bugünlerde ele geçtiğine inanmamızı kimse bizden ve kamuoyundan beklemesin. İkna edici olmaz. Bu halde neden bu gerçek dediklerı belgeyi şimdi orataya çıkartıyorlar? Niye bu kadar beklediler? Biz hala bu belgenin gerçekliğiyle ilgili şüphe taşıyoruz. Hukuk ve akıl dışı bu belgenin, sınıflarını hep birincilikle bitirmiş bir Kurmay Albay?ın hazırlamış olmasını mantığımız almıyor. Milliyet ise suyun başını daha akmadan kesiyor ve Türkiyeye 2 tane ıslak imza atan makine getirtildiğini ve Çiçekin imzasının bu yolla açılmış olabileceğini ima ediyor. Amaç belli: Çiçeki yargıdan kurtarmak... ...CHP?nin yazılım mühendisi kökenli Adana Milletvekili Tacidar Seyhan, gerçeğinden ayırt edilemeyen imzalar atan ABD malı robot kollu makinelerin Türkiye?ye i
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.03.2010
BirkısımmedyayasoğukduşBir kısım medyaya soğuk duş
Talimatı vermiş: İmha edin
Samanyolu Haber
19.02.2010
09:12
Poyrazköydeki mühimmatın ele geçmesiyle paniğe kapılan cunta Her şeyi imha edin talimatı vermiş.

Poyrazköy iddianamesinin ek delil klasörleri arasında, birçok sanığa ait ortak belgeler dikkat çekti. Sanık Deniz Kurmay Albay Mert Yanıktan ele geçen belgelerle, sanık Emekli Albay Aydın Ortabaşından çıkanların aynı olduğu belirlendi. Ev ve işyerin aramasından sonra yapılan telefon görüşmesi Yanıkın gözaltına alınmadan 25 gün önce bilgisayar ve bazı eşyalarını bir arkadaşına verdiğini ortaya koydu. Yanık, ?X şahısla yaptığı görüşmelerde şu ifadeler kullandı: Mert Yanık: Efendim nasılsınız? X: Hı hı MY: İyiyiz şimdi odadayız efendim X : Burada seni ilgilendiren bir şey yok MY: Tamam X: Sadece şeyini istiyor olabilirsin benim dolapta, istiyorsan gelirken getireyim MY: Efendim çok iyi olur X: Bilgisayarını filan MY: İyi olur lojmana gelecek misiniz? X: Yok MY: Ya da ben geleyim şimdi. nasıl olur? X: Hay hay müsaidim MY: Kayınbiraderi göndereyim oraya ben gelmeyeyim şimdi X: Tamam tamam MY: Tamam efendim Poyrazköyde ele geçen mühimmatlarla ilgili olarak dava açılan 17 sanığın tamamının ev ve çalışma odalarındaki aramalarda içeriği aynı ?Not? isimli belgeler bulundu. Notta sanıkların yapmaları gereken talimatlar maddeler halinde yer aldı. ?Not dosyasının içindeki ?weekly.doc isimli belgede şu ifadeler kullanıldı: ** Ev, ofis, anne, baba evi her yer temizlenecek, hiçbir şey kalmayacak, kalması gereken bir şey toplantıya gelecek karar verilecek bireysel hareket yok aksi durumda herkes kendi katlanır. ** Cep telefonunu başkasının üzerine alma çözüm değil. ** Grup görüşmeleri iptal düzensiz periyotlarda sadece ilgililer görüşecek. ** Rütbe farkı, aynı yerde çalışmış olmamak vs. tanışıklığını mantıklı izah edemeyenler kesinlikle görüşmeyecek. ** Bu seneki terfi listesini tekrar gözden geçirelim son duruma göre Alb. Tayfun Duman hazırlayacak. ** Yapıdaki ayrık otlarını süreç içersinde tasfiye edelim Bülentten başlayalım. ** Eski resimler imha edilsin internet, facebook ve mailde kesinlikle resim paylaşılmasın. Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğüne Albay Dursun Çiçek ile ilgili yapılan ihbar Poyrazköy iddianamesinin ek klasörlerinde ortaya çıktı. Selim Demircioğlu ismi ile yapılan ihbarda Albay Çiçek ile ilgili şoke eden ifadeler yer aldı. Çiçekin çok sayıda eylem planına imza attığı ve bunları ?XX rumuzuyla hazırladığı kaydedildi. İşte o ihbar mektubunun detayları: ** Son günlerde ülkemizin gündemini meşgul eden Dursun Çiçek ismi etrafında yapılan tartışmalar benim gibi çok sayıda TSK mensubunu rahatsız etmektedir. Çiçek, 1994-95 yıllarında Şırnakta görevi yaptı. O dönemde emrinde çalışan emekli Albay A.Sye, katıldıkları bir operasyonda siviller üzerine ateş açma emri verdi. Bir vatandaş öldü. Çiçek, suçu A.Sin üzerine attı. A.S, 3 yıllık yargılandı ve beraat etti. ** Bilgi Destek Dairesine bağlı OBİ Şubesi vardır. Burada Çiçekin kullandığı bir bilgisayar var. Bu bilgisayar incelenmedi. Genelkurmay internet üzerinde Albay Çiçek imzalı birçok bilgi notu var. Son eylem planında da aynı imzayı kullanmış. 2008 yılı başında Toplumu Biçimlendirme Planı isimli bir belge yayınlanmıştı. TSKnın hazırlandığı bu planı yazan kişinin ismi ?XX olarak geçmişti. ?XX Dursun Çiçekin rumuzudur. Bu planı da o hazırlamıştır. Çiçek, TSK içersinde faaliyet gösteren cuntanın bir elemanıdır. Yapılacak eylemler Dursun Albayın ast ve üstleriyle ekip olarak yürüttüğü bir projedir. ** Levent Ersöz ve Cemal Temizöz de 94-95 yıllarında Şırnakta görev yaptı. Dursun Albay Ergenekondan tutuklanan bu şahıslar ile o dönemde tanışıyor. Ergenekon silahlarıyla yakalanan Mustafa Levent Göktaş ile de hem sınıf arkadaşı hem de hemşerisidir. Eskiden beri Ergenekoncu subaylarla hep iç içe olmuştur. n Çiçek, hükümete karşı yayın yapan iki internet sitelerini yönetiyor. Bu sitelere içerik sağlıyor. Çiçek, bazı PKK üyelerine askerliğe elverişli olmadıklarına dair raporların alınmasını sağlamıştır. ** Mert Yanıkta çıkan belgelerden birinin, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Kadıköy Şubesinde ele geçirilen hard diskteki ?Mektup (Türkan Saylan). doc? isimli dosya ile aynı olduğu tespit edildi. Dosya içindeki yazıda, askeri okullara giriş aşaması ve askeri okullarda okuyan öğrencilerin uyması gereken kurallar bulundu. Kurmay kıdemli Albay Levent Görgeç ile Yarbay Ali Tatarın her konuda yardımcı olacakları bilgiside belgede yer aldı. Görgeç ve Tatarın telefon ve mail adresleri de yazının altına not düşüldü. Aynı CD içersindeki belgede ?Referanslar? başlığı ile Dz.K.K. Oramiral Özden Örnek, Koramiral Feyyaz Öğütçü, Tümamiral Kadir Sağdıç, Tümamiral Can Erenoğlu? şeklinde isimlere rastlanıldı. BUGÜN GAZETESİ
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.02.2010
TalimatıvermişİmhaedinTalimatı vermiş İmha edin
Balyoz'un 4 DVD'si Askeri Savcılık'ta
Samanyolu Haber
31.01.2010
08:12
Millete Darbe teşebbüsünü içeren Balyoz Planının sıkıştırılmış kopyası bulunan 4 DVD, Askeri Savcılıka da teslim edildi. 1. Ordu Savcılığı, orijinalleri de istedi.

Hükümeti devirmeye yönelik olduğu ortaya çıkan Balyoz Harekat Planı ile ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının ardından 1inci Ordu Askeri Savcılığı da soruşturma başlattı. İddiaları içeren 4 DVD askeri savcılara da teslim edildi. Emekli Orgeneral Çetin Doğan dönemindeki 1inci Ordu Komutanlığının 2002-2003te darbe teşebbüsü içinde olduğu iddiasını içeren belgeleri yayımlayan Taraf Gazetesinin muhabiri Mehmet Baransu 21 Ocakta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği 4 DVDnin kopyalarını geçen perşembe günü Askeri Savcılığa da iletti. Gazeteci Baransu cuma günü de bu belgelerin orijinallerini bavul içinde Beşiktaştaki Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına teslim etmişti. Askeri Savcılığın, Baransudan orijinal belgelerin de bir kopyasını talep ettiği öğrenildi. Ancak Özel Yetkili Savcılığın belgelerin tasnifi ve kriminal incelemesinden sonra 1inci Ordu Askeri Savcılığının talebini değerlendireceği kaydedildi. Balyoz Harekat Planı soruşturmasının Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı ile 1inci Ordu Askeri Savcılığı arasında yetki tartışması yaratıp yaratmayacağı da merak konusu oldu. Askerlere sivil yargı yolunu açan yasal düzenlenmenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine ilişkin gerekçeli kararın bir-iki ay içinde Resmi Gazetede yayımlanması bekleniyor. Gerekçeli karar, bu konudaki tartışmalara son noktayı koyacak. Öte yandan, Cumhuriyet Savcıları Bilal Bayraktar ile Mehmet Berkin Balyoz mesaisi dün de devam etti. Önceki gün Baransunun teslim ettiği ıslak imzalı orijinal belgeleri bu iki savcı saat 10.00dan akşam geç saatlere kadar inceledi. Önceki gün de öğlen saatlerinde başlayan inceleme saat 21.30a kadar devam etmişti. Mesai bitiminde Balyoz belgelerinin konulduğu odanın kapısı mühürleniyor ve sabaha kadar kapıda polis bekliyor. Bu arada, tasnifi yapılan belgelerin aynı zamanda birer kopyası da dijital ortama aktarılıyor. ERGENEKON davasının tutuklu sanığı emekli Albay Mustafa Levent Göktaşın ofisinde bulunduğu bildirilen DVDden bir orgeneralin oğlu H.nin uygunsuz halde görüldüğü 43 adet fotoğraf çıktı. Polis tutanaklarına 51inci sırada geçirildiği için 51 nolu DVD denilen DVDde, Yargıtay üyeleri ile Ankarada görev yapan bazı savcıların fişlendiği ortaya çıkmıştı. Aynı DVDde bir orgeneralin oğlu olduğu ileri sürülen H. ile Ş. isimli kız arkadaşının 43 adet uygunsuz fotoğrafı var. Pornografik görüntülerin dava dosyasına ek olarak konulması dikkat çekti. Bu DVDdeki 1961 Müdahale Protokolü (Mektup) isimli klasörde 1961 darbesiyle ilgili protokolün belgeleri, eski 1inci Ordu Komutanı emekli orgeneral Ergin Saygunun özel dosyasında tuttuğu iddia edilen 1 Aralık 2009 tarihli Demokratikleşme Raporu ile çok gizli ibareli bir andıç, aralarında emekli Korgeneral Metin Yavuz Yalçının da yer aldığı çok sayıdaki komutanın ses kayıtları var. SABAH
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.01.2010
Balyozun4DVDsiAskeriSavcılıktaBalyozun 4 DVDsi Askeri Savcılıkta
Toplam "74" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti