Habergec.Com Aranan Kelimeler:ve ölüm böyle geldi Değerlendirme: 10 / 10 414603
habergec.com
20.08.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

ve ölüm böyle geldi

Yahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahnede
Zaman
08.07.2014
18:25
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Reyin Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozl
Zaman
Kültür
08.07.2014
YahyaKemalBeyatlıOratoryosu6yılsonrasahnedeYahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahnede
Yahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra seslendiriliyor
Zaman
08.07.2014
14:28
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Reyin Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozlu
Zaman
Kültür
08.07.2014
YahyaKemalBeyatlıOratoryosu6yılsonraseslendiriliyorYahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra seslendiriliyor
Yahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahneleniyor
Zaman
07.07.2014
02:00
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Reyin Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozlu
Zaman
Kültür
07.07.2014
YahyaKemalBeyatlıOratoryosu6yılsonrasahneleniyorYahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahneleniyor
Yahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahneleniyor
Zaman
07.07.2014
02:00
Devlet Opera ve Balesi sanatçısı, müzik yönetmeni ve piyanist Dr. Aydın Karlıbel’in, Yahya Kemal’in 12 şiirini bestelediği oratoryosu yeni sezonun repertuarına alındı. Karlıbel, şairin 50. ölüm yıldönümü için yazdığı, fakat altı yıl gecikmeyle seslendirilecek olan bestesinin hikâyesini anlattı.Yahya Kemal Oratoryosu’nu ne zaman bestelediniz?2008 yılında, şairin 50. vefat yıldönümünde besteledim. Bu eser üzerinde 6 yıl çalıştım. Ama maalesef o yıl çaldıramadım.Neden çaldıramadınız?Çünkü zor bir eser. Muazzam bir kadro gerekiyor. Bakın kadroyu söyleyeyim. Büyük bir orkestra var, Türk sazları (ud, kemençe, yaylı tanbur) var... Böyle bir esere girişirken Yahya Kemal’in felsefesini hesaba katmam gerekiyordu. Eserin kurumda kabul görmesi zaman alıyor. Hazırlık aşaması uzun.Niye başka bir edebiyatçı değil de Yahya Kemal? Hepsinin ölüm, doğum yıldönümü gelip geçiyor...Çünkü Yahya Kemal’in şiir dünyasına çok aşinaydım. Çocukken, rahmetli babam, şiirlerini bize ezbere okurdu. Kabataş Lisesi mezunuydu kendisi. Ayrıca hocaların hocası olarak ünlenmiş bir efsanenin, Salim Rıza Kırkpınar beyefendinin yakın dostuydu. Bu arada Aşiyan’dan yansıyan ruhun; Yahya Kemal’i Sevenler Derneği’nin, merhum Eşref Denizhan’ın Saint Michel, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi’ndeki değerli edebiyat hocalarımın bana tuttukları ışık, verdikleri feyiz için şükran borçluyum.Çocukluğunuz edebiyatçıların arasında mı geçti?Evet ama devamı var. Babam Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nün müdürlüğünü yaptığı sırada da edebiyatçılar hep çevremizdeydi. Orada Faruk Nafiz Çamlıbel, Orhan Seyfi Orhon, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samet Ağaoğlu, Yusuf Ziya Ortaç’ı tanıdım. Yahya Kemal de daha önceleri Büyükada’da kalırmış. Ama beni ona yaklaştıran küçük bir ayrıntı daha vardır…Nedir o ayrıntı?Şairin son yıllarını geçirdiği Park Oteli vardı, Taksim Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken. Cemal Reşit Rey hocam, senfoni orkestrasını yönetirken provaları bu otelde yapardı. Provalara beni de götürür, orkestraya katardı. Eserlerinde, çelestayı (konsol, piyanoya benzeyen vurmalı orkestra çalgısı) ben çalardım. Orkestranın ses dünyasına girmem için yapardı bunu. Onun sağ koluydum, asistanlığını yaptım. Bana çok şey öğretti. Orada çok güzel anılarımız oldu.Hocanızla unutamadığınız anılar ve Yahya Kemal’in de orada yaşamış olması mı size ilham verdi?Bütün bu güzel anıların birikimiyle mümkün olmuştur şüphesiz. Bir de yine hocam derste anlatmıştı. İki dev sanatçı bir gün Fransa Dinard’da karşı karşıya geliyor. Burası med-cezir olaylarıyla ünlü bir sahil beldesi. Nasıl olduysa orada bir gün buluşmuşlar. Yahya Kemal, Cemal hocama Shakespeare’den soneler okumaya başlamış. Fakat bir anda deniz yükseliyor, zor kaçıyorlar.Oratoryo için Yahya Kemal’in kaç şiirini bestelediniz?12 şiirini. Şarkı, Bebek Gazeli, Erzurum Gazeli, 1918, Bedri’ye Mısralar, Bir Tepeden, Bir Başka Tepeden (iki ayrı beste), İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar, Mahurdan Gazel, Baki’nin Gazeli ve Perestiş. Baki’nin Gazeli niye var? Şiirleri bestelerken kendinize yakın bulduklarınız oldu mu?Yahya Kemal, Baki’yi çok severdi, bu nedenle onu besteledim. Babamın adı Bedri olduğu için Bedri’ye Mısraları kendime yakın hissettim. Bir Başka Tepeden’i ise iki kez besteledim. Aynı şiire iki ayrı müzik yazarak başka tepeden/makamdan anlatmak istedim. Üsküdar şiirinin güzelliğini anlatamam, beni çok etkiledi. Eser, iki bölümden oluşuyor. Şiirleri koro okuyor, enstrümantal bölüm var arada. Sonrasında da Perestiş ile sona eriyor.Perestiş ne demek?Derin hayranlık demek. Yahya Kemal bu şiiri, muhtemelen Abdülmecit devrinde yaşamış bir güzele ithaf ediyor. Şiirde bir kadına duyulan büyük hayranlık, aşk var. Fakat Perestiş için öyle bir müzik yazdım ki, sevgilinin aşkından ilahi aşka yöneliyor. Yürük semai üslûbunda yazıldı.Eseri biz ne zaman dinleyebileceğiz?Yeni sezonun repertuarına alındı. Yahya Kemal’in vârisi Sinan Özbalkan beyefedinin ilgisi ve desteği için müteşekkirim. Bestem, şu anda çalınmaya hazır. Provaların tarihi henüz belli değil ama besteci olarak çok heyecanlıyım. Orkestralı, korolu bir eserim icra edilecek.Cemal Reşit Reyin Çelebi Operası yayımlanmayı bekliyorAydın Karlıbel, 1980’de vefat edene kadar Cemal Reşit Rey’in 19 yıl öğrencisi oldu. Önce Nişantaşı’nda, sonra Beşiktaş Serencebey’deki evine ders için çok gidip geldi. Rey’in 40 yılını verdiği Çelebi Operası’na ve daha birçok bestesinin yazılmasına o evde yakından tanıklık etti. Fakat ünlü besteci vefat ettikten sonra Çelebi Operası ortadan kaybolmuştu. Daha doğrusu Ankara Devlet Opera ve Balesi’nin kütüphanesinin arşivinde unutulmuştu. Hocasının el yazısı ile yazdığı o eseri 2005’te tozlu
Zaman
Ana Sayfa
07.07.2014
YahyaKemalBeyatlıOratoryosu6yılsonrasahneleniyorYahya Kemal Beyatlı Oratoryosu 6 yıl sonra sahneleniyor
Yerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Zaman
28.06.2014
14:01
Zonguldakta maden işçileri, Ramazan ayının ilk sahurunu yerin yüzlerce metre altında yaptı. Madenciler, Somada şehit olan meslektaşlarını da unutmadı, onlar için dua etti.Sahur vaktinin girmesiyle mesaiye ara veren maden işçileri önce tahtadan sofra kurdu, sonra evlerinden getirdikleri domates, zeytin, peynir, üzüm, soğan, biber, salatalık ve ekmekten oluşan nevaleleri sofraya dizdi.Mütevazi sofrada soğanları dizlerinde kırıp sahurlarını yapan maden işçileri, Ramazan-ı Şerifi kazasız belasız geçirerek bayrama erişmeyi diledi. İşçiler, ayrıca Somada hayatını kaybeden 301 madenci için de dua etti.12 yıllık maden işçisi Kemal Çelik (36), Üç ayların son ayı olan mübarek Ramazan ayına şu an girmiş bulunmaktayız. Az önce arkadaşlarımızla sahur yemeğini beraber yedik. Gönül isterdi ki evde ailemizle birlikte yapalım. Bu meslek böyle. Üç vardiya olarak çalıştığımız için bize de bu vardiyada denk geldi. Bu yüzden Ramazana şu anda maden ocağında girdik. Mecburiyetten ekmek parası için girdik. Çalışmak zorundayız. dedi.Somada hayatını kaybeden işçileri de anan Çelik, Geçen ay Somada 301 arkadaşımızı kaybettik. Onlara Cenab-ı Allahtan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. Herkesin yapabileceği bir meslek değil. Bu şekilde ölümler olmadığı zaman madencilikte hiçbir insanın değeri yok. Toplu bir ölüm oldu, madencilik gündeme geldi. Ama kader, yapacak bir şey yok. Büyüklerimiz söylediğine göre demek ki bu işin fıtratında var. Sen yeryüzünde rahat rahat yaşa. Biz canlıyken yerin altına giriyoruz. Madenci ölmeden yerin altına giriyor. Mübarek ayda bütün madencilerin bayrama erişmelerini niyaz ediyoruz. İnşallah madenlerde kaza bela olmaz, ocaklar sönmez. Bu vesile ile Allah bizi Ramazana sağ salim çıkarıp bayramlara erişmemizi nasip etsin. diye konuştu.MADEN MÜHENDİSİ KARAKAYA: SAHURUMUZU MÜTEVAZİ SOFRAMIZDA YAPTIKOcak içerisinde sahur yapmanın ayrı bir ayrıcalığı olduğunu belirten Maden Mühendisi Özcan Karakaya ise Ramazan ayına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını söyledi. Karakaya, Ocakta çalışan arkadaşlarımızla birlikte mütevazi soframızda peynirimizle ve zeytinimizle ilk sahurumuzu yaptık. Maden işi süreklilik arz ettiği için devam ediyoruz. Ümit ediyorum hiçbir arkadaşımızın burnu bile kanamadan kazasız belasız bir şekilde bayrama erişiriz. En son Soma olayı ve onun öncesindeki binlerce maden şehidini Allah nur içinde yatırsın. Mütevazi soframız vardı. Peynir, zeytin, ekmek, soğan ve içecek şeklinde mütevazi bir sofra kurduk. ifadelerini kullandı.İşçiler daha sonra sahur yapmalarının ardından kömür kazmaya devam etti.
Zaman
Son Dakika
28.06.2014
YerinyüzlercemetrealtındailksahurheyecanıYerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Yerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Zaman
28.06.2014
14:00
Zonguldakta maden işçileri, Ramazan ayının ilk sahurunu yerin yüzlerce metre altında yaptı. Madenciler, Somada şehit olan meslektaşlarını da unutmadı, onlar için dua etti.Sahur vaktinin girmesiyle mesaiye ara veren maden işçileri önce tahtadan sofra kurdu, sonra evlerinden getirdikleri domates, zeytin, peynir, üzüm, soğan, biber, salatalık ve ekmekten oluşan nevaleleri sofraya dizdi.Mütevazi sofrada soğanları dizlerinde kırıp sahurlarını yapan maden işçileri, Ramazan-ı Şerifi kazasız belasız geçirerek bayrama erişmeyi diledi. İşçiler, ayrıca Somada hayatını kaybeden 301 madenci için de dua etti.12 yıllık maden işçisi Kemal Çelik (36), Üç ayların son ayı olan mübarek Ramazan ayına şu an girmiş bulunmaktayız. Az önce arkadaşlarımızla sahur yemeğini beraber yedik. Gönül isterdi ki evde ailemizle birlikte yapalım. Bu meslek böyle. Üç vardiya olarak çalıştığımız için bize de bu vardiyada denk geldi. Bu yüzden Ramazana şu anda maden ocağında girdik. Mecburiyetten ekmek parası için girdik. Çalışmak zorundayız. dedi.Somada hayatını kaybeden işçileri de anan Çelik, Geçen ay Somada 301 arkadaşımızı kaybettik. Onlara Cenab-ı Allahtan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. Herkesin yapabileceği bir meslek değil. Bu şekilde ölümler olmadığı zaman madencilikte hiçbir insanın değeri yok. Toplu bir ölüm oldu, madencilik gündeme geldi. Ama kader, yapacak bir şey yok. Büyüklerimiz söylediğine göre demek ki bu işin fıtratında var. Sen yeryüzünde rahat rahat yaşa. Biz canlıyken yerin altına giriyoruz. Madenci ölmeden yerin altına giriyor. Mübarek ayda bütün madencilerin bayrama erişmelerini niyaz ediyoruz. İnşallah madenlerde kaza bela olmaz, ocaklar sönmez. Bu vesile ile Allah bizi Ramazana sağ salim çıkarıp bayramlara erişmemizi nasip etsin. diye konuştu.MADEN MÜHENDİSİ KARAKAYA: SAHURUMUZU MÜTEVAZİ SOFRAMIZDA YAPTIKOcak içerisinde sahur yapmanın ayrı bir ayrıcalığı olduğunu belirten Maden Mühendisi Özcan Karakaya ise Ramazan ayına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını söyledi. Karakaya, Ocakta çalışan arkadaşlarımızla birlikte mütevazi soframızda peynirimizle ve zeytinimizle ilk sahurumuzu yaptık. Maden işi süreklilik arz ettiği için devam ediyoruz. Ümit ediyorum hiçbir arkadaşımızın burnu bile kanamadan kazasız belasız bir şekilde bayrama erişiriz. En son Soma olayı ve onun öncesindeki binlerce maden şehidini Allah nur içinde yatırsın. Mütevazi soframız vardı. Peynir, zeytin, ekmek, soğan ve içecek şeklinde mütevazi bir sofra kurduk. ifadelerini kullandı.İşçiler daha sonra sahur yapmalarının ardından kömür kazmaya devam etti.
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
YerinyüzlercemetrealtındailksahurheyecanıYerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Yerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Zaman
28.06.2014
05:04
Zonguldakta maden işçileri, Ramazan ayının ilk sahurunu yerin yüzlerce metre altında yaptı. Madenciler, Somada şehit olan meslektaşlarını da unutmadı, onlar için dua etti.Sahur vaktinin girmesiyle mesaiye ara veren maden işçileri önce tahtadan sofra kurdu, sonra evlerinden getirdikleri domates, zeytin, peynir, üzüm, soğan, biber, salatalık ve ekmekten oluşan nevaleleri sofraya dizdi. Mütevazi sofrada soğanları dizlerinde kırıp sahurlarını yapan maden işçileri, Ramazan-ı Şerifi kazasız belasız geçirerek bayrama erişmeyi diledi. İşçiler, ayrıca Somada hayatını kaybeden 301 madenci için de dua etti. 12 yıllık maden işçisi Kemal Çelik (36), Üç ayların son ayı olan mübarek Ramazan ayına şu an girmiş bulunmaktayız. Az önce arkadaşlarımızla sahur yemeğini beraber yedik. Gönül isterdi ki evde ailemizle birlikte yapalım. Bu meslek böyle. Üç vardiya olarak çalıştığımız için bize de bu vardiyada denk geldi. Bu yüzden Ramazana şu anda maden ocağında girdik. Mecburiyetten ekmek parası için girdik. Çalışmak zorundayız. dedi. Somada hayatını kaybeden işçileri de anan Çelik, Geçen ay Somada 301 arkadaşımızı kaybettik. Onlara Cenab-ı Allahtan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. Herkesin yapabileceği bir meslek değil. Bu şekilde ölümler olmadığı zaman madencilikte hiçbir insanın değeri yok. Toplu bir ölüm oldu, madencilik gündeme geldi. Ama kader, yapacak bir şey yok. Büyüklerimiz söylediğine göre demek ki bu işin fıtratında var. Sen yeryüzünde rahat rahat yaşa. Biz canlıyken yerin altına giriyoruz. Madenci ölmeden yerin altına giriyor. Mübarek ayda bütün madencilerin bayrama erişmelerini niyaz ediyoruz. İnşallah madenlerde kaza bela olmaz, ocaklar sönmez. Bu vesile ile Allah bizi Ramazana sağ salim çıkarıp bayramlara erişmemizi nasip etsin. diye konuştu. MADEN MÜHENDİSİ KARAKAYA: SAHURUMUZU MÜTEVAZİ SOFRAMIZDA YAPTIKOcak içerisinde sahur yapmanın ayrı bir ayrıcalığı olduğunu belirten Maden Mühendisi Özcan Karakaya ise Ramazan ayına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını söyledi. Karakaya, Ocakta çalışan arkadaşlarımızla birlikte mütevazi soframızda peynirimizle ve zeytinimizle ilk sahurumuzu yaptık. Maden işi süreklilik arz ettiği için devam ediyoruz. Ümit ediyorum hiçbir arkadaşımızın burnu bile kanamadan kazasız belasız bir şekilde bayrama erişiriz. En son Soma olayı ve onun öncesindeki binlerce maden şehidini Allah nur içinde yatırsın. Mütevazi soframız vardı. Peynir, zeytin, ekmek, soğan ve içecek şeklinde mütevazi bir sofra kurduk. ifadelerini kullandı.İşçiler daha sonra sahur yapmalarının ardından kömür kazmaya devam etti.
Zaman
Son Dakika
28.06.2014
YerinyüzlercemetrealtındailksahurheyecanıYerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Yerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Zaman
28.06.2014
05:04
Zonguldakta maden işçileri, Ramazan ayının ilk sahurunu yerin yüzlerce metre altında yaptı. Madenciler, Somada şehit olan meslektaşlarını da unutmadı, onlar için dua etti.Sahur vaktinin girmesiyle mesaiye ara veren maden işçileri önce tahtadan sofra kurdu, sonra evlerinden getirdikleri domates, zeytin, peynir, üzüm, soğan, biber, salatalık ve ekmekten oluşan nevaleleri sofraya dizdi. Mütevazi sofrada soğanları dizlerinde kırıp sahurlarını yapan maden işçileri, Ramazan-ı Şerifi kazasız belasız geçirerek bayrama erişmeyi diledi. İşçiler, ayrıca Somada hayatını kaybeden 301 madenci için de dua etti. 12 yıllık maden işçisi Kemal Çelik (36), Üç ayların son ayı olan mübarek Ramazan ayına şu an girmiş bulunmaktayız. Az önce arkadaşlarımızla sahur yemeğini beraber yedik. Gönül isterdi ki evde ailemizle birlikte yapalım. Bu meslek böyle. Üç vardiya olarak çalıştığımız için bize de bu vardiyada denk geldi. Bu yüzden Ramazana şu anda maden ocağında girdik. Mecburiyetten ekmek parası için girdik. Çalışmak zorundayız. dedi. Somada hayatını kaybeden işçileri de anan Çelik, Geçen ay Somada 301 arkadaşımızı kaybettik. Onlara Cenab-ı Allahtan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum. Herkesin yapabileceği bir meslek değil. Bu şekilde ölümler olmadığı zaman madencilikte hiçbir insanın değeri yok. Toplu bir ölüm oldu, madencilik gündeme geldi. Ama kader, yapacak bir şey yok. Büyüklerimiz söylediğine göre demek ki bu işin fıtratında var. Sen yeryüzünde rahat rahat yaşa. Biz canlıyken yerin altına giriyoruz. Madenci ölmeden yerin altına giriyor. Mübarek ayda bütün madencilerin bayrama erişmelerini niyaz ediyoruz. İnşallah madenlerde kaza bela olmaz, ocaklar sönmez. Bu vesile ile Allah bizi Ramazana sağ salim çıkarıp bayramlara erişmemizi nasip etsin. diye konuştu. MADEN MÜHENDİSİ KARAKAYA: SAHURUMUZU MÜTEVAZİ SOFRAMIZDA YAPTIKOcak içerisinde sahur yapmanın ayrı bir ayrıcalığı olduğunu belirten Maden Mühendisi Özcan Karakaya ise Ramazan ayına ulaşmanın sevincini yaşadıklarını söyledi. Karakaya, Ocakta çalışan arkadaşlarımızla birlikte mütevazi soframızda peynirimizle ve zeytinimizle ilk sahurumuzu yaptık. Maden işi süreklilik arz ettiği için devam ediyoruz. Ümit ediyorum hiçbir arkadaşımızın burnu bile kanamadan kazasız belasız bir şekilde bayrama erişiriz. En son Soma olayı ve onun öncesindeki binlerce maden şehidini Allah nur içinde yatırsın. Mütevazi soframız vardı. Peynir, zeytin, ekmek, soğan ve içecek şeklinde mütevazi bir sofra kurduk. ifadelerini kullandı.İşçiler daha sonra sahur yapmalarının ardından kömür kazmaya devam etti.
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
YerinyüzlercemetrealtındailksahurheyecanıYerin yüzlerce metre altında ilk sahur heyecanı
Türkiye sele teslim
Zaman
07.06.2014
02:04
Kurak geçen kışın ardından yaz başında sel felaketleri yaşanıyor. İstanbul’un ardından Ankara, Zonguldak, Düzce ve Adana başta olmak üzere birçok şehirde sağanak yağışlar hayatı felç etti. Çankırı’da sele kapılan 9 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti.Son yılların en kurak dönemini yaşayan Türkiye, yaz mevsiminin ilk haftasında sel felaketlerine maruz kaldı. İstanbul’un Üsküdar sahilinde deniz ile karanın sel sularıyla birleşmesinin ardından dün birçok şehirden felaket haberleri geldi. Şiddetli yağışlar sebebiyle yollar göle dönerken çok sayıda ev ve işyerini su bastı, araçlar sele kapıldı. Kuraklığın vurduğu tarım alanlarında etkili olan dolu ve aşırı yağışlar büyük zarara yol açtı. Çankırı’nın Atkaracalar ilçesinde çobanlık yapan Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte sele yakalandı. Ağaca tutunarak kurtulan baba, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak son anda kurtardı. Ancak sel sularına kapılan 9 yaşındaki oğlu Ali’nin cesedi 2 km uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Sakarya’da da 1 işçi selde kayboldu. Zonguldak il merkezi ile ilçeler ve köylerde büyük taşkınlar yaşandı. Ankara’nın 8 ilçesinde birçok araç yolda kaldı. Batıkent’te sel sonucu asfalt yol çöktü, 50’ye yakın ev sular altında. Adana’da afeti andıran görüntüler ortaya çıktı. Araçlar gölete dönen caddelerde mahsur kaldı, bazı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti. Düzce, Bartın, Sakarya ve Bursa’yı da sel vurdu.KURAKLIĞIN ORTASINDA SEL FELAKETİTürkiye, kışın yeteri kadar kar yağmaması sebebiyle barajların kurumaya başladığı ve kuraklık alarmının verildiği günlerde son yılların en büyük sel felaketlerini yaşıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerinde ay başından beri devam eden sağanak yağmurlar yerleşim birimlerinde sel ve taşkınlara yol açarken, dolu yağışı ise tarım alanlarında büyük zararlara yol açtı.Seller sebebiyle dün Çankırı’dan bir ölüm haberi geldi. Şanlıurfa’dan Çankırı’nın Atkaracalar ilçesine çobanlık yapmak için gelen Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte Karadere mevkiinde şiddetli yağmur ve sele yakalandı. Azgın sulardan bir ağaca tutunarak kurtulan baba Kılıç, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak selden son anda kurtardı. Ancak 9 yaşındaki oğlu Ali Kılıç ise sulara kapılarak gözden kayboldu. Ağaçta mahsur kalan baba ve kızı bölgeye gönderilen bir iş makinesiyle kurtarıldı. Ali’nin cesedi ise 2 kilometre uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Atkaracalar Belediye Başkanı Rıfat Altıntop, “İlçede bir köprümüz de yıkıldı. Ekili alanlarda ciddi zararlar var. Maddi zararları elbette zaman içinde telafi ederiz, ancak küçük bir çocuğun selde hayatını kaybetmesi hepimizi derinden yaraladı. Çok üzgünüz.” dedi.Sel, Zonguldak’ta da büyük hasara yol açtı. Acılık Deresi’nden taşan sel suları İstasyon Caddesi ve Belediye Bulvarı’nı kapladı. Şehir merkezinde onlarca işyeri ve işletme deposunu su bastı. Çok sayıda araç sel sularına kapıldı. Ankara karayolunda yapılan çalışma nedeniyle su giderinin kapatılmasının hasarı artırdığı bildirildi. Zonguldak-Ankara karayolunun 8’inci kilometresinde yolun bir bölümü heyelan sebebiyle çöktü, yaklaşık 12 metrelik uçurum oluştu. Ereğli ilçesinde mahsur kalan ikisi çocuk 9 kişi, AKUT’a ait zodyak botla kurtarıldı. Zonguldak Valisi Ali Kaban, “En büyük tesellimiz şükürler olsun ki, can kaybı yaşamamamızdır. Bazı köylerimizde tarımsal anlamda hasarlar oluştu, seraları su bastı.” açıklamasını yaptı. Bu arada Zonguldak Valiliği’nin önündeki limanı da sel suları kapladı. Limanın içi, selin getirdiği kütük ve moloz yığınlarıyla doldu. Fevkani Köprüsü’nde inceleme yapan Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir afetle ilgili konuşurken ağlamamak için kendini zor tuttu. Akdemir, “Böyle bir olay yaşamak çok zor. İnşallah atlatacağız.” dedi.Sel, Adana’da da hayatı olumsuz etkiledi. Şehrin ana arterlerinde trafik tıkandı. Araçlar caddelerde mahsur kaldı. Birçok ev ve işyerini su bastı. Çukurova ilçesi, PTT Caddesi Hayalpark yakınındaki bölge, yağmurdan dolayı gölete döndü. Neye uğradıklarını şaşıran sürücülerden bazıları göletten geçmeye kalkıştı. Bazıları ise yolda kaldı. Sarıçam ilçesi ile Seyhan ilçesinin 19 Mayıs Mahallesi’ndeki bazı tek katlı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti.Ankara’da sel asfaltı çökerttiAnkara’nın Etimesgut, Yenimahalle, Mamak, Sincan, Altındağ, Kazan, Akyurt ve Pursaklar ilçelerinde şiddetli yağmur sebebiyle birçok araç yolda kaldı. Batıkent İlkyerleşim Mahallesi 1237. sokakta sel sonucu asfalt yolda çökme meydana geldi. Yolu trafiğe kapatan belediye, göçüğe müdahale etti. Batıkent’te 50’ye yakın ev önceki gece yağan yağmur sonrası sular altında kaldı. Yollarda ve evlerde biriken sular, arazöz
Zaman
En Çok Okunan
07.06.2014
TürkiyeseleteslimTürkiye sele teslim
Türkiye sele teslim
Zaman
07.06.2014
02:02
Kurak geçen kışın ardından yaz başında sel felaketleri yaşanıyor. İstanbul’un ardından Ankara, Zonguldak, Düzce ve Adana başta olmak üzere birçok şehirde sağanak yağışlar hayatı felç etti. Çankırı’da sele kapılan 9 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti.Son yılların en kurak dönemini yaşayan Türkiye, yaz mevsiminin ilk haftasında sel felaketlerine maruz kaldı. İstanbul’un Üsküdar sahilinde deniz ile karanın sel sularıyla birleşmesinin ardından dün birçok şehirden felaket haberleri geldi. Şiddetli yağışlar sebebiyle yollar göle dönerken çok sayıda ev ve işyerini su bastı, araçlar sele kapıldı. Kuraklığın vurduğu tarım alanlarında etkili olan dolu ve aşırı yağışlar büyük zarara yol açtı. Çankırı’nın Atkaracalar ilçesinde çobanlık yapan Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte sele yakalandı. Ağaca tutunarak kurtulan baba, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak son anda kurtardı. Ancak sel sularına kapılan 9 yaşındaki oğlu Ali’nin cesedi 2 km uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Sakarya’da da 1 işçi selde kayboldu. Zonguldak il merkezi ile ilçeler ve köylerde büyük taşkınlar yaşandı. Ankara’nın 8 ilçesinde birçok araç yolda kaldı. Batıkent’te sel sonucu asfalt yol çöktü, 50’ye yakın ev sular altında. Adana’da afeti andıran görüntüler ortaya çıktı. Araçlar gölete dönen caddelerde mahsur kaldı, bazı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti. Düzce, Bartın, Sakarya ve Bursa’yı da sel vurdu.KURAKLIĞIN ORTASINDA SEL FELAKETİTürkiye, kışın yeteri kadar kar yağmaması sebebiyle barajların kurumaya başladığı ve kuraklık alarmının verildiği günlerde son yılların en büyük sel felaketlerini yaşıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerinde ay başından beri devam eden sağanak yağmurlar yerleşim birimlerinde sel ve taşkınlara yol açarken, dolu yağışı ise tarım alanlarında büyük zararlara yol açtı.Seller sebebiyle dün Çankırı’dan bir ölüm haberi geldi. Şanlıurfa’dan Çankırı’nın Atkaracalar ilçesine çobanlık yapmak için gelen Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte Karadere mevkiinde şiddetli yağmur ve sele yakalandı. Azgın sulardan bir ağaca tutunarak kurtulan baba Kılıç, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak selden son anda kurtardı. Ancak 9 yaşındaki oğlu Ali Kılıç ise sulara kapılarak gözden kayboldu. Ağaçta mahsur kalan baba ve kızı bölgeye gönderilen bir iş makinesiyle kurtarıldı. Ali’nin cesedi ise 2 kilometre uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Atkaracalar Belediye Başkanı Rıfat Altıntop, “İlçede bir köprümüz de yıkıldı. Ekili alanlarda ciddi zararlar var. Maddi zararları elbette zaman içinde telafi ederiz, ancak küçük bir çocuğun selde hayatını kaybetmesi hepimizi derinden yaraladı. Çok üzgünüz.” dedi.Sel, Zonguldak’ta da büyük hasara yol açtı. Acılık Deresi’nden taşan sel suları İstasyon Caddesi ve Belediye Bulvarı’nı kapladı. Şehir merkezinde onlarca işyeri ve işletme deposunu su bastı. Çok sayıda araç sel sularına kapıldı. Ankara karayolunda yapılan çalışma nedeniyle su giderinin kapatılmasının hasarı artırdığı bildirildi. Zonguldak-Ankara karayolunun 8’inci kilometresinde yolun bir bölümü heyelan sebebiyle çöktü, yaklaşık 12 metrelik uçurum oluştu. Ereğli ilçesinde mahsur kalan ikisi çocuk 9 kişi, AKUT’a ait zodyak botla kurtarıldı. Zonguldak Valisi Ali Kaban, “En büyük tesellimiz şükürler olsun ki, can kaybı yaşamamamızdır. Bazı köylerimizde tarımsal anlamda hasarlar oluştu, seraları su bastı.” açıklamasını yaptı. Bu arada Zonguldak Valiliği’nin önündeki limanı da sel suları kapladı. Limanın içi, selin getirdiği kütük ve moloz yığınlarıyla doldu. Fevkani Köprüsü’nde inceleme yapan Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir afetle ilgili konuşurken ağlamamak için kendini zor tuttu. Akdemir, “Böyle bir olay yaşamak çok zor. İnşallah atlatacağız.” dedi.Sel, Adana’da da hayatı olumsuz etkiledi. Şehrin ana arterlerinde trafik tıkandı. Araçlar caddelerde mahsur kaldı. Birçok ev ve işyerini su bastı. Çukurova ilçesi, PTT Caddesi Hayalpark yakınındaki bölge, yağmurdan dolayı gölete döndü. Neye uğradıklarını şaşıran sürücülerden bazıları göletten geçmeye kalkıştı. Bazıları ise yolda kaldı. Sarıçam ilçesi ile Seyhan ilçesinin 19 Mayıs Mahallesi’ndeki bazı tek katlı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti.Ankara’da sel asfaltı çökerttiAnkara’nın Etimesgut, Yenimahalle, Mamak, Sincan, Altındağ, Kazan, Akyurt ve Pursaklar ilçelerinde şiddetli yağmur sebebiyle birçok araç yolda kaldı. Batıkent İlkyerleşim Mahallesi 1237. sokakta sel sonucu asfalt yolda çökme meydana geldi. Yolu trafiğe kapatan belediye, göçüğe müdahale etti. Batıkent’te 50’ye yakın ev önceki gece yağan yağmur sonrası sular altında kaldı. Yollarda ve evlerde biriken sular, arazöz
Zaman
Güncel
07.06.2014
TürkiyeseleteslimTürkiye sele teslim
Türkiye sele teslim
Zaman
07.06.2014
02:02
Kurak geçen kışın ardından yaz başında sel felaketleri yaşanıyor. İstanbul’un ardından Ankara, Zonguldak, Düzce ve Adana başta olmak üzere birçok şehirde sağanak yağışlar hayatı felç etti. Çankırı’da sele kapılan 9 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti.Son yılların en kurak dönemini yaşayan Türkiye, yaz mevsiminin ilk haftasında sel felaketlerine maruz kaldı. İstanbul’un Üsküdar sahilinde deniz ile karanın sel sularıyla birleşmesinin ardından dün birçok şehirden felaket haberleri geldi. Şiddetli yağışlar sebebiyle yollar göle dönerken çok sayıda ev ve işyerini su bastı, araçlar sele kapıldı. Kuraklığın vurduğu tarım alanlarında etkili olan dolu ve aşırı yağışlar büyük zarara yol açtı. Çankırı’nın Atkaracalar ilçesinde çobanlık yapan Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte sele yakalandı. Ağaca tutunarak kurtulan baba, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak son anda kurtardı. Ancak sel sularına kapılan 9 yaşındaki oğlu Ali’nin cesedi 2 km uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Sakarya’da da 1 işçi selde kayboldu. Zonguldak il merkezi ile ilçeler ve köylerde büyük taşkınlar yaşandı. Ankara’nın 8 ilçesinde birçok araç yolda kaldı. Batıkent’te sel sonucu asfalt yol çöktü, 50’ye yakın ev sular altında. Adana’da afeti andıran görüntüler ortaya çıktı. Araçlar gölete dönen caddelerde mahsur kaldı, bazı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti. Düzce, Bartın, Sakarya ve Bursa’yı da sel vurdu.KURAKLIĞIN ORTASINDA SEL FELAKETİTürkiye, kışın yeteri kadar kar yağmaması sebebiyle barajların kurumaya başladığı ve kuraklık alarmının verildiği günlerde son yılların en büyük sel felaketlerini yaşıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerinde ay başından beri devam eden sağanak yağmurlar yerleşim birimlerinde sel ve taşkınlara yol açarken, dolu yağışı ise tarım alanlarında büyük zararlara yol açtı.Seller sebebiyle dün Çankırı’dan bir ölüm haberi geldi. Şanlıurfa’dan Çankırı’nın Atkaracalar ilçesine çobanlık yapmak için gelen Salih Kılıç, kızı ve oğlu ile birlikte Karadere mevkiinde şiddetli yağmur ve sele yakalandı. Azgın sulardan bir ağaca tutunarak kurtulan baba Kılıç, 7 yaşındaki kızı Hülya’yı elinden tutarak selden son anda kurtardı. Ancak 9 yaşındaki oğlu Ali Kılıç ise sulara kapılarak gözden kayboldu. Ağaçta mahsur kalan baba ve kızı bölgeye gönderilen bir iş makinesiyle kurtarıldı. Ali’nin cesedi ise 2 kilometre uzaklıkta çalılara takılmış halde bulundu. Atkaracalar Belediye Başkanı Rıfat Altıntop, “İlçede bir köprümüz de yıkıldı. Ekili alanlarda ciddi zararlar var. Maddi zararları elbette zaman içinde telafi ederiz, ancak küçük bir çocuğun selde hayatını kaybetmesi hepimizi derinden yaraladı. Çok üzgünüz.” dedi.Sel, Zonguldak’ta da büyük hasara yol açtı. Acılık Deresi’nden taşan sel suları İstasyon Caddesi ve Belediye Bulvarı’nı kapladı. Şehir merkezinde onlarca işyeri ve işletme deposunu su bastı. Çok sayıda araç sel sularına kapıldı. Ankara karayolunda yapılan çalışma nedeniyle su giderinin kapatılmasının hasarı artırdığı bildirildi. Zonguldak-Ankara karayolunun 8’inci kilometresinde yolun bir bölümü heyelan sebebiyle çöktü, yaklaşık 12 metrelik uçurum oluştu. Ereğli ilçesinde mahsur kalan ikisi çocuk 9 kişi, AKUT’a ait zodyak botla kurtarıldı. Zonguldak Valisi Ali Kaban, “En büyük tesellimiz şükürler olsun ki, can kaybı yaşamamamızdır. Bazı köylerimizde tarımsal anlamda hasarlar oluştu, seraları su bastı.” açıklamasını yaptı. Bu arada Zonguldak Valiliği’nin önündeki limanı da sel suları kapladı. Limanın içi, selin getirdiği kütük ve moloz yığınlarıyla doldu. Fevkani Köprüsü’nde inceleme yapan Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir afetle ilgili konuşurken ağlamamak için kendini zor tuttu. Akdemir, “Böyle bir olay yaşamak çok zor. İnşallah atlatacağız.” dedi.Sel, Adana’da da hayatı olumsuz etkiledi. Şehrin ana arterlerinde trafik tıkandı. Araçlar caddelerde mahsur kaldı. Birçok ev ve işyerini su bastı. Çukurova ilçesi, PTT Caddesi Hayalpark yakınındaki bölge, yağmurdan dolayı gölete döndü. Neye uğradıklarını şaşıran sürücülerden bazıları göletten geçmeye kalkıştı. Bazıları ise yolda kaldı. Sarıçam ilçesi ile Seyhan ilçesinin 19 Mayıs Mahallesi’ndeki bazı tek katlı ev ve işyerlerinde 1 metreyi bulan sel suyu birikti.Ankara’da sel asfaltı çökerttiAnkara’nın Etimesgut, Yenimahalle, Mamak, Sincan, Altındağ, Kazan, Akyurt ve Pursaklar ilçelerinde şiddetli yağmur sebebiyle birçok araç yolda kaldı. Batıkent İlkyerleşim Mahallesi 1237. sokakta sel sonucu asfalt yolda çökme meydana geldi. Yolu trafiğe kapatan belediye, göçüğe müdahale etti. Batıkent’te 50’ye yakın ev önceki gece yağan yağmur sonrası sular altında kaldı. Yollarda ve evlerde biriken sular, arazöz
Zaman
Ana Sayfa
07.06.2014
TürkiyeseleteslimTürkiye sele teslim
Vural: Cumhurbaşkanı makamı düşmanlık üretme makamı olabilir mi?
Zaman
30.05.2014
02:49
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Cumhurbaşkanlığı makamı kin ve nefret saçarsa, insanları birbirine düşman kılarsa orası Cumhurbaşkanlığı makamı olmaz. Cumhurbaşkanlığı makamları Ali kıran baş kesenlik makamı değildir. MHP olarak biz Türkiyenin cumhurunu, Türkiyenin Cumhurbaşkanını arıyoruz. İnşallah hep birlikte gururla cumhurbaşkanımız olacak ve gururla işte bu bizim cumhurbaşkanımız diyeceğiz. Biz böyle bir birliğe, rahmete çağırıyoruz dedi.Vural, iptal edilen Buharkent Belediye Başkanlığı seçimine günler kala MHP adayı Yusuf Vurala destek için Aydının Buharkent ilçesine geldi. MHP Buharkent ilçe teşkilatı önünde vatandaşlara seslenen Oktay Vural, Türkiye bir Cumhurbaşkanı seçecek. Millet seçecek. MHP olarak biz cumhurbaşkanını devletin ve milletin birliğini temsil eden bir Cumhurbaşkanı, Cumhura baş olarak görüyoruz. Hangi partiye oy vermişsek verelim. Bir Cumhurbaşkanına benim cumhurbaşkanım dememizi istemez misiniz? Herkes ister. Hepimizin Cumhurbaşkanı olması gerekmiyor mu? Gerekiyor, işte MHP olarak hepimizin Cumhurbaşkanı diyebileceği bir Cumhurbaşkanı arayışımızı ortaya koyduk. Cumhurbaşkanı makamı düşmanlık üretme makamı olabilir mi? Cumhurbaşkanı makamları rüşvet ve yolsuzlukla suçlananların makamı olabilir mi? Cumhurbaşkanlığı makamı İmralıyı, Kandili kendine eş başkan olarak görenlerin makamı olur mu? Olmaması gerekiyor. Onun için MHP olarak biz, diyoruz ki biz bu milletin temeli vardır, kökü vardır. Bu milletin milli ve manevi değerlerine, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne inanan birisi çatı bir aday olmalıdır. Hemen ürktüler. Çatı aday olur muymuş? Tabi sizin gibi köksüzler olursa sizde çatı olmaz ki zaten. Sizin evinizde duran olmaz zaten. Bir Cumhurbaşkanı Anayasada yazılı görevleri, milletimizi devletimiz temsil edecek. Her kime oy verdi ise hepsi benim Cumhurbaşkanım dese ne kaybederiz. Kazanırız hepimiz değil mi? Türk demeyenlerin, İmralıyla Kandille birlikte hareket edenlerin rüşvet ve yolsuzluk batağına batarak villalarındaki milyar dolarları sıfırlama gayretinde olanların Cumhura baş olması mümkün değildir. Bu millet bunu hazmetmez, kabul etmez diye konuştu. SOMA FACİASI FITRATSA BİNLERCE POLİSİ ALIP NİYE GEZİYORSUN?301 madencimizin şehit olduğu Soma maden faciasına değinen Oktay Vural, Sayın Başbakan taziye evine binlerce polis gidiyor. Tedbir almadıkları bir madenden 301 madencimiz şehit oluyor. Fıtratında var. Zaten ölüm hepimizin fıtratında var. Allaha hamd olsun ki hepimiz öleceğiz. E madem fıtratında varsa binlerce polisi alıp niye geziyorsun. Madencilerin fıtratında varsa her insanın fıtratında yok mu? Somadaki maden faciası kirli işleri de ortaya koydu fakir fukaralara kömür gönderiyorlar. Beş çuval fakir fukaraya dağıtılan kömür getirttik. Üzerinde 25 kg yazıyor. Hepsini tarttırdım. Biri 20, 21, 21,7 kg peki bu eksik olan kömürler kimin cebine gidiyor. Fakir fukaranın bu kömüründen bakın kimle faydalanıyor. Rant gemi sahiplerine gidiyor. Somada yaşadığımız bu madencilik faciası aynı zamanda bir rant şebekesini de ortaya çıkardı şeklinde konuştu. Doğu ve Güneydoğuda son günlerde yaşananları da değerlendiren Vural, Maalesef PKK yol kesiyor, haraç topluyor, vergi alıyor. Çocukları dağa kaldırıyor. Devlet uyuyor orada. Yollar kapatılıyor Vali diyor ki devletin yolu kapanır mı diyor. Yapmayın diyor. Bir devlet yolunu açamıyorsa nasıl devlet olacak. Teröristlere teslim etmişler. Utanın be. O rezaletleri görüyorsunuz. Doğu ve Güneydoğuda PKK terör örgütü yol kesiyor, haraç kesiyor, mahkemeler kurmuş. Biz Buharkent düşünürken PKK KCK Paralel devletini inşa edenlere karşı da burada irademizle cevap vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Analar ağlamasın diyorlardı. Diyarbakırda çocukları dağa kaldırılan analar ağlamıyor mu? Ağlıyor. Başbakan HDPden ricacı olmuş. Diyor ki, bunları bulun. E başbakan hani Dicle kıyısında bir kuzu kaybolsa mesulu bendim diyordun. Şimdi HDPden medet umuyorsun. B ve C planların var. Yahu A planın HDPden medet ummaksa B ve C planın da İmralıya ricacı olmak, Kandile de müracaat etmektir ifadelerini kullandı. OYLAR RÜŞVET VE YOLSUZLUĞU AKLAMAZ Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası 30 Mart seçimlerinde hükümetin aklanma girişiminde olduğunu kaydeden Oktay Vural, Birileri buraya gelip miting yapacaklar. Buradan AKPli kardeşlerimize sesleniyorum 30 Martta oy verdiniz bir diyeceğim yok. 30 Mart bitti. Sizin verdiğiniz temiz ve helal oyları Rıza Zarrabın haram parasını aklamak için kullananlara diyecek bir cevabınız yok mu? Bu insafsızlık değil mi? Kalkıp diyorlar orada 17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra vatandaş bize oy verdi bizi akladı diyor. Siz Rıza Zarrabın kara para aklamasını, haram para aklamasını onaylamak için mi oy verdiniz. Sizler Zafer Çağlayanın kolundaki 765 bin TLlik saatin hesabını veremeyen Zafer Çağlayanı aklamak için mi oy verdiniz? Senin yol
Zaman
Son Dakika
30.05.2014
VuralCumhurbaşkanımakamıdüşmanlıküretmemakamıolabilirmi?Vural Cumhurbaşkanı makamı düşmanlık üretme makamı olabilir mi?
Mustafa Ünal - Devlete sağduyu çağrısı
Zaman
25.05.2014
02:00
Ülke gergin. Herkes tef gibi. Sokaklar sıcak. Bazı meydanların harareti çok yüksek. Yangın, bir kıvılcıma bakar. İstanbul Okmeydanı bunlardan biri. Gün geçmiyor ki sokaklarında, alanlarında nümayiş olmasın. Bu ülkenin ‘hassas konuları’, ‘duyarlı mahalleleri’ var.Alevi meselesini kastediyorum. Dikkatli konuşacaksın, nazik davranacaksın. Yutkunacaksın gerekirse. Susmasını bileceksin. Ağzına geleni söylemeyeceksin. Yarayı kaşımayacaksın. Yoksa kanatırsın. Evlat acısı, ölüm yarası kabuk bağlamaz. Yıllar geçse de için için kanar. Berkin Elvan nasıl unutulur?Ateşin üzerine benzinle de körükle de gidilmez. Geçmişten dersler çıkarmak sadece sokağın değil, devletin de görevi. Çok canlar yandı, çok. Gezi olaylarını hatırlamak kâfi. Gezi’nin üzerinden henüz bir yıl geçti. Taksim’de başlayan ve ülkenin dört bir tarafına yayılan eylemlerde 7-8 kişi öldü. Devletin tunç elini veya çelik yumruğunu terk etme zamanı gelmedi mi? Okmeydanı tef gibi gergin. Önceki gün taş, sopa, molotof ve kurşun sesleri cemevinde yankılanırken Uğur Kurt kanlar içinde yere yığılıverdi. Ve orada son nefesini verdi. Berkin Elvan’ı anmak için oradaydı. Kurşun hangi silahtan çıktı belli değil. Tetiğe kim bastı, bilen yok. Bir polis mi? Faili bulamadığı sürece sorumlu devlettir. Polis veya devletin derin dehlizlerinden uzanan bir karanlık el.Savcı cemevine 26 saat sonra gidebildi. İstanbul’un göbeğinde devletin savcısı olay mahalline 26 saat sonra ulaşabiliyorsa orada çok ciddi devlet sorunu var demektir. Uğur Kurt’u Ayhan Yılmaz’ın ölümü izledi. Acı birdi, iki oldu. Uzun süre polisin yanında 42 yaşındaki Yılmaz’ı yerde yatarken gösteren fotoğraf karesi zihinlere kazındı. Okmeydanı’nın harareti yüksek, gerilim giderek tırmanmakta. Bu ateş tehlikeli. Başka mahallelere sıçrayabilir. Bütün ülkeyi etkisi altına alabilir. Alevilik gibi hassas yönü var. Onun için herkesin dikkatli olması kaçınılmaz. Özellikle devletin. Ve iktidar sahiplerinin...Böyle durumlarda sokak, vatandaş sükûnete davet edilir. Sağduyu çağrısı, serinkanlılık vurgusu yapılır. Bu çağrının sokaktaki vatandaşa değil öncelikle devlete yapılması gerekiyor. Böyle zamanlarda devletin müşfik yüzünün öne çıkması gerekirken iktidar sahipleri çok sert ve öfkeli. Berkin Elvan kastedilerek “Ölmüştür, geçmiştir” denmemeliydi. Göstericilerin şiddetine maruz kalan polislerden aynı şekilde cevap vermesi istenmez. “Bunlara karşı polis eli kolu bağlı mı duracak? Nasıl sabrediyorlar anlamıyorum.” şeklinde konuşulmamalıydı. Hiçbir ölüm geçip gitmez. Dünyanın her yerinde polis eylemciye de itina ile davranır.Bu dil sıkıntılı. Bu üslup sorunlu. Bu sözler ateşi söndürmez. Daha da körükler. Gerilim ve ölümler üzerinden seçim taktiği olmaz. Siyasi getirisi de olsa kutuplaşma siyasi güdülmez. Sağduyu ve soğukkanlılık önce devlete egemen olmalı. Sonra sokaktaki vatandaşa. Yüzü maskeli, eli silahlı eylemcilerin güvenlik güçlerine yönelik şiddeti elbette tasvip edilemez. Sokaklardan, meydanlardan yansıyan manzara iç açıcı değil elbette. Kaygı verici, endişe verici. Kâbus gibi. O maskeler takılırken, silahlar devlet neredeydi? Okmeydanı’nda ‘tezgâh’ olabilir. Hedef Başbakan’ın Almanya gezisini gölgelemek de olabilir. Olayların üzerine her türlü senaryoyu yazmak mümkün. Her biri makul komplo teorileri üretmek de... Nitekim yazılıyor da, üretiliyor da. Böyle bir dönemde Türkiye gibi ülkelerin ‘açık yaralarını’ kaşımak isteyenlerin çokluğunu tahmin etmek zor değil. O yarayı açık bırakmamak da devletin ve iktidar sahiplerinin görevi. Başkasını suçlamak kolay. Önce kendine bakacaksın. Okmeydanı ateşi, ülkeye yayılmadan söndürülmeli. Yoksa ülke yangın yerine döner. Durum ciddi ve vahim.Yazıyı bitirken geldi deprem haberi. Kâbus yine hatırlattı kendini. Sarsıntı denizden geldi. Başta İstanbul, çok geniş alanı etkiledi. Korkuttu, titretti. Milyonlarca insan kendini sokağa attı. Ufak tefek maddî hasar var, can kaybı yok. Her hadise uyarıdır, ikazdır. Bu da öyle.
Zaman
Köşe Yazıları
25.05.2014
MustafaÜnal-DevletesağduyuçağrısıMustafa Ünal - Devlete sağduyu çağrısı
Acılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Zaman
23.05.2014
02:49
Şehit madencilerin yakınlarını bekleyen ikinci ayrılık resmî işlemler. Nüfus cüzdanları, ölüm sicil kaydı için Soma Adliyesi’ne teslim ediliyor. Şehit işçiler Sadrettin Güngör’ün babası, Bilal Malkoçoğlu’nun kayınpederi Alaattin Güngör de oğlunun kimliğini defalarca öperek teslim etti ve ağlayarak sandalyeye çöktü. Ardından “Bir kez daha göreyim.” diyerek tekrar eline aldı, defalarca öptü.Soma’daki maden faciası, ölümün en acı yüzünü gösterdi. Soma başta olmak üzere Manisa, Balıkesir ve İzmir’in ilçelerinden, köylerinden maden işçileri yangın çıkan madende mahsur kaldı. İşçi yakınları, facianın ilk günlerinden ocağın önünde büyük bir acı ve aynı zamanda umutla kurtarma faaliyetlerini bekledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu işin fıtratında kaza var.” derken, madenci yakınları hâlâ umutla sevdiklerinin canlı çıkmasını bekliyordu. Bu bekleyiş, beşinci günün sonunda 301 madencinin cansız bedeninin çıkarılmasıyla son buldu. Cansız bedenler, gözyaşları ile toprağa verildi. Ve ayrılık böyle başladı. Bundan sonra yakınları bekleyen ikinci ayrılık ise resmî işlemler. Hayatını kaybeden insanların nüfus kaydının düşürülmesi, artık resmen bu dünyada olmadığının tescili gerekiyor. Bu şekilde miras işlemleri yapılacak. Maden faciası, adli bir vaka olduğu için aileler kendileri nüfus müdürlüğüne giderek nüfus kaydını düşüremiyor. Bunun yerine savcıların belirlediği şekilde hayatını kaybeden yakınlarının nüfus cüzdanını ölüm sicil kaydı işlemleri için Soma Adliyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’ne teslim ediyorlar. Burada toplanan kimlikler, Kırkağaç Nüfus Müdürlüğü’ne gönderilerek toplu olarak nüfustan düşürme işlemi yapılacak.İşte ölüm sonrası bu rutin işlem için Balıkesir Savaştepeli Alaattin Güngör, Soma’daki adliye binasına geldi. Adliye dediysek, öyle kocaman tek başına sadece ‘adliye’ olan bir bina değil burası. Kapısının üzerinde ‘Soma Kaymakamlığı’ yazıyor. Bina önündeki geniş bir alan Akhisar Belediyesi’nden getirilen polis barikatları ile kapatılmış. Barikatların dışında eylemci maden işçileri ve gazeteciler ile canlı yayın araçları. Kaymakamlığa giriş-çıkışlar da güvenlik görevlilerinin kontrolü altında. Binanın giriş katında hakimlerin odası ve mahkeme salonu var. İkinci katta tam ortada başsavcılık odası, solda savcılık odaları, yazı işleri müdürlüğü ve mahkeme kalemi. Sağda ise tapu müdürlüğü. Bir üst katta ise kaymakamlık. Anadolu’da klasik olmuş bir devlet hiyerarşisi. Ve bu yerleşim şekli bile tek başına Anadolu’daki mülki amir-yargı arasındaki ilişki hakkında fikir veriyor. Şehit işçi Sadrettin Güngör’ün babası, başka bir şehit işçi Bilal Malkoçoğlu’nun da kayınpederi olan Alaattin amca, bu eski binanın merdivenlerinden ağır ağır çıkarak adliyenin yazı işleri müdürlüğüne ulaşıyor. İçeri giren Güngör, elindeki kimliği sıkı bir şekilde tutup defalarca öperek oradaki görevliye teslim ediyor. Ayakta duramayan yaşlı adam, hemen oracıktaki bir sandalyeye çöküyor ağlayarak. Son kez veda ettiğinin farkında ve tekrar ayağa kalkıp, “Bir kez daha göreyim.” diyerek görevliye teslim ettiği madendeki kazada ölen oğluna ait kimliğini tekrar eline alıyor. Defalarca öpüyor öpüyor. Faciadan hemen sonra Soma meydanında başı elleri arasında acılı bir şekilde oturduğu fotoğrafı gazetelerde yayınlanan bu yaşlı adam, mezarına koyduğu oğlunu bu kez ‘resmî’ olarak kaybediyordu. Gördüğü herkese derdini, acısını anlatacak kadar dolu olan acılı adam, “Oğlumun iki çocuğu kaldı geride. Tüp bebek yöntemiyle olmuşlardı. Şimdi onlar yetim kaldı…” diyerek sözlerini bitiremeyip ağlıyor. “Şimdi tekrar seçme hakkım olsa çocuklarımı asla madene göndermezdim.” diyen Alaattin amcanın bundan sonra tek isteği var. “Ben devletten yardım filan istemiyorum. Bu acının hesabı sorulsun. Sorumlu kimse cezası verilsin. Öyle 6-7 yıl değil, daha fazla ceza verilsin. Bundan sonra tek isteği bu.” diyor.Alaattin Güngör gibi hayatını kaybeden madencilerin birinci derece yakınları adliyeye giderek son vedayı gerçekleştiriyor. Güngör’ün damadı Malkoçoğlu’nun babası da adliyeye gidip aynı işlemi yapacak. Yine faciada hayatını kaybeden ikiz kardeşler İsmail ve Süleyman Çata’nın babası Ahmet Çata, ağabeyi Nurhan’ı kaybeden madenci Ahmet Yankın da bu şekilde sevdiklerine veda edecek isimler. Vefat eden işçilerin çocukları ile yalnız kalan eşler ya da çocukları, kardeşleri bu acıyı son kez yaşayacaklar.
Zaman
En Çok Okunan
23.05.2014
AcılıbabaçocuğununkimliğiniöperekteslimettiAcılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Acılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Zaman
23.05.2014
02:04
Şehit madencilerin yakınlarını bekleyen ikinci ayrılık resmî işlemler. Nüfus cüzdanları, ölüm sicil kaydı için Soma Adliyesi’ne teslim ediliyor. Şehit işçiler Sadrettin Güngör’ün babası, Bilal Malkoçoğlu’nun kayınpederi Alaattin Güngör de oğlunun kimliğini defalarca öperek teslim etti ve ağlayarak sandalyeye çöktü. Ardından “Bir kez daha göreyim.” diyerek tekrar eline aldı, defalarca öptü.Soma’daki maden faciası, ölümün en acı yüzünü gösterdi. Soma başta olmak üzere Manisa, Balıkesir ve İzmir’in ilçelerinden, köylerinden maden işçileri yangın çıkan madende mahsur kaldı. İşçi yakınları, facianın ilk günlerinden ocağın önünde büyük bir acı ve aynı zamanda umutla kurtarma faaliyetlerini bekledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu işin fıtratında kaza var.” derken, madenci yakınları hâlâ umutla sevdiklerinin canlı çıkmasını bekliyordu. Bu bekleyiş, beşinci günün sonunda 301 madencinin cansız bedeninin çıkarılmasıyla son buldu. Cansız bedenler, gözyaşları ile toprağa verildi. Ve ayrılık böyle başladı. Bundan sonra yakınları bekleyen ikinci ayrılık ise resmî işlemler. Hayatını kaybeden insanların nüfus kaydının düşürülmesi, artık resmen bu dünyada olmadığının tescili gerekiyor. Bu şekilde miras işlemleri yapılacak. Maden faciası, adli bir vaka olduğu için aileler kendileri nüfus müdürlüğüne giderek nüfus kaydını düşüremiyor. Bunun yerine savcıların belirlediği şekilde hayatını kaybeden yakınlarının nüfus cüzdanını ölüm sicil kaydı işlemleri için Soma Adliyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’ne teslim ediyorlar. Burada toplanan kimlikler, Kırkağaç Nüfus Müdürlüğü’ne gönderilerek toplu olarak nüfustan düşürme işlemi yapılacak.İşte ölüm sonrası bu rutin işlem için Balıkesir Savaştepeli Alaattin Güngör, Soma’daki adliye binasına geldi. Adliye dediysek, öyle kocaman tek başına sadece ‘adliye’ olan bir bina değil burası. Kapısının üzerinde ‘Soma Kaymakamlığı’ yazıyor. Bina önündeki geniş bir alan Akhisar Belediyesi’nden getirilen polis barikatları ile kapatılmış. Barikatların dışında eylemci maden işçileri ve gazeteciler ile canlı yayın araçları. Kaymakamlığa giriş-çıkışlar da güvenlik görevlilerinin kontrolü altında. Binanın giriş katında hakimlerin odası ve mahkeme salonu var. İkinci katta tam ortada başsavcılık odası, solda savcılık odaları, yazı işleri müdürlüğü ve mahkeme kalemi. Sağda ise tapu müdürlüğü. Bir üst katta ise kaymakamlık. Anadolu’da klasik olmuş bir devlet hiyerarşisi. Ve bu yerleşim şekli bile tek başına Anadolu’daki mülki amir-yargı arasındaki ilişki hakkında fikir veriyor. Şehit işçi Sadrettin Güngör’ün babası, başka bir şehit işçi Bilal Malkoçoğlu’nun da kayınpederi olan Alaattin amca, bu eski binanın merdivenlerinden ağır ağır çıkarak adliyenin yazı işleri müdürlüğüne ulaşıyor. İçeri giren Güngör, elindeki kimliği sıkı bir şekilde tutup defalarca öperek oradaki görevliye teslim ediyor. Ayakta duramayan yaşlı adam, hemen oracıktaki bir sandalyeye çöküyor ağlayarak. Son kez veda ettiğinin farkında ve tekrar ayağa kalkıp, “Bir kez daha göreyim.” diyerek görevliye teslim ettiği madendeki kazada ölen oğluna ait kimliğini tekrar eline alıyor. Defalarca öpüyor öpüyor. Faciadan hemen sonra Soma meydanında başı elleri arasında acılı bir şekilde oturduğu fotoğrafı gazetelerde yayınlanan bu yaşlı adam, mezarına koyduğu oğlunu bu kez ‘resmî’ olarak kaybediyordu. Gördüğü herkese derdini, acısını anlatacak kadar dolu olan acılı adam, “Oğlumun iki çocuğu kaldı geride. Tüp bebek yöntemiyle olmuşlardı. Şimdi onlar yetim kaldı…” diyerek sözlerini bitiremeyip ağlıyor. “Şimdi tekrar seçme hakkım olsa çocuklarımı asla madene göndermezdim.” diyen Alaattin amcanın bundan sonra tek isteği var. “Ben devletten yardım filan istemiyorum. Bu acının hesabı sorulsun. Sorumlu kimse cezası verilsin. Öyle 6-7 yıl değil, daha fazla ceza verilsin. Bundan sonra tek isteği bu.” diyor.Alaattin Güngör gibi hayatını kaybeden madencilerin birinci derece yakınları adliyeye giderek son vedayı gerçekleştiriyor. Güngör’ün damadı Malkoçoğlu’nun babası da adliyeye gidip aynı işlemi yapacak. Yine faciada hayatını kaybeden ikiz kardeşler İsmail ve Süleyman Çata’nın babası Ahmet Çata, ağabeyi Nurhan’ı kaybeden madenci Ahmet Yankın da bu şekilde sevdiklerine veda edecek isimler. Vefat eden işçilerin çocukları ile yalnız kalan eşler ya da çocukları, kardeşleri bu acıyı son kez yaşayacaklar.
Zaman
Güncel
23.05.2014
AcılıbabaçocuğununkimliğiniöperekteslimettiAcılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Acılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Zaman
23.05.2014
02:04
Şehit madencilerin yakınlarını bekleyen ikinci ayrılık resmî işlemler. Nüfus cüzdanları, ölüm sicil kaydı için Soma Adliyesi’ne teslim ediliyor. Şehit işçiler Sadrettin Güngör’ün babası, Bilal Malkoçoğlu’nun kayınpederi Alaattin Güngör de oğlunun kimliğini defalarca öperek teslim etti ve ağlayarak sandalyeye çöktü. Ardından “Bir kez daha göreyim.” diyerek tekrar eline aldı, defalarca öptü.Soma’daki maden faciası, ölümün en acı yüzünü gösterdi. Soma başta olmak üzere Manisa, Balıkesir ve İzmir’in ilçelerinden, köylerinden maden işçileri yangın çıkan madende mahsur kaldı. İşçi yakınları, facianın ilk günlerinden ocağın önünde büyük bir acı ve aynı zamanda umutla kurtarma faaliyetlerini bekledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Bu işin fıtratında kaza var.” derken, madenci yakınları hâlâ umutla sevdiklerinin canlı çıkmasını bekliyordu. Bu bekleyiş, beşinci günün sonunda 301 madencinin cansız bedeninin çıkarılmasıyla son buldu. Cansız bedenler, gözyaşları ile toprağa verildi. Ve ayrılık böyle başladı. Bundan sonra yakınları bekleyen ikinci ayrılık ise resmî işlemler. Hayatını kaybeden insanların nüfus kaydının düşürülmesi, artık resmen bu dünyada olmadığının tescili gerekiyor. Bu şekilde miras işlemleri yapılacak. Maden faciası, adli bir vaka olduğu için aileler kendileri nüfus müdürlüğüne giderek nüfus kaydını düşüremiyor. Bunun yerine savcıların belirlediği şekilde hayatını kaybeden yakınlarının nüfus cüzdanını ölüm sicil kaydı işlemleri için Soma Adliyesi Yazı İşleri Müdürlüğü’ne teslim ediyorlar. Burada toplanan kimlikler, Kırkağaç Nüfus Müdürlüğü’ne gönderilerek toplu olarak nüfustan düşürme işlemi yapılacak.İşte ölüm sonrası bu rutin işlem için Balıkesir Savaştepeli Alaattin Güngör, Soma’daki adliye binasına geldi. Adliye dediysek, öyle kocaman tek başına sadece ‘adliye’ olan bir bina değil burası. Kapısının üzerinde ‘Soma Kaymakamlığı’ yazıyor. Bina önündeki geniş bir alan Akhisar Belediyesi’nden getirilen polis barikatları ile kapatılmış. Barikatların dışında eylemci maden işçileri ve gazeteciler ile canlı yayın araçları. Kaymakamlığa giriş-çıkışlar da güvenlik görevlilerinin kontrolü altında. Binanın giriş katında hakimlerin odası ve mahkeme salonu var. İkinci katta tam ortada başsavcılık odası, solda savcılık odaları, yazı işleri müdürlüğü ve mahkeme kalemi. Sağda ise tapu müdürlüğü. Bir üst katta ise kaymakamlık. Anadolu’da klasik olmuş bir devlet hiyerarşisi. Ve bu yerleşim şekli bile tek başına Anadolu’daki mülki amir-yargı arasındaki ilişki hakkında fikir veriyor. Şehit işçi Sadrettin Güngör’ün babası, başka bir şehit işçi Bilal Malkoçoğlu’nun da kayınpederi olan Alaattin amca, bu eski binanın merdivenlerinden ağır ağır çıkarak adliyenin yazı işleri müdürlüğüne ulaşıyor. İçeri giren Güngör, elindeki kimliği sıkı bir şekilde tutup defalarca öperek oradaki görevliye teslim ediyor. Ayakta duramayan yaşlı adam, hemen oracıktaki bir sandalyeye çöküyor ağlayarak. Son kez veda ettiğinin farkında ve tekrar ayağa kalkıp, “Bir kez daha göreyim.” diyerek görevliye teslim ettiği madendeki kazada ölen oğluna ait kimliğini tekrar eline alıyor. Defalarca öpüyor öpüyor. Faciadan hemen sonra Soma meydanında başı elleri arasında acılı bir şekilde oturduğu fotoğrafı gazetelerde yayınlanan bu yaşlı adam, mezarına koyduğu oğlunu bu kez ‘resmî’ olarak kaybediyordu. Gördüğü herkese derdini, acısını anlatacak kadar dolu olan acılı adam, “Oğlumun iki çocuğu kaldı geride. Tüp bebek yöntemiyle olmuşlardı. Şimdi onlar yetim kaldı…” diyerek sözlerini bitiremeyip ağlıyor. “Şimdi tekrar seçme hakkım olsa çocuklarımı asla madene göndermezdim.” diyen Alaattin amcanın bundan sonra tek isteği var. “Ben devletten yardım filan istemiyorum. Bu acının hesabı sorulsun. Sorumlu kimse cezası verilsin. Öyle 6-7 yıl değil, daha fazla ceza verilsin. Bundan sonra tek isteği bu.” diyor.Alaattin Güngör gibi hayatını kaybeden madencilerin birinci derece yakınları adliyeye giderek son vedayı gerçekleştiriyor. Güngör’ün damadı Malkoçoğlu’nun babası da adliyeye gidip aynı işlemi yapacak. Yine faciada hayatını kaybeden ikiz kardeşler İsmail ve Süleyman Çata’nın babası Ahmet Çata, ağabeyi Nurhan’ı kaybeden madenci Ahmet Yankın da bu şekilde sevdiklerine veda edecek isimler. Vefat eden işçilerin çocukları ile yalnız kalan eşler ya da çocukları, kardeşleri bu acıyı son kez yaşayacaklar.
Zaman
Ana Sayfa
23.05.2014
AcılıbabaçocuğununkimliğiniöperekteslimettiAcılı baba çocuğunun kimliğini öperek teslim etti
Müfettişlerin geleceği, üç gün öncesinden haber veriliyordu
Zaman
20.05.2014
02:20
Madende 8 saat ölüm kalım mücadelesi veren Salih Erkan, dehşet anlarını unutamıyor. Madendeki ihmalleri anlatırken, şu acı gerçeği dile getiriyor: “Denetimlerde müfettişlerin geleceği zaman en az iki üç gün öncesinde haber veriliyordu. Madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle.”Soma’da yaşanan maden kazasından geriye gözyaşı ve yürek burkan hikâyeleri kaldı. Yeraltında 8 saatlik mücadelenin ardından baygın bir şekilde dışarı çıkartılan Salih Erkan’ın (35) anlattıkları, facianın adeta ‘geliyorum’ dediğini gözler önüne seriyor. Bakanlık müfettişlerinin madeni denetime gelmesinden en az 2-3 gün önce haberdar edildiklerini ve hazırlıklar yapıldığını söyleyen Erkan, “Bunun üzerine madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle. Bizim sürünerek geçtiğimiz yerler var, onları göstermiyorlar.” diyor.Maden faciasında 301 işçi feci bir şekilde can verirken, 485 madenci sağ olarak kurtuldu. Üç çocuk babası Salih Erkan da 8 saat sonra hayata tutunan işçilerden biri. Erkan’ın anlattıkları, madende yaşanan can pazarını gözler önüne seriyor. 142 arkadaşıyla birlikte madenin en derin yerlerinden olan ‘H’ panosunda çalışan Erkan, yaklaşık 8 saat kurtarılmayı beklediğini anlatıyor. Normal zamanlarda bulunduğu kısımdan dışarı çıkmanın 45 dakika sürdüğünü dile getiriyor. Sözlerine “İçeride neler yaşanmadı ki” ifadeleriyle başlayan acılı madenci, gözyaşlarına boğuluyor. Şaltercilerin kendilerine pano patlamasını haber verdiklerini dile getirerek dehşet anını şöyle dile getiriyor: “Duman bizim çıkış yolumuzdaydı. 100-200 metre ileride yere çöktük. 5 arkadaş gideyim dedi. 3 tanesi ölmüş. Gidememişler dumandan. Maske fayda edecek gibi değildi. Daha sonra aşağıdaki bölümden ‘Burada temiz hava var’ diye ses geldi. Biz oraya çekildik. O temiz havada 2 saat kadar durduk. Yarım saat sonra yoğun bir duman bizim bulunduğumuz bölgeye geldi. Bu bizi bitirdi. Havanın yönünü değiştirmişler.”HELALLEŞİP KELİME-İ ŞEHADET GETİRDİK“İleride bir ışık görüyorsunuz, 142 kişi birden oraya gidiyordu. Karbonmonoksit gazı yükseldi, metan gazı da var. ‘Arkadaşlar bizim iş buraya kadar’ dedim ve helalleşmeye başladık. Kelime-i şehadetler getirildi. Yavaş yavaş ölümü beklemek çok acı. Derken en çok kaybın verildiği ‘S’ panosuna çıktık. Karşılaştığımız manzara karşısında nutkumuz tutuldu. Tanıdığımız arkadaşların cesetleri vardı.”“NE YAŞAM ODASI, SIĞINABİLECEĞİMİZ SADECE ALLAH VARDI”Yaşam odası tartışmalarıyla ilgili de konuşan Erkan, şu tepkiyi gösteriyor: “Biz yeni bir yaşam odası yapıldığını ne gördük ne de duyduk. Basın toplantısında duyduk. Daha önce vardı, o iptal oldu. Ne yaşam odasından bahsediyorsunuz. Aşağıda sığınacağımız bir Allah vardı, başka da hiçbir şeyimiz yoktu.”Acılı madenci, ihmalleri ise şöyle dile getiriyor: “Denetimlerde müfettişlerin geleceği zaman en az iki üç gün önce haber veriliyordu. Her şeyi görüyoruz. Madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle. Bizim sürünerek geçtiğimiz yerler var kardeşim onları göstermiyorlar.”
Zaman
Ana Sayfa
20.05.2014
MüfettişleringeleceğiüçgünöncesindenhaberveriliyorduMüfettişlerin geleceği üç gün öncesinden haber veriliyordu
Müfettişlerin geleceği, üç gün öncesinden haber veriliyordu
Zaman
20.05.2014
02:07
Madende 8 saat ölüm kalım mücadelesi veren Salih Erkan, dehşet anlarını unutamıyor. Madendeki ihmalleri anlatırken, şu acı gerçeği dile getiriyor: “Denetimlerde müfettişlerin geleceği zaman en az iki üç gün öncesinde haber veriliyordu. Madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle.”Soma’da yaşanan maden kazasından geriye gözyaşı ve yürek burkan hikâyeleri kaldı. Yeraltında 8 saatlik mücadelenin ardından baygın bir şekilde dışarı çıkartılan Salih Erkan’ın (35) anlattıkları, facianın adeta ‘geliyorum’ dediğini gözler önüne seriyor. Bakanlık müfettişlerinin madeni denetime gelmesinden en az 2-3 gün önce haberdar edildiklerini ve hazırlıklar yapıldığını söyleyen Erkan, “Bunun üzerine madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle. Bizim sürünerek geçtiğimiz yerler var, onları göstermiyorlar.” diyor.Maden faciasında 301 işçi feci bir şekilde can verirken, 485 madenci sağ olarak kurtuldu. Üç çocuk babası Salih Erkan da 8 saat sonra hayata tutunan işçilerden biri. Erkan’ın anlattıkları, madende yaşanan can pazarını gözler önüne seriyor. 142 arkadaşıyla birlikte madenin en derin yerlerinden olan ‘H’ panosunda çalışan Erkan, yaklaşık 8 saat kurtarılmayı beklediğini anlatıyor. Normal zamanlarda bulunduğu kısımdan dışarı çıkmanın 45 dakika sürdüğünü dile getiriyor. Sözlerine “İçeride neler yaşanmadı ki” ifadeleriyle başlayan acılı madenci, gözyaşlarına boğuluyor. Şaltercilerin kendilerine pano patlamasını haber verdiklerini dile getirerek dehşet anını şöyle dile getiriyor: “Duman bizim çıkış yolumuzdaydı. 100-200 metre ileride yere çöktük. 5 arkadaş gideyim dedi. 3 tanesi ölmüş. Gidememişler dumandan. Maske fayda edecek gibi değildi. Daha sonra aşağıdaki bölümden ‘Burada temiz hava var’ diye ses geldi. Biz oraya çekildik. O temiz havada 2 saat kadar durduk. Yarım saat sonra yoğun bir duman bizim bulunduğumuz bölgeye geldi. Bu bizi bitirdi. Havanın yönünü değiştirmişler.”HELALLEŞİP KELİME-İ ŞEHADET GETİRDİK“İleride bir ışık görüyorsunuz, 142 kişi birden oraya gidiyordu. Karbonmonoksit gazı yükseldi, metan gazı da var. ‘Arkadaşlar bizim iş buraya kadar’ dedim ve helalleşmeye başladık. Kelime-i şehadetler getirildi. Yavaş yavaş ölümü beklemek çok acı. Derken en çok kaybın verildiği ‘S’ panosuna çıktık. Karşılaştığımız manzara karşısında nutkumuz tutuldu. Tanıdığımız arkadaşların cesetleri vardı.”“NE YAŞAM ODASI, SIĞINABİLECEĞİMİZ SADECE ALLAH VARDI”Yaşam odası tartışmalarıyla ilgili de konuşan Erkan, şu tepkiyi gösteriyor: “Biz yeni bir yaşam odası yapıldığını ne gördük ne de duyduk. Basın toplantısında duyduk. Daha önce vardı, o iptal oldu. Ne yaşam odasından bahsediyorsunuz. Aşağıda sığınacağımız bir Allah vardı, başka da hiçbir şeyimiz yoktu.”Acılı madenci, ihmalleri ise şöyle dile getiriyor: “Denetimlerde müfettişlerin geleceği zaman en az iki üç gün önce haber veriliyordu. Her şeyi görüyoruz. Madende hazırlıklar başlıyor. Müfettişlerin geçeceği yerleri düzenliyorlar. Bu her madende böyle. Bizim sürünerek geçtiğimiz yerler var kardeşim onları göstermiyorlar.”
Zaman
Güncel
20.05.2014
MüfettişleringeleceğiüçgünöncesindenhaberveriliyorduMüfettişlerin geleceği üç gün öncesinden haber veriliyordu
Ali Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
Zaman
17.05.2014
04:11
Madenci çocuğu olmayan bize, onların ölümü hep uzak bir haber olarak geldi. Uzaktılar ve acıları bize ulaşana kadar seyreliyordu.Duyardık sadece, yazık derdik ve yeniden koyulurduk yaşamaya. Onlarsa daima ölürlerdi. Hep göçük, hep çığlık, hep ölüm! Biz büyüdük, yaşlanıyoruz; yine öldüler, ölüyorlar. Diyorlar ki, ‘işin fıtratında var ölmek’, ölsünler öyleyse, ölebildikleri kadar!Bu sefer bir kasırga gibi geldi ölümleri. Birden, kendimizi bir madenci çocuğu gibi duyumsadık. Bak dedi arkadaşım, olay bu... Uzak bir köyün mezrasına gömmüşler, dört mezar yan yana. Yumru taşlar yığmış, üzerine çiçek dikmişler. Madenciler çiçek açmış erkenden. Kömür karası gitmiş; sarı ve yeşil, pembe ve mor çiçeğe durmuş yüzleri, yumru taşlar arasında. Başlarında çömelmiş eşleri, anneleri. Alınlarını taşlara koymuşlar, gözyaşları incecik süzülüyor taze toprağa. Ölmek ve yaşamak kederle geçip gidiyor aralarından. Oysa yaşamak da insanın fıtratında var!Madenciler öldü. Şimdi yüzlerce çocuk babasız. Kimi, daha doğmadan babasız. Babalar oğuldan, kadınlar kocadan oldu. Yan yana upuzun kazmışlar mezarlarını. Öyle diyorlar; birlikte çalıştılar, birlikte öldüler. Bütün o köyler, kasabalar, yollar ve dağlar duydu bunu. Kurtlar ve kuşlar, gece ve gündüz, rüzgâr ve bulut duydu. Hepsi hâl diliyle kederlendi, ağladı ve sustu. Oralar artık susuyor. Kim bilir kaç yüzyıl susacak? Madende yüzlerce insanın öldüğü yıl. Kara bir yıl!Madenciler öldü ve bu ölümün sorumluluğunu kimseler üstlenmedi. Öldüler durup dururken, sebepsiz yere. Çocukları evde ekmek beklemiyormuş gibi. Anneleri, nişanlıları, eşleri yollarını gözlemiyormuş gibi. Mavi gökler, gün ışıkları dışarı çağırmazmış gibi, öldüler durup dururken. Kimselerin suçu yokmuş! Ve onlar böyle durduk yere, zamansız ölüverdi diye, yakınları tekme yedi, yumruk yedi, aşağılandı. Ölecek ne vardı? Köle gibi çalışıp itiraz etmeden mitinglere gitmeliydiler, her seçimde oy vermeli ve hallerine razı olmalıydılar. Öldüler, bunda kimselerin kusuru yok!Yok öyle mi? Madem kimselerin bir kusuru yok, madem kimse üstüne almıyor suçu, öyleyse ölebilir insanlar. Öyleyse suçlu, kara kömürlere bulanmış cesetlerdir. Orada, o yoksul kasabalarda doğup büyüdükleri için, helal ekmek peşine düşüp yeraltında çalışmayı göze aldıkları için suçlular. Yalnız onlar değil, biz de suçluyuz, biz faniler de! Öyleyse gereğini yapalım ve istifa edelim. Şefkatimiz yetimleri kuşatmadığı için insaniyetten çıkalım. O fukara evlerindeki dul kadınların, beli bükülmüş babaların ve yetim çocukların bir tek sorusuna bile cevap veremediğimiz için, gökleri titreten feryadı dindiremediğimiz için ve bütün bunlar olup biterken kahvaltıya oturabildiğimiz için… Kalbimiz hâlâ yerinden fırlayıp gitmediği için, istifa edelim yaşamaktan.Meydanlara çıkıp suçumuzu itiraf edelim. Necip Fazıl’ın Reis Bey’de kahramanına söylettiği gibi, yeryüzünde işlenmiş ve işlenecek bütün kötülüklerin sebebi, bütün suçların faili, bütün gözyaşlarının sorumlusu bilelim kendimizi… Ve insaniyetten uzaklaşmış, kalbi taş kesilmişlerin üzülmesini, ağlamasını, istifasını beklemeden; biz faniler, korumasızlar, biz zavallılar ağlayalım ve istifa edelim. Bu utançla yaşamaktan kurtulalım, koltuklarımızı bırakalım ve insaniyetten istifa edelim. Fikret’in dediği gibi, “Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı” çıkıp gidelim buralardan. Biz gidelim ki, dünya onlara kalsın. Vicdan azabı nedir bilmeden, kibirle dolaşabilsinler ortalıkta. Mal üstüne mal, oğul üstüne oğul, saadetler içinde yaşasınlar kıyametlere kadar! Büyüyerek yaşasınlar, daha güçlensinler, kalkınsınlar, başları göklere ersin, büyük saltanatlara ersinler yeryüzünde ve yalancı cennetler kursunlar. Daha yok mu, desinler, yok mu?Madenciler öldü. Diyorlar ki, fıtratında varmış ölmek bu işin. İki madenci şair vardı. Rüştü Onur’la Muzaffer Tayyip Uslu. Mendilleri kanıyordu daha yirmilerinde. O ikincisi, ölen arkadaşının dilinden konuşuyordu: “Nasıl unuturum, güzeldi yaşamak”. Sonra cevap veriyor kendi kendine: “Her şey bıraktığın gibi / Sen çekip gittikten sonra / Değişen bir şey yok / Eskiyen elbiselerimden başka” Rüştü Onur’un ‘Mektup’unu da bütün şehit madencilerden gelmiş gibi okuyalım öyleyse: “Şapkamı potinimi değil / Beni hatırlayınız sadece / Benim de sevgilim vardı bir zaman / Ve herkes gibi mektuplarım” (…) “Mektubumu rafa koy / Ve hatırla: / Şarkısını bilmediğimiz insanların / Rahmeti bize kaldı…”
Zaman
En Çok Okunan
17.05.2014
AliÇolak-ÖyleysebizistifaedeliminsaniyettenAli Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
Ömer Erdem - Kömür… Kömür…
Zaman
17.05.2014
02:19
Kömür koyuyorum kaç gündür bütün kelimelerin yanına. Kömürle başlıyorum söze, susmam, konuşmam kömür. Başımı yüzlerce metre aşağıda bir madencinin çıkardığı bir koca kömür parçası gibi düşünüyorum.Sonra çıkarıyorum o başı ve bırakıyorum masaya. Gözler çiziyorum ona beyaz tebeşirle, ağız, burun, kulak ekliyorum. Konuşsun istiyorum benimle. Anlatsın yeri, dibi. Terleyen alnı dillendirsin, yeryüzüne hiç çıkamamış türkülerden haber versin. İnsanın insan nefesiyle örüldüğü boşlukta kömür peygamberinin vaazından söz etsin. Duruyor o baş, kim bilir, ne zaman, hangi madenci elinin aşkla kazdığı bu baş, susuyor, tek kelime etmeden, kömür gibi yanıyor…Kalkıyor henüz bölünmemiş bir ekmek buluyorum. Ekmeği de yanaştırıyorum ona. Belki diyorum ekmek ve kömür, belki kömür ve ekmek dile gelir dertleşirler. Birbirleri için, birbirleriyle ettikleri bunca cenk, bunca aşk ve bağlılık yemini bu ışıksız bu mat ve ölüm tozu kokan havanın altında birbirlerine sarılırlar. Sessiz ağıtlar yakarlar. Derin, ağır ve metal bir boşluk karnımda. Çocukluk günlerinden kalma. Ölümün bir yanık battaniye gibi bütün nemiyle havayı kapladığı günlerdeki gibi. Ölüm, çocuğun ilk ve unutulmaz çaresizliği. Oyunun konaklayamadığı, ninninin ve oyuncağın yüklenemediği şey. Bir ölümle oyun olmuyor şu dünyada. Bir o ölüme gülümsemiyor. Ekmek bütün mahcupluğu, bütün hüznü ve sokulganlığı ile yaklaşıyor kömüre, kömür, bir kömür olarak benim başım, yanan ve yandıkça tüten ve o kesif kokuyu bırakan bir karaltı. Koyuluk. Alıp başını gitmek istermiş gibi…Suyu düşünüyorum sonra. Onu düşlüyorum. Ölümde bir yudum suyun hatırını tutmazmış ya hiçbir şey. Bir bardak buluyorum. Kömür karası bir bardak. Kim bilir, ne zaman, ne adına ve neyi düşünerek özellikle bu rengi, kara kömürü seçmiştim. Suyu saklıyor bardak. Bile bile onu örtüyor. Bu haliyle su değil de dağların çok diplerinden koparılmış bir kök karaltısını andırıyor. Ve şimdi duruyorlar yan yana, öyle. İkide bir odanın tülü sallanıyor. Lakin gıcırdıyor mu sallanıyor mu o da belli değil. Şimdi onları baş başa bıraksam, ben nereye çıkacağım. Bu başsız halimi, yangına uğramış ve çatısı uçmuş eve benzeyen halimi kime emanet bırakacağım? Çıktım.Gecenin kömür karasını...Belki bir yüz yıl sonra, Soma Mezarlığı’nda insanlığın nicedir kaybettiği cevheri bulma umuduyla dolaşan bir susamış olacağım. Yan yana kazılmış, dizi dizi mezarlarda insan olmanın ve insan kalmanın madenini arayacağım. Bu bir teselli hiç değil. Şimdiden uzakta yanıp sönen bir deniz feneri. Derin denizlerde, fırtınada kalmamak için bu yankıya ihtiyacım olacak… Gidip bu başsız halimle o mezarların yanına uzanacağım. Toprağı onların ellerini tutar gibi kavrayacağım. Gecenin kömür karasını orada yüzüme örteceğim.Sonra sonra diyorum kendi kendime, bıçaktan kurtulmuş horoz gibi o yandan bu yana çırpınıp uçan bu halime bakarak, bugün diyorum, ah bugün, hepimiz kafalarımızı çıkaralım öyle yaşayalım. Bunca yıl bunca gün geçirdik dünyada. Denizlerde yüzdük, yükseklerde uçtuk. Bir gün için, bugünün adına, başımızı bir büyük parça kömür gibi çıkaralım ve öyle yaşayalım. Dileyen başını benim gibi masaya, ekmeğin ve kara suyun yanına bıraksın dileyen koltuğunun altına alsın dileyen bir gözyaşı çeşmesinde yıkasın. Belki o zaman o çizmeyi de anlayabiliriz. O kömür karası ve ölüm karaltısı ile sırlanıp aynalanmış çizmeyi duyabiliriz.Rum ülkesinin dili şiirdir, biz o yüzden şiir söylüyoruz dediğinde Mevlânâ, herkes şaşırıp bakmıştı ya!. Oysa işte, birden, hiç beklenmedik ve en sıradan insanın dudaklarında, ölüme gidip gelmiş, onun eşiğinde ecel terleri dökmüş, varlıkla yokluğun bağında eğlenmiş, bir güvercin sütüyle bir yılan zehrinin alacasında terlemiş bir insanın dilinde, devleti, bütün kural ve bilgileri, sesleri, müziği, alt ve üstyapıları, paraların ışıldattığı deneyleri altüst eden bir soru, ne sorusu bir ünlem, ne ünlemi bir bıçak izi, ne bıçağı bir yangın alevi, ne yangını bir su sızıntısı, değil değil hepsinin üzerinde saf ve som bir şiir gibi, ipinden kopmuş inciler gibi ortalığa saçılıverdi de, aklımız başımıza geldi, insan ile hakikat arasındaki bölge ürperişten tere battı… Şiir bir kere daha ‘günlük konuşma dilimiz’ oldu.Kömür gibi yandım, kömür gibi kaldım‘Çizmelerimi çıkarayım mı?’ dedi o. Kim olduğu, ne yiyip ne içtiği artık bu yer yuvarlağında önemsiz. Kazak Abdal’dan Yunus hüznüne, Fuzuli sevdasından Necatigil mırıltısına, içimize diken diken battı o şiir. Ben de dedim kendi kendime, bugün hepimiz kafalarımızı çıkaralım ve öyle yaşayalım. Bir çizmenin aynasında ancak böyle gözükür belki yenileniriz, dedim. Döndüm, kömür gibi yandım. Kömür gibi kaldım.İşte şimdi bir kez daha, ateşe basa basa yürür, çimenlikte güneşlenir gibi, her şeyi ve her gerekçeyi bir yana bıraktım. Kömür koydum seslerin önüne. Kuşların uçuşunu kömür
Zaman
Köşe Yazıları
17.05.2014
ÖmerErdem-Kömür…Kömür…Ömer Erdem - Kömür… Kömür…
Ali Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
Zaman
17.05.2014
02:19
Madenci çocuğu olmayan bize, onların ölümü hep uzak bir haber olarak geldi. Uzaktılar ve acıları bize ulaşana kadar seyreliyordu.Duyardık sadece, yazık derdik ve yeniden koyulurduk yaşamaya. Onlarsa daima ölürlerdi. Hep göçük, hep çığlık, hep ölüm! Biz büyüdük, yaşlanıyoruz; yine öldüler, ölüyorlar. Diyorlar ki, ‘işin fıtratında var ölmek’, ölsünler öyleyse, ölebildikleri kadar!Bu sefer bir kasırga gibi geldi ölümleri. Birden, kendimizi bir madenci çocuğu gibi duyumsadık. Bak dedi arkadaşım, olay bu... Uzak bir köyün mezrasına gömmüşler, dört mezar yan yana. Yumru taşlar yığmış, üzerine çiçek dikmişler. Madenciler çiçek açmış erkenden. Kömür karası gitmiş; sarı ve yeşil, pembe ve mor çiçeğe durmuş yüzleri, yumru taşlar arasında. Başlarında çömelmiş eşleri, anneleri. Alınlarını taşlara koymuşlar, gözyaşları incecik süzülüyor taze toprağa. Ölmek ve yaşamak kederle geçip gidiyor aralarından. Oysa yaşamak da insanın fıtratında var!Madenciler öldü. Şimdi yüzlerce çocuk babasız. Kimi, daha doğmadan babasız. Babalar oğuldan, kadınlar kocadan oldu. Yan yana upuzun kazmışlar mezarlarını. Öyle diyorlar; birlikte çalıştılar, birlikte öldüler. Bütün o köyler, kasabalar, yollar ve dağlar duydu bunu. Kurtlar ve kuşlar, gece ve gündüz, rüzgâr ve bulut duydu. Hepsi hâl diliyle kederlendi, ağladı ve sustu. Oralar artık susuyor. Kim bilir kaç yüzyıl susacak? Madende yüzlerce insanın öldüğü yıl. Kara bir yıl!Madenciler öldü ve bu ölümün sorumluluğunu kimseler üstlenmedi. Öldüler durup dururken, sebepsiz yere. Çocukları evde ekmek beklemiyormuş gibi. Anneleri, nişanlıları, eşleri yollarını gözlemiyormuş gibi. Mavi gökler, gün ışıkları dışarı çağırmazmış gibi, öldüler durup dururken. Kimselerin suçu yokmuş! Ve onlar böyle durduk yere, zamansız ölüverdi diye, yakınları tekme yedi, yumruk yedi, aşağılandı. Ölecek ne vardı? Köle gibi çalışıp itiraz etmeden mitinglere gitmeliydiler, her seçimde oy vermeli ve hallerine razı olmalıydılar. Öldüler, bunda kimselerin kusuru yok!Yok öyle mi? Madem kimselerin bir kusuru yok, madem kimse üstüne almıyor suçu, öyleyse ölebilir insanlar. Öyleyse suçlu, kara kömürlere bulanmış cesetlerdir. Orada, o yoksul kasabalarda doğup büyüdükleri için, helal ekmek peşine düşüp yeraltında çalışmayı göze aldıkları için suçlular. Yalnız onlar değil, biz de suçluyuz, biz faniler de! Öyleyse gereğini yapalım ve istifa edelim. Şefkatimiz yetimleri kuşatmadığı için insaniyetten çıkalım. O fukara evlerindeki dul kadınların, beli bükülmüş babaların ve yetim çocukların bir tek sorusuna bile cevap veremediğimiz için, gökleri titreten feryadı dindiremediğimiz için ve bütün bunlar olup biterken kahvaltıya oturabildiğimiz için… Kalbimiz hâlâ yerinden fırlayıp gitmediği için, istifa edelim yaşamaktan.Meydanlara çıkıp suçumuzu itiraf edelim. Necip Fazıl’ın Reis Bey’de kahramanına söylettiği gibi, yeryüzünde işlenmiş ve işlenecek bütün kötülüklerin sebebi, bütün suçların faili, bütün gözyaşlarının sorumlusu bilelim kendimizi… Ve insaniyetten uzaklaşmış, kalbi taş kesilmişlerin üzülmesini, ağlamasını, istifasını beklemeden; biz faniler, korumasızlar, biz zavallılar ağlayalım ve istifa edelim. Bu utançla yaşamaktan kurtulalım, koltuklarımızı bırakalım ve insaniyetten istifa edelim. Fikret’in dediği gibi, “Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı” çıkıp gidelim buralardan. Biz gidelim ki, dünya onlara kalsın. Vicdan azabı nedir bilmeden, kibirle dolaşabilsinler ortalıkta. Mal üstüne mal, oğul üstüne oğul, saadetler içinde yaşasınlar kıyametlere kadar! Büyüyerek yaşasınlar, daha güçlensinler, kalkınsınlar, başları göklere ersin, büyük saltanatlara ersinler yeryüzünde ve yalancı cennetler kursunlar. Daha yok mu, desinler, yok mu?Madenciler öldü. Diyorlar ki, fıtratında varmış ölmek bu işin. İki madenci şair vardı. Rüştü Onur’la Muzaffer Tayyip Uslu. Mendilleri kanıyordu daha yirmilerinde. O ikincisi, ölen arkadaşının dilinden konuşuyordu: “Nasıl unuturum, güzeldi yaşamak”. Sonra cevap veriyor kendi kendine: “Her şey bıraktığın gibi / Sen çekip gittikten sonra / Değişen bir şey yok / Eskiyen elbiselerimden başka” Rüştü Onur’un ‘Mektup’unu da bütün şehit madencilerden gelmiş gibi okuyalım öyleyse: “Şapkamı potinimi değil / Beni hatırlayınız sadece / Benim de sevgilim vardı bir zaman / Ve herkes gibi mektuplarım” (…) “Mektubumu rafa koy / Ve hatırla: / Şarkısını bilmediğimiz insanların / Rahmeti bize kaldı…”
Zaman
Köşe Yazıları
17.05.2014
AliÇolak-ÖyleysebizistifaedeliminsaniyettenAli Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
Ali Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
Zaman
17.05.2014
02:19
Madenci çocuğu olmayan bize, onların ölümü hep uzak bir haber olarak geldi. Uzaktılar ve acıları bize ulaşana kadar seyreliyordu.Duyardık sadece, yazık derdik ve yeniden koyulurduk yaşamaya. Onlarsa daima ölürlerdi. Hep göçük, hep çığlık, hep ölüm! Biz büyüdük, yaşlanıyoruz; yine öldüler, ölüyorlar. Diyorlar ki, ‘işin fıtratında var ölmek’, ölsünler öyleyse, ölebildikleri kadar!Bu sefer bir kasırga gibi geldi ölümleri. Birden, kendimizi bir madenci çocuğu gibi duyumsadık. Bak dedi arkadaşım, olay bu... Uzak bir köyün mezrasına gömmüşler, dört mezar yan yana. Yumru taşlar yığmış, üzerine çiçek dikmişler. Madenciler çiçek açmış erkenden. Kömür karası gitmiş; sarı ve yeşil, pembe ve mor çiçeğe durmuş yüzleri, yumru taşlar arasında. Başlarında çömelmiş eşleri, anneleri. Alınlarını taşlara koymuşlar, gözyaşları incecik süzülüyor taze toprağa. Ölmek ve yaşamak kederle geçip gidiyor aralarından. Oysa yaşamak da insanın fıtratında var!Madenciler öldü. Şimdi yüzlerce çocuk babasız. Kimi, daha doğmadan babasız. Babalar oğuldan, kadınlar kocadan oldu. Yan yana upuzun kazmışlar mezarlarını. Öyle diyorlar; birlikte çalıştılar, birlikte öldüler. Bütün o köyler, kasabalar, yollar ve dağlar duydu bunu. Kurtlar ve kuşlar, gece ve gündüz, rüzgâr ve bulut duydu. Hepsi hâl diliyle kederlendi, ağladı ve sustu. Oralar artık susuyor. Kim bilir kaç yüzyıl susacak? Madende yüzlerce insanın öldüğü yıl. Kara bir yıl!Madenciler öldü ve bu ölümün sorumluluğunu kimseler üstlenmedi. Öldüler durup dururken, sebepsiz yere. Çocukları evde ekmek beklemiyormuş gibi. Anneleri, nişanlıları, eşleri yollarını gözlemiyormuş gibi. Mavi gökler, gün ışıkları dışarı çağırmazmış gibi, öldüler durup dururken. Kimselerin suçu yokmuş! Ve onlar böyle durduk yere, zamansız ölüverdi diye, yakınları tekme yedi, yumruk yedi, aşağılandı. Ölecek ne vardı? Köle gibi çalışıp itiraz etmeden mitinglere gitmeliydiler, her seçimde oy vermeli ve hallerine razı olmalıydılar. Öldüler, bunda kimselerin kusuru yok!Yok öyle mi? Madem kimselerin bir kusuru yok, madem kimse üstüne almıyor suçu, öyleyse ölebilir insanlar. Öyleyse suçlu, kara kömürlere bulanmış cesetlerdir. Orada, o yoksul kasabalarda doğup büyüdükleri için, helal ekmek peşine düşüp yeraltında çalışmayı göze aldıkları için suçlular. Yalnız onlar değil, biz de suçluyuz, biz faniler de! Öyleyse gereğini yapalım ve istifa edelim. Şefkatimiz yetimleri kuşatmadığı için insaniyetten çıkalım. O fukara evlerindeki dul kadınların, beli bükülmüş babaların ve yetim çocukların bir tek sorusuna bile cevap veremediğimiz için, gökleri titreten feryadı dindiremediğimiz için ve bütün bunlar olup biterken kahvaltıya oturabildiğimiz için… Kalbimiz hâlâ yerinden fırlayıp gitmediği için, istifa edelim yaşamaktan.Meydanlara çıkıp suçumuzu itiraf edelim. Necip Fazıl’ın Reis Bey’de kahramanına söylettiği gibi, yeryüzünde işlenmiş ve işlenecek bütün kötülüklerin sebebi, bütün suçların faili, bütün gözyaşlarının sorumlusu bilelim kendimizi… Ve insaniyetten uzaklaşmış, kalbi taş kesilmişlerin üzülmesini, ağlamasını, istifasını beklemeden; biz faniler, korumasızlar, biz zavallılar ağlayalım ve istifa edelim. Bu utançla yaşamaktan kurtulalım, koltuklarımızı bırakalım ve insaniyetten istifa edelim. Fikret’in dediği gibi, “Hâkîlere bahş eyleyerek hâk-i siyâhı” çıkıp gidelim buralardan. Biz gidelim ki, dünya onlara kalsın. Vicdan azabı nedir bilmeden, kibirle dolaşabilsinler ortalıkta. Mal üstüne mal, oğul üstüne oğul, saadetler içinde yaşasınlar kıyametlere kadar! Büyüyerek yaşasınlar, daha güçlensinler, kalkınsınlar, başları göklere ersin, büyük saltanatlara ersinler yeryüzünde ve yalancı cennetler kursunlar. Daha yok mu, desinler, yok mu?Madenciler öldü. Diyorlar ki, fıtratında varmış ölmek bu işin. İki madenci şair vardı. Rüştü Onur’la Muzaffer Tayyip Uslu. Mendilleri kanıyordu daha yirmilerinde. O ikincisi, ölen arkadaşının dilinden konuşuyordu: “Nasıl unuturum, güzeldi yaşamak”. Sonra cevap veriyor kendi kendine: “Her şey bıraktığın gibi / Sen çekip gittikten sonra / Değişen bir şey yok / Eskiyen elbiselerimden başka” Rüştü Onur’un ‘Mektup’unu da bütün şehit madencilerden gelmiş gibi okuyalım öyleyse: “Şapkamı potinimi değil / Beni hatırlayınız sadece / Benim de sevgilim vardı bir zaman / Ve herkes gibi mektuplarım” (…) “Mektubumu rafa koy / Ve hatırla: / Şarkısını bilmediğimiz insanların / Rahmeti bize kaldı…”
Zaman
Ana Sayfa
17.05.2014
AliÇolak-ÖyleysebizistifaedeliminsaniyettenAli Çolak - Öyleyse biz istifa edelim insaniyetten
İşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
Zaman
16.05.2014
02:07
Soma faciasının sır perdesi dört gün geçmesine rağmen aralanamadı. Olayın neden yaşandığına ilişkin ne hükümet ne de kömür işletmesinden net bir açıklama gelirken, uzmanlar çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. İşte o görüşler:Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Başkanı Hüseyin Yeşil:Yangın, trafo patlaması sonucu çıkmadı. Şirket kendisini kurtarmak için böyle bir açıklama yaptı. Olay olduktan kısa bir süre sonra araştırmak üzere İzmir şubemizden bir heyet gönderdik. Bunların yaptığı görüşme ve incelemelerde ilk tespitlerinden ve Maden Mühendisleri Odası’nın tespitleriyle bunun trafodan olmadığı, daha önce çalışılmış ve bırakılmış bir damarın tutuşması ve karbonmonoksit gazının ortaya çıkmasıyla giderek yangına dönüştüğü saptandı.Maden Mühendisleri Odası Başkanı Muhammet Yıldız:Kaza patlama sonucu değil, kömürün içten içe yanması nedeniyle meydana geldi. Patlama genellikle gaz sıkışması sonucu olur. Burada patlama değil, yangın söz konusu. Kömürün içten içe yanması sonucu bir blok olarak düşmesi yangına dönüştü. Yangın sebebiyle 1,5 km arka taraflara gidilemediği için ön taraftakiler kurtarılmış. Fakat daha arka tarafta üretim bölgesindeki arkadaşlarımız karbonmonoksit nedeniyle zor durumda kalmış. Havalandırma uç noktalara ulaşamadığı için ileride bulunanlar hayatını kaybetti. Karbonmonoksit yangınının oluşmasına neden olan gelişmeyi iyi tahlil etmek lazım. İzleme noktasında bu değerlerin belirtileri neden çıkmadı, ona bakmak lazım.Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Mahmut Kılıç:Yangın, kömür tozu patlaması yaşandığından dolayı söndürülemedi. Yangının saatlerce söndürülememesinin sebebi de bu. Ocakta çalışan maden mühendisi öğrencileriyle de görüştüm. Muhtemelen ocaktaki havalandırma yetersiz olduğu için kömür tozları birikti. Trafodan yangın çıkar ama yanıcı bir madde olmazsa yangın yayılmaz. Niye yayılıyor? Kömür tozları havada uçtuğu için. Kömür tozları havada yanarak gidiyor. Tünel de olduğu için basıncın da etkisiyle boşluğa doğru hava yanarak gidiyor. Sadece trafo patlaması olsaydı bu kadar ölüm olmazdı.Maden Mühendisi Cemal Özbirsel:Olayın trafo patlaması nedeniyle yaşandığı iddialarına katılmıyorum. Çünkü mevcut trafolar patlamalara ve gaz basınçlarına karşı dirençli sisteme sahiptir. Teknik tecrübelerime göre olay kömür yanmasından dolayı gerçekleşmiştir. Yangının çıkması sonucu trafolar ısınarak patlama yaşanmıştır. Patlamanın etkisiyle madene oksijen sağlayan vantilatörler devre dışı kalarak, ocak içerisinde işçilerin havasız kalmasına neden olmuştur. Facianın tek nedeni olarak denetim eksikliğini görüyorum.Eski EPDK Üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu:Türkiye Kömür İşletmeleri’nden devralınan maden ocağının yenilenmemesi faciaya davetiye çıkardı. Firmaya şunu söylememiz lazım, burayı neden daha iyi hale getirmedin? Adamın cevabı da belli. Ben bu fiyatlarla bu işi yapamam diyecek. O zaman İhale Yasası’na el atılmalı. Yani en düşük fiyatı veren değil, belli şartları taşıyanlar arasından en düşük fiyatı veren ihaleyi almalı. Ocakta kullanılan trafonun eski tip, yağlı trafo olması da büyük bir ihmal. Büyük trafolar 2 tona kadar varan hacimde mineral yağ ile doludur. İhale sözleşmesine ayrıca ‘bu trafolar, kablolar yenilenecek’ yazılmalı.Sosyal güvenlik uzmanı Erhan Nacar: İş güvenlik uzmanlarının özellikle devlet kontrolünde olması gerekiyor. Biz, tehlikeli sınıfta olan iş güvenlik uzmanlarını işverenlerin maaşları altında çalıştırırsak şayet iş güvenlik uzmanı da gerekli ağır yaptırımları uygulayamıyor. Yaptıramadığı zaman da böyle durumları yaşamaya devam edeceğiz. Ayrıca madenlerde trafo denen yerde sağlamlaştırıcı bir duvar vardır. İçinde dinamit bile patlasa dışarı etki vermez. Devlet bunu yaptıramamıştır. Yaptırımı olmadığı için bu facia yaşandı.
Zaman
En Çok Okunan
16.05.2014
İşteuzmanlarıngözüylefacianınsebepleriİşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
İşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
Zaman
16.05.2014
02:07
Soma faciasının sır perdesi dört gün geçmesine rağmen aralanamadı. Olayın neden yaşandığına ilişkin ne hükümet ne de kömür işletmesinden net bir açıklama gelirken, uzmanlar çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. İşte o görüşler:Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Başkanı Hüseyin Yeşil: Yangın, trafo patlaması sonucu çıkmadı. Şirket kendisini kurtarmak için böyle bir açıklama yaptı. Olay olduktan kısa bir süre sonra araştırmak üzere İzmir şubemizden bir heyet gönderdik. Bunların yaptığı görüşme ve incelemelerde ilk tespitlerinden ve Maden Mühendisleri Odası’nın tespitleriyle bunun trafodan olmadığı, daha önce çalışılmış ve bırakılmış bir damarın tutuşması ve karbonmonoksit gazının ortaya çıkmasıyla giderek yangına dönüştüğü saptandı.Maden Mühendisleri Odası Başkanı Muhammet Yıldız: Kaza patlama sonucu değil, kömürün içten içe yanması nedeniyle meydana geldi. Patlama genellikle gaz sıkışması sonucu olur. Burada patlama değil, yangın söz konusu. Kömürün içten içe yanması sonucu bir blok olarak düşmesi yangına dönüştü. Yangın sebebiyle 1,5 km arka taraflara gidilemediği için ön taraftakiler kurtarılmış. Fakat daha arka tarafta üretim bölgesindeki arkadaşlarımız karbonmonoksit nedeniyle zor durumda kalmış. Havalandırma uç noktalara ulaşamadığı için ileride bulunanlar hayatını kaybetti. Karbonmonoksit yangınının oluşmasına neden olan gelişmeyi iyi tahlil etmek lazım. İzleme noktasında bu değerlerin belirtileri neden çıkmadı, ona bakmak lazım.Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Mahmut Kılıç: Yangın, kömür tozu patlaması yaşandığından dolayı söndürülemedi. Yangının saatlerce söndürülememesinin sebebi de bu. Ocakta çalışan maden mühendisi öğrencileriyle de görüştüm. Muhtemelen ocaktaki havalandırma yetersiz olduğu için kömür tozları birikti. Trafodan yangın çıkar ama yanıcı bir madde olmazsa yangın yayılmaz. Niye yayılıyor? Kömür tozları havada uçtuğu için. Kömür tozları havada yanarak gidiyor. Tünel de olduğu için basıncın da etkisiyle boşluğa doğru hava yanarak gidiyor. Sadece trafo patlaması olsaydı bu kadar ölüm olmazdı.Maden Mühendisi Cemal Özbirsel: Olayın trafo patlaması nedeniyle yaşandığı iddialarına katılmıyorum. Çünkü mevcut trafolar patlamalara ve gaz basınçlarına karşı dirençli sisteme sahiptir. Teknik tecrübelerime göre olay kömür yanmasından dolayı gerçekleşmiştir. Yangının çıkması sonucu trafolar ısınarak patlama yaşanmıştır. Patlamanın etkisiyle madene oksijen sağlayan vantilatörler devre dışı kalarak, ocak içerisinde işçilerin havasız kalmasına neden olmuştur. Facianın tek nedeni olarak denetim eksikliğini görüyorum.Eski EPDK Üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu: Türkiye Kömür İşletmeleri’nden devralınan maden ocağının yenilenmemesi faciaya davetiye çıkardı. Firmaya şunu söylememiz lazım, burayı neden daha iyi hale getirmedin? Adamın cevabı da belli. Ben bu fiyatlarla bu işi yapamam diyecek. O zaman İhale Yasası’na el atılmalı. Yani en düşük fiyatı veren değil, belli şartları taşıyanlar arasından en düşük fiyatı veren ihaleyi almalı. Ocakta kullanılan trafonun eski tip, yağlı trafo olması da büyük bir ihmal. Büyük trafolar 2 tona kadar varan hacimde mineral yağ ile doludur. İhale sözleşmesine ayrıca ‘bu trafolar, kablolar yenilenecek’ yazılmalı.Sosyal güvenlik uzmanı Erhan Nacar: İş güvenlik uzmanlarının özellikle devlet kontrolünde olması gerekiyor. Biz, tehlikeli sınıfta olan iş güvenlik uzmanlarını işverenlerin maaşları altında çalıştırırsak şayet iş güvenlik uzmanı da gerekli ağır yaptırımları uygulayamıyor. Yaptıramadığı zaman da böyle durumları yaşamaya devam edeceğiz. Ayrıca madenlerde trafo denen yerde sağlamlaştırıcı bir duvar vardır. İçinde dinamit bile patlasa dışarı etki vermez. Devlet bunu yaptıramamıştır. Yaptırımı olmadığı için bu facia yaşandı.
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
İşteuzmanlarıngözüylefacianınsebepleriİşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
İşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
Zaman
16.05.2014
02:01
Soma faciasının sır perdesi dört gün geçmesine rağmen aralanamadı. Olayın neden yaşandığına ilişkin ne hükümet ne de kömür işletmesinden net bir açıklama gelirken, uzmanlar çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. İşte o görüşler:Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Başkanı Hüseyin Yeşil:Yangın, trafo patlaması sonucu çıkmadı. Şirket kendisini kurtarmak için böyle bir açıklama yaptı. Olay olduktan kısa bir süre sonra araştırmak üzere İzmir şubemizden bir heyet gönderdik. Bunların yaptığı görüşme ve incelemelerde ilk tespitlerinden ve Maden Mühendisleri Odası’nın tespitleriyle bunun trafodan olmadığı, daha önce çalışılmış ve bırakılmış bir damarın tutuşması ve karbonmonoksit gazının ortaya çıkmasıyla giderek yangına dönüştüğü saptandı.Maden Mühendisleri Odası Başkanı Muhammet Yıldız:Kaza patlama sonucu değil, kömürün içten içe yanması nedeniyle meydana geldi. Patlama genellikle gaz sıkışması sonucu olur. Burada patlama değil, yangın söz konusu. Kömürün içten içe yanması sonucu bir blok olarak düşmesi yangına dönüştü. Yangın sebebiyle 1,5 km arka taraflara gidilemediği için ön taraftakiler kurtarılmış. Fakat daha arka tarafta üretim bölgesindeki arkadaşlarımız karbonmonoksit nedeniyle zor durumda kalmış. Havalandırma uç noktalara ulaşamadığı için ileride bulunanlar hayatını kaybetti. Karbonmonoksit yangınının oluşmasına neden olan gelişmeyi iyi tahlil etmek lazım. İzleme noktasında bu değerlerin belirtileri neden çıkmadı, ona bakmak lazım.Çukurova Üniversitesi Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Mahmut Kılıç:Yangın, kömür tozu patlaması yaşandığından dolayı söndürülemedi. Yangının saatlerce söndürülememesinin sebebi de bu. Ocakta çalışan maden mühendisi öğrencileriyle de görüştüm. Muhtemelen ocaktaki havalandırma yetersiz olduğu için kömür tozları birikti. Trafodan yangın çıkar ama yanıcı bir madde olmazsa yangın yayılmaz. Niye yayılıyor? Kömür tozları havada uçtuğu için. Kömür tozları havada yanarak gidiyor. Tünel de olduğu için basıncın da etkisiyle boşluğa doğru hava yanarak gidiyor. Sadece trafo patlaması olsaydı bu kadar ölüm olmazdı.Maden Mühendisi Cemal Özbirsel:Olayın trafo patlaması nedeniyle yaşandığı iddialarına katılmıyorum. Çünkü mevcut trafolar patlamalara ve gaz basınçlarına karşı dirençli sisteme sahiptir. Teknik tecrübelerime göre olay kömür yanmasından dolayı gerçekleşmiştir. Yangının çıkması sonucu trafolar ısınarak patlama yaşanmıştır. Patlamanın etkisiyle madene oksijen sağlayan vantilatörler devre dışı kalarak, ocak içerisinde işçilerin havasız kalmasına neden olmuştur. Facianın tek nedeni olarak denetim eksikliğini görüyorum.Eski EPDK Üyesi Prof. Dr. Osman Sevaioğlu:Türkiye Kömür İşletmeleri’nden devralınan maden ocağının yenilenmemesi faciaya davetiye çıkardı. Firmaya şunu söylememiz lazım, burayı neden daha iyi hale getirmedin? Adamın cevabı da belli. Ben bu fiyatlarla bu işi yapamam diyecek. O zaman İhale Yasası’na el atılmalı. Yani en düşük fiyatı veren değil, belli şartları taşıyanlar arasından en düşük fiyatı veren ihaleyi almalı. Ocakta kullanılan trafonun eski tip, yağlı trafo olması da büyük bir ihmal. Büyük trafolar 2 tona kadar varan hacimde mineral yağ ile doludur. İhale sözleşmesine ayrıca ‘bu trafolar, kablolar yenilenecek’ yazılmalı.Sosyal güvenlik uzmanı Erhan Nacar: İş güvenlik uzmanlarının özellikle devlet kontrolünde olması gerekiyor. Biz, tehlikeli sınıfta olan iş güvenlik uzmanlarını işverenlerin maaşları altında çalıştırırsak şayet iş güvenlik uzmanı da gerekli ağır yaptırımları uygulayamıyor. Yaptıramadığı zaman da böyle durumları yaşamaya devam edeceğiz. Ayrıca madenlerde trafo denen yerde sağlamlaştırıcı bir duvar vardır. İçinde dinamit bile patlasa dışarı etki vermez. Devlet bunu yaptıramamıştır. Yaptırımı olmadığı için bu facia yaşandı.
Zaman
Güncel
16.05.2014
İşteuzmanlarıngözüylefacianınsebepleriİşte uzmanların gözüyle facianın sebepleri
Cumhurbaşkanı Gül'e Twitter sorusu
Zaman
28.04.2014
15:06
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tip cezaların kabul edilemez olduğunu belirti ve Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük olduğunu ifade etti.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkünde bir araya geldi. Yapılan başbaşa ve heyetler arasına görüşmeler sonrası ortak basın toplantısında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, Mısırdaki idam kararlarının kabul edilemez olduğunu belirtirken, Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkündeki görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İki ülke arasında iş birliği mesajı veren liderler, gündeme ilişkin soruları da yanıtladı.KABULLENMEK MÜMKÜN DEĞİLGazetecilerin Mısırda bugün alınan yeni idam kararları ile ilgili sorusuna Cumhurbaşkanı Gül,Böyle olağanüstü bir dönemde, demokrasinin askıya alındığı bir dönemde, bu tip siyasi mahkemelerin verdiği akıl almaz, inanılmaz, bu tip cezaları kabullenmek mümkün değil. Bugünkü çağda olacak şeyler değil, bu kadar ağır cezalar ve bu kadar yüzlerce ölüm cezası. Mısırın geleceğine aslında çok büyük bir kötülük olarak görüyorum bu tip büyük cezaları cevabını verdi.ENDİŞELİYİZAlmanyada idim cezası olmadığını anımsatan konuk Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Almanya bu cezayı reddediyor. Avrupa Birliği için anlaşılır bir ceza değil. Endişeliyiz. Baskı uygulayan bir yargı kullanılmasını anlayamıyoruz. Böyle geçiş döneminde toplum sadece öç alma değil, öncekinden üstün olan yargı anlayışı tesis edilmeli. Sizin de diplomatik imkânlarınızla Mısırdaki şimdiki yönetimle daha ölçülü yargılama için temasa geçmeliyiz dedi.İki lidere basın toplantısında, Türkiyenin ABye üyeliğine Almanyadan tepeden bir bakış yok mu? sorusu yöneltilirken, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajları da anımsatıldı.Almanyanın Türkiyenin AB üyeliğine olumlu yaklaştığını belirten, Gauck, Almanyadaki farklı siyasi güçler zamanlama ile ilgili farklı görüşlerinin olabilir. Kıbrısta vetonun kalkması, yeni bir fasıllın açılması için bu konulara değinilecektir dedi.Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajına ilişkin Ermenistan konusunda çok fazla beklentim yoktu, bir şeyin değişeceği konusunda. Burada güçlü bir devletin bu mesajları kabul etmesi, güçlü bir devletin eleştiri sorulara maruz kalması zor olabiliyor. Özgüveni olan bir toplumun göstergesi bence. Başbakan gibi muhafazakâr birinin olumlu yaklaşımına ben sansür uygulamak istemiyorum. Bana ilginç geliyor, özgüvenli bir toplumun aynı zamanda kendini sorgulayabilmesi ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Gül de Başbakan Erdoğanın taziye ile ilgili açıklamasının çok yerinde olduğunu söyledi.YOUTUBE VE TWİTTER KONUSU ELE ALINDIZiyarette Türkiye ile ilgili konuları dile getirdiklerini, Anayasa Mahkemesi Başkanının ifade tarzı, Başbakan Erdoğanın ifadeleri, Twitter ve Youtubeun kapatma girişimini konuştuklarını anlatan Gauck, Cumhurbaşkanı Gülün Avrupa değerleri konusunda kesin ifade kullanmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi.Avrupanın Türkiyeye zaman zaman farklı tavırlar takındığını da söyleyen Gauck, buna rağmen Türkiye için ABden başka yönü olmadığı kanaatinde olduğunu söyledi.ALMANYAYA TWİTTER CEVABICumhurbaşkanı Gül, Alman gazetecinin Türkiyeye yönelik eleştirileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorusuna değinirken, Türkiyenin son 10 yıl içinde hukuk konusunda önemli adımlar attığını, birçok tabuları yok ettiğini, birçok konuda reformist noktaya geldiğini belirterek Hiçbir ülke mükemmel değildir. Tıpkı Almanyada aşırı sağcıların işlediği cinayetlerde gelinen nokta gibi Türkiye de eksiklikler söz konusudur.dedi.Gauck ise Türkiye ile ilgili geleceğe yönelik daha iyi bir adımların nasıl atılacağına yönelik çaba içinde olduklarını belirterek Türkiyede hükümetin yargıya ve medyaya karşı neden böyle bir tavır içinde olduğu sorusunu soruyoruz. Biz de yabancılardan gelen eleştirel sorulara açığız. Bu ziyaretim vesilesiyle Türkiyenin gelişmekte olan bir demokrasi olduğunu değerlendiriyorum diye konuştuBir Alman gazetecinin Başbakan Erdoğanın Twitter tavrının eleştiri konusu olduğunu belirterek bunu nasıl değerlendirildiği sorması üzerine ise Gül Başbakan uluslararası bir şirketin Türkiyede ofis açması ve vergi konusunda cevap vermesini istemiştir karşılığını verdi. (ANKA)
Zaman
Son Dakika
28.04.2014
CumhurbaşkanıGüleTwittersorusuCumhurbaşkanı Güle Twitter sorusu
Cumhurbaşkanı Gül'e Twitter sorusu
Zaman
28.04.2014
15:06
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tip cezaların kabul edilemez olduğunu belirti ve Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük olduğunu ifade etti.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkünde bir araya geldi. Yapılan başbaşa ve heyetler arasına görüşmeler sonrası ortak basın toplantısında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, Mısırdaki idam kararlarının kabul edilemez olduğunu belirtirken, Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkündeki görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İki ülke arasında iş birliği mesajı veren liderler, gündeme ilişkin soruları da yanıtladı.KABULLENMEK MÜMKÜN DEĞİLGazetecilerin Mısırda bugün alınan yeni idam kararları ile ilgili sorusuna Cumhurbaşkanı Gül,Böyle olağanüstü bir dönemde, demokrasinin askıya alındığı bir dönemde, bu tip siyasi mahkemelerin verdiği akıl almaz, inanılmaz, bu tip cezaları kabullenmek mümkün değil. Bugünkü çağda olacak şeyler değil, bu kadar ağır cezalar ve bu kadar yüzlerce ölüm cezası. Mısırın geleceğine aslında çok büyük bir kötülük olarak görüyorum bu tip büyük cezaları cevabını verdi.ENDİŞELİYİZAlmanyada idim cezası olmadığını anımsatan konuk Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Almanya bu cezayı reddediyor. Avrupa Birliği için anlaşılır bir ceza değil. Endişeliyiz. Baskı uygulayan bir yargı kullanılmasını anlayamıyoruz. Böyle geçiş döneminde toplum sadece öç alma değil, öncekinden üstün olan yargı anlayışı tesis edilmeli. Sizin de diplomatik imkânlarınızla Mısırdaki şimdiki yönetimle daha ölçülü yargılama için temasa geçmeliyiz dedi.İki lidere basın toplantısında, Türkiyenin ABye üyeliğine Almanyadan tepeden bir bakış yok mu? sorusu yöneltilirken, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajları da anımsatıldı.Almanyanın Türkiyenin AB üyeliğine olumlu yaklaştığını belirten, Gauck, Almanyadaki farklı siyasi güçler zamanlama ile ilgili farklı görüşlerinin olabilir. Kıbrısta vetonun kalkması, yeni bir fasıllın açılması için bu konulara değinilecektir dedi.Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajına ilişkin Ermenistan konusunda çok fazla beklentim yoktu, bir şeyin değişeceği konusunda. Burada güçlü bir devletin bu mesajları kabul etmesi, güçlü bir devletin eleştiri sorulara maruz kalması zor olabiliyor. Özgüveni olan bir toplumun göstergesi bence. Başbakan gibi muhafazakâr birinin olumlu yaklaşımına ben sansür uygulamak istemiyorum. Bana ilginç geliyor, özgüvenli bir toplumun aynı zamanda kendini sorgulayabilmesi ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Gül de Başbakan Erdoğanın taziye ile ilgili açıklamasının çok yerinde olduğunu söyledi.YOUTUBE VE TWİTTER KONUSU ELE ALINDIZiyarette Türkiye ile ilgili konuları dile getirdiklerini, Anayasa Mahkemesi Başkanının ifade tarzı, Başbakan Erdoğanın ifadeleri, Twitter ve Youtubeun kapatma girişimini konuştuklarını anlatan Gauck, Cumhurbaşkanı Gülün Avrupa değerleri konusunda kesin ifade kullanmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi.Avrupanın Türkiyeye zaman zaman farklı tavırlar takındığını da söyleyen Gauck, buna rağmen Türkiye için ABden başka yönü olmadığı kanaatinde olduğunu söyledi.ALMANYAYA TWİTTER CEVABICumhurbaşkanı Gül, Alman gazetecinin Türkiyeye yönelik eleştirileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorusuna değinirken, Türkiyenin son 10 yıl içinde hukuk konusunda önemli adımlar attığını, birçok tabuları yok ettiğini, birçok konuda reformist noktaya geldiğini belirterek Hiçbir ülke mükemmel değildir. Tıpkı Almanyada aşırı sağcıların işlediği cinayetlerde gelinen nokta gibi Türkiye de eksiklikler söz konusudur.dedi.Gauck ise Türkiye ile ilgili geleceğe yönelik daha iyi bir adımların nasıl atılacağına yönelik çaba içinde olduklarını belirterek Türkiyede hükümetin yargıya ve medyaya karşı neden böyle bir tavır içinde olduğu sorusunu soruyoruz. Biz de yabancılardan gelen eleştirel sorulara açığız. Bu ziyaretim vesilesiyle Türkiyenin gelişmekte olan bir demokrasi olduğunu değerlendiriyorum diye konuştuBir Alman gazetecinin Başbakan Erdoğanın Twitter tavrının eleştiri konusu olduğunu belirterek bunu nasıl değerlendirildiği sorması üzerine ise Gül Başbakan uluslararası bir şirketin Türkiyede ofis açması ve vergi konusunda cevap vermesini istemiştir karşılığını verdi. (ANKA)
Zaman
Ana Sayfa
28.04.2014
CumhurbaşkanıGüleTwittersorusuCumhurbaşkanı Güle Twitter sorusu
Gül: Mısır'daki cezaları kabullenmek mümkün değil
Zaman
28.04.2014
14:49
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tip cezaların kabul edilemez olduğunu belirti ve Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük olduğunu ifade etti.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkünde bir araya geldi. Yapılan başbaşa ve heyetler arasına görüşmeler sonrası ortak basın toplantısında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, Mısırdaki idam kararlarının kabul edilemez olduğunu belirtirken, Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkündeki görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İki ülke arasında iş birliği mesajı veren liderler, gündeme ilişkin soruları da yanıtladı. KABULLENMEK MÜMKÜN DEĞİLGazetecilerin Mısırda bugün alınan yeni idam kararları ile ilgili sorusuna Cumhurbaşkanı Gül, Böyle olağanüstü bir dönemde, demokrasinin askıya alındığı bir dönemde, bu tip siyasi mahkemelerin verdiği akıl almaz, inanılmaz, bu tip cezaları kabullenmek mümkün değil. Bugünkü çağda olacak şeyler değil, bu kadar ağır cezalar ve bu kadar yüzlerce ölüm cezası. Mısırın geleceğine aslında çok büyük bir kötülük olarak görüyorum bu tip büyük cezaları cevabını verdi. ENDİŞELİYİZAlmanyada idim cezası olmadığını anımsatan konuk Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Almanya bu cezayı reddediyor. Avrupa Birliği için anlaşılır bir ceza değil. Endişeliyiz. Baskı uygulayan bir yargı kullanılmasını anlayamıyoruz. Böyle geçiş döneminde toplum sadece öç alma değil, öncekinden üstün olan yargı anlayışı tesis edilmeli. Sizin de diplomatik imkânlarınızla Mısırdaki şimdiki yönetimle daha ölçülü yargılama için temasa geçmeliyiz dedi. İki lidere basın toplantısında, Türkiyenin ABye üyeliğine Almanyadan tepeden bir bakış yok mu? sorusu yöneltilirken, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajları da anımsatıldı. Almanyanın Türkiyenin AB üyeliğine olumlu yaklaştığını belirten, Gauck, Almanyadaki farklı siyasi güçler zamanlama ile ilgili farklı görüşlerinin olabilir. Kıbrısta vetonun kalkması, yeni bir fasıllın açılması için bu konulara değinilecektir dedi. Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajına ilişkin Ermenistan konusunda çok fazla beklentim yoktu, bir şeyin değişeceği konusunda. Burada güçlü bir devletin bu mesajları kabul etmesi, güçlü bir devletin eleştiri sorulara maruz kalması zor olabiliyor. Özgüveni olan bir toplumun göstergesi bence. Başbakan gibi muhafazakâr birinin olumlu yaklaşımına ben sansür uygulamak istemiyorum. Bana ilginç geliyor, özgüvenli bir toplumun aynı zamanda kendini sorgulayabilmesi ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Gül de Başbakan Erdoğanın taziye ile ilgili açıklamasının çok yerinde olduğunu söyledi. YOUTUBE VE TWİTTER KONUSU ELE ALINDI Ziyarette Türkiye ile ilgili konuları dile getirdiklerini, Anayasa Mahkemesi Başkanının ifade tarzı, Başbakan Erdoğanın ifadeleri, Twitter ve Youtubeun kapatma girişimini konuştuklarını anlatan Gauck, Cumhurbaşkanı Gülün Avrupa değerleri konusunda kesin ifade kullanmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi. Avrupanın Türkiyeye zaman zaman farklı tavırlar takındığını da söyleyen Gauck, buna rağmen Türkiye için ABden başka yönü olmadığı kanaatinde olduğunu söyledi. ALMANYAYA TWİTTER CEVABICumhurbaşkanı Gül, Alman gazetecinin Türkiyeye yönelik eleştirileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorusuna değinirken, Türkiyenin son 10 yıl içinde hukuk konusunda önemli adımlar attığını, birçok tabuları yok ettiğini, birçok konuda reformist noktaya geldiğini belirterek Hiçbir ülke mükemmel değildir. Tıpkı Almanyada aşırı sağcıların işlediği cinayetlerde gelinen nokta gibi Türkiye de eksiklikler söz konusudur.dedi. Gauck ise Türkiye ile ilgili geleceğe yönelik daha iyi bir adımların nasıl atılacağına yönelik çaba içinde olduklarını belirterek Türkiyede hükümetin yargıya ve medyaya karşı neden böyle bir tavır içinde olduğu sorusunu soruyoruz. Biz de yabancılardan gelen eleştirel sorulara açığız. Bu ziyaretim vesilesiyle Türkiyenin gelişmekte olan bir demokrasi olduğunu değerlendiriyorum diye konuştu Bir Alman gazetecinin Başbakan Erdoğanın Twitter tavrının eleştiri konusu olduğunu belirterek bunu nasıl değerlendirildiği sorması üzerine ise Gül Başbakan uluslararası bir şirketin Türkiyede ofis açması ve vergi konusunda cevap vermesini istemiştir karşılığını verdi. (ANKA)
Zaman
Son Dakika
28.04.2014
GülMısırdakicezalarıkabullenmekmümkündeğilGül Mısırdaki cezaları kabullenmek mümkün değil
Gül: Mısır'daki cezaları kabullenmek mümkün değil
Zaman
28.04.2014
14:49
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bu tip cezaların kabul edilemez olduğunu belirti ve Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük olduğunu ifade etti.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkünde bir araya geldi. Yapılan başbaşa ve heyetler arasına görüşmeler sonrası ortak basın toplantısında soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Gül, Mısırdaki idam kararlarının kabul edilemez olduğunu belirtirken, Mısırın geleceği için bu tip cezaların büyük bir kötülük ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Çankaya Köşkündeki görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İki ülke arasında iş birliği mesajı veren liderler, gündeme ilişkin soruları da yanıtladı. KABULLENMEK MÜMKÜN DEĞİLGazetecilerin Mısırda bugün alınan yeni idam kararları ile ilgili sorusuna Cumhurbaşkanı Gül, Böyle olağanüstü bir dönemde, demokrasinin askıya alındığı bir dönemde, bu tip siyasi mahkemelerin verdiği akıl almaz, inanılmaz, bu tip cezaları kabullenmek mümkün değil. Bugünkü çağda olacak şeyler değil, bu kadar ağır cezalar ve bu kadar yüzlerce ölüm cezası. Mısırın geleceğine aslında çok büyük bir kötülük olarak görüyorum bu tip büyük cezaları cevabını verdi. ENDİŞELİYİZAlmanyada idim cezası olmadığını anımsatan konuk Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Almanya bu cezayı reddediyor. Avrupa Birliği için anlaşılır bir ceza değil. Endişeliyiz. Baskı uygulayan bir yargı kullanılmasını anlayamıyoruz. Böyle geçiş döneminde toplum sadece öç alma değil, öncekinden üstün olan yargı anlayışı tesis edilmeli. Sizin de diplomatik imkânlarınızla Mısırdaki şimdiki yönetimle daha ölçülü yargılama için temasa geçmeliyiz dedi. İki lidere basın toplantısında, Türkiyenin ABye üyeliğine Almanyadan tepeden bir bakış yok mu? sorusu yöneltilirken, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajları da anımsatıldı. Almanyanın Türkiyenin AB üyeliğine olumlu yaklaştığını belirten, Gauck, Almanyadaki farklı siyasi güçler zamanlama ile ilgili farklı görüşlerinin olabilir. Kıbrısta vetonun kalkması, yeni bir fasıllın açılması için bu konulara değinilecektir dedi. Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Başbakan Erdoğanın Ermenilere yönelik taziye mesajına ilişkin Ermenistan konusunda çok fazla beklentim yoktu, bir şeyin değişeceği konusunda. Burada güçlü bir devletin bu mesajları kabul etmesi, güçlü bir devletin eleştiri sorulara maruz kalması zor olabiliyor. Özgüveni olan bir toplumun göstergesi bence. Başbakan gibi muhafazakâr birinin olumlu yaklaşımına ben sansür uygulamak istemiyorum. Bana ilginç geliyor, özgüvenli bir toplumun aynı zamanda kendini sorgulayabilmesi ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Gül de Başbakan Erdoğanın taziye ile ilgili açıklamasının çok yerinde olduğunu söyledi. YOUTUBE VE TWİTTER KONUSU ELE ALINDI Ziyarette Türkiye ile ilgili konuları dile getirdiklerini, Anayasa Mahkemesi Başkanının ifade tarzı, Başbakan Erdoğanın ifadeleri, Twitter ve Youtubeun kapatma girişimini konuştuklarını anlatan Gauck, Cumhurbaşkanı Gülün Avrupa değerleri konusunda kesin ifade kullanmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi. Avrupanın Türkiyeye zaman zaman farklı tavırlar takındığını da söyleyen Gauck, buna rağmen Türkiye için ABden başka yönü olmadığı kanaatinde olduğunu söyledi. ALMANYAYA TWİTTER CEVABICumhurbaşkanı Gül, Alman gazetecinin Türkiyeye yönelik eleştirileri nasıl değerlendirdiğine ilişkin sorusuna değinirken, Türkiyenin son 10 yıl içinde hukuk konusunda önemli adımlar attığını, birçok tabuları yok ettiğini, birçok konuda reformist noktaya geldiğini belirterek Hiçbir ülke mükemmel değildir. Tıpkı Almanyada aşırı sağcıların işlediği cinayetlerde gelinen nokta gibi Türkiye de eksiklikler söz konusudur.dedi. Gauck ise Türkiye ile ilgili geleceğe yönelik daha iyi bir adımların nasıl atılacağına yönelik çaba içinde olduklarını belirterek Türkiyede hükümetin yargıya ve medyaya karşı neden böyle bir tavır içinde olduğu sorusunu soruyoruz. Biz de yabancılardan gelen eleştirel sorulara açığız. Bu ziyaretim vesilesiyle Türkiyenin gelişmekte olan bir demokrasi olduğunu değerlendiriyorum diye konuştu Bir Alman gazetecinin Başbakan Erdoğanın Twitter tavrının eleştiri konusu olduğunu belirterek bunu nasıl değerlendirildiği sorması üzerine ise Gül Başbakan uluslararası bir şirketin Türkiyede ofis açması ve vergi konusunda cevap vermesini istemiştir karşılığını verdi. (ANKA)
Zaman
Ana Sayfa
28.04.2014
GülMısırdakicezalarıkabullenmekmümkündeğilGül Mısırdaki cezaları kabullenmek mümkün değil
Mısır’da 683 darbe karşıtına daha dava
Zaman
26.03.2014
02:37
Mısır’da, pazartesi günü Müslüman Kardeşler Hareketi’nden 529 kişiye idam cezası veren mahkeme, darbe karşıtı gösterilere katılan 683 kişiyi daha yargılamaya başladı. Cinayet ve cinayete teşebbüsle suçlanan müdafilerin avukatları davayı boykot ederken mahkeme, 28 Nisan’da karar vereceğini açıkladı.Mısır’da Müslüman Kardeşler (İhvan) Hareketi’ne mensup olduğu iddia edilen 529 kişiye önceki gün idam cezası veren mahkeme, 683 kişi hakkında daha dava açtı. Müdafiler arasında hareketin Genel Mürşidi Muhammed Bedii de bulunuyor. Dün başkent Kahire’nin güneyindeki Minye’de gerçekleştirilen ilk duruşmaya sanıklardan sadece 68’i katıldı. Bedii de dahil olmak üzere hapiste tutulan hareketin önde gelen isimleri ise güvenlik gerekçesiyle mahkemeye getirilmedi. Sanıkların avukatları, pazartesi günü savunma hakkı verilmeden yargılanan kişilerle ilgili süratle alınan idam kararlarını gerekçe göstererek, davanın ilk celsesinden çekildi. İdam kararlarına imza atan Hâkim Said Yusuf, savunmanın boykot ettiği dünkü celseye başkanlık ediyordu. Dava kapsamında yargılanan kişilerin cinayet işledikleri ve cinayete teşebbüs ettikleri iddia edilirken sanıklarla ilgili kararların 28 Nisan’da görülecek ikinci celsede verileceği belirtildi. Mahkeme, suçlamaların bir kısmının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire’de darbeyi protesto için oturma eylemi yapıldığı sırada gerçekleştirildiğini söylüyor. Şehrin Rabia ve Nahda gibi önemli iki noktasında yapılan bu eylemlere polis sert müdahale etmiş, yaşanan olaylarda 600’den fazla kişi ölmüştü. Ülke genelinde ise güvenlik birimlerinin göstericileri dağıtmak için düzenlediği operasyonlarda 2 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti. BM: İdam kararları hukuka aykırıMüslüman Kardeşler’in 529 üyesine 2 celsede ölüm cezası verilmesine dünyadan tepkiler geldi. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu, idam kararlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Yargılanmayı bekleyen hareketin diğer üyelerinin akıbeti hakkında da endişe duyduklarını söyledi. Komisyonun sözcüsü Rupert Colville “Usule yönelik düzensizliklerle sürdürülen bir yargılamanın ardından alınan kitlesel ölüm cezası uluslararası insan hakları yasalarını ihlal ediyor.” dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Marie Harf toplu idam cezasını “vicdansızca” bulduklarını belirterek Mısır için daha önce askıya aldıkları ekonomik yardımı yapma kararı alırken böylesi “şoke edici” uygulamaların değerlendirmelerinde etkili olacağını söyledi. Ülke içinden de tepkilere sebep olan yargılama biçimiyle ilgili Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Hamdin Sabbahi “Yargı mensuplarını adil yargılama ilkelerine uymaya davet ediyorum.” dedi. Minye Avukatlar Sendikası’ndan Halid Fuda ise “Avukatlar olarak, profesyonel hayatımızın tamamı boyunca burada yapılana benzer bir duruşmaya hiç şahit olmamıştık ve ölene kadar da tekrar böyle bir şey görmeyiz.” şeklinde konuştu. Savunma heyetinden avukat Muhammed Tosun da idam cezası verilen 529 kişiden sadece 22’sinin İhvan üyesi, diğer sanıkların gösterilere katılan darbe karşıtı vatandaşlar olduğunu iddia etti. Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı ülkede yapılan protestoların ardından geçtiğimiz yıl, 3 Temmuz’da General Abdülfettah el-Sisi önderliğinde darbe yapılmıştı. Ordunun desteklediği geçiş hükümeti 3 ay önce Müslüman Kardeşler Hareketi’ni terör örgütü ilan etmişti. En ciddisi casusluk olmak üzere 4 farklı suçlamayla yargılanan Mursi için de ölüm cezası isteniyor.
Zaman
Ana Sayfa
26.03.2014
Mısır’da683darbekarşıtınadahadavaMısır’da 683 darbe karşıtına daha dava
Mısır’da 683 darbe karşıtına daha dava
Zaman
26.03.2014
02:15
Mısır’da, pazartesi günü Müslüman Kardeşler Hareketi’nden 529 kişiye idam cezası veren mahkeme, darbe karşıtı gösterilere katılan 683 kişiyi daha yargılamaya başladı. Cinayet ve cinayete teşebbüsle suçlanan müdafilerin avukatları davayı boykot ederken mahkeme, 28 Nisan’da karar vereceğini açıkladı.Müslüman Kardeşler (İhvan) Hareketi’ne mensup olduğu iddia edilen 529 kişiye önceki gün idam cezası veren mahkeme, 683 kişi hakkında daha dava açtı. Müdafiler arasında hareketin Genel Mürşidi Muhammed Bedii de bulunuyor. Dün başkent Kahire’nin güneyindeki Minye’de gerçekleştirilen ilk duruşmaya sanıklardan sadece 68’i katıldı. Bedii de dahil olmak üzere hapiste tutulan hareketin önde gelen isimleri ise güvenlik gerekçesiyle mahkemeye getirilmedi. Sanıkların avukatları, pazartesi günü kendilerini savunma hakkı verilmeden yargılanan kişilerle ilgili süratle alınan idam kararlarını gerekçe göstererek, davanın ilk celsesinden çekildi. İdam kararlarına imza atan Hâkim Said Yusuf, savunmanın boykot ettiği dünkü celseye başkanlık ediyordu. Dava kapsamında yargılanan kişilerin cinayet işledikleri ve cinayete teşebbüs ettikleri iddia edilirken sanıklarla ilgili kararların 28 Nisan’da görülecek ikinci celsede verileceği belirtildi. Mahkeme, suçlamaların bir kısmının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire’de darbeyi protesto için oturma eylemi yapıldığı sırada gerçekleştirildiğini söylüyor. Şehrin Rabia ve Nahda gibi önemli iki noktasında yapılan bu eylemlere polis sert müdahale etmiş, yaşanan olaylarda 600’den fazla kişi ölmüştü. Ülke genelinde ise güvenlik birimlerinin göstericileri dağıtmak için düzenlediği operasyonlarda 2 binden fazla kişi hayatını kaybetmişti.BM: İdam kararları hukuka aykırıMüslüman Kardeşler’in 529 üyesine 2 celsede ölüm cezası verilmesine dünyadan tepkiler geldi. Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komisyonu, ABD ve AB’nin de eleştirdiği idam kararlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtti. Yargılanmayı bekleyen hareketin diğer üyelerinin akıbeti hakkında da endişe duyduklarını söyledi. Komisyonun sözcüsü Rupert Colville “Usule yönelik düzensizliklerle sürdürülen bir yargılamanın ardından alınan kitlesel ölüm cezası uluslararası insan hakları yasalarını ihlal ediyor.” dedi. Ülke içinden de tepkilere sebep olan yargılama biçimiyle ilgili Mısır cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Hamdin Sabbahi “Yargı mensuplarını adil yargılama ilkelerine uymaya davet ediyorum.” dedi. Minye Avukatlar Sendikası’ndan Halid Fuda ise “Avukatlar olarak, profesyonel hayatımızın tamamı boyunca burada yapılana benzer bir duruşmaya hiç şahit olmamıştık ve ölene kadar da tekrar böyle bir şey görmeyiz.” şeklinde konuştu. Savunma heyetinden avukat Muhammed Tosun da idam cezası verilen 529 kişiden sadece 22’sinin İhvan üyesi, diğer sanıkların gösterilere katılan darbe karşıtı vatandaşlar olduğunu iddia etti. Mısır’ın demokratik yollarla seçilen ilk Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı ülkede yapılan protestoların ardından geçtiğimiz yıl, 3 Temmuz’da General Abdülfettah el-Sisi önderliğinde darbe yapılmıştı. Ordunun desteklediği geçiş hükümeti 3 ay önce Müslüman Kardeşler Hareketi’ni terör örgütü ilan etmişti. En ciddisi casusluk olmak üzere 4 farklı suçlamayla yargılanan Mursi için de ölüm cezası isteniyor.
Zaman
Dünya
26.03.2014
Mısır’da683darbekarşıtınadahadavaMısır’da 683 darbe karşıtına daha dava
Hüseyin Çelik: Görüntüler ortadan kaldırılırsa, Twitter açılabilir
Zaman
23.03.2014
15:45
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Türkiyede yapılan şey, büsbütün Twitterin yasaklanması değil. Bu görüntüler ortadan kalktıktan sonra, yani o mahkeme kararları uygulandıktan hemen sonra derhal Twitter açılabilir. Seçim bekleme diye bir şey yok. Bugün bile Twitter bunların gereğini yaptığı andan itibaren Twitter açılır. dedi.AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, Hüseyin Çelik, partisinin il başkanlığı tarafından düzenlenen toplantıya katılmak üzere Muşa geldi. Ankaradan tarifeli uçakla Muşa gelen Hüseyin Çelik, Ak Parti Muş Milletvekilleri Faruk Işık ve Muzaffer Çakar, Belediye Başkanı Necmettin Dede, Belediye Başkan Adayı Feyat Asya ile partililer karşıladı. İlk olarak havalimanından valiliğe geçen Çelik, burada gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Twitter yasağına değinen Çelik, Türkiyede Ak Parti iktidarı öncesi 20 bin internet abonesi olduğunu, şu anda ise bu sayının 32,5 milyona ulaştığını belirtti. Ak Parti döneminde döşenen fiber optik kablo uzunluğunun ülkedeki karayolu ağının 4-5 katı olduğunu ifade eden Hüseyin Çelik, gerçek manada Türkiyede dijital devrim yaşandığını vurguladı. Vatandaşların bilişim teknolojisinin son nimetlerinden faydalanması için 125 kurumda 900 dolayında hizmetin internet üzerinden yapıldığını ifade eden Çelik, AK Partinin internete ve sanal ortamdaki iletişim araçlarına karşı herhangi bir tavrının olmasının söz konusu olmadığını söyledi.TWİTTER ÜZERİNDEN BİRİSİ AĞIZ DOLUSU HAKARET EDİYORTwitter, Facebook, Youtubenin birer iletişim aracı olduğunu ver bunların yerli yerinde kullanıldığı zaman nimet olduğunu dile getiren Parti sözcüsü Çelik, Bıçağı neşter olarak doktorun eline verdiğiniz zaman hayat kurtarıyor ama bir serserinin eline verdiğiniz zaman Ahmetin, Mehmetin bağırsaklarını yere döküp onun ölümüne sebep oluyor. Silah eğer güvenlik görevlisinin belinde olursa gece rahat uyumanızı sağlar, asayişi temin eder ama bir teröristin elinde kan kusan bir makine haline gelir, ölüm aracı haline gelir. Dolayısıyla araçların kendisi iyi veya kötü olamaz. Onları iyi veya kötü kullanmak diye bir şey vardır. Görsel medyada suç olan şey, yazılı medyada suç olan şey, itibar cellatlığı, insanların şeref ve haysiyetlerinin ayak altına alma, çamur atma, iftira atma, bunlar sanal medya tarafından yapılırsa niçin suç olmasın ki. Bir televizyon böyle bir yayın yaparsa RTÜK derhal müeyyide uygular, yazılı basında olduğu zaman basın kanununun ilkeleri vardır, bununla ilgili gerekli olan şey yapılır. Peki Türkiye ne yapıyor? Twitter üzerinden birisi ağız dolusu hakaret ediyor, ağız dolusu iftira ediyor, akla hayale gelmez görüntüler yayınlıyor. Bütün illegalitenin adeta merkezi haline gelen bit Twitterdan söz ediyorsunuz. Bununla ilgili olarak mahkemelerimiz karar veriyor, Californiadaki Twitter merkezine gönderiliyor, bugüne kadar maalesef tınmadılar. Biz müstemleke bir ülke değiliz ki. Benim hukuk sistemimi tanımayan, benim mahkemelerimin kararını tanımayan bir firmayı bizim bir şekilde ilkeler bazında masaya oturtmamız gerekiyor. Bir ev hanımı adına hesap açılmış ve orada pornografi görüntüler yayınlanıyor. Bu kadıncağız, çoluk çocuk sahibi, aile sahibi olan bir hanımefendi. Onun düştüğü hali düşünebiliyor musunuz? Siyasetçilerle, devlet adamlarıyla, firmalarla ilgili olarak yapılan bu rezillikleri görmemezlikten gelmek söz konusu olabilir mi? Ben mesajlarımı Twitter üzerinden veriyorum. Bu yönüyle Twitteri bir nimet olarak kabul ediyorum ama bu nimeti kimsenin nikbete dönüştürmeye hakkı yoktur. Hindistan müracaat ediyor, onunla ilgili talepler yerine getiriliyor. Californiadaki merkez İngilterenin, Fransanın sesini duyuyor. Twittere yapılan müracaatların bugüne kadar yüzde 80i Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılmış. Onların sesine, onların müracaatına, onların hukuk sisteminin verdiği kararlara uyuyorlar, gerekeni yapıyorlar ama Türkiyeden bugüne kadar gitmiş olan yüzlerce mahkeme kararını görmemezlikten geliyorlar. Altını çizerek söylüyorum, burası bir Muz cumhuriyeti değil, bir müstemleke ülke değiliz. Burada da gerekli tavır konur. Twitter temsilciler gelip burada bir temsilcilik kurar veya birilerine vekalet verirler, hukukçularını gönderirler, onlarla anlaşma yapılır, Twitterin bir itirazı olduğu zaman uluslararası mahkemelere gider, o zaman tahkime taraf olan bir ülke ve bir firma olarak uluslararası düzeyde de Twitter kendi hakkını arayabilir. Türkiyede yapılan şey, büsbütün Twitterin yasaklanması değil. Herhangi bölgesel olarak veya kısmi olarak şu anda Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Twittere müdahale etme şansı yoktur. Mahkeme hepsini kapatın dememiştir ama buradaki merkez bu görüntüleri ortadan kaldırmadığı için Twittere böyle bir müeyyide uygulandı. Bu görüntüler ortadan kalktıktan sonra, yani o mahkeme kararları uygulandıktan hemen
Zaman
Son Dakika
23.03.2014
HüseyinÇelikGörüntülerortadankaldırılırsaTwitteraçılabilirHüseyin Çelik Görüntüler ortadan kaldırılırsa Twitter açılabilir
[Haftanın Kitabı] Anadolu’nun isimsiz kahramanları
Zaman
21.03.2014
02:15
Anadolu’nun hangi iline ya da ilçesine giderseniz gidin mutlaka o bölgede adı sanı geçen, ismi dağa, taşa, toprağa verilmiş ve artık efsaneleşmiş bir kadının hikâyesine rastlarsınız. Araştırmacı-yazar Gülenay Pınarbaşı, tek tek dolaşıp o kadınların hikayesini kayıt altına aldı.Anadolu kadını deyince bizim aklımıza Türk resminin büyük ustalarından Nuri İyem’in (1915-2005) beyaz yaşmaklı, çakmak çakmak bakan gözlerinde hüznü ve acıyı taşıyan o eşsiz, ince, narin ve güzel yüzlü kadın portreleri gelir. Sanatçının 1960’tan itibaren bıkmadan usanmadan yaptığı, sayısı beş binden fazla olan bu tablolarında aslında gerçek bir hikaye gizlidir. İyem o yüzlerde kendisinin ifadesiyle hep ablasının yüzünü arar ama hiçbiri ona benzemez. Henüz üç yaşındayken babasının görevi nedeniyle annesi ve ablasıyla İstanbul’dan Cizre’ye giden İyem, savaşın o zor yıllarında sıtmaya tutulur. Kendisinden yaşça epey büyük olduğu için hasta yatağında hep ablası bakar ona. Gün aşırı gelen nöbetler sırasında gözünü her açtığında ise Aliye Hanım’ın şefkatli, merhametli, aynı zamanda endişe ve acı dolu yüzüyle karşılaşır. Özellikle o gözleri hiç unutamaz. Nuri İyem hastalığı atlatır fakat Aliye Hanım, 1922’de doğum yaparken vefat eder. Çocuk yaşta ablasını kaybetmesi, ölüm acısını yaşaması sanatçıyı ve sanatını çok etkiler. İyem, protrelerinde ablasının yüzünü arar belki ama o kadınlar aynı zamanda bizden yani Anadolu’dan biridir. Bazen çalışmaktan beli bükülen Karadenizli Fadime, bazen Almanya’dan mektup bekleyen Tokatlı Ayşe, bazen de bir fabrika kadını...Gelin kızlar, gelin bacılar...Resimde, şiirde, romanda, müzikte daha pek çok Anadolu kadını adını tarihe yazdırdı. Bugün Anadolu’nun hangi iline ya da ilçesine giderseniz gidin mutlaka o bölgede adı sanı geçen, ismi dağa, taşa, toprağa verilmiş, artık efsaneleşmiş kadın hikayelerine rastlarsınız. Çeşit çeşit türlü türlü versiyonlarını dinlersiniz bu hikayelerin. Hepsi isimsiz kahramanlardır genellikle. Gelin kız, gelin bacılardır. Erzurum Hınıs’taki Ağgelin, Yozgat’ın Gelingüllü köyü, Afyon Bolvadin’deki garip kadın kayası, Adana’daki Gelin Battı mevkii, Erzurum’daki Gelin Geldi Gölü, Mardin’deki Kadın Kalesi, Isparta’nın Karıaslan ovası, Ankara Kalecik’teki Kızlar Pınarı ve daha niceleri… Araştırmacı-yazar Gülenay Pınarbaşı, halk arasında anlatılagelen bu hikayeleri ‘Anadolu’ya Adını Veren Kadınlar’ kitabında bir araya getirdi. Hikayeler bugüne kadar yazılmış muhtelif eserlerden toplanmadı. Yörenin çoğunlukla yaşlılarına bildiklerini anlatmaları için kayıt cihazı uzatılarak kayda geçirildi. Pınarbaşı’ya göre yer adları bir bölgenin yaşayan en önemli varlıklarıdır. Bu adlar sayesinde o bölgenin geçmişi hakkında birçok bilgi elde edebilirsiniz. Hikayeleri okuyunca insanların bir yere ad verme konusunda oldukça kabiliyetli ve hayal güçlerini cömertçe kullandığını görüyoruz. Mesela Isparta Sütçüler Pınarköy’deki Cenelti deresinin ismi inanılması zor ama birbirini candan öte seven iki elti arasındaki sevgiye dayandığı rivayet ediliyor. İnanılması zor diyoruz çünkü Anadolu’da eltiler, genellikle kavgalarıyla bilinir. Ama bu iki eltiyi çocukları olmadığı için kader birbirlerine yaklaştırmış. Bir gün, biri dere kenarına hayvanlarını otlamaya götürmüş, yağmura yakalanınca sele kapılmış. Bu olay, diğer eltide şok etkisi yapınca, “Can eltim, can eltim, beni bırakıp nerelere gittin?” deyip akmakta olan sele atlamış. Bu acı olaydan sonra derenin adı ‘Can elti deresi’ olarak kalmış. Zamanla da ‘Cenelti’ halini almış.Pınarbaşı, “Yer isimlerinin altında öyle ya da böyle tarihte silinmiş ama halkın gönlünde yaşayan isimsiz kadınların hikâyesi vardır. Yaptığım çalışmayla yerlerin adının nasıl verildiği ve değişmelerinin izahı efsanelerle ortaya çıktı. Diğer yandan dağ, tepe, köy, köprü gibi yerlerin efsaneleri birbirine benzese dahi anlatıldığı yerin gelenekleriyle, ihtiyaçlarıyla beslenerek bir şekil aldığını ve yöreye özel duruma geldiği gördüm.” diyor. Aliye Hanım, Nuri İyem’in resimlerine ilham olan adı sanı belli eşsiz bir kahramandı. Gelin kızlar, gelin bacılar kimbilir kimlerdi ve acaba hangi acılarla yandılar?
Zaman
En Çok Okunan
21.03.2014
[HaftanınKitabı]Anadolu’nunisimsizkahramanları[Haftanın Kitabı] Anadolu’nun isimsiz kahramanları
Benim canım yanıyor, herkes sakin olsun
Zaman
13.03.2014
15:17
Okmeydanında yaşanan olayda dün gece hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Bu olayları biz tasvip etmiyoruzHerhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Lütfen herkes sakin olsunBurak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
BenimcanımyanıyorherkessakinolsunBenim canım yanıyor herkes sakin olsun
Benim canım yanıyor, herkes sakin olsun
Zaman
13.03.2014
15:17
Okmeydanında yaşanan olayda dün gece hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Bu olayları biz tasvip etmiyoruzHerhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Lütfen herkes sakin olsunBurak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
BenimcanımyanıyorherkessakinolsunBenim canım yanıyor herkes sakin olsun
Bahçeli: Türkiye'de acıya, üzüntüye, kayıplara son verilmelidir
Zaman
13.03.2014
13:48
Seçim sürecinde yarın ne olacağını kestiremediklerini belirten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gelişebilecek olaylara karşı halkı soğukkanlı ve sabırlı olmaya, kardeşliği bozmaya çalışanlara fırsat vermemeye çağırdı.Aydının Çine ilçesinde halka seslenen Bahçeli, Bu gerilim iyi değil. Bu gerilim yaygınlaşır. Bundan tecrübe sahibi olmak lazımdır. İki gündür neler oluyor? Yarın neler olacak, kimse kestiremez. Türkiyede acıya, üzüntüye, kayıplara son verilmelidir. Ülkemizi huzurlu, istikrarlı ve barış içerisinde yönetebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. dedi.Türkiyenin geleceği için birlikte olmak gerektiğini söyleyen Genel Başkan Bahçeli, şunları kaydetti: Türkiyenin önemi buradan gelir. Türkiyenin coğrafyası bunu emreder. Türkiyenin iç ve dış düşmanları, birlikte olmamamızı söyler. O sebepten dolayı çok dikkatli olarak devletimizin üniter yapısı, milli devlet anlayışı, toprak bütünlüğü ve toplumun sosyal yapısını zedelemeden siyaseti yürütmeliyiz. Son günlerde değişik şeyler olmaya başladı. Seçimlere 17 gün kaldı. Bir yerden başlayan seçim stratejisi, yavaş yavaş uygulanıyor. Türkiyede her gün bir olay, her küçük olaydan büyük olaylara doğru kıvrılmalar oluyor. Şiddet artıyor, ölüm olayları gelişiyor. Türkiyede 17 gün içerisinde neler olabileceğini bugünden kestirmek çok zor. Bu sebepten seçimler gelip gidiyor ama kalıcı olan devlettir, milletin birliği, toprak bütünlüğü ve kardeşliğimizdir. Çok soğukkanlı olmalıyız, sabırlı olmalıyız, gerçekleri görmeliyiz. Bazı yanlışlar var, onların üzerine gidilmesi gerektiğine de inanmalıyız. Bunu söylerken hiçbir partiyi kırmak, incitmek istemiyoruz ama şiddeti arttıracak, kargaşa çıkaracak, çatışmaya doğru toplumu gönderecek, siyasi partiler arasında kültürü zaafa uğratıp kaba görüşlerle, alçakça iftira ve haince sözlerle bir yerlere varamayacağımızı da görmemiz lazım.İlçe meydanındaki konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğana da seslenen Bahçeli, Televizyonlarda değişik konuşmalarla bazı olayların üzerini örtme, gerçek üzerinde yürü. AK Partiye yakışır bir şekilde adım at. Nedir senin adımın? Milletin arasında, 11 yıllık iktidarın döneminde çok önemli hizmetler olduğunu söyleyip duruyorsun ama yolsuzluk ve rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemde buraya da bir kulak kabartmakta yarar var. Yolsuzluk ve rüşvet olaylarının sonuna kadar gideceğim, kime dayanırsa dayansın. Şahsıma kadar da gelse bunun hesabını soracağım. de, millet rahatlasın, çatışma ve gerilimin dışına alınsın. Yoksa, Bunların hepsi bana komplodur, yanlıştır. diye kibirle, devletin imkanlarını kendi gücünmüş gibi kullanarak bir yere varman doğru olmaz. Ülkemiz böyle bir karmaşa yaşamasın istiyoruz. Hâlâ, Bana oyun oynanıyor, üçü beşi biraraya geldi, şöyle diyorlar. diye yakınmanın ve yalnızlık rolü oynamanın gereği yok. Biz senin dostlarının içte ve dışta kimler olduğunu biliyoruz zaten. şeklinde konuştu.Seçmenleri sandıkta çok dikkati olmaya çağıran Devlet Bahçeli, Oylarımızı iyi değerlendirmeliyiz. Nasıl değerlendireceğiz? Çözümü demokrasi içerisinde aramalıyız. Demokraside çözüm, seçim yoluyla olur, yani milli irade, sorunlarımızı çözmek için bir adım atmalıdır. Milli iradenin adımı seçimle olur, yoksa hepimizin gidip koltuğa oturacak halimiz yok. 76 milyon da başbakan olmaz bu ülkede ancak iradenizle bir yol çizersiniz, hepimiz de o yolu izleriz. Önümüzdeki en kısa yol, 30 Mart seçimidir. Sandığa gittiğinizde, memnunsanız devam edin, zaten şarkı o. Bu şarkıyı ezbere bilenler, bu yol nasıl bir yoldur diye bir an düşünsün. Bu yolun istikameti tek yöne dönüp Yüce Dîvana mı gidecek, yoksa millet iradesi olarak geleceğimizi mi belirleyecek, buna bir karar verin. dedi.MHP Lideri Bahçeli, bugün Aydının çeşitli ilçelerinde mitinglere katılacak.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
BahçeliTürkiyedeacıyaüzüntüyekayıplarasonverilmelidirBahçeli Türkiyede acıya üzüntüye kayıplara son verilmelidir
Bahçeli: Türkiye'de acıya, üzüntüye, kayıplara son verilmelidir
Zaman
13.03.2014
13:48
Seçim sürecinde yarın ne olacağını kestiremediklerini belirten MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gelişebilecek olaylara karşı halkı soğukkanlı ve sabırlı olmaya, kardeşliği bozmaya çalışanlara fırsat vermemeye çağırdı.Aydının Çine ilçesinde halka seslenen Bahçeli, Bu gerilim iyi değil. Bu gerilim yaygınlaşır. Bundan tecrübe sahibi olmak lazımdır. İki gündür neler oluyor? Yarın neler olacak, kimse kestiremez. Türkiyede acıya, üzüntüye, kayıplara son verilmelidir. Ülkemizi huzurlu, istikrarlı ve barış içerisinde yönetebilme kabiliyetine sahip olmalıyız. dedi.Türkiyenin geleceği için birlikte olmak gerektiğini söyleyen Genel Başkan Bahçeli, şunları kaydetti: Türkiyenin önemi buradan gelir. Türkiyenin coğrafyası bunu emreder. Türkiyenin iç ve dış düşmanları, birlikte olmamamızı söyler. O sebepten dolayı çok dikkatli olarak devletimizin üniter yapısı, milli devlet anlayışı, toprak bütünlüğü ve toplumun sosyal yapısını zedelemeden siyaseti yürütmeliyiz. Son günlerde değişik şeyler olmaya başladı. Seçimlere 17 gün kaldı. Bir yerden başlayan seçim stratejisi, yavaş yavaş uygulanıyor. Türkiyede her gün bir olay, her küçük olaydan büyük olaylara doğru kıvrılmalar oluyor. Şiddet artıyor, ölüm olayları gelişiyor. Türkiyede 17 gün içerisinde neler olabileceğini bugünden kestirmek çok zor. Bu sebepten seçimler gelip gidiyor ama kalıcı olan devlettir, milletin birliği, toprak bütünlüğü ve kardeşliğimizdir. Çok soğukkanlı olmalıyız, sabırlı olmalıyız, gerçekleri görmeliyiz. Bazı yanlışlar var, onların üzerine gidilmesi gerektiğine de inanmalıyız. Bunu söylerken hiçbir partiyi kırmak, incitmek istemiyoruz ama şiddeti arttıracak, kargaşa çıkaracak, çatışmaya doğru toplumu gönderecek, siyasi partiler arasında kültürü zaafa uğratıp kaba görüşlerle, alçakça iftira ve haince sözlerle bir yerlere varamayacağımızı da görmemiz lazım.İlçe meydanındaki konuşmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğana da seslenen Bahçeli, Televizyonlarda değişik konuşmalarla bazı olayların üzerini örtme, gerçek üzerinde yürü. AK Partiye yakışır bir şekilde adım at. Nedir senin adımın? Milletin arasında, 11 yıllık iktidarın döneminde çok önemli hizmetler olduğunu söyleyip duruyorsun ama yolsuzluk ve rüşvetin ayyuka çıktığı bir dönemde buraya da bir kulak kabartmakta yarar var. Yolsuzluk ve rüşvet olaylarının sonuna kadar gideceğim, kime dayanırsa dayansın. Şahsıma kadar da gelse bunun hesabını soracağım. de, millet rahatlasın, çatışma ve gerilimin dışına alınsın. Yoksa, Bunların hepsi bana komplodur, yanlıştır. diye kibirle, devletin imkanlarını kendi gücünmüş gibi kullanarak bir yere varman doğru olmaz. Ülkemiz böyle bir karmaşa yaşamasın istiyoruz. Hâlâ, Bana oyun oynanıyor, üçü beşi biraraya geldi, şöyle diyorlar. diye yakınmanın ve yalnızlık rolü oynamanın gereği yok. Biz senin dostlarının içte ve dışta kimler olduğunu biliyoruz zaten. şeklinde konuştu.Seçmenleri sandıkta çok dikkati olmaya çağıran Devlet Bahçeli, Oylarımızı iyi değerlendirmeliyiz. Nasıl değerlendireceğiz? Çözümü demokrasi içerisinde aramalıyız. Demokraside çözüm, seçim yoluyla olur, yani milli irade, sorunlarımızı çözmek için bir adım atmalıdır. Milli iradenin adımı seçimle olur, yoksa hepimizin gidip koltuğa oturacak halimiz yok. 76 milyon da başbakan olmaz bu ülkede ancak iradenizle bir yol çizersiniz, hepimiz de o yolu izleriz. Önümüzdeki en kısa yol, 30 Mart seçimidir. Sandığa gittiğinizde, memnunsanız devam edin, zaten şarkı o. Bu şarkıyı ezbere bilenler, bu yol nasıl bir yoldur diye bir an düşünsün. Bu yolun istikameti tek yöne dönüp Yüce Dîvana mı gidecek, yoksa millet iradesi olarak geleceğimizi mi belirleyecek, buna bir karar verin. dedi.MHP Lideri Bahçeli, bugün Aydının çeşitli ilçelerinde mitinglere katılacak.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
BahçeliTürkiyedeacıyaüzüntüyekayıplarasonverilmelidirBahçeli Türkiyede acıya üzüntüye kayıplara son verilmelidir
Herkesin evladı var, benim canım yanıyor
Zaman
13.03.2014
13:38
Dün gece Okmeydanında yaşanan olayda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Herhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Burak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
HerkesinevladıvarbenimcanımyanıyorHerkesin evladı var benim canım yanıyor
Herkesin evladı var, benim canım yanıyor
Zaman
13.03.2014
13:38
Dün gece Okmeydanında yaşanan olayda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Herhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Burak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
HerkesinevladıvarbenimcanımyanıyorHerkesin evladı var benim canım yanıyor
Balkız, İbrahim Şahin'in bırakılmasından tedirgin
Zaman
12.03.2014
13:54
Ergenekon silahlı terör örgütü davasında 5 yıl tutuklu kalan sanıkların art arda tahliye olmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.Tahliye olan İbrahim Şahinin suikast listesinde yer alan eski Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı Ali Balkız, Türkiyedeki hukukun garabeti şeklinde yorumladığı değişiklik ile ilgili Bu hukukun ayıbı. Bu, Adalet Bakanının, bu kabinenin, bu Başbakanın ayıbı. Ellerinde hangi güç yok ki? Bu duruşmaları hızlandıracak mekanizmaları kuracak önlemleri alamamış olsunlar. Bu, adalete olan duygu ve güveni zedeleyeceği gibi, suç işlemeye de teşviktir aynı zamanda. Adam öldürmeye teşviktir aynı zamanda. dedi. Balkız, İbrahim Şahinin serbest bırakılmasına ilişkin de, Sizi ölüm listesine almış, planlar projeler kurmuş, olmasa dahi, böyle bir suçlama ile yargılanmakta olan birinin salıverilmiş olmasından sizi de hedefe koymuşsa eğer, vallahi tedirgin olmamak için insan olmamak lazım. ifadelerini kullandı. Balkız, Ergenekondaki tahliyelere ilişkin Cihan Haber Ajansına (Cihan) yaptığı değerlendirmede, bunun Türkiyedeki hukukun garabeti olduğunu söyledi. Bu durumun, insanların vicdanını yaraladığını belirten Ali Balkız, değişikliği Nasıl olursa, 5 yıl yatılıyor. Bilfiil 5 kişiyi öldürüp, 5 sene yatıp çıkacağım. diyebilecek ortamı yaratıyorlar kimi insanlar için. Hırsızlık yapıyorsun, 5 yıl yatıyorsun, adam öldürüyorsun 5 yıl yatıyorsunuz. Oh ne ala. Adalete olan duyguyu güveni zedeleyeceği gibi, suç işlemeye de teşviktir aynı zamanda. Adam öldürmeye teşviktir aynı zamanda. diye yorumladı. Ali Balkız, İbrahim Şahinin böyle bir suikast planı yapıp yapmadığının da tam olarak açığa çıkmadığını ve mahkemenin bunu da delillendiremediğini söyledi. Beni ve başka insanları bu mekanizmanın boş yere mi hedef gösterdi? sorusunu yönelten Balkız, İbrahim Şahinin yanında başka İbrahim Şahinler var mıydı? Sizi ölüm listesine almış, planlar projeler kurmuş, olmasa dahi, böyle bir suçlama ile yargılanmakta olan birinin salıverilmiş olmasından sizi de hedefe koymuşsa eğer, Valla tedirgin olmamak için insan olmamak lazım. diye konuştu. Balkız şöyle konuştu: İnsanlar, sanık konumunda olabilir, iddianame yazılmış olabilir, duruşma mahkeme başlıyor… Hangi davadır ki o, hangi bilinmez haldir ki o, yerin kaç kat altından çıkarılacak delilleri, hangi kör kuyunun dibinden çıkaracak ya da uzaydan indirecekler ki delilleri, delilleri toplayamamış, muhakemesini yapamamış, hukukun terazisine vuramamış olsunlar. Aradan 5 yıl geçsin de, 5 yıldır içeride yatan insanlar salıverilmiş olsunlar. Ben de olsam feveran ederim. Suçlu ise bunu ispat edin, hükmünüzü verin. 5 yıldır yatıyorum. deme hakkına bir katilde, tek bir kurşunla yargıcı vuran bir katilde, onlarca planlar projeler çizen karanlık odaklar da, bu durumdan yararlanabiliyorlar. İbrahim Şahinin falan değil. Bu hukukun ayıbı. Bu, Adalet Bakanının, bu kabinenin, bu Başbakanın ayıbı. Ellerinde hangi güç yok ki? Bu duruşmaları hızlandıracak mekanizmaları kuracak önlemleri alamamış olsunlar.BERKİNİN ÖLÜMÜNE BAKARAK UTANMALIDIRLARAli Balkız, Gezi eylemleri sırasında yaralanan Berk Elvanın hayatını kaybetmesine ilişkin yaptığı açıklamada, bütün Türkiyenin Berkin durumunu takip ettiğini belirterek ancak budan sonra bir daha uyanmamak üzere hayata veda ettiğini dile getirdi. Berkin uyanmayacak artık, tıpkı 12 yaşındaki Uğur Kaymak ve 12 yaşındaki Koray Kaya gibi. ifadeleri ile üzüntüsünü dile getiren Balkız, Milyonlarca insan bunu kabullenmiyor. Protestolar yerindedir, gerekir. 3 bakanın Başbakanın oğlu da evlat, Berkin de evlat. Bu kişiler, Berkinin ölümüne bakarak utanmalıdırlar. şeklinde konuştu.ÖLDÜREN POLİSE URLADAN VİLLA VERİRLERBalkız, Hükümet kanadından da bir başsağlığı şu ana kadar gelmedi. Gösteriler de hayatını kaybetmiş olsa bile, hükümetin bir taziyede bulunması, hatamızı anladık, bir daha böyle bir şey olmayacak demesi, insani olan bir kabine, başbakan ve devletten beklenirdi. Ama onlar destan yazdıkları için, o destanın hedeflerinden biri bu gençler olduğu için gurur duyuyorlardır. Berkini öldüren polisi bulsalar, herhalde ona bir villa hediye ederler, Urladakilerden. dedi. BAŞBAKAN KAN DÖKMEDEN GİTMEYECEKBalkız, artan toplumsal kutuplaşma ve son yıllarda tırmanan toplumsal olaylarla ilgili de görüşlerini paylaştı. Balkız, Başbakan Erdoğanın nefret söylemlerinin Alevilere dönük devam ettiğini de kaydederek Bu daha nereye kadar gider? diye sordu. Bu durumun sonucunun kötü gözüktüğüne işaret eden Balkız, şöyle devam etti: Aleviler ve Sünniler bu topraklarda barış içinde yaşamaktalar. Ama hükümetin dilinden Alevilere yönelik sözler, hakaretler o kadar yoğun hale geldi ki. Hiçbir Başbakan yapmadı bunu, Erdoğanın yaptığı kadar. Hem Sünnileri kendisinin yurttaşlarıymış gibi göstermeye çalışıyor. Diğer taraftan Sünniler ile Aleviler arasında derin bir çizgi çekmeye çal
Zaman
Son Dakika
12.03.2014
BalkızİbrahimŞahininbırakılmasındantedirginBalkız İbrahim Şahinin bırakılmasından tedirgin
Balkız, İbrahim Şahin'in bırakılmasından tedirgin
Zaman
12.03.2014
13:54
Ergenekon silahlı terör örgütü davasında 5 yıl tutuklu kalan sanıkların art arda tahliye olmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.Tahliye olan İbrahim Şahinin suikast listesinde yer alan eski Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı Ali Balkız, Türkiyedeki hukukun garabeti şeklinde yorumladığı değişiklik ile ilgili Bu hukukun ayıbı. Bu, Adalet Bakanının, bu kabinenin, bu Başbakanın ayıbı. Ellerinde hangi güç yok ki? Bu duruşmaları hızlandıracak mekanizmaları kuracak önlemleri alamamış olsunlar. Bu, adalete olan duygu ve güveni zedeleyeceği gibi, suç işlemeye de teşviktir aynı zamanda. Adam öldürmeye teşviktir aynı zamanda. dedi. Balkız, İbrahim Şahinin serbest bırakılmasına ilişkin de, Sizi ölüm listesine almış, planlar projeler kurmuş, olmasa dahi, böyle bir suçlama ile yargılanmakta olan birinin salıverilmiş olmasından sizi de hedefe koymuşsa eğer, vallahi tedirgin olmamak için insan olmamak lazım. ifadelerini kullandı. Balkız, Ergenekondaki tahliyelere ilişkin Cihan Haber Ajansına (Cihan) yaptığı değerlendirmede, bunun Türkiyedeki hukukun garabeti olduğunu söyledi. Bu durumun, insanların vicdanını yaraladığını belirten Ali Balkız, değişikliği Nasıl olursa, 5 yıl yatılıyor. Bilfiil 5 kişiyi öldürüp, 5 sene yatıp çıkacağım. diyebilecek ortamı yaratıyorlar kimi insanlar için. Hırsızlık yapıyorsun, 5 yıl yatıyorsun, adam öldürüyorsun 5 yıl yatıyorsunuz. Oh ne ala. Adalete olan duyguyu güveni zedeleyeceği gibi, suç işlemeye de teşviktir aynı zamanda. Adam öldürmeye teşviktir aynı zamanda. diye yorumladı. Ali Balkız, İbrahim Şahinin böyle bir suikast planı yapıp yapmadığının da tam olarak açığa çıkmadığını ve mahkemenin bunu da delillendiremediğini söyledi. Beni ve başka insanları bu mekanizmanın boş yere mi hedef gösterdi? sorusunu yönelten Balkız, İbrahim Şahinin yanında başka İbrahim Şahinler var mıydı? Sizi ölüm listesine almış, planlar projeler kurmuş, olmasa dahi, böyle bir suçlama ile yargılanmakta olan birinin salıverilmiş olmasından sizi de hedefe koymuşsa eğer, Valla tedirgin olmamak için insan olmamak lazım. diye konuştu. Balkız şöyle konuştu: İnsanlar, sanık konumunda olabilir, iddianame yazılmış olabilir, duruşma mahkeme başlıyor… Hangi davadır ki o, hangi bilinmez haldir ki o, yerin kaç kat altından çıkarılacak delilleri, hangi kör kuyunun dibinden çıkaracak ya da uzaydan indirecekler ki delilleri, delilleri toplayamamış, muhakemesini yapamamış, hukukun terazisine vuramamış olsunlar. Aradan 5 yıl geçsin de, 5 yıldır içeride yatan insanlar salıverilmiş olsunlar. Ben de olsam feveran ederim. Suçlu ise bunu ispat edin, hükmünüzü verin. 5 yıldır yatıyorum. deme hakkına bir katilde, tek bir kurşunla yargıcı vuran bir katilde, onlarca planlar projeler çizen karanlık odaklar da, bu durumdan yararlanabiliyorlar. İbrahim Şahinin falan değil. Bu hukukun ayıbı. Bu, Adalet Bakanının, bu kabinenin, bu Başbakanın ayıbı. Ellerinde hangi güç yok ki? Bu duruşmaları hızlandıracak mekanizmaları kuracak önlemleri alamamış olsunlar.BERKİNİN ÖLÜMÜNE BAKARAK UTANMALIDIRLARAli Balkız, Gezi eylemleri sırasında yaralanan Berk Elvanın hayatını kaybetmesine ilişkin yaptığı açıklamada, bütün Türkiyenin Berkin durumunu takip ettiğini belirterek ancak budan sonra bir daha uyanmamak üzere hayata veda ettiğini dile getirdi. Berkin uyanmayacak artık, tıpkı 12 yaşındaki Uğur Kaymak ve 12 yaşındaki Koray Kaya gibi. ifadeleri ile üzüntüsünü dile getiren Balkız, Milyonlarca insan bunu kabullenmiyor. Protestolar yerindedir, gerekir. 3 bakanın Başbakanın oğlu da evlat, Berkin de evlat. Bu kişiler, Berkinin ölümüne bakarak utanmalıdırlar. şeklinde konuştu.ÖLDÜREN POLİSE URLADAN VİLLA VERİRLERBalkız, Hükümet kanadından da bir başsağlığı şu ana kadar gelmedi. Gösteriler de hayatını kaybetmiş olsa bile, hükümetin bir taziyede bulunması, hatamızı anladık, bir daha böyle bir şey olmayacak demesi, insani olan bir kabine, başbakan ve devletten beklenirdi. Ama onlar destan yazdıkları için, o destanın hedeflerinden biri bu gençler olduğu için gurur duyuyorlardır. Berkini öldüren polisi bulsalar, herhalde ona bir villa hediye ederler, Urladakilerden. dedi. BAŞBAKAN KAN DÖKMEDEN GİTMEYECEKBalkız, artan toplumsal kutuplaşma ve son yıllarda tırmanan toplumsal olaylarla ilgili de görüşlerini paylaştı. Balkız, Başbakan Erdoğanın nefret söylemlerinin Alevilere dönük devam ettiğini de kaydederek Bu daha nereye kadar gider? diye sordu. Bu durumun sonucunun kötü gözüktüğüne işaret eden Balkız, şöyle devam etti: Aleviler ve Sünniler bu topraklarda barış içinde yaşamaktalar. Ama hükümetin dilinden Alevilere yönelik sözler, hakaretler o kadar yoğun hale geldi ki. Hiçbir Başbakan yapmadı bunu, Erdoğanın yaptığı kadar. Hem Sünnileri kendisinin yurttaşlarıymış gibi göstermeye çalışıyor. Diğer taraftan Sünniler ile Aleviler arasında derin bir çizgi çekmeye çal
Zaman
Ana Sayfa
12.03.2014
BalkızİbrahimŞahininbırakılmasındantedirginBalkız İbrahim Şahinin bırakılmasından tedirgin
Abdullah Aymaz - Üç bin haşhaşi!
Zaman
09.03.2014
06:16
1999 Haziran fırtınasında Amerika’da idim. M. Fethullah Gülen Hocaefendi Reha Muhtar ile canlı yayında görüşürken biz de havaalanı yolundaydık. New York JFK’den Türk Hava Yolları uçağına bindiğimizde o günkü gazeteler dağıtıldı. Yolcular okumak için manşetlere bakınca koskocaman “Üç bin ölüm mangası” başlığını gördüler. Daha neler vardı neler; Hocaefendi asılacak kesilecek… Ürpertici bir hava…Öbür gün gazeteye gittim, Sabah Gazetesi kendilerine askerler tarafından verildiğini iddia ettikleri bir dizi başlatmış… Şöyle bir göz gezdirdim, ben bunu bir yerden tanıyorum… Batı Çalışma Grubu armatörlere 18 sayfalık bir yazı dağıtmış… Birisi de gazeteye göndermişti, aynı şeyler neşrediliyordu. Aşağı yukarı 16 sayfası hizmeti kötülüyor ve Hocaefendi’ye her türlü hakaret ve iftirayı yapıyordu ama son iki sayfa bir felâketti. Çünkü İslamiyet’e hatta bütün dinlere saldırı vardı… Ama Sabah Gazetesi bu kısmı yayımlamamıştı. Telefonla geri kalanını niye yayımlamadıklarını sorduk. “Bize bu kadar verdiler.” dediler. Yayın toplantısında “Bunların hepsini de biz yayımlayalım da, millet bunların ne olduğunu görüp anlasın.” dedim. Arkadaşlar, en başta da Halit Esendir arkadaşımız karşı çıkıp “Ağabey, sen gazeteyi kapattıracaksın!.. Olmaz!..” dedi. “Korkmayın altı ay önce biz bunu Cumhurbaşkanımıza gönderdik. O da Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’na vermiş. O bile, duyduğumuza göre, okuyunca; ‘Vay dinsizler!..’ demiş. Bize bilgi böyle geldi; neşredelim hiçbir şey olmaz.” dedim. En ufak böyle şeyleri manşete taşımak için can atan nâm-ı diğer Deli Halit “Senin bir şeyden haberin yok. Türkiye’ye yeni geldin… Yer yerinden oynuyor. Gazeteyi kapatırlar; yapma!.” diyerek karşı çıktı. Baktım umumî kanaat böyle “Peki öyleyse, dediğiniz olsun. Yalnız şöyle bir haber yapalım: ‘Sabah gazetesinde askerler tarafından verildiği iddia edilip yayımlanan dizinin devamında İslam’a ve bütün semavî hakikatlere öyle ağır şeyler söylenmiş ki, biz yazmaktan çekindik’ mealinde bir haber yapalım.” dedim. Herkes kabul etti ve bunu yayımladık. Öbür gün Yeni Şafak ve Akit gazeteleri, o iki sayfayı bizden istedi. Yeni Şafak yayımladı. Akit de “Allah belanızı versin” diye bir haber yaptı.Bunun üzerine Nazlı Ilıcak milletvekili olarak Meclis’te meseleyi dile getirdi. “Onun bunun arkasına saklanmayın, kimseniz ortaya çıkın” mealinde sözler söyledi. Anayasa Profesörü Prof. Dr. Kezban Hatemi Kanal 7’de güzel bir konuşma yaptı. Bunun bir suç olduğunu, Sabah Gazetesi’ne bunu verenlerin erkek gibi ortaya çıkmalarını, Müslüman, Hıristiyan ve Musevî herkesin bunları mahkemeye vermesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine herkes yalanlama sırasına dizildi. “Biz böyle bir şey vermedik; bize iftira atılıyor.” diyorlardı. Halbuki günlerce Sabah Gazetesi, Hocaefendi’ye hakaret edip iftira atarken sesleri çıkmıyordu.Ama burada doğruları yazan bir medyanın ve onu destekleyen bir grubun olması, yalancıların mumunu söndürmüştü. Bir dane-i hakikat bir harman yalanı yok ediyordu. Eğer gazetemiz Zaman ve Samanyolu Televizyonu o zaman hakikatleri dile getirmese idi o zaman yakılan fitne ateşi zor sönerdi. Çünkü bu imkanlar yokken bir kısım medya tarafından, Hocaefendi’nin dört karısı olduğu ve Edremitlerde zeytinliklerinin bulunduğu ve devlet tarafından arandığı iftirası haberleştirilmişti. Hocaefendi, İzmir’de Salepçioğlu Camii’nde cuma günü vaaz ederken “Bunlar yalan, işte ben buradayım!” diyordu ama onu sadece caminin cemaati duyuyordu. Bütün insanlara duyuracak el kadar bir gazete kağıdı, bir TV kanalı ve bir radyo yoktu…
Zaman
En Çok Okunan
09.03.2014
AbdullahAymaz-ÜçbinhaşhaşiAbdullah Aymaz - Üç bin haşhaşi
Abdullah Aymaz - Üç bin haşhaşi!
Zaman
09.03.2014
02:11
1999 Haziran fırtınasında Amerika’da idim. M. Fethullah Gülen Hocaefendi Reha Muhtar ile canlı yayında görüşürken biz de havaalanı yolundaydık. New York JFK’den Türk Hava Yolları uçağına bindiğimizde o günkü gazeteler dağıtıldı. Yolcular okumak için manşetlere bakınca koskocaman “Üç bin ölüm mangası” başlığını gördüler. Daha neler vardı neler; Hocaefendi asılacak kesilecek… Ürpertici bir hava…Öbür gün gazeteye gittim, Sabah Gazetesi kendilerine askerler tarafından verildiğini iddia ettikleri bir dizi başlatmış… Şöyle bir göz gezdirdim, ben bunu bir yerden tanıyorum… Batı Çalışma Grubu armatörlere 18 sayfalık bir yazı dağıtmış… Birisi de gazeteye göndermişti, aynı şeyler neşrediliyordu. Aşağı yukarı 16 sayfası hizmeti kötülüyor ve Hocaefendi’ye her türlü hakaret ve iftirayı yapıyordu ama son iki sayfa bir felâketti. Çünkü İslamiyet’e hatta bütün dinlere saldırı vardı… Ama Sabah Gazetesi bu kısmı yayımlamamıştı. Telefonla geri kalanını niye yayımlamadıklarını sorduk. “Bize bu kadar verdiler.” dediler. Yayın toplantısında “Bunların hepsini de biz yayımlayalım da, millet bunların ne olduğunu görüp anlasın.” dedim. Arkadaşlar, en başta da Halit Esendir arkadaşımız karşı çıkıp “Ağabey, sen gazeteyi kapattıracaksın!.. Olmaz!..” dedi. “Korkmayın altı ay önce biz bunu Cumhurbaşkanımıza gönderdik. O da Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’na vermiş. O bile, duyduğumuza göre, okuyunca; ‘Vay dinsizler!..’ demiş. Bize bilgi böyle geldi; neşredelim hiçbir şey olmaz.” dedim. En ufak böyle şeyleri manşete taşımak için can atan nâm-ı diğer Deli Halit “Senin bir şeyden haberin yok. Türkiye’ye yeni geldin… Yer yerinden oynuyor. Gazeteyi kapatırlar; yapma!.” diyerek karşı çıktı. Baktım umumî kanaat böyle “Peki öyleyse, dediğiniz olsun. Yalnız şöyle bir haber yapalım: ‘Sabah gazetesinde askerler tarafından verildiği iddia edilip yayımlanan dizinin devamında İslam’a ve bütün semavî hakikatlere öyle ağır şeyler söylenmiş ki, biz yazmaktan çekindik’ mealinde bir haber yapalım.” dedim. Herkes kabul etti ve bunu yayımladık. Öbür gün Yeni Şafak ve Akit gazeteleri, o iki sayfayı bizden istedi. Yeni Şafak yayımladı. Akit de “Allah belanızı versin” diye bir haber yaptı.Bunun üzerine Nazlı Ilıcak milletvekili olarak Meclis’te meseleyi dile getirdi. “Onun bunun arkasına saklanmayın, kimseniz ortaya çıkın” mealinde sözler söyledi. Anayasa Profesörü Prof. Dr. Kezban Hatemi Kanal 7’de güzel bir konuşma yaptı. Bunun bir suç olduğunu, Sabah Gazetesi’ne bunu verenlerin erkek gibi ortaya çıkmalarını, Müslüman, Hıristiyan ve Musevî herkesin bunları mahkemeye vermesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine herkes yalanlama sırasına dizildi. “Biz böyle bir şey vermedik; bize iftira atılıyor.” diyorlardı. Halbuki günlerce Sabah Gazetesi, Hocaefendi’ye hakaret edip iftira atarken sesleri çıkmıyordu.Ama burada doğruları yazan bir medyanın ve onu destekleyen bir grubun olması, yalancıların mumunu söndürmüştü. Bir dane-i hakikat bir harman yalanı yok ediyordu. Eğer gazetemiz Zaman ve Samanyolu Televizyonu o zaman hakikatleri dile getirmese idi o zaman yakılan fitne ateşi zor sönerdi. Çünkü bu imkanlar yokken bir kısım medya tarafından, Hocaefendi’nin dört karısı olduğu ve Edremitlerde zeytinliklerinin bulunduğu ve devlet tarafından arandığı iftirası haberleştirilmişti. Hocaefendi, İzmir’de Salepçioğlu Camii’nde cuma günü vaaz ederken “Bunlar yalan, işte ben buradayım!” diyordu ama onu sadece caminin cemaati duyuyordu. Bütün insanlara duyuracak el kadar bir gazete kağıdı, bir TV kanalı ve bir radyo yoktu…
Zaman
Köşe Yazıları
09.03.2014
AbdullahAymaz-ÜçbinhaşhaşiAbdullah Aymaz - Üç bin haşhaşi
Akşam'dan 'Efkan Ala sunumlu' kumpas
Zaman
15.02.2014
20:32
İçişleri Bakanı Efkan Ala, Bank Asya ve Fethullah Gülen Hocaefendiyi hedef alan açıklamalarının ardından yeni bir garip iddiaya imza attı. Alanın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin 2011de Diyarbakırda gerçekleştirdiği seçim mitingi öncesi gündeme gelen provokasyonları önleme amaçlı göz altıları eleştirdiği ortaya çıktı. Bakanın, sözde paralel yapının bu göz altılarla MHP ve BDP tabanlarını kışkırtarak çatışma çıkarmaya çalıştığını ileri sürdüğü belirtildi. Söz konusu operasyonlar dönemin İçişleri Bakanı Osman Güneşin bilgisi dahilinde yapılmış, o dönem ise MHP Lideri Devlet Bahçeli hükümeti suçlamıştı. Dün Akşam gazetesinde yer alan habere göre, İçişleri Bakanı, 10 Şubat 2014 tarihindeki Bakanlar Kuruluna sözde paralel yapıyla ilgili olarak bir sunum yaptı. Paralel yapının, 2011 genel seçimleri öncesinde MHP ve BDP tabanını kışkırtarak eylem hazırlığı yaptığını öne sürdü. Bu kapsamda MHP lideri Devlet Bahçelinin 6 Haziran 2011de Diyarbakırda yaptığı miting öncesi çok sayıda MHPlinin gözaltına alındığını ileri sürdü. Bunda da bu yapının parmağı vardı iddiasını ortaya attı. BDP-MHP çatışması amaçlandığı, 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla da aynı şeyin hedeflendiğine rapordu yer verdi.Alanın ifadeleri ve gazetenin haberi veriş şekli, parelel yapı adı altında toplumun geniş kitlelerinin zan altında bırakılması amacını ele veriyor.Buna karşın, söz konusu hadise hiç de o zaman Başbakanlık Müsteşarı olan Alanın yorumlarını doğrulamıyor. Bakan, 2011 seçimleri öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) Dairesi Başkanlığı ekiplerine gelen ihbar ve istihbaratlar görmezden geldi. Buna göre, Mayıs ayı başında bazı kişilerin Devlet Bahçelinin Diyarbakırda yapacağı mitingi provoke etmek için bir takım çalışmalar içerisinde olduğu yönünde duyumlar alındı. Bu şahısların özellikle İstanbul ve İzmir gibi şehirlerden Diyarbakıra giderek bir takım eylemler yapacaklarının altı çizildi. Bunun ardından İstihbarat ve TEM Daireleri belirlenen illerdeki birimlerin şüphelileri takibe almaları için savcılığa başvuruda bulunulması istendi. Bunun ardından polis, belirlenen bazı şüphelilerle ilgili olarak teknik ve fiziki takip için mahkemeden onay aldı. Söz konusu şahıslarla ilgili yapılan işlemlerde de 10 Mart 2011 tarihinde geçici olarak Bakanlık koltuğuna oturan Osman Güneşe de belirli aralıklarla aktarıldı. Özellikle yapılan teknik ve fiziki takipte eylemcilerin konuşmalarından dehşet verici planlar ortaya çıktı.ORADA KAN DÖKÜLÜRSE BARAJI GEÇERİZ...Gözaltına alınan şahıslardan H.U. ile M.A.nın telefon görüşmelerinde geçen Orada kan dökülürse barajı geçeriz cümlesi dikkatlerden kaçmadı. Teknik takipten elde edilen bulgulara göre O.C., L.A., M.A. ve H.U.nun Diyarbakırda eylem gerçekleştirmek için görevlendirilen isimler oldukları öne sürülürken, aralarında geçen diyaloglar ise kayıt altına alındı. Ses kayıtlarına göre, H.U., Bu tamamen ölüm kalım mitingi ya orası. Ya MHP baraja takılacak, ya çıkacak. Orada kan dökülürse barajı geçeriz. Kan dökülmez normal miting olursa hiç bir nane olmaz. Dağ taş PKK. Çatapat çıksa, ya bir tane deliye verseler, tinerciye deseler ki Al sana bir uzi dıırrrt şöyle bir gelişi güzel ateş et diyor. M.A. isimli bir şüpheli “ Allah muhafaza bir de genel başkana falan sıksalar Türkiye karışır.” şeklinde karşılık veriyor. Bunun üzerine H.U., “Geçmiş olsun yani. Yok yok genel başkana etten duvar yaparlar. Halkın içine gelişi güzel sıksalar sekiz on tane yirmi tane böyle. 3 ölü 5 yaralı 8 ölü falan filan. Oldu mu oradan MHP yüzde 25 ile gelir yani.” diyerek provokasyonu ortaya koyuyor. Tüm detaylar ayrıntılı olarak gerekli mercilere iletildi. Bunun ardından da Emniyet Genel Müdürlüğü operasyon yapılması için düğmeye bastı. Bu kapsamda 18 kişi gözaltına alındı.BAHÇELİ: GÖZALTILARLA İLGİLİ HÜKÜMETİ SUÇLAMIŞTIBununla birlik MHP lideri Devlet Bahçeli ise göz altılarla ilgili yaptığı yazılı açıklamasında hükümeti eleştirmişti. “Başbakan, rezil yöntemlerle MHPyi sindiremeyeceğini er geç anlayacaktır” şeklinde başlayan yazılı açıklamada şu ifadelere ver verilmişti: “Gözaltına alınan dava arkadaşlarımızın başına geleceklerden Başbakan ve hükümeti birinci derecede sorumlu olacaktır. AKP hükümetinin, dava arkadaşlarımızdan pis elini çekmesi gecikmeksizin sağlanmalıdır. Aksi takdirde bundan sonra olacakların ve ağır vebalin faturasına katlanmak zorunda kalacak ve fitne siyasetinin altında ezilip gidecektir.”
Zaman
Ana Sayfa
15.02.2014
AkşamdanEfkanAlasunumlukumpasAkşamdan Efkan Ala sunumlu kumpas
Temsil, tebliğden önde gelir
Zaman
24.01.2014
02:09
Olumlu ve müspet davranışların, temsil mevkiinde bulunan insanlar tarafından ortaya konulması, o işin müessiriyeti açısından çok önemlidir.Yani bir insan namazı anlatıyorsa öyle bir namaz kılmalı ki, dışarıdan ona bakanlar, “Bu zatın hiçbir şeyi olmasa, sadece şu namazı, onun hak çizgide olduğunu gösterir.” demelidirler. Tabiî o, namazını öyle kılması gerektiği için öyle kılacak, öyle desinler diye değil. Öyle ki onu böyle bir namazda görenler tam inanmasalar da onun bu namazının büyüsüyle inanmalıdırlar. Evet, temsilde hep önde yürümek gerektir.İnsanlar için “üsve-i hasene” olan Nebiler Serveri, başına gelen türlü türlü belâ ve musibetlere karşı takındığı tavrında, tebliğinin yanında temsilde de en iyi ve kusursuz bir örnekti. Meselâ bir defasında O (sallallâhu aleyhi ve sellem) istirahate çekildiği bir gece, sabaha kadar dönüp durmuş ama bir türlü uyuyamamıştı. Evet, sağına soluna dönüyor, “uf”layıp duruyor ve âdeta ızdıraptan iki büklüm oluyordu. Sabah olunca hanımı O’na (aleyhi ekmelüttehâyâ) sordu: “Yâ Resûlallah, bu gece rahatsız mıydınız? Çok ızdırap çektiniz.” Allah Resûlü’nün cevabı şu oldu: “Yatağımı hazırlarken, yere düşmüş bir hurma buldum. Onu ağzıma koydum. Fakat sonra aklıma geldi ki, bizim evde bazen sadaka ve zekât hurmaları da bulunuyor. Ya bu hurma, onlardan idiyse! İşte sabaha kadar bunu düşündüm, bunun ızdırabıyla sağa sola dönüp durdum ve bir türlü gözüme uyku girmedi.” (Ahmed İbn Hanbel)O (sav), Fevkalâde HassastıEvet, sadaka ve zekât O’na haramdı. Ancak bu hurma, kendine ait hediye hurmalardan da olabilirdi. Hatta bu ihtimal, diğer ihtimalden daha kuvvetliydi. Çünkü O’nun hanesinde, sadaka veya zekât malları kat’iyen gecelemezdi, geldiği gibi dağıtılırdı. Şimdi şüphenin böyle en küçüğüne karşı bu ölçüde hassas davranan ve hayatını hep bu hassasiyet içinde sürdüren birinin, kesin haram olan bir işe yanaşması mümkün müdür? Evet, O, en küçük şüpheli bir şeyle dahi ruh dünyasını kirletmeme mevzuunda fevkalâde hassastı.O, bir başka sefer mihrapta namaza duracağı esnada –O’na canlar kurban!– aklına birden bir şey geliyor ve hemen kendi hücrelerine çekiliyorlar. Hücre-i saadetlerine soluk soluğa giriyor; yapacağını yapıyor sonra da namaz için tekrar geriye dönüyor. Daha sonra durumu şöyle izah ediyor: “Ben namaza dururken evde fakirler için dağıtılacak bir şey vardı. Onu dağıtmadan namaza durursam kalbimi meşgul edeceğinden korktum. Sonra eve gidip Âişe’ye onu hemen verilecek yerlere vermesini söyledim. (Belli bir sorumluluktan sıyrılarak gelip öylece namaza durmayı arzu ettim.)” (Buhârî)Evet, herhangi biri Efendimiz’in sadece cömertliğine, infak mevzuundaki hassasiyetine ve dünya karşısındaki tavrına baksa kendi kendine, “Bu Zât’ın hiçbir şeyi alınmasa bile şu tavrı ve duruşu alınabilir!” diyecektir.Efendimiz’in haccını ve orucunu da bu çerçevede ele alıp aynı değerlendirmeyi yapmak mümkündür. Meselâ, oruç konusunda kendileri visal yapıyor fakat başka birisi visal yapmaya kalkınca ona dayanamayacağını söylüyordu. O, kendine has konsantrasyonu ile o durumu atlatıyor ve Allah’ın kendisini yedirip içirdiğinden bahsediyordu. Aslında Efendimiz o konsantrasyonun ve o câzibedâr güzelliklerin engin iklimi içinde cismaniyete ve bedene ait şeyleri âdeta duymaz hâle geliyordu. Bunlar O’nun için ne olacak ki! Günümüzde Uzakdoğu toplumlarında bahis mevzuu olan, bir kısım ruhî terbiye ile belli ölçüde aç ve susuz durulabiliyor. Ne var ki Allah Resûlü bunu bir ibadet neşvesi içinde yaşıyordu ki, bütün bunlar Allah’ın her şeyin en mükemmelini ortaya koymada O’nu örnek yarattığını göstermektedir. Evet, Allah (celle celâluhu), ölüm gelip çatıncaya kadar O’nun sürekli kullukta bulunmasını istiyordu ve öyle de oldu. Musibetlere Karşı Temsil DuruşuNebiler Serveri’nin temsil gücü ve duruşu, başına gelen belâ ve musibetlerde de en bariz bir şekilde kendini gösterirdi. Evet, Allah Resûlü çok defa belâların en büyüğüne maruz kalıyordu; kalıyordu zira bu, ilâhî ahlâk ve ilâhî âdetin bir neticesiydi. O, “İnsanların belâya en çok dûçâr olanları, nebiler (Bazı rivayetlerde nebilerden sonra salihler, bazı zayıf rivayetlerde ise nebilerden sonra evliya denmektedir) daha sonra da derecesine göre başkaları gelir.” (Tirmizî) buyurarak işte bu hakikati dile getirir.Bu demektir ki insan, ne kadar zirvede ise o kadar çok musibete maruz kalır. Soğuk, kar, fırtına ve tipi ilk defa zirveleri tuttuğu gibi, sıkıntı ve ızdıraplar da en başta zirve insanları v
Zaman
Kürsü
24.01.2014
TemsiltebliğdenöndegelirTemsil tebliğden önde gelir
Savcı Öz'ün annesi: Belki cahilim ama vicdanlıyım
Zaman
12.01.2014
17:20
17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz ’ün ailesi suskunluğunu bozdu.T24ün haberine göre 17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün ailesi suskunluğunu bozdu.Savcı Öz’ün babası “Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Oğluma kefilim” derken anne Öz, “Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi?” diye sordu. “Ergenekon soruşturması döneminde de sıkıntılar yaşadıklarını ancak o dönem karalama kampanyası yapılmadığını” söyleyen anne Öz, Başbakan Tayyip Erdoğan için “Oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım” ifadesini kullandı.Ailesi, oğulları Savcı Zekeriya Öz’ün odağında olduğu süreçte yaşadıklarını T24’e anlattı. Birçok basın yayın kurumundan arandıklarını belirten aile, Öz’e yönelik basında yer alan haberlere dair “İkiyüzlülüğü ve vicdansızlığı gördükten sonra kimseyle konuşmama kararı aldık” dedi. Oğulları ile bir haftadır görüşmediklerini belirten aile üyeleri, soruşturma sonrasında yaşadıkları nedeniyle her gün hastaneye gittiklerini söylediler.Baba Öz: Oğluma kefilimEmekli bir esnaf olan baba Ali Öz, “Savcı Öz’ün Dubai’de masrafları yaklaşık 77 bin lirayı bulan bir tatil yaptığı ve faturayı işadamı Ali Ağaoğlu’nun ödediğine” yönelik iddialar hakkında T24’e şunları söyledi:“Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Ben oğluma kefilim. O iftiraları atanları vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum. Kabir korkuları ve oradaki hesaptan korkuları yok mu?”‘Ölüm Allah’tan gelir, doğru bildiğin yoldan ayrılma, dedik’ Savcı Öz’ün ismini paylaşmak istemeyen, 73 yaşındaki annesi de yaşadıklarını şöyle anlattı: “Oğlumun dediği gibi, Başbakan iki kişi yollayıp oğlumu tehdit ettirdi. O gün akşam eve geldi. Morali çok bozuktu. Ne olduğunu sorunca kendisini Bursa’ya çağırdıklarını ve tehdit ettiklerini söyledi. Babası, ablası ve ben evdeydik. Biz ona ‘Ölümün Allah’tan geldiğini, doğru bildiği yoldan ayrılmaması gerektiğini’ söyledik. ‘Biz arkandayız, sonu ne olursa olsun, sana güveniyoruz’ dedik. Kendisi de korkmadığını söyledi. Oğlumu öldürseler görev şehidi olur. Bizim bu dünyada gözümüz yok, Sultan Süleyman’a kalmadı bu dünya, dünya malında gözü olanlar ölümden korkar.”Anne Öz: Gözyaşım dinmiyor… “Ergenekon soruşturmasında Zekeriya benzer sıkıntılar yaşamıştı. Ama kimse bir karalama, iftira kampanyası başlatmadı. O dönemde de üzüntüden hastalanmıştım. Bugün evladıma yapılanlardan dolayı gözyaşım dinmiyor. Günlerdir hasta yatıyorum. Onları Allah’a ve vicdanlarına havale ediyorum. Ben bu memlekete hayırlı evlatlar yetiştirdim. Abdestsiz süt vermedim. Hem süt verdim, hem Kur’an okudum. 22 torunum var, evlatlarımdan da, onlardan da kimse haram yemez, hırsızlık yapmaz. Biz böyle evlat yetiştirdik.”‘Cahilim ama Başbakan’dan daha vicdanlıyım’“Başbakan çalışanları takdir edeceğine işsiz bırakmak için elinden geleni yapıyor. Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi? Neden hırsızı yakalayınca bunları yaptılar? Elim ayağım titriyor, her gün hastanelerde geziyorum. Suç muydu hırsızları yakalamak? Başbakan oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım.”
Zaman
En Çok Okunan
12.01.2014
SavcıÖzünannesiBelkicahilimamavicdanlıyımSavcı Özün annesi Belki cahilim ama vicdanlıyım
Savcı Öz'ün annesi: Belki cahilim ama vicdanlıyım
Zaman
12.01.2014
12:56
17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz ’ün ailesi suskunluğunu bozdu.T24ün haberine göre 17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün ailesi suskunluğunu bozdu.Savcı Öz’ün babası “Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Oğluma kefilim” derken anne Öz, “Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi?” diye sordu. “Ergenekon soruşturması döneminde de sıkıntılar yaşadıklarını ancak o dönem karalama kampanyası yapılmadığını” söyleyen anne Öz, Başbakan Tayyip Erdoğan için “Oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım” ifadesini kullandı.Ailesi, oğulları Savcı Zekeriya Öz’ün odağında olduğu süreçte yaşadıklarını T24’e anlattı. Birçok basın yayın kurumundan arandıklarını belirten aile, Öz’e yönelik basında yer alan haberlere dair “İkiyüzlülüğü ve vicdansızlığı gördükten sonra kimseyle konuşmama kararı aldık” dedi. Oğulları ile bir haftadır görüşmediklerini belirten aile üyeleri, soruşturma sonrasında yaşadıkları nedeniyle her gün hastaneye gittiklerini söylediler.Baba Öz: Oğluma kefilimEmekli bir esnaf olan baba Ali Öz, “Savcı Öz’ün Dubai’de masrafları yaklaşık 77 bin lirayı bulan bir tatil yaptığı ve faturayı işadamı Ali Ağaoğlu’nun ödediğine” yönelik iddialar hakkında T24’e şunları söyledi:“Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Ben oğluma kefilim. O iftiraları atanları vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum. Kabir korkuları ve oradaki hesaptan korkuları yok mu?”‘Ölüm Allah’tan gelir, doğru bildiğin yoldan ayrılma, dedik’ Savcı Öz’ün ismini paylaşmak istemeyen, 73 yaşındaki annesi de yaşadıklarını şöyle anlattı: “Oğlumun dediği gibi, Başbakan iki kişi yollayıp oğlumu tehdit ettirdi. O gün akşam eve geldi. Morali çok bozuktu. Ne olduğunu sorunca kendisini Bursa’ya çağırdıklarını ve tehdit ettiklerini söyledi. Babası, ablası ve ben evdeydik. Biz ona ‘Ölümün Allah’tan geldiğini, doğru bildiği yoldan ayrılmaması gerektiğini’ söyledik. ‘Biz arkandayız, sonu ne olursa olsun, sana güveniyoruz’ dedik. Kendisi de korkmadığını söyledi. Oğlumu öldürseler görev şehidi olur. Bizim bu dünyada gözümüz yok, Sultan Süleyman’a kalmadı bu dünya, dünya malında gözü olanlar ölümden korkar.”Anne Öz: Gözyaşım dinmiyor… “Ergenekon soruşturmasında Zekeriya benzer sıkıntılar yaşamıştı. Ama kimse bir karalama, iftira kampanyası başlatmadı. O dönemde de üzüntüden hastalanmıştım. Bugün evladıma yapılanlardan dolayı gözyaşım dinmiyor. Günlerdir hasta yatıyorum. Onları Allah’a ve vicdanlarına havale ediyorum. Ben bu memlekete hayırlı evlatlar yetiştirdim. Abdestsiz süt vermedim. Hem süt verdim, hem Kur’an okudum. 22 torunum var, evlatlarımdan da, onlardan da kimse haram yemez, hırsızlık yapmaz. Biz böyle evlat yetiştirdik.”‘Cahilim ama Başbakan’dan daha vicdanlıyım’“Başbakan çalışanları takdir edeceğine işsiz bırakmak için elinden geleni yapıyor. Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi? Neden hırsızı yakalayınca bunları yaptılar? Elim ayağım titriyor, her gün hastanelerde geziyorum. Suç muydu hırsızları yakalamak? Başbakan oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım.”
Zaman
Ana Sayfa
12.01.2014
SavcıÖzünannesiBelkicahilimamavicdanlıyımSavcı Özün annesi Belki cahilim ama vicdanlıyım
Savcı Öz'ün annesi: Belki cahilim ama vicdanlıyım
Zaman
12.01.2014
12:47
17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz ’ün ailesi suskunluğunu bozdu.T24ün haberine göre 17 Aralık 2013’te başlatılan yolsuzluk operasyonundan sonra hakkında birçok iddia ortaya atılan ve görev yeri geçici olarak değiştirilen İstanbul Bakırköy Başsavcıvekili Zekeriya Öz’ün ailesi suskunluğunu bozdu.Savcı Öz’ün babası “Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Oğluma kefilim” derken anne Öz, “Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi?” diye sordu. “Ergenekon soruşturması döneminde de sıkıntılar yaşadıklarını ancak o dönem karalama kampanyası yapılmadığını” söyleyen anne Öz, Başbakan Tayyip Erdoğan için “Oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım” ifadesini kullandı.Ailesi, oğulları Savcı Zekeriya Öz’ün odağında olduğu süreçte yaşadıklarını T24’e anlattı. Birçok basın yayın kurumundan arandıklarını belirten aile, Öz’e yönelik basında yer alan haberlere dair “İkiyüzlülüğü ve vicdansızlığı gördükten sonra kimseyle konuşmama kararı aldık” dedi. Oğulları ile bir haftadır görüşmediklerini belirten aile üyeleri, soruşturma sonrasında yaşadıkları nedeniyle her gün hastaneye gittiklerini söylediler.Baba Öz: Oğluma kefilimEmekli bir esnaf olan baba Ali Öz, “Savcı Öz’ün Dubai’de masrafları yaklaşık 77 bin lirayı bulan bir tatil yaptığı ve faturayı işadamı Ali Ağaoğlu’nun ödediğine” yönelik iddialar hakkında T24’e şunları söyledi:“Ben haram yemedim ki oğlum haram yesin. Ben oğluma kefilim. O iftiraları atanları vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum. Kabir korkuları ve oradaki hesaptan korkuları yok mu?”‘Ölüm Allah’tan gelir, doğru bildiğin yoldan ayrılma, dedik’ Savcı Öz’ün ismini paylaşmak istemeyen, 73 yaşındaki annesi de yaşadıklarını şöyle anlattı: “Oğlumun dediği gibi, Başbakan iki kişi yollayıp oğlumu tehdit ettirdi. O gün akşam eve geldi. Morali çok bozuktu. Ne olduğunu sorunca kendisini Bursa’ya çağırdıklarını ve tehdit ettiklerini söyledi. Babası, ablası ve ben evdeydik. Biz ona ‘Ölümün Allah’tan geldiğini, doğru bildiği yoldan ayrılmaması gerektiğini’ söyledik. ‘Biz arkandayız, sonu ne olursa olsun, sana güveniyoruz’ dedik. Kendisi de korkmadığını söyledi. Oğlumu öldürseler görev şehidi olur. Bizim bu dünyada gözümüz yok, Sultan Süleyman’a kalmadı bu dünya, dünya malında gözü olanlar ölümden korkar.”Anne Öz: Gözyaşım dinmiyor… “Ergenekon soruşturmasında Zekeriya benzer sıkıntılar yaşamıştı. Ama kimse bir karalama, iftira kampanyası başlatmadı. O dönemde de üzüntüden hastalanmıştım. Bugün evladıma yapılanlardan dolayı gözyaşım dinmiyor. Günlerdir hasta yatıyorum. Onları Allah’a ve vicdanlarına havale ediyorum. Ben bu memlekete hayırlı evlatlar yetiştirdim. Abdestsiz süt vermedim. Hem süt verdim, hem Kur’an okudum. 22 torunum var, evlatlarımdan da, onlardan da kimse haram yemez, hırsızlık yapmaz. Biz böyle evlat yetiştirdik.”‘Cahilim ama Başbakan’dan daha vicdanlıyım’“Başbakan çalışanları takdir edeceğine işsiz bırakmak için elinden geleni yapıyor. Benim oğlumun suçu hırsızı yakalamak mı? Madem oğlum bu kadar kötüydü, 17 Aralık’tan sonra mı akıllarına geldi? Neden hırsızı yakalayınca bunları yaptılar? Elim ayağım titriyor, her gün hastanelerde geziyorum. Suç muydu hırsızları yakalamak? Başbakan oğlumu işten attırmak için uğraşıyor. Ben bir cahilim ama ondan daha vicdanlıyım.”
Zaman
Güncel
12.01.2014
SavcıÖzünannesiBelkicahilimamavicdanlıyımSavcı Özün annesi Belki cahilim ama vicdanlıyım
AK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj: Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Zaman
10.01.2014
03:06
AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık, Twitter hesabından yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’le ilgili ilginç bir tweet attı. Aşlık, Öz’e İzmir’de yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı verdiği mücadele ile adı ‘süper savcı’ya çıkan ancak daha sonra evinde ölü bulunan Savcı Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturması sebebiyle hedef tahtasına konulan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ün ‘Başbakan beni tehdit etti’ iddiasının yankıları sürerken AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık’tan ilginç bir çıkış geldi. Aşlık, sosyal medya üzerinden Zekeriya Öz’e, İzmir’deki belediye ile kamu kurumlarındaki yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı mücadelesiyle tanınan Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Savcı Gök, Samsun’a atandıktan sonra evinde ölü bulunmuştu. Aşlık, tartışılan tweet’inde “Savcı Öz; Savcı Murat Gök gibi kendi sonunu kendi hazırlayacak! Ne demiş atalarımız: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...” dedi. Bu mesaj gün boyunca sosyal medyada ‘tehdit’ olarak yorumlandı.CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Başbakan’ın bir savcıyı ‘seninle işimiz var’ diye tehdit ettiğini savunarak, “Bir milletvekili de ‘evinde ölü bulunan bir savcının ismini vererek, ‘senin sonun da böyle olur’ diye tehdit ediyor. İmam bunu yaparsa cemaat ne yapsın hesabı gibi. Olacak iş değil, eski bir cumhuriyet savcısı olarak hayret ediyorum.” dedi. Ali Aşlık ise söz konusu ifadelerinin ‘tehdit’ olarak algınlanması üzerine dün Twitter’da dört ayrı mesaj yazdı. Savcı Öz’le ilgili mesajının tehdit içermediğini öne süren Aşlık, şunları kaydetti: “Rahmetli Savcı Gök sansasyonel birçok operasyon yaptı. Sanıkların çoğunluğu biten davalarda beraat etti. Soruşturmanın gizliliği bu davalarda basına sızdırılmak suretiyle ihlal edildi. Beraat edenler bile kamuoyunda şu an halen mahkum durumundalar. Hukuk şov yapılarak tesis edilemez. Asıl olan insanların suçsuzluğudur. Bunu ihlal eden savcılar gün gelince Savcı Gök gibi vicdanlarıyla baş başa kalacaklardır. Attığım tweet’te tehdit bir yana beddua bile yoktur.” İzmir’de 2 yıl boyunca özel yetkiyle görev yapan ve yaptığı operasyonlarla adı ‘süper savcı’ olarak anılan Murat Gök, İzmir ve çevresinde belediyeler, kamu kurumları ve mafya yapılanmalarına karşı birçok başarılı operasyona imza attı. Gök’ün yetkileri, bir dosyaya daha baktığı dönemde, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı tarafından elinden alındı. Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atandı. Savcı Gök, geçtiğimiz nisan ayında Samsun’da adliye lojmanlarındaki evinde ölü olarak bulundu. Gök’ün ani ölümü ‘şüpheli’ bulundu. Ancak adli tıp raporunda Gök’ün karaciğer yetmezliği sebebiyle tedavi gördüğü, ‘normal ölüm’ olduğu açıklandı.AK Parti Büyükçekmece eski İlçe Başkanı’ndan Emre Uslu’ya tehditTwitter üzerinden tehdit savuranlar kervanına, bir süre önce AK Parti Büyükçekmece ilçe başkanlığından istifa ederek Büyükçekmece ilçe belediye başkan aday adayı olan avukat Celal Babayiğit de katıldı. Attığı tweet’iyle Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu’yu tehdit eden Babayiğit’in mesajı şöyle: “Yolsuzluk susturucusu takılmış silahlarla piyasaya sürülmüş EMRE itaatkar katil(Le)re USLU olmayı öğretirler birgün elbet.” Emre Uslu, dün Twitter’dan bu mesajı şöyle yorumladı: “AKP Büyükçekmece İlçe Başkanı Celal Babayiğit beni tehdit ediyor. Faili meçhulle mi uslandıracaktınız. Galiba AKP’liler kafaya koymuş, birini öldürtecek. Başbakan’ı, Vekili, Müşaviri, İlçe Başkanı, gazetecisi faili meçhule işaret ediyor...”Başbakanlık müşaviri de ‘ürpertici devlet reflekslerini’ hatırlatmıştıAK Partili milletvekili Aşlık’ın tehdit mesajı, Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın attığı tweet’i akıllara getirdi. Kılıç, 2 Ocak’ta Twitter hesabından “Aldığı tüm yaralara rağmen bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” ifadelerini kullanmıştı.Linç kampanyasında Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştıZekeriya Öz’e, meslektaşı Murat Gök’ün akıbetini hatırlatan İzmir Milletvekili Ali Aşlık, partisinin organize ettiği etkinlikte Kemalizm hakkında sarfettiği sözler sebebiyle lince tabi tutulan Prof. Dr. Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştı. Atilla Yayla, AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları’nın davet
Zaman
Ana Sayfa
10.01.2014
AKPartilivekildenÖz’eimalımesajSonunsavcıMuratGökgibiolurAK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj Sonun savcı Murat Gök gibi olur
AK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj: Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Zaman
10.01.2014
02:05
AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık, Twitter hesabından yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’le ilgili ilginç bir tweet attı. Aşlık, Öz’e İzmir’de yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı verdiği mücadele ile adı ‘süper savcı’ya çıkan ancak daha sonra evinde ölü bulunan Savcı Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturması sebebiyle hedef tahtasına konulan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ün ‘Başbakan beni tehdit etti’ iddiasının yankıları sürerken AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık’tan ilginç bir çıkış geldi. Aşlık, sosyal medya üzerinden Zekeriya Öz’e, İzmir’deki belediye ile kamu kurumlarındaki yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı mücadelesiyle tanınan Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Savcı Gök, Samsun’a atandıktan sonra evinde ölü bulunmuştu. Aşlık, tartışılan tweet’inde “Savcı Öz; Savcı Murat Gök gibi kendi sonunu kendi hazırlayacak! Ne demiş atalarımız: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...” dedi. Bu mesaj gün boyunca sosyal medyada ‘tehdit’ olarak yorumlandı.CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Başbakan’ın bir savcıyı ‘seninle işimiz var’ diye tehdit ettiğini savunarak, “Bir milletvekili de ‘evinde ölü bulunan bir savcının ismini vererek, ‘senin sonun da böyle olur’ diye tehdit ediyor. İmam bunu yaparsa cemaat ne yapsın hesabı gibi. Olacak iş değil, eski bir cumhuriyet savcısı olarak hayret ediyorum.” dedi. Ali Aşlık ise söz konusu ifadelerinin ‘tehdit’ olarak algınlanması üzerine dün Twitter’da dört ayrı mesaj yazdı. Savcı Öz’le ilgili mesajının tehdit içermediğini öne süren Aşlık, şunları kaydetti: “Rahmetli Savcı Gök sansasyonel birçok operasyon yaptı. Sanıkların çoğunluğu biten davalarda beraat etti. Soruşturmanın gizliliği bu davalarda basına sızdırılmak suretiyle ihlal edildi. Beraat edenler bile kamuoyunda şu an halen mahkum durumundalar. Hukuk şov yapılarak tesis edilemez. Asıl olan insanların suçsuzluğudur. Bunu ihlal eden savcılar gün gelince Savcı Gök gibi vicdanlarıyla baş başa kalacaklardır. Attığım tweet’te tehdit bir yana beddua bile yoktur.” İzmir’de 2 yıl boyunca özel yetkiyle görev yapan ve yaptığı operasyonlarla adı ‘süper savcı’ olarak anılan Murat Gök, İzmir ve çevresinde belediyeler, kamu kurumları ve mafya yapılanmalarına karşı birçok başarılı operasyona imza attı. Gök’ün yetkileri, bir dosyaya daha baktığı dönemde, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı tarafından elinden alındı. Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atandı. Savcı Gök, geçtiğimiz nisan ayında Samsun’da adliye lojmanlarındaki evinde ölü olarak bulundu. Gök’ün ani ölümü ‘şüpheli’ bulundu. Ancak adli tıp raporunda Gök’ün karaciğer yetmezliği sebebiyle tedavi gördüğü, ‘normal ölüm’ olduğu açıklandı.AK Parti Büyükçekmece eski İlçe Başkanı’ndan Emre Uslu’ya tehditTwitter üzerinden tehdit savuranlar kervanına, bir süre önce AK Parti Büyükçekmece ilçe başkanlığından istifa ederek Büyükçekmece ilçe belediye başkan aday adayı olan avukat Celal Babayiğit de katıldı. Attığı tweet’iyle Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu’yu tehdit eden Babayiğit’in mesajı şöyle: “Yolsuzluk susturucusu takılmış silahlarla piyasaya sürülmüş EMRE itaatkar katil(Le)re USLU olmayı öğretirler birgün elbet.” Emre Uslu, dün Twitter’dan bu mesajı şöyle yorumladı: “AKP Büyükçekmece İlçe Başkanı Celal Babayiğit beni tehdit ediyor. Faili meçhulle mi uslandıracaktınız. Galiba AKP’liler kafaya koymuş, birini öldürtecek. Başbakan’ı, Vekili, Müşaviri, İlçe Başkanı, gazetecisi faili meçhule işaret ediyor...”Başbakanlık müşaviri de ‘ürpertici devlet reflekslerini’ hatırlatmıştıAK Partili milletvekili Aşlık’ın tehdit mesajı, Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın attığı tweet’i akıllara getirdi. Kılıç, 2 Ocak’ta Twitter hesabından “Aldığı tüm yaralara rağmen bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” ifadelerini kullanmıştı.Linç kampanyasında Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştıZekeriya Öz’e, meslektaşı Murat Gök’ün akıbetini hatırlatan İzmir Milletvekili Ali Aşlık, partisinin organize ettiği etkinlikte Kemalizm hakkında sarfettiği sözler sebebiyle lince tabi tutulan Prof. Dr. Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştı. Atilla Yayla, AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları’nın davet
Zaman
Politika
10.01.2014
AKPartilivekildenÖz’eimalımesajSonunsavcıMuratGökgibiolurAK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Toplam "147" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti