Habergec.Com Aranan Kelimeler:son söz başbakanın Değerlendirme: 10 / 10 345229
habergec.com
18.04.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

son söz başbakanın

İngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Zaman
09.04.2014
15:28
İngiltere Kültür Bakanı Maria Miller, hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından kamuoyunun yoğun baskısına dayanamayarak görevinden istifa etti. Miller istifa mektubunda, Kabine çevresinde görünmeye devam etmem önemli işleri olan hükümetin dikkatini dağıtıyordu. sözlerine yer verdi.Tüm baskılara rağmen kültür bakanına sahip çıkan Başbakan David Cameron ise Millerin istifa mektubunu bu sabah kabul ettiğini açıkladı. Cameron istifa mektubuna cevaben, Zaman içinde kabineye tekrar geri dönebilmeni ümit ederim. ifadelerine yer verdi.Millerin istifasının, mecliste bugünkü Başbakana sorular oturumu öncesinde Cameronın elini rahatlattığı belirtiliyor. Ancak, devlet harcırahlarında usulsüzlük yaptığı ortaya çıkan bir bakanına sahip çıkmayı sürdürmesinin başbakanın şahsi otoritesine ciddi darbe vurduğu ifade ediliyor.Kültür Bakanı Maria Millerin devlet harcırahlarını ailesi için kullandığı iddiasıyla hakkında Milletvekilleri Standartları Komitesi (the Commons Standards Committee) tarafından parlamento soruşturması açılmıştı. Miller bu soruşturma sonucunda söz konusu iddialardan temize çıktı. Ancak finansal durumu ile ilgili detayları meclis denetiminden gizlediği ve Londradaki evi için aldığı kredi miktarını sehven fazla gösterdiği ortaya çıktı. Miller, bundan dolayı 5 bin sterlin geri ödeme ve meclis genel kurulunda milletvekilleri huzurunda özür dileme cezasına çarptırıldı. Ancak Bağımsız Meclis Soruşturması Komisyonunun (The independent parliamentary commissioner for standards) yaptığı soruşturmada ise Millerin ev kredisi için geri ödemesinin 45 bin sterlin olması gerektiği belirtildi. Bunun üzerine kamuoyunda Millerin bir an evvel istifa etmesi yönünde baskılar daha da arttı.Geçtiğimiz hafta mecliste özür dileyen fakat bunu kısa tutan (32 saniye) Miller özrü hafife aldığı gerekçesiyle de ciddi eleştirilere maruz kalmıştı.YOLSUZLUK SÖYLENTİLERİ SEÇİM ANKETİNDE 3. SIRAYA DÜŞÜRDÜMaria Millerin devlet harcırahlarında usulsüzlük yapmasına rağmen görevinden alınmaması, iktidardaki Muhafazakar Partisine Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi oy kaybettirdiği yorumları yapılıyordu. Son seçim anketlerinde lideri olduğu Muhafazakar Partisinin, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi UKIP partisi karşısında 3. sıraya gerilediği görülüyordu. YouGov anket şirketinin geçtiğimiz Pazar yaptığı Avrupa Parlamentosu seçim anketinde, iktidardaki Muhafazakar Partisi 3. sırada yer almıştı.Pazartesi günü konuyla ilgili yaptığı açıklamada Cameron, Maria Miller görevinin başındadır ve kültür bakanlığını çok başarılı şekilde sürdürmektedir. diyerek bakanı görevden almayı düşünmediğini tekrar vurgulamıştı. İngiliz Başbakanın bakanına sahip çıkmayı sürdürmesine rağmen, kamuoyunda ve kendi partisindeki rahatsızlık dinmiş görünmüyordu. Guardian, Times, Telegraph gibi gazeteler konuyu sürekli gündemde tutarak Millerin istifa etmemesine ciddi eleştiriler getirirken, The Sun ve Daily Mail gibi hükümet yanlısı tabloid gazeteler de Camerona bu konuda sırt çevirerek tavırlarını ortaya koymuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
09.04.2014
İngilizbakanyolsuzlukiddialarısebebiylegörevindenistifaettiİngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
İngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Zaman
09.04.2014
15:28
İngiltere Kültür Bakanı Maria Miller, hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından kamuoyunun yoğun baskısına dayanamayarak görevinden istifa etti. Miller istifa mektubunda, Kabine çevresinde görünmeye devam etmem önemli işleri olan hükümetin dikkatini dağıtıyordu. sözlerine yer verdi.Tüm baskılara rağmen kültür bakanına sahip çıkan Başbakan David Cameron ise Millerin istifa mektubunu bu sabah kabul ettiğini açıkladı. Cameron istifa mektubuna cevaben, Zaman içinde kabineye tekrar geri dönebilmeni ümit ederim. ifadelerine yer verdi.Millerin istifasının, mecliste bugünkü Başbakana sorular oturumu öncesinde Cameronın elini rahatlattığı belirtiliyor. Ancak, devlet harcırahlarında usulsüzlük yaptığı ortaya çıkan bir bakanına sahip çıkmayı sürdürmesinin başbakanın şahsi otoritesine ciddi darbe vurduğu ifade ediliyor.Kültür Bakanı Maria Millerin devlet harcırahlarını ailesi için kullandığı iddiasıyla hakkında Milletvekilleri Standartları Komitesi (the Commons Standards Committee) tarafından parlamento soruşturması açılmıştı. Miller bu soruşturma sonucunda söz konusu iddialardan temize çıktı. Ancak finansal durumu ile ilgili detayları meclis denetiminden gizlediği ve Londradaki evi için aldığı kredi miktarını sehven fazla gösterdiği ortaya çıktı. Miller, bundan dolayı 5 bin sterlin geri ödeme ve meclis genel kurulunda milletvekilleri huzurunda özür dileme cezasına çarptırıldı. Ancak Bağımsız Meclis Soruşturması Komisyonunun (The independent parliamentary commissioner for standards) yaptığı soruşturmada ise Millerin ev kredisi için geri ödemesinin 45 bin sterlin olması gerektiği belirtildi. Bunun üzerine kamuoyunda Millerin bir an evvel istifa etmesi yönünde baskılar daha da arttı.Geçtiğimiz hafta mecliste özür dileyen fakat bunu kısa tutan (32 saniye) Miller özrü hafife aldığı gerekçesiyle de ciddi eleştirilere maruz kalmıştı.YOLSUZLUK SÖYLENTİLERİ SEÇİM ANKETİNDE 3. SIRAYA DÜŞÜRDÜMaria Millerin devlet harcırahlarında usulsüzlük yapmasına rağmen görevinden alınmaması, iktidardaki Muhafazakar Partisine Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi oy kaybettirdiği yorumları yapılıyordu. Son seçim anketlerinde lideri olduğu Muhafazakar Partisinin, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi UKIP partisi karşısında 3. sıraya gerilediği görülüyordu. YouGov anket şirketinin geçtiğimiz Pazar yaptığı Avrupa Parlamentosu seçim anketinde, iktidardaki Muhafazakar Partisi 3. sırada yer almıştı.Pazartesi günü konuyla ilgili yaptığı açıklamada Cameron, Maria Miller görevinin başındadır ve kültür bakanlığını çok başarılı şekilde sürdürmektedir. diyerek bakanı görevden almayı düşünmediğini tekrar vurgulamıştı. İngiliz Başbakanın bakanına sahip çıkmayı sürdürmesine rağmen, kamuoyunda ve kendi partisindeki rahatsızlık dinmiş görünmüyordu. Guardian, Times, Telegraph gibi gazeteler konuyu sürekli gündemde tutarak Millerin istifa etmemesine ciddi eleştiriler getirirken, The Sun ve Daily Mail gibi hükümet yanlısı tabloid gazeteler de Camerona bu konuda sırt çevirerek tavırlarını ortaya koymuştu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
09.04.2014
İngilizbakanyolsuzlukiddialarısebebiylegörevindenistifaettiİngiliz bakan yolsuzluk iddiaları sebebiyle görevinden istifa etti
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:20
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
En Çok Okunan
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
Politika
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
Türkiye'yi bir çete yönetiyor
Zaman
25.03.2014
02:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık sonrası yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’nin artık bir çete tarafından yönetildiğinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına yorumu ise şöyle oldu: “Paralel devlet var, doğru. Başçalan var, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları.”CHP lideri, partisinin Kırıkkale, Isparta ve Burdur mitinglerinde halka seslendi. 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğan’a yüklendi. İlk olarak Kırıkkale’de konuldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir hükümetin bir devleti soyduğunu anlattı. ‘Dünyada hangi başbakanın oğlunun evinde 30 milyon Euro, yani 90 milyar nakit para olur?’ sorusunu tekrarladı. Yolsuzlukların başında Başbakan’ın olduğunu belirtti. Reza Zarrab’ın, 4 bakanı parayla satın aldığını ifade eden Kılıçdaroğlu, “Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, rüşvet olarak 700 milyarlık kol saatini alan adam, 28 seferde 52 milyon dolarlık rüşvet almış. İçişleri Bakanı, hani şu Rıza Sarraf’a ‘Seni kimse takip edemez, senin önüne yatarım ben’ diyor. Bu da 10 defada 10 milyon dolar götürmüş. En ufağını da Egemen Bağış. Hani şu, Allah’ın kelamıyla dalga geçen adam. Hani ‘Bakara, makara’ deyip Kur’an ayetiyle dalga geçen, ‘Her cuma bir ayet sallıyorum’ diyen adam. Bu adam da 3 seferde 1,5 milyon dolar götürmüş. Bunların hepsi doğru. Şimdi sizin söz söyleme hakkınız var, ayın 30’unda sandığa gideceksiniz, hesabını soracaksınız.” diye konuştu. Vatandaşlara sandıkta ‘helalden yana oy kullanın’ çağrısı yaptı. Ardından Isparta ve Burdur’da halka seslendi. Başbakan’ın ‘paralel devlet’ iddialarına değindi. Şöyle konuştu: “Bu 4 bakanın bir özelliği var; Reza Zarrab’a devletin sırlarını satıyorlar. Diyor ya, ‘Efendim 17 Aralık’ı paralel devlet yaptı.’ Hayatımda gördüğüm en palavra laflardan birisi bu. Kendisine sordum, ‘Yahu arkadaş şu bakanın koluna 700 bin liralık saati paralel devlet mi taktı? Bakanların çocuklarının yatak odalarına boy boy kasaları, o kasaların içine paraları paralel devlet mi koydu? Haram parayla Reza Zarrab’ın uçağıyla aile boyu umreye seni paralel devlet mi gönderdi? Şimdiye kadar hiçbir soruya cevap vermiş değil. Tutturmuş paralel devlet. Ben biliyorum o paralelin ne olduğunu. Paralel devlet var doğru; Başçalan, altında bakanlar, altında genel müdürler, altında kirli işadamları. Bunların hepsi gerçek, bunların hepsi çıkacak, bunların hepsi görülecek.” ENDİŞEM ODUR Kİ; TSK’NIN SURİYE’YE GİRİŞİNİN ALTYAPISI OLUŞTURULUYORKemal Kılıçdaroğlu, hem Kırıkkale hem de Burdur mitinglerinin ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Bir gazetecinin, “Suriye uçağının düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusuna, “Ordunun yaptığı operasyonu saygı ile karşılamamız gerekir. Ama burada temel soru şu: Genelkurmay’ın açıklamasından önce, Başbakanlık koltuğunda oturan kişinin miting meydanlarında bunu dillendirmesi son derece sakıncalı. Buradan kimse kendisine zafer çıkarmasın. En büyük endişem; ordunun Suriye’ye girişinin altyapısının oluşturulmasıdır. Özellikle Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyorum. Ucuz işlerin içine girmesin. Suriye bizim için bir tehdit değildir.” cevabını verdi. 25 Mart tarihinde bazı belgelerin internet yayınlanacağı iddiaları ile ilgili olarak ise şunları söyledi: “25 Mart tarihinde ne olup biteceğini bilmiyorum doğrusunu isterseniz. Zaten ortaya çıkanlar yeteri kadar büyük olaylar. Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğunu gördük. Birileri bunun üstünü örtmeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan, özellikle meydan meydan dolaşıp kendisine darbe yapıldığını söylüyor. Ne darbesi? Kendisi adalete darbe yaptı. İktidardan gittiği zaman başına neler geleceğini çok iyi biliyor. Adaletin önüne çıkmaktan korkmamalı. Korkuyorsa hırsızlık yaptığındandır. 25 Mart’ta nelerin olacağını ben bilmiyorum ama o çok iyi biliyor. Onun için Twitter yasağını getirdi. Facebook yasağını getirmeye çalışıyor. Neden korkuyor? Diktatörler korkak olur. Bütün dünya bunu bilir.”
Zaman
Ana Sayfa
25.03.2014
TürkiyeyibirçeteyönetiyorTürkiyeyi bir çete yönetiyor
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:16
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
En Çok Okunan
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:07
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
Politika
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
MHP, Erzurum'u 'Ala'bilir
Zaman
23.03.2014
02:07
Erzurum’da artık iki sonucun da aynı yakınlıkta olduğu bir seçime gidiyoruz. AK Parti kazansa bile kaybettiği on binlerce oy sebebiyle mağluplar sırasına yazılacak. Psikolojik üstünlük MHP’ye geçmiş durumda. Bu psikoloji sahaya da yansıyor.Cumhuriyet Caddesi’nden yukarıya yürüyorum. CHP’nin seçim otobüsü geçiyor, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu halkı selamlıyor. Başlar refleks olarak sesin geldiği yönde. Yanımdaki amcaya yoklama çekiyorum: “CHP’nin şansı var mı?” Amca yürümeye devam edip cevabı arkadan gönderiyor: “Sandık karanlık kutu ne çıkacağı belli olmaz.” Bu renk vermeme tavrına Erzurum’da ilk kez şahit oluyorum. Şehrin önde gelen simalarından biriyle konuşuyorum. İsmini yazmamak kaydıyla bile seçim tahmini yapmıyor; ısrarlı sorularımı ustaca manevralarla geçiştiriyor. Sözün arasına sıkıştırdığı cümleyi manidar buldum: “Bankalarla bir sorun yaşayıp, bir çekim-senedim dönse altüst olurum.” Akşam babamla konuşuyoruz; aile dostumuz bir esnaftan söz açılıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’ye dönük ağır kara propagandadan ne kadar yaralandığını anlatıyor. Dükkânının vitrinine Hocaefendi’nin büyük posterini asmak istemiş, çocukları mani olmuş. Gerekçe ‘Bütün vergi dairesini başımıza mı toplamak istiyorsun?’ Bütün sükutlar ve mahcup saf tutuşların izahı biraz böyle yapılıyor. Twitter’ın kökünü kazımaya çalışan bir başbakanın ülkesinde haksız endişeler değil. 30 Mart, seçilenlerin seçenleri payladığı, azarladığı seçimler diye kayıtlara geçecek.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimleri kendisi ile Hizmet Camiası arasında bir savaşa döktü. Doğal olarak gözler Erzurum’a çevrildi. Hele aday tanıtım toplantısında İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın ‘sen kimsin sen’ çıkışı merakı ziyadeleştirdi. Aslında Erzurum, AK Parti’nin en rahat aldığı, kale tabir edilen şehirlerden. Referandumda 86’ya 13’lük uçurum yanında, son genel seçimde 69’a 13 gibi kapatılması zor bir makas vardı. 2009 yerel seçimlerinde ise MHP ile aradaki fark belediyede 56’ya 33; il genel meclisinde ise 48’e 20 olarak gerçekleşti. Başbakan’ın hakaret ve ithamları olmasa yolsuzluk iddiaları bile tabloda çok fazla değişiklik yapmayabilirdi. Fark azalırdı ama Erzurum yine AK Parti’ye oy verirdi. Şimdi MHP’nin kazanma ihtimalinden ciddi ciddi söz ediyoruz.AK Parti’nin elini zayıflatan unsurlar, Erdoğan’ın ötekileştirici üslubuyla da sınırlı değil. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın görevden alınış şekli rencide ediciydi. Adaylığı kazanılmış hak gibi gören İl Başkanı Murat Kılıç’ın burukluk yaşadığını herkes biliyor. Hele de aday İstanbul’dan ithal bir isim olunca burukluğun tabana yayıldığını söyleyebiliriz. ‘Koca şehirden aday çıkmadı mı? Ta İstanbul’dan getirdiniz!’ eleştirisi yabana atılacak cinsten değil. Mehmet Sekmen’in Hasankale ile Pasinler’in aynı yer olduğunu bilmemesi gibi rivayetler, ‘Cumhuriyet Caddesi’nde bıraksan belediyeyi bulamaz’ türü espriler gündelik konuşmaların parçası. Karşısındaki MHP adayı Prof. Dr. Kamil Aydın ise tam tersine şehirde yaşayan, tanınan ve birçok insanla göz aşinalığı bulunan bir isim. AK Parti’nin en güçlü olduğu seçimde bile partisine artı yüzde 8’lik şahsi oy getirebilmiş. Üniversitede sevilen bir akademisyen. Önceki seçimde de aday olması avantaj.Gelelim sonuca doğrudan etki edecek diğer faktörlere. Özerklik tartışmaları iki boyutta AK Parti’yi vuracak. Evvela daha önce AK Parti’ye giden Kürt oyların bir bölümü asıl adres gördüklerinin BDP’ye kayacak. ‘Özerklik ihtimali oylanacak’ propagandası BDP’ye yarayacak. Aynı söylem tersinden Erzurum’daki milliyetçi damarı uyandırıyor. AK Parti’nin Güneydoğu’yu altın tepside BDP’ye sunduğu iddiaları Erzurum’un tercihinde yadsınamaz kırılmalara yol açabilir. Yolsuzluk iddiaları yüzünden istifa etmek zorunda kalan eski Bakan Egemen Bağış’ın Kur’an’la alay eden sözleri de en çok Erzurum’da yankılanır. AK Parti yönetiminin sessizliği gözden kaçmaz.Diğer önemli etken, yatırım ve istihdam açığı. Sanayi kuramamış, hizmet sektörü gelişmemiş ve etkili kış şartlarında geçimin zor olduğu bir şehir, Erzurum. AK Parti bütün astronomik desteğine rağmen Erzurum’a bu konularda katkı sağlamadı. Yatırım olarak verilen rakamlar istihdam oluşturmayan ve akara dönüşmeyen kalemler. Üniversite oyunlarında kente gönderilen parayı kimse inkâr etmiyor; ama o binaları yapan müteahhitler dışında kimseye kalıcı faydası olmadı. Saman alevi gibi anlık kazançtı ve bitti. Yıllardır süründürülen taşeron işçiler meselesi de kanayan yara. Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum’da da yıllardır kadro vaadiy
Zaman
Ana Sayfa
23.03.2014
MHPErzurumu/">ErzurumuAlabilirErzurumu-Alabilir/">MHP Erzurumu Alabilir
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:16
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
En Çok Okunan
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:16
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
Köşe Yazıları
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Şahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Zaman
20.03.2014
02:10
Yavuz Baydar benim, 1976 yılında bir gün Stockholm’deki evimin kapısını çalarak kendini tanıttığı günden bu yana, yaklaşık 40 yıllık bir dostum.Stockholm Gazetecilik Yüksek Okulu’ndan mezun olan, 1980’den bu yana da yurt dışında ve yurt içinde çalışarak engin tecrübe kazanan bir gazeteci. Baydar, 17 Mart günü Londra’da, gazetecilik mesleğinde yüksek başarı gösterenlere verilen Avrupa Basın Ödülü’ne ‘özgür basın için verdiği mücadele’ nedeniyle layık görüldü. Ödülü Guardian Gazetesi Genel Yayın Müdürü Alan Rusbridger ile paylaştı.Baydar bu ödülü fazlasıyla hak etti. Zira Türkiye’de gazetecilik meslek ahlak ve ilkelerinin, mesleğin bazı en kıdemlileri tarafından dahi yerlerde süründürüldüğü bir dönemde, Okur Temsilcisi (ombudsmanı) olarak kaleme aldığı yazılarında söz konusu ahlak ve ilkeleri ayakta tutmak için takdire şayan bir mücadele verdi. Bu nedenle iki kez işine son verildi. 2004 yılında, Dünya Ombudsmanlar Birliği’nin başkanı olduğu bir sırada, bir köşe yazarının manşet olan yazısının tümüyle uydurma olduğunu ortaya çıkarınca (gazetenin o günkü patronu olan Aydın Doğan tarafından) Milliyet’ten ayrılmak zorunda bırakıldı. Geçen yaz, yazısında Gezi Parkı gösterileriyle ilgili haberleri eleştiren okur mektuplarına yer verdiği için, Ahmet Çalık’ın sahibi olup Erdoğan’ın damadı tarafından yönetilen Sabah gazetesinde sansüre uğradı, ardından da işine son verildi.Her kriz, bir fırsat! Ben de aynen CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gibi düşünüyorum: “17 Aralık’ı ülkesini seven insanların operasyonu olarak görüyorum.” Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması kapsamında, mahkeme kararıyla yapılan (dolayısıyla suç delili olarak değer taşıyan) ses kayıtları, birçok alanda Türkiye’de bir dönemin sonunun göründüğüne işaret ediyor. Bu alanlardan biri de, muhakkak ki medya. Dün, kendini milletin ve devletin sahibi gören generallerin, bugün bir başbakanın gazete yöneticilerine “Alofatih… Alomustafa…” diye telefon açarak, gazete patronlarını telefonda azarlayıp ağlatarak neyin haber olup olamayacağına, neyin yazılıp yazılamayacağına, kimin gazetede çalışıp çalışamayacağına karar verebildiği dönemin sonu (evet, henüz gelmediyse de) göründü.Umarım, daha düne kadar, Erdoğan’ın ‘dükkân sahipleri’ teorisiyle en gelişkin halini ortaya koyduğu ‘teori’ye, yani medyanın sahipleri tarafından yönetilmesinin meşru olduğunu, bir gazete ile buzdolabı fabrikası arasında hiçbir fark olmadığını savunanlar, ortaya çıkan kepazelik karşısında ne kadar yanlış düşündüklerini kavrama fırsatı bulacaklar. 17 Aralık operasyonuyla ortaya çıkan gerçekler, umuyorum, editoryal bağımsızlığın, yani medyanın asker ya da sivil yöneticilerden talimat alan gazete patronları ve yöneticileri tarafından değil, bizzat gazeteciler tarafından yönetilmesinin özgürlükçü ve çoğulcu demokratik düzen bakımından ne kadar vazgeçilmez olduğunun anlaşılmasına büyük katkı yapacaktır.Evet, her kriz bir fırsat. 17 Aralık operasyonu, güdümlü medya için sonun başlangıcı olabilir. Yavuz Baydar da, Avrupa Basın Ödülü’nü aldığı gün Today’s Zaman’da çıkan yazısında özetle şunları söylüyordu: “Türkiye’de medyanın yöneticileri tarafından uzun süredir gizlenen sırlarının açığa vurulduğu dramatik olayların ortasındayız. Yolsuzluğun boyutlarını açıklayan ve hesap verilmesini talep eden gazetelerin çoğalmasıyla cesur gazeteciliğe giden kapıların açıldığını görüyoruz. Erdoğan’ın yapay medyasının çöküş çatırtıları pek çok gazetecinin kulaklarına müzik gibi geliyor.”
Zaman
Ana Sayfa
20.03.2014
ŞahinAlpay-AloFatihçağınınsonugöründüŞahin Alpay - Alo Fatih çağının sonu göründü
Başbakan’a çağrıda bulundu: Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Zaman
10.03.2014
02:03
CHP lideri, AK Parti’nin ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele’ için iktidara geldiğini ancak bu üç sorunu da büyüttüğünü söyledi. Başbakan’dan mal varlığını açıklamasını isteyen Kılıçdaroğlu, “Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” dedi.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘mal varlığını açıkla’ çağrısında bulundu. Kendisinin, mal varlığını internet sitesine koyduğunu hatırlatan CHP lideri, “Sen neden mal varlığını açıklamıyorsun?” diye sordu. Başbakan’la oğlu arasında geçtiği ileri sürülen ses kayıtlarına da dikkat çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Çıkan o seslere ‘montaj’ diyor. O kayıtları dünyanın en saygın kuruluşuna gönder, TİB’de kayıtlarını açıkla, yapabilir mi, yapamaz. Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Deniz Baykal için de aynı suçlamalar yapıldı. Baykal hemen başvurdu, ‘hesabım var mı?’ diye. Açıklama geldi, ‘Baykal’ın 5 kuruşluk hesabı yok’ diye. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” Başbakan Erdoğan’ın birçok iddiasının hem Türkiye içinde hem de diplomasi dünyasında yalanlandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın son olarak ABD Başkanı Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iadesini istediğini, Obama’nın da “Mesaj alınmıştır” diyerek kendisine olumlu cevap verdiği iddiasında bulunduğunu hatırlattı. Kılıçdaroğlu, “Beyaz Saray açıklama yaptı, ‘böyle bir şey söz konusu değil’ diye. Daha önce de ‘Wall Street olaylarında 17 kişi öldü’ demişti, o da yalanlandı. Bu yalancıyı sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor.” dedi.AR DAMARI ÇIKMIŞ, OLMUŞ KÂR DAMARINereye gitsem, ‘hırsız Erdoğan’ sloganları atılıyor. Buradan başçalana sesleniyorum: Meydanlardaki bu sesi duy. O ses sana şunu söylüyor; o koltukta adamsan oturma, adam gibi adamsan istifa et. İstifa eder mi, etmez. Çünkü istifa ederse nereye gideceğini biliyor. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum; ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ülkenin başbakanlık koltuğunda, adı şaibeye bulaşmış bir kişi asla oturamaz. Şimdi bunun ar damarı yok. Ar damarı çıkmış olmuş kâr damarı. Artık bütün dünya onu şaibeli bir başbakan olarak görüyor. Merak ediyorum, yarın yurtdışında, başka bir ülkenin başbakanıyla karşılaştığı zaman o başbakanın aklından ne geçecek? Onun için söylüyorum, ar damarın varsa, pirinç tanesi kadar onurun varsa o koltuğu bırak. Artık bunun yalancılığını sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor. Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz. Ne diyordu, ‘Ben yürütme organının başıyım.’ diyordu. Biz de biliyoruz, zaten ‘yürütmenin’ başı olduğunu. Geçen gün Eskişehir’de ‘Evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde…’ demiş. Allah söyletiyor. Biz de aksini söylemiyoruz ki. Sen nasıl bir babasın ki çocuğunu haramına ortak edersin? Sende hiç ar, haya, edep yok mu?
Zaman
Politika
10.03.2014
Başbakan’açağrıdabulunduMalvarlığınınedenaçıklamıyorsun?Başbakan’a çağrıda bulundu Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Başbakan’a çağrıda bulundu: Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
Zaman
10.03.2014
02:03
CHP lideri, AK Parti’nin ‘yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele’ için iktidara geldiğini ancak bu üç sorunu da büyüttüğünü söyledi. Başbakan’dan mal varlığını açıklamasını isteyen Kılıçdaroğlu, “Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” dedi.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha Başbakan Tayyip Erdoğan’a ‘mal varlığını açıkla’ çağrısında bulundu. Kendisinin, mal varlığını internet sitesine koyduğunu hatırlatan CHP lideri, “Sen neden mal varlığını açıklamıyorsun?” diye sordu. Başbakan’la oğlu arasında geçtiği ileri sürülen ses kayıtlarına da dikkat çeken Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: “Çıkan o seslere ‘montaj’ diyor. O kayıtları dünyanın en saygın kuruluşuna gönder, TİB’de kayıtlarını açıkla, yapabilir mi, yapamaz. Wikileaks belgelerinde Erdoğan’ın ‘İsviçre bankalarında 8 ayrı hesapta parası var’ dendi. Deniz Baykal için de aynı suçlamalar yapıldı. Baykal hemen başvurdu, ‘hesabım var mı?’ diye. Açıklama geldi, ‘Baykal’ın 5 kuruşluk hesabı yok’ diye. Erdoğan’a sesleniyorum, hesabın olmadığını söylüyorsan neden Baykal gibi yapmıyorsun?” Başbakan Erdoğan’ın birçok iddiasının hem Türkiye içinde hem de diplomasi dünyasında yalanlandığına işaret eden Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın son olarak ABD Başkanı Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinde Fethullah Gülen Hocaefendi’nin iadesini istediğini, Obama’nın da “Mesaj alınmıştır” diyerek kendisine olumlu cevap verdiği iddiasında bulunduğunu hatırlattı. Kılıçdaroğlu, “Beyaz Saray açıklama yaptı, ‘böyle bir şey söz konusu değil’ diye. Daha önce de ‘Wall Street olaylarında 17 kişi öldü’ demişti, o da yalanlandı. Bu yalancıyı sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor.” dedi.AR DAMARI ÇIKMIŞ, OLMUŞ KÂR DAMARINereye gitsem, ‘hırsız Erdoğan’ sloganları atılıyor. Buradan başçalana sesleniyorum: Meydanlardaki bu sesi duy. O ses sana şunu söylüyor; o koltukta adamsan oturma, adam gibi adamsan istifa et. İstifa eder mi, etmez. Çünkü istifa ederse nereye gideceğini biliyor. Türkiye’nin vicdanına sesleniyorum; ulusal Kurtuluş Savaşı’nı vermiş bir ülkenin başbakanlık koltuğunda, adı şaibeye bulaşmış bir kişi asla oturamaz. Şimdi bunun ar damarı yok. Ar damarı çıkmış olmuş kâr damarı. Artık bütün dünya onu şaibeli bir başbakan olarak görüyor. Merak ediyorum, yarın yurtdışında, başka bir ülkenin başbakanıyla karşılaştığı zaman o başbakanın aklından ne geçecek? Onun için söylüyorum, ar damarın varsa, pirinç tanesi kadar onurun varsa o koltuğu bırak. Artık bunun yalancılığını sadece Türkiye değil, bütün dünya biliyor. Yalancıdan, hırsızdan başbakan olmaz. Ne diyordu, ‘Ben yürütme organının başıyım.’ diyordu. Biz de biliyoruz, zaten ‘yürütmenin’ başı olduğunu. Geçen gün Eskişehir’de ‘Evlatlarıma helal lokma yedirmediğim halde…’ demiş. Allah söyletiyor. Biz de aksini söylemiyoruz ki. Sen nasıl bir babasın ki çocuğunu haramına ortak edersin? Sende hiç ar, haya, edep yok mu?
Zaman
Ana Sayfa
10.03.2014
Başbakan’açağrıdabulunduMalvarlığınınedenaçıklamıyorsun?Başbakan’a çağrıda bulundu Mal varlığını neden açıklamıyorsun?
YouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Zaman
07.03.2014
11:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, 30 Mart seçimlerinin ardından YouTube ve Facebooku kapatabilecekleri yönündeki açıklaması dünya basınında yankı buldu.AP haber ajansı, bir yolsuzluk skandalı kapsamında kavga veren Erdoğanın, YouTube ve Facebooku kapatmak da dahil olmak üzere internete sansürde daha ileri gitme tehdidinde bulunduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan ve oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarının internete düştüğü hatırlatılan haberde, başbakanın bazı kayıtların sahte olduğunu savunduğu ve konuyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendinin takipçilerini suçladığı belirtildi.Reuters ise Erdoğanın, söz konusu iki sosyal paylaşım sitesinin, siyasi hasımları tarafından kötüye kullanıldığı kanaatinde olduğunu aktardı. Haberde, Erdoğanın Bu konuda kararlıyız. Bu milleti Facebooka, YouTubea yedirmeyiz. ifadelerine yer verildi. Reuters, sosyal medyada yayınlanan son ses kayıtlarında Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin, iki gazetecinin Milliyetten kovulması için girişimde bulunduğunu da ekledi.Haberde ayrıca, Fethullah Gülen Hocaefendinin, Erdoğanın dinleme olayları ile ilgili suçlamalarını reddettiği de vurgulandı. Erdoğanın Gülen Hocaefendi hakkında kırmızı bültenle çıkarılacağı iddiası üzerine neden olmasın? dediği de aktarıldı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.03.2014
YouTubeveFacebook’ukapatmaaçıklamasıdünyabasınındaYouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
YouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Zaman
07.03.2014
11:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, 30 Mart seçimlerinin ardından YouTube ve Facebooku kapatabilecekleri yönündeki açıklaması dünya basınında yankı buldu.AP haber ajansı, bir yolsuzluk skandalı kapsamında kavga veren Erdoğanın, YouTube ve Facebooku kapatmak da dahil olmak üzere internete sansürde daha ileri gitme tehdidinde bulunduğunu yazdı. Başbakan Erdoğan ve oğlu arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarının internete düştüğü hatırlatılan haberde, başbakanın bazı kayıtların sahte olduğunu savunduğu ve konuyla ilgili Fethullah Gülen Hocaefendinin takipçilerini suçladığı belirtildi.Reuters ise Erdoğanın, söz konusu iki sosyal paylaşım sitesinin, siyasi hasımları tarafından kötüye kullanıldığı kanaatinde olduğunu aktardı. Haberde, Erdoğanın Bu konuda kararlıyız. Bu milleti Facebooka, YouTubea yedirmeyiz. ifadelerine yer verildi. Reuters, sosyal medyada yayınlanan son ses kayıtlarında Erdoğan olduğu iddia edilen kişinin, iki gazetecinin Milliyetten kovulması için girişimde bulunduğunu da ekledi.Haberde ayrıca, Fethullah Gülen Hocaefendinin, Erdoğanın dinleme olayları ile ilgili suçlamalarını reddettiği de vurgulandı. Erdoğanın Gülen Hocaefendi hakkında kırmızı bültenle çıkarılacağı iddiası üzerine neden olmasın? dediği de aktarıldı.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
YouTubeveFacebook’ukapatmaaçıklamasıdünyabasınındaYouTube ve Facebook’u kapatma açıklaması dünya basınında
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Haberler.com
06.03.2014
12:59
Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Camianın bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir.
Haberler.com
Son Dakika
06.03.2014
GazeteciveYazarlarVakfındanAçıklamaAçıklamasıGazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Gazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
Haberler.com
06.03.2014
12:53
Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Camianın bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir.
Haberler.com
Güncel
06.03.2014
GazeteciveYazarlarVakfındanAçıklamaAçıklamasıGazeteci ve Yazarlar Vakfı ndan Açıklama Açıklaması
GYV'den iftiralara 6 maddelik sert cevap
Zaman
06.03.2014
11:00
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, kamuoyunun gündemine oturan yolsuzluklar ve rüşvet operasyonları sonrası Hizmet Camiasına atılan iftiralarla ilgili bir açıklama yaptı.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Yolsuzluklar Ve Hizmet Camiasına İftiralar başlıklı açıklaması şöyle;17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile başlayan ve hükümetin dört bakanının istifasıyla devam eden, 10 bine yakın emniyet ve yargı mensubunun sürülmesiyle de başka bir boyut kazanan sancılı bir süreçten geçmekteyiz.Bu süreçte hükümet, yolsuzlukların üzerine gitmesi gerekirken, bunun aksine evrensel hukukla ve demokrasi ilkeleri ile bağdaşmayan yasaları hızla çıkartarak kamuoyunun gündemini değiştirmek istemiştir.30 Martta yapılacak olan mahalli seçimlerin de soruşturulamamış bu yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının gölgesi altında yapılacağı bir gerçektir.Sayın Başbakan tarihi yolsuzluk operasyonunu hükümete darbe olarak kamuoyuna sunmuş ve bunu önce hükümete yakın medyada, sonra da akla hayale gelmedik yalan ve iftiralarla miting meydanlarında seslendirerek Hizmet Camiasını hedef almıştır.Sayın Başbakanın kullandığı bu argümanların ve ayrıştırıcı dilin; insanımızın ruh sağlığını bozduğunu, toplumsal barışı dinamitlediğini, kin ve nefret tohumları saçarak bir şiddet alt yapısı oluşturduğunu üzüntü ve endişeyle izlemekteyiz.Bu cümleden hareketle;1- Yarım asrı aşkın bir süredir, ülkesine ve insanlığa hizmet etmeyi hayatının yegâne gayesi haline getirmiş ve bunu sadece Hakkın rızasına bağlamış olan Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapılmakta olan itibar suikastı, vicdanları derinden yaralamaktadır.2- Hiçbir demokratik ülkede yaşanması mümkün olmayacak şekilde siyasi iktidar, devletin bütün imkânları ile millete ait sivil kuruluşları hedef alma ve bu kuruluşları düşmanlaştırma çabası içindedir.3- Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Câmianın; bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir. Bu iddia büyük bir yalandır. Sağduyulu milletimiz bugüne kadar doğrunun nerede olduğunu bilmiş ve tercihini de o yönde kullanmıştır. Kimsenin kimseden akıl almaya ihtiyacı yoktur.4- Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Aksi halde müfteridir.5- Yaklaşık 50 yıldır, öncelikle milletimizin ve dünya kamuoyunun güven testinden defalarca anlının akıyla çıkmış olan Hizmet Camiasının bu güveni zedeleyecek ne insani, ne İslami, ne de hukuki açıdan hiçbir suiistimali olmamıştır. Siyaset meydanlarında insafsızca tekrar edilen; şantaj, tehdit, komplo ve kumpas iftiraları kabul edilemez.6- Hizmet camiasının milyonlarca gönüllüsüne ve Vakfımızın Onursal Başkanı Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye akla hayale gelmez iftira ve bühtanlar atılırken, adeta dilsiz ve hissiz kesilmiş bir kısım ilim ve din erbabını da büyük bir hayal kırıklığı ile izliyor, onların bu tarafsızlık görünümlü suskunluklarını milletimizin engin vicdanına havale ediyoruz.Kamuoyuna saygı ile duyurulurGAZETECİLER ve YAZARLAR VAKFI
Zaman
Son Dakika
06.03.2014
GYVdeniftiralara6maddeliksertcevapGYVden iftiralara 6 maddelik sert cevap
GYV'den iftiralara 6 maddelik sert cevap
Zaman
06.03.2014
11:00
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, kamuoyunun gündemine oturan yolsuzluklar ve rüşvet operasyonları sonrası Hizmet Camiasına atılan iftiralarla ilgili bir açıklama yaptı.Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Yolsuzluklar Ve Hizmet Camiasına İftiralar başlıklı açıklaması şöyle;17 Aralık yolsuzluk operasyonu ile başlayan ve hükümetin dört bakanının istifasıyla devam eden, 10 bine yakın emniyet ve yargı mensubunun sürülmesiyle de başka bir boyut kazanan sancılı bir süreçten geçmekteyiz.Bu süreçte hükümet, yolsuzlukların üzerine gitmesi gerekirken, bunun aksine evrensel hukukla ve demokrasi ilkeleri ile bağdaşmayan yasaları hızla çıkartarak kamuoyunun gündemini değiştirmek istemiştir.30 Martta yapılacak olan mahalli seçimlerin de soruşturulamamış bu yolsuzluk ve hukuksuzluk iddialarının gölgesi altında yapılacağı bir gerçektir.Sayın Başbakan tarihi yolsuzluk operasyonunu hükümete darbe olarak kamuoyuna sunmuş ve bunu önce hükümete yakın medyada, sonra da akla hayale gelmedik yalan ve iftiralarla miting meydanlarında seslendirerek Hizmet Camiasını hedef almıştır.Sayın Başbakanın kullandığı bu argümanların ve ayrıştırıcı dilin; insanımızın ruh sağlığını bozduğunu, toplumsal barışı dinamitlediğini, kin ve nefret tohumları saçarak bir şiddet alt yapısı oluşturduğunu üzüntü ve endişeyle izlemekteyiz.Bu cümleden hareketle;1- Yarım asrı aşkın bir süredir, ülkesine ve insanlığa hizmet etmeyi hayatının yegâne gayesi haline getirmiş ve bunu sadece Hakkın rızasına bağlamış olan Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapılmakta olan itibar suikastı, vicdanları derinden yaralamaktadır.2- Hiçbir demokratik ülkede yaşanması mümkün olmayacak şekilde siyasi iktidar, devletin bütün imkânları ile millete ait sivil kuruluşları hedef alma ve bu kuruluşları düşmanlaştırma çabası içindedir.3- Önceki açıklamalarımızda ifade edildiği gibi, farklı siyasi düşüncelerden milyonlarca gönüllü destekçiye sahip olan Câmianın; bir siyasi parti kurması, kurdurması ya da son günlerde sıklıkla dile getirilen ve asılsız bir iddia olan bir partiyle ittifakı kesinlikle söz konusu değildir. Bu iddia büyük bir yalandır. Sağduyulu milletimiz bugüne kadar doğrunun nerede olduğunu bilmiş ve tercihini de o yönde kullanmıştır. Kimsenin kimseden akıl almaya ihtiyacı yoktur.4- Bir kabine üyesi, dershaneler konusunda Camiaya mensup kişiler tarafından Başbakanın tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu kabul edilemez iddianın sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Aksi halde müfteridir.5- Yaklaşık 50 yıldır, öncelikle milletimizin ve dünya kamuoyunun güven testinden defalarca anlının akıyla çıkmış olan Hizmet Camiasının bu güveni zedeleyecek ne insani, ne İslami, ne de hukuki açıdan hiçbir suiistimali olmamıştır. Siyaset meydanlarında insafsızca tekrar edilen; şantaj, tehdit, komplo ve kumpas iftiraları kabul edilemez.6- Hizmet camiasının milyonlarca gönüllüsüne ve Vakfımızın Onursal Başkanı Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendiye akla hayale gelmez iftira ve bühtanlar atılırken, adeta dilsiz ve hissiz kesilmiş bir kısım ilim ve din erbabını da büyük bir hayal kırıklığı ile izliyor, onların bu tarafsızlık görünümlü suskunluklarını milletimizin engin vicdanına havale ediyoruz.Kamuoyuna saygı ile duyurulurGAZETECİLER ve YAZARLAR VAKFI
Zaman
Ana Sayfa
06.03.2014
GYVdeniftiralara6maddeliksertcevapGYVden iftiralara 6 maddelik sert cevap
TGC: Doğruysa yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır
Zaman
05.03.2014
15:15
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Başbakan ile eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin arasında geçtiği öne sürülen yargıya ilişkin konuşma kaydı üzerine bir açıklama yaptı. TGC açıklamasında, Başbakan ve Ergin arasında geçen iddialar doğruysa, yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır. denildi.TGCnin yaptığı açıklamada, Başbakanın dönemin Adalet Bakanı Sadullah Erginden Aydın Doğan ile ilgili yasal bir sürece müdahale etmesini istediği ve bakanın da arzulanan sonucu almak üzere yargıyı baskı altına alma sözü verdiği iddiaları demokrasi ve basın özgürlüğü adına son derece vahimdir. Yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır. denildi. TGCnin açıklamasında şu görüşlere yer verildi: Her zaman yinelediğimiz gibi basın özgürlüğünün gerçekleşmediği kamuoyunun haber alma kanallarının tıkandığı bir ülkede demokrasiden söz etme olanağı yoktur. Eğer iddialar doğruysa, yargıya, basına yapılan bu tür müdahaleler, Türkiyenin uluslararası alandaki görünümüne de zarar verecektir. İktidarın bir an önce bu çıkmaz yoldan dönmesini diliyoruz. Söz konusu iddiaların da bir an önce açığa çıkmasını demokratik rejimin işlerliği açısından zorunlu görüyoruz.(CİHAN)
Zaman
Güncel
05.03.2014
TGCDoğruysayargıbağımsızlığıbüyükyaraalmıştırTGC Doğruysa yargı bağımsızlığı büyük yara almıştır
El Pais: Erdoğan Türkiye’yi boğuyor
Zaman
04.03.2014
14:10
spanyanın en prestijli ve çok satan gazetesi El Pais, bugünkü sayısında Erdoğan Türkiyeyi boğuyor başlıklı editoryal yazı yayınladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın siyaseten hayatta kalabilmek için özgürlükleri kısıtladığının altını çizen El Pais gazetesi, Erdoğanın davranışı Türkiyeyi tehlikeye atıyor ve son on yılda güçlükle elde edilen güvenilirliğini yerle bir ediyor. dedi. Yazıda, Erdoğan hâlâ Türkiyenin en popüler siyasetçisi olmaya devam ediyor, ancak kendisi, ailesi ve yakın çevresiyle ilgili skandalların birbirini takip etmesi ve başbakanın buna her seferinde otoriter tutumla karşılık vermesi o havasını kaybettiriyor. değerlendirmesi yapıldı. HAYATTA KALMAK İÇİN İNTERNETE SANSÜR VE YARGIYA KONTROL Son sızdırılan tapelerde Erdoğanın oğluyla evde saklı milyonlarca Euroyu yok etmenin planını yaptığını ve başbakanın da konuşmaların maniple edildiğini savunarak ses kaydını yalanladığını aktaran İspanyol gazetesi, söz konusu kayıtların Aralık ayında geniş çaplı yolsuzluk soruşturması çerçevesinde yapıldığını hatırlattı. İslamcı hükümet bu soruşturmaları, - resmî söyleme göre- Başbakanın tüm kötülüklerinin kışkırtıcısı Fethullah Gülenin sempatizanı savcı ve polislere bağlıyor. diyen El Pais, Erdoğanın her türden komplolarının, iç ve dış (gazeteci, polis, yargı, finans) birçok Türkü etkilemeye başladığını ve bu kuşkuculuğunun gelecek seçimlerde kendisine pahalıya mal olabileceğine değindi. Başyazıda, Başbakan Erdoğan ve hükümetinin hayatta kalabilmek için, birçok polis ve savcıyı görevden almanın ve rekor sayıda gazeteciyi hapsetmenin dışında, zayıf muhalefet ve Avrupa kurumlarının itirazlarına rağmen, interneti şiddetli yasaklayan ve yargı kontrolünü yürütmeye veren kanunları onayladığı ifade edildi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
04.03.2014
ElPaisErdoğanTürkiye’yiboğuyorEl Pais Erdoğan Türkiye’yi boğuyor
El Pais: Erdoğan Türkiye’yi boğuyor
Zaman
04.03.2014
14:00
spanyanın en prestijli ve çok satan gazetesi El Pais, bugünkü sayısında Erdoğan Türkiyeyi boğuyor başlıklı editoryal yazı yayınladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın siyaseten hayatta kalabilmek için özgürlükleri kısıtladığının altını çizen El Pais gazetesi, Erdoğanın davranışı Türkiyeyi tehlikeye atıyor ve son on yılda güçlükle elde edilen güvenilirliğini yerle bir ediyor. dedi. Yazıda, Erdoğan hâlâ Türkiyenin en popüler siyasetçisi olmaya devam ediyor, ancak kendisi, ailesi ve yakın çevresiyle ilgili skandalların birbirini takip etmesi ve başbakanın buna her seferinde otoriter tutumla karşılık vermesi o havasını kaybettiriyor. değerlendirmesi yapıldı. HAYATTA KALMAK İÇİN İNTERNETE SANSÜR VE YARGIYA KONTROL Son sızdırılan tapelerde Erdoğanın oğluyla evde saklı milyonlarca Euroyu yok etmenin planını yaptığını ve başbakanın da konuşmaların maniple edildiğini savunarak ses kaydını yalanladığını aktaran İspanyol gazetesi, söz konusu kayıtların Aralık ayında geniş çaplı yolsuzluk soruşturması çerçevesinde yapıldığını hatırlattı. İslamcı hükümet bu soruşturmaları, - resmî söyleme göre- Başbakanın tüm kötülüklerinin kışkırtıcısı Fethullah Gülenin sempatizanı savcı ve polislere bağlıyor. diyen El Pais, Erdoğanın her türden komplolarının, iç ve dış (gazeteci, polis, yargı, finans) birçok Türkü etkilemeye başladığını ve bu kuşkuculuğunun gelecek seçimlerde kendisine pahalıya mal olabileceğine değindi. Başyazıda, Başbakan Erdoğan ve hükümetinin hayatta kalabilmek için, birçok polis ve savcıyı görevden almanın ve rekor sayıda gazeteciyi hapsetmenin dışında, zayıf muhalefet ve Avrupa kurumlarının itirazlarına rağmen, interneti şiddetli yasaklayan ve yargı kontrolünü yürütmeye veren kanunları onayladığı ifade edildi.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
04.03.2014
ElPaisErdoğanTürkiye’yiboğuyorEl Pais Erdoğan Türkiye’yi boğuyor
Mustafa Ünal - 17 Aralık, milli güvenlik sorunu
Zaman
02.03.2014
02:18
Anadolu insanı müşfiktir. Suçluyu kolay affeder. Ama ‘hem suçlu hem güçlüyü’ asla affetmez. O yüzden bu topraklarda sesini yükselten suçlulara pek az rastlanır.Tespit onun: ‘Sesinin bu kadar çok yüksek çıkması, bir suçluluk psikolojisinin gereğidir.’ Muhatabının farklı olması gerçeği değiştirmez. Sağa sola salvolar, suçluluktan. O psikolojiden kurtulmak zor. Kan çeker.Olay yeri 17 Aralık. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu. Öyle iddia edildiği gibi siyasete darbe falan değil. Suçüstü hali söz konusu. Ayakkabı kutuları, para kasaları, telefon kayıtları var. Siyasi sonuç doğurmaması mümkün mü? İlk dokunuşta 4 bakan koltuğundan oldu. Tablo çok ağır. Genç bir İranlının avucunda oynattığı siyasetçiler. Nerelere uzandığı belirsiz. Önü kesildi. Duvar örüldü. Sadece yolsuzluk değil. Bir ‘devlet sorunu’ bu.Böyle bir trafiği hiçbir ülke kabul etmez. Muz cumhuriyetleri dahil. MGK’nın derinliğine soruşturması gereken bir konu. Ama tam tersi, MGK’nın gündemi 17 Aralık’ı örtmek için ‘paralel yapı’ adı altında Camia’ya karşı eylem planı geliştirmekle meşgul. Hem de oybirliğiyle topyekûn mücadele kararlılığıyla. Tıpkı 28 Şubat’ta olduğu gibi.17 Aralık gerçek. Paralel yapı ise sanal, şu an için evhamdan ibaret. Hukuken de siyaseten de tanımlanabilmiş değil. İrtica gibi her derde deva bir kavram. Ne olduğu belirsiz genç bir İranlının hükümete sızması bir ‘ulusal güvenlik’ meselesidir. Sözüm hükümete değil. Başta Cumhurbaşkanı, o masanın etrafındakiler buna kayıtsız kalamaz.Onların ‘ulusal güvenliği tehdide karşı devleti koruma’ görevi var. 17 Aralık’ın ekonomi boyutu da devlet sorunu. İşin içinde en üst düzeyde siyasetçiler var. Ortaya saçılan belgeler, dokümanlar yenilir yutulur cinsten değil. İddialar çok ağır. 17 Aralık’ı unutturma çabaları sonuç vermedi. 26 Şubat süreciyle falan da engellenemez.Vatandaş ne olup bittiğinin farkında. Hukuk tıkandı. Devlet işlemiyor. Büyük bir gürültüyle mülkün temeli çöktü. Son tahliyelerden sonra “17 Aralık sıfırlandı. İçeride kimse kalmadı.” diyebilirsiniz. Doğru, o genç İranlı ve bakan çocukları, 28 Şubat günü serbest kaldı. Tutuksuz yargılanacaklar.Olağan bir sürecin sonunda mı? Hayır. Türkiye olağanüstü 73 gün yaşadı. Hukuka darbe yapıldı. Soruşturmanın polisleri görevlerinden alındı. Yetmedi, çevresindekiler emniyet birimleri dağıtıldı. Türkiye genelinde 9 bin polisin görev yeri değişti. Savcı Celal Kara dosyadan uzaklaştırıldı. Yeni savcılar atandı.İstanbul emniyet müdürü değiştirildi. Emniyet basına kapatıldı. Yetmedi, dosyanın bulunduğu Çağlayan Adliyesi’ndeki yargı mensupları hallaç pamuğu gibi dağıtıldı. Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirildi. Tekme, tokat ve kan dökülerek HSYK Adalet Bakanı’na bağlandı.Üç savcı, 15 Aralık’tan sonraki dinleme ve fizikî takip delillerini imha talimatı verdi. Sonra da ‘tahliyeler’ geldi. MHP’li Faruk Bal, dün Meclis kürsüsünde bir iddiayı gündeme getirdi. Bal, genç İranlı ile bakan çocuklarını serbest bırakan Hakim İslam Çiçek’in Facebook sayfasında Başbakan Erdoğan fotoğrafıyla beraber ‘Allah uzun ömür versin uzun adam’ notunun yer aldığını söyledi.Yoruma gerek var mı?Şimdi, Hak yerini buldu mu? Buna kim ‘evet’ diyebilir. Hak yerini olağan yargı sürecinin sonunda ancak bulur. Sahi, bakan fezlekeleri ne oldu? Adalet Bakanı hakkında iki fezleke var. Şaka değil gerçek. Yargıya müdahaleden üstelik. Nerede o fezlekeler? ‘Bir başbakanın evinde nasıl 1 milyar dolar para olur?’ Bu sadece bir muhalefet liderinin sorusu değil. Türkiye’nin cevabını beklediği soru.17 Aralık sonrası yaşananlar bir ‘milli güvenlik ve devlet sorunu’ değil mi? MGK’nın bundan başka gündemi olabilir mi? Hiçbir devlet bu tabloyu taşıyamaz. 17 Aralık’tan çıkabilmek için devleti, yargıyı, istihbaratı ‘partileştirme’ bir anayasa sorunu değil mi?Öteki Türkiye çok rahatsız. Hak yerini bulmadığı için çok tedirgin. Ve çok kaygılı.
Zaman
Köşe Yazıları
02.03.2014
MustafaÜnal-17AralıkmilligüvenliksorunuMustafa Ünal - 17 Aralık milli güvenlik sorunu
Başbakan’ın ses kaydı savunması inandırıcı değil
Zaman
28.02.2014
02:18
Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’yi sarsan ses kayıtlarıyla ilgili yaptığı savunma inandırıcı bulunmadı. Siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri, toplumun ikna olması için ses kayıtlarının yurtdışındaki tarafsız kuruluşlar tarafından incelenmesi gerektiğini belirtiyor.Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında gerçekleştiği iddia edilen ses kayıtlarının yankıları sürüyor. Ses kaydını ‘vahim bir olay’ olarak değerlendiren siyasetçiler ve hukukçular, kayıtların gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve toplumun ikna edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, Başbakan Erdoğan’ın daha önce gündeme getirdiği Kabataş olayı, camide içki içilme olaylarının gerçek olmadığı, dolayısıyla Başbakan’ın inandırıcılığını kaybettiğine dikkat çekiyor. AK Parti’den istifa eden milletvekillerinden İdris Bal, Başbakan’ın suçüstü yakalandığını kaydederken Haluk Özdalga, “Bu konuşmada son derecede ağır ithamlar var. Son derece vahim bir durum var ortada.” diyor. Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Böyle bir durum hepimizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Doğruysa bunu bir yere oturtmak o kadar zor ki. Bir başbakanın böyle bir skandaldan sonra politik hayatını sonlandırması trajik olur.” yorumunu yapıyor. Görüşler özetle şöyle:CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak: Toplumun değer yargıları yok ediliyorEldeki yatak odasında gözün gördüğü paralara dahi kılıf bulmaya çalıştığı için Kabataş’taki o kadına şöyle böyle yapıldı dediği için, camide içki içildi dediği için, rüşvetle yolsuzlukla suçüstü yakalanan bakan çocuklarını koruduğu için Başbakan’ın inandırıcılığı kalmadı. Başbakan’ın tavrı toplumdaki değer yargılarını yok ediyor. Başbakan’ın elinin altında TİB diye bir kurum var. Ondan resmi görüş istenebilir, bunların kanıtları her zaman istenirse bulunabilir. İftira mı değil mi diye. Bir de şey var kızı Ankara’dan İstanbul’a gitmiş mi? Ona bakmak lazım. Eğer bu telefondan sonra kızı Ankara’dan İstanbul’a gitmişse bu olay bir nevi belgelerle kanıtlardan bir tanesi oluyor. Böyle bir olay kanunun, hukukun idare ettiği başka bir ülkede olsa 24 saatte o koltukta oturmaması lazım.Eski AK Parti Milletvekili İdris Bal: Bu bir suçüstüdürSes kayıtları ciddiye alınması gereken bir durum. Bu bir suçüstüdür. Bir Başbakan’ın aldığı para bellidir. Zengin bile olsa işadamı da olsa, evinde tırlarla kamyonlarla taşınmaz, evde durmaz. Legal para evde durmaz. Demek ki burada legal olmayan gayri meşru bir para var. Böyle bir durum birinci sınıf demokrasilerde olsaydı Avrupa ülkesinde ABD’de olsaydı Japonya’da olsaydı, Başbakan ya da Bakan kimse söz konusu kişi istifa ederdi. İşin açıklığa kavuşmasını beklerdi.Eski AK Parti Milletvekili Haluk Özdalga: Bağımsız soruşturmanın önü açılmalıBu konuşmada son derecede ağır ithamlar var. Son derece vahim bir durum var ortada. Bununla ilgili yapılması gereken bağımsız bir soruşturmanın ve incelemenin önünün açılması. Bu iddialar ortada kalamaz. Soruşturmanın ve incelemenin önünün açılması gerekiyor. Ortaya çıkan kayıttan kanıtlanan iddiaların ve bu görüşmenin gerçek olup olmadığının tespit edilmesi teknik olarak basit ve kolay bir iş. Bu orijinal kaydın gerekirse Türkiye dışındaki tarafsız uzman kuruluşlar tarafından dinlenmesi ile yapılması gerekiyor.Eski DP Milletvekili Ümmet Kandoğan: TİB’den kayıtları alınabilir, hükümet yargının önünü açmalıBaşbakan eğer ses kayıtlarının yasadışı olduğunu iddia ediyorsa yapması gereken bağımsız inceleme kuruluşlarına başvurarak ses kayıtlarının montaj olup olmadığını öğrenmektir. TİB Başkanlığı’ndan bunların kaydı çok rahat olarak alınabilir. Ama bütün bunlar yapılmadan montajdır şeklindeki sözlerin kamuoyunda bir karşılığı olmadığını söyleyebilirim. Ülkedeki huzuru ve sükunu bizzat Başbakan bozmaktadır. Toplumun geniş kesimleriyle bu kavganın devam etmesi halinde durum çok kötü bir hal alacaktır.Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu: Baskı ve manipülasyondan uzak bir araştırma yapılmalıBaşbakan’ın oğluyla yapmış olduğu konuşmanın gerçekliğinin ortaya çıkarılması lazım. Araştırılırken de bir manipülasyon olmamalı, bu konuyu araştıran birimler herhangi bir baskıya uğramaksızın işlerini yapmalı. Sağlam delillerle, teknolojinin tüm imkânları kullanılarak yapılmalı. Doğruysa bunu bir yere oturtmak o kadar zor ki. Bir başbakanın böyle bir skandaldan sonra politik hayatını sonlandırması trajik olur. Ama montaj varsa, kim yaptıysa cezasını alması hukuk devletinin bir gereğidir.Eski Türk Ocakları Başkanı ve ASO Meclis Başkanı Nuri Gürgür: İnandırıcı bir araştırma yapılmalıBu konu toplumda inandırıcılığı olacak şekilde ciddi bir araştırma konusu yapılmalı. Bununla ilgili sonu
Zaman
Ana Sayfa
28.02.2014
Başbakan’ınseskaydısavunmasıinandırıcıdeğilBaşbakan’ın ses kaydı savunması inandırıcı değil
Başbakan’ın ses kaydı savunması inandırıcı değil
Zaman
28.02.2014
02:09
Başbakan Erdoğan’ın, Türkiye’yi sarsan ses kayıtlarıyla ilgili yaptığı savunma inandırıcı bulunmadı. Siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri, toplumun ikna olması için ses kayıtlarının yurtdışındaki tarafsız kuruluşlar tarafından incelenmesi gerektiğini belirtiyor.Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında gerçekleştiği iddia edilen ses kayıtlarının yankıları sürüyor. Ses kaydını ‘vahim bir olay’ olarak değerlendiren siyasetçiler ve hukukçular, kayıtların gerçekliğinin ortaya çıkarılması ve toplumun ikna edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, Başbakan Erdoğan’ın daha önce gündeme getirdiği Kabataş olayı, camide içki içilme olaylarının gerçek olmadığı, dolayısıyla Başbakan’ın inandırıcılığını kaybettiğine dikkat çekiyor. AK Parti’den istifa eden milletvekillerinden İdris Bal, Başbakan’ın suçüstü yakalandığını kaydederken Haluk Özdalga, “Bu konuşmada son derecede ağır ithamlar var. Son derece vahim bir durum var ortada.” diyor. Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu, “Böyle bir durum hepimizi hayal kırıklığına uğratacaktır. Doğruysa bunu bir yere oturtmak o kadar zor ki. Bir başbakanın böyle bir skandaldan sonra politik hayatını sonlandırması trajik olur.” yorumunu yapıyor. Görüşler özetle şöyle:CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak: Toplumun değer yargıları yok ediliyorEldeki yatak odasında gözün gördüğü paralara dahi kılıf bulmaya çalıştığı için Kabataş’taki o kadına şöyle böyle yapıldı dediği için, camide içki içildi dediği için, rüşvetle yolsuzlukla suçüstü yakalanan bakan çocuklarını koruduğu için Başbakan’ın inandırıcılığı kalmadı. Başbakan’ın tavrı toplumdaki değer yargılarını yok ediyor. Başbakan’ın elinin altında TİB diye bir kurum var. Ondan resmi görüş istenebilir, bunların kanıtları her zaman istenirse bulunabilir. İftira mı değil mi diye. Bir de şey var kızı Ankara’dan İstanbul’a gitmiş mi? Ona bakmak lazım. Eğer bu telefondan sonra kızı Ankara’dan İstanbul’a gitmişse bu olay bir nevi belgelerle kanıtlardan bir tanesi oluyor. Böyle bir olay kanunun, hukukun idare ettiği başka bir ülkede olsa 24 saatte o koltukta oturmaması lazım.Eski AK Parti Milletvekili İdris Bal: Bu bir suçüstüdürSes kayıtları ciddiye alınması gereken bir durum. Bu bir suçüstüdür. Bir Başbakan’ın aldığı para bellidir. Zengin bile olsa işadamı da olsa, evinde tırlarla kamyonlarla taşınmaz, evde durmaz. Legal para evde durmaz. Demek ki burada legal olmayan gayri meşru bir para var. Böyle bir durum birinci sınıf demokrasilerde olsaydı Avrupa ülkesinde ABD’de olsaydı Japonya’da olsaydı, Başbakan ya da Bakan kimse söz konusu kişi istifa ederdi. İşin açıklığa kavuşmasını beklerdi.Eski AK Parti Milletvekili Haluk Özdalga: Bağımsız soruşturmanın önü açılmalıBu konuşmada son derecede ağır ithamlar var. Son derece vahim bir durum var ortada. Bununla ilgili yapılması gereken bağımsız bir soruşturmanın ve incelemenin önünün açılması. Bu iddialar ortada kalamaz. Soruşturmanın ve incelemenin önünün açılması gerekiyor. Ortaya çıkan kayıttan kanıtlanan iddiaların ve bu görüşmenin gerçek olup olmadığının tespit edilmesi teknik olarak basit ve kolay bir iş. Bu orijinal kaydın gerekirse Türkiye dışındaki tarafsız uzman kuruluşlar tarafından dinlenmesi ile yapılması gerekiyor.Eski DP Milletvekili Ümmet Kandoğan: TİB’den kayıtları alınabilir, hükümet yargının önünü açmalıBaşbakan eğer ses kayıtlarının yasadışı olduğunu iddia ediyorsa yapması gereken bağımsız inceleme kuruluşlarına başvurarak ses kayıtlarının montaj olup olmadığını öğrenmektir. TİB Başkanlığı’ndan bunların kaydı çok rahat olarak alınabilir. Ama bütün bunlar yapılmadan montajdır şeklindeki sözlerin kamuoyunda bir karşılığı olmadığını söyleyebilirim. Ülkedeki huzuru ve sükunu bizzat Başbakan bozmaktadır. Toplumun geniş kesimleriyle bu kavganın devam etmesi halinde durum çok kötü bir hal alacaktır.Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu: Baskı ve manipülasyondan uzak bir araştırma yapılmalıBaşbakan’ın oğluyla yapmış olduğu konuşmanın gerçekliğinin ortaya çıkarılması lazım. Araştırılırken de bir manipülasyon olmamalı, bu konuyu araştıran birimler herhangi bir baskıya uğramaksızın işlerini yapmalı. Sağlam delillerle, teknolojinin tüm imkânları kullanılarak yapılmalı. Doğruysa bunu bir yere oturtmak o kadar zor ki. Bir başbakanın böyle bir skandaldan sonra politik hayatını sonlandırması trajik olur. Ama montaj varsa, kim yaptıysa cezasını alması hukuk devletinin bir gereğidir.Eski Türk Ocakları Başkanı ve ASO Meclis Başkanı Nuri Gürgür: İnandırıcı bir araştırma yapılmalıBu konu toplumda inandırıcılığı olacak şekilde ciddi bir araştırma konusu yapılmalı. Bununla ilgili sonu
Zaman
Politika
28.02.2014
Başbakan’ınseskaydısavunmasıinandırıcıdeğilBaşbakan’ın ses kaydı savunması inandırıcı değil
Kriptolu telefonlara bakan 5 kişi görevden alındı
Zaman
26.02.2014
15:29
Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık, Başbakan Erdoğanın dünkü grup toplantısında Kriptolu telefonlar dinlenmiş açıklaması ardından 5 kişinin görevden alındığını açıkladı.Işık, Dün Başbakanımızın bir açıklamasıyla BİLGEMde kriptolu telefonlara bakan 5 kişi izne ayrıldı ve kurumla irtibatları kesildi. Bu inceleme bitene kadar da sonuç ortaya çıkana kadar da bu konudaki çalışmamız bitecek. 2 soruşturma açılmasını istedim. Birincisi idari soruşturma açılacak, ikincisi de teknik inceleme daha öncede verdiğim talimatın yoğunlaştırılmasını tekrar arkadaşlarıma söyledim. diye konuştu.Fikri Işık, Siyaset, Ekonomi ve Topum Araştırma (SETA) Vakfının düzenlediği Arge ve İnavasyon konulu panele katıldı. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık, çıkışta gazetecilerin sorularını cevapladı. Başbakanın kullandığı telefonun yazılımının değiştiği yönündeki haberlere bir açıklama getirir misiniz? sorusu üzerine Işık, Sayın başbakanımızın telefonu dinlenmiş. 17 Aralık süreciyle ortaya çıkan net bir durum. Benim Bakanlık görevine atanmam Bakanlık Kurulu değişikliği ile oldu ve özellikle Şubat ayı başında Bilim Kurulu kararıyla görevine son verilen BİLGEM Başkanından sonra yeni Bilgem başkanına yeni verdiğim talimat kesinlikle kriptolu telefonların incelenmesi bunun 3 fazlı bir incelemeyle yapılması. Bu talimat dün verilmedi. 1 Şubat tarihi itibariyle göreve gelen BİLGEM Başkanı Prof. Dr. Arif Ergine verdiğimiz bir talimattır. O da bu sistemin güvenliğini donanımını ve yazılımını mutlaka bir incelemeye alacağız. karşılığını verdi. Başbakan dün TÜBİTAK ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Orada bazı düzenlemelerin yapıldığı anlaşılıyor. Bu görevden almalar şeklinde mi yoksa bir kanunla TÜBİTAKın tüm fonksiyonlarının yeniden gözden geçirilmesi şeklinde mi? diye soran basın mensuplarına Işık, şöyle cevap verdi:Hayır şöyle TÜBİTAKın kendi kuruluş kanunu var. Bir kamu kurumu olup ta iş kanunuyla yürüyen bir kurum. Yani devlet memurları 657ye tabi değil, Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi bir kurum işleyiş açısından. Sayın Başbakanın dün bahsettiği gibi maalesef orada bu paralel yapının, sızma girişiminde en fazla bulunduğu kurumlardan bir tanesi. Bu konuyla ilgili biz de hassasiyetle çalışıyoruz. Burada kesinlikle devletin güvenliği ile ilgili noktalarda devletin kendi hiyarerşisi içinde amirinden emir almayıp ta abisinden emir alan bir yaklaşımı asla kabul etmeyiz ve tespitlerimiz neyse gereğini yaparız. Bunu bir kendi mevzuatı ve mekanizması var.Görevden alınan personellerle ilgili de Bakan Işık şu değerlendirmeyi yaptı:Şu ana kadar görevden aldığımız personel var. Sayı olarak Bilim Kurulu kararıyla alınan arkadaşlar var. Gündemde olan Hasan Palaz gibi isimler var. Biliyorsunuz o vekaleten Başkan Yardımcılığı yapıyordu, asaleten de BİLGEM Başkanlığı yapıyordu. Bir başka Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Başkanı görevden alındı. Bununla ilgili bazı şeyler var ama her görevden alma bu yapıyla ilgili demek doğru değil, insanların bir onuru var. Eğer bu yapıyla alakalı diye bir toptancı yaklaşımımız yok. Ne bir cadı avı, ne de devlet içine çöreklenmiş bu yapıya müsamahamız var.SES KAYITLARI MONTAJ, UZMAN İNCELEMESİNE GEREK BİLE YOKAn itibariyle devlet yöneticilerine yeni bir telefon dağıtılmasının söz konusu olmadığını dile getiren Işık, Başbakana ait olduğu iddia edilen ses kayıtları için de Profesyonel incelemeye gerek yok, kesinlikle montaj değerlendirmesini yaptı.Basın mensuplarının ses kayıtlarıyla ilgili sorusu üzerine Işık, Ses kayıtlarını ilk dinlediğimde çok açık bir montaj olduğunu hissettim. Daha sonra biraz daha detaylı olarak baktığımda, sayın Başbakanın Konyada olduğu halde Ankarada, 2 kişi konuşurken birisi kısık sesle konuşurken diğerinin bağırması, psikolojik açıdan normal olmaz bu çok açık bir şekilde montaj. Eğer başbakanlık TÜBİTAKtan teknik bir inceleme isterse yaparız, ama teknik incelemeye gerek kalmayacak kadar açık bir montaj olduğu ortada. Bunu başka bir teknik incelemeye gerek kalmadan söyleyebiliriz. diye konuştu.Başbakan kriptolu telefonların dinlenildiğini biliyoruz diyor. TÜBİTAK içinden mi dinlenildiği şüphesi var yoksa dışardan mı? sorusu üzerine Bakan Işık, Burada pek çok yöntem mümkün zaten şu anda bildiğimiz şey kriptolu telefonların dinlendiği. Ama kimin dinlediği ve nasıl dinlediği bu teknik incelemeden sonra ortaya çıkacak. Şimdi bu teknik inceleme bitmeden şöyle olmuştur demem mümkün değil. Ama bu dinlemenin pek çok yöntemi olduğunu biliyoruz. ifadelerini kullandı.KILIÇDAROĞLU AĞRI DAĞINI KONYADA MI SANIYORSes kayıtlarıyla ilgili Kılıçdaroğlunun açıklamalarını sert bir dille eleştiren Fikri Işık, Dün sayın Kılıçdaroğlu bu ses Ağrı dağı kadar gerçektir diyor. Herhalde sayın Kılıçdaroğlu Ağrı dağını Konyada sanıyor. Bu kadar açık ve net montajı görmüyorsa, herhalde Ağrı dağının yerini de bilmiyor diye düşünüyorum. ş
Zaman
Son Dakika
26.02.2014
Kriptolutelefonlarabakan5kişigörevdenalındıKriptolu telefonlara bakan 5 kişi görevden alındı
Kriptolu telefonlara bakan 5 kişi görevden alındı
Zaman
26.02.2014
15:29
Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık, Başbakan Erdoğanın dünkü grup toplantısında Kriptolu telefonlar dinlenmiş açıklaması ardından 5 kişinin görevden alındığını açıkladı.Işık, Dün Başbakanımızın bir açıklamasıyla BİLGEMde kriptolu telefonlara bakan 5 kişi izne ayrıldı ve kurumla irtibatları kesildi. Bu inceleme bitene kadar da sonuç ortaya çıkana kadar da bu konudaki çalışmamız bitecek. 2 soruşturma açılmasını istedim. Birincisi idari soruşturma açılacak, ikincisi de teknik inceleme daha öncede verdiğim talimatın yoğunlaştırılmasını tekrar arkadaşlarıma söyledim. diye konuştu.Fikri Işık, Siyaset, Ekonomi ve Topum Araştırma (SETA) Vakfının düzenlediği Arge ve İnavasyon konulu panele katıldı. Bilim, Teknoloji ve Sanayi Bakanı Fikri Işık, çıkışta gazetecilerin sorularını cevapladı. Başbakanın kullandığı telefonun yazılımının değiştiği yönündeki haberlere bir açıklama getirir misiniz? sorusu üzerine Işık, Sayın başbakanımızın telefonu dinlenmiş. 17 Aralık süreciyle ortaya çıkan net bir durum. Benim Bakanlık görevine atanmam Bakanlık Kurulu değişikliği ile oldu ve özellikle Şubat ayı başında Bilim Kurulu kararıyla görevine son verilen BİLGEM Başkanından sonra yeni Bilgem başkanına yeni verdiğim talimat kesinlikle kriptolu telefonların incelenmesi bunun 3 fazlı bir incelemeyle yapılması. Bu talimat dün verilmedi. 1 Şubat tarihi itibariyle göreve gelen BİLGEM Başkanı Prof. Dr. Arif Ergine verdiğimiz bir talimattır. O da bu sistemin güvenliğini donanımını ve yazılımını mutlaka bir incelemeye alacağız. karşılığını verdi. Başbakan dün TÜBİTAK ile ilgili bazı açıklamalar yaptı. Orada bazı düzenlemelerin yapıldığı anlaşılıyor. Bu görevden almalar şeklinde mi yoksa bir kanunla TÜBİTAKın tüm fonksiyonlarının yeniden gözden geçirilmesi şeklinde mi? diye soran basın mensuplarına Işık, şöyle cevap verdi:Hayır şöyle TÜBİTAKın kendi kuruluş kanunu var. Bir kamu kurumu olup ta iş kanunuyla yürüyen bir kurum. Yani devlet memurları 657ye tabi değil, Sosyal Güvenlik Kurumuna tabi bir kurum işleyiş açısından. Sayın Başbakanın dün bahsettiği gibi maalesef orada bu paralel yapının, sızma girişiminde en fazla bulunduğu kurumlardan bir tanesi. Bu konuyla ilgili biz de hassasiyetle çalışıyoruz. Burada kesinlikle devletin güvenliği ile ilgili noktalarda devletin kendi hiyarerşisi içinde amirinden emir almayıp ta abisinden emir alan bir yaklaşımı asla kabul etmeyiz ve tespitlerimiz neyse gereğini yaparız. Bunu bir kendi mevzuatı ve mekanizması var.Görevden alınan personellerle ilgili de Bakan Işık şu değerlendirmeyi yaptı:Şu ana kadar görevden aldığımız personel var. Sayı olarak Bilim Kurulu kararıyla alınan arkadaşlar var. Gündemde olan Hasan Palaz gibi isimler var. Biliyorsunuz o vekaleten Başkan Yardımcılığı yapıyordu, asaleten de BİLGEM Başkanlığı yapıyordu. Bir başka Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Başkanı görevden alındı. Bununla ilgili bazı şeyler var ama her görevden alma bu yapıyla ilgili demek doğru değil, insanların bir onuru var. Eğer bu yapıyla alakalı diye bir toptancı yaklaşımımız yok. Ne bir cadı avı, ne de devlet içine çöreklenmiş bu yapıya müsamahamız var.SES KAYITLARI MONTAJ, UZMAN İNCELEMESİNE GEREK BİLE YOKAn itibariyle devlet yöneticilerine yeni bir telefon dağıtılmasının söz konusu olmadığını dile getiren Işık, Başbakana ait olduğu iddia edilen ses kayıtları için de Profesyonel incelemeye gerek yok, kesinlikle montaj değerlendirmesini yaptı.Basın mensuplarının ses kayıtlarıyla ilgili sorusu üzerine Işık, Ses kayıtlarını ilk dinlediğimde çok açık bir montaj olduğunu hissettim. Daha sonra biraz daha detaylı olarak baktığımda, sayın Başbakanın Konyada olduğu halde Ankarada, 2 kişi konuşurken birisi kısık sesle konuşurken diğerinin bağırması, psikolojik açıdan normal olmaz bu çok açık bir şekilde montaj. Eğer başbakanlık TÜBİTAKtan teknik bir inceleme isterse yaparız, ama teknik incelemeye gerek kalmayacak kadar açık bir montaj olduğu ortada. Bunu başka bir teknik incelemeye gerek kalmadan söyleyebiliriz. diye konuştu.Başbakan kriptolu telefonların dinlenildiğini biliyoruz diyor. TÜBİTAK içinden mi dinlenildiği şüphesi var yoksa dışardan mı? sorusu üzerine Bakan Işık, Burada pek çok yöntem mümkün zaten şu anda bildiğimiz şey kriptolu telefonların dinlendiği. Ama kimin dinlediği ve nasıl dinlediği bu teknik incelemeden sonra ortaya çıkacak. Şimdi bu teknik inceleme bitmeden şöyle olmuştur demem mümkün değil. Ama bu dinlemenin pek çok yöntemi olduğunu biliyoruz. ifadelerini kullandı.KILIÇDAROĞLU AĞRI DAĞINI KONYADA MI SANIYORSes kayıtlarıyla ilgili Kılıçdaroğlunun açıklamalarını sert bir dille eleştiren Fikri Işık, Dün sayın Kılıçdaroğlu bu ses Ağrı dağı kadar gerçektir diyor. Herhalde sayın Kılıçdaroğlu Ağrı dağını Konyada sanıyor. Bu kadar açık ve net montajı görmüyorsa, herhalde Ağrı dağının yerini de bilmiyor diye düşünüyorum. ş
Zaman
Ana Sayfa
26.02.2014
Kriptolutelefonlarabakan5kişigörevdenalındıKriptolu telefonlara bakan 5 kişi görevden alındı
Türkiye, otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:26
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye, otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:26
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:17
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:17
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Otoriter bir rejime doğru gidiyoruz
Zaman
21.02.2014
02:06
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
OtoriterbirrejimedoğrugidiyoruzOtoriter bir rejime doğru gidiyoruz
Mustafa Latif Topbaş’tan açıklama
Zaman
12.02.2014
15:33
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında ismi geçen iş adamı Mustafa Latif Topbaş, Urla’da sit alanına inşa edilen villalar ve İzmir Kemalpaşa’da tarihi mozaiklerin bulunduğu alana yapılması planlanan depo haberleriyle ilgili olarak yazılı açıklama yaptı.Urla’daki villaların arazisini 34 yıl önce 7 arkadaşı ile birlikte aldığını ifade eden Latif Topbaş Kemalpaşa’daki araziyi de devlete devretme kararı aldıklarını belirtti.Latif Topbaş’ın yaptığı açıklamada, “Bazı görsel ve yazılı medya organlarında yer alan Zeytineli köyündeki yazlık evlerimiz ve İzmir Kemalpaşa ilçesinde bin 600 yıllık mozaikler konulu haberler özel hayatın gizliliğini ihlal ederek, yasalara aykırı olarak dinlenmiş, çoğu istismar edilen ve bazılarından emin olamadığım konuşmalara dayanmaktadır.” dedi. Medyada yer verilen haberlerin içeriğinin kısmen gerçeği barındırdığına değinin Toptaş, haberlerinin veriliş tarzının incitici ve farklı algılara yol açacak nitelikte olduğunu kaydetti. Topbaş, “Haberlere konu hadiseler ile ilgili gerçekler” başlığıyla şu açıklamayı yaptı:“Medyada ve özellikle bazı siyasetçiler tarafından muhtemelen eksik ve hatalı bilgilenmelerine müstenit, Zeytineli köyündeki yazlık konutlarımızla ilgili yanıltıcı iddia ve beyanlar dile getirilmektedir. Gerçekte bu yerde hiçbir zaman tarihi esere rastlanılmamıştır.Söz konusu arazi 34 yıl önce 7 arkadaşımla birlikte satın alınmıştır. Aynı yıl başladığımız inşaatlar zaman içinde gelişen biçimde bugün bölgedeki köy yapılaşması çerçevesinde kendimiz, çocuklarımız ve çalışanlarımız için yaptırdığımız her biri 80 metrekareyi geçmeyen 20-22 yazlık ev, cami ve hayvan barınaklarından oluşmaktadır. Bundan yaklaşık 15 yıl sonra evlerimizin bulunduğu alan tıpkı komşu köy arazileri gibi 1. derecede tabii sit alanı olarak ilan edilince, buna itiraz şeklinde verdiğimiz tepkiler, bölgedeki köylü komşularımızın tepkilerinden farksızdır. Nitekim bölgenin sit derecelendirmesine köyden komşularımız bizden önce itiraz etmiş ve sonuç da almışlardır. Sayın Başbakan ile 35 yıl öncesine kadar giden dostluğum vardır. Kendileri ile siyasi yaşamından önce de ailece dosttuk. Ancak, kendileri Başbakan olduktan sonra, yoğun çalışma temposu nedeniyle Zeytineli’nde sadece 3 kez misafirim oldular. Bazı medya organlarında Zeytineli köyündeki arazimizde Sayın Başbakanın da villaları olduğuna ilişkin haberler açık bir yanılgı ve üzülerek ifade etmeliyim ki bazen bir yalanı da ifade etmektedir. Benim, akraba ve dostlarımı zaman zaman misafir ettiğim 30 yıl evvel yapılan bir evin restorasyonu sırasında misafirlerimin isteklerini öğrenme inceliğimin farklı yorumlanmasından duyduğum üzüntüyü de ayrıca belirtmek isterim. Bu anlamda bu haberlere kaynaklık eden konuşmalar, herhangi bir kimsenin sosyal ilişkileri çerçevesinde haklılığına inandığı bir konuda yaptığı samimi konuşma ve aslında yakınmalardır. Bir diğer konu da hissedarlarından olduğum BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde Organize Sanayi Bölgesi ilan edilmiş bölgede, lojistik merkez inşası için satın aldığı 40 dönüm araziye ilişkindir. Öncelikle belirtmek isterim ki organize sanayi bölgeleri devletin sanayi ve ticari yatırımlar için özel olarak ayırdığı bölgelerdir. Bu arazide inşaat için yasal prosedüründe proje hazırlatarak belediyeye başvurulmuş, hafriyat işini yüklenen firmanın çalışması sırasında tarihi kalıntılara rastlanınca, durum derhal İzmir Müze Müdürlüğü ve ayrıca Jandarma’ya bildirilmiştir. Devamında yetkililerce gerekli tespitler yapılmış, herhalde eserlerin korunması temelinde, taşınabilmeleri imkânı dâhil, gerekli yasal müracaatlarda bulunulmuştur. Son durumda arazi 1.ve 3.derece sit alanı ilan edilmiş bulunmaktadır. Gelinen noktada, Bim A.Ş., 3 yıl önce satın aldığı araziyi, bu konuda herhangi bir ihtilaf ve kuşkuya bile mahal vermeme adına, maliyet değeriyle Kamu İdaresine devretme kararı almıştır.Bu haberlerle ilgili açık gerçek”ler bunlardır.Saygılarımla,Mustafa L. Topbaş
Zaman
Güncel
12.02.2014
MustafaLatifTopbaş’tanaçıklamaMustafa Latif Topbaş’tan açıklama
Mustafa Latif Topbaş’tan açıklama
Zaman
12.02.2014
15:33
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında ismi geçen iş adamı Mustafa Latif Topbaş, Urla’da sit alanına inşa edilen villalar ve İzmir Kemalpaşa’da tarihi mozaiklerin bulunduğu alana yapılması planlanan depo haberleriyle ilgili olarak yazılı açıklama yaptı.Urla’daki villaların arazisini 34 yıl önce 7 arkadaşı ile birlikte aldığını ifade eden Latif Topbaş Kemalpaşa’daki araziyi de devlete devretme kararı aldıklarını belirtti.Latif Topbaş’ın yaptığı açıklamada, “Bazı görsel ve yazılı medya organlarında yer alan Zeytineli köyündeki yazlık evlerimiz ve İzmir Kemalpaşa ilçesinde bin 600 yıllık mozaikler konulu haberler özel hayatın gizliliğini ihlal ederek, yasalara aykırı olarak dinlenmiş, çoğu istismar edilen ve bazılarından emin olamadığım konuşmalara dayanmaktadır.” dedi. Medyada yer verilen haberlerin içeriğinin kısmen gerçeği barındırdığına değinin Toptaş, haberlerinin veriliş tarzının incitici ve farklı algılara yol açacak nitelikte olduğunu kaydetti. Topbaş, “Haberlere konu hadiseler ile ilgili gerçekler” başlığıyla şu açıklamayı yaptı:“Medyada ve özellikle bazı siyasetçiler tarafından muhtemelen eksik ve hatalı bilgilenmelerine müstenit, Zeytineli köyündeki yazlık konutlarımızla ilgili yanıltıcı iddia ve beyanlar dile getirilmektedir. Gerçekte bu yerde hiçbir zaman tarihi esere rastlanılmamıştır.Söz konusu arazi 34 yıl önce 7 arkadaşımla birlikte satın alınmıştır. Aynı yıl başladığımız inşaatlar zaman içinde gelişen biçimde bugün bölgedeki köy yapılaşması çerçevesinde kendimiz, çocuklarımız ve çalışanlarımız için yaptırdığımız her biri 80 metrekareyi geçmeyen 20-22 yazlık ev, cami ve hayvan barınaklarından oluşmaktadır. Bundan yaklaşık 15 yıl sonra evlerimizin bulunduğu alan tıpkı komşu köy arazileri gibi 1. derecede tabii sit alanı olarak ilan edilince, buna itiraz şeklinde verdiğimiz tepkiler, bölgedeki köylü komşularımızın tepkilerinden farksızdır. Nitekim bölgenin sit derecelendirmesine köyden komşularımız bizden önce itiraz etmiş ve sonuç da almışlardır. Sayın Başbakan ile 35 yıl öncesine kadar giden dostluğum vardır. Kendileri ile siyasi yaşamından önce de ailece dosttuk. Ancak, kendileri Başbakan olduktan sonra, yoğun çalışma temposu nedeniyle Zeytineli’nde sadece 3 kez misafirim oldular. Bazı medya organlarında Zeytineli köyündeki arazimizde Sayın Başbakanın da villaları olduğuna ilişkin haberler açık bir yanılgı ve üzülerek ifade etmeliyim ki bazen bir yalanı da ifade etmektedir. Benim, akraba ve dostlarımı zaman zaman misafir ettiğim 30 yıl evvel yapılan bir evin restorasyonu sırasında misafirlerimin isteklerini öğrenme inceliğimin farklı yorumlanmasından duyduğum üzüntüyü de ayrıca belirtmek isterim. Bu anlamda bu haberlere kaynaklık eden konuşmalar, herhangi bir kimsenin sosyal ilişkileri çerçevesinde haklılığına inandığı bir konuda yaptığı samimi konuşma ve aslında yakınmalardır. Bir diğer konu da hissedarlarından olduğum BİM Birleşik Mağazalar A.Ş. İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde Organize Sanayi Bölgesi ilan edilmiş bölgede, lojistik merkez inşası için satın aldığı 40 dönüm araziye ilişkindir. Öncelikle belirtmek isterim ki organize sanayi bölgeleri devletin sanayi ve ticari yatırımlar için özel olarak ayırdığı bölgelerdir. Bu arazide inşaat için yasal prosedüründe proje hazırlatarak belediyeye başvurulmuş, hafriyat işini yüklenen firmanın çalışması sırasında tarihi kalıntılara rastlanınca, durum derhal İzmir Müze Müdürlüğü ve ayrıca Jandarma’ya bildirilmiştir. Devamında yetkililerce gerekli tespitler yapılmış, herhalde eserlerin korunması temelinde, taşınabilmeleri imkânı dâhil, gerekli yasal müracaatlarda bulunulmuştur. Son durumda arazi 1.ve 3.derece sit alanı ilan edilmiş bulunmaktadır. Gelinen noktada, Bim A.Ş., 3 yıl önce satın aldığı araziyi, bu konuda herhangi bir ihtilaf ve kuşkuya bile mahal vermeme adına, maliyet değeriyle Kamu İdaresine devretme kararı almıştır.Bu haberlerle ilgili açık gerçek”ler bunlardır.Saygılarımla,Mustafa L. Topbaş
Zaman
Ana Sayfa
12.02.2014
MustafaLatifTopbaş’tanaçıklamaMustafa Latif Topbaş’tan açıklama
Gürsel Tekin: Adaletiniz varsa kamera kayıtlarını yayınlayın
Zaman
04.02.2014
17:18
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Adaletiniz varsa, İranlı işadamı Reza Zarrabın ofisine giren çıkan insanların kamera kayıtlarını halka açın, TRTye verin yayınlasın. Onlarca bakan, milletvekili, belediye başkanı niye buraya gidip geliyor? Eli boş girip, çantalı girip çıkanlar kimler? diye sordu.Partisinin Yozgat İl Teşkilatını ziyaret eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir sürecin yaşandığını belirten Tekin, Bugünkü iktidarın bütün argümanlarını bir an doğru sayarak, evet tamam size tuzak kuruldu diyelim. Bugün Yozgattan özellikle adalet bakanına seslenmek istiyorum. Adaletiniz varsa, bugün söz konusu olan İranlı işadamı Reza Zarrabın ofisine giren çıkan insanların kamera kayıtlarını halka açın, TRTye verin yayınlasın. Hiç savcı olmanıza gerek yok. Hiç yorum yapmayacağız. Onlarca bakan, milletvekili, belediye başkanı niye buraya gidip geliyor. Eli boş girip, çantalı çıkanlar kimler? Çok fazla bir şey istemiyoruz. Bina akıllı binadır kamerası var ve mobese sistemini halka açın, bakalım Türkiye nasıl kirlenmiş, çok fazla bir şey istemiyoruz dedi.TMSFDEN VİLLALARI KİM ALDIİstanbulda, boğaz yasasına rağmen yapılan imar uygulamaları ve TMSFnin satışlarına değinen, Gürsel Tekin, TMSFden, Kanlıcada ki villaları kim, hangi siyasetçi aldı?. Boğaz yasasına rağmen imar uygulaması nasıl yapıldı?. Bir günde üç kişi tapularını nasıl değiştirdi?, bunların hepsine önümüzdeki günlerde hep beraber bakacağız. Yolsuzluk operasyonunun başladığı ilk günde dört bakanın çocuğu gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı. Erdoğan Bayraktar televizyonların karşısına çıktı, Sayın Başbakan istifa edin beni rahatlatın cümlesinin karşısında sizi ben rahatlatamam, hangi uygulamayı yaptıysam, sizin talimatınızla yaptım dedi. Doğrusu da odur. Şuna emin olabilirsiniz; uygulamaların, ihalelerin ve imar uygulamalarının tamamı sayın başbakanın imzası olmadan yapılması mümkün değildir. En son örneği, telefon konuşmalarına baktığınızda çok net bir şeklide görebiliyorsunuz. Bir işadamı bakanı arıyor, bakan diyor ki; ben patronla konuştum, patron tamam dedi. Tamam dediyse sorun yok diyor. Bunun üzerine işadamı kapatıyor ve ortağını arıyor. Oda ortağına diyor ki; biz hallettik imar uygulamasını ama bize fatura ağır çıktı. Şu bölgedeki arsamızı falan vakfa vereceğiz. Bu iş adamı ile bakan konuşması. Bakan ne diyor, Ne uygulama yaptıysam başbakanın bilgisi dahilinde yaptım 41 gün önce. 41 kere maşallah ne oldu da şimdi sen özür diliyorsun kardeşim. Ne oldu bilelim. Siyasetin bir kişiliği, haysiyeti, namusu, şerefi olur. Böyle bir şey olabilir mi?, 41 gün önce başka bir şey diyeceksin, şimdi başka. Biraz ar, edep olur. İnancınızı, her şeyinizi kaybettiniz, ama bir arınız, edebiniz, namusunuz, haysiyetiniz olsun diye konuştu.SORUN, KİRLENMİŞ SİYASETTürkiyede yaşanan yoksulluğun ve bu günkü durumun tek sebebinin kirlenmiş siyaset olduğunu ifade eden Tekin, Hangi siyasal düşüncede olursa olsun, bu ülkede milyonlarca yoksul varsa, bunun tek bir sebebi var, kirlenmiş siyaset ve yolsuzluktur. Yolsuzluğun Türkiyedeki bedeli şu anda rakamlarla ifade edilebilecek değildir. Bunun en somut örneğini İtalyan savcı çok güzel söyledi. Ne kadar da bir birimize benzeşiyoruz sözüyle. İtalyan savcı İtalyadaki yolsuzlukların operasyonunu yapınca bana da ajan dediler, Amerikancı dediler, şu dediler bu dediler, çok benzeşiyoruz dedi. Ama biz yürekli davrandık, sonuna kadar gittik ve İtalya, İspanya ve benzer ülkeler bu pislikten kurtulmuş oldu. Türkiye bu pislikten kurtulmadığı sürece, ne yoksulluktan kurtulabilirsiniz, ne işsizlikten kurtulabilirsiniz, ne de esnaf nefes alabilir. Bu son dönemlerde yaşananın izahı yokturö dedi.TIPIŞ TIPIŞ GİDİP OY VERİYORSUNUZGürsel Tekinin konuşmasının ardından salonda bulunan bir çiftçi, özel tüketim vergilerinin çiftçiyi perişan ettiğini, sürekli mazot ve gübreye zam yapıldığını, bu duruma bir son verilmesi gerektiğini söyledi. Tekin ise Bunun çözümü seçmenden geçiyor. Türkiyede son dönemde tartıştığımız yolsuzluk bedeli, kimine göre 100 milyar Euro, kimine göre son 30 yılın yolsuzluk bedeli 700 milyar dolar. Bunu yabancı kaynaklar söylüyor. Bu 700 milyar doları çalmayıp hazinede olduğunu düşünerek hesaplarsak, emekli bugün çile çekiyorsa, bu yolsuzluklardan dolayı çekiyor. Köylü çiftçi, çile çekiyorsa, bu yolsuzluklardan çekiyor. Emekliler bizim durumumuz ne olacak? diyor. İyi de ağabey, sen tıpış tıpış gidip oy veriyorsun, durumunu bana soruyorsun. Sayın genel başkanımız 2005 yılından itibaren TBMMde emeklilerin sorunun gündeme getiren tek genel başkandır. İntibak yasasından bilmem nesine kadar. Emekliler götürdü Ak Partiyi tercih etti. Etme bulma dünyasıdır. 1,5 milyon köleleştirilmiş işçi var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında
Zaman
Politika
04.02.2014
GürselTekinAdaletinizvarsakamerakayıtlarınıyayınlayınGürsel Tekin Adaletiniz varsa kamera kayıtlarını yayınlayın
Gürsel Tekin: Adaletiniz varsa kamera kayıtlarını yayınlayın
Zaman
04.02.2014
17:18
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Adaletiniz varsa, İranlı işadamı Reza Zarrabın ofisine giren çıkan insanların kamera kayıtlarını halka açın, TRTye verin yayınlasın. Onlarca bakan, milletvekili, belediye başkanı niye buraya gidip geliyor? Eli boş girip, çantalı girip çıkanlar kimler? diye sordu.Partisinin Yozgat İl Teşkilatını ziyaret eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir sürecin yaşandığını belirten Tekin, Bugünkü iktidarın bütün argümanlarını bir an doğru sayarak, evet tamam size tuzak kuruldu diyelim. Bugün Yozgattan özellikle adalet bakanına seslenmek istiyorum. Adaletiniz varsa, bugün söz konusu olan İranlı işadamı Reza Zarrabın ofisine giren çıkan insanların kamera kayıtlarını halka açın, TRTye verin yayınlasın. Hiç savcı olmanıza gerek yok. Hiç yorum yapmayacağız. Onlarca bakan, milletvekili, belediye başkanı niye buraya gidip geliyor. Eli boş girip, çantalı çıkanlar kimler? Çok fazla bir şey istemiyoruz. Bina akıllı binadır kamerası var ve mobese sistemini halka açın, bakalım Türkiye nasıl kirlenmiş, çok fazla bir şey istemiyoruz dedi.TMSFDEN VİLLALARI KİM ALDIİstanbulda, boğaz yasasına rağmen yapılan imar uygulamaları ve TMSFnin satışlarına değinen, Gürsel Tekin, TMSFden, Kanlıcada ki villaları kim, hangi siyasetçi aldı?. Boğaz yasasına rağmen imar uygulaması nasıl yapıldı?. Bir günde üç kişi tapularını nasıl değiştirdi?, bunların hepsine önümüzdeki günlerde hep beraber bakacağız. Yolsuzluk operasyonunun başladığı ilk günde dört bakanın çocuğu gözaltına alındı, bir kısmı tutuklandı. Erdoğan Bayraktar televizyonların karşısına çıktı, Sayın Başbakan istifa edin beni rahatlatın cümlesinin karşısında sizi ben rahatlatamam, hangi uygulamayı yaptıysam, sizin talimatınızla yaptım dedi. Doğrusu da odur. Şuna emin olabilirsiniz; uygulamaların, ihalelerin ve imar uygulamalarının tamamı sayın başbakanın imzası olmadan yapılması mümkün değildir. En son örneği, telefon konuşmalarına baktığınızda çok net bir şeklide görebiliyorsunuz. Bir işadamı bakanı arıyor, bakan diyor ki; ben patronla konuştum, patron tamam dedi. Tamam dediyse sorun yok diyor. Bunun üzerine işadamı kapatıyor ve ortağını arıyor. Oda ortağına diyor ki; biz hallettik imar uygulamasını ama bize fatura ağır çıktı. Şu bölgedeki arsamızı falan vakfa vereceğiz. Bu iş adamı ile bakan konuşması. Bakan ne diyor, Ne uygulama yaptıysam başbakanın bilgisi dahilinde yaptım 41 gün önce. 41 kere maşallah ne oldu da şimdi sen özür diliyorsun kardeşim. Ne oldu bilelim. Siyasetin bir kişiliği, haysiyeti, namusu, şerefi olur. Böyle bir şey olabilir mi?, 41 gün önce başka bir şey diyeceksin, şimdi başka. Biraz ar, edep olur. İnancınızı, her şeyinizi kaybettiniz, ama bir arınız, edebiniz, namusunuz, haysiyetiniz olsun diye konuştu.SORUN, KİRLENMİŞ SİYASETTürkiyede yaşanan yoksulluğun ve bu günkü durumun tek sebebinin kirlenmiş siyaset olduğunu ifade eden Tekin, Hangi siyasal düşüncede olursa olsun, bu ülkede milyonlarca yoksul varsa, bunun tek bir sebebi var, kirlenmiş siyaset ve yolsuzluktur. Yolsuzluğun Türkiyedeki bedeli şu anda rakamlarla ifade edilebilecek değildir. Bunun en somut örneğini İtalyan savcı çok güzel söyledi. Ne kadar da bir birimize benzeşiyoruz sözüyle. İtalyan savcı İtalyadaki yolsuzlukların operasyonunu yapınca bana da ajan dediler, Amerikancı dediler, şu dediler bu dediler, çok benzeşiyoruz dedi. Ama biz yürekli davrandık, sonuna kadar gittik ve İtalya, İspanya ve benzer ülkeler bu pislikten kurtulmuş oldu. Türkiye bu pislikten kurtulmadığı sürece, ne yoksulluktan kurtulabilirsiniz, ne işsizlikten kurtulabilirsiniz, ne de esnaf nefes alabilir. Bu son dönemlerde yaşananın izahı yokturö dedi.TIPIŞ TIPIŞ GİDİP OY VERİYORSUNUZGürsel Tekinin konuşmasının ardından salonda bulunan bir çiftçi, özel tüketim vergilerinin çiftçiyi perişan ettiğini, sürekli mazot ve gübreye zam yapıldığını, bu duruma bir son verilmesi gerektiğini söyledi. Tekin ise Bunun çözümü seçmenden geçiyor. Türkiyede son dönemde tartıştığımız yolsuzluk bedeli, kimine göre 100 milyar Euro, kimine göre son 30 yılın yolsuzluk bedeli 700 milyar dolar. Bunu yabancı kaynaklar söylüyor. Bu 700 milyar doları çalmayıp hazinede olduğunu düşünerek hesaplarsak, emekli bugün çile çekiyorsa, bu yolsuzluklardan dolayı çekiyor. Köylü çiftçi, çile çekiyorsa, bu yolsuzluklardan çekiyor. Emekliler bizim durumumuz ne olacak? diyor. İyi de ağabey, sen tıpış tıpış gidip oy veriyorsun, durumunu bana soruyorsun. Sayın genel başkanımız 2005 yılından itibaren TBMMde emeklilerin sorunun gündeme getiren tek genel başkandır. İntibak yasasından bilmem nesine kadar. Emekliler götürdü Ak Partiyi tercih etti. Etme bulma dünyasıdır. 1,5 milyon köleleştirilmiş işçi var. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında
Zaman
Ana Sayfa
04.02.2014
GürselTekinAdaletinizvarsakamerakayıtlarınıyayınlayınGürsel Tekin Adaletiniz varsa kamera kayıtlarını yayınlayın
Aziz Yıldırım: Yayın havuzundan çıkacağız
Zaman
25.01.2014
14:12
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Divan Kurulunda, gündem dışında yaptığı konuşmada, anlatacak çok şeyinin olduğunu, ama ceza aldı diye bağırıp çağırıyor demesinler diye konuşmayacağını söyledi.Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan 2014 yılının ilk olağan yüksek divan kurulunda konuşan Başkan Aziz Yıldırım, yasama ve yürütmede yaşanan son tartışmalar nedeniyle herkesin şaşkın olduğunu belirttiği konuşmasında, 3 senedir çektikleriyle ilgili, başbakanın kendi ağzından kumpas kurulduğunu söylediğini yineledi.Ben bu kulübün kapısında bekçi olmaya hazırım ve ona talibim. Benden sonrası için bir yönlendrirme yapmam. diyen Aziz Yıldırım, yapacakları projelere Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın gösterdiği tepkiye başbakanın açıklamalarıyla cevap verdi.Sportif başarının şampiyonluğa oynamak olmadığını belirten Başkan Aziz Yıldırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken yaptığı bir konuşmayı okuyarak, şunları söyledi:Hergün sabah evimizde bekliyoruz polis gelecek mi diye. Akşam evimize giderken polisler bizi takip ediyor araçlarla. Bunların hiç önemi yok. Fenerbahçe ile ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum.Ben 1998de başkan olduktan sonra, yaptığım bir konuşmada, ekonomik olarak güçlü olmak için, tesisleşmenin tamamlanması ve altyapının güçlenmesi gerektiğini söyledi. Sonrasında da sportif başarı gelir dedik. Türkiyede sportif başarının şampiyonluğa oynamak olması zihniyetinin değişmesi lazım. Türkiyede amatör branşları Fenerbahçe ayakta tutmaktadır. Bunun da bir bedeli var. Her sene 20-25 milyon açık vermektir. Kim gelirse gelsin bu açık kapanmayacak. Bunu kapatmanın şartları ekonomik olarak kulübe gelir sağlamak.Fenerbahçe Spor Kulübü Türkiyede büyük kurumlar gibi vergisini ödüyor. Bir Gençlerbirliği bizim gibi. Onun dışında kimse vergisini tam ödemiyor. Buna rağmen biz kulüp olarak yayın hakkından payımızı alamıyoruz. Bunu gerekirse Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. Biz bugün havuz dışında yayın hakkımızı satarsak 150 milyon dolar para alacağız. Biz Anadolu kulüpleri para alıyor diye sıcak bakmıyorduk, ama bugün sıcak bakacağız.Gençlik Spor Müdürlüğü (GSM) herşeyden yüzde 7 para alıyor, ama hiç bir faydası yok. Hele Fenerbahçeye hiç yok. Sahanın içindeki bütün reklam gelirlerinden, forma gelirlerinden yüzde 7 pay istiyorlar. GSM Fenerbahçeye ne faydası var dersek, yok, sıfır. Devletin çalışma yapıp spora önem vermesi lazım. Devlet spora hiç önem vermiyor. Önce kulüpler borçlanıyor, sonra kulüplerin borçlarını siliyoruz diyorlar. Sonra vergilerin anaparasını alıyor, faizlerini de almıyoruz deyip böyle bir sistem yürütüyorlar. Yayın haklarını serbest bırakın. İsim haklarını serbest bırakın. Benim ismim para ediyor. O zaman benim hakkımı vereceksiniz.Eylül ayında bir yazı yazdık, cevap bile vermediler. Mahkemede de onların lehine karar çıkar belli zaten. İddia geçen sene 3 milyar dolar para kazandı, kulüplere 300 milyon dağıtıldı yüzde 10. Oynanan yüzde 93 yabancı takımlara oynanıyormuş. Yerli oynanan paranın 1,4ü 25-30ları geçen bir para Fenerbahçe üzerinden oynanıyor. Fenerbahçe bir taraftan, bağlanmış, inek gibi sağılıyor, ama karşılığını alamıyor.PROJELERİMİZİ AÇIKLADIĞIMIZDA BOMBARDIMANA TUTTULARDevlet büyükleri projeleri açıkladığımda bizi bombardımana tuttu. diyen Başkan Aziz Yıldırım, en çok tartışılan okul ve salon yapımlarıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:Kenan Evren Lisesinin yerine AVM yapılması. Biz bunun izinlerini aldık. 40 trilyona yakın para harcadı bu takım. Bizden kiraları da alacaklar. Bize bedava vermiyorlar. Gelirden de pay alacaklar. Belediyeden de imarını hallettik, projeler hazırlanıyor. Şu anda Maliye Bakanı ile de çalışmalar yapılıyor. Bu yaz sonu kulübe teslim edilmiş olacak. Ben ya da arkadaşlarım bu projeyi hayata geçirecekler.Kalamışta ihale yapılacak. Devlet bunu ihaleye çıkarıyor. Ben de Ferit Şahenk ile görüştüm ve en azından Fenerbahçenin de yüzde 20 payı olsun dedim. Onlar da olur dedi, zamanı gelince sizi de alırız dediler. Vay efendim izni kimden aldınız.Geldik bankaya. 20 milyon euroluk bir banka. Tahvil çıkaracak satacak. Tabii ki devletten izin alacağız. Pendikte arazi dedik. Aykut ile Rıdvan gittiğinde kendileri buraya taşının dediler. Dereağzında futbol sahasının olduğu kısma proje uygulayalım dedik. Kulübe gelir getirecek bir yer yapalım. Ön tarafa da kulüp üyelerine yer yapalım dedik. Bunu nasıl yaparlar diye bağırdılar. Ben size 2-3 Mart 1996 tarihinde Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan tutanağı okuyacağım.BELEDİYE BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, FENERBAHÇE KONGRESİNDE...İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan söz alarak, Fenerbahçemizi böyle beraberlik içinde gördüğümüz zaman mutluluk artmaktadır. Ali Şen tarafından yapılan yönetime girme teklifini kabul ettim. Ben bir Fenerbahçeli olarak hizmete hazırım. Bu hizmet için yönetimde olmam g
Zaman
Son Dakika
25.01.2014
AzizYıldırımYayınhavuzundançıkacağızAziz Yıldırım Yayın havuzundan çıkacağız
Aziz Yıldırım: Yayın havuzundan çıkacağız
Zaman
25.01.2014
14:12
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Divan Kurulunda, gündem dışında yaptığı konuşmada, anlatacak çok şeyinin olduğunu, ama ceza aldı diye bağırıp çağırıyor demesinler diye konuşmayacağını söyledi.Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan 2014 yılının ilk olağan yüksek divan kurulunda konuşan Başkan Aziz Yıldırım, yasama ve yürütmede yaşanan son tartışmalar nedeniyle herkesin şaşkın olduğunu belirttiği konuşmasında, 3 senedir çektikleriyle ilgili, başbakanın kendi ağzından kumpas kurulduğunu söylediğini yineledi.Ben bu kulübün kapısında bekçi olmaya hazırım ve ona talibim. Benden sonrası için bir yönlendrirme yapmam. diyen Aziz Yıldırım, yapacakları projelere Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın gösterdiği tepkiye başbakanın açıklamalarıyla cevap verdi.Sportif başarının şampiyonluğa oynamak olmadığını belirten Başkan Aziz Yıldırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken yaptığı bir konuşmayı okuyarak, şunları söyledi:Hergün sabah evimizde bekliyoruz polis gelecek mi diye. Akşam evimize giderken polisler bizi takip ediyor araçlarla. Bunların hiç önemi yok. Fenerbahçe ile ilgili bazı şeyler söylemek istiyorum.Ben 1998de başkan olduktan sonra, yaptığım bir konuşmada, ekonomik olarak güçlü olmak için, tesisleşmenin tamamlanması ve altyapının güçlenmesi gerektiğini söyledi. Sonrasında da sportif başarı gelir dedik. Türkiyede sportif başarının şampiyonluğa oynamak olması zihniyetinin değişmesi lazım. Türkiyede amatör branşları Fenerbahçe ayakta tutmaktadır. Bunun da bir bedeli var. Her sene 20-25 milyon açık vermektir. Kim gelirse gelsin bu açık kapanmayacak. Bunu kapatmanın şartları ekonomik olarak kulübe gelir sağlamak.Fenerbahçe Spor Kulübü Türkiyede büyük kurumlar gibi vergisini ödüyor. Bir Gençlerbirliği bizim gibi. Onun dışında kimse vergisini tam ödemiyor. Buna rağmen biz kulüp olarak yayın hakkından payımızı alamıyoruz. Bunu gerekirse Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. Biz bugün havuz dışında yayın hakkımızı satarsak 150 milyon dolar para alacağız. Biz Anadolu kulüpleri para alıyor diye sıcak bakmıyorduk, ama bugün sıcak bakacağız.Gençlik Spor Müdürlüğü (GSM) herşeyden yüzde 7 para alıyor, ama hiç bir faydası yok. Hele Fenerbahçeye hiç yok. Sahanın içindeki bütün reklam gelirlerinden, forma gelirlerinden yüzde 7 pay istiyorlar. GSM Fenerbahçeye ne faydası var dersek, yok, sıfır. Devletin çalışma yapıp spora önem vermesi lazım. Devlet spora hiç önem vermiyor. Önce kulüpler borçlanıyor, sonra kulüplerin borçlarını siliyoruz diyorlar. Sonra vergilerin anaparasını alıyor, faizlerini de almıyoruz deyip böyle bir sistem yürütüyorlar. Yayın haklarını serbest bırakın. İsim haklarını serbest bırakın. Benim ismim para ediyor. O zaman benim hakkımı vereceksiniz.Eylül ayında bir yazı yazdık, cevap bile vermediler. Mahkemede de onların lehine karar çıkar belli zaten. İddia geçen sene 3 milyar dolar para kazandı, kulüplere 300 milyon dağıtıldı yüzde 10. Oynanan yüzde 93 yabancı takımlara oynanıyormuş. Yerli oynanan paranın 1,4ü 25-30ları geçen bir para Fenerbahçe üzerinden oynanıyor. Fenerbahçe bir taraftan, bağlanmış, inek gibi sağılıyor, ama karşılığını alamıyor.PROJELERİMİZİ AÇIKLADIĞIMIZDA BOMBARDIMANA TUTTULARDevlet büyükleri projeleri açıkladığımda bizi bombardımana tuttu. diyen Başkan Aziz Yıldırım, en çok tartışılan okul ve salon yapımlarıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:Kenan Evren Lisesinin yerine AVM yapılması. Biz bunun izinlerini aldık. 40 trilyona yakın para harcadı bu takım. Bizden kiraları da alacaklar. Bize bedava vermiyorlar. Gelirden de pay alacaklar. Belediyeden de imarını hallettik, projeler hazırlanıyor. Şu anda Maliye Bakanı ile de çalışmalar yapılıyor. Bu yaz sonu kulübe teslim edilmiş olacak. Ben ya da arkadaşlarım bu projeyi hayata geçirecekler.Kalamışta ihale yapılacak. Devlet bunu ihaleye çıkarıyor. Ben de Ferit Şahenk ile görüştüm ve en azından Fenerbahçenin de yüzde 20 payı olsun dedim. Onlar da olur dedi, zamanı gelince sizi de alırız dediler. Vay efendim izni kimden aldınız.Geldik bankaya. 20 milyon euroluk bir banka. Tahvil çıkaracak satacak. Tabii ki devletten izin alacağız. Pendikte arazi dedik. Aykut ile Rıdvan gittiğinde kendileri buraya taşının dediler. Dereağzında futbol sahasının olduğu kısma proje uygulayalım dedik. Kulübe gelir getirecek bir yer yapalım. Ön tarafa da kulüp üyelerine yer yapalım dedik. Bunu nasıl yaparlar diye bağırdılar. Ben size 2-3 Mart 1996 tarihinde Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan tutanağı okuyacağım.BELEDİYE BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, FENERBAHÇE KONGRESİNDE...İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan söz alarak, Fenerbahçemizi böyle beraberlik içinde gördüğümüz zaman mutluluk artmaktadır. Ali Şen tarafından yapılan yönetime girme teklifini kabul ettim. Ben bir Fenerbahçeli olarak hizmete hazırım. Bu hizmet için yönetimde olmam g
Zaman
Ana Sayfa
25.01.2014
AzizYıldırımYayınhavuzundançıkacağızAziz Yıldırım Yayın havuzundan çıkacağız
Kerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Zaman
24.01.2014
02:09
Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’de Türkiye’deki sorunların hukukun üstünlüğü ve erkler ayrımı prensipleri çerçevesinde çözüleceği yönünde AB liderlerine garanti vermesi sevindirici bir gelişme oldu.Kaybedilen üç buçuk yılla alakalı Avrupalı liderleri suçlarken bile dikkatli bir dil kullandı. Dahası Ankara’nın bu kaybedilen zamanı geri kazanmak için gayret göstereceğini de söyledi. Yolsuzluk soruşturması ile alakalı soruları cevaplarken yüz hatları derin bir yorgunluk ve bezginlik hissini açığa çıkarsa da platformu Avrupalılarla paylaştığı ortamlarda “yaktın bizi başbakanım” dedirtecek bir söz etmedi.Allah’a şükür! Belki AB trenine yeniden biner Türkiye. Belki on yıllık kazanımlarını kaybetme vartasından böylelikle kurtulur.Ama keşke uçağına hiç gazeteci almasaydı diyorum Başbakan Erdoğan. Keşke gerçeklerden hayal perdesine dönüşü andıran o uçuş boyunca uyusaydı da Avrupalı muhatapları bir gün önce kendilerine söz veren liderin paralel yaşamlar sürmekte olduğu zannına kapılmasalardı…O uçak yolculuğunda yapılan sohbetten anlıyoruz ki Başbakan Avrupalı liderlere Türkiye’de bir paralel yapı olduğunu, bu paralel yapının polise, askere ve yargıya sızdığını örnekleriyle anlatmış ve onlar da rahatsız olmuşlar. Verdiği örneklerden birinin son TIR hadisesi olduğu anlaşılıyor. Özetle şunu söylediğini tahmin edebiliyoruz: “Savcı benden izin almadan arama yetkisi olmayan MİT’e ait TIR’ları aratmak için polise talimat veriyor; polis direnince bu defa jandarmayı harekete geçiriyor. TIR’ların içeriğinin ne olduğunun duyulmasına ancak yazılı gizlilik emri çıkararak engel olabiliyoruz. Şimdi savcı hakkında da, bölgedeki jandarma komutanı hakkında da soruşturma başlattık.” Bunlar, elbette uçaktaki gazetecilere söylenen sözler. Ama Avrupalılara neleri anlattığı sorulduğunda söylüyor bunları.Şimdi bir Avrupalı liderin bu sözleri dinlerken hangi noktalarda rahatsız olmuş olabileceğine bakalım. “Türk savcılar harekete geçmek için başbakandan izin almak zorunda mıymış? Bu ülke mi AB adayı? Demek MİT’in TIR’ları varmış. MİT TIR’la mı bilgi topluyormuş? Suriye sınırında beş TIR dolusu istihbarat malzemesi mi taşıyorlarmış? Türk Başbakan herhalde bize Suriye’ye silah taşımakta olduklarını itiraf etmiyordur. Yoksa? Aha, polisteki paralel yapı bu olsa gerek; demek savcının talimatını dinlememişler. Bereket jandarma varmış da hukukî süreç işlemiş? TIR’larda ne taşındığının bilinmesinden niye rahatsız oluyor ki Türkler? Geçen defa insanî yardım demişlerdi. Bu, kıvanç duyularak söylenmesi gereken bir şey! Anlamadım bu meseleyi… Savcı ve jandarma komutanı hakkında soruşturma ha! Yürütme ile yargı birbirine karışmış gibi görünüyor ama… Neyse, kafam hepten karıştı…”Evet, doğrudur, Avrupalılar pek bir rahatsız olmuştur… Hele bir de Türk basınının gözden kaçırdığı Eurobarometre’nin Aralık 2013 kamuoyu bulgularındaki şu noktaları düşünmüşlerse: “Ülkemizde işler doğru yönde gidiyor” diyen Türklerin oranı son altı ayda yüzde 9 azalmış; “yanlış yönde gidiyor” diyenlerinki yüzde 10 artmış. Yine aynı dönemde hükümet için “güvenme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 12 düşerek yüzde 36’ya gerilemiş ve “güvenmeme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 10 artarak AK Parti döneminde ilk defa yüzde 50’nin (yüzde 57) üzerine çıkmış. Dikkat; bu kamuoyu yoklaması 17 Aralık’tan önce yapılmış. Bu şartlarda Avrupalılar kendilerine “kendi halkı kendisine güvenmeme eğiliminde olan bir başbakanı dinliyorum,” demişler midir, dememişler midir? Ve iç tezatlarla dolu şu açıklamaları dinleyince rahatsız olmamaları mümkün mü? Olmuşlardır…Yine de diplomatlara bakan yönüyle “siyasî içerikli söylemlerdir, seçim atmosferinde sarf edilmişlerdir, Türk dış politikasını bağlamazlar,” türünden ifadelerle geçiştirilemeyecek şeyler değil bunlar. Hele bir de başbakanın da temenni ettiği üzere 2014’te birkaç fasıl birden açılırsa, bakmışsınız Türkiye’nin iç gündeminin boğuculuğundan kurtuluvermişiz.
Zaman
En Çok Okunan
24.01.2014
KerimBalcı-ABtrenineyenidenbinsekKerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Kerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Zaman
24.01.2014
02:09
Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’de Türkiye’deki sorunların hukukun üstünlüğü ve erkler ayrımı prensipleri çerçevesinde çözüleceği yönünde AB liderlerine garanti vermesi sevindirici bir gelişme oldu.Kaybedilen üç buçuk yılla alakalı Avrupalı liderleri suçlarken bile dikkatli bir dil kullandı. Dahası Ankara’nın bu kaybedilen zamanı geri kazanmak için gayret göstereceğini de söyledi. Yolsuzluk soruşturması ile alakalı soruları cevaplarken yüz hatları derin bir yorgunluk ve bezginlik hissini açığa çıkarsa da platformu Avrupalılarla paylaştığı ortamlarda “yaktın bizi başbakanım” dedirtecek bir söz etmedi.Allah’a şükür! Belki AB trenine yeniden biner Türkiye. Belki on yıllık kazanımlarını kaybetme vartasından böylelikle kurtulur.Ama keşke uçağına hiç gazeteci almasaydı diyorum Başbakan Erdoğan. Keşke gerçeklerden hayal perdesine dönüşü andıran o uçuş boyunca uyusaydı da Avrupalı muhatapları bir gün önce kendilerine söz veren liderin paralel yaşamlar sürmekte olduğu zannına kapılmasalardı…O uçak yolculuğunda yapılan sohbetten anlıyoruz ki Başbakan Avrupalı liderlere Türkiye’de bir paralel yapı olduğunu, bu paralel yapının polise, askere ve yargıya sızdığını örnekleriyle anlatmış ve onlar da rahatsız olmuşlar. Verdiği örneklerden birinin son TIR hadisesi olduğu anlaşılıyor. Özetle şunu söylediğini tahmin edebiliyoruz: “Savcı benden izin almadan arama yetkisi olmayan MİT’e ait TIR’ları aratmak için polise talimat veriyor; polis direnince bu defa jandarmayı harekete geçiriyor. TIR’ların içeriğinin ne olduğunun duyulmasına ancak yazılı gizlilik emri çıkararak engel olabiliyoruz. Şimdi savcı hakkında da, bölgedeki jandarma komutanı hakkında da soruşturma başlattık.” Bunlar, elbette uçaktaki gazetecilere söylenen sözler. Ama Avrupalılara neleri anlattığı sorulduğunda söylüyor bunları.Şimdi bir Avrupalı liderin bu sözleri dinlerken hangi noktalarda rahatsız olmuş olabileceğine bakalım. “Türk savcılar harekete geçmek için başbakandan izin almak zorunda mıymış? Bu ülke mi AB adayı? Demek MİT’in TIR’ları varmış. MİT TIR’la mı bilgi topluyormuş? Suriye sınırında beş TIR dolusu istihbarat malzemesi mi taşıyorlarmış? Türk Başbakan herhalde bize Suriye’ye silah taşımakta olduklarını itiraf etmiyordur. Yoksa? Aha, polisteki paralel yapı bu olsa gerek; demek savcının talimatını dinlememişler. Bereket jandarma varmış da hukukî süreç işlemiş? TIR’larda ne taşındığının bilinmesinden niye rahatsız oluyor ki Türkler? Geçen defa insanî yardım demişlerdi. Bu, kıvanç duyularak söylenmesi gereken bir şey! Anlamadım bu meseleyi… Savcı ve jandarma komutanı hakkında soruşturma ha! Yürütme ile yargı birbirine karışmış gibi görünüyor ama… Neyse, kafam hepten karıştı…”Evet, doğrudur, Avrupalılar pek bir rahatsız olmuştur… Hele bir de Türk basınının gözden kaçırdığı Eurobarometre’nin Aralık 2013 kamuoyu bulgularındaki şu noktaları düşünmüşlerse: “Ülkemizde işler doğru yönde gidiyor” diyen Türklerin oranı son altı ayda yüzde 9 azalmış; “yanlış yönde gidiyor” diyenlerinki yüzde 10 artmış. Yine aynı dönemde hükümet için “güvenme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 12 düşerek yüzde 36’ya gerilemiş ve “güvenmeme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 10 artarak AK Parti döneminde ilk defa yüzde 50’nin (yüzde 57) üzerine çıkmış. Dikkat; bu kamuoyu yoklaması 17 Aralık’tan önce yapılmış. Bu şartlarda Avrupalılar kendilerine “kendi halkı kendisine güvenmeme eğiliminde olan bir başbakanı dinliyorum,” demişler midir, dememişler midir? Ve iç tezatlarla dolu şu açıklamaları dinleyince rahatsız olmamaları mümkün mü? Olmuşlardır…Yine de diplomatlara bakan yönüyle “siyasî içerikli söylemlerdir, seçim atmosferinde sarf edilmişlerdir, Türk dış politikasını bağlamazlar,” türünden ifadelerle geçiştirilemeyecek şeyler değil bunlar. Hele bir de başbakanın da temenni ettiği üzere 2014’te birkaç fasıl birden açılırsa, bakmışsınız Türkiye’nin iç gündeminin boğuculuğundan kurtuluvermişiz.
Zaman
Köşe Yazıları
24.01.2014
KerimBalcı-ABtrenineyenidenbinsekKerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Kerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Zaman
24.01.2014
02:09
Başbakan Erdoğan’ın Brüksel’de Türkiye’deki sorunların hukukun üstünlüğü ve erkler ayrımı prensipleri çerçevesinde çözüleceği yönünde AB liderlerine garanti vermesi sevindirici bir gelişme oldu.Kaybedilen üç buçuk yılla alakalı Avrupalı liderleri suçlarken bile dikkatli bir dil kullandı. Dahası Ankara’nın bu kaybedilen zamanı geri kazanmak için gayret göstereceğini de söyledi. Yolsuzluk soruşturması ile alakalı soruları cevaplarken yüz hatları derin bir yorgunluk ve bezginlik hissini açığa çıkarsa da platformu Avrupalılarla paylaştığı ortamlarda “yaktın bizi başbakanım” dedirtecek bir söz etmedi.Allah’a şükür! Belki AB trenine yeniden biner Türkiye. Belki on yıllık kazanımlarını kaybetme vartasından böylelikle kurtulur.Ama keşke uçağına hiç gazeteci almasaydı diyorum Başbakan Erdoğan. Keşke gerçeklerden hayal perdesine dönüşü andıran o uçuş boyunca uyusaydı da Avrupalı muhatapları bir gün önce kendilerine söz veren liderin paralel yaşamlar sürmekte olduğu zannına kapılmasalardı…O uçak yolculuğunda yapılan sohbetten anlıyoruz ki Başbakan Avrupalı liderlere Türkiye’de bir paralel yapı olduğunu, bu paralel yapının polise, askere ve yargıya sızdığını örnekleriyle anlatmış ve onlar da rahatsız olmuşlar. Verdiği örneklerden birinin son TIR hadisesi olduğu anlaşılıyor. Özetle şunu söylediğini tahmin edebiliyoruz: “Savcı benden izin almadan arama yetkisi olmayan MİT’e ait TIR’ları aratmak için polise talimat veriyor; polis direnince bu defa jandarmayı harekete geçiriyor. TIR’ların içeriğinin ne olduğunun duyulmasına ancak yazılı gizlilik emri çıkararak engel olabiliyoruz. Şimdi savcı hakkında da, bölgedeki jandarma komutanı hakkında da soruşturma başlattık.” Bunlar, elbette uçaktaki gazetecilere söylenen sözler. Ama Avrupalılara neleri anlattığı sorulduğunda söylüyor bunları.Şimdi bir Avrupalı liderin bu sözleri dinlerken hangi noktalarda rahatsız olmuş olabileceğine bakalım. “Türk savcılar harekete geçmek için başbakandan izin almak zorunda mıymış? Bu ülke mi AB adayı? Demek MİT’in TIR’ları varmış. MİT TIR’la mı bilgi topluyormuş? Suriye sınırında beş TIR dolusu istihbarat malzemesi mi taşıyorlarmış? Türk Başbakan herhalde bize Suriye’ye silah taşımakta olduklarını itiraf etmiyordur. Yoksa? Aha, polisteki paralel yapı bu olsa gerek; demek savcının talimatını dinlememişler. Bereket jandarma varmış da hukukî süreç işlemiş? TIR’larda ne taşındığının bilinmesinden niye rahatsız oluyor ki Türkler? Geçen defa insanî yardım demişlerdi. Bu, kıvanç duyularak söylenmesi gereken bir şey! Anlamadım bu meseleyi… Savcı ve jandarma komutanı hakkında soruşturma ha! Yürütme ile yargı birbirine karışmış gibi görünüyor ama… Neyse, kafam hepten karıştı…”Evet, doğrudur, Avrupalılar pek bir rahatsız olmuştur… Hele bir de Türk basınının gözden kaçırdığı Eurobarometre’nin Aralık 2013 kamuoyu bulgularındaki şu noktaları düşünmüşlerse: “Ülkemizde işler doğru yönde gidiyor” diyen Türklerin oranı son altı ayda yüzde 9 azalmış; “yanlış yönde gidiyor” diyenlerinki yüzde 10 artmış. Yine aynı dönemde hükümet için “güvenme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 12 düşerek yüzde 36’ya gerilemiş ve “güvenmeme eğilimindeyim” diyenlerin oranı yüzde 10 artarak AK Parti döneminde ilk defa yüzde 50’nin (yüzde 57) üzerine çıkmış. Dikkat; bu kamuoyu yoklaması 17 Aralık’tan önce yapılmış. Bu şartlarda Avrupalılar kendilerine “kendi halkı kendisine güvenmeme eğiliminde olan bir başbakanı dinliyorum,” demişler midir, dememişler midir? Ve iç tezatlarla dolu şu açıklamaları dinleyince rahatsız olmamaları mümkün mü? Olmuşlardır…Yine de diplomatlara bakan yönüyle “siyasî içerikli söylemlerdir, seçim atmosferinde sarf edilmişlerdir, Türk dış politikasını bağlamazlar,” türünden ifadelerle geçiştirilemeyecek şeyler değil bunlar. Hele bir de başbakanın da temenni ettiği üzere 2014’te birkaç fasıl birden açılırsa, bakmışsınız Türkiye’nin iç gündeminin boğuculuğundan kurtuluvermişiz.
Zaman
Ana Sayfa
24.01.2014
KerimBalcı-ABtrenineyenidenbinsekKerim Balcı - AB trenine yeniden binsek
Mahmut Uslu: Başbakan Söz Verdi
Haberler.com
21.01.2014
23:26
Fenerbahçe Genel Sekreteri Mahmut Uslu, başbakanın söz verdiği üzere Aziz Yıldırımın yeniden yargılanabileceğini belirtti.
Haberler.com
Son Dakika
21.01.2014
MahmutUsluBaşbakanSözVerdiMahmut Uslu Başbakan Söz Verdi
Hanefi Bostan: Müftüler de fişleniyor
Zaman
07.01.2014
14:38
Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen İstanbul İl Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hanefi Bostan, kamu kurum ve kuruluşlarında yapılan fişlemelerin 28 Şubat dönemini aratır hale geldiğini söyledi.Diyanet İşleri Başkanlığında da fişlemelerin yapıldığını öne süren Bostan, Şu anda müftüler, hükumet yanlısı olmadığı için görevinden alınıyor. Müftüler hükumetin emir kulu mu? Öğretmeler, öğretim görevlileri hükumetin emir kulu mu? dedi.Hanefi Bostan, kamu kurum ve kuruluşlarında yapılan fişlemelerle ilgili Cihan Haber Ajansının (Cihan) sorularını cevapladı. Bostan, AK Parti hükumetinin 12 yıldan beri kamu çalışanlarına yönelik başta fişlemeler olmak üzere birçok hak gasbı uyguladığını söyledi. Bostan, İnsanların haklarını alarak hak etmeyenlere vererek büyük bir vebalin içerisindedirler. 12 yıldan beri sesimizi duyuramıyoruz. Bu noktada büyük sıkıntımız var. Milli Eğitim Bakanlığında bir öğretmen okul müdürü olmak istiyor, sınavlara giriyor. Sınavdan 90 - 100 alıyor ancak yeni çıkardıkları yönetmelikle sözlü sınavı da buna dahil ediyorlar. Sözlüden 27-30 vererek çalışkan, hak eden insanların hakkını başkasına veriyorlar. Bu doğru değil, Cumhurbaşkanın devreye girmesi gerekir. Cumhurbaşkanın önemli görevlerinden birisi de bu tür haksızlıkları ortadan kaldırmaktır. Cumhurbaşkanını bu noktada göreve çağırıyoruz. Bütün bakanlıklarda, bütün devlet kuruluşlarında bu tür zulümler devam ediyor. diye konuştu.Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzunun son tweetleriyle kamuda zulümlerin devam ettiğinin açık bir şeklide ortaya konduğunu belirten Bostan, şunları kaydetti: Kamuoyuna açıkça şunu söylüyor; şu anda 2 bin kişiden oluşan bir istihbarat raporu Başbakanın önüne konmuştur. Bunların içerisinde polis memurları, polis müdürleri, akademisyenler, savcılar, hakimler, üst düzey bürokratlar bulunmaktadır. Bunların canına okuyacağız diyor. Bu ne demektir? Biz hukuk devletinde yaşamıyor muyuz? Eğer hukuk devletinde yaşıyorsak insanların bir kusuru, yanlışı, hatası varsa hukuk devreye girmeyecek mi? Yine 28 Şubat sürecindeki zulümleri mi yaşayacağız? Halbuki bu iktidarın ileri sürdüğü en önemli iddialardan birisi; 28 Şubat sürecinde meydana gelen zulümleri ortadan kaldırmaktı. Maalesef kendisi de bu zulümleri daha fazlasıyla sürdürüyor. Böyle bir fişleme hareketinin kabul edilmesi hiçbir şekilde mümkün değil. ifadelerini kullandı.YOLSUZLUKLAR, ZULÜMLER MEŞRU HALE GETİRİLMEYE ÇALIŞILIYORBir yerde zulüm varsa o ülkenin ileriye gitmesi mümkün değildir. diyen Bostan, Bugün yapılanlar 28 Şubatı çağrıştırıyor. 28 Şubat sürecinde biz bu kadar zulüm görmedik, bu kadar haksızlık görmedik. O zaman da büyük haksızlıklar yapıldı ama bunlar kadar olmadı. Artık 28 Şubatı arar noktaya geldik. Bizi bu zulümden artık birilerinin kurtarması gerekir. şeklinde konuştu.Fişlemelerin hukuk devletine yakışmayan bir uygulama olduğunu aktaran Bostan, Zulümler ortadan kalmadan yolsuzluğun meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir dönemde insanların fişlenmesi, hükümet ile aynı görüşü paylaşmıyorlar diye kadrolarından alınmaları hukuk devletine yakışmayan bir uygulama. Bugün yolsuzluklar, zulümler meşru hale getirilmeye çalışılıyor. Haksızlıkların, zulümlerin boy gösterdiği, insanların haklarının gasp edildiği, yolsuzlukların meşru kabul edildiği rezilliği bizim yarınlara taşımamız söz konusu olamaz. Bütün vicdan sahibi insanların harekete geçmesini istiyoruz. Bu zulümler, haksızlıklar fişlemeler sona ermelidir. dedi.Fişlemelerin tüm bakanlıklarda yapıldığını belirten Bostan, Hatta hiç olmaması gereken Diyanet İşleri Başkanlığında bile fişlemeler yapılıyor. Şu anda müftüler, hükumet yanlısı olmadığı için görevinden alınıyor. Müftüler hükumetin emir kulu mu? Öğretmeler, öğretim görevlileri hükumetin emir kulumu? diye sordu.MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINDAKİ FİŞLEMELERİ YARGIYA TAŞIDIKFişlemelerin hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini vurgulayan Bostan, şöyle konuştu: Milli Eğitim Bakanlığında yapılan fişlemeleri yargıya taşıdık. Fişlemelerin olması 28 Şubat sürecini hatırlatıyor, Hatta daha ileriye gidilerek bugün Milli Eğitim Bakanlığında, Sağlık Bakanlığında, Diyanet İşleri Başkanlığında fişlemeler son hız devam ediyor. Bu doğru bir uygulama değil. Bu, 28 Şubat sürecindeki zulüm hareketini anımsatıyor. Bu nedenle biz Türkiye Kamu Sen ve Türk Eğitim Sen olarak bu tür fişlemelere 28 Şubat sürecinde olduğu gibi bugün de karşıyız. Bunu bir zulüm hareketi, haksızlık ve hak gasbı olarak görüyoruz. Bu tür uygulamalara biran önce son verilmesini istiyoruz.Fişlemeleri zulüm ve haksızlık olarak değerlendiren Bostan, Milli Eğitimde en son gördüğümüz fişlemelerde MHPli, solcu veya Fethullah Gülen cemaatine mensuptur. Mevzuatta bilgisi iyi ancak gruplara mensup olduğu için kesinlikle kadro verilmemeli, yükseltilmemeli diye notlar konulmuş. Bu ne demektir? İnsanlar kazandıkları halde siz bunları üst rütbeler
Zaman
Ana Sayfa
07.01.2014
HanefiBostanMüftülerdefişleniyorHanefi Bostan Müftüler de fişleniyor
"'Cemaatle aramızda kavga var' diyerek onlara yüklemeye kalkarak küçültemez"
Zaman
17.12.2013
23:19
CHP İzmir Milletvekili Aytunç Çıray, İstanbuldaki yolsuzluk operasyonu ile ilgili hükûmet ve onun yetkililerinin bu olan biteni Cemaatle aramızda kavga var diyerek onlara yüklemeye kalkarak küçültemeyeceğini söyledi. Hadisenin mahiyetinin sabit olduğunu vurgulayan Çıray, tarihin en büyük yolsuzluk operasyonunun başladığını ifade etti. Bu hükûmete yakışacak en demokratik tavırın ise istifa etmek olacağını kaydetti. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 7nci maddesine (7nci madde dahil) kadar oylanmasına başlandı. Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, BDPnin tutuklu milletvekili Selma Irmakın gönderdiği mektubu okudu, fotoğrafını kürsüye astı. Ardından kürsüye gelen MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay, hazırlanan bütçenin seçim ve zam bütçesi olduğunu belirterek zamların seçimlerden önce değil sonra yapıldığına dikkat çekti. Tasarı maddeleri üzerine söz alan CHP İzmir Milletvekili Aytunç Çıray, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisinin hiç gelmeyeceği zamanların geldiğini gördüklerini ifade etti.Burada kendilerini Tarihin en büyük hesap soruluşuna muhatap olacaksınız. diye çok uyardıklarını hatırlatan Çıray, fakat o sırada, ne yazık ki, bu iyi niyetli eleştirilerin ciddiye alınmadığını kaydetti. Çıray, şöyle devam etti: Keser dönüyor sap dönüyor, bugün, eğer gerçekten millî iradeye inanıyor olsalardı, bu parlamento hükûmetin harcamalarını denetleyebilseydi ve denetleme yetkisi engellenmemiş olsaydı, bugün, bütün bu yaşanan olaylar yaşanmamış olacaktı. İşte, demokrasinin fazileti buradaydı, demokrasiyi anlayamadıkları yer burası oldu. Ben doğrusu, bu akşam, buraya sayın Bakanı beklemiyordum yemekten sonra, bu hükûmetin istifa etmiş olması gerektiğini düşünüyordum. Bakanlar Kurulunun büyük çoğunluğunun çocuklarının büyük iddialarla tutuklandığı ve bakanlar hakkında arka arkaya iddiaların ortaya atıldığı süreçte doğrusu, bu hükûmete yakışacak en demokratik tavır istifa etmek olmalıydı. Hükûmet ve onun yetkilileri bu olan biteni Cemaatle aramızda kavga var diyerek onlara yüklemeye kalkarak küçültemez çünkü hadisenin mahiyeti sabittir. Tarihin en büyük yolsuzluk operasyonu başlamıştır. Dolayısıyla, Sayın Başbakan ve Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcileri Türk milletini doyurucu açıklamalar yapmak zorundadırlar. Aksi hâlde, işte, bütün bu yanlış süreçlerin sonucu, sadece Bakanların yargılanmasına değil onların evlatlarına kadar uzanır, böyle büyük bir yanlıştır bu.Başbakanın hangi imkânlardan geldiğini bildiklerini belirten Akçay, yolsuzluk iddiaları hakkında Başbakanın sözlerini hatırlattı. Allah bes, baki heves demiş. Yani Bize Allah yeter diyor, şüphesiz böyle ama davranış biçimi böyle değil. Davranış biçimine baktığında, bizimkiler Servet bes, baki heves diyorlar. Onun için söylüyorum, normal demokrasilerde bu hükûmetin istifa etmiş olması gerekirdi. dedi.Türk milletinin geleceğini ipotek altına alan bir kibir olmasaydı Başbakanın kibrinin sorunları olmayacağını belirten Akçay, Türkiyeyi getirdiği noktayı her anlamda gördüklerini ifade ederek bu iktidarın on iki yılının geride kaldığını ve sonunda bu iktidarın gidiş yolunun açıldığını kaydetti.Tüm iktidarlar gibi ömrünü doldurduğunu savunan Akçay, Bu gidiş hızlanacak, çünkü gerçeklerin üstündeki örtünün kalktığını hep beraber izliyoruz. Türk milleti, kamu kaynaklarının son derece sofistike yöntemlerle yandaşlara nasıl peşkeş çekildiğini bugün dehşetle izliyor... Geride kalan on iki yılda çok karanlık birikti. Bu karanlığın kendine özgü bir kokusu var. Koku o kadar yoğun ve zehirleyici ki bir zamanlar toz kondurulmayan Baransunun bavullarından birinin kapağı aralandığında bile Türk milleti boğulacak gibi oluyor. Şimdi, korkuyla bazı sırlarınızın kozmik odaların karanlıklarında kalmasını hayal edebilirsiniz ama geçmişte siz nasıl başkalarının kozmik odalarına girdiyseniz şimdi başkaları da sizin kozmik odalarınıza girecek. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
17.12.2013
CemaatlearamızdakavgavardiyerekonlarayüklemeyekalkarakküçültemezCemaatle aramızda kavga var diyerek onlara yüklemeye kalkarak küçültemez
'Dün 'Baransu demokrasiye katkı sunuyor' diyenler, bugün idam ediyor'
Zaman
07.12.2013
13:12
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, gazeteci Mehmet Baransu hakkında MGK belgesini yayınladığı için açılan soruşturmayı değerlendirdi. Tekin, “Daha dün Mehmet Baransu için demokrasiye önemli katkı sunuyor diyenler, bugün idam etme çabası içindeler. Bu hiç kabul edilebilir bir anlayış değildir. Benzer belgelerin bin kere açıklandığında onların hiçbirinden rahatsız olmadılar. dedi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Engelliler Haftası dolayısıyla Biz De Varız Derneğini ziyaret etti. Derneğin Bahçelievlerdeki merkezinde düzenlenen programa CHP İstanbul Milletvekili Mevlüt Aslanoğlu ile birlikte gelen Tekin, dernek yöneticileri ve üyeleriyle sohbet etti. Kısa bir konuşma yapan Tekin, derneğin adının son derece ironik olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Türkiyede sosyal devlet kuralı işlemediği için bu tür derneklere ihtiyaç var. Engellilerin önündeki tek engel siyasi engeldir. Siyasi engeller aşılmadığı sürece bu engellerin aşılması mümkün değildir. Yaşadığınız şehirlerde normal insanların yaşama imkanı yokken engelli insanlarımızın bu şehirde yaşaması mümkün değil.”CHP Milletvekili ve aynı zamanda engelli olan Şafak Paveyin hazırladığı uluslararası kriterlere uygun yasa teklifinin bir türlü raftan inmediğine işaret eden Tekin, “Bu tasarı hayata geçirilirse bazı şeyler çözülecektir. Sosyal devleti hayata geçirdiğimizde bu tür derneklere ihtiyaç duyulmayacaktır. diye konuştu.Engelli vatandaşların sorunlarını dinleyen Tekin, bir vatandaşın, Derneğimizin su faturası ödenmedi diye kapattılar şeklindeki şikayeti üzerine ise Bu çok dramatik bir şey. Suyun ve elektriğin kesilmesi 30-40 lira faturalar ödenmedi kesilmesi iktidarın engellilere bakışının en önemli fotoğraflarından bir tanesidir. ifadelerini kullandı.Gürsel Tekin, kahvaltının ardından çıkışta gazetecilerin sorularını cevapladı. Tekin, bir gazetecinin, Gazetecilere yaptıkları haberlerden dolayı açılan davalar var. Bununla ilgili neler söyleyeceksiniz? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Başbakan, Ankaranın derin dehlizleri diye bir söz kullanmıştı. Ankaranın derin dehlizlerinde bu pislikler olduğu sürece herkes bu sorunu yaşayacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisine sayın Başbakanın dinlendiğine dair ilk soru önergesini veren siyasetçiyim. Üzerinden 6 ay geçti ve sayın Başbakan bir televizyon programına çıkarak kendisi itiraf etti. Evet ben dinleniyorum dedi. Şimdi soruyorum; Ankaranın derin dehlizlerindeki bu kirlilik ve bir başbakanın dinlendiği bir ülkede bizlerin yurttaş olarak güvencesi olur mu? Bu dinlemeden sonra bir soruşturma açıldı mı? Soruşturmanın sonucu ne oldu? Bu karanlık süreçler kapanmadığı sürece bunların üstesinden gelmemiz mümkün değil. Daha dün Mehmet Baransu için demokrasiye önemli katkı sunuyor diyenler, bugün idam etme çabası içindeler. Bu hiç kabul edilebilir bir anlayış değildir. Gelin birlikte demokrasinin gereği olan evrensel hukuku hayata geçirelim. Benzer belgelerin bin kere açıklandığında onların hiçbirinden rahatsız olmadılar.YÜCE ATATÜRK YAZISININ DİSİPLİN KURULUNA SEVK EDİLMESİNİ KINIYORUMZiraat Türkiye Kupasında Fenerbahçe maçının seremonisine Yüce Atatürk yazılı tişörtlerle çıkan Fethiyespor’un, bu davranışından dolayı disiplin kuruluna sevk edildiği hatırlatılan Tekin şu açıklamada bulundu: “Eksik yapmışlar, bence tutuklamaları gerekiyordu. Tam bir rezillikle karşı karşıyayız. Bu ülkenin önderinin, kurucusunun ismini hazzetmeyecek anlayışı şiddetle kınıyorum. CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.12.2013
DünBaransudemokrasiyekatkısunuyordiyenlerbugünidamediyorDün Baransu demokrasiye katkı sunuyor diyenler bugün idam ediyor
Başpiskopos Zollitsch internetin tehlikeli yönlerine karşı uyardı
Zaman
21.11.2013
14:07
Freiburg Başpiskoposu Robert Zollitsch, internetin tehlikeli yönlerine dikkat çekti. Özellikle sosyal iletişim ağlarının taşıdığı risklere işaret eden Başpiskopos Zollitsch, söz konusu ağların sınırsız bir özgürlük ve kimliği gizleme konusunda sağladığı imkanlardan dolayı kişisel hayata yönelik tehdit, iftira gibi olumsuz etkilerine değindi. Başpiskopos Zollitsch, internetin insanların özel hayatlarına müdahale aracı olarak kullanılma tehlikesini başbakanın telefonunun dinlenmesi hadisesi ile örneklendirdi. Son yapılan kamuoyu araştırmalarında Almanların yüzde 84’ünün internet kullandığı sonucu ortaya çıktı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
21.11.2013
BaşpiskoposZollitschinternetintehlikeliyönlerinekarşıuyardıBaşpiskopos Zollitsch internetin tehlikeli yönlerine karşı uyardı
Dershaneler eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktadır
Zaman
16.11.2013
21:33
Milli Eğitim Bakanlığının dershane ve etüt merkezlerini kapatmaya yönelik kanun tasarısına bir tepki de Simavdan geldi. Dershane yöneticileri tarafından yapılan ortak basın açıklamasında, Dershaneler eğitime fırsat eşitliği sağlamaktır. denildi.Kütahyanın Simav ilçesinde Eğitime hizmet veren Simav Pi Analatik Dershanesi Kurucu Temsilcisi İbrahim Arslan, Simav Körfez Dershanesi Müdürü Şerif Ece, Simav Final Dershanesi Müdürü İbrahim Akkaya dershane ve etüt merkezlerini kapatılmak istenmesine yönelik ortak basın açıklaması yaptı.Simav Dershaneler Birliğinin basın açıklamasında Simavda bulunan dershanelerin idarecileri söz aldı. Simav Pi Analatik Dershanesi Kurucu Müdürü İbrahim Arslan, Eğitimin yetersiz kaldığı yerde dershaneler aracılığı ile bu kapatıldı. Dershaneler eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktadır. Mesela meslek liselerinde genel kültür dersleri sadece birinci sınıfta verilmektedir. Diğer yıllarda ise meslek dersleri verilmektedir. Meslek lisesi öğrencileri ise lise dördüncü sınıfta genel kültür derslerinden üniversite için sınava tabi tutulmaktadır. Meslek liseleri, Fen liseleri ve özel okulların girdikleri sınava tabi tutuluyor ve eğitim eşitliğinden bahsediyor. Dershaneler eğitimde eşitliği sağlayan yerlerdir, bozan yerler değildir. dedi.Dershanelerin kapatılması ile ilgili ne Başbakanın, ne bakanların geçerli bir gerekçe sunamadıklarını belirten Arslan, Milli Eğitim Bakanı başka konuşuyor, bakanın müsteşarları başka konuşuyor. dedi.Körfez dershaneleri olarak her zaman fakir öğrencilerin yanında olduklarını belirten Simav Körfez Dershanesi müdürü Şerif Ece ise, Dershanelerin devlet okullarıyla paralel bir eğitim vermediklerinden bahsediliyor. Bunun için özel okullara dönüştürüleceği söyleniyor ama özel okulların büyük bir bölümünün kontenjanları boş zaten. Teşvik vermek istiyorlar. Şu an ki özel okullara neden verilmiyor? Bu duruma özel okullar da tepki gösterecektir. Dershane ve test merkezleri ile ilgili hiçbir soruya açıklık getiremiyorlar. şeklinde konuştu.Dershaneler olayını oldu bittiye getirmek istedikleri belirten Simav Final Dershanesi müdürü İbrahim Akkaya, Bir gün başka, daha bir gün başka konuşuluyor. Gerekçe olarak dershaneler para tuzağı olarak görülüyor. Biz kapımıza gelen hiçbir fakir ve yetim öğrenciyi geri çevirmedik. Dershaneler çocuklarımızı sokakların kötü alışkanlıklarından korumaktadır. Anadolu çocuğu dershaneye çok zor şartlarda geliyor. İşte, Başbakanın son zamanlarda yaptırdığı anketlerde halkın yüzde 71i dershanelerin kapatılmasını istemiyor. ifadelerini kullandı.Kız Meslek lisesi dördüncü sınıf öğrenci olduğu söyleyen Betül Kahraman ise, İki yıldır dershaneye gidiyorum. Dershanemizin bana sağladığı fayda gerçekten çoktur. Genel kültür dersleri birinci sınıfta gördük. Birinci sınıftan sonra hep mesleki dersler gördük. Dershanemizde gördüğümüz deneme sınavları bize çok şeyler kazandırıyor. Büyüklerimizden dershanelerimizin kapatılmamasını istiyoruz. dedi.İki yıl önce mezun olduğunu söyleyen Şeyda Aktar ise, Dershanelerin kapatılması ile ilgili çok üzücü haberler duyuyoruz. Bu bizi çok rahatsız ediyor. Sonuçta ben mezun bir öğrenciyim. Düzenli çalışmaya ihtiyacım var. Bana bunu dershaneler sunuyor. diye konuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
16.11.2013
DershanelereğitimdefırsateşitliğisağlamaktadırDershaneler eğitimde fırsat eşitliği sağlamaktadır
Polisi teselli eden bayan gösterici: Kalplere ulaştığım için mutluyum
Zaman
15.11.2013
10:30
Bulgaristanda hükümet kurulmasından bu yana devam eden protestolara son haftalarda üniversite öğrencileri de iştirak etti. Üniversitelerdeki işgal olaylarının yanı sıra öğrenciler başbakanın bulunduğu her yerde toplanarak istifa sloganları atıyorBirkaç gün önce öğrencilerle güvenlik görevlileri arasında olaylar yaşandı. Bu olaylardan sonra sosyal medyaya yansıyan bir fotoğraf binlerce kez paylaşıldı. Fotoğrafta bir bayan öğrenci, kasket ve kalkanlı bir polisin omuzlarından tutarak göz yaşı döküyor. Cihan Haber Ajansı, fotoğraftaki kız öğrenciyi buldu ve olayın arka planını sordu.Sinema öğrencisi Desislava Nikolova (Desi), tüm işlerini bırakarak protestolara katıldığını belirtti. Söz konusu fotoğrafın sosyal medyada büyük yankı bulmasının ardından birçok televizyon kanalının programa çıkarma teklifini reddeden Nikolova, fotoğraftan kendisinin de sonradan haberdar olduğunu söyledi. Meclis önündeki polis müdahalesini anlatan Desi, şu ifadeleri kullandı: Yanımızda duran bir polis dikkatimi çekti. Diğer polislere sitem ederek bize vurmamaları için adeta yalvarıyordu ve bizi vücuduyla koruyordu. Polislerin diğerleri bize karşı çok kabaydı. O polisin burnunda biraz kan olduğunu gördüm. Yanında durdum. Bana kendime mukayyet olup dikkat etmemi söyledi. Her şeyin düzeleceğini söyledi. Ben de duygulanarak göz yaşları içinde omuzlarına tutundum ve Sen de kendini koru dedim.İlk kez bir polisin göstericileri koruduğuna şahit olduğunu ve bu olayın kendisini duygulandırdığını dile getiren Desi, hayalinin insanların gözlerinde korku olmadığı ve hayatını idame ettirebilmek için sık sık kredi çekmek zorunda kalmadığı bir ülkede yaşamak olduğunu dile getirdi. Desi, yakında protestoların amacına ulaşacağını düşündüğünü dile getirdi.Arkadaşlarının kendisiyle gurur duyduklarını ifade eden Nikolova, beklenmedik bu sürpriz fotoğraf için, Duygu yüklü mesaj insanların kalplerine ulaştığı için mutluyum. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
15.11.2013
PolisiteselliedenbayangöstericiKalplereulaştığımiçinmutluyumPolisi teselli eden bayan gösterici Kalplere ulaştığım için mutluyum
Arınç: (Nusaybin'de) boydan boya bir duvar yapmak söz konusu değil
Zaman
04.11.2013
21:10
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Nusaybin’de sınıra örüldüğü iddia edilen duvara ilişkin, Bu duvarın örülmesi duvarın tamamen yükselmesi anlamında değildir. Mevcut yapının üzerine tel örgü geçirilecektir. dedi. Arınç, Yani duvar diye biliniyorsa yapılan şey, hayır duvar değildir orada yapılanın üstüne başka yerlerde de uyguladığımız gibi tel örgüye ait bir yapı oluşacaktır. Bugün mevcut yapının üzerine tel örgü getirilmek suretiyle mevcut kesimdeki belki güvenliğin sağlanması yoluna gidilecektir. Doğrudan doğruya boydan boya bir duvar yapmak söz konusu değildir. ifadelerini kullandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Başbakanlık Yeni Bina’da gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısı sona erdi. Yaklaşık 6 saat süren toplantının ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bir açıklama yaptı. Açıklamasının ardından soruları cevaplayan Bülent Arınç’a ilk olarak bugün gazetelerde yer alan bir konuş soruldu. Arınç’a AK Parti Kızılcahamam kampında sayın Başbakanın kızlarla erkeklerin aynı yurtta kalmalarının muhafazakar yapımıza ters olduğu şeklinde bir açıklama yaptığı haberlerde yer aldı böyle bir açıklama var mı yurtlara bir denetleme geliyor mu? şeklinde bir soru yöneltildi. YURTLARIN DENETİMİArınç bu konuda ilk olarak Bir şekilde basında da yer almış ancak şuna dikkat etmemiz lazım. Bizim Kızılchamam’da yaptığımız toplantıda Sayın Başbakanımızın konuşmalarının dışında bir parti içi toplantı olduğu için kapalı yapılmaktadır. Yani görevli olmayan arkadaşlarımızın girmediği bir toplantıdır. Mesela Pazar günü her defasında yaptığımız toplantının formatı şudur. Bütün Bakanlar Kurulu sahnede kendilerine ayrılan masada yer almakta milletvekilleri de kendi yerlerinde oturmaktadırlar. 4,5 saat süren bir sorgulama yöntemi ile milletvekillerimizin düşünceleri ve buna karşılık sayın bakanlara bir soru yöneltilmişse onların karşılıkları alınmaktadır. Başbakanımız da ifade etti, yanlış aklımda kalmadıysa 29 milletvekili arkadaşımız rahat bir şekilde söz aldı, 4,5 saat içinde Kalkınma Bakanı’ndan Başbakan Yardımcılarımıza Sağlık Bakanımızdan İçişleri Bakanına kadar Türkiye ile ilgili her konu dile getirildi ve cevaplandırıldı. Bunların dışarıya bir şekilde yansımış olması bir defa gerçekçi değil. Orada bir ses kayıt cihazı da olmadığına göre belki sadece dışarıda bir şekilde ucundan kenarından hiç de gerçekçi olmayan bir izlenimle bazı bilgiler edinilmiş olabilir, bunlara bilgi demek bile doğru değil bunlar duyum olabilir bunların gerçek konuşulan sözlerle kesinlikle bir ilgisi yoktur. şeklinde konuştu. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: Şunu rahatlıkla söyleyebilirim Gençlik ve Spor Bakanımıza yöneltilen bir soru oldu. Özellikle üniversitelerde öğrencilerin çok yoğun bulunduğu illerde Kredi Yurtlar Kurumu’nun yaptığı ve denetiminde bulunduğu yurtların yeterli olmadığı, öğrencilerin dışarıda kaldıkları, bazılarının özel ev kiraladıkları, bazılarının da başka özerk kişilere ait adı yurt olan yerlerde barındırdıkları ifade edildi. Kredi Yurtlar Kurumu son 11 yıllık hükümetimiz döneminde fevkalade güzel binalarda bazıları tek kişilik 2 kişilik 4 kişilik içinde her türlü ihtiyacı karşılayabilecek donanımların bulunduğu sıcak yemeğin çıktığı kahvaltının verildiği her an sıcak su imkanını bulunduğu mükemmel yurtlar yaptı. Bunların sayısı da içinde barındırdığı öğrenci sayısı da artmış oldu. 3 milyona yakın öğrenci sayının bulunduğu üniversitelerimizde bu yurtların kâfi gelmediğini biliyoruz. Bu talep bütün milletvekillerimizin hemen hemen ortak talebi haline geldi. Başbakanımız Gençlik ve Spor Bakanımı’za yurtların sayısının süratle sayısının artırılması yurtlarda olası yaşanabilecek olumsuzluklara karşı bakanlığın görevini en iyi şekilde yapması ortaya çıktı. Yani yaşanabilecek olumsuzluklar nedir? Bir yurtta yapılması gerekli olmayan bazı yasak eylemler olarak gösterilen belki de yasadışı bazı suç haline gelebilecek veya disiplinsizlik sayılabilecek olayların yaşanmasıdır. Bunların sokaklarda çok örneklerini görüyoruz ama bu örneklerin bir yurda taşınmasının yurttaki öğrencileri rahatsız edebileceği konusunda esasen bakanlığın var olan denetim görevlerinin daha iyi bir şekilde yapılması konuşuldu. Bunu ben de biliyorum bunun açıklanmasında da hiçbir mahsur yok. Ancak gazetelere yansıdığı şekliyle özel evlerde kalan talebelerin şu veya bu şekilde denetlenecekleri veya baskınlar yapılacağı şeklindeki yazılar gerçeği hiçbir şekilde yansıtmamaktadır düpedüz asparagas bir haberdir bizim böyle bir yetkimiz yok düşüncemiz de yok. Başbakanın buna benzer bir ifadesi de kesinlikle söz konusu değil. Ama Kredi Yurtlar Kurumuna bağlı olan tüm yurtların, özel ticari amaçlarla kişiler tarafından açılmış olan yurtların da denetlenmesi hem milli eğitim bakanlığımızın hem de gençlik ve spor bakanlığının görevleri içindedir. Yoksa özel kiralanmış evlerde kimler kalı
Zaman
Son Dakika
04.11.2013
Arınç(Nusaybinde)boydanboyabirduvaryapmaksözkonusudeğilArınç (Nusaybinde) boydan boya bir duvar yapmak söz konusu değil
Tanrıkulu: Duvar, barışın işareti olmaz
Zaman
16.10.2013
11:33
CHP Genel Başkanı Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Suriye sınırına duvar çekilmesinin barışın işareti olamayacağını söyledi. Tanrıkulu, “Suriye sınırına duvar olmaması için mücadelemiz sürecek.” dedi. Sezgin Tanrıkulu, Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç ile birlikte Maslak Darüşşafaka İzzet Baysal Huzurevi’ni ziyaret etti. Tanrıkulu, huzurevi sakinleriyle tek tek tokalaşarak bayramlaştı. Tanrıkulu ve CHP’li heyet, yaşlıların el sanatları sergisini gezdibZiyaret sonrası Cihan Haber Ajansı mikrofonuna konuşan Sezgin Tanrıkulu, Suriye sınırına duvar yapılacağı yönündeki haberler ve Twitter’dan paylaştığı ABD-Meksika arasındaki duvar fotoğrafını değerlendirdi. Suriye sınırına duvar olmaması için mücadele edeceğini söyleyen Tanrıkulu, “Duvar barışın işareti olmaz. Amacımız; aramızdaki bütün duvarları, mayınları ve tel örgüleri kaldırmak olmalı. Yüz yıllık mayınlı alanlar tekrar duvara dönüşüyorsa bu bir barış ortamının olmadığını gösteriyor. Komşularımızla ve sınırlarımızın arkasındaki halklarla barış içerisinde yaşamanın yollarını aramalıyız. Bu nedenle bir protesto olması amacıyla o fotoğrafı Twitter’den paylaştım.” diye konuştu.Başbakan Erdoğan’ın dün bayram namazı çıkışı BDP ile ilgili sözlerine de değinen Tanrıkulu, “Başbakan’ın kendi siyasi partisiyle ilgili söz söylemeye hakkı var. Başka siyasi partinin siyaset yapma tarzıyla ilgili olarak hiçbir şey söyleme hakkı yok. Yani ana muhalefeti, muhalefeti dizayn etmeye Başbakanın hakkı yok, böyle bir görevi de yok. Ama Başbakan bütün Türkiye’yi kendisine benzetmeye çalışıyor. Tüm muhalefet partilerini kendilerine benzetmeye çalışıyor. Son derece yanlış. Kutuplaştırıcı sözler doğru değil. Hele hele bayram çıkışında uzlaşma, barış, iyi niyet mesajları vermesi gereken Başbakanın ötekileştirici cümleleri bayramın ruhuna uygun düşmemiştir.” ifadelerini kullandı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.10.2013
TanrıkuluDuvarbarışınişaretiolmazTanrıkulu Duvar barışın işareti olmaz
Toplam "107" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti