Habergec.Com Aranan Kelimeler:son söz başbakanın Değerlendirme: 10 / 10 709682
habergec.com
23.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

son söz başbakanın

Hizmet Hareketi'ne zulüm Lahey'e taşındı
Zaman
15.09.2014
02:07
Tarihi yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra Hizmet Hareketi’ni hedef alan zulüm, ayrımcılık, nefret söylemi ve yok etme girişimleri Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşındı.İşadamı Kani Kudu ve avukatı İsmail Yanar tarafından Lahey’e gönderilen 25 sayfalık şikayet dilekçesinde yapılan ‘soykırım’ 13 madde altında anlatıldı. Bunların insanlığa karşı işlenen suçlar olarak değerlendirildiği dilekçede, “Savaşların ve ayrımcılıkların olmadığı, insanların farklılıkları ile yaşayabildiği bir dünyaya özlemimiz olsa da idare edenlerin despotça ve keyfi kararlar aldığı dünyada yaşıyoruz ve mahkemenize büyük gereksinme var.” denildi. ‘Soykırım suçları’ ve ‘İnsanlık karşıtı suçlar’ başlığı altında özetlenen dilekçede, hayatında hiçbir şiddete başvurmamış sivil toplum kuruluşuna ve manevi liderine ağır hakaretlerde bulunulduğu vurgulandı ve bunlar şöyle aktarıldı: “Virüs, ur, sülük, maşa, haşhaşiler, paralel yapı, vaiz lobisi, ipi dışarıda, vatan hainleri, sinsi yapı, ihanet şebekesi, ananas cumhuriyeti, çete, örgüt, paralel devlet, kirli odak, efsunlanmış, dost modern darbeci, karanlık örgüt, inlerine gireceğiz, takiyyeci, kokuşmuş, çürümüş, sinsi virüs, gözü dönmüş, gizli örgüt, bunlara su bile yok, imanlarından şüpheliyim, terör örgütü, montajcı, telekulak çetesi, haraç çetesi, yalancı, yanar döner, ilkokul mezunu, evlatsız, içi boş, kalbi boş, zihni boş, alim müsveddesi, Pensilvanya örgütü, karşı taraf, piyon, CHP’nin hocası, patron, kan emici, kandan beslenenler, itikadi sapıklık, darbeci, kasetçi, paralel din kuruyorlar.”Belirli bir toplum kesiminin nefret ve hakaret söylemleri ile ayrıştırıldığı, toplumdan tecrit edildiği, ‘onlara su bile yok’ denilerek bu kesime yaşam hakkı dahi tanınmadığı vurgulanan başvuruda, Hizmet Hareketi’nin dünya genelinde gördüğü ilgiye de dikkat çekildi. Hareket’in eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı Türk ve dünya milletleri tarafından övgü ile söz edilerek desteklendiği dile getirildi. Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Meclis’e verdiği soru önergesiyle deşifre olan Hizmet’i bitirme planının Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde uygulamaya konulduğunun da anlatıldığı başvuruda, Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e skandal fişleme talimatları verdiği belirtildi. 11 Haziran 2014 tarihli yazıya atıfta bulunularak davanın açılma sebebi özetle şöyle aktarıldı:“Yurtiçinde tüm il ve ilçelere kadar araştırma talep edilmiş MİT, MASAK, TİB gibi devlet kurumlarının hepsi 76 milyon vatandaşı fişlemek için harekete geçirilmiştir. Talimatta Hizmet Hareketi ‘Fethullah Gülen Cemaati’ olarak isimlendirilerek grubun silahlı bir terör örgütü niteliği bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gibi hiçbir delile dayanmayan, sivil ve mütedeyyin insanları hedefe koyan hukuksuz talepler yer almış, medyadan sivil toplum kuruluşlarına, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve derneklere ilişkin her türlü bilginin elde edilmesi talimatı ile eski başbakanın yargı eli ile cadı avı başlattığı ortaya çıkmıştır.Yapılan soykırım suçudur, yargılanmalıdırUluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Sözleşmesi’nin 6. maddesi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım suçunu yargılama yetkisini Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Buna göre “bir grubun yaşam koşullarının, üyelerine fiziksel zarar verilmesi amacıyla bilerek zorlaştırılması; SOYKIRIM’’ olarak nitelenmektedir. Ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun herhangi bir üyesi soykırım kurbanı olabilir. Roma Sözleşmesi sosyal ve politik gruplara karşı yöneltilen insanlık karşıtı suçların yaygın veya sistematik temelde ve bir devlet ya da örgüt politikasına uygun olarak işlenmesi halinde Mahkeme’nin yargı yetkisine gireceğini kabul etmiştir. 2004 yılı MGK kararı ile başlayan ve en son 11 Haziran 2014 tarihli Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un talimatları ve Hükümet’in Hizmet’i bitirme eylem planı, yaygın ve sistematik bir şekilde hükümet politikası olarak uygulanmaktadır.”İşte yargılanması istenen isimler: Şikâyet dilekçesinde suçlanan isimler şöyle sıralanıyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan yardımcıları Bülent Arınç, bakanlar (yeni ve eski); Efkan Ala, Nabi Avcı, Bekir Bozdağ, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Akif Çağatay Kılıç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, milletvekili Şamil Tayyar, valiler Hüseyin Avni Mutlu, Muammer Erol, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, İBB Başk
Zaman
En Çok Okunan
15.09.2014
HizmetHareketinezulümLaheyetaşındıHizmet Hareketine zulüm Laheye taşındı
Hizmet Hareketi'ne zulüm Lahey'e taşındı
Zaman
15.09.2014
02:07
Tarihi yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra Hizmet Hareketi’ni hedef alan zulüm, ayrımcılık, nefret söylemi ve yok etme girişimleri Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşındı.İşadamı Kani Kudu ve avukatı İsmail Yanar tarafından Lahey’e gönderilen 25 sayfalık şikayet dilekçesinde yapılan ‘soykırım’ 13 madde altında anlatıldı. Bunların insanlığa karşı işlenen suçlar olarak değerlendirildiği dilekçede, “Savaşların ve ayrımcılıkların olmadığı, insanların farklılıkları ile yaşayabildiği bir dünyaya özlemimiz olsa da idare edenlerin despotça ve keyfi kararlar aldığı dünyada yaşıyoruz ve mahkemenize büyük gereksinme var.” denildi. ‘Soykırım suçları’ ve ‘İnsanlık karşıtı suçlar’ başlığı altında özetlenen dilekçede, hayatında hiçbir şiddete başvurmamış sivil toplum kuruluşuna ve manevi liderine ağır hakaretlerde bulunulduğu vurgulandı ve bunlar şöyle aktarıldı: “Virüs, ur, sülük, maşa, haşhaşiler, paralel yapı, vaiz lobisi, ipi dışarıda, vatan hainleri, sinsi yapı, ihanet şebekesi, ananas cumhuriyeti, çete, örgüt, paralel devlet, kirli odak, efsunlanmış, dost modern darbeci, karanlık örgüt, inlerine gireceğiz, takiyyeci, kokuşmuş, çürümüş, sinsi virüs, gözü dönmüş, gizli örgüt, bunlara su bile yok, imanlarından şüpheliyim, terör örgütü, montajcı, telekulak çetesi, haraç çetesi, yalancı, yanar döner, ilkokul mezunu, evlatsız, içi boş, kalbi boş, zihni boş, alim müsveddesi, Pensilvanya örgütü, karşı taraf, piyon, CHP’nin hocası, patron, kan emici, kandan beslenenler, itikadi sapıklık, darbeci, kasetçi, paralel din kuruyorlar.”Belirli bir toplum kesiminin nefret ve hakaret söylemleri ile ayrıştırıldığı, toplumdan tecrit edildiği, ‘onlara su bile yok’ denilerek bu kesime yaşam hakkı dahi tanınmadığı vurgulanan başvuruda, Hizmet Hareketi’nin dünya genelinde gördüğü ilgiye de dikkat çekildi. Hareket’in eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı Türk ve dünya milletleri tarafından övgü ile söz edilerek desteklendiği dile getirildi. Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Meclis’e verdiği soru önergesiyle deşifre olan Hizmet’i bitirme planının Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde uygulamaya konulduğunun da anlatıldığı başvuruda, Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e skandal fişleme talimatları verdiği belirtildi. 11 Haziran 2014 tarihli yazıya atıfta bulunularak davanın açılma sebebi özetle şöyle aktarıldı:“Yurtiçinde tüm il ve ilçelere kadar araştırma talep edilmiş MİT, MASAK, TİB gibi devlet kurumlarının hepsi 76 milyon vatandaşı fişlemek için harekete geçirilmiştir. Talimatta Hizmet Hareketi ‘Fethullah Gülen Cemaati’ olarak isimlendirilerek grubun silahlı bir terör örgütü niteliği bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gibi hiçbir delile dayanmayan, sivil ve mütedeyyin insanları hedefe koyan hukuksuz talepler yer almış, medyadan sivil toplum kuruluşlarına, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve derneklere ilişkin her türlü bilginin elde edilmesi talimatı ile eski başbakanın yargı eli ile cadı avı başlattığı ortaya çıkmıştır.Yapılan soykırım suçudur, yargılanmalıdırUluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Sözleşmesi’nin 6. maddesi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım suçunu yargılama yetkisini Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Buna göre “bir grubun yaşam koşullarının, üyelerine fiziksel zarar verilmesi amacıyla bilerek zorlaştırılması; SOYKIRIM’’ olarak nitelenmektedir. Ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun herhangi bir üyesi soykırım kurbanı olabilir. Roma Sözleşmesi sosyal ve politik gruplara karşı yöneltilen insanlık karşıtı suçların yaygın veya sistematik temelde ve bir devlet ya da örgüt politikasına uygun olarak işlenmesi halinde Mahkeme’nin yargı yetkisine gireceğini kabul etmiştir. 2004 yılı MGK kararı ile başlayan ve en son 11 Haziran 2014 tarihli Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un talimatları ve Hükümet’in Hizmet’i bitirme eylem planı, yaygın ve sistematik bir şekilde hükümet politikası olarak uygulanmaktadır.”İşte yargılanması istenen isimler: Şikâyet dilekçesinde suçlanan isimler şöyle sıralanıyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan yardımcıları Bülent Arınç, bakanlar (yeni ve eski); Efkan Ala, Nabi Avcı, Bekir Bozdağ, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Akif Çağatay Kılıç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, milletvekili Şamil Tayyar, valiler Hüseyin Avni Mutlu, Muammer Erol, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, İBB Başk
Zaman
Güncel
15.09.2014
HizmetHareketinezulümLaheyetaşındıHizmet Hareketine zulüm Laheye taşındı
Hizmet Hareketi'ne zulüm Lahey'e taşındı
Zaman
15.09.2014
02:07
Tarihi yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra Hizmet Hareketi’ni hedef alan zulüm, ayrımcılık, nefret söylemi ve yok etme girişimleri Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşındı.İşadamı Kani Kudu ve avukatı İsmail Yanar tarafından Lahey’e gönderilen 25 sayfalık şikayet dilekçesinde yapılan ‘soykırım’ 13 madde altında anlatıldı. Bunların insanlığa karşı işlenen suçlar olarak değerlendirildiği dilekçede, “Savaşların ve ayrımcılıkların olmadığı, insanların farklılıkları ile yaşayabildiği bir dünyaya özlemimiz olsa da idare edenlerin despotça ve keyfi kararlar aldığı dünyada yaşıyoruz ve mahkemenize büyük gereksinme var.” denildi. ‘Soykırım suçları’ ve ‘İnsanlık karşıtı suçlar’ başlığı altında özetlenen dilekçede, hayatında hiçbir şiddete başvurmamış sivil toplum kuruluşuna ve manevi liderine ağır hakaretlerde bulunulduğu vurgulandı ve bunlar şöyle aktarıldı: “Virüs, ur, sülük, maşa, haşhaşiler, paralel yapı, vaiz lobisi, ipi dışarıda, vatan hainleri, sinsi yapı, ihanet şebekesi, ananas cumhuriyeti, çete, örgüt, paralel devlet, kirli odak, efsunlanmış, dost modern darbeci, karanlık örgüt, inlerine gireceğiz, takiyyeci, kokuşmuş, çürümüş, sinsi virüs, gözü dönmüş, gizli örgüt, bunlara su bile yok, imanlarından şüpheliyim, terör örgütü, montajcı, telekulak çetesi, haraç çetesi, yalancı, yanar döner, ilkokul mezunu, evlatsız, içi boş, kalbi boş, zihni boş, alim müsveddesi, Pensilvanya örgütü, karşı taraf, piyon, CHP’nin hocası, patron, kan emici, kandan beslenenler, itikadi sapıklık, darbeci, kasetçi, paralel din kuruyorlar.”Belirli bir toplum kesiminin nefret ve hakaret söylemleri ile ayrıştırıldığı, toplumdan tecrit edildiği, ‘onlara su bile yok’ denilerek bu kesime yaşam hakkı dahi tanınmadığı vurgulanan başvuruda, Hizmet Hareketi’nin dünya genelinde gördüğü ilgiye de dikkat çekildi. Hareket’in eğitime, Türk kültürünü tanıtmaya, dinler arası diyaloğa ve fakirlikle mücadeleye yaptığı katkılardan dolayı Türk ve dünya milletleri tarafından övgü ile söz edilerek desteklendiği dile getirildi. Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Meclis’e verdiği soru önergesiyle deşifre olan Hizmet’i bitirme planının Anayasa ve kanunlara aykırı şekilde uygulamaya konulduğunun da anlatıldığı başvuruda, Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un, Emniyet’e skandal fişleme talimatları verdiği belirtildi. 11 Haziran 2014 tarihli yazıya atıfta bulunularak davanın açılma sebebi özetle şöyle aktarıldı:“Yurtiçinde tüm il ve ilçelere kadar araştırma talep edilmiş MİT, MASAK, TİB gibi devlet kurumlarının hepsi 76 milyon vatandaşı fişlemek için harekete geçirilmiştir. Talimatta Hizmet Hareketi ‘Fethullah Gülen Cemaati’ olarak isimlendirilerek grubun silahlı bir terör örgütü niteliği bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gibi hiçbir delile dayanmayan, sivil ve mütedeyyin insanları hedefe koyan hukuksuz talepler yer almış, medyadan sivil toplum kuruluşlarına, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve derneklere ilişkin her türlü bilginin elde edilmesi talimatı ile eski başbakanın yargı eli ile cadı avı başlattığı ortaya çıkmıştır.Yapılan soykırım suçudur, yargılanmalıdırUluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Sözleşmesi’nin 6. maddesi, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan soykırım suçunu yargılama yetkisini Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne vermiştir. Buna göre “bir grubun yaşam koşullarının, üyelerine fiziksel zarar verilmesi amacıyla bilerek zorlaştırılması; SOYKIRIM’’ olarak nitelenmektedir. Ulusal, etnik, ırksal ya da dini bir grubun herhangi bir üyesi soykırım kurbanı olabilir. Roma Sözleşmesi sosyal ve politik gruplara karşı yöneltilen insanlık karşıtı suçların yaygın veya sistematik temelde ve bir devlet ya da örgüt politikasına uygun olarak işlenmesi halinde Mahkeme’nin yargı yetkisine gireceğini kabul etmiştir. 2004 yılı MGK kararı ile başlayan ve en son 11 Haziran 2014 tarihli Ankara Anayasal Suçlar Bürosu Savcısı Serdar Coşkun’un talimatları ve Hükümet’in Hizmet’i bitirme eylem planı, yaygın ve sistematik bir şekilde hükümet politikası olarak uygulanmaktadır.”İşte yargılanması istenen isimler: Şikâyet dilekçesinde suçlanan isimler şöyle sıralanıyor: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Başbakan yardımcıları Bülent Arınç, bakanlar (yeni ve eski); Efkan Ala, Nabi Avcı, Bekir Bozdağ, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Akif Çağatay Kılıç, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu, milletvekili Şamil Tayyar, valiler Hüseyin Avni Mutlu, Muammer Erol, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, İBB Başk
Zaman
Ana Sayfa
15.09.2014
HizmetHareketinezulümLaheyetaşındıHizmet Hareketine zulüm Laheye taşındı
Mustafa Ünal - Yeni değil kısmî revizyon veya rötuş
Zaman
31.08.2014
02:10
Ankara, ağustos sıcağına, yaz rehavetine rağmen baş döndürücü bir hafta yaşadı. AK Parti kongresi, Çankaya’da devir teslim töreni ve yeni hükümet... Zafer Bayramı’nı ilave edebilirsiniz. Etkinliklere siyasetin gölgesi düştü. Önümüzdeki hafta da hız kesmeyecek, hükümet programı, güvenoyu ve CHP kurultayı.Davutoğlu en çok ‘gensoruya’ muhatap bakanlardan biriydi. Şimdi güvenoyu için milletvekillerinin karşısına çıkacak. CHP kongresiyle çakıştı. O gün CHP’lileri yorucu bir tempo bekliyor. Meclis’te AK Parti ezici çoğunluğa sahip. Güvenoylamasında sorun yok. Daha çok Davutoğlu’nun muhalefetin eleştiri oklarını ‘başbakan’ sıfatıyla konuşacağı kürsüde nasıl savuşturacağı ve liderlik performansı merak konusu.Yeni kabineyi nasıl okumak lazım? AK Parti hükümetlerinde bakan değişiminin ciddi sonuçlar doğurduğunu hatırlatmak isterim. Yeni bakanlar muhalif bir partiden koltuğu devralmış gibi köklü kadro ve politika değişikliğine gidiyor. Örnek mi? Milli Eğitim, Gençlik ve Spor, İçişleri’ndeki halef ve selef bakanları hatırlayın.Yeni kabine haftanın önemli olayı. Millete memlekete hayırlı olsun. Bol senaryo üretildi. Gidecekler ve kalacaklar üzerine tahminler yürütüldü, isim toto oynandı. Parti değişmedi ama başbakan değişti. Bizde hükümetler sayı ve başbakanın ismiyle kayda geçer. Süreç hızlı işledi. Çankaya’dan yetkiyi alan Davutoğlu listeyi Erdoğan’ın onayına sundu. İlk dikkat çeken büyük çaplı değişikliğin yaşanmadığı...Yepyeni bir hükümet değil. ‘Kısmî revizyon’ veya ‘rötuş’ denebilir. Başkanlık sisteminin provası olarak dışarıdan fazla bakan senaryoları da tutmadı. Hükümete partinin ağır ismi Numan Kurtulmuş girdi. Efkan Ala ile dışarıdan bakan sayısı ikiye çıktı. Dışarıdan kasıt ‘milletvekili olmayan’ demek. Parti veya siyaset dışından değil. Kurtulmuş tepkisi yersiz. Ekonomi yönetimine dokunulmaması en çarpıcı gelişme. Kaptan yine Ali Babacan. Maliye Bakanı Şimşek koltuğunu korudu. Her iki bakanlığın da altını oyan çok taliplisi vardı. Ekonomi kırılgan ve en hassas alan. Bir süredir olumsuz sinyaller geliyor. Bakan değişikliği negatif işaretleri sıkıntıya dönüştürebilirdi.Büyük sürpriz Emrullah İşler’in kabine dışı kalması oldu. Bir ara adı ‘başbakan adayları’ arasında geçti. Yeni bakan olmuştu, üç dönem engeli de yoktu. Şahindi, Erdoğan’ın izinden yürüyordu. Kendini göstermek için her fırsatı değerlendirdi. Neden dışarıda kaldı? Erdoğan’dan ziyade Davutoğlu’nun etkisi olmalı.Beşir Atalay yeni hükümette yer bulamadı. 2002’den bu yana kesintisiz bakandı. Hükümet politikalarında etkiliydi. Özellikle son dönemde hükümet daha doğrusu Erdoğan tamamen onun çizgisine geldi. Paralel ve cemaat eksenini kastediyorum. Kendisi dışarıda ama fikriyatı iktidarda. Yokluğu hissedilmeyecek yani.Atalay boşta kalmadı. Partiye kaydı. Genel Başkan Yardımcısı oldu. Medya ile ilişkilerden sorumlu. Hüseyin Çelik’in yerine. Hükümetteki pozisyonunu partiye taşıyacak. Belki partide boşluk vardı. Çelik’le halef selef olması manidar. Görüntü bile başlı başına mesaj.Numan Kurtulmuş kabineye girdi. Kurtulmuş iddia sahibi bir siyasetçi. AK Parti’nin geleceğinde daha etkili görevlere talip. Bir ara kulislerde ‘genel başkan’ adayı olarak ismi dolaştı. Ancak milletvekili olmadığı için değerlendirmeye alınmadı. Ekonomiye de yakıştırıldı. Babacan sonrasının en güçlü adaylarından olduğu muhakkak. Dışişleri gibi forsu yüksek koltuğa oturabilirdi. Başbakan Yardımcısı sıfatı da önemli. O koltukta iddiasını ve ağırlığını hissettirecek. Yakından izlenmesi gereken isimlerden biri olarak not edilmeli.Davutoğlu’nun farkını ve üslubunu yansıtacağı kabine değil. Çankaya’nın vesayeti söz konusu. Devletin gölgesinde siyaset yeşermeyeceği çok geçmeden görülecek. Uzaktan kumandayla ne parti yönetilebilir ne de hükümet. 10 ay sonra Davutoğlu’nun kaderini belirleyecek seçim var. Kabine yorgun. Siyaset zayıf. Büroktatik yaklaşımlar politikanın önüne geçti. Efkan Ala gibi. Kanaatim bu kabine Davutoğlu’na ayak uydurmakta zorlanacak.
Zaman
Köşe Yazıları
31.08.2014
MustafaÜnal-YenideğilkısmîrevizyonveyarötuşMustafa Ünal - Yeni değil kısmî revizyon veya rötuş
Mustafa Ünal - Yeni değil kısmî revizyon veya rötuş
Zaman
31.08.2014
02:05
Ankara, ağustos sıcağına, yaz rehavetine rağmen baş döndürücü bir hafta yaşadı. AK Parti kongresi, Çankaya’da devir teslim töreni ve yeni hükümet... Zafer Bayramı’nı ilave edebilirsiniz. Etkinliklere siyasetin gölgesi düştü. Önümüzdeki hafta da hız kesmeyecek, hükümet programı, güvenoyu ve CHP kurultayı.Davutoğlu en çok ‘gensoruya’ muhatap bakanlardan biriydi. Şimdi güvenoyu için milletvekillerinin karşısına çıkacak. CHP kongresiyle çakıştı. O gün CHP’lileri yorucu bir tempo bekliyor. Meclis’te AK Parti ezici çoğunluğa sahip. Güvenoylamasında sorun yok. Daha çok Davutoğlu’nun muhalefetin eleştiri oklarını ‘başbakan’ sıfatıyla konuşacağı kürsüde nasıl savuşturacağı ve liderlik performansı merak konusu.Yeni kabineyi nasıl okumak lazım? AK Parti hükümetlerinde bakan değişiminin ciddi sonuçlar doğurduğunu hatırlatmak isterim. Yeni bakanlar muhalif bir partiden koltuğu devralmış gibi köklü kadro ve politika değişikliğine gidiyor. Örnek mi? Milli Eğitim, Gençlik ve Spor, İçişleri’ndeki halef ve selef bakanları hatırlayın.Yeni kabine haftanın önemli olayı. Millete memlekete hayırlı olsun. Bol senaryo üretildi. Gidecekler ve kalacaklar üzerine tahminler yürütüldü, isim toto oynandı. Parti değişmedi ama başbakan değişti. Bizde hükümetler sayı ve başbakanın ismiyle kayda geçer. Süreç hızlı işledi. Çankaya’dan yetkiyi alan Davutoğlu listeyi Erdoğan’ın onayına sundu. İlk dikkat çeken büyük çaplı değişikliğin yaşanmadığı...Yepyeni bir hükümet değil. ‘Kısmî revizyon’ veya ‘rötuş’ denebilir. Başkanlık sisteminin provası olarak dışarıdan fazla bakan senaryoları da tutmadı. Hükümete partinin ağır ismi Numan Kurtulmuş girdi. Efkan Ala ile dışarıdan bakan sayısı ikiye çıktı. Dışarıdan kasıt ‘milletvekili olmayan’ demek. Parti veya siyaset dışından değil. Kurtulmuş tepkisi yersiz. Ekonomi yönetimine dokunulmaması en çarpıcı gelişme. Kaptan yine Ali Babacan. Maliye Bakanı Şimşek koltuğunu korudu. Her iki bakanlığın da altını oyan çok taliplisi vardı. Ekonomi kırılgan ve en hassas alan. Bir süredir olumsuz sinyaller geliyor. Bakan değişikliği negatif işaretleri sıkıntıya dönüştürebilirdi.Büyük sürpriz Emrullah İşler’in kabine dışı kalması oldu. Bir ara adı ‘başbakan adayları’ arasında geçti. Yeni bakan olmuştu, üç dönem engeli de yoktu. Şahindi, Erdoğan’ın izinden yürüyordu. Kendini göstermek için her fırsatı değerlendirdi. Neden dışarıda kaldı? Erdoğan’dan ziyade Davutoğlu’nun etkisi olmalı.Beşir Atalay yeni hükümette yer bulamadı. 2002’den bu yana kesintisiz bakandı. Hükümet politikalarında etkiliydi. Özellikle son dönemde hükümet daha doğrusu Erdoğan tamamen onun çizgisine geldi. Paralel ve cemaat eksenini kastediyorum. Kendisi dışarıda ama fikriyatı iktidarda. Yokluğu hissedilmeyecek yani.Atalay boşta kalmadı. Partiye kaydı. Genel Başkan Yardımcısı oldu. Medya ile ilişkilerden sorumlu. Hüseyin Çelik’in yerine. Hükümetteki pozisyonunu partiye taşıyacak. Belki partide boşluk vardı. Çelik’le halef selef olması manidar. Görüntü bile başlı başına mesaj.Numan Kurtulmuş kabineye girdi. Kurtulmuş iddia sahibi bir siyasetçi. AK Parti’nin geleceğinde daha etkili görevlere talip. Bir ara kulislerde ‘genel başkan’ adayı olarak ismi dolaştı. Ancak milletvekili olmadığı için değerlendirmeye alınmadı. Ekonomiye de yakıştırıldı. Babacan sonrasının en güçlü adaylarından olduğu muhakkak. Dışişleri gibi forsu yüksek koltuğa oturabilirdi. Başbakan Yardımcısı sıfatı da önemli. O koltukta iddiasını ve ağırlığını hissettirecek. Yakından izlenmesi gereken isimlerden biri olarak not edilmeli.Davutoğlu’nun farkını ve üslubunu yansıtacağı kabine değil. Çankaya’nın vesayeti söz konusu. Devletin gölgesinde siyaset yeşermeyeceği çok geçmeden görülecek. Uzaktan kumandayla ne parti yönetilebilir ne de hükümet. 10 ay sonra Davutoğlu’nun kaderini belirleyecek seçim var. Kabine yorgun. Siyaset zayıf. Büroktatik yaklaşımlar politikanın önüne geçti. Efkan Ala gibi. Kanaatim bu kabine Davutoğlu’na ayak uydurmakta zorlanacak.
Zaman
Ana Sayfa
31.08.2014
MustafaÜnal-YenideğilkısmîrevizyonveyarötuşMustafa Ünal - Yeni değil kısmî revizyon veya rötuş
AK Parti 1. Olağanüstü Büyük Kongresi ne Doğru
Haberler.com
26.08.2014
19:12
Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Çelik : (2) Sayın Başbakanın adaylığı söz konusu olduğu zaman, ?kesinlikle cumhurbaşkanı olmamalıdır, Recep Tayyip Erdoğan, asla cumhurbaşkanı olamaz.? Sayın Bahçeli?nin sözlerini hatırlıyor sunuz değil mi? ?Kesinlikle cumhurbaşkanı olamaz? dedi.
Haberler.com
Son Dakika
26.08.2014
AKParti1OlağanüstüBüyükKongresineDoğruAK Parti 1 Olağanüstü Büyük Kongresi ne Doğru
Murat Özçelik: Irak'ta seyirciyiz
Zaman
19.08.2014
02:29
2007- 2011 yılları arasında Türkiyenin Irak özel temsilciliği ve Bağdat Büyükelçiliğini yapan Murat Özçelik, Türkiyenin dış politikasında son dönemde yaşananlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. IŞİDin 49 Türk rehineyi müzakereler sonucu bırakmasının mümkün olmadığını söyleyen Özçelik, Bugün Bağdat’ta hükümet kuruluyor. Kimse ‘Gel şurada pozitif katkına ihtiyacımız var’ demiyor. Kerry her gün konuşuyor değil mi Davutoğlu ile. Neyi konuşuyor? Efendim, IŞİD’in içinden bilmem neyi koparabilir miyiz. Halbuki Türkiye’nin düzgün aktörlerle ilişki kurulmasında bir etkisi olsun değil mi? şeklinde konuştu.Hürriyetten Cansu Çamlıbele konuşan Bağdat eski büyükelçisi Murat Özçelik Irakta yaşanan gelişmeleri ve Türkiyenin Irak konusundaki yaklaşımını değerlendirdi. Türkiyenin Irakta seyirci kaldığını belirten Özçelik, sözlerine şöyle devam etti: Türkiye 2005’ten 2010’a kadar bölgesinde her türlü inisiyatifi alıp, arkasına Batı’yı da toplayabilen, İslam ülkelerini de toplayabilen gerçekten ciddi bir aktördü. Bunu kimse yadsıyamaz. Eğer hükümet o dönemde bunu yapamadı dersem ben yalan söylemiş olurum. Ben neden bugün ıstırap çekiyorum? Ondan sonra yapılan yanlışlar işi felaket noktaya getirdi. Kerry bugün her gün konuşuyor değil mi Davutoğlu ile. Neyi konuşuyor? Efendim, IŞİD’in içinden bilmem neyi koparabilir miyiz. Halbuki Türkiye’nin düzgün aktörlerle ilişki kurulmasında bir etkisi olsun değil mi? Bugün Bağdat’ta hükümet kuruluyor. Kimse ‘Gel şurada pozitif katkına ihtiyacımız var’ demiyor. Üzücü olan taraf bu. Amerika geliyor Kürt bölgesine yardım ediyor, Bağdat’ta yeni başbakanın atanmasına yardımcı oluyor. Biz bölgenin en önemli ülkesi olarak oturmuş ne olduğunu seyreder vaziyete geldik. Bu bizim hak ettiğimiz bir olay değil.IŞİD 49 rehineyi müzakerelerle bırakmazIŞİDin 49 Türk rehineyi müzakereler sonucu serbest bırakabileceği konusuna da değinen Özçelik, Ben bunun söz konusu olmadığına inanıyorum. Bir defa ABD de hava saldırılarına başladıktan sonra öyle bir yere gelindi ki ben maalesef arkadaşlarımızın oradan müzakere ile çıkarılması imkânının giderek azaldığını görüyorum. Bunu da içim acıyarak söylüyorum. dedi. Özçelik, Benim kamu güvenliği müsteşarlığım sırasında da başlatılmasını uygun gördüğüm şekilde MİT’in zaman içinde o kapasiteye ulaştığını tahmin ediyorum. Ama tabii en büyük korku öyle bir operasyon başarıya ulaşıncaya kadar o insanların öldürülüp öldürülmeyeceği. Başlangıçta belki daha kolay olabilirdi bunlar. Ama geldiğimiz noktadan itibaren giderek daha zorlaştı. Allah göstermesin son dakikada bir şey patlatmaları gibi şeylerden endişe ediliyor. Eğer hükümet şu anda bir şey yapamıyorsa bu tehdit değerlendirmesi üzerine düşünüyordur sanırım. Bu tür hataları baştan yapmayacak hale gelmemiz lazım. şeklinde konuştu.Dış politikada 2010 ideolojik kırılmaSisteme yeni Osmanlıcılık düşüncesiyle girdiklerinde benim gibi profesyonellerin ilk başta gözlediğimiz hadise şuydu. Türkiye’nin İslam dünyasında bir ağırlığı var. Doğrudur. Dolayısıyla o hinterland’da sizin ekonomik, siyasi, sosyal etkinizi daha fazla arttırıp Türkiye’nin çıkarına daha uygun politikalar izlemeniz mümkündür. Bizim de laik düzene inanan diplomatlar olarak bakışımız şuydu; biz mezhep ya da taraf tutmadan bu ilişkileri geliştirebilirsek çağdaş kavramlar altında Osmanlı’nın eski gücüne ulaşabiliriz. Bu ideolojik yaklaşım 2010-2011’den önce böyle değildi. O zamana kadar Başbakan Erdoğan ne zaman Irak’a geldiyse hep ne derdi biliyor musunuz? ‘Yapmayın gözünüzü seveyim, biz Müslümanız, ben ne Sünniyim ne Şiiyim’ derdi. Aşure zamanı Şiilere güzel mesajlar gönderdi. Ama insanlar artık şöyle diyor; ‘Öyle lafügüzaf yok’. Artık kimse yemiyor. Bundan emin olunuz. Siz ‘IŞİD’le şununla bununla ilişki kurmuş’ imajını yarattıysanız dışarıda, aynı insanlar görevde olduğu takdirde ‘Ben bunu yapmıyorum’ diye konuştuğunuzda buna inandırmanız zor.
Zaman
Ana Sayfa
19.08.2014
MuratÖzçelikIraktaseyirciyizMurat Özçelik Irakta seyirciyiz
Sevgi Akarçeşme - Keyfokrasi
Zaman
01.07.2014
03:39
Türkçe Olimpiyatları’na ve müspet hareketi referans alıp çalışmalarına devam edenleri gördükçe umutsuz olmak için sebep yok diyerek bitirmiştim bir yazımı.Uzun vadede ve belli bir açıdan bakınca öyle, ama her gün daha da içine gömüldüğümüz bataklığı gördükçe endişelenmemek zor…Toplumda var olan laik-dindar kutuplaşması yetmezmiş gibi bir de dindarları bölen nefret söylemi her gün yeni bir zirve yapıyor. Sağ-sol çatışması döneminde kahvelerin bile ayrılması nasıl mümkün hale gelmiş diye merak ederken bugün, dindar-dindara düşman ediliyor, en tepeden yapılan nefret çağrısının sonucu olarak restoranlar bile fişlenebiliyor. Sanal AK milisleri mobilize etmesiyle bilinen başbakan danışmanı bir zat, Twitter’da mafyacılık oynayan bir yeni yetmeye STV açık olduğu için terk ettiği pidecinin koordinatlarını sorabiliyor açık açık. Farklı düşünen bir pideciye bile tahammül edemeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Doğrusu Twitter’da normalde bir baltaya sap olduğundan şüpheli olduğum operasyon hesaplarının sahibi tiplerin devlet yönetmeye(!) ortak oluşunu izlemek cidden kahredici. Ülke kimlerin eline kaldı dememek mümkün değil.Ayrımcılığın vardığı boyutlar aslında komedilere konu olacak cinsten. Geçen hafta Mecidiyeköy’de bir gece yarısı operasyonuyla (!) her türlü belgesi, vergisi tam olan FEM Dershanesi’nin tabelası söküldü. Kimsenin tabelasına bakıp dershane seçtiğini sanmıyorum, ama zulüm arzusu demek ki her türlü rasyonaliteyi rafa kaldırmış. Kim bilir belki de Kısıklı’ya giden E-5 üzerinden gözüken tabela üst düzey birilerini rahatsız etti. İronik olan, bu skandaldan birkaç gün sonra aynı dershanenin LYS’de derece yapan pek çok öğrenci çıkarması.Tüm bu hukuksuzluk ve keyfilik sadece Cemaat’i mi hedef alıyor? Elbette hayır. Yolsuzlukların üstü görülmemiş bir arsızlıklar silsilesiyle örtülürken, kokuşmuş düzenin yeni zenginleri pervasızlıkla, gözümüzün içine baka baka canlarının istediğini yapmaya devam ediyor. İstanbul’un bu derece talan edilmesi yetmezmiş gibi şehrin içinde geriye kalan nadir yeşil alanlardan birindeki bir köşk üç gün önce yandı bitti kül oldu. Yanan mülkün yıkım yasağı şartıyla millete galiz küfür etmesiyle ünlü olan başbakan yakını bir işadamına satıldığı ortaya çıktı. Şahısların kim olduğu çok da önemli değil, mesele bu kadar göz göre göre at koşturuyor, milleti yok sayıyor oluşları. Bu düzene ancak keyfokrasi denir!Yurtdışından bize bakanlar açısından tablonun vahameti ortada. Hukuk devletlerinden gelenler bu keyfiliği durduracak bir merci, anayasa yok mu diye soruyor haliyle. Kâğıt üzerinde var olan hakların bile hukuksuzluğa nasıl kurban edilebildiğini anlayamıyorlar. Sonuçta bizler için bile bu derece keyfilik yeni bir eşik, yabancılar nasıl anlasın?Dış dünyanın hayret dolu bakışlarına toplumun genelinde rastlamak ise kolay değil. Kahvehanelerde bile hükümet kontrolündeki televizyon kanallarının açılması için rüşvetin verildiği bir ortamda zaten sağlıklı bir bilgi akışından söz etmek mümkün değil. İftira bülteni şeklindeki hükümet gazeteleri ise varlık sebepleri olan yalanlarında hız kesmiyor.En iyimser gözlemcileri bile depresyona sokabilecek böyle bir tabloda cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyoruz. Başbakanın emriyle mahkeme kararlarının değiştiği (bakınız böcek soruşturması) bir düzende yapılacak seçim, sembolik bir cumhurbaşkanı seçmekten çok daha öte anlam taşıyor. 10 Ağustos’ta kalan anayasal güvencelerimiz de ‘keyfokrasiye’ kurban gitmesin diye oy vereceğiz. Bu seçimler, Türkiye’nin hepten tek adam rejimi olmasının önündeki belki de son engel. İnşallah geri dönüşü olmayan ama muhtemel o yola girmeyiz. Pideciyi, tabelayı hazmedemeyen bir zihniyetten hukuk devleti beklenmeyeceğini artık net olarak görmek gerek.
Zaman
Köşe Yazıları
01.07.2014
SevgiAkarçeşme-KeyfokrasiSevgi Akarçeşme - Keyfokrasi
Sevgi Akarçeşme - Keyfokrasi
Zaman
01.07.2014
01:58
Türkçe Olimpiyatları’na ve müspet hareketi referans alıp çalışmalarına devam edenleri gördükçe umutsuz olmak için sebep yok diyerek bitirmiştim bir yazımı.Uzun vadede ve belli bir açıdan bakınca öyle, ama her gün daha da içine gömüldüğümüz bataklığı gördükçe endişelenmemek zor…Toplumda var olan laik-dindar kutuplaşması yetmezmiş gibi bir de dindarları bölen nefret söylemi her gün yeni bir zirve yapıyor. Sağ-sol çatışması döneminde kahvelerin bile ayrılması nasıl mümkün hale gelmiş diye merak ederken bugün, dindar-dindara düşman ediliyor, en tepeden yapılan nefret çağrısının sonucu olarak restoranlar bile fişlenebiliyor. Sanal AK milisleri mobilize etmesiyle bilinen başbakan danışmanı bir zat, Twitter’da mafyacılık oynayan bir yeni yetmeye STV açık olduğu için terk ettiği pidecinin koordinatlarını sorabiliyor açık açık. Farklı düşünen bir pideciye bile tahammül edemeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Doğrusu Twitter’da normalde bir baltaya sap olduğundan şüpheli olduğum operasyon hesaplarının sahibi tiplerin devlet yönetmeye(!) ortak oluşunu izlemek cidden kahredici. Ülke kimlerin eline kaldı dememek mümkün değil.Ayrımcılığın vardığı boyutlar aslında komedilere konu olacak cinsten. Geçen hafta Mecidiyeköy’de bir gece yarısı operasyonuyla (!) her türlü belgesi, vergisi tam olan FEM Dershanesi’nin tabelası söküldü. Kimsenin tabelasına bakıp dershane seçtiğini sanmıyorum, ama zulüm arzusu demek ki her türlü rasyonaliteyi rafa kaldırmış. Kim bilir belki de Kısıklı’ya giden E-5 üzerinden gözüken tabela üst düzey birilerini rahatsız etti. İronik olan, bu skandaldan birkaç gün sonra aynı dershanenin LYS’de derece yapan pek çok öğrenci çıkarması.Tüm bu hukuksuzluk ve keyfilik sadece Cemaat’i mi hedef alıyor? Elbette hayır. Yolsuzlukların üstü görülmemiş bir arsızlıklar silsilesiyle örtülürken, kokuşmuş düzenin yeni zenginleri pervasızlıkla, gözümüzün içine baka baka canlarının istediğini yapmaya devam ediyor. İstanbul’un bu derece talan edilmesi yetmezmiş gibi şehrin içinde geriye kalan nadir yeşil alanlardan birindeki bir köşk üç gün önce yandı bitti kül oldu. Yanan mülkün yıkım yasağı şartıyla millete galiz küfür etmesiyle ünlü olan başbakan yakını bir işadamına satıldığı ortaya çıktı. Şahısların kim olduğu çok da önemli değil, mesele bu kadar göz göre göre at koşturuyor, milleti yok sayıyor oluşları. Bu düzene ancak keyfokrasi denir!Yurtdışından bize bakanlar açısından tablonun vahameti ortada. Hukuk devletlerinden gelenler bu keyfiliği durduracak bir merci, anayasa yok mu diye soruyor haliyle. Kâğıt üzerinde var olan hakların bile hukuksuzluğa nasıl kurban edilebildiğini anlayamıyorlar. Sonuçta bizler için bile bu derece keyfilik yeni bir eşik, yabancılar nasıl anlasın?Dış dünyanın hayret dolu bakışlarına toplumun genelinde rastlamak ise kolay değil. Kahvehanelerde bile hükümet kontrolündeki televizyon kanallarının açılması için rüşvetin verildiği bir ortamda zaten sağlıklı bir bilgi akışından söz etmek mümkün değil. İftira bülteni şeklindeki hükümet gazeteleri ise varlık sebepleri olan yalanlarında hız kesmiyor.En iyimser gözlemcileri bile depresyona sokabilecek böyle bir tabloda cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyoruz. Başbakanın emriyle mahkeme kararlarının değiştiği (bakınız böcek soruşturması) bir düzende yapılacak seçim, sembolik bir cumhurbaşkanı seçmekten çok daha öte anlam taşıyor. 10 Ağustos’ta kalan anayasal güvencelerimiz de ‘keyfokrasiye’ kurban gitmesin diye oy vereceğiz. Bu seçimler, Türkiye’nin hepten tek adam rejimi olmasının önündeki belki de son engel. İnşallah geri dönüşü olmayan ama muhtemel o yola girmeyiz. Pideciyi, tabelayı hazmedemeyen bir zihniyetten hukuk devleti beklenmeyeceğini artık net olarak görmek gerek.
Zaman
Ana Sayfa
01.07.2014
SevgiAkarçeşme-KeyfokrasiSevgi Akarçeşme - Keyfokrasi
‘Partili cumhurbaşkanı’ veya ‘mutlak başkanlık’
Zaman
28.06.2014
14:06
10 Ağustos’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri bir başka açıdan da her dem taze sistem tartışmalarına açıktır.Bunun da başlıca nedeni seçimin favorisi gibi algılanan iktidar temsilcilerinin eylem ve söylemleridir. Gerçekten de uzunca bir süredir iktidar cephesinde başkanlık sisteminden söz edilmektedir. Elbette bir ekonomi politik değerlendirme olarak başkanlık sisteminin parlamenter sistem karşısında daha etkin bir ekonomi-siyaset ilişkisi üreteceği iddia edilebilir. Ancak eylem ve söylemlerden açıkça anlaşılacağı gibi iktidar tarafından istenen başkanlık sadece yürütmenin başı olarak bir başkanlık değildir.Adaylık yolunda tüm merhaleleri bir bir geçen iktidar partisi önce milletvekilleri ile yapılan istişare toplantısı, daha sonra il başkanları ile yapılan toplantıda katılımcılardan ortak bir ses halinde iktidarın tek adayı ve partili bir aday olarak Başbakan’ın ismi ön plana çıkmaktadır. Yani mevcut seçim sürecinde iktidar “partili aday” fikri üzerinde odaklanırken muhalefet cephesinin partili olmayan veya partiler üstü bir aday fikrine doğru yöneldiği görülmektedir.Partili cumhurbaşkanıMevcut Anayasa’ya göre “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Yani bir anlamda yasama, yürütme ve yargının başıdır. Mevcut şartlarda elbette partiden cumhurbaşkanı seçilebilir, ancak partili cumhurbaşkanı olarak kalamaz. Ancak iktidar partisinin iddiası grup toplantılarında da açıkça dile getirildiği üzere Atatürk ve İnönü modelidir. Oysa ne Türkiye ne de dünya 1920’lerde değildir. İktidar adayı bu şekilde cumhurbaşkanı seçildiğinde AK Parti genel başkanı olarak kalacak, bu şekilde cumhurbaşkanının parti üzerindeki hakimiyeti sürdürülmüş olacaktır. Böylece daha önce Özal ve Demirel’in yaşadığı zorlukların yaşanmayacağı düşünülmektedir. Bayar, Özal ve Demirel elbette sivil cumhurbaşkanları olarak tarihe geçmiş olsalar da partili cumhurbaşkanları olarak hep siyaset tartışmalarının içinde olmuşlar, bu yönüyle de bir cumhurbaşkanı olarak ülkenin tamamını kucaklama hususunda sorunlar yaşamışlardır.Başbakanlıktan cumhurbaşkanlığı adaylığınaBaşbakan’ın başbakanlıktan istifa etmeden cumhurbaşkanlığına aday olması istenmektedir. Bunu savunanlar bu konuda da 1920’ler Türkiye’sini referans göstermektedir. Halbuki seçim sathı mailinde belirli bakanlıkların siyaset dışı kişilere bırakılmasındaki sistem mülahazası burada fazlasıyla geçerlidir. Başbakanlık şapkası ile seçim kampanyası yürütmek açıkça eşitlik ilkesine aykırı olur. Burada yasal boşluk olsa bile benzer diğer seçimlerdeki teamüllerde ortaya konulan maslahat burada da ileri sürülerek yargı yoluna başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi’ne itiraz edilebilir. Esasen böyle bir hukuki tartışma veya sürece meydan vermeksizin muhtemel bir cumhurbaşkanının seçim sonrası bu tür bir tartışmayı arkasında bırakmış olarak göreve başlaması, toplumu ve siyaseti germekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamı her türlü meşru siyasi rekabetin dahi en azından seçim sonrasında son bulması gereken ortak paydaların mücessem hale geldiği yerdir.Mutlak başkanlık nedir?Doğrudan halkın seçtiği cumhurbaşkanı yukarda belirtildiği üzere mevcut Anayasa’ya göre yasama, yürütme ve yargıdan oluşan her üç kuvvete eşit mesafede ve fakat bunların uyumlu bir şekilde çalışmasından, kısacası denge ve denetiminden sorumludur. Partili bir aday, seçildikten sonra da partili hüviyetini bizzat parti başkanı olarak sürdürmek isteyen, yürütmenin başı olarak bir başbakanın tüm yetkilerini fazlasıyla kullanacağını ifade eden cumhurbaşkanlığı modeli, var olan ve bugüne kadar yaşatılmaya çalışılan cumhurbaşkanlığı modeline uymamaktadır. Bu durum Amerika örneğinde olduğu gibi sadece yürütmenin yani hükümetin başı olarak kalan demokratik başkanlık sisteminden çok farklı bir tablodur. Bir parti başkanı olarak kalınacak, cumhurbaşkanı olmakla birlikte hükümet başkanı gibi davranacak, aynı zamanda anayasal olarak yasama ve yargı üzerinde güç tesis edecek böyle bir sistem “mutlak başkanlık” olarak adlandırılabilir. Mutlak başkanlık sitemine Saddam Hüseyin dönemi Irak, Kaddafi dönemi Libya, baba-oğul Esed’ler dönemi Suriye misal (örnek değil) gösterilebilir. Mutlak başkanlığın bu ülkeleri nerelere götürdüğü ortadayken böyle bir sistemi vaat eden bir adayın çoğunluk oyuna talip olması ve bunu başarması herhangi bir cumhurbaşkanı adayı için kolay görünmemektedir.İdeal cumhurbaşkanlığı karşısında mutlak başkanlıkİdeal cumhurbaşkanlığı karşısında mutlak başkanlık fikrinin kazanma şansının olmadığı açıktır. Türk toplumunun 90 yılı aşan cumhuriyet serüveni, 70 yılı aşkın demokrasi kültürü ve nihayet dünyadaki k
Zaman
Yorum
28.06.2014
‘Partilicumhurbaşkanı’veya‘mutlakbaşkanlık’‘Partili cumhurbaşkanı’ veya ‘mutlak başkanlık’
‘Partili cumhurbaşkanı’ veya ‘mutlak başkanlık’
Zaman
12.06.2014
02:18
10 Ağustos’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimleri bir başka açıdan da her dem taze sistem tartışmalarına açıktır.Bunun da başlıca nedeni seçimin favorisi gibi algılanan iktidar temsilcilerinin eylem ve söylemleridir. Gerçekten de uzunca bir süredir iktidar cephesinde başkanlık sisteminden söz edilmektedir. Elbette bir ekonomi politik değerlendirme olarak başkanlık sisteminin parlamenter sistem karşısında daha etkin bir ekonomi-siyaset ilişkisi üreteceği iddia edilebilir. Ancak eylem ve söylemlerden açıkça anlaşılacağı gibi iktidar tarafından istenen başkanlık sadece yürütmenin başı olarak bir başkanlık değildir.Adaylık yolunda tüm merhaleleri bir bir geçen iktidar partisi önce milletvekilleri ile yapılan istişare toplantısı, daha sonra il başkanları ile yapılan toplantıda katılımcılardan ortak bir ses halinde iktidarın tek adayı ve partili bir aday olarak Başbakan’ın ismi ön plana çıkmaktadır. Yani mevcut seçim sürecinde iktidar “partili aday” fikri üzerinde odaklanırken muhalefet cephesinin partili olmayan veya partiler üstü bir aday fikrine doğru yöneldiği görülmektedir.Partili cumhurbaşkanıMevcut Anayasa’ya göre “Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.” Yani bir anlamda yasama, yürütme ve yargının başıdır. Mevcut şartlarda elbette partiden cumhurbaşkanı seçilebilir, ancak partili cumhurbaşkanı olarak kalamaz. Ancak iktidar partisinin iddiası grup toplantılarında da açıkça dile getirildiği üzere Atatürk ve İnönü modelidir. Oysa ne Türkiye ne de dünya 1920’lerde değildir. İktidar adayı bu şekilde cumhurbaşkanı seçildiğinde AK Parti genel başkanı olarak kalacak, bu şekilde cumhurbaşkanının parti üzerindeki hakimiyeti sürdürülmüş olacaktır. Böylece daha önce Özal ve Demirel’in yaşadığı zorlukların yaşanmayacağı düşünülmektedir. Bayar, Özal ve Demirel elbette sivil cumhurbaşkanları olarak tarihe geçmiş olsalar da partili cumhurbaşkanları olarak hep siyaset tartışmalarının içinde olmuşlar, bu yönüyle de bir cumhurbaşkanı olarak ülkenin tamamını kucaklama hususunda sorunlar yaşamışlardır.Başbakanlıktan cumhurbaşkanlığı adaylığınaBaşbakan’ın başbakanlıktan istifa etmeden cumhurbaşkanlığına aday olması istenmektedir. Bunu savunanlar bu konuda da 1920’ler Türkiye’sini referans göstermektedir. Halbuki seçim sathı mailinde belirli bakanlıkların siyaset dışı kişilere bırakılmasındaki sistem mülahazası burada fazlasıyla geçerlidir. Başbakanlık şapkası ile seçim kampanyası yürütmek açıkça eşitlik ilkesine aykırı olur. Burada yasal boşluk olsa bile benzer diğer seçimlerdeki teamüllerde ortaya konulan maslahat burada da ileri sürülerek yargı yoluna başvurulabilir. Anayasa Mahkemesi’ne itiraz edilebilir. Esasen böyle bir hukuki tartışma veya sürece meydan vermeksizin muhtemel bir cumhurbaşkanının seçim sonrası bu tür bir tartışmayı arkasında bırakmış olarak göreve başlaması, toplumu ve siyaseti germekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı makamı her türlü meşru siyasi rekabetin dahi en azından seçim sonrasında son bulması gereken ortak paydaların mücessem hale geldiği yerdir.Mutlak başkanlık nedir?Doğrudan halkın seçtiği cumhurbaşkanı yukarda belirtildiği üzere mevcut Anayasa’ya göre yasama, yürütme ve yargıdan oluşan her üç kuvvete eşit mesafede ve fakat bunların uyumlu bir şekilde çalışmasından, kısacası denge ve denetiminden sorumludur. Partili bir aday, seçildikten sonra da partili hüviyetini bizzat parti başkanı olarak sürdürmek isteyen, yürütmenin başı olarak bir başbakanın tüm yetkilerini fazlasıyla kullanacağını ifade eden cumhurbaşkanlığı modeli, var olan ve bugüne kadar yaşatılmaya çalışılan cumhurbaşkanlığı modeline uymamaktadır. Bu durum Amerika örneğinde olduğu gibi sadece yürütmenin yani hükümetin başı olarak kalan demokratik başkanlık sisteminden çok farklı bir tablodur. Bir parti başkanı olarak kalınacak, cumhurbaşkanı olmakla birlikte hükümet başkanı gibi davranacak, aynı zamanda anayasal olarak yasama ve yargı üzerinde güç tesis edecek böyle bir sistem “mutlak başkanlık” olarak adlandırılabilir. Mutlak başkanlık sitemine Saddam Hüseyin dönemi Irak, Kaddafi dönemi Libya, baba-oğul Esed’ler dönemi Suriye misal (örnek değil) gösterilebilir. Mutlak başkanlığın bu ülkeleri nerelere götürdüğü ortadayken böyle bir sistemi vaat eden bir adayın çoğunluk oyuna talip olması ve bunu başarması herhangi bir cumhurbaşkanı adayı için kolay görünmemektedir.İdeal cumhurbaşkanlığı karşısında mutlak başkanlıkİdeal cumhurbaşkanlığı karşısında mutlak başkanlık fikrinin kazanma şansının olmadığı açıktır. Türk toplumunun 90 yılı aşan cumhuriyet serüveni, 70 yılı aşkın demokrasi kültürü ve nihayet dünyadaki k
Zaman
Yorum
12.06.2014
‘Partilicumhurbaşkanı’veya‘mutlakbaşkanlık’‘Partili cumhurbaşkanı’ veya ‘mutlak başkanlık’
Öteki kutuptaki dostlara
Zaman
10.06.2014
02:11
Türkiye’de kutuplaşma var diye sitemde bulunanlar kutuplaşmayı da besliyor.Bana hakaret ediliyor, masumiyet karinesine saygılı değiller diye şikayet edenler; aynı anda beğenmediklerine hakaretler yağdırıp sevmediklerini peşin suçlu ilan ediyorlar. Kutuplaşma tam da böyle bir şeydir: Karşı tarafı eleştirip kendi eksiğini görmeme durumu. Bunu bildiğim için, acaba fark etmeden ben de kör bir taraf mı oldum diye hep kendimi yoklarım. Tutarlılığımızı test etmenin birkaç yolu var, biri de güvendiğimiz insanların ne yaptığına bakmaktır. Ama kutuplaşma artık bunu da engelliyor: en yakınlarımız –hepsi değil- öteki kutupta kalmış! Yıllarca yakınım ve fikir arkadaşım saydığım birinin ruh halimi hiç anlamadan ve empati yapmadan -hem de söylediklerinden kesin emin olarak- beni yermesidir kutuplaşma. Sözüm gençlik yıllarımdan bugüne dost bildiğim Halil Berktay’a. Yeni Şafak gazetesindeki röportajında (2 Haziran) AKP’ye muhalefet edenler hakkında söyledikleri kısaca şu: Muhalifler AKP’ye ve Erdoğan’a nefret besleyenlerdir; AKP düşmanlığı hem Gezi olaylarını hem de 17 Aralık “hikâyesini” doğurmuştur; bu “karşıtlar” demokrasiye inanmıyor, halkı hor görüyor, askerî darbe özlüyor, şiddet uyguluyor; böylece bir kutuplaşma yaşıyoruz; Türkiye’nin geleceğini düşünmüyorlar; “vicdanları yok”; bu “devirmeci muhalefet” “nefret söylemi, küfür ve hakareti fütursuzca” kullanıyor; “polisle çatışarak devrimciliklerini ispatlamak istiyorlar”; “demokratik hak aramıyorlar, eylem için eylem peşindeler”; “içi öfke ve nefret dolu bir gençlik kesimi var”; bu protestocuların “hiçbir tasavvurları, vizyonları yok”; tek istedikleri “Erdoğan’ı siyasetten uzaklaştırmak”; AKP “iç ve dış kuşatma altında”; “ne olursa olsun bir bahane bulalım da sokağa çıkalım, ateşler yakalım, polisle çatışalım diyen bir kesim var”. Kendisi ise “bir sosyal bilimci olarak olaya nesnel” yaklaşıyormuş. Bütün bunlar doğru olsa bile, AKP’ye sağlıklı ve haklı eleştirilerde bulunandan neden söz edilmez? Hiç yok mu böyleleri? Başka bir “kesim” yok mu? Muhalifler neden yalnız böylesine hasta, kompleksli, kindar, demokrasi karşıtı, halk düşmanı, vicdansız gösterilir? Bu söylemde var olması gereken aydın şüpheciliği neden yok? Yeni Şafak’ta yayımlanan röportajda bu konuda sessizlik var; yani “muhalifler” bir torbanın içine atılmış, hepsi kötü. Artık muhalif olmak riskli: çünkü eleştirileriyle bütün o kötülükleri kabullenir gibi oluyor. Ama daha kötüsü röportajın sansürlenmiş –kibarcası “kısaltılmış”– olması. Yazarın sitesindeki orijinal metin farklı! Orada kendisinin de AKP ve başbakanda neleri beğenmediğini okuyoruz. Şöyle:Taksim’deki AVM projesi “yanlıştı”; polis çok aşırı şiddet kullanmıştı; H. Berktay da üçüncü havalimanına ve üçüncü köprüye “galiba”(!) karşıdır; son zamanlarda Batı ve Avrupa ile ilişkilerin soğumuş olması yanlıştır; başbakanın zaman zaman çok sertleşen tarzından hoşlanmıyor; her şeye karışmasını yanlış buluyor; cepheden inatlaşması çok ters geliyor; AVM’yi illa da yapacağız diye tutturması buna örnektir; bir heykeli “çok muktedir bir edayla yıkılma emrini vermesi yanlıştı”; insanların yaşam tarzına söylem olarak karışması, kadınların bedensel özgürlüklerine müdahale gelmesi, kürtaj ve sezaryene karışması hatalıydı; “rakı içme ayran iç” hatalıydı; “polis şiddetini es geçen ve sırf göstericilere saldıran demeci muazzam bir hataydı”; bu “büyük bir duyarsızlık örneğiydi”; Joachim Gauck’a “ne de olsa bir rahip eskisi” demek klasik Hıristiyan düşmanlığı tuzağına düşmek bakımından çok yanlıştı”; Freedom House’un raporu için “başındaki Yahudi” diye tepki göstermek “klasik anti-semitizm tuzağına düşmek bakımından çok yanlıştı”; ve nihayet “kendisinin de kutuplaşma ve gerilimi artırmaya katkı yaptığını düşünüyorum”.Röportajın iki farklı yayınında birkaç sorun var. Birincisi, yazının sansürlenip, AKP eleştirilerinin gazetenin okuyucularına duyurulmaması, bana göre, etik değil. Gazete ile ilgili bir sorundur bu. Gazetenin meslekî algısıyla ilgili “münferit” bir tutum da sayılabilir: gazetenin “siyaseti” veya “misyonu”. İkincisi, yazarla ilgili: “yazının kısaltılmış şeklini şahsen görüp onayladım” demesini anlamak zor. Başbakan’a yönelttiği eleştirilerin röportajdan çıkarılması nasıl olur da yazarı rahatsız etmez? Buna da kişisel bir tercih diyelim. Yazının bu biçimde “kısaltılması”, özellikle kutuplaşmanın zirve yaptığı bir dönemde, beni rahatsız
Zaman
Yorum
10.06.2014
ÖtekikutuptakidostlaraÖteki kutuptaki dostlara
Her ne gerekçeyle olursa olsun devlete aşırı güç verilemez
Zaman
08.06.2014
02:08
Liberal Düşünce Topluluğu’nun eski Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Bican Şahin’e göre bireyin özgürlüğünün korunabilmesi, gücün kontrol altında tutulabilmesiyle mümkün.Gezi Parkı olaylarıyla başlayanfikir ayrılığı ve son dönemde yaşananlar liberaller içerisinde ayrışmalara sebep oldu. “AKP liberali”, “Gezi liberali” gibi yeni yeni gruplandırmalar yapılıyor. Liberal Düşünce Topluluğu Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan istifa ederek ayrılan Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bican Şahin’le ülkede yaşanan son gelişmeleri konuştuk.Siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda herkesin mutabık olabileceği liberalizmin temel ilkeleri var mı?Esasen tüm liberallerin üzerinde mutabık olduğu birtakım temel ilkeler mevcuttur. Bunlar bireyin sınıf, cemaat, ulus gibi kolektiviteler karşısında ontolojik ve ahlaki önceliği, bireylerin elden alınamaz haklara sahip olduğu, kamusal alanda farklılıklara hoşgörü gösterilmesi gerektiği, piyasa ekonomisinin hem özgürlük hem de etkinlik açısından alternatif ekonomik organizasyonlardan üstün olduğu gibi ilke ve kabullerdir. Kendisini liberal olarak niteleyenler üç aşağı beş yukarı bu ilkeler üzerinde hemfikirdir. Liberaller arasında özellikle Gezi sürecinden bu yana var olan bu ayrışma liberalizme farklı bakış açılarından çok, gelişmeleri farklı bireysel yorumlamalara tabi tutmaktan kaynaklanıyor olabilir. Belki de geçmiş kişisel tecrübelerdeki farklılıklardan kaynaklanıyor olabilir.Liberal Düşünce Topluluğu (LDT)’ndan tamamen ayrıldığınız mı?Ben LDT’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan ayrıldım. LDT’den ayrılmadım, üyeliğim devam ediyor.Başkanlığı bırakmanızın sebebi görüş farklılıkları mı?LDT üyeleri arasında yaşanan görüş farklılıklarını ben normal karşılıyorum. Ben, 2013 sonunda başkanlıktan ayrıldım. O zaman başkanlığı bırakmamın özel nedenleri vardı. Önümüzdeki dönemde, daha çok eğitim ve yayın alanında faaliyet gösteren LDT’den farklı olarak liberal demokrat bir perspektiften kamu politikaları alanında projeler, raporlar hazırlayan, çalıştaylar yapan ve karar alıcıları etkilemeye çalışan LDT’den bağımsız bir düşünce kuruluşu kurmanın çabası içerisinde olacağız.Bu fikrinizi LDT’nin diğer üyeleri nasıl karşıladı?Bu fikrimizi Atilla Yayla hoca ile de paylaştım. O da bu girişimi olumlu karşıladı. Türkiye 76 milyonluk bir ülke ve sivil toplumda liberal ilkeleri savunan sadece LDT ve 3H Hareketi var. Biz bu yeni oluşumla bu birikime bir damla daha eklemek istiyoruz.AKP İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, “Liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak.” ifadelerini kullanmıştı. Liberallerin AKP ile bir evliliği mi vardı? Liberallerin AK Parti ile bir evliliği bence söz konusu değildi. En azından bir Katolik nikâhı söz konusu değildi. Liberaller, ilkeler üzerinden hareket ederler. Aynı ilkeleri savunan insanlarla işbirliği yaparlar, temel ilkeler üzerinde fikir ayrılığına düştükleri insanlarla da yollarını ayırırlar ve daha eleştirel bir pozisyona girerler. Türkiye’de AK Parti 2002 seçimlerinde iktidara geldikten sonra özellikle 2011 seçimlerine kadar olan dönemde yapıp ettikleriyle bir liberal demokrasinin temel ilkelerine uygun, liberal ilkelerin yerleşmesine hizmet eden eylemler içerisinde oldu. Bu çerçevede bir liberalin AK Parti’ye bu serüvende destek vermemesi bir tutarsızlık olurdu.2011’den sonra?2011’den bu yana AK Parti’nin liberal-muhafazakâr çizgiden gittikçe milliyetçi-popülist bir muhafazakârlığa doğru savrulmasının ardından pek çok liberal, AK Parti’nin pozisyonunu sorgulamaya başladı. 2011 yılından sonra özellikle ben bu özgürlükçü liberal siyasi yönelimin kaybedildiğini düşünüyorum. Aziz Babuşcu’nun o sözleri de adeta bunun ilanıydı.Yurt dışından gelen benzer eleştirilere verilen tepkiler Kemalist refleksler ile aynılaşıyor mu sizce?Birebir aynı demiyorum ama onları çağrıştırıyor bana. Yani bunun bir adım ötesi belki bu olacak. Bu çok endişe verici. Evet, hükümeti eleştiren basın yayın organları da var ve bu zaten olması gereken bir şey, ancak başbakanın genel yayın yönetmenlerine doğrudan talimatlar verdiği, muhalif gazetecilerin işten attırıldığı, gazetecisini işten atmayan muhalif basın-yayın organlarının üzerine kamu görevlileri eliyle gidildiği bir yerde basının özgür olduğundan bahsetmek ne kadar mümkündür?Sizce liberallerin Gezi’yi nasıl okuması gerekiyordu?Liberal bir perspektifle baktığımda hükümeti eleştirmek, hükümetin politikalarından rahatsız olduğumuzu barışçıl yollarla ifade etmek üzere yeterince sebebin olduğuna inanıyorum. Bu hükümetin düşmesini istemek anlamına gelmiyor. Orantısız polis şiddeti ve hükümetin e
Zaman
En Çok Okunan
08.06.2014
HernegerekçeyleolursaolsundevleteaşırıgüçverilemezHer ne gerekçeyle olursa olsun devlete aşırı güç verilemez
NATO’nun Libya savaşının meyveleri darbe ve terör oldu
Zaman
28.05.2014
02:18
Irak, kanlı bir felaket ve Afganistan tam bir askerî ve siyasî başarısızlık olmuş olabilir. Fakat Libya’nın farklı olması bekleniyordu. NATO’nun Kaddafi’yi devirmek için açtığı savaş, işe yarayan liberal müdahale olarak görülmüştü.Batılı güçler sivillerin korunmasıyla ilgili BM kararını kendilerine göre değiştirmiş olabilirler. Binlerce sivil öldürülmüş, büyük çapta etnik temizlik yapılmış olabilir. Fakat hepsi yüce bir amaç içindi ve NATO, tek bir kayıp vermeden bu işi başarmıştı.Bu işi yürütenler Bush ve Blair değildi, Obama, Cameron ve Sarkozy’ydi. İnsanlar kurtuldu, diktatör öldü, katliam olmadı. Geçtiğimiz sene Başbakan’ımız hepsine değdiğini ve “her aşamada” Libyalıların yanında olacaklarını açıkladı.Fakat NATO’nun zafer ilanından üç sene sonra Libya tekrar iç savaşın eşiğine geldi. Geçtiğimiz günlerde CIA’le bağlantılı General Hiftar, son üç ay içerisindeki ikinci darbe girişiminde bulundu. Sözde amacı ülkeyi “teröristlerden” ve İslamcılardan kurtarmak. Fakat bunlar NATO’nun “kurtarışının” ardından Libya’ya musallat olan çatışmaların ve katliamların sadece son birkaç örneği. Bunlara bombalamalar, suikastlar ve başbakanın kaçırılması, savaş ağalarının petrol terminallerini ele geçirmeleri, daha ziyade siyahlardan oluşan 40.000 Libyalının evlerinden sürülmesi ve tek bir olayda Trablus sokaklarında 46 protestocunun öldürülmesi de dâhil. Gerçekte Batı Libya’ya Arap ayaklanmalarının kontrolünü ele geçirebilmek için müdahale etti. Libya isyanında NATO’nun hava gücüyle destek vermesi ölümleri 10 katı kadar artırdı fakat savaşta kritik bir rol oynadı. Oluşan boşluğu dolduracak tutarlı bir siyasi ya da askeri güç ortada yoktu. Üç yıl sonra binlerce kişi yargılanmadan hapiste tutuluyor, muhalefete çok yoğun bir baskı var ve kurumlar çökmek üzere.Fakat ABD ve Britanya, hâlâ Libyalı birlikleri eğiterek kontrol sağlamaya çalışıyor. Kaddafi’nin ölümünden önce Hiftar, CIA’in desteklediği Milli Kurtuluş Cephesi’nin askerî kanadının başındaydı. Son darbe girişimi sırasında, konuya sempati besleyen ABD, Sicilya’ya deniz kuvvetlerinin bir bölümünü gönderdi ve John Kerry, Libya’ya “güvenlik ve aşırıcılık” konularında yardım etmeye söz verdi.Hem Birleşik Arap Emirlikleri hem de Suudi Arabistan açıktan Hiftar’a destek veriyor. Mısır’daki askeri darbenin lideri General Sisi de Hiftar’ın destekçilerinden. Libya savaşının etkileri Afrika’ya yayıldı. Sahel bölgesini ve diğer bölgeleri istikrarsızlaştırdı. Libya’nın etkileri daha da geniş bir alanda görüldü de denebilir. Kaddafi’nin yağmalanmış cephaneliklerinden kendilerine ağır silahlar edinen gruplar arasında Boko Haram da vardır. Nijerya’nın terör yanlısı ve köktendinci bu grubuna destek olan ortam, yoksunluk, kuraklık ve devlet baskısıyla zorlu zamanlar yaşayan Müslüman kuzeyin ortamı oldu.Afrika ve Ortadoğu’daki farklı yerlerde olduğu gibi burada da her dışarıdan müdahale sadece terör savaşı döngüsünün yayılmasına sebep oluyor. Şu anda 54 Afrikalı devletin 49’unda ABD silahlı gücü bulunuyor. Kıta sanki yeniden paylaşılıyor.NATO’nun Libya savaşını destekleyenler Suriye’de Batılı askeri müdahale olmadığını ve yine de 150.000 kişinin korkunç bir iç savaşta öldüğünü hatırlatıyorlar. Batı elitinin bazılarının rutin olarak savaşa girmekle ilgili beklentileri öyle bir düzeye geldi ki, bir sonraki müdahale için sabırsızlanıyorlar. The Economist, bu ayın başında “Amerika ne için savaşır?” diye sordu. Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray’ı zayıflıkla suçlamalarını andıran bir başlıktı bu. Dünyanın geri kalanı için ise Libya ve onun korkunç sonuçları bu soruya yeterli bir cevap oluyor.
Zaman
Yorum
28.05.2014
NATO’nunLibyasavaşınınmeyveleridarbeveterörolduNATO’nun Libya savaşının meyveleri darbe ve terör oldu
Abdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi, AKP'nin döngüsü!
Zaman
17.05.2014
04:11
İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu.İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu. Medyamızın bir kısmı görmezden gelse de dünya gazetelerinin hemen hepsinde dün Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in hınçla vatandaşı tekmelediği fotoğraf vardı. Brezilya’dan Almanya’ya, Arjantin’den ABD’ye, İngiltere’den Nepal’e birçok ülkede insanlar, büyük bir facianın yaşandığı Soma’dan yansıyan bu karelere eminim çok şaşırdı. Başbakanın bir vatandaşa saldırdığını gösteren kareleri izleyince belki dehşete düştüler. Brezilya medyasından Globo, “Türk başbakanının danışmanı, madende protestocuyu dövdü” ifadesini kullanırken, Washington Post sitesinin en çok okunan haberi buydu. AP, yerde yatan protestocuyu tekmelemenin cumhurbaşkanı olmak isteyen Erdoğan’ın imajını lekelediğini yazarken, El Arabiye kanalı, “Müşavirin protestocuyu tekmeleme görüntülerinin öfkeye yol açtığını” duyurdu. Soma’dan dünyaya yansıyan görüntüler şoke edici olsa da çok sürpriz sayılmaz. Zira bir süredir Twitter ve YouTube yasağı gibi ancak Çin, K.Kore ve İran’daki uygulamalarla dünya gündemindeyiz. Bu yasaklar, işini kaybeden gazeteciler ve medya patronlarına baskılar nedeniyle Türkiye’nin medyası özgür olmayan ülkeler ligine düştüğü biliniyor. Uludere aydınlatılmadan Gezi sürecinde yaşanan trajik olaylar, rüşvet ve yolsuzluk iddialarını şeffafça soruşturmak yerine üstünü örtme çabaları, fişlemeler, binlerce memuru kapsayan sürgünler, yargı bağımsızlığını tehlikeye atacak gelişmeler, Başbakan’ın ağzından “cadı avı” itirafları, dinleme skandalları ve ortaya çıkardığı dehşet verici bilgiler, Türkiye’nin son 10 yılda izlediği yoldan saptığının açık işaretleriydi. İçeride ve dışarıda gidişatın yanlışlığı söyleniyor ama bunlar düşmanca algılandığı için işe yaramak yerine ters tepiyor. AK Parti’yi iyi-kötü ne yapsa eleştiren müzmin muhaliflerden söz etmiyoruz. Zor zamanda hakperestliğini ispatlamış olanların söylediği, ülkenin de AKP’nin faydasına olacak eleştirilerin niye dikkate alınmadığı önemli bir soru. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için burada nezaketle yaptığım küçük bir eleştirinin bile “sistematik saldırı” gibi algılanması vahim bir durum. Kanaatimce, ilk iki döneminde AKP iktidarı doğurgan/salih bir döngü yakalamıştı. İç dengeler açısından zayıf olan parti, gücünü devletten değil, haklı duruşundan alıyor ve tevazu içinde ortak akılla adım atıyordu. Alınan parlak sonuçlar, içeride olduğu kadar hem Batı hem İslam dünyası tarafından alkışlanıyor; Türkiye ve partinin marka değeri beraber yükseliyordu. Şimdi her eleştirisi düşmanca görülen Batı medyası, o günlerde AKP’nin yanındaydı. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı mitinglerin yapıldığı, 27 Nisan gece yarısı bildirisinin verildiği 2007’de Guardian gazetesi, şöyle yazmıştı: “Sayın Erdoğan, Türkiye’nin AB sürecindeki öncülerinden. Bu, insan hakları ve yönetim açısından Türkiye’yi AB standartlarına getirmek demek. Milli geliri ikiye katlayan Türkiye, ekonomik alanda da Erdoğan’la büyük başarı sağladı.” Washington Post da başyazısında şöyle diyordu: “Erdoğan, İslami ajanda gütmek bir yana, önceki hükümetlerin başaramadığı ilerici reformları uygulayarak AB sürecine liderlik etti. Türkiye ekonomisi büyüyüp modernleşiyor. Demokrasiye en büyük tehdit AKP’den değil, karşıtlarından geliyor.” Bir süredir doğurgan döngü, yerini kısır döngüye bıraktı. Kendini güçlü hisseden AKP’de kibir, tevazunun önünde. Bu yüzden artık ortak akıl aranmıyor. Gücün kaynağı ise haklılıktan ziyade devlete sahip olmak. Böyle bir yola girince doğal olarak yanlışlar artıyor. Yanlışlar artınca da içte ve dıştaki eleştiriler artıyor. Zayıfken yapıldığı gibi eleştirileri dinleyip ders çıkarmak yerine “iç/dış düşmanlar bizi yıkmaya çalışıyor” paranoyası ile parti, komplocu ve üçüncü dünyacı anlayışa savruluyor. Topluma dost ve düşmanlar diye bakınca, muhaberat devleti kurumlarına ihtiyaç doğuyor. Özgür medyanın eleştirileri ve bağımsız yargının denetimi yük gibi görülüyor. Bunları bastırmak için çabalarken, demokrasi ve hukuktan uzaklaşıldığı ölçüde eleştiriler şiddetleniyor. Kısaca çırpındıkça daha fazla batma durumu. Türkiye’nin acilen bu kısır döngüden çıkması lazım. Soru; AK Parti’nin problemi teşhis edip yanlıştan dönme ihtimali zayıflarken, bunu kimin, nasıl yapacağı?
Zaman
En Çok Okunan
17.05.2014
AbdülhamitBilici-MüşavirintekmesiAKPnindöngüsüAbdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi AKPnin döngüsü
Abdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi, AKP'nin döngüsü!
Zaman
17.05.2014
02:19
İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu.İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu. Medyamızın bir kısmı görmezden gelse de dünya gazetelerinin hemen hepsinde dün Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in hınçla vatandaşı tekmelediği fotoğraf vardı. Brezilya’dan Almanya’ya, Arjantin’den ABD’ye, İngiltere’den Nepal’e birçok ülkede insanlar, büyük bir facianın yaşandığı Soma’dan yansıyan bu karelere eminim çok şaşırdı. Başbakanın bir vatandaşa saldırdığını gösteren kareleri izleyince belki dehşete düştüler. Brezilya medyasından Globo, “Türk başbakanının danışmanı, madende protestocuyu dövdü” ifadesini kullanırken, Washington Post sitesinin en çok okunan haberi buydu. AP, yerde yatan protestocuyu tekmelemenin cumhurbaşkanı olmak isteyen Erdoğan’ın imajını lekelediğini yazarken, El Arabiye kanalı, “Müşavirin protestocuyu tekmeleme görüntülerinin öfkeye yol açtığını” duyurdu. Soma’dan dünyaya yansıyan görüntüler şoke edici olsa da çok sürpriz sayılmaz. Zira bir süredir Twitter ve YouTube yasağı gibi ancak Çin, K.Kore ve İran’daki uygulamalarla dünya gündemindeyiz. Bu yasaklar, işini kaybeden gazeteciler ve medya patronlarına baskılar nedeniyle Türkiye’nin medyası özgür olmayan ülkeler ligine düştüğü biliniyor. Uludere aydınlatılmadan Gezi sürecinde yaşanan trajik olaylar, rüşvet ve yolsuzluk iddialarını şeffafça soruşturmak yerine üstünü örtme çabaları, fişlemeler, binlerce memuru kapsayan sürgünler, yargı bağımsızlığını tehlikeye atacak gelişmeler, Başbakan’ın ağzından “cadı avı” itirafları, dinleme skandalları ve ortaya çıkardığı dehşet verici bilgiler, Türkiye’nin son 10 yılda izlediği yoldan saptığının açık işaretleriydi. İçeride ve dışarıda gidişatın yanlışlığı söyleniyor ama bunlar düşmanca algılandığı için işe yaramak yerine ters tepiyor. AK Parti’yi iyi-kötü ne yapsa eleştiren müzmin muhaliflerden söz etmiyoruz. Zor zamanda hakperestliğini ispatlamış olanların söylediği, ülkenin de AKP’nin faydasına olacak eleştirilerin niye dikkate alınmadığı önemli bir soru. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için burada nezaketle yaptığım küçük bir eleştirinin bile “sistematik saldırı” gibi algılanması vahim bir durum. Kanaatimce, ilk iki döneminde AKP iktidarı doğurgan/salih bir döngü yakalamıştı. İç dengeler açısından zayıf olan parti, gücünü devletten değil, haklı duruşundan alıyor ve tevazu içinde ortak akılla adım atıyordu. Alınan parlak sonuçlar, içeride olduğu kadar hem Batı hem İslam dünyası tarafından alkışlanıyor; Türkiye ve partinin marka değeri beraber yükseliyordu. Şimdi her eleştirisi düşmanca görülen Batı medyası, o günlerde AKP’nin yanındaydı. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı mitinglerin yapıldığı, 27 Nisan gece yarısı bildirisinin verildiği 2007’de Guardian gazetesi, şöyle yazmıştı: “Sayın Erdoğan, Türkiye’nin AB sürecindeki öncülerinden. Bu, insan hakları ve yönetim açısından Türkiye’yi AB standartlarına getirmek demek. Milli geliri ikiye katlayan Türkiye, ekonomik alanda da Erdoğan’la büyük başarı sağladı.” Washington Post da başyazısında şöyle diyordu: “Erdoğan, İslami ajanda gütmek bir yana, önceki hükümetlerin başaramadığı ilerici reformları uygulayarak AB sürecine liderlik etti. Türkiye ekonomisi büyüyüp modernleşiyor. Demokrasiye en büyük tehdit AKP’den değil, karşıtlarından geliyor.” Bir süredir doğurgan döngü, yerini kısır döngüye bıraktı. Kendini güçlü hisseden AKP’de kibir, tevazunun önünde. Bu yüzden artık ortak akıl aranmıyor. Gücün kaynağı ise haklılıktan ziyade devlete sahip olmak. Böyle bir yola girince doğal olarak yanlışlar artıyor. Yanlışlar artınca da içte ve dıştaki eleştiriler artıyor. Zayıfken yapıldığı gibi eleştirileri dinleyip ders çıkarmak yerine “iç/dış düşmanlar bizi yıkmaya çalışıyor” paranoyası ile parti, komplocu ve üçüncü dünyacı anlayışa savruluyor. Topluma dost ve düşmanlar diye bakınca, muhaberat devleti kurumlarına ihtiyaç doğuyor. Özgür medyanın eleştirileri ve bağımsız yargının denetimi yük gibi görülüyor. Bunları bastırmak için çabalarken, demokrasi ve hukuktan uzaklaşıldığı ölçüde eleştiriler şiddetleniyor. Kısaca çırpındıkça daha fazla batma durumu. Türkiye’nin acilen bu kısır döngüden çıkması lazım. Soru; AK Parti’nin problemi teşhis edip yanlıştan dönme ihtimali zayıflarken, bunu kimin, nasıl yapacağı?
Zaman
Köşe Yazıları
17.05.2014
AbdülhamitBilici-MüşavirintekmesiAKPnindöngüsüAbdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi AKPnin döngüsü
Abdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi, AKP'nin döngüsü!
Zaman
17.05.2014
02:19
İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu.İslam dünyasında ve Batı’da siyasi ve ekonomik başarılarıyla örnek gösterilen ülkemize bir hal oldu. Medyamızın bir kısmı görmezden gelse de dünya gazetelerinin hemen hepsinde dün Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in hınçla vatandaşı tekmelediği fotoğraf vardı. Brezilya’dan Almanya’ya, Arjantin’den ABD’ye, İngiltere’den Nepal’e birçok ülkede insanlar, büyük bir facianın yaşandığı Soma’dan yansıyan bu karelere eminim çok şaşırdı. Başbakanın bir vatandaşa saldırdığını gösteren kareleri izleyince belki dehşete düştüler. Brezilya medyasından Globo, “Türk başbakanının danışmanı, madende protestocuyu dövdü” ifadesini kullanırken, Washington Post sitesinin en çok okunan haberi buydu. AP, yerde yatan protestocuyu tekmelemenin cumhurbaşkanı olmak isteyen Erdoğan’ın imajını lekelediğini yazarken, El Arabiye kanalı, “Müşavirin protestocuyu tekmeleme görüntülerinin öfkeye yol açtığını” duyurdu. Soma’dan dünyaya yansıyan görüntüler şoke edici olsa da çok sürpriz sayılmaz. Zira bir süredir Twitter ve YouTube yasağı gibi ancak Çin, K.Kore ve İran’daki uygulamalarla dünya gündemindeyiz. Bu yasaklar, işini kaybeden gazeteciler ve medya patronlarına baskılar nedeniyle Türkiye’nin medyası özgür olmayan ülkeler ligine düştüğü biliniyor. Uludere aydınlatılmadan Gezi sürecinde yaşanan trajik olaylar, rüşvet ve yolsuzluk iddialarını şeffafça soruşturmak yerine üstünü örtme çabaları, fişlemeler, binlerce memuru kapsayan sürgünler, yargı bağımsızlığını tehlikeye atacak gelişmeler, Başbakan’ın ağzından “cadı avı” itirafları, dinleme skandalları ve ortaya çıkardığı dehşet verici bilgiler, Türkiye’nin son 10 yılda izlediği yoldan saptığının açık işaretleriydi. İçeride ve dışarıda gidişatın yanlışlığı söyleniyor ama bunlar düşmanca algılandığı için işe yaramak yerine ters tepiyor. AK Parti’yi iyi-kötü ne yapsa eleştiren müzmin muhaliflerden söz etmiyoruz. Zor zamanda hakperestliğini ispatlamış olanların söylediği, ülkenin de AKP’nin faydasına olacak eleştirilerin niye dikkate alınmadığı önemli bir soru. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu için burada nezaketle yaptığım küçük bir eleştirinin bile “sistematik saldırı” gibi algılanması vahim bir durum. Kanaatimce, ilk iki döneminde AKP iktidarı doğurgan/salih bir döngü yakalamıştı. İç dengeler açısından zayıf olan parti, gücünü devletten değil, haklı duruşundan alıyor ve tevazu içinde ortak akılla adım atıyordu. Alınan parlak sonuçlar, içeride olduğu kadar hem Batı hem İslam dünyası tarafından alkışlanıyor; Türkiye ve partinin marka değeri beraber yükseliyordu. Şimdi her eleştirisi düşmanca görülen Batı medyası, o günlerde AKP’nin yanındaydı. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına karşı mitinglerin yapıldığı, 27 Nisan gece yarısı bildirisinin verildiği 2007’de Guardian gazetesi, şöyle yazmıştı: “Sayın Erdoğan, Türkiye’nin AB sürecindeki öncülerinden. Bu, insan hakları ve yönetim açısından Türkiye’yi AB standartlarına getirmek demek. Milli geliri ikiye katlayan Türkiye, ekonomik alanda da Erdoğan’la büyük başarı sağladı.” Washington Post da başyazısında şöyle diyordu: “Erdoğan, İslami ajanda gütmek bir yana, önceki hükümetlerin başaramadığı ilerici reformları uygulayarak AB sürecine liderlik etti. Türkiye ekonomisi büyüyüp modernleşiyor. Demokrasiye en büyük tehdit AKP’den değil, karşıtlarından geliyor.” Bir süredir doğurgan döngü, yerini kısır döngüye bıraktı. Kendini güçlü hisseden AKP’de kibir, tevazunun önünde. Bu yüzden artık ortak akıl aranmıyor. Gücün kaynağı ise haklılıktan ziyade devlete sahip olmak. Böyle bir yola girince doğal olarak yanlışlar artıyor. Yanlışlar artınca da içte ve dıştaki eleştiriler artıyor. Zayıfken yapıldığı gibi eleştirileri dinleyip ders çıkarmak yerine “iç/dış düşmanlar bizi yıkmaya çalışıyor” paranoyası ile parti, komplocu ve üçüncü dünyacı anlayışa savruluyor. Topluma dost ve düşmanlar diye bakınca, muhaberat devleti kurumlarına ihtiyaç doğuyor. Özgür medyanın eleştirileri ve bağımsız yargının denetimi yük gibi görülüyor. Bunları bastırmak için çabalarken, demokrasi ve hukuktan uzaklaşıldığı ölçüde eleştiriler şiddetleniyor. Kısaca çırpındıkça daha fazla batma durumu. Türkiye’nin acilen bu kısır döngüden çıkması lazım. Soru; AK Parti’nin problemi teşhis edip yanlıştan dönme ihtimali zayıflarken, bunu kimin, nasıl yapacağı?
Zaman
Ana Sayfa
17.05.2014
AbdülhamitBilici-MüşavirintekmesiAKPnindöngüsüAbdülhamit Bilici - Müşavirin tekmesi AKPnin döngüsü
Erdoğan'da görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Zaman
16.05.2014
15:44
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Son Dakika
16.05.2014
Erdoğandagörüntüyok;YerkelkendinikoruduErdoğanda görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Erdoğan'da görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Zaman
16.05.2014
15:44
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
Erdoğandagörüntüyok;YerkelkendinikoruduErdoğanda görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Başbakan'da görüntü yok; Yerkel kendini korudu!
Zaman
16.05.2014
15:19
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Son Dakika
16.05.2014
Başbakandagörüntüyok;YerkelkendinikoruduBaşbakanda görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Başbakan'da görüntü yok; Yerkel kendini korudu!
Zaman
16.05.2014
15:19
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
Başbakandagörüntüyok;YerkelkendinikoruduBaşbakanda görüntü yok; Yerkel kendini korudu
Görüntü yok, kendini korudu
Zaman
16.05.2014
14:29
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Son Dakika
16.05.2014
GörüntüyokkendinikoruduGörüntü yok kendini korudu
Görüntü yok, kendini korudu
Zaman
16.05.2014
14:29
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik , parti genel merkezinde basın toplantısı düzenleyerek soruları cevapladı.Başbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz dedi.Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkelin Somadaki durumu protesto eden bir vatandaşa tekme atmasıyla ilgili Çelik, Yusuf Yerkel,in yaptığı bir açıklama var. Tek fotoğraf karesinden yola çıkarak bütün bir gerçeği tespit etmeniz, saptamanız, hüküm vermeniz doğru değil. İki tarafı birden dinleyeceksiniz. Yerkel, tekmelediği kimsenin kendisine şiddet uyguladığını, saldırdığını, yaraladığını, doktora gittiğini, doktordan 7 günlük rapor aldığına dair açıklama yaptı. Ben de Hüseyin Çelik olarak diyorum ki: Keşke Yusuf Yerkel, hissiyatına mağlup olarak böyle bir şeyin içerisinde olmasaydı. Bunu ifade etmiştir dedi.Soma Holding Yönetim Kurulu tarafından yapılan toplantının curcuna içinde yapıldığını söyleyen Çelik, Bu maden Soma Holding tarafından 2009 yılından beri işletilmektedir. Curcuna içerisinde yapılan bir basın toplantısıydı. Keşke böyle bir şey olmasaydı. Orada belki daha net taşlar yerine otururdu. 20 kişinin birden soru sorduğu maalesef hoş olmayan görüntüler. Onlar kendi cephelerinden meseleyi izah etmeye açlıştılar. Madenle ilgili olarak, nihai söz söylenecektir. Konu ile ilgili olarak idari ve adli yönden kazaya sebebiyet veren amirler araştırılmaktadır. İhmali, kusuru, aymazlığı olan kim varsa bunlarla ilgili gerekeni yapmak bizim yasal, kanuni, siyasi, insani, vicdani namus borcumuzdur diye konuştu.SOMADA ACILAR YANARDAĞDIR, YANARDAĞ, LAV PÜSKÜRMEYE DEVAM EDİYORSomadaki maden ocağı kazasına ilişkin suçlu arama zamanı olmadığını belirten Çelik, Ateş düştüğü yeri yakar. Somada annelerin, babaların, çocukların acıları yanardağdır, yanardağ, lav püskürmeye devam ediyor adeta. Ailelerin yüreğine kor, köz düşmüştür. Son derece trajik bir durumdur. En büyük maden facialarından biridir. Millet olarak büyük yas ve matem içerisindeyiz. Birazcık vicdan sahibi olan insan bu olay karşısında ızdırap duymaktadır. 284 kişi hayatını kaybetti ama yaralı insan sayısı vicdan sahibi kadardır. Suçlu aramak zamanı değil önce yaraları saracağız sonra hesap soracağız ifadelerini kullandı.2009DAN BERİ BU MADEN 11 KERE SIKI DENETİMDEN GEÇİRİLMİŞTİRTürkiyede, iş sağlığı ve güvenliği yasası ve denetimler konusunda herhangi bir yasal boşluğun olmadığını belirten Çelik, 2012 de iş sağlığı ve güvenliği yasası, AB mevzuatına uygun olarak çıkmıştır. Alevler göklere yükselirken, yangının içinde daha evladımız varken, bu yangını kim çıkardı? Birisi kibrit mi çıkardı? Sigaradan mı oldu? Elektrikten kıvılcım mı oldu? sorularının zamanı değil. Suçlu aramak zamanı değil. Önce yaraları saracağız. Sonra elbetteki hesabını soracağız. Vatandaşın hesap sormaya hakkı vardır. Yetkililerin hesap sormaya hakkı vardır. Yetkili konumundakilerin de tabiki hesap verme zorunluluğu vardır. Bunun yabana atılır tarafı yok. Madenlerle ilgili, iş güvenliği ve sağlığı konusunda yasal bir boşluğumuz yok. Gereken yapılmıştır. Denetim yapılmıştır. 2009dan beri bu maden 11 kere sıkı denetimden geçirilmiştir. Daha önce 3 büyük eksiklik tespit edilmiş ve bunlar giderilmiştir. Burada, elle tutulur bir problem görülmemektedir açıklamasında bulundu.CHP ÖNERGE VERMİŞTİR BU REDDEDİLMİŞTİR VE FACİA OLUŞMUŞ GİBİ ALGI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYORCHPnin maden ocaklarına yönelik Meclise sunduğu soru önergelerini de değerlendiren Çelik, CHP önerge vermiştir bu reddedilmiştir ve facia oluşmuş gibi algı oluşturulmaya çalışılıyor. TBMMde binlerce araştırma önergesi verilir. Bunların büyük kısmı muhalefet tarafından gündemi tıkama, engelleme çabalarına yöneliktir. Bundan önce madenle ilgili olarak araştırma komisyonu kurulmuştur bunlar ele alınmıştır. 2012 de iş güvenliği ve sağlığı yasası çıkmıştır ve Türkiye seferber olmuştur diye konuştu.O SİZİN GÖRÜNTÜ DEDİKLERİNİZİ BEN DE SEYRETTİM BÖYLE BİR GÖRÜNTÜ YOKBaşbakan Erdoğanın bir markette Taner Kuruca isimli vatandaşa yumruk atmasıyla ilgili konuşan Çelik, Taner Kuruca veya bir başka bir şey. Başka birisi bir iddiada bulunuyor. Bununla ilgili elde bir görüntü yok. O sizin görüntü dediklerinizi ben de seyrettim. Böyle bir görüntü yok. Siz onun beyanlarına itibar ediyorsunuz. Ama Başbakanın, Başbakanın etrafında olan yüzlerce kişinin iddialarına, ifadelerine itibar etmiyorsunuz. Bu size kalmış bir şey. Sizin takdiriniz ifadelerine yer verdi.YERKEL, DOKTO
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
GörüntüyokkendinikoruduGörüntü yok kendini korudu
Buradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
Zaman
14.05.2014
02:06
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, kendisine eleştirel sorular yönelten Zaman muhabirine tehdit gibi sözler sarf etti.Davutoğlu, muhabirin sorusuna şu cevabı verdi: “Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu, o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa, sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiye’deki özgürlüğün en açık işareti budur.”Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaard’ı ağırladı. Görüşme sonrası gerçekleşen basın toplantısı oldukça gergin geçti. Danimarkalı bir muhabir, ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından Freedom House’un raporuna Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tepkisini sordu. Davutoğlu, uzun uzun Türkiye’deki basın özgürlüğünün Kuzey Kore’den ileri olduğunu anlattı. Sonra söz alan Zaman muhabiri, Danimarkalı Bakan’a “Başbakan Erdoğan uzun süreden beri Türkiye’de belli bir gruba yönelik çok ağır hakaretler yürütüyor. Son olarak hiçbir delil olmadan, yargılama olmadan sadece siyasi kanaatlere dayanarak bu gruba karşı cadı avı başlatacağını açıkladı. Bizzat kendisi “cadı avı” ifadesini kullandı. AB’ye katılım müzakereleri yapan bir ülkede cadı avı gerçekleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” dedi. Danimarkalı Bakan, bu spesifik konu üzerinde bilgisi olmadığı için yorum yapamayacağını kaydetti.Zaman muhabiri, ardından Davutoğlu’na “Efendim ikinci sorum size olacak. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’de çok canlı bir tartışma var. Siz de az önce bu konudaki görüşlerinizi beyan ettiniz. Ancak basın özgürlüğünün tanımı konusunda bir karmaşa yaşandığını görüyorum ben. Sizin basın özgürlüğü tanımınız ve anlayışınıza göre bir başbakanın bir medya grubuna bir yönetici atayıp haberleri ve altyazıları kontrol etmesi normal mi? Yine aynı başbakanın bir başka medya grubu liderini arayıp bir haberin kaynağıyla ilgili soru sorması, tehdit etmesi normal mi? Ve son olarak bir mitingde bir muhabirin sadece fotoğraf çektiği için gözaltına alınıp hürriyetinin ihlal edilmesi normal mi?” dedi.Bakan Davutoğlu, sorular üzerine oldukça sinirlenip “Aslında bu arkadaşımızın sorusu Freedom House sorusu konusunda verilebilecek en iyi cevaptır. Çünkü hiçbir ülkede eminim bir basın mensubunun ülkenin başbakanına veya bir bakanına böyle hakaret de ima eden bir soru yöneltebilecek hürriyete sahip olduğunu zannetmiyorum. Bu sorunun bu salonda yöneltilebilmiş olması dahi Freedom House’un raporunun ne kadar gerçek dışı; Türkiye’de her konunun her zeminde sorulabildiğinin en açık işareti oldu. Ayrıca bir şey sormaya gerek yok. Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa; sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiye’deki özgürlüğün en açık işareti budur. Ayrıca bir cevap vermeye ihtiyaç duymuyorum.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Dünya
14.05.2014
BuradanrahatlıklaevinegidebileceksenbasınözgürlüğüvardırBuradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
Buradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
Zaman
14.05.2014
02:06
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, kendisine eleştirel sorular yönelten Zaman muhabirine tehdit gibi sözler sarf etti.Davutoğlu, muhabirin sorusuna şu cevabı verdi: “Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu, o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa, sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiye’deki özgürlüğün en açık işareti budur.”Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaard’ı ağırladı. Görüşme sonrası gerçekleşen basın toplantısı oldukça gergin geçti. Danimarkalı bir muhabir, ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından Freedom House’un raporuna Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tepkisini sordu. Davutoğlu, uzun uzun Türkiye’deki basın özgürlüğünün Kuzey Kore’den ileri olduğunu anlattı. Sonra söz alan Zaman muhabiri, Danimarkalı Bakan’a “Başbakan Erdoğan uzun süreden beri Türkiye’de belli bir gruba yönelik çok ağır hakaretler yürütüyor. Son olarak hiçbir delil olmadan, yargılama olmadan sadece siyasi kanaatlere dayanarak bu gruba karşı cadı avı başlatacağını açıkladı. Bizzat kendisi “cadı avı” ifadesini kullandı. AB’ye katılım müzakereleri yapan bir ülkede cadı avı gerçekleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” dedi. Danimarkalı Bakan, bu spesifik konu üzerinde bilgisi olmadığı için yorum yapamayacağını kaydetti.Zaman muhabiri, ardından Davutoğlu’na “Efendim ikinci sorum size olacak. Basın özgürlüğü konusunda Türkiye’de çok canlı bir tartışma var. Siz de az önce bu konudaki görüşlerinizi beyan ettiniz. Ancak basın özgürlüğünün tanımı konusunda bir karmaşa yaşandığını görüyorum ben. Sizin basın özgürlüğü tanımınız ve anlayışınıza göre bir başbakanın bir medya grubuna bir yönetici atayıp haberleri ve altyazıları kontrol etmesi normal mi? Yine aynı başbakanın bir başka medya grubu liderini arayıp bir haberin kaynağıyla ilgili soru sorması, tehdit etmesi normal mi? Ve son olarak bir mitingde bir muhabirin sadece fotoğraf çektiği için gözaltına alınıp hürriyetinin ihlal edilmesi normal mi?” dedi.Bakan Davutoğlu, sorular üzerine oldukça sinirlenip “Aslında bu arkadaşımızın sorusu Freedom House sorusu konusunda verilebilecek en iyi cevaptır. Çünkü hiçbir ülkede eminim bir basın mensubunun ülkenin başbakanına veya bir bakanına böyle hakaret de ima eden bir soru yöneltebilecek hürriyete sahip olduğunu zannetmiyorum. Bu sorunun bu salonda yöneltilebilmiş olması dahi Freedom House’un raporunun ne kadar gerçek dışı; Türkiye’de her konunun her zeminde sorulabildiğinin en açık işareti oldu. Ayrıca bir şey sormaya gerek yok. Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa; sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiye’deki özgürlüğün en açık işareti budur. Ayrıca bir cevap vermeye ihtiyaç duymuyorum.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
14.05.2014
BuradanrahatlıklaevinegidebileceksenbasınözgürlüğüvardırBuradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
'Buradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır'
Zaman
13.05.2014
21:30
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kendisine sorular yönelten Zaman muhabirine çok tartışılacak bir üslupla cevap verdi.Davutoğlu. “Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa/sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiyedeki özgürlüğün en açık işareti budur.” dedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaardı ağırladı. Görüşme sonrası gerçekleşen basın toplantısı oldukça gergin geçti. Danimarkalı bir muhabir ABDnin önemli düşünce kuruluşlarından Freedom Houseun raporuna Başbakan Tayyip Erdoğanın tepkisini sordu. Davutoğlu uzun uzun Türkiyedeki basın özgürlüğünün Kuzey Koreden ileri olduğunu anlattı. Sonra söz alan Zaman muhabiri Danimarkalı Bakana Türkiyedeki cadı avını şöyle sordu: “Başbakan Erdoğan uzun süreden beri Türkiyede belli bir gruba yönelik çok ağır hakaretler yürütüyor. Son olarak hiçbir delil olmadan, yargılama olmadan sadece siyasi kanaatlere dayanarak bu gruba karşı cadı avı başlatacağını açıkladı. Bizzat kendisi “cadı avı” ifadesini kullandı. ABye katılım müzakereleri yapan bir ülkede cadı avı gerçekleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” Danimarkalı bakan bu spesifik konu üzerinde bilgisi olmadığı için yorum yapamayacağını kaydetti. DAVUTOĞLUNA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUSU Zaman muhabiri ardından Davutoğluna Türkiyedeki basın özgürlüğünü şu sözlerle sordu: “Efendim ikinci sorum size olacak. Basın özgürlüğü konusunda Türkiyede çok canlı bir tartışma var. Siz de az önce bu konudaki görüşlerinizi beyan ettiniz. Ancak basın özgürlüğünün tanımı konusunda bir karmaşa yaşandığını görüyorum ben. Sizin basın özgürlüğü tanımınız ve anlayışınıza göre bir başbakanın bir medya grubuna bir yönetici atayıp haberleri ve altyazıları kontrol etmesi normal mi? Yine aynı başbakanın bir başka medya grubu liderini arayıp bir haberin kaynağıyla ilgili soru sorması tehdit etmesi normal mi? Ve son olarak bir mitingde bir muhabirin sadece fotoğraf çektiği için gözaltına alınıp hürriyetinin ihlal edilmesi normal mi?” Bakan Davutoğlu soru üzerine oldukça sinirlenirken muhabir için “(Bu soruyu soran) buradan rahatlıkla evine gidebilecekse” dedi. Davutoğlu şu cevabı verdi: “Aslında bu arkadaşımızın sorusu Freedom House sorusu konusunda verilebilecek en iyi cevaptır. Çünkü hiçbir ülkede eminim bir basın mensubunun ülkenin başbakanına veya bir bakanına böyle hakaret de ima eden bir soru yöneltebilecek hürriyete sahip olduğunu zannetmiyorum. Bu sorunun bu salonda yöneltilebilmiş olması dahi Freedom Houseun raporunun ne kadar gerçek dışı; Türkiyede her konunun her zeminde sorulabildiğinin en açık işareti oldu. Ayrıca bir şey sormaya gerek yok. Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa; sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiyedeki özgürlüğün en açık işareti budur. Ayrıca bir cevap vermeye ihtiyaç duymuyorum.”
Zaman
Son Dakika
13.05.2014
BuradanrahatlıklaevinegidebileceksenbasınözgürlüğüvardırBuradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
'Buradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır'
Zaman
13.05.2014
21:30
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kendisine sorular yönelten Zaman muhabirine çok tartışılacak bir üslupla cevap verdi.Davutoğlu. “Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa/sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiyedeki özgürlüğün en açık işareti budur.” dedi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Danimarka Dışişleri Bakanı Martin Lidegaardı ağırladı. Görüşme sonrası gerçekleşen basın toplantısı oldukça gergin geçti. Danimarkalı bir muhabir ABDnin önemli düşünce kuruluşlarından Freedom Houseun raporuna Başbakan Tayyip Erdoğanın tepkisini sordu. Davutoğlu uzun uzun Türkiyedeki basın özgürlüğünün Kuzey Koreden ileri olduğunu anlattı. Sonra söz alan Zaman muhabiri Danimarkalı Bakana Türkiyedeki cadı avını şöyle sordu: “Başbakan Erdoğan uzun süreden beri Türkiyede belli bir gruba yönelik çok ağır hakaretler yürütüyor. Son olarak hiçbir delil olmadan, yargılama olmadan sadece siyasi kanaatlere dayanarak bu gruba karşı cadı avı başlatacağını açıkladı. Bizzat kendisi “cadı avı” ifadesini kullandı. ABye katılım müzakereleri yapan bir ülkede cadı avı gerçekleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” Danimarkalı bakan bu spesifik konu üzerinde bilgisi olmadığı için yorum yapamayacağını kaydetti. DAVUTOĞLUNA BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUSU Zaman muhabiri ardından Davutoğluna Türkiyedeki basın özgürlüğünü şu sözlerle sordu: “Efendim ikinci sorum size olacak. Basın özgürlüğü konusunda Türkiyede çok canlı bir tartışma var. Siz de az önce bu konudaki görüşlerinizi beyan ettiniz. Ancak basın özgürlüğünün tanımı konusunda bir karmaşa yaşandığını görüyorum ben. Sizin basın özgürlüğü tanımınız ve anlayışınıza göre bir başbakanın bir medya grubuna bir yönetici atayıp haberleri ve altyazıları kontrol etmesi normal mi? Yine aynı başbakanın bir başka medya grubu liderini arayıp bir haberin kaynağıyla ilgili soru sorması tehdit etmesi normal mi? Ve son olarak bir mitingde bir muhabirin sadece fotoğraf çektiği için gözaltına alınıp hürriyetinin ihlal edilmesi normal mi?” Bakan Davutoğlu soru üzerine oldukça sinirlenirken muhabir için “(Bu soruyu soran) buradan rahatlıkla evine gidebilecekse” dedi. Davutoğlu şu cevabı verdi: “Aslında bu arkadaşımızın sorusu Freedom House sorusu konusunda verilebilecek en iyi cevaptır. Çünkü hiçbir ülkede eminim bir basın mensubunun ülkenin başbakanına veya bir bakanına böyle hakaret de ima eden bir soru yöneltebilecek hürriyete sahip olduğunu zannetmiyorum. Bu sorunun bu salonda yöneltilebilmiş olması dahi Freedom Houseun raporunun ne kadar gerçek dışı; Türkiyede her konunun her zeminde sorulabildiğinin en açık işareti oldu. Ayrıca bir şey sormaya gerek yok. Eğer bir dışişleri bakanının basın toplantısında bir basın mensubu o ülkenin başbakanına doğrudan veya dolaylı hakaret ederek bir soru sorabilecek hürriyete sahipse ve buradan rahatlıkla evine gidebilecekse; yarın görevini rahatlıkla yapabilecekse başka bir basın toplantısında rahatlıkla bu soruyu soracaksa; sorabiliyorsa aslında bir cevap vermeye gerek yok. Türkiyedeki özgürlüğün en açık işareti budur. Ayrıca bir cevap vermeye ihtiyaç duymuyorum.”
Zaman
Ana Sayfa
13.05.2014
BuradanrahatlıklaevinegidebileceksenbasınözgürlüğüvardırBuradan rahatlıkla evine gidebileceksen basın özgürlüğü vardır
Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
07:55
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
En Çok Okunan
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
02:09
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
Köşe Yazıları
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
02:00
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
Ana Sayfa
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
İngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Zaman
09.04.2014
15:28
İngiltere Kültür Bakanı Maria Miller, hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından kamuoyunun yoğun baskısına dayanamayarak görevinden istifa etti. Miller istifa mektubunda, Kabine çevresinde görünmeye devam etmem önemli işleri olan hükümetin dikkatini dağıtıyordu. sözlerine yer verdi.Tüm baskılara rağmen kültür bakanına sahip çıkan Başbakan David Cameron ise Millerin istifa mektubunu bu sabah kabul ettiğini açıkladı. Cameron istifa mektubuna cevaben, Zaman içinde kabineye tekrar geri dönebilmeni ümit ederim. ifadelerine yer verdi.Millerin istifasının, mecliste bugünkü Başbakana sorular oturumu öncesinde Cameronın elini rahatlattığı belirtiliyor. Ancak, devlet harcırahlarında usulsüzlük yaptığı ortaya çıkan bir bakanına sahip çıkmayı sürdürmesinin başbakanın şahsi otoritesine ciddi darbe vurduğu ifade ediliyor.Kültür Bakanı Maria Millerin devlet harcırahlarını ailesi için kullandığı iddiasıyla hakkında Milletvekilleri Standartları Komitesi (the Commons Standards Committee) tarafından parlamento soruşturması açılmıştı. Miller bu soruşturma sonucunda söz konusu iddialardan temize çıktı. Ancak finansal durumu ile ilgili detayları meclis denetiminden gizlediği ve Londradaki evi için aldığı kredi miktarını sehven fazla gösterdiği ortaya çıktı. Miller, bundan dolayı 5 bin sterlin geri ödeme ve meclis genel kurulunda milletvekilleri huzurunda özür dileme cezasına çarptırıldı. Ancak Bağımsız Meclis Soruşturması Komisyonunun (The independent parliamentary commissioner for standards) yaptığı soruşturmada ise Millerin ev kredisi için geri ödemesinin 45 bin sterlin olması gerektiği belirtildi. Bunun üzerine kamuoyunda Millerin bir an evvel istifa etmesi yönünde baskılar daha da arttı.Geçtiğimiz hafta mecliste özür dileyen fakat bunu kısa tutan (32 saniye) Miller özrü hafife aldığı gerekçesiyle de ciddi eleştirilere maruz kalmıştı.YOLSUZLUK SÖYLENTİLERİ SEÇİM ANKETİNDE 3. SIRAYA DÜŞÜRDÜMaria Millerin devlet harcırahlarında usulsüzlük yapmasına rağmen görevinden alınmaması, iktidardaki Muhafazakar Partisine Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi oy kaybettirdiği yorumları yapılıyordu. Son seçim anketlerinde lideri olduğu Muhafazakar Partisinin, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi UKIP partisi karşısında 3. sıraya gerilediği görülüyordu. YouGov anket şirketinin geçtiğimiz Pazar yaptığı Avrupa Parlamentosu seçim anketinde, iktidardaki Muhafazakar Partisi 3. sırada yer almıştı.Pazartesi günü konuyla ilgili yaptığı açıklamada Cameron, Maria Miller görevinin başındadır ve kültür bakanlığını çok başarılı şekilde sürdürmektedir. diyerek bakanı görevden almayı düşünmediğini tekrar vurgulamıştı. İngiliz Başbakanın bakanına sahip çıkmayı sürdürmesine rağmen, kamuoyunda ve kendi partisindeki rahatsızlık dinmiş görünmüyordu. Guardian, Times, Telegraph gibi gazeteler konuyu sürekli gündemde tutarak Millerin istifa etmemesine ciddi eleştiriler getirirken, The Sun ve Daily Mail gibi hükümet yanlısı tabloid gazeteler de Camerona bu konuda sırt çevirerek tavırlarını ortaya koymuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
09.04.2014
İngilizbakanyolsuzlukiddialarısebebiylegörevindenistifaettiİngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
İngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Zaman
09.04.2014
15:28
İngiltere Kültür Bakanı Maria Miller, hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından kamuoyunun yoğun baskısına dayanamayarak görevinden istifa etti. Miller istifa mektubunda, Kabine çevresinde görünmeye devam etmem önemli işleri olan hükümetin dikkatini dağıtıyordu. sözlerine yer verdi.Tüm baskılara rağmen kültür bakanına sahip çıkan Başbakan David Cameron ise Millerin istifa mektubunu bu sabah kabul ettiğini açıkladı. Cameron istifa mektubuna cevaben, Zaman içinde kabineye tekrar geri dönebilmeni ümit ederim. ifadelerine yer verdi.Millerin istifasının, mecliste bugünkü Başbakana sorular oturumu öncesinde Cameronın elini rahatlattığı belirtiliyor. Ancak, devlet harcırahlarında usulsüzlük yaptığı ortaya çıkan bir bakanına sahip çıkmayı sürdürmesinin başbakanın şahsi otoritesine ciddi darbe vurduğu ifade ediliyor.Kültür Bakanı Maria Millerin devlet harcırahlarını ailesi için kullandığı iddiasıyla hakkında Milletvekilleri Standartları Komitesi (the Commons Standards Committee) tarafından parlamento soruşturması açılmıştı. Miller bu soruşturma sonucunda söz konusu iddialardan temize çıktı. Ancak finansal durumu ile ilgili detayları meclis denetiminden gizlediği ve Londradaki evi için aldığı kredi miktarını sehven fazla gösterdiği ortaya çıktı. Miller, bundan dolayı 5 bin sterlin geri ödeme ve meclis genel kurulunda milletvekilleri huzurunda özür dileme cezasına çarptırıldı. Ancak Bağımsız Meclis Soruşturması Komisyonunun (The independent parliamentary commissioner for standards) yaptığı soruşturmada ise Millerin ev kredisi için geri ödemesinin 45 bin sterlin olması gerektiği belirtildi. Bunun üzerine kamuoyunda Millerin bir an evvel istifa etmesi yönünde baskılar daha da arttı.Geçtiğimiz hafta mecliste özür dileyen fakat bunu kısa tutan (32 saniye) Miller özrü hafife aldığı gerekçesiyle de ciddi eleştirilere maruz kalmıştı.YOLSUZLUK SÖYLENTİLERİ SEÇİM ANKETİNDE 3. SIRAYA DÜŞÜRDÜMaria Millerin devlet harcırahlarında usulsüzlük yapmasına rağmen görevinden alınmaması, iktidardaki Muhafazakar Partisine Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi oy kaybettirdiği yorumları yapılıyordu. Son seçim anketlerinde lideri olduğu Muhafazakar Partisinin, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi UKIP partisi karşısında 3. sıraya gerilediği görülüyordu. YouGov anket şirketinin geçtiğimiz Pazar yaptığı Avrupa Parlamentosu seçim anketinde, iktidardaki Muhafazakar Partisi 3. sırada yer almıştı.Pazartesi günü konuyla ilgili yaptığı açıklamada Cameron, Maria Miller görevinin başındadır ve kültür bakanlığını çok başarılı şekilde sürdürmektedir. diyerek bakanı görevden almayı düşünmediğini tekrar vurgulamıştı. İngiliz Başbakanın bakanına sahip çıkmayı sürdürmesine rağmen, kamuoyunda ve kendi partisindeki rahatsızlık dinmiş görünmüyordu. Guardian, Times, Telegraph gibi gazeteler konuyu sürekli gündemde tutarak Millerin istifa etmemesine ciddi eleştiriler getirirken, The Sun ve Daily Mail gibi hükümet yanlısı tabloid gazeteler de Camerona bu konuda sırt çevirerek tavırlarını ortaya koymuştu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
09.04.2014
İngilizbakanyolsuzlukiddialarısebebiylegörevindenistifaettiİngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:20
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
En Çok Okunan
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
Politika
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
Ana Sayfa
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:16
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
En Çok Okunan
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:07
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
Politika
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:07
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
Ana Sayfa
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:16
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
En Çok Okunan
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:16
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
Köşe Yazıları
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:10
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
Ana Sayfa
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Başbakan’a çağrıda bulundu: Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Zaman
10.03.2014
02:03
CHP lideri, AK Parti’nin ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele’ için iktidara geldiğini ancak bu üç sorunu da büyüttüğünü söyledi. Başbakan’dan mal varlığını açıklamasını isteyen Kılıçdaroğlu, “Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” dedi.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘mal varlığını açıkla’ çağrısında bulundu. Kendisinin, mal varlığını internet sitesine koyduğunu hatırlatan CHP lideri, “Sen neden mal varlığını açıklamıyorsun?” diye sordu. Başbakan’la oğlu arasında geçtiği ileri sürülen ses kayıtlarına da dikkat çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Çıkan o seslere ‘montaj’ diyor. O kayıtları dünyanın en saygın kuruluşuna gönder, TİB’de kayıtlarını açıkla, yapabilir mi, yapamaz. Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Deniz Baykal için de aynı suçlamalar yapıldı. Baykal hemen başvurdu, ‘hesabım var mı?’ diye. Açıklama geldi, ‘Baykal’ın 5 kuruşluk hesabı yok’ diye. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” Başbakan Erdoğan’ın birçok iddiasının hem Türkiye içinde hem de diplomasi dünyasında yalanlandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın son olarak ABD Başkanı Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iadesini istediğini, Obama’nın da “Mesaj alınmıştır” diyerek kendisine olumlu cevap verdiği iddiasında bulunduğunu hatırlattı. Kılıçdaroğlu, “Beyaz Saray açıklama yaptı, ‘böyle bir şey söz konusu değil’ diye. Daha önce de ‘Wall Street olaylarında 17 kişi öldü’ demişti, o da yalanlandı. Bu yalancıyı sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor.” dedi.AR DAMARI ÇIKMIŞ, OLMUŞ KÂR DAMARINereye gitsem, ‘hırsız Erdoğan’ sloganları atılıyor. Buradan başçalana sesleniyorum: Meydanlardaki bu sesi duy. O ses sana şunu söylüyor; o koltukta adamsan oturma, adam gibi adamsan istifa et. İstifa eder mi, etmez. Çünkü istifa ederse nereye gideceğini biliyor. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum; ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ülkenin başbakanlık koltuğunda, adı şaibeye bulaşmış bir kişi asla oturamaz. Şimdi bunun ar damarı yok. Ar damarı çıkmış olmuş kâr damarı. Artık bütün dünya onu şaibeli bir başbakan olarak görüyor. Merak ediyorum, yarın yurtdışında, başka bir ülkenin başbakanıyla karşılaştığı zaman o başbakanın aklından ne geçecek? Onun için söylüyorum, ar damarın varsa, pirinç tanesi kadar onurun varsa o koltuğu bırak. Artık bunun yalancılığını sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor. Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz. Ne diyordu, ‘Ben yürütme organının başıyım.’ diyordu. Biz de biliyoruz, zaten ‘yürütmenin’ başı olduğunu. Geçen gün Eskişehir’de ‘Evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde…’ demiş. Allah söyletiyor. Biz de aksini söylemiyoruz ki. Sen nasıl bir babasın ki çocuğunu haramına ortak edersin? Sende hiç ar, haya, edep yok mu?
Zaman
Politika
10.03.2014
Başbakan’açağrıdabulunduMalvarlığınınedenaçıklamıyorsun?Başbakan’a çağrıda bulundu Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Başbakan’a çağrıda bulundu: Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Zaman
10.03.2014
02:03
CHP lideri, AK Parti’nin ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele’ için iktidara geldiğini ancak bu üç sorunu da büyüttüğünü söyledi. Başbakan’dan mal varlığını açıklamasını isteyen Kılıçdaroğlu, “Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” dedi.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘mal varlığını açıkla’ çağrısında bulundu. Kendisinin, mal varlığını internet sitesine koyduğunu hatırlatan CHP lideri, “Sen neden mal varlığını açıklamıyorsun?” diye sordu. Başbakan’la oğlu arasında geçtiği ileri sürülen ses kayıtlarına da dikkat çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Çıkan o seslere ‘montaj’ diyor. O kayıtları dünyanın en saygın kuruluşuna gönder, TİB’de kayıtlarını açıkla, yapabilir mi, yapamaz. Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Deniz Baykal için de aynı suçlamalar yapıldı. Baykal hemen başvurdu, ‘hesabım var mı?’ diye. Açıklama geldi, ‘Baykal’ın 5 kuruşluk hesabı yok’ diye. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” Başbakan Erdoğan’ın birçok iddiasının hem Türkiye içinde hem de diplomasi dünyasında yalanlandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın son olarak ABD Başkanı Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iadesini istediğini, Obama’nın da “Mesaj alınmıştır” diyerek kendisine olumlu cevap verdiği iddiasında bulunduğunu hatırlattı. Kılıçdaroğlu, “Beyaz Saray açıklama yaptı, ‘böyle bir şey söz konusu değil’ diye. Daha önce de ‘Wall Street olaylarında 17 kişi öldü’ demişti, o da yalanlandı. Bu yalancıyı sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor.” dedi.AR DAMARI ÇIKMIŞ, OLMUŞ KÂR DAMARINereye gitsem, ‘hırsız Erdoğan’ sloganları atılıyor. Buradan başçalana sesleniyorum: Meydanlardaki bu sesi duy. O ses sana şunu söylüyor; o koltukta adamsan oturma, adam gibi adamsan istifa et. İstifa eder mi, etmez. Çünkü istifa ederse nereye gideceğini biliyor. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum; ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ülkenin başbakanlık koltuğunda, adı şaibeye bulaşmış bir kişi asla oturamaz. Şimdi bunun ar damarı yok. Ar damarı çıkmış olmuş kâr damarı. Artık bütün dünya onu şaibeli bir başbakan olarak görüyor. Merak ediyorum, yarın yurtdışında, başka bir ülkenin başbakanıyla karşılaştığı zaman o başbakanın aklından ne geçecek? Onun için söylüyorum, ar damarın varsa, pirinç tanesi kadar onurun varsa o koltuğu bırak. Artık bunun yalancılığını sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor. Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz. Ne diyordu, ‘Ben yürütme organının başıyım.’ diyordu. Biz de biliyoruz, zaten ‘yürütmenin’ başı olduğunu. Geçen gün Eskişehir’de ‘Evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde…’ demiş. Allah söyletiyor. Biz de aksini söylemiyoruz ki. Sen nasıl bir babasın ki çocuğunu haramına ortak edersin? Sende hiç ar, haya, edep yok mu?
Zaman
Ana Sayfa
10.03.2014
Başbakan’açağrıdabulunduMalvarlığınınedenaçıklamıyorsun?Başbakan’a çağrıda bulundu Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
YouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Zaman
07.03.2014
11:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, 30 Mart seçimlerinin ardından YouTube ve Facebooku kapatabilecekleri yönündeki açıklaması dünya basınında yankı buldu.AP haber ajansı, bir yolsuzluk skandalı kapsamında kavga veren Erdoğanın, YouTube ve Facebooku kapatmak da dahil olmak üzere internete sansürde daha ileri gitme tehdidinde bulunduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan ve oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarının internete düştüğü hatırlatılan haberde, başbakanın bazı kayıtların sahte olduğunu savunduğu ve konuyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendinin takipçilerini suçladığı belirtildi.Reuters ise Erdoğanın, söz konusu iki sosyal paylaşım sitesinin, siyasi hasımları tarafından kötüye kullanıldığı kanaatinde olduğunu aktardı. Haberde, Erdoğanın Bu konuda kararlıyız. Bu milleti Facebooka, YouTubea yedirmeyiz. ifadelerine yer verildi. Reuters, sosyal medyada yayınlanan son ses kayıtlarında Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin, iki gazetecinin Milliyetten kovulması için girişimde bulunduğunu da ekledi.Haberde ayrıca, Fethullah Gülen Hocaefendinin, Erdoğanın dinleme olayları ile ilgili suçlamalarını reddettiği de vurgulandı. Erdoğanın Gülen Hocaefendi hakkında kırmızı bültenle çıkarılacağı iddiası üzerine neden olmasın? dediği de aktarıldı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.03.2014
YouTubeveFacebook’ukapatmaaçıklamasıdünyabasınındaYouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
YouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Zaman
07.03.2014
11:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, 30 Mart seçimlerinin ardından YouTube ve Facebooku kapatabilecekleri yönündeki açıklaması dünya basınında yankı buldu.AP haber ajansı, bir yolsuzluk skandalı kapsamında kavga veren Erdoğanın, YouTube ve Facebooku kapatmak da dahil olmak üzere internete sansürde daha ileri gitme tehdidinde bulunduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan ve oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarının internete düştüğü hatırlatılan haberde, başbakanın bazı kayıtların sahte olduğunu savunduğu ve konuyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendinin takipçilerini suçladığı belirtildi.Reuters ise Erdoğanın, söz konusu iki sosyal paylaşım sitesinin, siyasi hasımları tarafından kötüye kullanıldığı kanaatinde olduğunu aktardı. Haberde, Erdoğanın Bu konuda kararlıyız. Bu milleti Facebooka, YouTubea yedirmeyiz. ifadelerine yer verildi. Reuters, sosyal medyada yayınlanan son ses kayıtlarında Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin, iki gazetecinin Milliyetten kovulması için girişimde bulunduğunu da ekledi.Haberde ayrıca, Fethullah Gülen Hocaefendinin, Erdoğanın dinleme olayları ile ilgili suçlamalarını reddettiği de vurgulandı. Erdoğanın Gülen Hocaefendi hakkında kırmızı bültenle çıkarılacağı iddiası üzerine neden olmasın? dediği de aktarıldı.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
YouTubeveFacebook’ukapatmaaçıklamasıdünyabasınındaYouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Haberler.com
06.03.2014
12:59
Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Camianın bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir.
Haberler.com
Son Dakika
06.03.2014
GazeteciveYazarlarVakfındanAçıklamaAçıklamasıGazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Haberler.com
06.03.2014
12:53
Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Camianın bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir.
Haberler.com
Güncel
06.03.2014
GazeteciveYazarlarVakfındanAçıklamaAçıklamasıGazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
GYV'den iftiralara 6 maddelik sert cevap
Zaman
06.03.2014
11:00
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, kamuoyunun gündemine oturan yolsuzluklar ve rüşvet operasyonları sonrası Hizmet Camiasına atılan iftiralarla ilgili bir açıklama yaptı.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Yolsuzluklar Ve Hizmet Camiasına İftiralar başlıklı açıklaması şöyle;17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile başlayan ve hükümetin dört bakanının istifasıyla devam eden, 10 bine yakın emniyet ve yargı mensubunun sürülmesiyle de başka bir boyut kazanan sancılı bir süreçten geçmekteyiz.Bu süreçte hükümet, yolsuzlukların üzerine gitmesi gerekirken, bunun aksine evrensel hukukla ve demokrasi ilkeleri ile bağdaşmayan yasaları hızla çıkartarak kamuoyunun gündemini değiştirmek istemiştir.30 Martta yapılacak olan mahalli seçimlerin de soruşturulamamış bu yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının gölgesi altında yapılacağı bir gerçektir.Sayın Başbakan tarihi yolsuzluk operasyonunu hükümete darbe olarak kamuoyuna sunmuş ve bunu önce hükümete yakın medyada, sonra da akla hayale gelmedik yalan ve iftiralarla miting meydanlarında seslendirerek Hizmet Camiasını hedef almıştır.Sayın Başbakanın kullandığı bu argümanların ve ayrıştırıcı dilin; insanımızın ruh sağlığını bozduğunu, toplumsal barışı dinamitlediğini, kin ve nefret tohumları saçarak bir şiddet alt yapısı oluşturduğunu üzüntü ve endişeyle izlemekteyiz.Bu cümleden hareketle;1- Yarım asrı aşkın bir süredir, ülkesine ve insanlığa hizmet etmeyi hayatının yegâne gayesi haline getirmiş ve bunu sadece Hakkın rızasına bağlamış olan Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapılmakta olan itibar suikastı, vicdanları derinden yaralamaktadır.2- Hiçbir demokratik ülkede yaşanması mümkün olmayacak şekilde siyasi iktidar, devletin bütün imkânları ile millete ait sivil kuruluşları hedef alma ve bu kuruluşları düşmanlaştırma çabası içindedir.3- Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Câmianın; bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir. Bu iddia büyük bir yalandır. Sağduyulu milletimiz bugüne kadar doğrunun nerede olduğunu bilmiş ve tercihini de o yönde kullanmıştır. Kimsenin kimseden akıl almaya ihtiyacı yoktur.4- Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Aksi halde müfteridir.5- Yaklaşık 50 yıldır, öncelikle milletimizin ve dünya kamuoyunun güven testinden defalarca anlının akıyla çıkmış olan Hizmet Camiasının bu güveni zedeleyecek ne insani, ne İslami, ne de hukuki açıdan hiçbir suiistimali olmamıştır. Siyaset meydanlarında insafsızca tekrar edilen; şantaj, tehdit, komplo ve kumpas iftiraları kabul edilemez.6- Hizmet camiasının milyonlarca gönüllüsüne ve Vakfımızın Onursal Başkanı Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye akla hayale gelmez iftira ve bühtanlar atılırken, adeta dilsiz ve hissiz kesilmiş bir kısım ilim ve din erbabını da büyük bir hayal kırıklığı ile izliyor, onların bu tarafsızlık görünümlü suskunluklarını milletimizin engin vicdanına havale ediyoruz.Kamuoyuna saygı ile duyurulurGAZETECİLER ve YAZARLAR VAKFI
Zaman
Son Dakika
06.03.2014
GYVdeniftiralara6maddeliksertcevapGYVden iftiralara 6 maddelik sert cevap
GYV'den iftiralara 6 maddelik sert cevap
Zaman
06.03.2014
11:00
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, kamuoyunun gündemine oturan yolsuzluklar ve rüşvet operasyonları sonrası Hizmet Camiasına atılan iftiralarla ilgili bir açıklama yaptı.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Yolsuzluklar Ve Hizmet Camiasına İftiralar başlıklı açıklaması şöyle;17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile başlayan ve hükümetin dört bakanının istifasıyla devam eden, 10 bine yakın emniyet ve yargı mensubunun sürülmesiyle de başka bir boyut kazanan sancılı bir süreçten geçmekteyiz.Bu süreçte hükümet, yolsuzlukların üzerine gitmesi gerekirken, bunun aksine evrensel hukukla ve demokrasi ilkeleri ile bağdaşmayan yasaları hızla çıkartarak kamuoyunun gündemini değiştirmek istemiştir.30 Martta yapılacak olan mahalli seçimlerin de soruşturulamamış bu yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının gölgesi altında yapılacağı bir gerçektir.Sayın Başbakan tarihi yolsuzluk operasyonunu hükümete darbe olarak kamuoyuna sunmuş ve bunu önce hükümete yakın medyada, sonra da akla hayale gelmedik yalan ve iftiralarla miting meydanlarında seslendirerek Hizmet Camiasını hedef almıştır.Sayın Başbakanın kullandığı bu argümanların ve ayrıştırıcı dilin; insanımızın ruh sağlığını bozduğunu, toplumsal barışı dinamitlediğini, kin ve nefret tohumları saçarak bir şiddet alt yapısı oluşturduğunu üzüntü ve endişeyle izlemekteyiz.Bu cümleden hareketle;1- Yarım asrı aşkın bir süredir, ülkesine ve insanlığa hizmet etmeyi hayatının yegâne gayesi haline getirmiş ve bunu sadece Hakkın rızasına bağlamış olan Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapılmakta olan itibar suikastı, vicdanları derinden yaralamaktadır.2- Hiçbir demokratik ülkede yaşanması mümkün olmayacak şekilde siyasi iktidar, devletin bütün imkânları ile millete ait sivil kuruluşları hedef alma ve bu kuruluşları düşmanlaştırma çabası içindedir.3- Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Câmianın; bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir. Bu iddia büyük bir yalandır. Sağduyulu milletimiz bugüne kadar doğrunun nerede olduğunu bilmiş ve tercihini de o yönde kullanmıştır. Kimsenin kimseden akıl almaya ihtiyacı yoktur.4- Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Aksi halde müfteridir.5- Yaklaşık 50 yıldır, öncelikle milletimizin ve dünya kamuoyunun güven testinden defalarca anlının akıyla çıkmış olan Hizmet Camiasının bu güveni zedeleyecek ne insani, ne İslami, ne de hukuki açıdan hiçbir suiistimali olmamıştır. Siyaset meydanlarında insafsızca tekrar edilen; şantaj, tehdit, komplo ve kumpas iftiraları kabul edilemez.6- Hizmet camiasının milyonlarca gönüllüsüne ve Vakfımızın Onursal Başkanı Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye akla hayale gelmez iftira ve bühtanlar atılırken, adeta dilsiz ve hissiz kesilmiş bir kısım ilim ve din erbabını da büyük bir hayal kırıklığı ile izliyor, onların bu tarafsızlık görünümlü suskunluklarını milletimizin engin vicdanına havale ediyoruz.Kamuoyuna saygı ile duyurulurGAZETECİLER ve YAZARLAR VAKFI
Zaman
Ana Sayfa
06.03.2014
GYVdeniftiralara6maddeliksertcevapGYVden iftiralara 6 maddelik sert cevap
TGC: Doğruysa yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır
Zaman
05.03.2014
15:15
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Başbakan ile eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin arasında geçtiği öne sürülen yargıya ilişkin konuşma kaydı üzerine bir açıklama yaptı. TGC açıklamasında, Başbakan ve Ergin arasında geçen iddialar doğruysa, yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır. denildi.TGCnin yaptığı açıklamada, Başbakanın dönemin Adalet Bakanı Sadullah Erginden Aydın Doğan ile ilgili yasal bir sürece müdahale etmesini istediği ve bakanın da arzulanan sonucu almak üzere yargıyı baskı altına alma sözü verdiği iddiaları demokrasi ve basın özgürlüğü adına son derece vahimdir. Yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır. denildi. TGCnin açıklamasında şu görüşlere yer verildi: Her zaman yinelediğimiz gibi basın özgürlüğünün gerçekleşmediği kamuoyunun haber alma kanallarının tıkandığı bir ülkede demokrasiden söz etme olanağı yoktur. Eğer iddialar doğruysa, yargıya, basına yapılan bu tür müdahaleler, Türkiyenin uluslararası alandaki görünümüne de zarar verecektir. İktidarın bir an önce bu çıkmaz yoldan dönmesini diliyoruz. Söz konusu iddiaların da bir an önce açığa çıkmasını demokratik rejimin işlerliği açısından zorunlu görüyoruz.(CİHAN)
Zaman
Güncel
05.03.2014
TGCDoğruysayargıbağımsızlığıbüyükyaraalmıştırTGC Doğruysa yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır
Toplam "137" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti