Habergec.Com Aranan Kelimeler:ve ölüm böyle geldi Değerlendirme: 10 / 10 991051
habergec.com
26.10.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

ve ölüm böyle geldi

“IŞİD Obama’yı inkâr halinden çıkardı”
Zaman
20.10.2014
01:58
Kendi sözleriyle o başı dertte, eleştirel bir Suriyeli Arap aydını. Sadık el Azim, yine kendi deyişiyle “Arap Baharı tsunamisi 2011’de Suriye’yi ele geçirdiğinde” Beyrut’ta yaşıyordu ve hemen sivil protesto hareketine olan desteğini açıklayıp Arap Baharı’nı savundu. Bu da Şam’a dönüşünü ölüm cezası haline getirdi. Ancak o bu iki şehre de yine geri dönebilmeyi umuyor.El Azim’e göre ABD liderliğinde koalisyon güçlerinin Suriye’deki hava harekâtı bir yere kadar başarılı olabilir ancak “işi bitiremez.” Hatta Rusya, İran ve Hizbullah Suriye’deki hava akınını IŞİD’den (Irak ve Şam İslam Devleti) daha büyük bir tehdit olarak görüp onaylamadıkları için bir Rusya-İran-Hizbullah rejimi ekseni bile doğabilir ve böyle yeni bir eksen de koalisyon müdahalesine karşı IŞİD ile ittifaka girer. “O zaman Esad rejiminin bombalanması kaçınılmaz hale gelir” diyen el Azim, Suriye rejimi Dayton benzeri bir anlaşma yapacak kadar zayıflatılmadığı sürece sonuç sıfır olacaktır diye de ekliyor. Hırvatistan ve Bosna Savaşı’nı sona erdiren Dayton anlaşması 14 Aralk 1995’te imzalanmıştı. Lübnan iç savaşına da değinen el Azim, Lübnan’daki iç savaşın bitmesi için nasıl siyasi Marunîlik gitmek zorunda kaldıysa, benzer bir şekilde Suriye’de de siyasi Aleviliğin gitmesi gerek diyor: “Taif Anlaşması’nın Lübnan’da yaptığına, Suriye’de Dayton benzeri bir anlaşmayla ulaşılmalıdır. Savaş sırasındaki ayrılık çağrılarına rağmen savaştan sonra Lübnan parçalanmadı. Mezhep sistemi kaldı ama oyunun kuralları radikal bir şekilde değiştirildi.” Lübnan’da yabancı okullarda eğitim gördükten sonra doktora çalışmasını ABD’de Yale Üniversitesi’nde (1957-1961) yapan el Azim, yazma ve araştırma hayatını Beyrut ve Şam’da sürdürdü. 2011 yazı sonlarına doğru Bonn’daki İleri Araştırmalar Enstitüsü ile anlaşarak Almanya’ya geçti… Suriyeli bir entelektüel olarak kişisel yolculuğunuzdan bahseder misiniz? Osmanlı’nın Arap vilayetlerinde önemli roller oynayan birçok paşanın yer aldığı, önde gelen bir Osmanlı ailesinden geliyorum. Baba tarafından dedem Sadık Paşa Azimzade Sofya’daki son Osmanlı valisiydi ve Sultan Abdülhamit’in Almanya, Rusya, Habeşistan, Libya’daki özel elçisinin yanında çalışıyordu. Babam Gelibolu’da savaşmış, hayatını Şam’da kurmuş ve son günlerine kadar Kemalist kalmış bir İstanbul beyefendisiydi. Babamın birinci dereceden kuzeni olan annemin akıcı bir Türkçesi vardı. Benim de birinci dereceden İstanbullu kuzenlerim var, İstanbullu amcamın çocukları ve torunları. Siyasi olarak bilinçlenmem ve uluslararası ve kamusal meselelere dair farkındalık kazanmam Cumhurbaşkanı Nasır’ın 1956’da Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi ve sonrasındaki Nasır’ın Mısır’ına karşı savaş döneminde oldu. Bunlar o günlerde yeri göğü inleten olaylardı. Kendimi dekolonizasyonun, halkçılığın, üçüncü dünyacılığın ve “geri kalmış ülkelerimizin” gelişmiş olanları yakalama isteği duyduğu oldukça heyecan ve ümit veren zamanlarda yaşarken buldum. O zaman kurulmakta olan cesur yenidünyanın bir parçası olmak ABD veya Avrupa’da rutin bir akademik kariyerden daha iddialı, doyurucu ve değerli geldi. Bu yüzden akademik çalışmalarım bitince bir fark yaratabileceğim evime döndüm. Diğer bir deyişle sürgünde aktif bir Arap entelektüeli olmayı yeğlemedim. Boston Review’daki makalenizde günlük deneyimlerin, Suriyelilerin çoğunun inkâr etmek için oldukça uğraştığı bir krizi önceden söylediğini belirttiniz. Neden böyle bir inkâr vardı acaba; yaklaşmakta olan şeylerin korkusu nedeniyle mi? Kesinlikle bir inkâr vardı. Ancak inkâr halinde olmak aynı zamanda inkâr ettiğiniz çok kötü bir şeyin yavaşça toplanmakta olduğuna dair belirsiz, gizli bir hissiniz olduğu anlamına gelir. Suriye’de bu duygu vardı. İnkâr bunu örttü ve rutin hayatın aksamasını engelledi, en azından bir süre için. Buna “söylemezsen olmaz” veya “olumlu düşünürsen olumlu olur” şeklindeki yaygın sihirli mentaliteyi de ekleyin. “Esad yönetiminde Suriye’nin başına bir şey gelmez.” Bu tür şeylere inanmak rahatlatıcıydı; kültürlerimize ve toplumlarımıza iyice yerleşmiş kaderciliği de hesaba katın. İnkâr geçici bir süre stresten, gerilimden ve en kötüsünü bertaraf etmek için hemen harekete geçme sorumluluğundan kurtarır. ARABAŞLIK: ‘Batı, Suriye’de olanlara gözlerini kapadı’ Bu kadar mı? Esad rejimi insanların gözünü korkutmadı mı? Uzun yıllardır süren şiddetli baskı ve merhametsiz sindirme nedeniyle tüm düzeylerde topluma dayatılan ve her yere sinmiş bir korkuyla gelen ihtiyatlı bir suskunluk kültürü de var.
Zaman
Yorum
20.10.2014
“IŞİDObama’yıinkârhalindençıkardı”“IŞİD Obama’yı inkâr halinden çıkardı”
Cezaevinde bir 'Garip' ölüm
Zaman
11.10.2014
02:56
Türkiye gündemini sarsan Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu, dün sabah Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki koğuşunda ölü bulundu. Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Kameraları inceleyen yetkililer, koğuşa gece boyunca kimsenin girmediğini tespit etti.17 yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulutu Bahçeşehirdeki villalarında 3 Mart 2009da bıçaklayarak öldürdükten sonra başını testereyle kesip, cesedini Etilerdeki çöp konteynerine atan Cem Garipoğlu, Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevindeki koğuşunda ölü bulundu. Cezaevi koğuşunda yapılan ilk incelemelere göre ise 24 yıl hapis cezası alan Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Garipoğlunun, sabah 08.00 sularında cansız bir şekilde bulunduğu öğrenildi. Avludaki kamera kayıtları incelendiğinde koğuşa gece boyunca kimsenin girmediği tespit edildi. Ölüm şekliyle ilgili çeşitli iddiaların ortaya atıldığı Garipoğlunun nasıl öldüğü Adli Tıp Kurumunda yapılacak otopsi sonucunda aydınlanacak. Ölüm raporu için dayısı olduğu iddia edilen bir kişi Adli Tıp Kurumuna geldi. İçerideki işlemlerin bitmesinin ardından dışarı çıkan kişi, hiçbir açıklama yapmadı. Bu arada Cem Garipoğlunun intihar etmesi sosyal medyada da yankı buldu. İntihar, Twitterda sık konuşulan olaylar arasında ilk sıralarda yer aldı.CİNAYETTEN SONRA 197 GÜN KAÇTICinayeti işlediği 3 Mart 2009 gününden sonra 197 gün kaçan Cem Garipoğlu, 17 Eylül 2009 günü avukatıyla birlikte teslim olmuştu. 11 Şubat 2010da ilk kez hâkim karşısına çıkan Garipoğlu, “Pişmanım, böyle bir suç işlemek istemezdim. Keşke onun yerine ben ölseydim. Keşke onu geri getirmek mümkün olsaydı. Ailesi için zor bir durum. Benim yüzümden kızları öldü. Kendi ailem için de üzgünüm. Oğulları katil oldu. Suçu tek başıma işledim. Pişmanım.” demişti. 2011 yılında karara bağlanan davada Garipoğlu, mahkeme tarafından ‘çocuğa karşı, tasarlayarak canavarca bir hisle ve eziyet ederek öldürmek suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Garipoğlunun annesi ve amcasına da 3er yıl hapis cezası verilmiş, babası ise beraat etmişti. Yargıtay, cezayı onamıştı.Karabulut ailesi de 2 milyon lira talep ederek Garipoğlu ailesine tazminat davası açmıştı. 8 Ekim 2013 günü karara bağlanan dava ile mahkeme Cem Garipoğlu, babası Mehmet Nida ve annesi Tülay Makbule Garipoğlunu, Karabulut ailesine 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira da manevi tazminat ödemesine mahkûm etmişti. Garipoğlu ailesinin kararı temyize götürmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 14 Mayıs 2014te mahkemenin tazminat kararını onamıştı.
Zaman
En Çok Okunan
11.10.2014
CezaevindebirGaripölümCezaevinde bir Garip ölüm
Cezaevinde bir 'Garip' ölüm
Zaman
11.10.2014
02:01
Türkiye gündemini sarsan Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu, dün sabah Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki koğuşunda ölü bulundu. Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Kameraları inceleyen yetkililer, koğuşa gece boyunca kimsenin girmediğini tespit etti.17 yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulutu Bahçeşehirdeki villalarında 3 Mart 2009da bıçaklayarak öldürdükten sonra başını testereyle kesip, cesedini Etilerdeki çöp konteynerine atan Cem Garipoğlu, Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevindeki koğuşunda ölü bulundu. Cezaevi koğuşunda yapılan ilk incelemelere göre ise 24 yıl hapis cezası alan Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Garipoğlunun, sabah 08.00 sularında cansız bir şekilde bulunduğu öğrenildi. Avludaki kamera kayıtları incelendiğinde koğuşa gece boyunca kimsenin girmediği tespit edildi. Ölüm şekliyle ilgili çeşitli iddiaların ortaya atıldığı Garipoğlunun nasıl öldüğü Adli Tıp Kurumunda yapılacak otopsi sonucunda aydınlanacak. Ölüm raporu için dayısı olduğu iddia edilen bir kişi Adli Tıp Kurumuna geldi. İçerideki işlemlerin bitmesinin ardından dışarı çıkan kişi, hiçbir açıklama yapmadı. Bu arada Cem Garipoğlunun intihar etmesi sosyal medyada da yankı buldu. İntihar, Twitterda sık konuşulan olaylar arasında ilk sıralarda yer aldı.CİNAYETTEN SONRA 197 GÜN KAÇTICinayeti işlediği 3 Mart 2009 gününden sonra 197 gün kaçan Cem Garipoğlu, 17 Eylül 2009 günü avukatıyla birlikte teslim olmuştu. 11 Şubat 2010da ilk kez hâkim karşısına çıkan Garipoğlu, “Pişmanım, böyle bir suç işlemek istemezdim. Keşke onun yerine ben ölseydim. Keşke onu geri getirmek mümkün olsaydı. Ailesi için zor bir durum. Benim yüzümden kızları öldü. Kendi ailem için de üzgünüm. Oğulları katil oldu. Suçu tek başıma işledim. Pişmanım.” demişti. 2011 yılında karara bağlanan davada Garipoğlu, mahkeme tarafından ‘çocuğa karşı, tasarlayarak canavarca bir hisle ve eziyet ederek öldürmek suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Garipoğlunun annesi ve amcasına da 3er yıl hapis cezası verilmiş, babası ise beraat etmişti. Yargıtay, cezayı onamıştı.Karabulut ailesi de 2 milyon lira talep ederek Garipoğlu ailesine tazminat davası açmıştı. 8 Ekim 2013 günü karara bağlanan dava ile mahkeme Cem Garipoğlu, babası Mehmet Nida ve annesi Tülay Makbule Garipoğlunu, Karabulut ailesine 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira da manevi tazminat ödemesine mahkûm etmişti. Garipoğlu ailesinin kararı temyize götürmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 14 Mayıs 2014te mahkemenin tazminat kararını onamıştı.
Zaman
Güncel
11.10.2014
CezaevindebirGaripölümCezaevinde bir Garip ölüm
Cezaevinde bir 'Garip' ölüm
Zaman
11.10.2014
02:01
Türkiye gündemini sarsan Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem Garipoğlu, dün sabah Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki koğuşunda ölü bulundu. Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Kameraları inceleyen yetkililer, koğuşa gece boyunca kimsenin girmediğini tespit etti.17 yaşındaki lise öğrencisi Münevver Karabulutu Bahçeşehirdeki villalarında 3 Mart 2009da bıçaklayarak öldürdükten sonra başını testereyle kesip, cesedini Etilerdeki çöp konteynerine atan Cem Garipoğlu, Silivri 5 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevindeki koğuşunda ölü bulundu. Cezaevi koğuşunda yapılan ilk incelemelere göre ise 24 yıl hapis cezası alan Garipoğlunun aynı yerdeki diğer boş bir koğuşa geçtiği, burada başına poşet geçirerek kendisini çamaşır ipiyle boğduğu öğrenildi. Garipoğlunun, sabah 08.00 sularında cansız bir şekilde bulunduğu öğrenildi. Avludaki kamera kayıtları incelendiğinde koğuşa gece boyunca kimsenin girmediği tespit edildi. Ölüm şekliyle ilgili çeşitli iddiaların ortaya atıldığı Garipoğlunun nasıl öldüğü Adli Tıp Kurumunda yapılacak otopsi sonucunda aydınlanacak. Ölüm raporu için dayısı olduğu iddia edilen bir kişi Adli Tıp Kurumuna geldi. İçerideki işlemlerin bitmesinin ardından dışarı çıkan kişi, hiçbir açıklama yapmadı. Bu arada Cem Garipoğlunun intihar etmesi sosyal medyada da yankı buldu. İntihar, Twitterda sık konuşulan olaylar arasında ilk sıralarda yer aldı.CİNAYETTEN SONRA 197 GÜN KAÇTICinayeti işlediği 3 Mart 2009 gününden sonra 197 gün kaçan Cem Garipoğlu, 17 Eylül 2009 günü avukatıyla birlikte teslim olmuştu. 11 Şubat 2010da ilk kez hâkim karşısına çıkan Garipoğlu, “Pişmanım, böyle bir suç işlemek istemezdim. Keşke onun yerine ben ölseydim. Keşke onu geri getirmek mümkün olsaydı. Ailesi için zor bir durum. Benim yüzümden kızları öldü. Kendi ailem için de üzgünüm. Oğulları katil oldu. Suçu tek başıma işledim. Pişmanım.” demişti. 2011 yılında karara bağlanan davada Garipoğlu, mahkeme tarafından ‘çocuğa karşı, tasarlayarak canavarca bir hisle ve eziyet ederek öldürmek suçundan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Garipoğlunun annesi ve amcasına da 3er yıl hapis cezası verilmiş, babası ise beraat etmişti. Yargıtay, cezayı onamıştı.Karabulut ailesi de 2 milyon lira talep ederek Garipoğlu ailesine tazminat davası açmıştı. 8 Ekim 2013 günü karara bağlanan dava ile mahkeme Cem Garipoğlu, babası Mehmet Nida ve annesi Tülay Makbule Garipoğlunu, Karabulut ailesine 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira da manevi tazminat ödemesine mahkûm etmişti. Garipoğlu ailesinin kararı temyize götürmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 14 Mayıs 2014te mahkemenin tazminat kararını onamıştı.
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2014
CezaevindebirGaripölümCezaevinde bir Garip ölüm
Toplam "4" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti