Habergec.Com Aranan Kelimeler:yerel mi genel mi? Değerlendirme: 10 / 10 033059
habergec.com
06.02.2016 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yerel mi genel mi?

Reha Çamuroğlu - Türkiye'de siyaset kaldı mı?
Zaman
20.01.2016
01:59

Beklenmedik şiddette olaylar karşısında bazen insanlar donar kalır.

Konuşamazlar, gözleri sabit bakmaya başlar, ses çıkarmaya çalışırlar fakat ses telleri çalışmaz olur. Şimdi gençlerin “dumur olduk” dedikleri durumlara benzer elbette daha şiddetlisidir. Bu duruma “şok geçirmek” ya da “şoka girmek” denir. Bazen çevredeki biri gelip şok geçirene bir tokat aşk eder. Yanlış anlamayın, kendisine gelmesi için.

Bazen ülkeler “konvansiyonel yöntemlerle” yönetilemez hale gelir, bazen de bile isteye o hale getirilirler. Böyle dönemlerde olağanüstü yöntemlerin beklentileri yükselir. Olağanüstü yöntemler uygulayabilecek kimler varsa artık sahneye çıkmaya hazırlanırlar. Çeşitli kesimlerden bunlara çeşitli davetiyeler çıkarılır. Bunlar bazen asker olur, bazen “Kahverengi Gömlekliler” bazen de “Kara Gömlekliler” yahut mafya reisleri olur.

Zamanla ülkenin demokratları dahi tereddüde düşerler. “Demokrasi mi, olağanüstü yönetimler mi?” denildiğinde verecekleri cevap çok açıktır. Elbette “Demokrasi” diyeceklerdir. Fakat soru hiçbir zaman önlerine böyle gelmez. Ülke o kadar zıvanasından çıkmıştır ki “dumur olmuşlardır” ve soru mesela önlerine şöyle gelir; “İç savaş mı, olağanüstü yönetim mi?”. Cevap yavaş yavaş bin kez düşünerek verilmeye başlanır. Bu dehşetli kararsızlık hali topluma hızla yayılır ve olağanüstü güçlere ilgi de, davet de artmaya başlar.

Toplumları bu türden vaziyetlere mecbur bırakmak için uzun yıllardır uygulanan pek beylik “algı operasyonları” vardır.

Bunların başında meşru siyaset kurumlarının değersizleştirilmesi gelir. Bu tür dönemlere hazırlık babından medya sık sık siyasetçilerin ne kadar da güvenilmez, nasıl da yolsuzluğa bulaşmış, nasıl da etkisiz olduklarını işlemeye başlar. Bürokratlarla siyaset arasında ilan edilmemiş bir savaş başlamıştır ve hatta böyle dönemlerde bürokratlar siyasetçilere bıyık altından gülmektedirler. Siyaset kurumları üzerlerine doğru gelen çığı görür fakat hiçbir şey yapamaz hale gelmişlerdir.

Bu kadar uzun bir girişi siyasetimizin geldiği noktanın geçtiğimiz hafta iyice ortaya çıkması üzerine yapmak zorunda kaldım.

HDP maalesef çok yapıcı roller üstlenebilecekken yok mesabesindedir.

MHP yönetim muhaliflerinin çok sayıda delege imzasını bir araya getirmelerine rağmen demokratik yöntemlerden kaçan bir tavır içindedir ve temsil ettiği tabanı fiilen temsilcisiz bırakmayı tercih etmektedir.

Son kurultayını ibretle izlediğim CHP belki de bu yazının esas nedenidir. Hedefleri “Parti Meclisi”ne girmek olan yüzlerce siyasetçi topluma nasıl güven verebilir ki? Genel başkan seçildiği ilk kurultayda

firesiz seçilmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu, son kurultayda üç yüz fire veriyor ve üstelik bu fireden sonra bir “Teşekkür Konuşması”nı dahi partisine çok görüyorsa lider olarak nasıl bir güven verebilir ki?

1989 genel yerel seçimlerinde SHP birinci parti olmayı başarmıştı. Neredeyse ezici sayıda belediye başkanı çıkarmış, yerel iktidar haline gelmişti. Belediyeleri o kadar “başarı ve dürüstlükle” yönetti ki bir sonraki seçimlerde “sosyal demokratlar” yerle yeksan oldular ve o gün bu gün iktidara gelmek onlar için “parti meclisi”ne girebilmek oldu. Maalesef bugün büyük bir çoğunlukla partide borusu ötenlerin, yapısal olarak, o tarihlerde yerel iktidarı elde edenlere çok benzediğini görüyorum. Bu tablodan sadece çöküş çıkabilir.

AKP demeyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanı ise “rakipsiz” olmak yolunda hızla ilerliyor. Bu tarz bir rakipsizlik ise giderek siyaset kurumunu yok ediyor. Muhalefet partileri yok mesabesinde. İktidar partisi ise bir gölge.

Tehlike büyüyor. “Bize dokunan belasını bulur” diyor Doğu Perinçek.

Zaman
Köşe Yazıları
20.01.2016
RehaÇamuroğlu-Türkiyedesiyasetkaldımı?Reha Çamuroğlu - Türkiyede siyaset kaldı mı?
Reha Çamuroğlu - Türkiye'de siyaset kaldı mı?
Zaman
20.01.2016
01:59

Beklenmedik şiddette olaylar karşısında bazen insanlar donar kalır.

Konuşamazlar, gözleri sabit bakmaya başlar, ses çıkarmaya çalışırlar fakat ses telleri çalışmaz olur. Şimdi gençlerin “dumur olduk” dedikleri durumlara benzer elbette daha şiddetlisidir. Bu duruma “şok geçirmek” ya da “şoka girmek” denir. Bazen çevredeki biri gelip şok geçirene bir tokat aşk eder. Yanlış anlamayın, kendisine gelmesi için.

Bazen ülkeler “konvansiyonel yöntemlerle” yönetilemez hale gelir, bazen de bile isteye o hale getirilirler. Böyle dönemlerde olağanüstü yöntemlerin beklentileri yükselir. Olağanüstü yöntemler uygulayabilecek kimler varsa artık sahneye çıkmaya hazırlanırlar. Çeşitli kesimlerden bunlara çeşitli davetiyeler çıkarılır. Bunlar bazen asker olur, bazen “Kahverengi Gömlekliler” bazen de “Kara Gömlekliler” yahut mafya reisleri olur.

Zamanla ülkenin demokratları dahi tereddüde düşerler. “Demokrasi mi, olağanüstü yönetimler mi?” denildiğinde verecekleri cevap çok açıktır. Elbette “Demokrasi” diyeceklerdir. Fakat soru hiçbir zaman önlerine böyle gelmez. Ülke o kadar zıvanasından çıkmıştır ki “dumur olmuşlardır” ve soru mesela önlerine şöyle gelir; “İç savaş mı, olağanüstü yönetim mi?”. Cevap yavaş yavaş bin kez düşünerek verilmeye başlanır. Bu dehşetli kararsızlık hali topluma hızla yayılır ve olağanüstü güçlere ilgi de, davet de artmaya başlar.

Toplumları bu türden vaziyetlere mecbur bırakmak için uzun yıllardır uygulanan pek beylik “algı operasyonları” vardır.

Bunların başında meşru siyaset kurumlarının değersizleştirilmesi gelir. Bu tür dönemlere hazırlık babından medya sık sık siyasetçilerin ne kadar da güvenilmez, nasıl da yolsuzluğa bulaşmış, nasıl da etkisiz olduklarını işlemeye başlar. Bürokratlarla siyaset arasında ilan edilmemiş bir savaş başlamıştır ve hatta böyle dönemlerde bürokratlar siyasetçilere bıyık altından gülmektedirler. Siyaset kurumları üzerlerine doğru gelen çığı görür fakat hiçbir şey yapamaz hale gelmişlerdir.

Bu kadar uzun bir girişi siyasetimizin geldiği noktanın geçtiğimiz hafta iyice ortaya çıkması üzerine yapmak zorunda kaldım.

HDP maalesef çok yapıcı roller üstlenebilecekken yok mesabesindedir.

MHP yönetim muhaliflerinin çok sayıda delege imzasını bir araya getirmelerine rağmen demokratik yöntemlerden kaçan bir tavır içindedir ve temsil ettiği tabanı fiilen temsilcisiz bırakmayı tercih etmektedir.

Son kurultayını ibretle izlediğim CHP belki de bu yazının esas nedenidir. Hedefleri “Parti Meclisi”ne girmek olan yüzlerce siyasetçi topluma nasıl güven verebilir ki? Genel başkan seçildiği ilk kurultayda

firesiz seçilmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu, son kurultayda üç yüz fire veriyor ve üstelik bu fireden sonra bir “Teşekkür Konuşması”nı dahi partisine çok görüyorsa lider olarak nasıl bir güven verebilir ki?

1989 genel yerel seçimlerinde SHP birinci parti olmayı başarmıştı. Neredeyse ezici sayıda belediye başkanı çıkarmış, yerel iktidar haline gelmişti. Belediyeleri o kadar “başarı ve dürüstlükle” yönetti ki bir sonraki seçimlerde “sosyal demokratlar” yerle yeksan oldular ve o gün bu gün iktidara gelmek onlar için “parti meclisi”ne girebilmek oldu. Maalesef bugün büyük bir çoğunlukla partide borusu ötenlerin, yapısal olarak, o tarihlerde yerel iktidarı elde edenlere çok benzediğini görüyorum. Bu tablodan sadece çöküş çıkabilir.

AKP demeyeceğim. Sayın Cumhurbaşkanı ise “rakipsiz” olmak yolunda hızla ilerliyor. Bu tarz bir rakipsizlik ise giderek siyaset kurumunu yok ediyor. Muhalefet partileri yok mesabesinde. İktidar partisi ise bir gölge.

Tehlike büyüyor. “Bize dokunan belasını bulur” diyor Doğu Perinçek.

Zaman
Ana Sayfa
20.01.2016
RehaÇamuroğlu-Türkiyedesiyasetkaldımı?Reha Çamuroğlu - Türkiyede siyaset kaldı mı?
İstanbul'da yarın okullar tatil mi?
Zaman
17.01.2016
19:49

İstanbulda beklenen kar yağışının erken başlaması, öğrencilerde heyecan yarattı. Yarın (18 Ocak Salı günü) okullar tatil mi sorusunun cevabı öğrenciler tarafından merakla bekleniyor. İstanbul Valiliği henüz okullar tatil olduğu yönünde bir açıklama yapmadı.

İstanbulda kar yağışı, birçok ilçede başladı. Kar yağışının başlaması ile birlikte öğreciler de okulların tatil edilmesini beklemeye başladı.

Milyonlarca öğrenci İstanbul Valisi Vasip Şahinden İstanbulda yarın okulların tatil olduğu yönünde açıklama yapmasını bekliyor.

İstanbul Valiliğinden henüz okullar tatil olduğu yönünde bir açıklama gelmedi.

VALİLİKTEN UYARI

Meteoroloji Genel Müdürlüğünce yapılan değerlendirmeye göre; İstanbulda 17 Ocak Pazar günü kuvvetli sağanak yağmur şeklinde görülecek olan yağışın, gece saatlerinden itibaren karla karışık yağmur ve kar yağışına dönüşmesi, aralıklarla Salı akşamına kadar yerel olarak etkili olacağı tahmin edilmektedir.

Rüzgârın güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına (50-90 km/saat) şeklinde esmesi ve sıcaklığın Pazartesi günü hissedilir derecede azalarak 0 dereceye kadar düşmesi beklenmektedir.Bu nedenle vatandaşlarımızın;Zorunlu olmadıkça özel araçları ile trafiğe çıkmamaları, araçları ile yola çıkan vatandaşlarımızın mutlaka kar lastiği, zincir, takoz ve çekme halatı kullanmaları/ bulundurmaları, araçların teknik yönden gerekli kontrollerini yaptırmaları, trafik kuralları, işaret ve işaretçilerine uymaları, resmi makamlara ait duyuruları takip etmeleri seyahat, can ve mal güvenliği açısından önem arz etmektedir.

DHA

Zaman
Son Dakika
17.01.2016
İstanbulda/">İstanbuldayarınokullartatilmi?İstanbulda-yarın-okullar-tatil-mi?/">İstanbulda yarın okullar tatil mi?
İstanbul'da yarın okullar tatil mi?
Zaman
17.01.2016
19:49

İstanbulda beklenen kar yağışının erken başlaması, öğrencilerde heyecan yarattı. Yarın (18 Ocak Salı günü) okullar tatil mi sorusunun cevabı öğrenciler tarafından merakla bekleniyor. İstanbul Valiliği henüz okullar tatil olduğu yönünde bir açıklama yapmadı.

İstanbulda kar yağışı, birçok ilçede başladı. Kar yağışının başlaması ile birlikte öğreciler de okulların tatil edilmesini beklemeye başladı.

Milyonlarca öğrenci İstanbul Valisi Vasip Şahinden İstanbulda yarın okulların tatil olduğu yönünde açıklama yapmasını bekliyor.

İstanbul Valiliğinden henüz okullar tatil olduğu yönünde bir açıklama gelmedi.

VALİLİKTEN UYARI

Meteoroloji Genel Müdürlüğünce yapılan değerlendirmeye göre; İstanbulda 17 Ocak Pazar günü kuvvetli sağanak yağmur şeklinde görülecek olan yağışın, gece saatlerinden itibaren karla karışık yağmur ve kar yağışına dönüşmesi, aralıklarla Salı akşamına kadar yerel olarak etkili olacağı tahmin edilmektedir.

Rüzgârın güneyli yönlerden kuvvetli ve yer yer fırtına (50-90 km/saat) şeklinde esmesi ve sıcaklığın Pazartesi günü hissedilir derecede azalarak 0 dereceye kadar düşmesi beklenmektedir.Bu nedenle vatandaşlarımızın;Zorunlu olmadıkça özel araçları ile trafiğe çıkmamaları, araçları ile yola çıkan vatandaşlarımızın mutlaka kar lastiği, zincir, takoz ve çekme halatı kullanmaları/ bulundurmaları, araçların teknik yönden gerekli kontrollerini yaptırmaları, trafik kuralları, işaret ve işaretçilerine uymaları, resmi makamlara ait duyuruları takip etmeleri seyahat, can ve mal güvenliği açısından önem arz etmektedir.

DHA

Zaman
Ana Sayfa
17.01.2016
İstanbulda/">İstanbuldayarınokullartatilmi?İstanbulda-yarın-okullar-tatil-mi?/">İstanbulda yarın okullar tatil mi?
Burada lojman yapılacaksa inşaat hakkı neden artırıldı?
Zaman
18.10.2014
02:05
Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılan Etiler Polis Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu arazide basın açıklaması yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba, 25 Aralık soruşturmasında geçen arazinin 460 milyon dolar bedelle Yasin el Kadı’ya verildiği iddiasını hatırlattı. Ardından sordu: “Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa inşaat hakkı neden 100 bin metrekareye çıkarıldı?”Etiler Polis Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu arazinin rant alanına çevrileceğini öne süren CHP yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve aralarında milletvekillerinin de olduğu bir grup CHP’li, dün okul önünde toplandı. Veli Ağbaba, burada yaptığı açıklamada, söz konusu arazinin İstanbul’un en değerli yerlerinden biri olduğunu hatırlattı. Değeri bir milyar dolara ulaşan araziyle ilgili bugüne kadar yaşananları özetledi. Ağbaba, “Okul önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiştir. Sonra planlama yetkisi Çevre Bakanlığı’na bırakılmış, Çevre Bakanlığı buraya ticaret merkezi yapmak için bir plan uygulamıştır. Planda emsal değişiklikleri ile milyonlarca dolarlık rant yaratılmış, TMMOB tarafından bu plana dava açılmıştır. Sonra ne olmuştur; Mimarlar Odası’nın davasını engellemek için yine bakanlıkça 2009’da deprem için güçlendirme yapılan okul, riskli alan ilan edilmiştir. En sonunda geçtiğimiz günlerde de okulun kapatılması kararı verilmiştir.” diye konuştu. Veli Ağbaba, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a seslendi: “Sayın Topbaş’a sesleniyorum. 1 sene önce tapusu bende diyordunuz. Bu arazinin tapusu hâlâ Büyükşehir’de mi? Yoksa tapular çoktan El Kadı’ya geçti ve bu arazide polis lojmanı yerine Boğaziçi 360 ismiyle bir rant alanı kurulacak mı? Ortadaki iddia büyük. Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa inşaat hakkı neden 100 bin metrekareye çıkarıldı ve yükseklik sınırı neden kaldırıldı? Bu arazide afet riski yoksa neden afet riski altındaki alanlar kapsamına aldınız? Bu arazi neden imar ve koruma yasalarından muaf? Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa, yeni imar planında rezidans AVM, otel, restoran izni neden verildi? Bunun için El Kadı ile AVM ve rezidans pazarlığına girildi mi? Bu araziyi Yasin el Kadı’nın şirketine 460 milyon dolar bedelle ihalesiz verdiniz mi?” ARAZİYLE İLGİLİ İDDİALAR MECLİS’E TAŞINDIBu arada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Davutoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Meclis Başkanlığına Etiler Polis Okulu arazisiyle ilgili 4 adet soru önergesi verdi. Tanrıkulu, Davutoğlu’na, “Arazinin gerçek piyasa değeri ne kadardır? Bahsi geçen araziye 360 Bosphorus adında bir proje yapılacağı iddiası doğru mudur? Doğru ise bu projeyi hangi firma yapacaktır? İnşaat İzinlerini kim vermiştir? Değeri 1 Milyar dolar olan Etiler Polis Arazisi 460 Milyon dolara hangi şirkete satılmıştır? Bu şirketin ismi nedir? Yönetim Kurulu Üyeleri kimlerdir? Bu şirketin ortakları arasında Yasin El kadı ile oğlu Muaz El Kadı’nın da bulunduğu iddiaları doğru mudur?” gibi sorular soruldu.
Zaman
Politika
18.10.2014
Buradalojmanyapılacaksainşaathakkınedenartırıldı?Burada lojman yapılacaksa inşaat hakkı neden artırıldı?
Burada lojman yapılacaksa inşaat hakkı neden artırıldı?
Zaman
18.10.2014
02:05
Bakanlar Kurulu kararıyla kapatılan Etiler Polis Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu arazide basın açıklaması yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba, 25 Aralık soruşturmasında geçen arazinin 460 milyon dolar bedelle Yasin el Kadı’ya verildiği iddiasını hatırlattı. Ardından sordu: “Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa inşaat hakkı neden 100 bin metrekareye çıkarıldı?”Etiler Polis Meslek Yüksekokulu’nun bulunduğu arazinin rant alanına çevrileceğini öne süren CHP yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve aralarında milletvekillerinin de olduğu bir grup CHP’li, dün okul önünde toplandı. Veli Ağbaba, burada yaptığı açıklamada, söz konusu arazinin İstanbul’un en değerli yerlerinden biri olduğunu hatırlattı. Değeri bir milyar dolara ulaşan araziyle ilgili bugüne kadar yaşananları özetledi. Ağbaba, “Okul önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devredilmiştir. Sonra planlama yetkisi Çevre Bakanlığı’na bırakılmış, Çevre Bakanlığı buraya ticaret merkezi yapmak için bir plan uygulamıştır. Planda emsal değişiklikleri ile milyonlarca dolarlık rant yaratılmış, TMMOB tarafından bu plana dava açılmıştır. Sonra ne olmuştur; Mimarlar Odası’nın davasını engellemek için yine bakanlıkça 2009’da deprem için güçlendirme yapılan okul, riskli alan ilan edilmiştir. En sonunda geçtiğimiz günlerde de okulun kapatılması kararı verilmiştir.” diye konuştu. Veli Ağbaba, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a seslendi: “Sayın Topbaş’a sesleniyorum. 1 sene önce tapusu bende diyordunuz. Bu arazinin tapusu hâlâ Büyükşehir’de mi? Yoksa tapular çoktan El Kadı’ya geçti ve bu arazide polis lojmanı yerine Boğaziçi 360 ismiyle bir rant alanı kurulacak mı? Ortadaki iddia büyük. Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa inşaat hakkı neden 100 bin metrekareye çıkarıldı ve yükseklik sınırı neden kaldırıldı? Bu arazide afet riski yoksa neden afet riski altındaki alanlar kapsamına aldınız? Bu arazi neden imar ve koruma yasalarından muaf? Bu arazide polis lojmanı yapılacaksa, yeni imar planında rezidans AVM, otel, restoran izni neden verildi? Bunun için El Kadı ile AVM ve rezidans pazarlığına girildi mi? Bu araziyi Yasin el Kadı’nın şirketine 460 milyon dolar bedelle ihalesiz verdiniz mi?” ARAZİYLE İLGİLİ İDDİALAR MECLİS’E TAŞINDIBu arada, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Davutoğlu tarafından yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Meclis Başkanlığına Etiler Polis Okulu arazisiyle ilgili 4 adet soru önergesi verdi. Tanrıkulu, Davutoğlu’na, “Arazinin gerçek piyasa değeri ne kadardır? Bahsi geçen araziye 360 Bosphorus adında bir proje yapılacağı iddiası doğru mudur? Doğru ise bu projeyi hangi firma yapacaktır? İnşaat İzinlerini kim vermiştir? Değeri 1 Milyar dolar olan Etiler Polis Arazisi 460 Milyon dolara hangi şirkete satılmıştır? Bu şirketin ismi nedir? Yönetim Kurulu Üyeleri kimlerdir? Bu şirketin ortakları arasında Yasin El kadı ile oğlu Muaz El Kadı’nın da bulunduğu iddiaları doğru mudur?” gibi sorular soruldu.
Zaman
Ana Sayfa
18.10.2014
Buradalojmanyapılacaksainşaathakkınedenartırıldı?Burada lojman yapılacaksa inşaat hakkı neden artırıldı?
Şahin Alpay - Sınırötesi maceralara 'hayır!'
Zaman
04.10.2014
02:39
Irak ve Suriye’den kaynaklanan terör tehditlerine karşı TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve geçişi konusunda hükümete bir yıl yetki veren tezkere, 2 Ekim günü TBMM’de kabul edildi.Görüşmeler devam ederken, “Eğer TBMM üyesi olsaydım nasıl oy kullanırdım?” diye düşündüm. Cevabım netti: Kesinlikle “Hayır!” derdim. Niye?Her şeyden önce, TSK’nın yalnızca ve yalnızca savunma amacıyla görevlendirilmesinden yanayım. Bu tezkerenin içeriği ve kabul edildiği ortam, TSK’ya ulusal savunma amacının ötesinde görevler yüklenmesi tehlikesini içeriyor. İkinci olarak, Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu yönetime zerre kadar güvenmiyorum. Erdoğan’ın Suriye’de kurmak istediği “güvenli bölge”, kurulabilse bile, Türkiye için güvensizliğin güvencesi haline gelir. Bizi Suriye ile savaşa sürüklemesi, IŞİD’in de doğrudan hedefi haline getirmesi kaçınılmaz olur. Bu, iki cephede savaşın Türkiye’ye vereceği maddî ve manevî zararların boyutlarını düşünmek dahi istemem.Türkiye hem Beşar Esad rejimi, hem IŞİD, hem de PKK ile üç cephede birden mücadele edemez. Tehditlerin bir öncelik sıralamasının yapılması gerekir. Hükümetin “çözüm süreci” olarak andığı süreç, içeriden kaynaklanan, dolayısıyla en yaşamsal olan tehdidi, PKK tehdidinin sona erdirilmesi imkânını gündeme soktu. Müzakere yoluyla Kürtlerin meşru ve demokratik ortak taleplerinin karşılanması karşılığında PKK’nın Türkiye’ye ve Kürtlere karşı silah kullanmaya son vermesinin sağlanması, her zaman yazıp söylediğim gibi, Türkiye’nin güvenliğinin birinci gereği. Kendi Kürtleriyle barışması yanında öteki Kürtlerle dostluk ilişkileri kurması, Türkiye’nin güvenliğinin vazgeçilmez şartı. Irak ve Suriye’de büyüyen kargaşa, yükselen IŞİD tehdidi bu gerçeği yeterince açıklıkla göstermedi mi? PKK ile barış ve Kürtlerle dostluk politikası, yurttaşlarımızın soydaşları Rojava Kürtleriyle dayanışma halinde olmayı ve kendilerini savunmalarına her yoldan yardımcı olmayı emrediyor.Beşar Esad rejimi mi, IŞİD mi öncelikle tehdittir sorusuna gelince, bugünkü koşullarda ikincisinin öncelik kazandığı ortada. Esad rejiminin dayanıklılığı konusunda yapılan yanlış değerlendirmeler, Esad’ın devrilmesine Amerikalılar yanaşmayınca ona karşı savaşan radikal İslamcılara (en azından göz yumularak) verilen destek, Iraklı Ezidiler ve Kobanili Kürtlerin de eklenmesiyle başımıza 1,5 milyonu aşan sığınmacı sorununu açtı. Bırakın Suriye’de (kurulabilirliği şüpheli) “güvenli bölge”yi, (bugün için uzak bir olasılık olarak görünen) Esad rejiminin çökmesinin de bu soruna kolay çözüm getireceği düşünülemez. Uzun süreli ve belki kısmen kalıcı olacak bu göçün hazmedilmesi, sığınmacıların entegre edilmesi sorunları üzerine kafa yormak zorundayız. Uluslararası toplumdan daha geniş çapta yardım istiyorsak, bu yardımların kullanılmasında “parayı verin gerisine karışmayın” tavrını terk edip şeffaflık sağlamalıyız.IŞİD tehdidine gelince: Ne yazık ki şunu kabul etmek zorundayız. IŞİD dış güçlerin ne havadan bombardımanı, ne de karadan operasyonuyla yok edilebilir. Bu tür dışarıdan yapılan müdahaleler, dolaylı olarak yerel sivil halka da zarar vererek, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. ABD’nin ve genel olarak Batı’nın tecrübelerinden çıkan dersler yeterince açık değil mi? ABD Vietnam’da yenilmedi mi? Afganistan’da Taliban yenilebildi mi? Irak’ta, Libya’da, Nijerya’da, Somali’de ve başka yerlerde El Kaide bağlantılı şiddet örgütleri dize getirilebildi mi? Dışarıdan müdahaleler çok ender olarak barış ve istikrar getirebiliyor. Halklar kendi sorunlarını ancak kendileri çözebiliyor. Tehditlere karşı kendimizi savunmaya yönelik önlemlerin ötesine gidilmesi başımıza altından kalkamayacağımız dertler açabilir. Tüm okurlarıma iyi bayramlar diliyorum. s.alpay@zaman.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
04.10.2014
ŞahinAlpay-SınırötesimaceralarahayırŞahin Alpay - Sınırötesi maceralara hayır
Şahin Alpay - Sınırötesi maceralara 'hayır!'
Zaman
04.10.2014
02:03
Irak ve Suriye’den kaynaklanan terör tehditlerine karşı TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve geçişi konusunda hükümete bir yıl yetki veren tezkere, 2 Ekim günü TBMM’de kabul edildi.Görüşmeler devam ederken, “Eğer TBMM üyesi olsaydım nasıl oy kullanırdım?” diye düşündüm. Cevabım netti: Kesinlikle “Hayır!” derdim. Niye?Her şeyden önce, TSK’nın yalnızca ve yalnızca savunma amacıyla görevlendirilmesinden yanayım. Bu tezkerenin içeriği ve kabul edildiği ortam, TSK’ya ulusal savunma amacının ötesinde görevler yüklenmesi tehlikesini içeriyor. İkinci olarak, Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu yönetime zerre kadar güvenmiyorum. Erdoğan’ın Suriye’de kurmak istediği “güvenli bölge”, kurulabilse bile, Türkiye için güvensizliğin güvencesi haline gelir. Bizi Suriye ile savaşa sürüklemesi, IŞİD’in de doğrudan hedefi haline getirmesi kaçınılmaz olur. Bu, iki cephede savaşın Türkiye’ye vereceği maddî ve manevî zararların boyutlarını düşünmek dahi istemem.Türkiye hem Beşar Esad rejimi, hem IŞİD, hem de PKK ile üç cephede birden mücadele edemez. Tehditlerin bir öncelik sıralamasının yapılması gerekir. Hükümetin “çözüm süreci” olarak andığı süreç, içeriden kaynaklanan, dolayısıyla en yaşamsal olan tehdidi, PKK tehdidinin sona erdirilmesi imkânını gündeme soktu. Müzakere yoluyla Kürtlerin meşru ve demokratik ortak taleplerinin karşılanması karşılığında PKK’nın Türkiye’ye ve Kürtlere karşı silah kullanmaya son vermesinin sağlanması, her zaman yazıp söylediğim gibi, Türkiye’nin güvenliğinin birinci gereği. Kendi Kürtleriyle barışması yanında öteki Kürtlerle dostluk ilişkileri kurması, Türkiye’nin güvenliğinin vazgeçilmez şartı. Irak ve Suriye’de büyüyen kargaşa, yükselen IŞİD tehdidi bu gerçeği yeterince açıklıkla göstermedi mi? PKK ile barış ve Kürtlerle dostluk politikası, yurttaşlarımızın soydaşları Rojava Kürtleriyle dayanışma halinde olmayı ve kendilerini savunmalarına her yoldan yardımcı olmayı emrediyor.Beşar Esad rejimi mi, IŞİD mi öncelikle tehdittir sorusuna gelince, bugünkü koşullarda ikincisinin öncelik kazandığı ortada. Esad rejiminin dayanıklılığı konusunda yapılan yanlış değerlendirmeler, Esad’ın devrilmesine Amerikalılar yanaşmayınca ona karşı savaşan radikal İslamcılara (en azından göz yumularak) verilen destek, Iraklı Ezidiler ve Kobanili Kürtlerin de eklenmesiyle başımıza 1,5 milyonu aşan sığınmacı sorununu açtı. Bırakın Suriye’de (kurulabilirliği şüpheli) “güvenli bölge”yi, (bugün için uzak bir olasılık olarak görünen) Esad rejiminin çökmesinin de bu soruna kolay çözüm getireceği düşünülemez. Uzun süreli ve belki kısmen kalıcı olacak bu göçün hazmedilmesi, sığınmacıların entegre edilmesi sorunları üzerine kafa yormak zorundayız. Uluslararası toplumdan daha geniş çapta yardım istiyorsak, bu yardımların kullanılmasında “parayı verin gerisine karışmayın” tavrını terk edip şeffaflık sağlamalıyız.IŞİD tehdidine gelince: Ne yazık ki şunu kabul etmek zorundayız. IŞİD dış güçlerin ne havadan bombardımanı, ne de karadan operasyonuyla yok edilebilir. Bu tür dışarıdan yapılan müdahaleler, dolaylı olarak yerel sivil halka da zarar vererek, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. ABD’nin ve genel olarak Batı’nın tecrübelerinden çıkan dersler yeterince açık değil mi? ABD Vietnam’da yenilmedi mi? Afganistan’da Taliban yenilebildi mi? Irak’ta, Libya’da, Nijerya’da, Somali’de ve başka yerlerde El Kaide bağlantılı şiddet örgütleri dize getirilebildi mi? Dışarıdan müdahaleler çok ender olarak barış ve istikrar getirebiliyor. Halklar kendi sorunlarını ancak kendileri çözebiliyor. Tehditlere karşı kendimizi savunmaya yönelik önlemlerin ötesine gidilmesi başımıza altından kalkamayacağımız dertler açabilir. Tüm okurlarıma iyi bayramlar diliyorum. s.alpay@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
04.10.2014
ŞahinAlpay-SınırötesimaceralarahayırŞahin Alpay - Sınırötesi maceralara hayır
Şahin Alpay - Sınırötesi maceralara 'hayır!'
Zaman
04.10.2014
02:03
Irak ve Suriye’den kaynaklanan terör tehditlerine karşı TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunması ve geçişi konusunda hükümete bir yıl yetki veren tezkere, 2 Ekim günü TBMM’de kabul edildi.Görüşmeler devam ederken, “Eğer TBMM üyesi olsaydım nasıl oy kullanırdım?” diye düşündüm. Cevabım netti: Kesinlikle “Hayır!” derdim. Niye?Her şeyden önce, TSK’nın yalnızca ve yalnızca savunma amacıyla görevlendirilmesinden yanayım. Bu tezkerenin içeriği ve kabul edildiği ortam, TSK’ya ulusal savunma amacının ötesinde görevler yüklenmesi tehlikesini içeriyor. İkinci olarak, Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu yönetime zerre kadar güvenmiyorum. Erdoğan’ın Suriye’de kurmak istediği “güvenli bölge”, kurulabilse bile, Türkiye için güvensizliğin güvencesi haline gelir. Bizi Suriye ile savaşa sürüklemesi, IŞİD’in de doğrudan hedefi haline getirmesi kaçınılmaz olur. Bu, iki cephede savaşın Türkiye’ye vereceği maddî ve manevî zararların boyutlarını düşünmek dahi istemem.Türkiye hem Beşar Esad rejimi, hem IŞİD, hem de PKK ile üç cephede birden mücadele edemez. Tehditlerin bir öncelik sıralamasının yapılması gerekir. Hükümetin “çözüm süreci” olarak andığı süreç, içeriden kaynaklanan, dolayısıyla en yaşamsal olan tehdidi, PKK tehdidinin sona erdirilmesi imkânını gündeme soktu. Müzakere yoluyla Kürtlerin meşru ve demokratik ortak taleplerinin karşılanması karşılığında PKK’nın Türkiye’ye ve Kürtlere karşı silah kullanmaya son vermesinin sağlanması, her zaman yazıp söylediğim gibi, Türkiye’nin güvenliğinin birinci gereği. Kendi Kürtleriyle barışması yanında öteki Kürtlerle dostluk ilişkileri kurması, Türkiye’nin güvenliğinin vazgeçilmez şartı. Irak ve Suriye’de büyüyen kargaşa, yükselen IŞİD tehdidi bu gerçeği yeterince açıklıkla göstermedi mi? PKK ile barış ve Kürtlerle dostluk politikası, yurttaşlarımızın soydaşları Rojava Kürtleriyle dayanışma halinde olmayı ve kendilerini savunmalarına her yoldan yardımcı olmayı emrediyor.Beşar Esad rejimi mi, IŞİD mi öncelikle tehdittir sorusuna gelince, bugünkü koşullarda ikincisinin öncelik kazandığı ortada. Esad rejiminin dayanıklılığı konusunda yapılan yanlış değerlendirmeler, Esad’ın devrilmesine Amerikalılar yanaşmayınca ona karşı savaşan radikal İslamcılara (en azından göz yumularak) verilen destek, Iraklı Ezidiler ve Kobanili Kürtlerin de eklenmesiyle başımıza 1,5 milyonu aşan sığınmacı sorununu açtı. Bırakın Suriye’de (kurulabilirliği şüpheli) “güvenli bölge”yi, (bugün için uzak bir olasılık olarak görünen) Esad rejiminin çökmesinin de bu soruna kolay çözüm getireceği düşünülemez. Uzun süreli ve belki kısmen kalıcı olacak bu göçün hazmedilmesi, sığınmacıların entegre edilmesi sorunları üzerine kafa yormak zorundayız. Uluslararası toplumdan daha geniş çapta yardım istiyorsak, bu yardımların kullanılmasında “parayı verin gerisine karışmayın” tavrını terk edip şeffaflık sağlamalıyız.IŞİD tehdidine gelince: Ne yazık ki şunu kabul etmek zorundayız. IŞİD dış güçlerin ne havadan bombardımanı, ne de karadan operasyonuyla yok edilebilir. Bu tür dışarıdan yapılan müdahaleler, dolaylı olarak yerel sivil halka da zarar vererek, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirebilir. ABD’nin ve genel olarak Batı’nın tecrübelerinden çıkan dersler yeterince açık değil mi? ABD Vietnam’da yenilmedi mi? Afganistan’da Taliban yenilebildi mi? Irak’ta, Libya’da, Nijerya’da, Somali’de ve başka yerlerde El Kaide bağlantılı şiddet örgütleri dize getirilebildi mi? Dışarıdan müdahaleler çok ender olarak barış ve istikrar getirebiliyor. Halklar kendi sorunlarını ancak kendileri çözebiliyor. Tehditlere karşı kendimizi savunmaya yönelik önlemlerin ötesine gidilmesi başımıza altından kalkamayacağımız dertler açabilir. Tüm okurlarıma iyi bayramlar diliyorum. s.alpay@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
04.10.2014
ŞahinAlpay-SınırötesimaceralarahayırŞahin Alpay - Sınırötesi maceralara hayır
Şahin Alpay - Hukuk devletine veda mı?
Zaman
02.10.2014
02:13
Geçen Kurban Bayramı’nda Brezilya’daydım. Orada karşılaştıklarım arasında beni en çok şaşırtan şeylerden biri “Kimse Yok mu?” Derneği’nin, halklar ve inançlar arasındaki kardeşlik ve dayanışmayı vurgulamak amacıyla ve yerel yönetimlerle işbirliği yaparak, Sao Paulo, Rio de Janeiro, Brasilia ve Arakaju kentleri yoksullarına Anadolu halkının bağışladığı kurban etinin dağıtımını yapmasıydı.Sonradan öğrendiğime göre, dünyanın öbür ucunda sayılabilecek Brezilya, derneğin geçen yıl kurban eti dağıttığı 68 ülkeden sadece biriydi.Genel Başkanı İsmail Cingöz’ün verdiği bilgilere göre, 2002 yılında kurulan “Kimse Yok mu?” bugüne kadar Türkiye’de 200 bin, 7 kıtaya yayılan 113 ülkede yüzbinlerce ihtiyaç sahibine çeşitli yardımlar ulaştırdı. Böylelikle Türkiye’nin “yumuşak gücüne” dünya halkları tarafından sempati ve saygıyla anılmasına katkıda bulundu. AKP hükümeti son olarak, 2008’de TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü kazanan kuruluşu hedef almış bulunuyor; kamu yararına çalışan dernek statüsüyle “izinsiz yardım toplama yetkisi”ni iptal ederek çalışamaz hale getirmek istiyor.Bu, AKP hükümetinin “Cemaat” mensubu emniyet ve yargı mensuplarından oluşan “paralel yapı”nın 17 – 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla “milli iradeye darbe” düzenlediği gibi, akla mantığa sığmaz bir iddiayla Hizmet Hareketi’ne karşı başlattığı kolektif cezalandırma hamlelerinin son halkası. Emniyet, yargı ve tüm bürokrasi cadı avına tabi tutuluyor. Binlerce işyeri “cemaat”le ilişkili olduğu için malî baskı altına alınıyor. Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ilgili bütün yasaları çiğneyerek, bünyesi en sağlam bankalardan biri olan Bank Asya’yı “batık” ilan etti. Şimdi de sıra “Kimse Yok mu?”ya geldi.Tüm veriler 17 – 25 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının, kanunları uygulamaktan başka bir amacı olmayan, çok farklı kimliklerden emniyet ve yargı mensupları tarafından uygulandığını gösteriyor. O sıra başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın, MİT tarafından 8 ay öncesinden çeşitli bakanların Rıza Sarraf ile hukuk dışı ilişkilerinden dolayı sıkıntıya düşüleceğine dair uyarıldığı biliniyor. Yolsuzluk soruşturması yüzünden dört bakanın istifa etmek zorunda kaldıkları, haklarındaki fezlekenin TBMM’de hâlâ görüşülmeyi beklediği de herkesçe bilinmekte.Bütün bunları bir an için unutalım. Başkasının değil, Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un tekrar tekrar belirttiği üzere “paralel yapı” iddiasının yargı önünde kanıtlanmadığı sürece bir safsatadan ibaret olduğunu da bir an için bir kenara bırakalım. Farzedelim ki 17-25 Aralık operasyonları gerçekten “Cemaat”e mensup emniyet ve yargı mensupları tarafından hükümete darbe amacıyla düzenlenmiştir. Bu bile inanç temelli bir sivil toplum hareketini topluca mahkûm etmek ve topluca cezalandırmanın gerekçesi olabilir mi? Türkiye bir hukuk devleti olma iddiasında değil mi? Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri suçun ve cezanın şahsiliği değil mi? Bu ilke, içlerinden bir veya birkaçının suç işlediği iddiasıyla, suçun ve cezanın bütün bir topluluğa mal edilemeyeceği anlamına gelmez mi? Kolektif cezalandırma uygarlık dışı bir uygulama değil midir?Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk yolsuzlukların üzerine giden emniyet mensuplarının yargılanması için kurulan sulh ceza hâkimliklerinin, tıpkı 27 Mayıs darbesi sonrasında kurulan Yassıada mahkemeleri gibi, suç sonrasında oluşturulan, dolayısıyla hukuk devletinin doğal yargıç ilkesine tümüyle ters olduğunun altını çiziyor. Nereden baksanız AKP iktidarı “paralel yapı” safsatasıyla tüm iktidarı tek elde, tek kişide toplamakla yetinmiyor, hukuk devletini de yıkmakla meşgul. Selçuk uyarıyor: “Sonuna dek gitmez bu böyle. Gücü yetmez kimsenin buna. Tarih bunlara tanıktır. Bir yerde patlama olur. İktidar mensupları kaybeder.” (Aksiyon, 29.09.2014)
Zaman
Köşe Yazıları
02.10.2014
ŞahinAlpay-Hukukdevletinevedamı?Şahin Alpay - Hukuk devletine veda mı?
Şahin Alpay - Hukuk devletine veda mı?
Zaman
02.10.2014
02:13
Geçen Kurban Bayramı’nda Brezilya’daydım. Orada karşılaştıklarım arasında beni en çok şaşırtan şeylerden biri “Kimse Yok mu?” Derneği’nin, halklar ve inançlar arasındaki kardeşlik ve dayanışmayı vurgulamak amacıyla ve yerel yönetimlerle işbirliği yaparak, Sao Paulo, Rio de Janeiro, Brasilia ve Arakaju kentleri yoksullarına Anadolu halkının bağışladığı kurban etinin dağıtımını yapmasıydı.Sonradan öğrendiğime göre, dünyanın öbür ucunda sayılabilecek Brezilya, derneğin geçen yıl kurban eti dağıttığı 68 ülkeden sadece biriydi.Genel Başkanı İsmail Cingöz’ün verdiği bilgilere göre, 2002 yılında kurulan “Kimse Yok mu?” bugüne kadar Türkiye’de 200 bin, 7 kıtaya yayılan 113 ülkede yüzbinlerce ihtiyaç sahibine çeşitli yardımlar ulaştırdı. Böylelikle Türkiye’nin “yumuşak gücüne” dünya halkları tarafından sempati ve saygıyla anılmasına katkıda bulundu. AKP hükümeti son olarak, 2008’de TBMM Üstün Hizmet Ödülü’nü kazanan kuruluşu hedef almış bulunuyor; kamu yararına çalışan dernek statüsüyle “izinsiz yardım toplama yetkisi”ni iptal ederek çalışamaz hale getirmek istiyor.Bu, AKP hükümetinin “Cemaat” mensubu emniyet ve yargı mensuplarından oluşan “paralel yapı”nın 17 – 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla “milli iradeye darbe” düzenlediği gibi, akla mantığa sığmaz bir iddiayla Hizmet Hareketi’ne karşı başlattığı kolektif cezalandırma hamlelerinin son halkası. Emniyet, yargı ve tüm bürokrasi cadı avına tabi tutuluyor. Binlerce işyeri “cemaat”le ilişkili olduğu için malî baskı altına alınıyor. Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ilgili bütün yasaları çiğneyerek, bünyesi en sağlam bankalardan biri olan Bank Asya’yı “batık” ilan etti. Şimdi de sıra “Kimse Yok mu?”ya geldi.Tüm veriler 17 – 25 Aralık büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının, kanunları uygulamaktan başka bir amacı olmayan, çok farklı kimliklerden emniyet ve yargı mensupları tarafından uygulandığını gösteriyor. O sıra başbakan olan Tayyip Erdoğan’ın, MİT tarafından 8 ay öncesinden çeşitli bakanların Rıza Sarraf ile hukuk dışı ilişkilerinden dolayı sıkıntıya düşüleceğine dair uyarıldığı biliniyor. Yolsuzluk soruşturması yüzünden dört bakanın istifa etmek zorunda kaldıkları, haklarındaki fezlekenin TBMM’de hâlâ görüşülmeyi beklediği de herkesçe bilinmekte.Bütün bunları bir an için unutalım. Başkasının değil, Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk’un tekrar tekrar belirttiği üzere “paralel yapı” iddiasının yargı önünde kanıtlanmadığı sürece bir safsatadan ibaret olduğunu da bir an için bir kenara bırakalım. Farzedelim ki 17-25 Aralık operasyonları gerçekten “Cemaat”e mensup emniyet ve yargı mensupları tarafından hükümete darbe amacıyla düzenlenmiştir. Bu bile inanç temelli bir sivil toplum hareketini topluca mahkûm etmek ve topluca cezalandırmanın gerekçesi olabilir mi? Türkiye bir hukuk devleti olma iddiasında değil mi? Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri suçun ve cezanın şahsiliği değil mi? Bu ilke, içlerinden bir veya birkaçının suç işlediği iddiasıyla, suçun ve cezanın bütün bir topluluğa mal edilemeyeceği anlamına gelmez mi? Kolektif cezalandırma uygarlık dışı bir uygulama değil midir?Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk yolsuzlukların üzerine giden emniyet mensuplarının yargılanması için kurulan sulh ceza hâkimliklerinin, tıpkı 27 Mayıs darbesi sonrasında kurulan Yassıada mahkemeleri gibi, suç sonrasında oluşturulan, dolayısıyla hukuk devletinin doğal yargıç ilkesine tümüyle ters olduğunun altını çiziyor. Nereden baksanız AKP iktidarı “paralel yapı” safsatasıyla tüm iktidarı tek elde, tek kişide toplamakla yetinmiyor, hukuk devletini de yıkmakla meşgul. Selçuk uyarıyor: “Sonuna dek gitmez bu böyle. Gücü yetmez kimsenin buna. Tarih bunlara tanıktır. Bir yerde patlama olur. İktidar mensupları kaybeder.” (Aksiyon, 29.09.2014)
Zaman
Ana Sayfa
02.10.2014
ŞahinAlpay-Hukukdevletinevedamı?Şahin Alpay - Hukuk devletine veda mı?
Bugün gündemde neler var?
Zaman
24.09.2014
09:39
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, HDP Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ile Pervin Buldan ve HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önderi kabul edecek. (16.30- Ankara)POLİTİKA-Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Gençlik Parkı Ankara Büyükşehir Belediyesi Kabul Salonunda düzenlenen AK Parti Yerel Yönetimlerde Gençlik ve Eğitim Destek Politikaları Çalıştayına katılacak. (10.00 - Ankara)- Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Irak Ticaret Odaları Federasyonu Başkanı ve heyetini bakanlıkta kabul edecek. Canikli ardından Kredi Kefalet Kooperatifleri alacaklarının yapılandırılması ile ilgili basın toplantısı düzenleyecek. (10.00 - 11.00 - Ankara)- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) 2014-2015 Akademik Yılı açılışına katılacak. (10.00 - Ankara)-HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Suriyenin Kobani kentindekilerle dayanışma amacıyla otobüslerle Şanlıurfaya gidecek grubu uğurlayacak. (13.00 - İstanbul) -MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, İstanbul Bilumum Madeni Eşya Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliğinin düzenlediği 27. Ahilik Haftası kutlama programına katılacak. (10.30 - İstanbul) CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde Torunlar Center inşaatındaki işçi ölümleri, sorumluları ve hukuki sürece ilişkin gelişmeleri aktaracağı bir basın açıklaması yapacak. (10.45 - İstanbul) - Eski İçişleri Bakanı Ordu Bağımsız Milletvekili İdris Naim Şahin, Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, BBP Genel Başkan Yardımcısı Bayram Karacan, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Ümit Özdağ, Barcelo Altınel Otelde Çözüm Süreci mi Bölünme Süreci mi? konulu panele katılacak. (10.00 - Ankara)DÜNYA-ABD ile koalisyon güçleri Suriyede IŞİDin hakim olduğu bölgelere hava saldırısı düzenledi. Gelişmeler takip edilecek. - BM Genel Kurulu 69. dönem üst düzey genel toplantıları takip ediliyor.Genel Kurulda devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılacak genel oturumlar 1 Ekime kadar devam edecek. (New York) -Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu 69. dönem genel görüşmelerinin ilk gününde Genel Kurula konuşacak. (New York) GÜNCEL-Türk Eğitim SEN İstanbul Teşkilatı, Milli Eğitimde yapılan haksızlıkları protesto amacıyla 1 günlük iş bırakarak Aksaray Metro İstasyonundan İstanbul Valiliğine yürüyecek. (11.00 -İstanbul)-Aktif Eğitimciler Sendikası Bursa Şubesi eğitim sorunlarını ele alan basın açıklama yapacak. (11.00 - Bursa)-Türk Sanat Müziğinin unutulmaz ismi Zeki Müren, Güzel sanatlar lisesinde ve mezarı başında anılacak. (12.00 - Bursa)-Gölcük Tersane Komutanlığını tanıtmak, imkan ve kabiliyetlerini kamuoyuna duyurmak amacıyla basın turu gerçekleştirilecek (09.00 - 17.30 - Kocaeli/ Gölcük)-Türk Eğitim Sen, Eğitim Sen, Eğitim İş; eğitim de yaşanan sorunlara dikkat çekmek için iş bırakıp yürüyecek. (12.30 - Bursa)-Bursanın ilk vakıf üniversitesi olan Bursa Orhangazi Üniversitesi öğrenci toplulukları sertifika ve spor ödüller töreni düzenleyecek. (13.00 - Bursa)-Deniz Kuvvetleri Komutanlığının Atmosferik Dalış Sisteminin tanıtımı Akdenizin Mersin açıklarında yapılacak. (08.30 - Mersin)-TÜYAP Adana Fuarcılık Anonim Şirketi tarafından, hazırlanan Adana Mobilya Dekorasyon Fuarı, Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezinde açılacak. (12.00 - Adana)-Fransız işgalcilere karşı savaşırken 20 Ağustos 1920de Sülüklüpınarda (Çukurova Belediyesinin bulunduğu alan) şehit düşen Üsteğmen Selahaddin Bey için Çukurova Belediyesi tarafından özel bir tören düzenlenecek. (11.00 - Adana)SPOR-Süper Ligin 4. Haftasında Eskişehirsporu konuk edecek olan Beşiktaş bu maçın hazırlıklarına yapacağı antrenman ile devam edecek. (18.00-İstanbul)-Galatasaray Liv Hospital, Euroleague Medya Günü için Euroleague yetkililerini Abdi İpekçi Spor Salonunda konuk edecek. (12.30-İstanbul)-Kadın Voleybol Milli Takımı, İtalyada devam eden Dünya Şampiyonasındaki B Grubu ikinci maçında Kanada ile karşı karşıya gelecek. (11.30-İtalya)-Süper Lig takımlarının 4. Hafta maçlarıyla ilgili hazırlıkları takip edilecek.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
24.09.2014
Bugüngündemdenelervar?Bugün gündemde neler var?
Bugün gündemde neler var?
Zaman
24.09.2014
09:29
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, HDP Grup Başkanvekilleri İdris Baluken ile Pervin Buldan ve HDP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Süreyya Önderi kabul edecek. (16.30- Ankara)POLİTİKA-Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Gençlik Parkı Ankara Büyükşehir Belediyesi Kabul Salonunda düzenlenen AK Parti Yerel Yönetimlerde Gençlik ve Eğitim Destek Politikaları Çalıştayına katılacak. (10.00 - Ankara)- Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, Irak Ticaret Odaları Federasyonu Başkanı ve heyetini bakanlıkta kabul edecek. Canikli ardından Kredi Kefalet Kooperatifleri alacaklarının yapılandırılması ile ilgili basın toplantısı düzenleyecek. (10.00 - 11.00 - Ankara)- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) 2014-2015 Akademik Yılı açılışına katılacak. (10.00 - Ankara)-HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Suriyenin Kobani kentindekilerle dayanışma amacıyla otobüslerle Şanlıurfaya gidecek grubu uğurlayacak. (13.00 - İstanbul) -MHP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan, İstanbul Bilumum Madeni Eşya Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birliğinin düzenlediği 27. Ahilik Haftası kutlama programına katılacak. (10.30 - İstanbul) CHP İstanbul Milletvekili Av. Mahmut Tanal İstanbul Çağlayan Adliyesi önünde Torunlar Center inşaatındaki işçi ölümleri, sorumluları ve hukuki sürece ilişkin gelişmeleri aktaracağı bir basın açıklaması yapacak. (10.45 - İstanbul) - Eski İçişleri Bakanı Ordu Bağımsız Milletvekili İdris Naim Şahin, Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, BBP Genel Başkan Yardımcısı Bayram Karacan, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanı Ümit Özdağ, Barcelo Altınel Otelde Çözüm Süreci mi Bölünme Süreci mi? konulu panele katılacak. (10.00 - Ankara)DÜNYA-ABD ile koalisyon güçleri Suriyede IŞİDin hakim olduğu bölgelere hava saldırısı düzenledi. Gelişmeler takip edilecek. - BM Genel Kurulu 69. dönem üst düzey genel toplantıları takip ediliyor.Genel Kurulda devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla yapılacak genel oturumlar 1 Ekime kadar devam edecek. (New York) -Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM Genel Kurulu 69. dönem genel görüşmelerinin ilk gününde Genel Kurula konuşacak. (New York) GÜNCEL-Türk Eğitim SEN İstanbul Teşkilatı, Milli Eğitimde yapılan haksızlıkları protesto amacıyla 1 günlük iş bırakarak Aksaray Metro İstasyonundan İstanbul Valiliğine yürüyecek. (11.00 -İstanbul)-Aktif Eğitimciler Sendikası Bursa Şubesi eğitim sorunlarını ele alan basın açıklama yapacak. (11.00 - Bursa)-Türk Sanat Müziğinin unutulmaz ismi Zeki Müren, Güzel sanatlar lisesinde ve mezarı başında anılacak. (12.00 - Bursa)-Gölcük Tersane Komutanlığını tanıtmak, imkan ve kabiliyetlerini kamuoyuna duyurmak amacıyla basın turu gerçekleştirilecek (09.00 - 17.30 - Kocaeli/ Gölcük)-Türk Eğitim Sen, Eğitim Sen, Eğitim İş; eğitim de yaşanan sorunlara dikkat çekmek için iş bırakıp yürüyecek. (12.30 - Bursa)-Bursanın ilk vakıf üniversitesi olan Bursa Orhangazi Üniversitesi öğrenci toplulukları sertifika ve spor ödüller töreni düzenleyecek. (13.00 - Bursa)-Deniz Kuvvetleri Komutanlığının Atmosferik Dalış Sisteminin tanıtımı Akdenizin Mersin açıklarında yapılacak. (08.30 - Mersin)-TÜYAP Adana Fuarcılık Anonim Şirketi tarafından, hazırlanan Adana Mobilya Dekorasyon Fuarı, Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezinde açılacak. (12.00 - Adana)-Fransız işgalcilere karşı savaşırken 20 Ağustos 1920de Sülüklüpınarda (Çukurova Belediyesinin bulunduğu alan) şehit düşen Üsteğmen Selahaddin Bey için Çukurova Belediyesi tarafından özel bir tören düzenlenecek. (11.00 - Adana)SPOR-Süper Ligin 4. Haftasında Eskişehirsporu konuk edecek olan Beşiktaş bu maçın hazırlıklarına yapacağı antrenman ile devam edecek. (18.00-İstanbul)-Galatasaray Liv Hospital, Euroleague Medya Günü için Euroleague yetkililerini Abdi İpekçi Spor Salonunda konuk edecek. (12.30-İstanbul)-Kadın Voleybol Milli Takımı, İtalyada devam eden Dünya Şampiyonasındaki B Grubu ikinci maçında Kanada ile karşı karşıya gelecek. (11.30-İtalya)-Süper Lig takımlarının 4. Hafta maçlarıyla ilgili hazırlıkları takip edilecek.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.09.2014
Bugüngündemdenelervar?Bugün gündemde neler var?
Kılıçdaroğlu: Parti ağalarını, içki masasından konuşanları sileceğim
Zaman
05.09.2014
15:05
CHPnin 18. Olağanüstü Kurultayında, Kemal Kılıçdaroğlu 944 imza ile Muharrem İnce 177 üyenin imzası ile genel başkanlığa aday gösterildi. Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezinde yapılan kongrede İncenin ardından kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiyenin çağdaş uygarlıktan kopuşu yaşadığını ifade etti. CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. dedi.CHPnin sağa kaydığı iddialarıyla ilgili Kılıçdaroğlu, 12 Eylül hukukuna karşı çıkan, yüzde 10 barajına karşı çıkan, siyasal partiler yasasına karşı çıkan, özel yetkili mahkemeleri eleştiren partinin CHP olduğunu belirterek partinin böyle yaparak sağa mı kaydığını sordu.Demokrasi ve özgürlüğü nasıl savunacağız. Evrensel değerleri getireceğiz. diyen Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında yerel yönetim özerkliğinin mutlaka getirileceğini vurguladı. Hangi CHP Genel Başkanı Deniz Gezmişin mezarını ziyaret etti? 3 fidana sahip çıktım. Bizim devrimciliğimiz kağıttan değil, yürek ister yürek. diyen Kılıçdaroğlu, vatandaşına hesap veren devleti savunduklarını ifade etti.Her kimliğe, her inanca sahip çıkacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman insanlar arasında ayrım yapmadığının altını çizdi. Sağcı solcu ayrımı yapmadan bütün insanları sevdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, iktidar olunca bütün insanlara hizmet edeceğini kaydetti.Yoksulluğu yenmek ne zamandan beri hedeflerin dışına çıktı? diye soran Kılıçdaroğlu, CHPnin tarihi misyonu gereği nerede duruyorsa orada durduğunu ama ilerleyerek devam ettiğini söyledi.İKİNCİ DEVRİME DEĞİL, 4. DEVRİME HAZIRLANIYORUZCHP çağdaştır, yiğittir, genlrinde Kuvay-i Milliye vardır. diyen Kılıçdaroğlu, Muharrem İncenin İkinci büyük devrimi yapacağız sözlerini hatırlatarak, CHPnin, 3 büyük devrimin altında imzası olduğunu vurguladı. Bunları; Cumhuriyeti kurmuştur, çok partili rejimi ve sosyal demokrayisi getirmiştir. olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, İkinci devrime değil 4. devrime hazırlanıyoruz. Bu da özgürlük ve demokrasi devrimidir. ifadelerini kullandı.CHPnin sağa kaymadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, Sosyal demokratlar, eskiden sadece paylaşmaktan söz ederdi, şimdi önce üreteceğiz sonra paylaşacağız diyoruz. Herkesin işi, evi, arabası olsun. Bunu söylediğimiz için mi sağcı olduk? Birileri yılbaşını arkadaşlarıyla kutlarken, bu arkadaşınız CHP Genel Başkanı olarak Somada yerin yüzlerce metre altında madencilerle kutladı. Taşeronlaşmayı Türkiyenin gündemine getiren kim? CHP iktidarında kamuda taşeron işçilik olmayacaktır, herkes sendikalı işçi olacaktır. Esnaf, CHPye genelde mesafelidir ama biz bu mesafeyi kapatmaya niyetliyiz. Esnaf kardeşlerimize şunu da söylüyorum, nasıl işçi işini kaybeder, işsizlik sigortasından gelir desteği alırsa, işini kaybeden esnaf kardeşimizi de aynı olanağı sağlayacağız. diye konuştu.RAKI SOFRASINDA KONUŞAN ADAM İSTEMİYORUMMazotun 1.5 lira olacağı sözünü verdiğini, aile sigortası vaadinde bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu projeler üzerinde yeni çalışmalar yaptıklarını ve yakında açıklayacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. Her şey genel başkandan beklenmez, proje üreteceğiz, adam gibi çalışacağız. Ben Dersimli Kemalim, elitizmi reddediyorum. İnsanıma aşığım ben, siyasetten sadece bir şey bekliyorum; bu millete hizmet etmek. Dersimin küçük bir köyünde doğdum. 7 kardeşiz. Annem ve en büyük ablam okuma yazma bilmez. İçlerinde üniversiteye giden tek kişi benim. Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Haram lokma yemedim, hep helalin peşinde oldum. Halkıma hizmet etmeyi namuslu bir görev bildim. Benim kitabımda kul hakkı yemek, hırsızlık yoktur.BEN KENAN EVREN ATATÜRKÇÜSÜ DEĞİLİMKemal Kılıçdaroğlu, seçildikten sonra baskıcı olmaya başladı. eleştirilerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Kimse bana demokratlık dersi vermesin, kimse de kusura bakmasın, demokrasinin ne olduğunu bilirim, disiplinin de ne olduğunu bilirim. Düne kadar sustum, doğru ama sabah mikrofonu gören koşa koşa gidip CHPyi eleştirirse, kimse kusura bakmasın buna izin vermeyeceğim. Eğer benim genel başkanlığım döneminde o tüzük değişikliği olmasaydı, yeni bir genel başkan adayı çıkamazdı. değerlendirmesinde bulundu.Biz demokrasiden yanayız. Ama demokrasi kaos demek değildir. Bir siyasi partiye üye olduktan sonra o siyasi partinin kurallarına uyarsınız artık. Sizi o kurallar bağlar. Ya bağlanırsınız veya ayrılırsınız. Arada başka seçenek yok. diyen Kılıçdaroğlu, Ben Kenan Evren Atatürkçüsü değilim. Ben gardrop Atatürkçüsü de değilim. Diy
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
KılıçdaroğluPartiağalarınıiçkimasasındankonuşanlarısileceğimKılıçdaroğlu Parti ağalarını içki masasından konuşanları sileceğim
Kılıçdaroğlu: Parti ağalarını, içki masasından konuşanları sileceğim
Zaman
05.09.2014
15:00
CHPnin 18. Olağanüstü Kurultayında, Kemal Kılıçdaroğlu 944 imza ile Muharrem İnce 177 üyenin imzası ile genel başkanlığa aday gösterildi. Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezinde yapılan kongrede İncenin ardından kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiyenin çağdaş uygarlıktan kopuşu yaşadığını ifade etti. CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. dedi.CHPnin sağa kaydığı iddialarıyla ilgili Kılıçdaroğlu, 12 Eylül hukukuna karşı çıkan, yüzde 10 barajına karşı çıkan, siyasal partiler yasasına karşı çıkan, özel yetkili mahkemeleri eleştiren partinin CHP olduğunu belirterek partinin böyle yaparak sağa mı kaydığını sordu.Demokrasi ve özgürlüğü nasıl savunacağız. Evrensel değerleri getireceğiz. diyen Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında yerel yönetim özerkliğinin mutlaka getirileceğini vurguladı. Hangi CHP Genel Başkanı Deniz Gezmişin mezarını ziyaret etti? 3 fidana sahip çıktım. Bizim devrimciliğimiz kağıttan değil, yürek ister yürek. diyen Kılıçdaroğlu, vatandaşına hesap veren devleti savunduklarını ifade etti.Her kimliğe, her inanca sahip çıkacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman insanlar arasında ayrım yapmadığının altını çizdi. Sağcı solcu ayrımı yapmadan bütün insanları sevdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, iktidar olunca bütün insanlara hizmet edeceğini kaydetti.Yoksulluğu yenmek ne zamandan beri hedeflerin dışına çıktı? diye soran Kılıçdaroğlu, CHPnin tarihi misyonu gereği nerede duruyorsa orada durduğunu ama ilerleyerek devam ettiğini söyledi.İKİNCİ DEVRİME DEĞİL, 4. DEVRİME HAZIRLANIYORUZCHP çağdaştır, yiğittir, genlrinde Kuvay-i Milliye vardır. diyen Kılıçdaroğlu, Muharrem İncenin İkinci büyük devrimi yapacağız sözlerini hatırlatarak, CHPnin, 3 büyük devrimin altında imzası olduğunu vurguladı. Bunları; Cumhuriyeti kurmuştur, çok partili rejimi ve sosyal demokrayisi getirmiştir. olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, İkinci devrime değil 4. devrime hazırlanıyoruz. Bu da özgürlük ve demokrasi devrimidir. ifadelerini kullandı.CHPnin sağa kaymadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, Sosyal demokratlar, eskiden sadece paylaşmaktan söz ederdi, şimdi önce üreteceğiz sonra paylaşacağız diyoruz. Herkesin işi, evi, arabası olsun. Bunu söylediğimiz için mi sağcı olduk? Birileri yılbaşını arkadaşlarıyla kutlarken, bu arkadaşınız CHP Genel Başkanı olarak Somada yerin yüzlerce metre altında madencilerle kutladı. Taşeronlaşmayı Türkiyenin gündemine getiren kim? CHP iktidarında kamuda taşeron işçilik olmayacaktır, herkes sendikalı işçi olacaktır. Esnaf, CHPye genelde mesafelidir ama biz bu mesafeyi kapatmaya niyetliyiz. Esnaf kardeşlerimize şunu da söylüyorum, nasıl işçi işini kaybeder, işsizlik sigortasından gelir desteği alırsa, işini kaybeden esnaf kardeşimizi de aynı olanağı sağlayacağız. diye konuştu.RAKI SOFRASINDA KONUŞAN ADAM İSTEMİYORUMMazotun 1.5 lira olacağı sözünü verdiğini, aile sigortası vaadinde bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu projeler üzerinde yeni çalışmalar yaptıklarını ve yakında açıklayacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. Her şey genel başkandan beklenmez, proje üreteceğiz, adam gibi çalışacağız. Ben Dersimli Kemalim, elitizmi reddediyorum. İnsanıma aşığım ben, siyasetten sadece bir şey bekliyorum; bu millete hizmet etmek. Dersimin küçük bir köyünde doğdum. 7 kardeşiz. Annem ve en büyük ablam okuma yazma bilmez. İçlerinde üniversiteye giden tek kişi benim. Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Haram lokma yemedim, hep helalin peşinde oldum. Halkıma hizmet etmeyi namuslu bir görev bildim. Benim kitabımda kul hakkı yemek, hırsızlık yoktur.BEN KENAN EVREN ATATÜRKÇÜSÜ DEĞİLİMKemal Kılıçdaroğlu, seçildikten sonra baskıcı olmaya başladı. eleştirilerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Kimse bana demokratlık dersi vermesin, kimse de kusura bakmasın, demokrasinin ne olduğunu bilirim, disiplinin de ne olduğunu bilirim. Düne kadar sustum, doğru ama sabah mikrofonu gören koşa koşa gidip CHPyi eleştirirse, kimse kusura bakmasın buna izin vermeyeceğim. Eğer benim genel başkanlığım döneminde o tüzük değişikliği olmasaydı, yeni bir genel başkan adayı çıkamazdı. değerlendirmesinde bulundu.Biz demokrasiden yanayız. Ama demokrasi kaos demek değildir. Bir siyasi partiye üye olduktan sonra o siyasi partinin kurallarına uyarsınız artık. Sizi o kurallar bağlar. Ya bağlanırsınız veya ayrılırsınız. Arada başka seçenek yok. diyen Kılıçdaroğlu, Ben Kenan Evren Atatürkçüsü değilim. Ben gardrop Atatürkçüsü de değilim. Diy
Zaman
Politika
05.09.2014
KılıçdaroğluPartiağalarınıiçkimasasındankonuşanlarısileceğimKılıçdaroğlu Parti ağalarını içki masasından konuşanları sileceğim
Kılıçdaroğlu: Parti ağalarını sileceğim
Zaman
05.09.2014
14:42
CHPnin 18. Olağanüstü Kurultayında, Kemal Kılıçdaroğlu 944 imza ile Muharrem İnce 177 üyenin imzası ile genel başkanlığa aday gösterildi. Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre Merkezinde yapılan kongrede İncenin ardından kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiyenin çağdaş uygarlıktan kopuşu yaşadığını ifade etti. CHP sağa kayıyor sözünü ben merkezli sol anlayış söyletiyor. Ben varsam CHP var, yoksam yok diye düşünüyorlar, CHP kimsenin tekelinde değil. dedi. CHPnin sağa kaydığı iddialarıyla ilgili Kılıçdaroğlu, 12 Eylül hukukuna karşı çıkan, yüzde 10 barajına karşı çıkan, siyasal partiler yasasına karşı çıkan, özel yetkili mahkemeleri eleştiren partinin CHP olduğunu belirterek partinin böyle yaparak sağa mı kaydığını sordu.Demokrasi ve özgürlüğü nasıl savunacağız. Evrensel değerleri getireceğiz. diyen Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında yerel yönetim özerkliğinin mutlaka getirileceğini vurguladı. Hangi CHP Genel Başkanı Deniz Gezmişin mezarını ziyaret etti? 3 fidana sahip çıktım. Bizim devrimciliğimiz kağıttan değil, yürek ister yürek. diyen Kılıçdaroğlu, vatandaşına hesap veren devleti savunduklarını ifade etti.Her kimliğe, her inanca sahip çıkacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman insanlar arasında ayrım yapmadığının altını çizdi. Sağcı solcu ayrımı yapmadan bütün insanları sevdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, iktidar olunca bütün insanlara hizmet edeceğini kaydetti.Yoksulluğu yenmek ne zamandan beri hedeflerin dışına çıktı? diye soran Kılıçdaroğlu, CHPnin tarihi misyonu gereği nerede duruyorsa orada durduğunu ama ilerleyerek devam ettiğini söyledi.İKİNCİ DEVRİME DEĞİL, 4. DEVRİME HAZIRLANIYORUZCHP çağdaştır, yiğittir, genlrinde Kuvay-i Milliye vardır. diyen Kılıçdaroğlu, Muharrem İncenin İkinci büyük devrimi yapacağız sözlerini hatırlatarak, CHPnin, 3 büyük devrimin altında imzası olduğunu vurguladı. Bunları; Cumhuriyeti kurmuştur, çok partili rejimi ve sosyal demokrayisi getirmiştir. olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, İkinci devrime değil 4. devrime hazırlanıyoruz. Bu da özgürlük ve demokrasi devrimidir. ifadelerini kullandı.CHPnin sağa kaymadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, Sosyal demokratlar, eskiden sadece paylaşmaktan söz ederdi, şimdi önce üreteceğiz sonra paylaşacağız diyoruz. Herkesin işi, evi, arabası olsun. Bunu söylediğimiz için mi sağcı olduk? Birileri yılbaşını arkadaşlarıyla kutlarken, bu arkadaşınız CHP Genel Başkanı olarak Somada yerin yüzlerce metre altında madencilerle kutladı. Taşeronlaşmayı Türkiyenin gündemine getiren kim? CHP iktidarında kamuda taşeron işçilik olmayacaktır, herkes sendikalı işçi olacaktır. Esnaf, CHPye genelde mesafelidir ama biz bu mesafeyi kapatmaya niyetliyiz. Esnaf kardeşlerimize şunu da söylüyorum, nasıl işçi işini kaybeder, işsizlik sigortasından gelir desteği alırsa, işini kaybeden esnaf kardeşimizi de aynı olanağı sağlayacağız. diye konuştu.RAKI SOFRASINDA KONUŞAN ADAM İSTEMİYORUMMazotun 1.5 lira olacağı sözünü verdiğini, aile sigortası vaadinde bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu projeler üzerinde yeni çalışmalar yaptıklarını ve yakında açıklayacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. Her şey genel başkandan beklenmez, proje üreteceğiz, adam gibi çalışacağız. Ben Dersimli Kemalim, elitizmi reddediyorum. İnsanıma aşığım ben, siyasetten sadece bir şey bekliyorum; bu millete hizmet etmek. Dersimin küçük bir köyünde doğdum. 7 kardeşiz. Annem ve en büyük ablam okuma yazma bilmez. İçlerinde üniversiteye giden tek kişi benim. Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Haram lokma yemedim, hep helalin peşinde oldum. Halkıma hizmet etmeyi namuslu bir görev bildim. Benim kitabımda kul hakkı yemek, hırsızlık yoktur.BEN KENAN EVREN ATATÜRKÇÜSÜ DEĞİLİMKemal Kılıçdaroğlu, seçildikten sonra baskıcı olmaya başladı. eleştirilerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Kimse bana demokratlık dersi vermesin, kimse de kusura bakmasın, demokrasinin ne olduğunu bilirim, disiplinin de ne olduğunu bilirim. Düne kadar sustum, doğru ama sabah mikrofonu gören koşa koşa gidip CHPyi eleştirirse, kimse kusura bakmasın buna izin vermeyeceğim. Eğer benim genel başkanlığım döneminde o tüzük değişikliği olmasaydı, yeni bir genel başkan adayı çıkamazdı. değerlendirmesinde bulundu.Biz demokrasiden yanayız. Ama demokrasi kaos demek değildir. Bir siyasi partiye üye olduktan sonra o siyasi partinin kurallarına uyarsınız artık. Sizi o kurallar bağlar. Ya bağlanırsınız veya ayrılırsınız. Arada başka seçenek yok. diyen Kılıçdaroğlu, Ben Kenan Evren Atatürkçüsü değilim. Ben gardrop Atatürkçüsü de değilim. Diyor ki; ben Atatürkçüyüm, partide bana yer vermediniz. Kişiye özel Atatürkçülü
Zaman
Politika
05.09.2014
KılıçdaroğluPartiağalarınısileceğimKılıçdaroğlu Parti ağalarını sileceğim
Kılıçdaroğlu: Parti ağalarını sileceğim
Zaman
05.09.2014
14:42
CHPnin 18. Olağanüstü Kurultayında, Kemal Kılıçdaroğlu 944 imza ile Muharrem İnce 177 üyenin imzası ile genel başkanlığa aday gösterildi. Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre Merkezinde yapılan kongrede İncenin ardından kürsüye gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiyenin çağdaş uygarlıktan kopuşu yaşadığını ifade etti. CHP sağa kayıyor sözünü ben merkezli sol anlayış söyletiyor. Ben varsam CHP var, yoksam yok diye düşünüyorlar, CHP kimsenin tekelinde değil. dedi. CHPnin sağa kaydığı iddialarıyla ilgili Kılıçdaroğlu, 12 Eylül hukukuna karşı çıkan, yüzde 10 barajına karşı çıkan, siyasal partiler yasasına karşı çıkan, özel yetkili mahkemeleri eleştiren partinin CHP olduğunu belirterek partinin böyle yaparak sağa mı kaydığını sordu.Demokrasi ve özgürlüğü nasıl savunacağız. Evrensel değerleri getireceğiz. diyen Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında yerel yönetim özerkliğinin mutlaka getirileceğini vurguladı. Hangi CHP Genel Başkanı Deniz Gezmişin mezarını ziyaret etti? 3 fidana sahip çıktım. Bizim devrimciliğimiz kağıttan değil, yürek ister yürek. diyen Kılıçdaroğlu, vatandaşına hesap veren devleti savunduklarını ifade etti.Her kimliğe, her inanca sahip çıkacaklarını anlatan Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman insanlar arasında ayrım yapmadığının altını çizdi. Sağcı solcu ayrımı yapmadan bütün insanları sevdiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, iktidar olunca bütün insanlara hizmet edeceğini kaydetti.Yoksulluğu yenmek ne zamandan beri hedeflerin dışına çıktı? diye soran Kılıçdaroğlu, CHPnin tarihi misyonu gereği nerede duruyorsa orada durduğunu ama ilerleyerek devam ettiğini söyledi.İKİNCİ DEVRİME DEĞİL, 4. DEVRİME HAZIRLANIYORUZCHP çağdaştır, yiğittir, genlrinde Kuvay-i Milliye vardır. diyen Kılıçdaroğlu, Muharrem İncenin İkinci büyük devrimi yapacağız sözlerini hatırlatarak, CHPnin, 3 büyük devrimin altında imzası olduğunu vurguladı. Bunları; Cumhuriyeti kurmuştur, çok partili rejimi ve sosyal demokrayisi getirmiştir. olduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, İkinci devrime değil 4. devrime hazırlanıyoruz. Bu da özgürlük ve demokrasi devrimidir. ifadelerini kullandı.CHPnin sağa kaymadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, Sosyal demokratlar, eskiden sadece paylaşmaktan söz ederdi, şimdi önce üreteceğiz sonra paylaşacağız diyoruz. Herkesin işi, evi, arabası olsun. Bunu söylediğimiz için mi sağcı olduk? Birileri yılbaşını arkadaşlarıyla kutlarken, bu arkadaşınız CHP Genel Başkanı olarak Somada yerin yüzlerce metre altında madencilerle kutladı. Taşeronlaşmayı Türkiyenin gündemine getiren kim? CHP iktidarında kamuda taşeron işçilik olmayacaktır, herkes sendikalı işçi olacaktır. Esnaf, CHPye genelde mesafelidir ama biz bu mesafeyi kapatmaya niyetliyiz. Esnaf kardeşlerimize şunu da söylüyorum, nasıl işçi işini kaybeder, işsizlik sigortasından gelir desteği alırsa, işini kaybeden esnaf kardeşimizi de aynı olanağı sağlayacağız. diye konuştu.RAKI SOFRASINDA KONUŞAN ADAM İSTEMİYORUMMazotun 1.5 lira olacağı sözünü verdiğini, aile sigortası vaadinde bulunduğunu anlatan Kılıçdaroğlu, bu projeler üzerinde yeni çalışmalar yaptıklarını ve yakında açıklayacaklarını söyledi. Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: CHPye elitist bir parti diyorlar. Elit olmak ayrı, elitist olmak ayrı. Seçkinlere saygım vardır. Ama elitist olanlar var. Rakı sofralarında Türkiyeyi kurtarırlar. Bana, çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil. Her şey genel başkandan beklenmez, proje üreteceğiz, adam gibi çalışacağız. Ben Dersimli Kemalim, elitizmi reddediyorum. İnsanıma aşığım ben, siyasetten sadece bir şey bekliyorum; bu millete hizmet etmek. Dersimin küçük bir köyünde doğdum. 7 kardeşiz. Annem ve en büyük ablam okuma yazma bilmez. İçlerinde üniversiteye giden tek kişi benim. Ben Cumhuriyet çocuğuyum. Haram lokma yemedim, hep helalin peşinde oldum. Halkıma hizmet etmeyi namuslu bir görev bildim. Benim kitabımda kul hakkı yemek, hırsızlık yoktur.BEN KENAN EVREN ATATÜRKÇÜSÜ DEĞİLİMKemal Kılıçdaroğlu, seçildikten sonra baskıcı olmaya başladı. eleştirilerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Kimse bana demokratlık dersi vermesin, kimse de kusura bakmasın, demokrasinin ne olduğunu bilirim, disiplinin de ne olduğunu bilirim. Düne kadar sustum, doğru ama sabah mikrofonu gören koşa koşa gidip CHPyi eleştirirse, kimse kusura bakmasın buna izin vermeyeceğim. Eğer benim genel başkanlığım döneminde o tüzük değişikliği olmasaydı, yeni bir genel başkan adayı çıkamazdı. değerlendirmesinde bulundu.Biz demokrasiden yanayız. Ama demokrasi kaos demek değildir. Bir siyasi partiye üye olduktan sonra o siyasi partinin kurallarına uyarsınız artık. Sizi o kurallar bağlar. Ya bağlanırsınız veya ayrılırsınız. Arada başka seçenek yok. diyen Kılıçdaroğlu, Ben Kenan Evren Atatürkçüsü değilim. Ben gardrop Atatürkçüsü de değilim. Diyor ki; ben Atatürkçüyüm, partide bana yer vermediniz. Kişiye özel Atatürkçülü
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
KılıçdaroğluPartiağalarınısileceğimKılıçdaroğlu Parti ağalarını sileceğim
M. Ali Yıldırımtürk - Eylülde para piyasalarını neler bekliyor?
Zaman
30.08.2014
02:08
Yılın sekiz ayı geride kalırken, iç ve dış piyasalarda beklenmedik gelişmeler ve tahminlerden uzak ekonomik veriler ve istikrarsız fiyat hareketleri iş dünyası ve yatırımcıların başını döndürdü.Amerikan Merkez Bankası (FED) başta olmak üzere, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve bizim Merkez Banka’mızın (MB) aylık toplantıları para piyasalarında yönlendirici oldu. Bölgemizdeki jeopolitik gerginlikler geçtiğimiz yıllara kıyasla para piyasalarında daha çok endişe oluşturdu. Dünyanın süper gücü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile karşı blokun lideri Rusya’yı karşı karşıya getiren Ukrayna’daki gelişmeler ve Suriye’deki iç savaştan doğan muhalif güçlerin Irak’taki önlenemeyen saldırı ve vahşet sahneleri zaman zaman jeopolitik gerginlik olarak global piyasaları da etkileyecek konuma geldi. İçerde yerel seçimler ve bu ay içindeki ilk kez halk oylamasıyla yapılan cumhurbaşkanı seçimi öncesi ve sonrası oluşan siyasi belirsizliklerle birlikte, dışarıdan yansıyan ekonomik ve jeopolitik gelişmeler iç piyasaların üzerinde kalın bir bulut tabakası oluşturdu. İş dünyası ve hükümet kanadından MB’nin faiz indirmesine yönelik baskılar da yine iç piyasada zaman zaman tedirginlik oluşturdu. Geçen hafta ABD’de yapılan Jackson Hool toplantısına her yıl olduğu gibi gelişmiş ve gelişen ülke merkez bankası başkan ve üyeleri katıldı. Bu toplantı sonrasında FED Başkanı Janet Yellen’dan parasal sıkılaştırma programına ilişkin piyasaları yatıştırıcı açıklamalar gelirken, ABD Başkanı Mario Draghi’den gerekirse genişlemeci politika uygulayabileceklerini belirterek Euro Bölgesi ülkelerindeki ekonomik sıkıntıları aşmaya yönelik yeni beklentiler oluştu. İçeride önceki günkü cumhurbaşkanı devir teslimi sonrası, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 62. hükümeti kurma görevini Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yeni genel başkanı Ahmet Davutoğlu’na verdi. Dün de Başbakan Ahmet Davutoğlu jet hızıyla kabineyi Cumhurbaşkanı’na sundu. Dört bakanın değiştiği 62. hükümet gelecek hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM)’den güvenoyu alarak icraatlarına başlayacak. Yeni hükümette ekonomi yönetiminin değişmemesi ve bu konudaki belirsizliğin ortadan kalkmasıyla iş dünyası ve para piyasaları derin bir nefes aldı. Hafta başında Eylül ayına girilmesiyle global piyasalar ve iç piyasayı nasıl bir sonbahar bekliyor soruları gündeme gelecek. FED’in Ekim ayında sona erecek tahvil geri alımları sonrası faiz artırımları ne zaman başlayacak? ABD’den son gelen ekonomik veriler ekonominin beklenenden hızlı toparlandığını gösteriyor. Euro Bölgesi ekonomilerindeki sıkıntılara son gelen ekonomik veriler, Almanya’nın da katıldığını gösteriyor. Bu çerçevede gelecek haftaki AMB faiz toplantısı para piyasaları için oldukça önemli. AMB’dan olası bir faiz indirimi veya sözü edilen genişlemeci politika sinyalleri Euro’yu dolar karşısında zayıflatabilir. Gelecek haftanın son işlem günü ABD’den açıklanacak Ağustos ayı Tarım Dışı İstihdam ve İşsizlik verisi hafta boyunca piyasaların gündeminde olacak. Ayrıca, Eylül ayındaki FED toplantısı global piyasaların öncelikli gündemini oluşturacak. Bu süreçte bölgemizdeki jeopolitik gerginlikler Eylül ayında da piyasalarda tedirgin etmeye devam edebilir. Ahmet Davutoğlu’nun Başbakanlığındaki 62.nci hükümetin ekonomi programında nasıl bir yol izlenecek. Orta Vadeli Ekonomik programdan sapma olacak mı? MB’nın korkulu rüyası haline gelen enflasyon artışına ekonomiyi canlandırma adına göz yumulacak mı? Faiz indirimi konusunda MB’na baskı devam edecek mi? Rusya’ya gıda ihracatı iç piyasada fiyatların olası yükselmesinin enflasyon üzerindeki olumsuz etkisi giderme konusunda nasıl bir yol izlenecek? Bunlar Eylül’de ekonomiyi ve para piyasalarındaki fiyat hareketlerine yön verecek konular olacak görünüyor.
Zaman
Köşe Yazıları
30.08.2014
MAliYıldırımtürk-Eylüldeparapiyasalarınınelerbekliyor?M Ali Yıldırımtürk - Eylülde para piyasalarını neler bekliyor?
Ömer Erdem - Gündem dışı gündemli notlar…
Zaman
23.08.2014
02:11
Okumayı satırlar, sayfalar ve zihnin katmanlarında yol almak sanırdım. Sabah yürüyüşlerimde nicedir bir adama rastlıyorum. Çinli ile Japon arasında ancak Güney Korelilere daha yakın gözüken bu adam aklımı karıştırdı.Hep elinde bir kitapla geçiyor yanımdan. Neredeyse aynı yerde ve aynı zamanda kesişiyoruz. Kitabı önde, göğüs hizasında tutuyor ve hem okuyor hem yürüyor. Bu haliyle onu kitabı aydınlatan bir lamba gibi de düşünüyorum çünkü gözleri öylesi bir aydınlıkla bakıyor sayfaya. Her gördüğümde, okumanın mutlak bir mekana ve sabitliğe dayandığı yargım sarsılıyor. Kitap ve ilerleyiş görüşüm de dalgalanıyor durmadan. İçimden neler geçiyor.*Bağ, bahçe ve bostanların dışında menzil kuyuları vardı eskiden. Tek tük yine var. Bir de sarnıçlar. Uzunca bir sırığın dibine bağlanmış mermerimsi parlak ve delikli taş marifetiyle ipi tutar ve kovayı daldırırdınız dibe. Dar ve derin kuyulardı onlar. Anadolu, özellikle İç Anadolu’da daha çok rastlardınız ve aynı zamanda yön levhası, umut ve esenlik durağı yanında yorgunluk taşı özelliği de vardı bu kuyuların. Dar ve derin kuyu, soğuk suyuyla yolcuların yalnızlığını giderir bir süre. Serinlik verir. Dahası suyla hayat arasındaki özü bir kez daha açığa çıkarır. Zinciri, ipi çekmek, suyu boşaltmak, dipte, karanlığın gözünde parlayan ışıltıyı görmek ise cabası. Eskiden, çeşme, kuyu için daha mı çok çalışırdı insanlar? Hayrat sayılan bu yapılar için daha özel gayret mi gösterirlerdi? Suyun plastik şişelere sığdırılması ve kolay taşınabilirliği pek çok şey gibi su kuyularının imgesini de bozdu. Belki bazı uz görülü yerel yöneticiler bu kuyuların sayısını özellikle artırırlar, onlara yeni renkler katarlar! Su ile plastik arasındaki duyguyu değiştirirler. Yoksa, Turgut Uyar’ın sesi bir kez daha çınlar uzakta; ‘Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta/ her şey naylondandı o kadar’.*Sevgili şair dostum Can Bahadır Yüce Amerika’dan geldi tatil için bu yaz. Çay döndü aramızda. Söz ve şiir sarmaşıklandı. Kütüphane ile ilgili bir anısını aktardı. Bir Türk yazarının kitabına ulaşmak istemiş orada. Kütüphaneye başvurmuş. O kütüphanede kitap yokmuş fakat Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesinden bütün kargo masraflarını üstlenerek getirtmişler ve şaire sunmuşlar. Söylediğine göre, bir kitabın kütüphaneye alınması ve okurun hizmetine sunulması için okurlardan birinin talebi yeterliymiş. Ya bizde? Bırakın dünyanın bir ucundan kitap getirtmeyi, kütüphane kurmayı, mevcutlara ulaşmak bile eziyet. Korumaya ise hiç girmiyorum! Kitap ne kütüphane ne?*Abartmanın genel kanun olduğu yerlerde aynı zamanda neyin büyütülüp neyin es geçileceği tam bilinmiyordur. İnsan da öyle neyi es geçip neyi önemsiyorsa, odur o!*Kısmet nedir? Tam olarak şu kısmet dediğimiz nedir diye sorup duruyordum. En son geçenlerde tütünden kaşları sararmış bir ihtiyarın bakışlarında mı yakalamıştım o soruyu, yoksa öyle bir görüntü mü kurdum kafamda pek önemli değil. Bu sabah, duvardan sarkan incir ağacından birkaç ballı incir topladım. Kahvaltı sonrası yerim düşüncesi ile buzdolabının derin dondurucu haznesine bıraktım. Tadı kadar asıl hayali güzeldir ya incirin. Öğle sonrası temmuz basması sıcakta yokuşu kan ter içinde tırmanırken, birden anımsadım incirleri. Akşama taşlaşmış halde beni bekleyecekler. Kısmet.*Modern dünya, şiiri, kitlenin çenesinden, kaslarından ve ateşin gözleri yanında uygun adım yürüyen baldırlarından da sıyırdı, geri aldı. Şiiri kim, nasıl ve kime doğru okuyorsa, orada başka bir şiir ve çağ var demektir. Sanılanın aksine klasik şiirimiz kitle şiiri değildir. Nitelikli ve zevk sahibi okuru fazladır. Ne gazel, ne ilahi ne koçaklama ne de rubaide vardır o pençeli çene, yüksek ses ve bağırıp çağırma. Sonradan, düştükçe oldu bunlar. Toplum düştükçe şiiri yüksek sesle okur.*Bazen kadınların aydan damlamış ışıklar olduklarını sanıyorum, birden uyanıyorum.*İnsan eğer insan olmayıp da başka bir varlık olsaydı, ağaç olurdu diye yazdığımı okuyan bir dost, öyle ya, boşuna mı özü çekilmiş, kurumuş haline odun diyoruz dedi, irkildim.*Eskiden sözde değil özde bağlılık diye bir kement atılırdı ortaya. Şimdilerde sözde değil özde itaat mı oldu o kement ve biraz daha mı daraltıldı ne? Biri Türkçe biri Arapça üstelik.*Suda kaynama noktası diye bir kanun var. Normal tabiat şartlarında yüz dereceye gelen su kaynar deniliyor. Aynı tabiatın bir parçası olan insan için durum ne acaba? Kaynayan su buhar olup uçuyor. Şekil değiştiriyor. Ya insan? Çıldırmak, nevri dönmek, eli ayağı kesilmek halinde dönüp duruyor mu arada? Ya da bilmediğimiz başka bir şey mi oluyor. Öyle ya; ‘Su Allah’ın yüzünü görmüştür’ İlhan Berk’e göre. Aslımız sudur.*Ne zaman bir dostunla ilgili kem söz ve kötü haber taşısa biri, hayır olmaz, de, yapmaz, söylemez, olmaz öyle şey, de. Dostluk bir koruma ve savunma sanatıdır, harcama ve çiğneme işi değil.*
Zaman
Köşe Yazıları
23.08.2014
ÖmerErdem-Gündemdışıgündemlinotlar…Ömer Erdem - Gündem dışı gündemli notlar…
Sistem yarı başkanlık olur mu?
Zaman
19.08.2014
02:29
Ulusalcı ‘fetvaları’ ile Türkiye’nin siyasi tarihine 367 krizi olarak geçen ve Millet Meclisi’ni cumhurbaşkanı seçemez hale getiren hamle akabinde AKP iktidarı önemli ve oldukça demokratik bir tercihte bulunarak devlet başkanının halk tarafından seçilmesine imkan tanıyan anayasal değişikliğe imza attı.Tercih edilebilinecek en demokratik seçim sistemlerinden bir tanesi olan mevcut cumhurbaşkanı seçim sistemi, yarı başkanlık sistemi ile yönetilen Fransa’dan (adaylık süreci hariç) neredeyse noktasına, virgülüne dokunulmadan alınmıştır. Yürütmenin başı olan Fransa cumhurbaşkanının koabitasyonlardan kaçınmak için 5+5 modeli ile seçilmesi sistem adına büyük ve oldukça başarılı bir reform olarak getirilmiştir. Türkiye’de ise cumhurbaşkanının 5+5 iki dönem seçilme hakkının bulunması siyasal sistemimizin en zayıf halkasıdır. Fransa’da yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı seçildikten iki hafta sonra parlamento seçimleri ifa edilir ve devlet başkanını muhalif partilerle iktidarı paylaşmasından rahatsız olan Fransız seçmenine pratik bir çözüm alternatifi sunulur. Bizlerin koalisyonlardan nefret ettiği gibi Fransızlar da koabitasyonlardan nefret ettikleri için bu model sayesinde uyumlu iktidarların önü açılmıştır.Cumhurbaşkanlarının parlamenter sistem içinde denge ve denetim rollerini ifa etmeye çalışırlar. Tekrar seçim kazanmak isteyen yürütmenin başı bir başbakan devlet imkanlarını akıl almaz proje ve sübvansiyonlara kanalize edip tıpkı iflas eden Yunanistan’da ya da kadınları 38, erkekleri 43 yaşında emekli edip tekrar iktidar olma hayalleri kuran Demirel Türkiye’sinde olduğu gibi nesillerin geleceklerini seçim malzemesi olarak kullanabilirler. İki dönem seçilme opsiyonu olan cumhurbaşkanları yürütme erklerinin popülist politikalarına güçlü bir şekilde eleştirip karşı duramayabilir. Hukukun dışına çıkıp anayasayı zorlayan icraatlara siyasi hesapları nedeniyle karşı çıkamayabilir. Nitekim tekrar cumurbaşkanı, olmadı Erdoğan akabinde başbakan olma hesapları yapan Abdullah Gül’ün AYM’den dönme ihtimali çok yüksek yasa değişikliklerine imza atması ve devlet başkanına yakışmayacak şekilde imzaladığı yasaların uygulamasında değişiklikler yapılması için iktidarla pazarlık yapması 5+5 formülünün devlet zirvesine kötü yansımalarıdır. Türkiye, normalleştiği ilk günlerde öncelikle cumhurbaşkanının yine halk tarafından ama tek dönem 6 veya 7 seneliğine seçilmesini ve seçimlerin mutlaka ekim ayının ilk haftasında yapılmasını sağlamalıdır. Tatilin, hasatın tam ortasında ağustos sıcağında acil olmadığı takdirde devlet başkanı seçen bir demokrasi yoktur.Yarı başkanlık fiilen uygulanabilir mi?Cumhurbaşkanı’nı halkın doğrudan seçiyor olması sistemin başkanlık ya da yarı başkanlık sistemine evrildiği anlamına gelmez. Parlamenter demokrasilerde sembolik, seremonyal dengeleyici ve denetleyici bir makam olan cumhurbaşkanlığının görev ve yetkilerinin, nasıl seçildiği ile doğrudan bir ilintisi yoktur. Siyasal bir aktörün doğrudan halk tarafından bir makama taşınması şüphesiz meşruiyetini artıran çok önemli bir enstrüman olsa da sırf bu gerekçe ile Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı ‘ben yürütmenin başıyım’ iddiasında bulunamaz. Gerek gördüğünde kabineyi toplama yetkisi olan cumhurbaşkanının alınan kararlara imza yetkisi bulunmamaktadır. AKP Grubu üstünde Erdoğan’ın baskın ve belirleyici kimliği neticesinde Türkiye fiilen yarı başkanlık sistemi gibi yönetilecektir. Bu sürecin ne kadar ve hangi etki alanında devam edeceğini AKP içindeki kaybedenlerin tavrı ve 2015 genel seçimlerinin neticesi belirleyecektir.Gelişmiş demokrasilerin aksine Türkiye’de milletvekillerinin tamamına yakını genel başkan tarafından belirlenmektedir. AKP Grubu’nu bugünler için hazırlayan ve isimleri kendisine sadık siyasetçiler arasından belirleyen Erdoğan, güven ilişkisi üzerinden defakto yarı başkanlık sistemini uygulamayı ve yürütmenin başıymış gibi hareket etmeyi deneyecektir.Halkın tercihlerini hangi etkenler belirledi?AKP’ye oy veren seçmen ‘çatı aday’ formülüne alternatif bir lider olarak itibar etmedi. AKP oylarının tamamına yakınını korumasını bilen Erdoğan, partisinin yerel seçimlerdeki son resmî oy oranı %42,8’e ekleme yapamadı. Sandığa gitmeyen kitlelerin yüzdelere yansıması neticesinde kazanılan %8-9 oran sayesinde ilk turda seçilmeyi başardı. Seçim sonuçlarını kısmen AKP dışında kalan başta MHP olmak üzere muhafazakar seçmen ve küçük partiler belirledi. MHP tabanı, genel merkezin aksine CHP ile ortak aday belirleme fikrine sadık kalmadı. Muhtemelen daha seküler MHP’liler çatı adaya oy verirken daha dindar MHP’li seçmen Erdoğan’a yönelmiş olabilir. İptal edilen Yalova seçimlerinde belediye başkanını belirlerken AKP ve CHP adayları arasında ikiye bölünen MHP oyları cumhur
Zaman
Yorum
19.08.2014
Sistemyarıbaşkanlıkolurmu?Sistem yarı başkanlık olur mu?
17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
Zaman
09.07.2014
02:51
İstanbul merkezli 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması, Ankara’nın dehlizlerine girdi bir kere. Politika ustalarının el çabukluğu devrede. Hamleler yapılıyor, ince politikalar geliştiriliyor. Yeni tartışma konuları ve ateşli gündemlerle dikkatler dağılıyor! Ve...Rakamsal büyüklüğü, siyaseti kuşatması, uluslararası boyutu ile dikkat çekti. İlk günler, ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturması olarak değerlendirildi. Haftalar, aylar geçtikçe siyasi ve sosyal boyutuyla yaşanmamış, görülmemiş büyüklüğe ulaştı. 10 binlerce kamu personelinin görev yerinin değiştirilmesini ateşledi. Literatüre ‘17 Aralık Yasaları’ olarak geçen, onlarca kanunda deşiklik yapan ‘torba yasa’ çıkarıldı. Eğitimden güvenliğe, yargıdan iş hayatına ‘yürütme’nin elini rahatlatan yasalar yapıldı. 3 milyon kamu personelinin tayin ve terfi gibi özlük haklarıyla ilgili yaşayacağı muhtemel mağduriyette hak arama yolları daraltılıyor, bugünlerde.17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturma’sından bahsettiğimizi elbette anlamışsınızdır. 2013 Aralığının ikinci yarısında, adli kolluk kuvveti ve savcısıyla yargı harekete geçti. Öncesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatı ile Devlet Denetleme Kurulu harekete geçmişti. 4 bakanın istifasıyla siyaset tüm unsurları ile harekete geçti. Daha sonra, müstafi bakanların fezlekelerinin ulaşmasıyla Meclis harekete geçti. Üzerinden; tam bir yılın yarısı da geçti.Peki, şu an soruşturmanın neresindeyiz? Önce soruşturmanın İstanbul ayağı yani başladığı yer unutturuldu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği iddianame iade edilmiş, yeni savcılar da iddianameyi baştan yazacaklarını açıklamışlardı. Yazılmış iddianamenin tekrar yazılması yılan hikâyesinin ilk perdesiydi! İkinci perde de mekân seçimi Ankara’ydı. 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması Ankara’nın dehlizlerine düşmüştü bir kere. Hemen her aşaması, adım adım, basamak basamak zamana yayıldı.Yolsuzluk iddialarına adı karışan 4 bakandan üçünün çocuklarının evlerindeki aramalarla 17 Aralık 2013 sabahı başlayan soruşturma 25 Aralık’ta Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın istifalarını getirdi. İstifa eden bu dört bakanla ilgili soruşturma yetkisi olmayan savcılar fezlekelerini hazırlayarak Meclis’e gönderdiler. TBMM’de grubu bulunan 4 partinin oylarıyla Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması kararı alındı alınmasına ama hâlâ ortada komisyon falan yok.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, iktidar partisinin tavrını, “Hem suçlu hem güçlü” tabiriyle açıklıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” atasözünü hatırlatıyor. Muhalefet sözcüleri AKP’nin süreci tıkama konusundaki ustaca politika üretimi ve kıvrak manevraları karşısında bunalmış durumda. “Suçüstü” yakaladıklarını düşündükleri AKP’nin ‘yağlı güreş pehlivanı’ gibi ellerinden kaydığını belirtiyorlar. Sonuçta, Meclis’teki sayısal üstünlük, iktidarın en önemli güç kaynağı. Genel Kurul gündeminin belirlenmesinden tasarı ve tekliflerin ekleme-çıkarma yapılarak yasalaşmasına, araştırma-soruşturma önergelerinin oylanmasından kurulan komisyonlara üye seçilmesine kadar Meclis’teki tüm süreç AKP’nin parmak çokluğunun kullanılışına göre şekilleniyor.Gelmeyen fezlekeler17 Aralık sürecine adı karışan 4 bakanla ilgili soruşturmanın Meclis eliyle yapılması gerekiyordu. Savcıların bu yönde hazırladığı fezlekeler bir türlü Meclis’e gelmiyordu. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar, aslında ilk işaret fişekleriydi. Fezlekeler Adalet Bakanlığı üzerinden mi Meclis’e ulaşacaktı? Yoksa doğrudan TBMM Başkanlığı’na mı sunulacaktı! Aslında daha önce hazırlanan yüzlerce fezleke ile yol yordam belli idi ama... Savcılar 17 Aralık’ı müteakip fezlekeleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden Adalet Bakanlığı’na ulaştırdılar. Rutin işlemlere göre fezlekelerin bir iki gün içinde Başbakanlık üzerinden TBMM Başkanlığı’na ulaşması gerekiyordu. Elbette öyle olmadı. Adalet Bakanlığı yetkilileri (e-maile bakma kadar basit olmasına rağmen) UYAP’taki fezlekeleri görmezden gelerek bir nevi ‘tebellüğ’ etmediler. Savcılar, “bakanlığa gönderdik” derken, ısrarlı sorularımıza bakanlık yetkilileri, kendilerine “resmen ulaşan fezleke olmadığı” karşılığını verdiler. Haftalar geçti! Bakanlık üzerinden olmayınca, savcılar doğrudan TBMM Başkanlığı’na gönderdiler. Cemil Çiçek prosedür izlenmediği gerekçesiyle iade etti.Yaklaşık 10 hafta sonra fezlekeler Meclis Başkanlığı resmî kayıtlarına girdiğinde TBMM yerel seçim tatiline girme kararı almıştı. 28 Şubat’ta gelen fezlekeler tatil öncesi genel kurulda okunabilirdi ancak Başkan Ç
Zaman
En Çok Okunan
09.07.2014
17Aralıksoruşturmasınasıluyutuluyor?17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
Zaman
09.07.2014
02:07
İstanbul merkezli 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması, Ankara’nın dehlizlerine girdi bir kere. Politika ustalarının el çabukluğu devrede. Hamleler yapılıyor, ince politikalar geliştiriliyor. Yeni tartışma konuları ve ateşli gündemlerle dikkatler dağılıyor! Ve...Rakamsal büyüklüğü, siyaseti kuşatması, uluslararası boyutu ile dikkat çekti. İlk günler, ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturması olarak değerlendirildi. Haftalar, aylar geçtikçe siyasi ve sosyal boyutuyla yaşanmamış, görülmemiş büyüklüğe ulaştı. 10 binlerce kamu personelinin görev yerinin değiştirilmesini ateşledi. Literatüre ‘17 Aralık Yasaları’ olarak geçen, onlarca kanunda deşiklik yapan ‘torba yasa’ çıkarıldı. Eğitimden güvenliğe, yargıdan iş hayatına ‘yürütme’nin elini rahatlatan yasalar yapıldı. 3 milyon kamu personelinin tayin ve terfi gibi özlük haklarıyla ilgili yaşayacağı muhtemel mağduriyette hak arama yolları daraltılıyor, bugünlerde.17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturma’sından bahsettiğimizi elbette anlamışsınızdır. 2013 Aralığının ikinci yarısında, adli kolluk kuvveti ve savcısıyla yargı harekete geçti. Öncesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatı ile Devlet Denetleme Kurulu harekete geçmişti. 4 bakanın istifasıyla siyaset tüm unsurları ile harekete geçti. Daha sonra, müstafi bakanların fezlekelerinin ulaşmasıyla Meclis harekete geçti. Üzerinden; tam bir yılın yarısı da geçti.Peki, şu an soruşturmanın neresindeyiz? Önce soruşturmanın İstanbul ayağı yani başladığı yer unutturuldu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği iddianame iade edilmiş, yeni savcılar da iddianameyi baştan yazacaklarını açıklamışlardı. Yazılmış iddianamenin tekrar yazılması yılan hikâyesinin ilk perdesiydi! İkinci perde de mekân seçimi Ankara’ydı. 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması Ankara’nın dehlizlerine düşmüştü bir kere. Hemen her aşaması, adım adım, basamak basamak zamana yayıldı.Yolsuzluk iddialarına adı karışan 4 bakandan üçünün çocuklarının evlerindeki aramalarla 17 Aralık 2013 sabahı başlayan soruşturma 25 Aralık’ta Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın istifalarını getirdi. İstifa eden bu dört bakanla ilgili soruşturma yetkisi olmayan savcılar fezlekelerini hazırlayarak Meclis’e gönderdiler. TBMM’de grubu bulunan 4 partinin oylarıyla Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması kararı alındı alınmasına ama hâlâ ortada komisyon falan yok.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, iktidar partisinin tavrını, “Hem suçlu hem güçlü” tabiriyle açıklıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” atasözünü hatırlatıyor. Muhalefet sözcüleri AKP’nin süreci tıkama konusundaki ustaca politika üretimi ve kıvrak manevraları karşısında bunalmış durumda. “Suçüstü” yakaladıklarını düşündükleri AKP’nin ‘yağlı güreş pehlivanı’ gibi ellerinden kaydığını belirtiyorlar. Sonuçta, Meclis’teki sayısal üstünlük, iktidarın en önemli güç kaynağı. Genel Kurul gündeminin belirlenmesinden tasarı ve tekliflerin ekleme-çıkarma yapılarak yasalaşmasına, araştırma-soruşturma önergelerinin oylanmasından kurulan komisyonlara üye seçilmesine kadar Meclis’teki tüm süreç AKP’nin parmak çokluğunun kullanılışına göre şekilleniyor.Gelmeyen fezlekeler17 Aralık sürecine adı karışan 4 bakanla ilgili soruşturmanın Meclis eliyle yapılması gerekiyordu. Savcıların bu yönde hazırladığı fezlekeler bir türlü Meclis’e gelmiyordu. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar, aslında ilk işaret fişekleriydi. Fezlekeler Adalet Bakanlığı üzerinden mi Meclis’e ulaşacaktı? Yoksa doğrudan TBMM Başkanlığı’na mı sunulacaktı! Aslında daha önce hazırlanan yüzlerce fezleke ile yol yordam belli idi ama... Savcılar 17 Aralık’ı müteakip fezlekeleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden Adalet Bakanlığı’na ulaştırdılar. Rutin işlemlere göre fezlekelerin bir iki gün içinde Başbakanlık üzerinden TBMM Başkanlığı’na ulaşması gerekiyordu. Elbette öyle olmadı. Adalet Bakanlığı yetkilileri (e-maile bakma kadar basit olmasına rağmen) UYAP’taki fezlekeleri görmezden gelerek bir nevi ‘tebellüğ’ etmediler. Savcılar, “bakanlığa gönderdik” derken, ısrarlı sorularımıza bakanlık yetkilileri, kendilerine “resmen ulaşan fezleke olmadığı” karşılığını verdiler. Haftalar geçti! Bakanlık üzerinden olmayınca, savcılar doğrudan TBMM Başkanlığı’na gönderdiler. Cemil Çiçek prosedür izlenmediği gerekçesiyle iade etti.Yaklaşık 10 hafta sonra fezlekeler Meclis Başkanlığı resmî kayıtlarına girdiğinde TBMM yerel seçim tatiline girme kararı almıştı. 28 Şubat’ta gelen fezlekeler tatil öncesi genel kurulda okunabilirdi ancak Başkan Ç
Zaman
Güncel
09.07.2014
17Aralıksoruşturmasınasıluyutuluyor?17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
Zaman
09.07.2014
02:07
İstanbul merkezli 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması, Ankara’nın dehlizlerine girdi bir kere. Politika ustalarının el çabukluğu devrede. Hamleler yapılıyor, ince politikalar geliştiriliyor. Yeni tartışma konuları ve ateşli gündemlerle dikkatler dağılıyor! Ve...Rakamsal büyüklüğü, siyaseti kuşatması, uluslararası boyutu ile dikkat çekti. İlk günler, ülke tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet soruşturması olarak değerlendirildi. Haftalar, aylar geçtikçe siyasi ve sosyal boyutuyla yaşanmamış, görülmemiş büyüklüğe ulaştı. 10 binlerce kamu personelinin görev yerinin değiştirilmesini ateşledi. Literatüre ‘17 Aralık Yasaları’ olarak geçen, onlarca kanunda deşiklik yapan ‘torba yasa’ çıkarıldı. Eğitimden güvenliğe, yargıdan iş hayatına ‘yürütme’nin elini rahatlatan yasalar yapıldı. 3 milyon kamu personelinin tayin ve terfi gibi özlük haklarıyla ilgili yaşayacağı muhtemel mağduriyette hak arama yolları daraltılıyor, bugünlerde.17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturma’sından bahsettiğimizi elbette anlamışsınızdır. 2013 Aralığının ikinci yarısında, adli kolluk kuvveti ve savcısıyla yargı harekete geçti. Öncesinde Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatı ile Devlet Denetleme Kurulu harekete geçmişti. 4 bakanın istifasıyla siyaset tüm unsurları ile harekete geçti. Daha sonra, müstafi bakanların fezlekelerinin ulaşmasıyla Meclis harekete geçti. Üzerinden; tam bir yılın yarısı da geçti.Peki, şu an soruşturmanın neresindeyiz? Önce soruşturmanın İstanbul ayağı yani başladığı yer unutturuldu. Mahkemenin tutuklama kararı verdiği iddianame iade edilmiş, yeni savcılar da iddianameyi baştan yazacaklarını açıklamışlardı. Yazılmış iddianamenin tekrar yazılması yılan hikâyesinin ilk perdesiydi! İkinci perde de mekân seçimi Ankara’ydı. 17-25 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Soruşturması Ankara’nın dehlizlerine düşmüştü bir kere. Hemen her aşaması, adım adım, basamak basamak zamana yayıldı.Yolsuzluk iddialarına adı karışan 4 bakandan üçünün çocuklarının evlerindeki aramalarla 17 Aralık 2013 sabahı başlayan soruşturma 25 Aralık’ta Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın istifalarını getirdi. İstifa eden bu dört bakanla ilgili soruşturma yetkisi olmayan savcılar fezlekelerini hazırlayarak Meclis’e gönderdiler. TBMM’de grubu bulunan 4 partinin oylarıyla Meclis Soruşturma Komisyonu kurulması kararı alındı alınmasına ama hâlâ ortada komisyon falan yok.CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, iktidar partisinin tavrını, “Hem suçlu hem güçlü” tabiriyle açıklıyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Ruhsar Demirel, “Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış” atasözünü hatırlatıyor. Muhalefet sözcüleri AKP’nin süreci tıkama konusundaki ustaca politika üretimi ve kıvrak manevraları karşısında bunalmış durumda. “Suçüstü” yakaladıklarını düşündükleri AKP’nin ‘yağlı güreş pehlivanı’ gibi ellerinden kaydığını belirtiyorlar. Sonuçta, Meclis’teki sayısal üstünlük, iktidarın en önemli güç kaynağı. Genel Kurul gündeminin belirlenmesinden tasarı ve tekliflerin ekleme-çıkarma yapılarak yasalaşmasına, araştırma-soruşturma önergelerinin oylanmasından kurulan komisyonlara üye seçilmesine kadar Meclis’teki tüm süreç AKP’nin parmak çokluğunun kullanılışına göre şekilleniyor.Gelmeyen fezlekeler17 Aralık sürecine adı karışan 4 bakanla ilgili soruşturmanın Meclis eliyle yapılması gerekiyordu. Savcıların bu yönde hazırladığı fezlekeler bir türlü Meclis’e gelmiyordu. Bu süreçte yaşanan sıkıntılar, aslında ilk işaret fişekleriydi. Fezlekeler Adalet Bakanlığı üzerinden mi Meclis’e ulaşacaktı? Yoksa doğrudan TBMM Başkanlığı’na mı sunulacaktı! Aslında daha önce hazırlanan yüzlerce fezleke ile yol yordam belli idi ama... Savcılar 17 Aralık’ı müteakip fezlekeleri Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden Adalet Bakanlığı’na ulaştırdılar. Rutin işlemlere göre fezlekelerin bir iki gün içinde Başbakanlık üzerinden TBMM Başkanlığı’na ulaşması gerekiyordu. Elbette öyle olmadı. Adalet Bakanlığı yetkilileri (e-maile bakma kadar basit olmasına rağmen) UYAP’taki fezlekeleri görmezden gelerek bir nevi ‘tebellüğ’ etmediler. Savcılar, “bakanlığa gönderdik” derken, ısrarlı sorularımıza bakanlık yetkilileri, kendilerine “resmen ulaşan fezleke olmadığı” karşılığını verdiler. Haftalar geçti! Bakanlık üzerinden olmayınca, savcılar doğrudan TBMM Başkanlığı’na gönderdiler. Cemil Çiçek prosedür izlenmediği gerekçesiyle iade etti.Yaklaşık 10 hafta sonra fezlekeler Meclis Başkanlığı resmî kayıtlarına girdiğinde TBMM yerel seçim tatiline girme kararı almıştı. 28 Şubat’ta gelen fezlekeler tatil öncesi genel kurulda okunabilirdi ancak Başkan Ç
Zaman
Ana Sayfa
09.07.2014
17Aralıksoruşturmasınasıluyutuluyor?17 Aralık soruşturması nasıl uyutuluyor?
Muğla sahilleri kaçak inşaatla doldu
Zaman
16.06.2014
02:08
İki yıl önce Muğla’da İl Özel İdaresi ve belde belediyelerinin kapatılması, denetimsizlik ve kaçak yapılaşmanın önünü açtı. Kurumlar arasındaki yetki karmaşası yüzünden bir merci devam eden inşaatlara yıkım kararı verirken bir başkası çalışma ruhsatı veriyor. Bu durum Bodrum, Marmaris, Datça ve Fethiye gibi turizm merkezlerinde kıyılar ve arkeolojik alanlar tehdit ediyor.6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından İl Özel İdaresi tarafından Muğla genelinde daha önceden tespit edilen yaklaşık 5 bin 597 kaçak yapı sayısında artış yaşanıyor. İki yıl önce söz konusu kanunla büyükşehir statüsü kazanan Muğla’da İl Özel İdaresi ve belde belediyelerinin kapatılması, denetimsizlik ve kaçak yapılaşmanın önünü açtı. Özel çevre koruma, arkeolojik ve doğal sit alanlarına sahip kentte, son bir yılda özellikle sahil şeridi ve kıyı kesimlerinde kaçak yapılaşma arttı. Bodrum, Marmaris, Datça ve Fethiye gibi önemli turizm merkezlerinde boy gösteren kaçak yapılaşma sebebiyle kıyılar ve arkeolojik alanlar tehdit altında. Kurumlar arasındaki yetki karmaşası sebebiyle de şehirde devam eden kaçak inşaatlara bir merci yıkım kararı verirken diğeri buna rağmen çalışma ruhsatı veriyor.Özellikle yerel yönetimler seçimiyle birlikte mahalleye dönüştürülen Marmaris’in Orhaniye, Selimiye ve İçmeler’deki turizm beldelerinde denize sıfır alanlarda yapılan kaçak otel inşaatları ve iskeleler dikkat çekiyor. Selimiye’de bir sene içinde 140’a yakın inşaat başladı. 2013’ün sonunda bir petrol şirketi sahibi A.A., Selimiye’de satın aldığı denize sıfır yaklaşık 2 bin dönümlük arazi üzerine yapımına başlanan 4 katlı 42 odalı otel vatandaşların şikâyetleri üzerine yapımı durduruldu. Orhaniye Mahallesi’nde ise seçim döneminde yapılan 15 tekne bağlama iskelesi ise hâlâ kaçak olarak faaliyet gösteriyor. Kıyı şeridindeki köylerde yaşayan vatandaşlar, “Biz bu topraklarda 150-200 yıldır yaşıyoruz. Arazimizin üzerine bırakın bir ev yapmayı, onarım yapılmasına dahi izin verilmezken, başkaları burada kaçak oteller inşa ediyor. Kanunlar sadece garip vatandaşlar için mi geçerli?” diye tepki gösteriyor.Marmaris Turizm ve Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Filiz Ersan ise hükümetin burada her gün bir problem çıkardığını iddia ederek, “Dünyaca ünlü Kızkumu’nun dünya kültürel ve doğal miras listesine alınması için UNESCO’ya başvurduk. Seçim arifesinde buraya her gün bir gemi bağlama iskelesi yapıldı. Burada millî bir felaket yaşanıyor. Ankara koridorlarında alınan kararlarla topraklarımız elden gidiyor. Marmaris’e ne bakan ne de milletvekili gelmesini istemiyoruz artık.” ifadelerini kullandı. Orhaniye Mahallesi Muhtarı Cem Dinç de mahallerindeki işletmelerin ve gemi iskelelerinin ruhsatı bulunmadığına dikkat çekerek, “Muğla’da devlet kurumlarında kimin ne yaptığı belli değil. Birisi ‘yıkacağım’ diyor, diğeri ‘yap’ diyor.” dedi.Kızkumu Motel’in sahibi Ramazan Özdemir, Orhaniye Mahallesi’ndeki çoğu restoran ve iskelelerin kaçak yapıldığını iddia ederek, “32 yıldır burada işletmecilik yapıyorum. Seçim döneminde burada inşaata başlandı. Fosseptikleri bile yok, bunların atıkları denize dökülüyor. Yolları bile olmayan işletmeler var. Yetkililere müracaat ettik fakat hiçbir işlem yapmadılar. Adada bile çalışma yapmaya başladılar.” dedi. Mimarlar Odası Muğla Şube Başkanı Osman Köseoğlu ise kıyılardaki kültür değerleri ortadan kaldırılarak, kısa vadeli ekonomik rant operasyonu yapıldığını ileri sürdü. Daha önce Muğla İl Genel Meclisi’nde iki dönem CHP’den grup başkan vekilliği görevini yürüten Marmaris Belediye Başkan Yardımcısı Dursun Kaplan, kaçak yapılaşma konusunda yetki karmaşasına dikkat çekerek, “İmar planı yapma yetkisi Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde. Büyükşehir Belediyesi de bu konuyla ilgili olarak karşılıklı sözleşme yaparak 1/25 bin ölçekli imar planlarını yapabilir.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
16.06.2014
MuğlasahillerikaçakinşaatladolduMuğla sahilleri kaçak inşaatla doldu
Muğla sahilleri kaçak inşaatla doldu
Zaman
16.06.2014
02:00
İki yıl önce Muğla’da İl Özel İdaresi ve belde belediyelerinin kapatılması, denetimsizlik ve kaçak yapılaşmanın önünü açtı. Kurumlar arasındaki yetki karmaşası yüzünden bir merci devam eden inşaatlara yıkım kararı verirken bir başkası çalışma ruhsatı veriyor. Bu durum Bodrum, Marmaris, Datça ve Fethiye gibi turizm merkezlerinde kıyılar ve arkeolojik alanlar tehdit ediyor.6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin ardından İl Özel İdaresi tarafından Muğla genelinde daha önceden tespit edilen yaklaşık 5 bin 597 kaçak yapı sayısında artış yaşanıyor. İki yıl önce söz konusu kanunla büyükşehir statüsü kazanan Muğla’da İl Özel İdaresi ve belde belediyelerinin kapatılması, denetimsizlik ve kaçak yapılaşmanın önünü açtı. Özel çevre koruma, arkeolojik ve doğal sit alanlarına sahip kentte, son bir yılda özellikle sahil şeridi ve kıyı kesimlerinde kaçak yapılaşma arttı. Bodrum, Marmaris, Datça ve Fethiye gibi önemli turizm merkezlerinde boy gösteren kaçak yapılaşma sebebiyle kıyılar ve arkeolojik alanlar tehdit altında. Kurumlar arasındaki yetki karmaşası sebebiyle de şehirde devam eden kaçak inşaatlara bir merci yıkım kararı verirken diğeri buna rağmen çalışma ruhsatı veriyor.Özellikle yerel yönetimler seçimiyle birlikte mahalleye dönüştürülen Marmaris’in Orhaniye, Selimiye ve İçmeler’deki turizm beldelerinde denize sıfır alanlarda yapılan kaçak otel inşaatları ve iskeleler dikkat çekiyor. Selimiye’de bir sene içinde 140’a yakın inşaat başladı. 2013’ün sonunda bir petrol şirketi sahibi A.A., Selimiye’de satın aldığı denize sıfır yaklaşık 2 bin dönümlük arazi üzerine yapımına başlanan 4 katlı 42 odalı otel vatandaşların şikâyetleri üzerine yapımı durduruldu. Orhaniye Mahallesi’nde ise seçim döneminde yapılan 15 tekne bağlama iskelesi ise hâlâ kaçak olarak faaliyet gösteriyor. Kıyı şeridindeki köylerde yaşayan vatandaşlar, “Biz bu topraklarda 150-200 yıldır yaşıyoruz. Arazimizin üzerine bırakın bir ev yapmayı, onarım yapılmasına dahi izin verilmezken, başkaları burada kaçak oteller inşa ediyor. Kanunlar sadece garip vatandaşlar için mi geçerli?” diye tepki gösteriyor.Marmaris Turizm ve Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Filiz Ersan ise hükümetin burada her gün bir problem çıkardığını iddia ederek, “Dünyaca ünlü Kızkumu’nun dünya kültürel ve doğal miras listesine alınması için UNESCO’ya başvurduk. Seçim arifesinde buraya her gün bir gemi bağlama iskelesi yapıldı. Burada millî bir felaket yaşanıyor. Ankara koridorlarında alınan kararlarla topraklarımız elden gidiyor. Marmaris’e ne bakan ne de milletvekili gelmesini istemiyoruz artık.” ifadelerini kullandı. Orhaniye Mahallesi Muhtarı Cem Dinç de mahallerindeki işletmelerin ve gemi iskelelerinin ruhsatı bulunmadığına dikkat çekerek, “Muğla’da devlet kurumlarında kimin ne yaptığı belli değil. Birisi ‘yıkacağım’ diyor, diğeri ‘yap’ diyor.” dedi.Kızkumu Motel’in sahibi Ramazan Özdemir, Orhaniye Mahallesi’ndeki çoğu restoran ve iskelelerin kaçak yapıldığını iddia ederek, “32 yıldır burada işletmecilik yapıyorum. Seçim döneminde burada inşaata başlandı. Fosseptikleri bile yok, bunların atıkları denize dökülüyor. Yolları bile olmayan işletmeler var. Yetkililere müracaat ettik fakat hiçbir işlem yapmadılar. Adada bile çalışma yapmaya başladılar.” dedi. Mimarlar Odası Muğla Şube Başkanı Osman Köseoğlu ise kıyılardaki kültür değerleri ortadan kaldırılarak, kısa vadeli ekonomik rant operasyonu yapıldığını ileri sürdü. Daha önce Muğla İl Genel Meclisi’nde iki dönem CHP’den grup başkan vekilliği görevini yürüten Marmaris Belediye Başkan Yardımcısı Dursun Kaplan, kaçak yapılaşma konusunda yetki karmaşasına dikkat çekerek, “İmar planı yapma yetkisi Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde. Büyükşehir Belediyesi de bu konuyla ilgili olarak karşılıklı sözleşme yaparak 1/25 bin ölçekli imar planlarını yapabilir.” dedi.
Zaman
Ekonomi
16.06.2014
MuğlasahillerikaçakinşaatladolduMuğla sahilleri kaçak inşaatla doldu
Atadığınız insanların ‘montaj’ raporlarıyla aklanamazsınız
Zaman
09.06.2014
02:02
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, AK Parti iktidarında hiçbir dönemde olmadığı kadar yolsuzluk yapıldığını söyledi. TÜBİTAK’ın alay konusu olan ‘montaj’ raporuna tepki gösteren Destici, “Ne kadar kapatmaya çalışırsanız çalışın, atadığınız insanlara montaj dedirtirseniz dedirtin, milletin hafızasından söküp atamazsınız.” dedi.Büyük Birlik Partisi (BBP) 9. Olağan Kurultayı, İvedik Organize Sanayi Kongre Salonu’nda yapıldı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin tek aday olduğu kurultay, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla başladı. Konuşmasına başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere helikopter kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyerek başlayan Destici, Yazıcıoğlu’nun usul ve üslupla yaptığı siyaseti takip etmeye devam edeceklerini belirtti. Türkiye’nin ahlak konusunda büyük bir yozlaşmaya sürüklendiğini anlattı. Uyuşturucu başta olmak üzere kötü alışkanlıkların arttığına dikkat çekti. “Eğer bir ülkede 100 lise öğrencisinden 45’i sigara, 39’u alkol ve yüzde 20’ye yakını uyuşturucu kullanıyorsa bu ülkede biz, hangi ahlaktan, hangi gelecekten, hangi nesilden bahsedebiliriz?” diye soran Destici, ülkeyi yönetenlerin eğilmesi gereken asıl konunun bu olduğunu ama hiç umurlarında olmadığını ifade etti. Yerel seçimlerde partisinin seçim bütçesinin birkaç yüz bin lira iken iktidar partisinin BBP’den bir ilçeyi almak için 18 trilyon lira harcadığını dile getiren Destici, bu paranın kaynağını sordu. Ardından, “Bu milletin parası ama bunun hesabı bir gün sorulur. Rabb’im, bize, BBP’ye bu kadrolara imkân versin, iktidarı nasip etsin, hiç kimsenin yapmadığı, yapamadığını yapacağız. Boğazlarından, kursaklarından çıkarıp milletin önüne koymazsak namerdiz. Milletin malını kendi malı gibi görenler, ‘devletin malını deniz’ hesabıyla tüketmeye çalışanlar sanmasın ki bu hesap bir gün sorulmaz. Bu dünyada sorulmazsa ahirette sorulur. Toplumda öyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor ki en dindar, en mütedeyyin diyebileceğimiz insanların ağzından maalesef şu kelimeler dökülüyor: ‘Yesin de bizimki yesin’, ‘Hizmet etsin de yesin’, ‘Öbürü yiyeceğine bu yesin’ diyor. Bu nerede yazıyor? Allah’ın kitabında böyle bir cevaz var mı? Resul’ün (sas) sünnetinde böyle bir uygulama var mı?” ifadelerini kullandı.SAYIN BAŞBAKAN, ASIL PARALEL DEVLETİ GÖRMEZDEN Mİ GELİYORSUNUZ?BBP lideri, AKP iktidarında hiçbir dönemde olmadığı kadar yolsuzluk yapıldığını anlattı. Destici, “Hangi çözümü bulursanız bulun, ne kadar kapatmaya çalışırsanız çalışın, atadığınız insanlara montaj dedirtirseniz dedirtin, milletin hafızasına yerleşti, milletin hafızasından söküp atamazsınız. Ancak hukuka gidip, hukukta aklanırsanız o zaman bir nebze milletin hafızasında, milletin vicdanında aklanmış olursunuz.” diye konuştu. Mustafa Destici, Diyarbakır’da çözüm sürecine ilişkin düzenlenen çalıştayı da eleştirdi. Kardeş kavgasını, şehit gelmesini ve kan akmasını istemediklerini vurguladı. Destici, “Kürt kardeşlerimizi dün de kucakladık, bugün de kucaklarız, yarın da kucaklayacağız. Hiçbirimiz 14, 15 yaşında çocukların dağa kaçırılmasını istemiyoruz. Diyarbakır’da çocukları zorla dağa götürülen anaların acısını yüreğinde hisseden bir siyasi partiyiz. Bunun sorumlusu kim, bunun mesuliyeti kimde, bu ülkeyi kim yönetiyor? Sayın Başbakan, Gezi’ye takılmış oradan devam ediyor. 17, 25 Aralık’a takılmış oradan devam ediyor. Burada açıkça paralel bir devlet kuruluyor. Sayın Başbakan, bunu görmüyor musun, görmezden mi geliyorsun? Yoksa adına çözüm süreci dediğin pazarlık ve müzakere süreci içinde bu var mı, bunu bir millete söyle.” dedi.
Zaman
Politika
09.06.2014
Atadığınızinsanların‘montaj’raporlarıylaaklanamazsınızAtadığınız insanların ‘montaj’ raporlarıyla aklanamazsınız
Atadığınız insanların ‘montaj’ raporlarıyla aklanamazsınız
Zaman
09.06.2014
02:02
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, AK Parti iktidarında hiçbir dönemde olmadığı kadar yolsuzluk yapıldığını söyledi. TÜBİTAK’ın alay konusu olan ‘montaj’ raporuna tepki gösteren Destici, “Ne kadar kapatmaya çalışırsanız çalışın, atadığınız insanlara montaj dedirtirseniz dedirtin, milletin hafızasından söküp atamazsınız.” dedi.Büyük Birlik Partisi (BBP) 9. Olağan Kurultayı, İvedik Organize Sanayi Kongre Salonu’nda yapıldı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’nin tek aday olduğu kurultay, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla başladı. Konuşmasına başta Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere helikopter kazasında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyerek başlayan Destici, Yazıcıoğlu’nun usul ve üslupla yaptığı siyaseti takip etmeye devam edeceklerini belirtti. Türkiye’nin ahlak konusunda büyük bir yozlaşmaya sürüklendiğini anlattı. Uyuşturucu başta olmak üzere kötü alışkanlıkların arttığına dikkat çekti. “Eğer bir ülkede 100 lise öğrencisinden 45’i sigara, 39’u alkol ve yüzde 20’ye yakını uyuşturucu kullanıyorsa bu ülkede biz, hangi ahlaktan, hangi gelecekten, hangi nesilden bahsedebiliriz?” diye soran Destici, ülkeyi yönetenlerin eğilmesi gereken asıl konunun bu olduğunu ama hiç umurlarında olmadığını ifade etti. Yerel seçimlerde partisinin seçim bütçesinin birkaç yüz bin lira iken iktidar partisinin BBP’den bir ilçeyi almak için 18 trilyon lira harcadığını dile getiren Destici, bu paranın kaynağını sordu. Ardından, “Bu milletin parası ama bunun hesabı bir gün sorulur. Rabb’im, bize, BBP’ye bu kadrolara imkân versin, iktidarı nasip etsin, hiç kimsenin yapmadığı, yapamadığını yapacağız. Boğazlarından, kursaklarından çıkarıp milletin önüne koymazsak namerdiz. Milletin malını kendi malı gibi görenler, ‘devletin malını deniz’ hesabıyla tüketmeye çalışanlar sanmasın ki bu hesap bir gün sorulmaz. Bu dünyada sorulmazsa ahirette sorulur. Toplumda öyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor ki en dindar, en mütedeyyin diyebileceğimiz insanların ağzından maalesef şu kelimeler dökülüyor: ‘Yesin de bizimki yesin’, ‘Hizmet etsin de yesin’, ‘Öbürü yiyeceğine bu yesin’ diyor. Bu nerede yazıyor? Allah’ın kitabında böyle bir cevaz var mı? Resul’ün (sas) sünnetinde böyle bir uygulama var mı?” ifadelerini kullandı.SAYIN BAŞBAKAN, ASIL PARALEL DEVLETİ GÖRMEZDEN Mİ GELİYORSUNUZ?BBP lideri, AKP iktidarında hiçbir dönemde olmadığı kadar yolsuzluk yapıldığını anlattı. Destici, “Hangi çözümü bulursanız bulun, ne kadar kapatmaya çalışırsanız çalışın, atadığınız insanlara montaj dedirtirseniz dedirtin, milletin hafızasına yerleşti, milletin hafızasından söküp atamazsınız. Ancak hukuka gidip, hukukta aklanırsanız o zaman bir nebze milletin hafızasında, milletin vicdanında aklanmış olursunuz.” diye konuştu. Mustafa Destici, Diyarbakır’da çözüm sürecine ilişkin düzenlenen çalıştayı da eleştirdi. Kardeş kavgasını, şehit gelmesini ve kan akmasını istemediklerini vurguladı. Destici, “Kürt kardeşlerimizi dün de kucakladık, bugün de kucaklarız, yarın da kucaklayacağız. Hiçbirimiz 14, 15 yaşında çocukların dağa kaçırılmasını istemiyoruz. Diyarbakır’da çocukları zorla dağa götürülen anaların acısını yüreğinde hisseden bir siyasi partiyiz. Bunun sorumlusu kim, bunun mesuliyeti kimde, bu ülkeyi kim yönetiyor? Sayın Başbakan, Gezi’ye takılmış oradan devam ediyor. 17, 25 Aralık’a takılmış oradan devam ediyor. Burada açıkça paralel bir devlet kuruluyor. Sayın Başbakan, bunu görmüyor musun, görmezden mi geliyorsun? Yoksa adına çözüm süreci dediğin pazarlık ve müzakere süreci içinde bu var mı, bunu bir millete söyle.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
09.06.2014
Atadığınızinsanların‘montaj’raporlarıylaaklanamazsınızAtadığınız insanların ‘montaj’ raporlarıyla aklanamazsınız
Mümtaz'er Türköne - Temel ve çatı
Zaman
06.06.2014
04:08
MHP’nin “çatı aday” arayışı gerçekçi mi? Çatı’nın tutması için sağlam bir temele dayanması lâzım. Erdoğan karşısında, muhalefet cazip bir alternatif oluşturabilir mi? “Temel” dediğimiz siyasetin maddi şartları, yerleşmiş gelenekleri ve seçmeninden liderine kadar karar verenlerin sebepleri. Temel sağlam mı? Cevabı, siyasetin esbabı kadar sağlam bir Temel fıkrası ile verelim:Temel cüzdanını çaldırmış. “Hırsızın elini cebine soktuğunu nasıl fark etmedin mi?” diye sormuşlar. Temel’in mazereti: “Ula nerden pileydum da, pir elin cebume cirdiğini farkettum ama çendi elum miydi, değil miydi onu farkedemedum.”Bu “Temel” üzerine oluşturacağınız “Çatı”adan alacağınız verimi, Muharrem Yılmaz’ın TÜSİAD başkanlığından istifasına bakarak tahmin edebilirsiniz. Temel’in cüzdanına uzanan el kimin eli? Hükümet, muhaliflerine “devlet terörü” uyguluyor. Geçmişte faili meçhul cinayetlerle, yani silahla siyaset tanzim edilir, muhalefet susturulurdu. Şimdi aynı amaç için silah yerine ekonomik araçlar kullanılıyor. Bugünlerin en etkili siyasî dinamikleri, devletin elindeki ekonomik terör araçları. HSYK Kanunu’na itiraz eden “Zenginler Kulübü”nün başkanı önce “vatan haini” ilan ediliyor; sonra -süt ürünleri üreten- bu işadamının anasından emdiği süt vergi denetimleri, kredi baskısı ve devlet gücü ile fitil fitil burnundan getiriliyor. Hükümet’in emrindeki medya, şirketin itibarını düşürecek, serbest rekabeti yok edecek sistematik bir karalama kampanyası yürütüyor. Derdinizi kime anlatacaksınız? Hangisi daha etkili: Silahlı devlet terörü mü, yoksa ekonomik devlet terörü mü? Kanın hesabı olmaz; ama ticaret hesap işi. Türkiye’nin en güçlü adamlarından biri, şirketini kurtarmak için Hükümet’e teslim bayrağı çekerken, cüzdanını çaldıran Temel’in kafası karışmış çok mu?“Çatı hesabı”, siyasî hesaba uymuyor. Siyasette iki ile ikinin toplamı genel olarak dörtten az, istisnaî olarak dörtten fazla eder; ama dört ettiği bugüne kadar görülmemiştir. 1 Haziran’da tekrarlanan yerel seçimlerde, temel siyasî dinamikleri temsil eden il Yalova idi. Bu seçimleri normal şartlarda ikinci tur seçim olarak yorumlamak doğru olur. Seçmen doğal olarak, boşa oy vermemek için iptal edilen seçim sonuçlarına bakarak iki parti arasında kutuplaştı. Yalova’da her iki partinin de oylarını birbirine yakın oranlarda artırması, iktidara karşı bir muhalefet bloku oluşamayacağını gösteriyor. MHP seçmeni, CHP ile AK Parti arasında ikinci tercihe zorlandığı zaman tam ortadan ikiye bölünüyor. Bu yüzden Erdoğan karşısında % 55’lik blok oluşturma planı işleyecek gibi görünmüyor. İkinci tura kalma ihtimali yüksek görünen CHP’nin HDP seçmenine sıcak gelecek adayına MHP’lilerin yarısı, CHP’nin MHP’li seçmene yakın duran adayına ise HDP’lilerin tamamı Erdoğan’a oy vererek tepki gösterecek. Safkan CHP’li bir adayın ise peşinen kazanma şansı olmayacak.“Çatı adayı”nın ikinci açmazı, tam da Erdoğan’ın aradığı türden bir kutuplaşmayı kurumlaştırması. Bir tarafta temeli olmayan bir çatı; öbür tarafta tek başına herkese meydan okuyan bir lider. Cüzdana uzanan el kimin?Çatı adayının çok daha derin bir çelişkisi var. Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı sorusunun siyasetteki karşılığı o kadar belirgin değil. Kişilerin halk nezdinde bir sembol olarak tekabül ettiği somut gerçeklikler var. Erdoğan olursa, iktidar denkleminin nasıl çözüleceği, ve yakın geleceğin nasıl şekilleneceği aşağı yukarı belli. Peki ya çatı adayı kazanırsa? Bu ihtimale dayanarak bir gelecek öngörmek ve hesap yapmak mümkün mü? “Çatı adayı” formülü, özünde “Erdoğan’a kaybettirmek”le sınırlı bir strateji. Siyasetin, dolayısıyla ülkenin istikrarı için bir çözümü var mı?Tam tersine, Hükümet’in ekonomik terörüne karşı Muhalefet’in oluşmasına teşebbüs ettiği bir direnç hattı görünüyor mu?İstikrarı koruma gücüne sahip bir isim dışında, temelsiz çatı formülü iş görmez. Bunun formülü ise partilerin bir çatı adayında anlaşması değil, cesaretle ortaya çıkan bir adayın çağrısı üzerine bir mutabakatın oluşmasıdır.
Zaman
En Çok Okunan
06.06.2014
MümtazerTürköne-TemelveçatıMümtazer Türköne - Temel ve çatı
Mümtaz'er Türköne - Temel ve çatı
Zaman
06.06.2014
02:05
MHP’nin “çatı aday” arayışı gerçekçi mi? Çatı’nın tutması için sağlam bir temele dayanması lâzım. Erdoğan karşısında, muhalefet cazip bir alternatif oluşturabilir mi? “Temel” dediğimiz siyasetin maddi şartları, yerleşmiş gelenekleri ve seçmeninden liderine kadar karar verenlerin sebepleri. Temel sağlam mı? Cevabı, siyasetin esbabı kadar sağlam bir Temel fıkrası ile verelim:Temel cüzdanını çaldırmış. “Hırsızın elini cebine soktuğunu nasıl fark etmedin mi?” diye sormuşlar. Temel’in mazereti: “Ula nerden pileydum da, pir elin cebume cirdiğini farkettum ama çendi elum miydi, değil miydi onu farkedemedum.”Bu “Temel” üzerine oluşturacağınız “Çatı”adan alacağınız verimi, Muharrem Yılmaz’ın TÜSİAD başkanlığından istifasına bakarak tahmin edebilirsiniz. Temel’in cüzdanına uzanan el kimin eli? Hükümet, muhaliflerine “devlet terörü” uyguluyor. Geçmişte faili meçhul cinayetlerle, yani silahla siyaset tanzim edilir, muhalefet susturulurdu. Şimdi aynı amaç için silah yerine ekonomik araçlar kullanılıyor. Bugünlerin en etkili siyasî dinamikleri, devletin elindeki ekonomik terör araçları. HSYK Kanunu’na itiraz eden “Zenginler Kulübü”nün başkanı önce “vatan haini” ilan ediliyor; sonra -süt ürünleri üreten- bu işadamının anasından emdiği süt vergi denetimleri, kredi baskısı ve devlet gücü ile fitil fitil burnundan getiriliyor. Hükümet’in emrindeki medya, şirketin itibarını düşürecek, serbest rekabeti yok edecek sistematik bir karalama kampanyası yürütüyor. Derdinizi kime anlatacaksınız? Hangisi daha etkili: Silahlı devlet terörü mü, yoksa ekonomik devlet terörü mü? Kanın hesabı olmaz; ama ticaret hesap işi. Türkiye’nin en güçlü adamlarından biri, şirketini kurtarmak için Hükümet’e teslim bayrağı çekerken, cüzdanını çaldıran Temel’in kafası karışmış çok mu?“Çatı hesabı”, siyasî hesaba uymuyor. Siyasette iki ile ikinin toplamı genel olarak dörtten az, istisnaî olarak dörtten fazla eder; ama dört ettiği bugüne kadar görülmemiştir. 1 Haziran’da tekrarlanan yerel seçimlerde, temel siyasî dinamikleri temsil eden il Yalova idi. Bu seçimleri normal şartlarda ikinci tur seçim olarak yorumlamak doğru olur. Seçmen doğal olarak, boşa oy vermemek için iptal edilen seçim sonuçlarına bakarak iki parti arasında kutuplaştı. Yalova’da her iki partinin de oylarını birbirine yakın oranlarda artırması, iktidara karşı bir muhalefet bloku oluşamayacağını gösteriyor. MHP seçmeni, CHP ile AK Parti arasında ikinci tercihe zorlandığı zaman tam ortadan ikiye bölünüyor. Bu yüzden Erdoğan karşısında % 55’lik blok oluşturma planı işleyecek gibi görünmüyor. İkinci tura kalma ihtimali yüksek görünen CHP’nin HDP seçmenine sıcak gelecek adayına MHP’lilerin yarısı, CHP’nin MHP’li seçmene yakın duran adayına ise HDP’lilerin tamamı Erdoğan’a oy vererek tepki gösterecek. Safkan CHP’li bir adayın ise peşinen kazanma şansı olmayacak.“Çatı adayı”nın ikinci açmazı, tam da Erdoğan’ın aradığı türden bir kutuplaşmayı kurumlaştırması. Bir tarafta temeli olmayan bir çatı; öbür tarafta tek başına herkese meydan okuyan bir lider. Cüzdana uzanan el kimin?Çatı adayının çok daha derin bir çelişkisi var. Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı sorusunun siyasetteki karşılığı o kadar belirgin değil. Kişilerin halk nezdinde bir sembol olarak tekabül ettiği somut gerçeklikler var. Erdoğan olursa, iktidar denkleminin nasıl çözüleceği, ve yakın geleceğin nasıl şekilleneceği aşağı yukarı belli. Peki ya çatı adayı kazanırsa? Bu ihtimale dayanarak bir gelecek öngörmek ve hesap yapmak mümkün mü? “Çatı adayı” formülü, özünde “Erdoğan’a kaybettirmek”le sınırlı bir strateji. Siyasetin, dolayısıyla ülkenin istikrarı için bir çözümü var mı?Tam tersine, Hükümet’in ekonomik terörüne karşı Muhalefet’in oluşmasına teşebbüs ettiği bir direnç hattı görünüyor mu?İstikrarı koruma gücüne sahip bir isim dışında, temelsiz çatı formülü iş görmez. Bunun formülü ise partilerin bir çatı adayında anlaşması değil, cesaretle ortaya çıkan bir adayın çağrısı üzerine bir mutabakatın oluşmasıdır.
Zaman
Köşe Yazıları
06.06.2014
MümtazerTürköne-TemelveçatıMümtazer Türköne - Temel ve çatı
Mümtaz'er Türköne - Temel ve çatı
Zaman
06.06.2014
02:05
MHP’nin “çatı aday” arayışı gerçekçi mi? Çatı’nın tutması için sağlam bir temele dayanması lâzım. Erdoğan karşısında, muhalefet cazip bir alternatif oluşturabilir mi? “Temel” dediğimiz siyasetin maddi şartları, yerleşmiş gelenekleri ve seçmeninden liderine kadar karar verenlerin sebepleri. Temel sağlam mı? Cevabı, siyasetin esbabı kadar sağlam bir Temel fıkrası ile verelim:Temel cüzdanını çaldırmış. “Hırsızın elini cebine soktuğunu nasıl fark etmedin mi?” diye sormuşlar. Temel’in mazereti: “Ula nerden pileydum da, pir elin cebume cirdiğini farkettum ama çendi elum miydi, değil miydi onu farkedemedum.”Bu “Temel” üzerine oluşturacağınız “Çatı”adan alacağınız verimi, Muharrem Yılmaz’ın TÜSİAD başkanlığından istifasına bakarak tahmin edebilirsiniz. Temel’in cüzdanına uzanan el kimin eli? Hükümet, muhaliflerine “devlet terörü” uyguluyor. Geçmişte faili meçhul cinayetlerle, yani silahla siyaset tanzim edilir, muhalefet susturulurdu. Şimdi aynı amaç için silah yerine ekonomik araçlar kullanılıyor. Bugünlerin en etkili siyasî dinamikleri, devletin elindeki ekonomik terör araçları. HSYK Kanunu’na itiraz eden “Zenginler Kulübü”nün başkanı önce “vatan haini” ilan ediliyor; sonra -süt ürünleri üreten- bu işadamının anasından emdiği süt vergi denetimleri, kredi baskısı ve devlet gücü ile fitil fitil burnundan getiriliyor. Hükümet’in emrindeki medya, şirketin itibarını düşürecek, serbest rekabeti yok edecek sistematik bir karalama kampanyası yürütüyor. Derdinizi kime anlatacaksınız? Hangisi daha etkili: Silahlı devlet terörü mü, yoksa ekonomik devlet terörü mü? Kanın hesabı olmaz; ama ticaret hesap işi. Türkiye’nin en güçlü adamlarından biri, şirketini kurtarmak için Hükümet’e teslim bayrağı çekerken, cüzdanını çaldıran Temel’in kafası karışmış çok mu?“Çatı hesabı”, siyasî hesaba uymuyor. Siyasette iki ile ikinin toplamı genel olarak dörtten az, istisnaî olarak dörtten fazla eder; ama dört ettiği bugüne kadar görülmemiştir. 1 Haziran’da tekrarlanan yerel seçimlerde, temel siyasî dinamikleri temsil eden il Yalova idi. Bu seçimleri normal şartlarda ikinci tur seçim olarak yorumlamak doğru olur. Seçmen doğal olarak, boşa oy vermemek için iptal edilen seçim sonuçlarına bakarak iki parti arasında kutuplaştı. Yalova’da her iki partinin de oylarını birbirine yakın oranlarda artırması, iktidara karşı bir muhalefet bloku oluşamayacağını gösteriyor. MHP seçmeni, CHP ile AK Parti arasında ikinci tercihe zorlandığı zaman tam ortadan ikiye bölünüyor. Bu yüzden Erdoğan karşısında % 55’lik blok oluşturma planı işleyecek gibi görünmüyor. İkinci tura kalma ihtimali yüksek görünen CHP’nin HDP seçmenine sıcak gelecek adayına MHP’lilerin yarısı, CHP’nin MHP’li seçmene yakın duran adayına ise HDP’lilerin tamamı Erdoğan’a oy vererek tepki gösterecek. Safkan CHP’li bir adayın ise peşinen kazanma şansı olmayacak.“Çatı adayı”nın ikinci açmazı, tam da Erdoğan’ın aradığı türden bir kutuplaşmayı kurumlaştırması. Bir tarafta temeli olmayan bir çatı; öbür tarafta tek başına herkese meydan okuyan bir lider. Cüzdana uzanan el kimin?Çatı adayının çok daha derin bir çelişkisi var. Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı sorusunun siyasetteki karşılığı o kadar belirgin değil. Kişilerin halk nezdinde bir sembol olarak tekabül ettiği somut gerçeklikler var. Erdoğan olursa, iktidar denkleminin nasıl çözüleceği, ve yakın geleceğin nasıl şekilleneceği aşağı yukarı belli. Peki ya çatı adayı kazanırsa? Bu ihtimale dayanarak bir gelecek öngörmek ve hesap yapmak mümkün mü? “Çatı adayı” formülü, özünde “Erdoğan’a kaybettirmek”le sınırlı bir strateji. Siyasetin, dolayısıyla ülkenin istikrarı için bir çözümü var mı?Tam tersine, Hükümet’in ekonomik terörüne karşı Muhalefet’in oluşmasına teşebbüs ettiği bir direnç hattı görünüyor mu?İstikrarı koruma gücüne sahip bir isim dışında, temelsiz çatı formülü iş görmez. Bunun formülü ise partilerin bir çatı adayında anlaşması değil, cesaretle ortaya çıkan bir adayın çağrısı üzerine bir mutabakatın oluşmasıdır.
Zaman
Ana Sayfa
06.06.2014
MümtazerTürköne-TemelveçatıMümtazer Türköne - Temel ve çatı
Koç’tan Erdoğan’a: Kozmik oda ve ‘in’lerde kendine ait belgeleri mi topluyorsun?
Zaman
04.06.2014
16:54
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın her fırsatta, İnlerine girdik, gireceğiz sözlerini eleştirdi.Koç, Başbakan Erdoğanın, gittiği her yerde in kelimesini kullanmasının hayra alamet olmadığını belirterek, Başbakana şu soruyu yöneltti: Sen kozmik odada, in diye tabir ettiğin bu yerlerde senin işlediğin suçlarla ilgili olan belgeleri ve evrakları mı topluyorsun? Eğer buna uğraşıyorsan, çaba harcama boşuna. Bu devletin vicdanı var. Geleneği ve en önemlisi hafızası var. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalamaz. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) öncesi Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, son günlerde her konuşmasında kullandığı İnlerine girdik şeklindeki söylemini eleştiren Koç, bunun altında başka planların yattığına işaret etti. Koç, Recep Bey grup konuşmasında yine inlerine girdik. dedi. Tıbbi anlamda değerlendirme yapıldığında, bir insanın yatıp kalkıp inden bahsetmesi hayra alamet değildir. Yatıyor in, kalkıyor in, kapıyı açıyor in, kapatıyor in. Allah hayırlara vesile kılsın ama bu saplantı Recep Beyin şuur altında bu in dediğimiz yapılara yakınlığını da bir şekilde gösteriyor. dedi. GÖK KUBBENİN ALTINDA HİÇ BİRŞEY GİZLİ KALMAZ Başbakan Erdoğanın, üzerini kapatmaya çalıştığı olaylar olduğunu ancak bunların hesabını vermekten kaçamayacağını belirten Genel Başkan Yardımcısı Koç, Sadece sıfırlayamadığın ve yurt dışında istiflediğiniz paraların, gemiciklerini, villaların değil, bunların da hesabını vereceksin. Ben hesap verebileceğini biliyorum. Bir gün keser de dönecek, sap da dönecek. Gün gelecek hesap da dönecek. Mübaşir Yüce Divanın önünde adını bağıracak. Savcı ve hakim karşısında süklüm püklüm anlat bakalım diyecekler. Sen o nedenle mi kozmik odaya giriyorsun? O nedenle mi çok merak ettiğin ine dalmaktan bahsediyorsun? Sen kozmik odada in diye tabir ettiğin bu yerlerde senin işlediğin suçlarla ilgili olan belgeleri ve evrakları mı topluyorsun? Eğer buna uğraşıyorsan çaba harcama boşuna. Bu devletin vicdanı var. Geleneği ve en önemlisi hafızası var. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalamaz. Bunlar kaç nüsha ve belge şu anda kimlerin elinde? Türkiyenin siyasetine yön vermek için senin de karşındalar, bu belgeyi elinde tutanlar. ifadelerini kullandı. MİLLET, TERCİHİNİ MUHALEFETTEN YANA KULLANDI Geçtiğimiz hafta sonu tekrarlanan yerel seçim sonuçlarını da değerlendiren Koç, Başta Yalova ve Ağrı sonuçları Erdoğanı ürkütmüş ve korkutmuşa benziyor. Buralarda bütün baskı ve tehditlere rağmen vatandaş iktidar baskısını geri çevirmiş ve tercihini muhalefetten yana kullanmıştır. Millet sandıkta diktatöre dur demiştir. Önümüzdeki sandık devriminin önünü açmıştır. Basit ve en yalın yorum budur. açıklamalarında bulundu. ABD SÖZCÜSÜNÜN AÇIKLAMALARI UTANÇ VERİCİ Gezi Parkının yıl dönümünde Taksimde yayın yapan CNN International muhabiri Ivan Watsonın gözaltına alınması olayını da değerlendiren Koç, şöyle devam etti: O kadar alıştınız ki Alo Fatihlere, Alo Ivan hattı da var zannettiniz. Öyle bir şey yok. Tüm dünyaya rezil ettiniz Türkiyeyi. Peşinden yaptığın açıklamalar bir yana, Amerika Birleşik Devletleri Hükümet Başkan Sözcüsünün Türkiye ile ilgili yaptığı açıklama utanç vericidir. BAŞBAKANIN TAPELERİ KAMUYU İLGİLENDİRİYOR TBMM Başkanı Cemil Çiçekin, yolsuzluk komisyonu kapsamında görevini yapması gerektiğini belirten Genel Başkan Yardımcısı Koç, Başbakanın tapelerinin Çiçek tarafından geri iade edilmesine tepki gösterdi. Koç, Temsil ettiği makamın sorumluluğunu taşımasını istiyoruz. Yolsuzluk iddialarının odağındaki bakanlarla ilgili 30 gün önce bir soruşturma komisyonu oluşturulması kabul edildi. Meclis Başkanı siyasi parti gruplarına yazı yazarak istedi. CHP 20 gün önce üyelerini bildirdi. İktidar partisi henüz bir tek isim dahi bildirmedi. Ne yapabilirim ki? Mazeretine bir Meclis Başkanı sığınabilir mi? Sen TBMM Başkanısın. İç tüzük ortada. İktidar Partisi iç tüzüğü ihlal edecek. Ne yapabilirim ki tarzında davranan Meclis Başkanı bu fotoğrafı seyredecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Meclis Başkanı olduğunu ve yetkilerini hatırlamak zorundadır. CHP şu anda Başbakan olan ve bu işlerde dolaylı ve dolaysız yeri olan Erdoğan ile ilgili de bir önerge verdi. Oğluyla yaptığı telefon konuşmalarının tapeleri yer aldı. Bunu iade ediyor Meclis Başkanı. Özel konuşmaların burada yer almaması gerekiyormuş. Şu anda Başbakan görevini yürüten kişi bir kamu görevi yapıyor. AİHMnin verdiği kararlar var. Bu belgeler ve kayıtlar ne yolla elde edilirse edilsin, bir yolsuzluğu ifşa ediyor ise bunlar kullanılabilir diyor. SOMA FACİASI OLMASAYDI SURİYE PLANINI DEVREYE SOKACAK MIYDINIZ? Suriye ile ilgili Dışişleri Bakanlığında yapılan görüşme
Zaman
Güncel
04.06.2014
Koç’tanErdoğan’aKozmikodave‘in’lerdekendineaitbelgelerimitopluyorsun?Koç’tan Erdoğan’a Kozmik oda ve ‘in’lerde kendine ait belgeleri mi topluyorsun?
Koç’tan Erdoğan’a: Kozmik oda ve ‘in’lerde kendine ait belgeleri mi topluyorsun?
Zaman
04.06.2014
16:54
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın her fırsatta, İnlerine girdik, gireceğiz sözlerini eleştirdi.Koç, Başbakan Erdoğanın, gittiği her yerde in kelimesini kullanmasının hayra alamet olmadığını belirterek, Başbakana şu soruyu yöneltti: Sen kozmik odada, in diye tabir ettiğin bu yerlerde senin işlediğin suçlarla ilgili olan belgeleri ve evrakları mı topluyorsun? Eğer buna uğraşıyorsan, çaba harcama boşuna. Bu devletin vicdanı var. Geleneği ve en önemlisi hafızası var. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalamaz. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) öncesi Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, son günlerde her konuşmasında kullandığı İnlerine girdik şeklindeki söylemini eleştiren Koç, bunun altında başka planların yattığına işaret etti. Koç, Recep Bey grup konuşmasında yine inlerine girdik. dedi. Tıbbi anlamda değerlendirme yapıldığında, bir insanın yatıp kalkıp inden bahsetmesi hayra alamet değildir. Yatıyor in, kalkıyor in, kapıyı açıyor in, kapatıyor in. Allah hayırlara vesile kılsın ama bu saplantı Recep Beyin şuur altında bu in dediğimiz yapılara yakınlığını da bir şekilde gösteriyor. dedi. GÖK KUBBENİN ALTINDA HİÇ BİRŞEY GİZLİ KALMAZ Başbakan Erdoğanın, üzerini kapatmaya çalıştığı olaylar olduğunu ancak bunların hesabını vermekten kaçamayacağını belirten Genel Başkan Yardımcısı Koç, Sadece sıfırlayamadığın ve yurt dışında istiflediğiniz paraların, gemiciklerini, villaların değil, bunların da hesabını vereceksin. Ben hesap verebileceğini biliyorum. Bir gün keser de dönecek, sap da dönecek. Gün gelecek hesap da dönecek. Mübaşir Yüce Divanın önünde adını bağıracak. Savcı ve hakim karşısında süklüm püklüm anlat bakalım diyecekler. Sen o nedenle mi kozmik odaya giriyorsun? O nedenle mi çok merak ettiğin ine dalmaktan bahsediyorsun? Sen kozmik odada in diye tabir ettiğin bu yerlerde senin işlediğin suçlarla ilgili olan belgeleri ve evrakları mı topluyorsun? Eğer buna uğraşıyorsan çaba harcama boşuna. Bu devletin vicdanı var. Geleneği ve en önemlisi hafızası var. Bu gök kubbenin altında hiçbir şey gizli kalamaz. Bunlar kaç nüsha ve belge şu anda kimlerin elinde? Türkiyenin siyasetine yön vermek için senin de karşındalar, bu belgeyi elinde tutanlar. ifadelerini kullandı. MİLLET, TERCİHİNİ MUHALEFETTEN YANA KULLANDI Geçtiğimiz hafta sonu tekrarlanan yerel seçim sonuçlarını da değerlendiren Koç, Başta Yalova ve Ağrı sonuçları Erdoğanı ürkütmüş ve korkutmuşa benziyor. Buralarda bütün baskı ve tehditlere rağmen vatandaş iktidar baskısını geri çevirmiş ve tercihini muhalefetten yana kullanmıştır. Millet sandıkta diktatöre dur demiştir. Önümüzdeki sandık devriminin önünü açmıştır. Basit ve en yalın yorum budur. açıklamalarında bulundu. ABD SÖZCÜSÜNÜN AÇIKLAMALARI UTANÇ VERİCİ Gezi Parkının yıl dönümünde Taksimde yayın yapan CNN International muhabiri Ivan Watsonın gözaltına alınması olayını da değerlendiren Koç, şöyle devam etti: O kadar alıştınız ki Alo Fatihlere, Alo Ivan hattı da var zannettiniz. Öyle bir şey yok. Tüm dünyaya rezil ettiniz Türkiyeyi. Peşinden yaptığın açıklamalar bir yana, Amerika Birleşik Devletleri Hükümet Başkan Sözcüsünün Türkiye ile ilgili yaptığı açıklama utanç vericidir. BAŞBAKANIN TAPELERİ KAMUYU İLGİLENDİRİYOR TBMM Başkanı Cemil Çiçekin, yolsuzluk komisyonu kapsamında görevini yapması gerektiğini belirten Genel Başkan Yardımcısı Koç, Başbakanın tapelerinin Çiçek tarafından geri iade edilmesine tepki gösterdi. Koç, Temsil ettiği makamın sorumluluğunu taşımasını istiyoruz. Yolsuzluk iddialarının odağındaki bakanlarla ilgili 30 gün önce bir soruşturma komisyonu oluşturulması kabul edildi. Meclis Başkanı siyasi parti gruplarına yazı yazarak istedi. CHP 20 gün önce üyelerini bildirdi. İktidar partisi henüz bir tek isim dahi bildirmedi. Ne yapabilirim ki? Mazeretine bir Meclis Başkanı sığınabilir mi? Sen TBMM Başkanısın. İç tüzük ortada. İktidar Partisi iç tüzüğü ihlal edecek. Ne yapabilirim ki tarzında davranan Meclis Başkanı bu fotoğrafı seyredecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Meclis Başkanı olduğunu ve yetkilerini hatırlamak zorundadır. CHP şu anda Başbakan olan ve bu işlerde dolaylı ve dolaysız yeri olan Erdoğan ile ilgili de bir önerge verdi. Oğluyla yaptığı telefon konuşmalarının tapeleri yer aldı. Bunu iade ediyor Meclis Başkanı. Özel konuşmaların burada yer almaması gerekiyormuş. Şu anda Başbakan görevini yürüten kişi bir kamu görevi yapıyor. AİHMnin verdiği kararlar var. Bu belgeler ve kayıtlar ne yolla elde edilirse edilsin, bir yolsuzluğu ifşa ediyor ise bunlar kullanılabilir diyor. SOMA FACİASI OLMASAYDI SURİYE PLANINI DEVREYE SOKACAK MIYDINIZ? Suriye ile ilgili Dışişleri Bakanlığında yapılan görüşme
Zaman
Ana Sayfa
04.06.2014
Koç’tanErdoğan’aKozmikodave‘in’lerdekendineaitbelgelerimitopluyorsun?Koç’tan Erdoğan’a Kozmik oda ve ‘in’lerde kendine ait belgeleri mi topluyorsun?
Cumhurbaşkanı adayımız belli, açıklamak yasak
Zaman
31.05.2014
15:44
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Partinin köşk adayını belirlediğini ancak muhalefetin adayını açıklamasının beklendiğini söyledi.Arınç, Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. dedi. Arınç, MHP ve CHPnin çatı aday belirleme çalışmaları için ise Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatmak lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. ifadelerini kullandı.Arınç, Bursada Kestel Belediye Başkanı Yener Acarı ziyaret ederek, yerel seçimlerde gösterdiği başarı nedeniyle tebrik etti. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun, cumhurbaşkanlığı seçimleri için çatı aday belirleme konusunda bir komisyon kurulmasının gündeme gelmesinin hatırlatılması üzerine, Doğrusu bilmiyorum, ben Norşinde gezerken bunlar konuşulmuş, hafizanallah daha neler duyacağız. diye konuştu.BİRAZ ÇOK FAZLA İLERİ GİDİP SULANIYOR GİBİ GELDİ BANAÇatı aday konusunda çok ilginç karikatürler gördüğünü belirten Arınç, şöyle konuştu: Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatma lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önemlidir. Şimdi halk tarafından seçilecek olması nedeniyle adeta yarı başkanlık sistemi de getireceği için önemli. Elbette AK Partinin adayı olacak ve o aday kazanacaktır. Buna karşılık gönül isterdi ki biz geçmişimizde böyle yaptık. Yani adayımızı her zaman parti olarak gösterdik. Çünkü bir parti benim cumhurbaşkanı adayım olmalı diye bir aday etrafında birleşmelidir. Biz seçilemeyeceğini bile bile Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri aday göstermiştik. Bu ben bir partiyim, adayım var, halkın önüne o odayla çıkacağım demektir. Bu olmayacaksa parti özellikleri taşıyan insanlar üzerinde bir çalışma yapabilirler. Sayın Kılıçdaroğlu ve Bahçelinin de kapı kapı dolaşıp bazılarından fikir almasını, adaylar tespit etmeye çalışmasını, kendileri aday göstermiyorsa doğrusu olağan karşılıyorum. Ama bu iş sanki biraz çok fazla ileri gidip sulanıyor gibi geldi bana. Sadece dikkatlerini çekmek için söylüyorum. Siz bu çalışmaları yapmaya devam ederseniz, farkında olmazsınız, cumhurbaşkanı seçimi yapılmış olur. Bir an önce ne yapacaksanız, gidin konuşun, Sayın Demirel ile konuşmuşsunuz, o sayın Abdullah Gülden ve Cemil Çiçekten bahsetmiş. Başkası başka isimler söylemiş. Kimden görüş istiyorsanız isteyin, halkın beklentilerine uygun bir çalışma yapın. Gülünç olmayalım, boşa zaman kaybetmeyelim.DIŞARIDA KİMSE SELAM VERMEZAKP olarak kendi adaylarını önümüzdeki günlerde ilan edeceklerini belirten Arınç, CHP ve MHPnin belirleyeceği isme her iki partinin de destek verip vermeyeceğinin meçhul olduğunu kaydetti. Arınç, şöyle devam etti: FPdeyken Ecevit ve Hüsamettin Özkan, Kutanı ziyaret etti. Beni de grup başkanvekili olarak davet etti görüşmeye. Biz de Anavatan Partisi işin içinde mi? dedik. Anavatan yok. Mesut Yılmazın kendine göre hesapları var izlenimi edindim dendi. Formül önerdim. Biz size 3 isim verelim siz o 3 isimden birini cumhurbaşkanı adayı yapalım. Ya da siz 3 isim verin bize biz destekleyebiliriz diyelim, hoşlarına gitti. Geldiler parlamento içinden 2 dışından 2 isim önerildi. Biri de Haberaldı. 2 gün sonra aniden bir haber geldi. Kutanla beraberdik. Biz bunlar üzerinde çalışmayı bıraktık, AYM Başkanlığına ne dersiniz dediler. Grubu topladık hemen. Sıcak bir hava oluştu. Refahın kapatılmasında imza sahibi olması içimizde yaradır. Ama o günkü açıklamaları hukukun üstünlüğü içinde gibiydi. Necdet Sezerin adaylığı o gün belirlendi. Biz Köşk adaylığı konusunda rahatız. CHP içinde o kadar çok ismi geçen var ki bazen kulaklarıma inanamıyorum. MHPde öyle. Halkta 10 kişide bile karşılığı yoktur. Siz onları güçlü gösterirsiniz ama dışarıda kimse selam vermez. Halk seçecek bunları, devir değişti. Halk bunları ister mi diye düşünmeleri lazım.ADAYIMIZI AŞAĞI YUKARI BİLİYORUZ, AÇIKLAMA İZNİMİZ ÇIKMADIArınç, bir gazetecinin, Adayınızı Mayıs ayın sonunda açıklayacağınızı söylemiştiniz, açıklayacak mısınız? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Baş harflerini söylesem olur mu? Bugün 31 Mayıs ama cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacak durumda değiliz, sözümü tutamadım. Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. Kendi içindeki çalışmaları bitirmiş durumda. Şu anda da bir isim açıklayacak durumda değiliz.İL BAŞKANLARININ İSTİFA ETMESİ
Zaman
Son Dakika
31.05.2014
CumhurbaşkanıadayımızbelliaçıklamakyasakCumhurbaşkanı adayımız belli açıklamak yasak
Cumhurbaşkanı adayımız belli, açıklamak yasak
Zaman
31.05.2014
15:44
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Partinin köşk adayını belirlediğini ancak muhalefetin adayını açıklamasının beklendiğini söyledi.Arınç, Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. dedi. Arınç, MHP ve CHPnin çatı aday belirleme çalışmaları için ise Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatmak lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. ifadelerini kullandı.Arınç, Bursada Kestel Belediye Başkanı Yener Acarı ziyaret ederek, yerel seçimlerde gösterdiği başarı nedeniyle tebrik etti. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun, cumhurbaşkanlığı seçimleri için çatı aday belirleme konusunda bir komisyon kurulmasının gündeme gelmesinin hatırlatılması üzerine, Doğrusu bilmiyorum, ben Norşinde gezerken bunlar konuşulmuş, hafizanallah daha neler duyacağız. diye konuştu.BİRAZ ÇOK FAZLA İLERİ GİDİP SULANIYOR GİBİ GELDİ BANAÇatı aday konusunda çok ilginç karikatürler gördüğünü belirten Arınç, şöyle konuştu: Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatma lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önemlidir. Şimdi halk tarafından seçilecek olması nedeniyle adeta yarı başkanlık sistemi de getireceği için önemli. Elbette AK Partinin adayı olacak ve o aday kazanacaktır. Buna karşılık gönül isterdi ki biz geçmişimizde böyle yaptık. Yani adayımızı her zaman parti olarak gösterdik. Çünkü bir parti benim cumhurbaşkanı adayım olmalı diye bir aday etrafında birleşmelidir. Biz seçilemeyeceğini bile bile Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri aday göstermiştik. Bu ben bir partiyim, adayım var, halkın önüne o odayla çıkacağım demektir. Bu olmayacaksa parti özellikleri taşıyan insanlar üzerinde bir çalışma yapabilirler. Sayın Kılıçdaroğlu ve Bahçelinin de kapı kapı dolaşıp bazılarından fikir almasını, adaylar tespit etmeye çalışmasını, kendileri aday göstermiyorsa doğrusu olağan karşılıyorum. Ama bu iş sanki biraz çok fazla ileri gidip sulanıyor gibi geldi bana. Sadece dikkatlerini çekmek için söylüyorum. Siz bu çalışmaları yapmaya devam ederseniz, farkında olmazsınız, cumhurbaşkanı seçimi yapılmış olur. Bir an önce ne yapacaksanız, gidin konuşun, Sayın Demirel ile konuşmuşsunuz, o sayın Abdullah Gülden ve Cemil Çiçekten bahsetmiş. Başkası başka isimler söylemiş. Kimden görüş istiyorsanız isteyin, halkın beklentilerine uygun bir çalışma yapın. Gülünç olmayalım, boşa zaman kaybetmeyelim.DIŞARIDA KİMSE SELAM VERMEZAKP olarak kendi adaylarını önümüzdeki günlerde ilan edeceklerini belirten Arınç, CHP ve MHPnin belirleyeceği isme her iki partinin de destek verip vermeyeceğinin meçhul olduğunu kaydetti. Arınç, şöyle devam etti: FPdeyken Ecevit ve Hüsamettin Özkan, Kutanı ziyaret etti. Beni de grup başkanvekili olarak davet etti görüşmeye. Biz de Anavatan Partisi işin içinde mi? dedik. Anavatan yok. Mesut Yılmazın kendine göre hesapları var izlenimi edindim dendi. Formül önerdim. Biz size 3 isim verelim siz o 3 isimden birini cumhurbaşkanı adayı yapalım. Ya da siz 3 isim verin bize biz destekleyebiliriz diyelim, hoşlarına gitti. Geldiler parlamento içinden 2 dışından 2 isim önerildi. Biri de Haberaldı. 2 gün sonra aniden bir haber geldi. Kutanla beraberdik. Biz bunlar üzerinde çalışmayı bıraktık, AYM Başkanlığına ne dersiniz dediler. Grubu topladık hemen. Sıcak bir hava oluştu. Refahın kapatılmasında imza sahibi olması içimizde yaradır. Ama o günkü açıklamaları hukukun üstünlüğü içinde gibiydi. Necdet Sezerin adaylığı o gün belirlendi. Biz Köşk adaylığı konusunda rahatız. CHP içinde o kadar çok ismi geçen var ki bazen kulaklarıma inanamıyorum. MHPde öyle. Halkta 10 kişide bile karşılığı yoktur. Siz onları güçlü gösterirsiniz ama dışarıda kimse selam vermez. Halk seçecek bunları, devir değişti. Halk bunları ister mi diye düşünmeleri lazım.ADAYIMIZI AŞAĞI YUKARI BİLİYORUZ, AÇIKLAMA İZNİMİZ ÇIKMADIArınç, bir gazetecinin, Adayınızı Mayıs ayın sonunda açıklayacağınızı söylemiştiniz, açıklayacak mısınız? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Baş harflerini söylesem olur mu? Bugün 31 Mayıs ama cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacak durumda değiliz, sözümü tutamadım. Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. Kendi içindeki çalışmaları bitirmiş durumda. Şu anda da bir isim açıklayacak durumda değiliz.İL BAŞKANLARININ İSTİFA ETMESİ
Zaman
Ana Sayfa
31.05.2014
CumhurbaşkanıadayımızbelliaçıklamakyasakCumhurbaşkanı adayımız belli açıklamak yasak
Şahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Zaman
13.05.2014
17:40
Gazetelerde köşe yazmaya başladığımdan bu yana Türkiye’nin sorunlarının ancak özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyle, barışçı yoldan çözülebileceğini savunuyorum.Elbette ki bu bakış açısı, Kürt kimliğinin inkârından kaynaklanan, kısaca Kürt sorunu dediğimiz sorunu da kapsıyor. Hiçbir konuda olmadığı gibi, bu konuda da silah çıkar yol değil. Silahlı çözüm arayışlarının bedelinin ne olduğunu çok acı tecrübelerle biliyoruz. Türkiye, Kürt sorununa siyasi, demokratik bir çözüm bulmak zorunda. Bu ülke bütünlüğünün korunması açısından da zorunlu, zira Kürtlerinin çoğu Türk çoğunluklu bölgelerde yaşıyor; karma evliliklerden doğan, hem Türk hem de Kürt milyonlarca yurttaş var.Bu ülkede Kürtlere büyük haksızlıklar yapıldı. Kürtler Kemalist önderliğin özerklik vaadiyle, Türkiye’nin hem Türklerin hem de Kürtlerin devleti olacağı vaadiyle kurtuluş savaşına katıldılar. Savaş kazanıldığında, tek-kültürcü, otoriter modernlik anlayışıyla vaadler yerine getirilmedi. Kürtlerin kimlikleri, dilleri inkâr edildi; zorunlu asimilasyona ve ağır baskılara maruz bırakıldılar. PKK’nın silahlı isyanının zorlamasıyla, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yayılan insan hakları ve demokrasi idealleriyle, AB’ye katılım sürecinin desteğiyle 1990’ların başından bu yana, Kürt kimliğinin adım adım tanınmasına tanık oluyoruz. Bugün gelinen noktada büyük çoğunluğuyla Kürtlerin ortak oldukları bir talep var: Kürt kimliğini inkâr etmeyen, Kürtlere anadilde eğitim ve yerinden yönetim hakkı tanıyan yeni bir Türkiye. Bu talep karşılanmadan Türkiye huzur bulamaz, istikrar kazanamaz.Yukarıda tanımlanan anlamda yeni Türkiye’ye düne nazaran bugün daha yakın olduğumuz söylenebilir mi? Evet, söylenebilir. Bunun en önemli göstergesi, PKK isyanının geçirdiği evrim. Hatırlayalım: PKK, bütün Kürtleri silahlı mücadeleyle tek bir komünist bayrak altında toplamak amacıyla yola çıktı. Yıllar içinde önce Marxizm–Leninizm’i terk etti, sonra hedefini Türkiye içinde özerklikle sınırladı, nihayet 2013 Nevruz’unda, PKK’nın İmralı’da hapis lideri Abdullah Öcalan “Silahlı mücadele dönemi bitti…” dedi. Bu evrimde, büyük çoğunluğuyla Kürtlerin kimlik haklarına sahip çıktıkları kadar, ayrılmaya da, şiddete de karşı çıkmalarının büyük rolü olduğu muhakkak.Geçtiğimiz günlerde KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun “Eskiden devlet kurma anlayışı vardı. Bundan vazgeçtik… HDP ile Türkiye sınırlarında Türkiye’nin demokratikleşmesi içinde Kürt sorununu çözmeyi hedefliyoruz…” (Milliyet, 6.5.2014) şeklindeki açıklaması, PKK’nın yeni stratejisini teyid ediyordu. Bu yöndeki teyidler kuşkusuz BDP milletvekillerinin 29 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi’ne katılmalarına, HDP’ye de anlam kazandırıyor. Karasu’dan iki gün sonra konuşan başka bir KCK yürütme konseyi üyesi Duran Kalkan ise hükümetin çözüm sürecinin devamına yönelik somut adım atmaması halinde “gerillanın sürece müdahale edeceğini” söylüyordu. (Özgür Gündem, 8.5.2014)Kürt siyasetinin artık şu konuda bir anlayış birliğine varması beklenir. PKK’nın silahı bir siyaset aracı olarak kullanmayı sürdürmek yerine silahlara veda etmesi halinde, Kürtlerin demokratik talepleri, bu arada özerklik davası çok daha geniş bir destek görecektir. Dava, PKK’nın silahlı vesayeti altına girmek istemeyen, bu nedenle oyları AKP’ye yönelen Kürtler yanında Türkiye’de barış ve demokrasinin güven altına alınmasından yana olan tüm yurttaşların desteğini kazanacaktır. Ankara açısından bakıldığında ise Öcalan’ın ev hapsine alınmasının, giderek genel bir siyasi af bağlamında serbest bırakılmasının, böylelikle eşit koşullarda siyasi rekabete girmesinin Türkiye’de demokrasinin ve barışın güven altına alınması açısından, çok önemli bir rol oynayacağını da ciddiyetle dikkate alma zamanı geldi.Şurası muhakkak: Türkiye’nin temel sorunlarından biri, neredeyse yüz yıl öncesinin gerçeklerine göre tasarlanmış aşırı merkeziyetçi idare yapısı. Türkiye’nin genelde idare yapısını merkeziyetçilikten kurtarma, yerinden yönetimi tesis gereksinimi var. Öte yandan, belirli bir bölgede yoğunlaşan etnik azınlıkları olan bütün demokratik ülkelerin yerel talepleri karşılamak için benimsediği çözüm, ya federalizm ya da devaolüsyon, yani merkezden bölgelere yetki devridir. Türkiye yeni anayasasında Kürtlerin demokratik taleplerine İspanya’nın 1978 anayasasıyla benimsediği, 17 bölgeye değişen ölçülerde özerklik tanıma modeline benzer bir cevap getirebilir. Gerçekte HDP’nin önerisi bundan çok farklı değildir. Bölgeler arası gelişmişlik farklarına çare olarak da, bölgelere yerel kaynaklardan pay tahsisi yerine, İspanya’nın “Bölgelerarası Telafi Fonu”na benzer bir çözüm
Zaman
En Çok Okunan
13.05.2014
ŞahinAlpay-KürtlerinözerklikdavasıŞahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Şahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Zaman
13.05.2014
02:02
Gazetelerde köşe yazmaya başladığımdan bu yana Türkiye’nin sorunlarının ancak özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyle, barışçı yoldan çözülebileceğini savunuyorum.Elbette ki bu bakış açısı, Kürt kimliğinin inkârından kaynaklanan, kısaca Kürt sorunu dediğimiz sorunu da kapsıyor. Hiçbir konuda olmadığı gibi, bu konuda da silah çıkar yol değil. Silahlı çözüm arayışlarının bedelinin ne olduğunu çok acı tecrübelerle biliyoruz. Türkiye, Kürt sorununa siyasi, demokratik bir çözüm bulmak zorunda. Bu ülke bütünlüğünün korunması açısından da zorunlu, zira Kürtlerinin çoğu Türk çoğunluklu bölgelerde yaşıyor; karma evliliklerden doğan, hem Türk hem de Kürt milyonlarca yurttaş var.Bu ülkede Kürtlere büyük haksızlıklar yapıldı. Kürtler Kemalist önderliğin özerklik vaadiyle, Türkiye’nin hem Türklerin hem de Kürtlerin devleti olacağı vaadiyle kurtuluş savaşına katıldılar. Savaş kazanıldığında, tek-kültürcü, otoriter modernlik anlayışıyla vaadler yerine getirilmedi. Kürtlerin kimlikleri, dilleri inkâr edildi; zorunlu asimilasyona ve ağır baskılara maruz bırakıldılar. PKK’nın silahlı isyanının zorlamasıyla, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yayılan insan hakları ve demokrasi idealleriyle, AB’ye katılım sürecinin desteğiyle 1990’ların başından bu yana, Kürt kimliğinin adım adım tanınmasına tanık oluyoruz. Bugün gelinen noktada büyük çoğunluğuyla Kürtlerin ortak oldukları bir talep var: Kürt kimliğini inkâr etmeyen, Kürtlere anadilde eğitim ve yerinden yönetim hakkı tanıyan yeni bir Türkiye. Bu talep karşılanmadan Türkiye huzur bulamaz, istikrar kazanamaz.Yukarıda tanımlanan anlamda yeni Türkiye’ye düne nazaran bugün daha yakın olduğumuz söylenebilir mi? Evet, söylenebilir. Bunun en önemli göstergesi, PKK isyanının geçirdiği evrim. Hatırlayalım: PKK, bütün Kürtleri silahlı mücadeleyle tek bir komünist bayrak altında toplamak amacıyla yola çıktı. Yıllar içinde önce Marxizm–Leninizm’i terk etti, sonra hedefini Türkiye içinde özerklikle sınırladı, nihayet 2013 Nevruz’unda, PKK’nın İmralı’da hapis lideri Abdullah Öcalan “Silahlı mücadele dönemi bitti…” dedi. Bu evrimde, büyük çoğunluğuyla Kürtlerin kimlik haklarına sahip çıktıkları kadar, ayrılmaya da, şiddete de karşı çıkmalarının büyük rolü olduğu muhakkak.Geçtiğimiz günlerde KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun “Eskiden devlet kurma anlayışı vardı. Bundan vazgeçtik… HDP ile Türkiye sınırlarında Türkiye’nin demokratikleşmesi içinde Kürt sorununu çözmeyi hedefliyoruz…” (Milliyet, 6.5.2014) şeklindeki açıklaması, PKK’nın yeni stratejisini teyid ediyordu. Bu yöndeki teyidler kuşkusuz BDP milletvekillerinin 29 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi’ne katılmalarına, HDP’ye de anlam kazandırıyor. Karasu’dan iki gün sonra konuşan başka bir KCK yürütme konseyi üyesi Duran Kalkan ise hükümetin çözüm sürecinin devamına yönelik somut adım atmaması halinde “gerillanın sürece müdahale edeceğini” söylüyordu. (Özgür Gündem, 8.5.2014)Kürt siyasetinin artık şu konuda bir anlayış birliğine varması beklenir. PKK’nın silahı bir siyaset aracı olarak kullanmayı sürdürmek yerine silahlara veda etmesi halinde, Kürtlerin demokratik talepleri, bu arada özerklik davası çok daha geniş bir destek görecektir. Dava, PKK’nın silahlı vesayeti altına girmek istemeyen, bu nedenle oyları AKP’ye yönelen Kürtler yanında Türkiye’de barış ve demokrasinin güven altına alınmasından yana olan tüm yurttaşların desteğini kazanacaktır. Ankara açısından bakıldığında ise Öcalan’ın ev hapsine alınmasının, giderek genel bir siyasi af bağlamında serbest bırakılmasının, böylelikle eşit koşullarda siyasi rekabete girmesinin Türkiye’de demokrasinin ve barışın güven altına alınması açısından, çok önemli bir rol oynayacağını da ciddiyetle dikkate alma zamanı geldi.Şurası muhakkak: Türkiye’nin temel sorunlarından biri, neredeyse yüz yıl öncesinin gerçeklerine göre tasarlanmış aşırı merkeziyetçi idare yapısı. Türkiye’nin genelde idare yapısını merkeziyetçilikten kurtarma, yerinden yönetimi tesis gereksinimi var. Öte yandan, belirli bir bölgede yoğunlaşan etnik azınlıkları olan bütün demokratik ülkelerin yerel talepleri karşılamak için benimsediği çözüm, ya federalizm ya da devaolüsyon, yani merkezden bölgelere yetki devridir. Türkiye yeni anayasasında Kürtlerin demokratik taleplerine İspanya’nın 1978 anayasasıyla benimsediği, 17 bölgeye değişen ölçülerde özerklik tanıma modeline benzer bir cevap getirebilir. Gerçekte HDP’nin önerisi bundan çok farklı değildir. Bölgeler arası gelişmişlik farklarına çare olarak da, bölgelere yerel kaynaklardan pay tahsisi yerine, İspanya’nın “Bölgelerarası Telafi Fonu”na benzer bir çözüm
Zaman
Köşe Yazıları
13.05.2014
ŞahinAlpay-KürtlerinözerklikdavasıŞahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Şahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Zaman
13.05.2014
02:02
Gazetelerde köşe yazmaya başladığımdan bu yana Türkiye’nin sorunlarının ancak özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyle, barışçı yoldan çözülebileceğini savunuyorum.Elbette ki bu bakış açısı, Kürt kimliğinin inkârından kaynaklanan, kısaca Kürt sorunu dediğimiz sorunu da kapsıyor. Hiçbir konuda olmadığı gibi, bu konuda da silah çıkar yol değil. Silahlı çözüm arayışlarının bedelinin ne olduğunu çok acı tecrübelerle biliyoruz. Türkiye, Kürt sorununa siyasi, demokratik bir çözüm bulmak zorunda. Bu ülke bütünlüğünün korunması açısından da zorunlu, zira Kürtlerinin çoğu Türk çoğunluklu bölgelerde yaşıyor; karma evliliklerden doğan, hem Türk hem de Kürt milyonlarca yurttaş var.Bu ülkede Kürtlere büyük haksızlıklar yapıldı. Kürtler Kemalist önderliğin özerklik vaadiyle, Türkiye’nin hem Türklerin hem de Kürtlerin devleti olacağı vaadiyle kurtuluş savaşına katıldılar. Savaş kazanıldığında, tek-kültürcü, otoriter modernlik anlayışıyla vaadler yerine getirilmedi. Kürtlerin kimlikleri, dilleri inkâr edildi; zorunlu asimilasyona ve ağır baskılara maruz bırakıldılar. PKK’nın silahlı isyanının zorlamasıyla, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yayılan insan hakları ve demokrasi idealleriyle, AB’ye katılım sürecinin desteğiyle 1990’ların başından bu yana, Kürt kimliğinin adım adım tanınmasına tanık oluyoruz. Bugün gelinen noktada büyük çoğunluğuyla Kürtlerin ortak oldukları bir talep var: Kürt kimliğini inkâr etmeyen, Kürtlere anadilde eğitim ve yerinden yönetim hakkı tanıyan yeni bir Türkiye. Bu talep karşılanmadan Türkiye huzur bulamaz, istikrar kazanamaz.Yukarıda tanımlanan anlamda yeni Türkiye’ye düne nazaran bugün daha yakın olduğumuz söylenebilir mi? Evet, söylenebilir. Bunun en önemli göstergesi, PKK isyanının geçirdiği evrim. Hatırlayalım: PKK, bütün Kürtleri silahlı mücadeleyle tek bir komünist bayrak altında toplamak amacıyla yola çıktı. Yıllar içinde önce Marxizm–Leninizm’i terk etti, sonra hedefini Türkiye içinde özerklikle sınırladı, nihayet 2013 Nevruz’unda, PKK’nın İmralı’da hapis lideri Abdullah Öcalan “Silahlı mücadele dönemi bitti…” dedi. Bu evrimde, büyük çoğunluğuyla Kürtlerin kimlik haklarına sahip çıktıkları kadar, ayrılmaya da, şiddete de karşı çıkmalarının büyük rolü olduğu muhakkak.Geçtiğimiz günlerde KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu’nun “Eskiden devlet kurma anlayışı vardı. Bundan vazgeçtik… HDP ile Türkiye sınırlarında Türkiye’nin demokratikleşmesi içinde Kürt sorununu çözmeyi hedefliyoruz…” (Milliyet, 6.5.2014) şeklindeki açıklaması, PKK’nın yeni stratejisini teyid ediyordu. Bu yöndeki teyidler kuşkusuz BDP milletvekillerinin 29 Nisan’da Halkların Demokratik Partisi’ne katılmalarına, HDP’ye de anlam kazandırıyor. Karasu’dan iki gün sonra konuşan başka bir KCK yürütme konseyi üyesi Duran Kalkan ise hükümetin çözüm sürecinin devamına yönelik somut adım atmaması halinde “gerillanın sürece müdahale edeceğini” söylüyordu. (Özgür Gündem, 8.5.2014)Kürt siyasetinin artık şu konuda bir anlayış birliğine varması beklenir. PKK’nın silahı bir siyaset aracı olarak kullanmayı sürdürmek yerine silahlara veda etmesi halinde, Kürtlerin demokratik talepleri, bu arada özerklik davası çok daha geniş bir destek görecektir. Dava, PKK’nın silahlı vesayeti altına girmek istemeyen, bu nedenle oyları AKP’ye yönelen Kürtler yanında Türkiye’de barış ve demokrasinin güven altına alınmasından yana olan tüm yurttaşların desteğini kazanacaktır. Ankara açısından bakıldığında ise Öcalan’ın ev hapsine alınmasının, giderek genel bir siyasi af bağlamında serbest bırakılmasının, böylelikle eşit koşullarda siyasi rekabete girmesinin Türkiye’de demokrasinin ve barışın güven altına alınması açısından, çok önemli bir rol oynayacağını da ciddiyetle dikkate alma zamanı geldi.Şurası muhakkak: Türkiye’nin temel sorunlarından biri, neredeyse yüz yıl öncesinin gerçeklerine göre tasarlanmış aşırı merkeziyetçi idare yapısı. Türkiye’nin genelde idare yapısını merkeziyetçilikten kurtarma, yerinden yönetimi tesis gereksinimi var. Öte yandan, belirli bir bölgede yoğunlaşan etnik azınlıkları olan bütün demokratik ülkelerin yerel talepleri karşılamak için benimsediği çözüm, ya federalizm ya da devaolüsyon, yani merkezden bölgelere yetki devridir. Türkiye yeni anayasasında Kürtlerin demokratik taleplerine İspanya’nın 1978 anayasasıyla benimsediği, 17 bölgeye değişen ölçülerde özerklik tanıma modeline benzer bir cevap getirebilir. Gerçekte HDP’nin önerisi bundan çok farklı değildir. Bölgeler arası gelişmişlik farklarına çare olarak da, bölgelere yerel kaynaklardan pay tahsisi yerine, İspanya’nın “Bölgelerarası Telafi Fonu”na benzer bir çözüm
Zaman
Ana Sayfa
13.05.2014
ŞahinAlpay-KürtlerinözerklikdavasıŞahin Alpay - Kürtlerin özerklik davası
Financial Times: Türkiye bilinmezliğe giriyor
Zaman
07.05.2014
09:07
İngiliz Financial Times gazetesinde Daniel Dombeynin kaleme aldığı makalede Ağustos ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın stratejisine yer verildi. Makalede yerel seçimlerden başarıyla çıkan Erdoğanın daha büyük bir sınava hazırlandığı belirtiliyor ve Başbakan Erdoğan eğer aday olursa kazanma şansı son derece yüksek. Ancak asıl bilinmezlik yaratan ülkenin ilk doğrudan seçilen Cumhurbaşkanının ne kadar yetkiyle donatılmış olacağı deniyor.BBC Türkçeye göre, makale şöyle devam ediyor:Ülkenin doğrudan seçilen ilk Cumhurbaşkanının Vladimir Putin modeline mi, yoksa tamamen sembolik görevi olan İngiltere Kraliçesine mi daha yakın olacağı belirsiz. Türkiyenin yakın siyasi tarihi ikinci seçeneğin daha olası olduğunu gösteriyor.Son 25 yılda iki kez etkili Başbakanlar Cumhurbaşkanlığı makamına çıktı ve siyasetteki etkilerini kaybetti. Abdullah Gülün Cumhurbaşkanlığı da büyük ölçüde sembolik bir rol olarak kaldı. Ancak Erdoğan seçilirse siyasetin arka planında kalmayı kabullenecekmiş gibi gözükmüyor.-YETKİLER UYANDIRILABİLİR-Erdoğanın Cumhurbaşkanı olması durumunda Çankayanın uzun süredir hiç kullanılmayan yetkilerinin uyandırılabileceği ifade edilen yazıda, Erdoğanın daha önce Cumhurbaşkanı elindeki yetkilerin tümünü kullanmalı dediğini biliyoruz. Çankayanın bakanlar kurulunu toplama ve kurula başkanlık etme yetkisi Erdoğan döneminde sıkça kullanılabilir deniyor.Mart ayındaki yerel seçimlerin uzun soluklu bir mücadelenin ilk ayağı olduğu ifade edilen yazıda, Erdoğanın önünde riskler olduğu da belirtiliyor. Adalet ve Kalkınma Partisininyerel seçimlerde aldığı oyların 2011 genel seçimine kıyasla 2 milyon daha az olduğu hatırlatılıyor.Makale şöyle sonlanıyor:Eğer AKPnin Cumhurbaşkanı adayı beklenenden daha az oyla seçilirse yeni Cumhurbaşkanı yetkilerini dilediği kadar rahat kullanamayabilir. Bu durumda Başbakan Erdoğanın elindeki siyasi güç azalabilir. Erdoğanın Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda kamuoyundan Putin usulü bir yönetim tarzına geçiş eleştirilerinin arttığı da görülecektir. (ANKA)
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
FinancialTimesTürkiyebilinmezliğegiriyorFinancial Times Türkiye bilinmezliğe giriyor
Financial Times: Türkiye bilinmezliğe giriyor
Zaman
07.05.2014
08:56
İngiliz Financial Times gazetesinde Daniel Dombeynin kaleme aldığı makalede Ağustos ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimine ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın stratejisine yer verildi. Makalede yerel seçimlerden başarıyla çıkan Erdoğanın daha büyük bir sınava hazırlandığı belirtiliyor ve Başbakan Erdoğan eğer aday olursa kazanma şansı son derece yüksek. Ancak asıl bilinmezlik yaratan ülkenin ilk doğrudan seçilen Cumhurbaşkanının ne kadar yetkiyle donatılmış olacağı deniyor.BBC Türkçeye göre, makale şöyle devam ediyor:Ülkenin doğrudan seçilen ilk Cumhurbaşkanının Vladimir Putin modeline mi, yoksa tamamen sembolik görevi olan İngiltere Kraliçesine mi daha yakın olacağı belirsiz. Türkiyenin yakın siyasi tarihi ikinci seçeneğin daha olası olduğunu gösteriyor.Son 25 yılda iki kez etkili Başbakanlar Cumhurbaşkanlığı makamına çıktı ve siyasetteki etkilerini kaybetti. Abdullah Gülün Cumhurbaşkanlığı da büyük ölçüde sembolik bir rol olarak kaldı. Ancak Erdoğan seçilirse siyasetin arka planında kalmayı kabullenecekmiş gibi gözükmüyor.-YETKİLER UYANDIRILABİLİR-Erdoğanın Cumhurbaşkanı olması durumunda Çankayanın uzun süredir hiç kullanılmayan yetkilerinin uyandırılabileceği ifade edilen yazıda, Erdoğanın daha önce Cumhurbaşkanı elindeki yetkilerin tümünü kullanmalı dediğini biliyoruz. Çankayanın bakanlar kurulunu toplama ve kurula başkanlık etme yetkisi Erdoğan döneminde sıkça kullanılabilir deniyor.Mart ayındaki yerel seçimlerin uzun soluklu bir mücadelenin ilk ayağı olduğu ifade edilen yazıda, Erdoğanın önünde riskler olduğu da belirtiliyor. Adalet ve Kalkınma Partisininyerel seçimlerde aldığı oyların 2011 genel seçimine kıyasla 2 milyon daha az olduğu hatırlatılıyor.Makale şöyle sonlanıyor:Eğer AKPnin Cumhurbaşkanı adayı beklenenden daha az oyla seçilirse yeni Cumhurbaşkanı yetkilerini dilediği kadar rahat kullanamayabilir. Bu durumda Başbakan Erdoğanın elindeki siyasi güç azalabilir. Erdoğanın Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda kamuoyundan Putin usulü bir yönetim tarzına geçiş eleştirilerinin arttığı da görülecektir. (ANKA)
Zaman
Son Dakika
07.05.2014
FinancialTimesTürkiyebilinmezliğegiriyorFinancial Times Türkiye bilinmezliğe giriyor
Risale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
Zaman
06.05.2014
05:58
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nın basılmasını fiilen durdurma uygulaması devam ediyor.Bakanlığın ‘Kanuni vârisi’ olmadıkları gerekçesiyle yayınevlerine bandrol vermeme işlemi, yapılan tüm girişimlere rağmen çözülmedi. Yeni Asya Yayıncılık’ın Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un torunu resmi vârisi Seyda Ünlükul’dan izin almasına rağmen Bakanlık, yayınevinin ikinci kez bandrol başvurusuna da olumsuz cevap verdi. Kültür Bakanlığı’nın usulsüz bir şekilde Risale-i Nurlara bandrol sağlama problemi hâlâ çözülemedi. Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz, yayınevi olarak yaşadıkları usulsüz işlemi Zaman’a anlattı. Güleçyüz, bir ay kadar önce her türlü yasal işlemi yerine getirdikten sonra yeni basılacak Risale-i Nurlar için Kültür Bakanlığı’ndan bandrol talep ettiklerini ancak geçtiğimiz cuma günü ikinci kez olumsuz cevap aldıklarını ifade etti. Güleçyüz, “Kültür Bakanlığı, yasal vârislerden belge getirmeden veremiyoruz demişlerdi.” şeklinde konuştu. Abdülmecit Ünlükul’un torunu Seyda Ünlükul’dan ailesi adına Risale-i Nurları serbestçe basabileceklerine dair belge aldıklarını söyleyen Güleçyüz, “Bakanlık bizim bu belgemize rağmen vârislerin yüzde 50’den alınan bir belge olarak değerlendirdi. Abdülmecit Ünlükul’un kardeşi Saadet Hanım’dan da belge gerektiğini söyledi. Ancak enteresan bir şekilde Bakanlık’tan o belgeyi de alsak bandrol alamayabileceğimizi söylediler. Zaten Saadet Hanım da kendi haklarından feragat ediyor basım konusunda.” diyerek, engelin anlamsız olduğuna dikkat çekti. Güleçyüz, Üstad’ın bazı talebelerinin yasal vâris olabilmek için dava açtığını ve Üstad’ın yasal vârisi olan iki akrabasından izin belgesini almalarına rağmen Bakanlığın talebeler tarafından açılan davayı bekleyeceği şeklinde açıklama yaptığını dile getirdi. Güleçyüz, “Risale-i Nurlar basılmış bir vaziyette depoda bekliyor. Okuyucuya ulaşamıyor. Bu yapılan uygulama yasağın bir başka adı. Bandrol verilmeyerek Risale-i Nurların basımının engellenmesi devam ediyor. Bu problemin altında farklı bir durumların da olabileceği akıllara geliyor. Seçimlerden önce hükümete destek verenler basabilecek diğerleri basamayacak gibi bir düşünce mi var, bunu daha sonra göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu. Güleçyüz, bu uygulamanın Risale-i Nurların yayılmasına vurulmuş büyük bir darbe olarak nitelendirdi.Risale-i Nurların basımındaki sıkıntılar nasıl başladı?Risale-i Nurların devlet eliyle de basılmaya başlanması 29 Mart yerel seçimlerinden önce konunun seçim meydanlarına taşınmasıyla gündeme geldi. Ardından yayınevlerine bandrol verilmemesi bu icraatı gölgede bıraktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nur basan yayınevlerinin bandrol taleplerine olumsuz cevap vermesiyle gündeme gelen sıkıntı medyada geniş yer aldı. 1 Kasım 2010’da yönetmelikte Risale-i Nurların basılmasına ‘Kanuni vârislerin izni olmadan bandrol verilmemesi’ şeklinde bir değişiklik yapılmış ama şimdi uygulanma ortaya çıktı. ‘Kanuni vâris’ olmadıkları gerekçesiyle bandrol alamayan yayınevleri, bunun haklı bir gerekçe olmadığını ve yasal vârislerin böyle bir talepleri bulunmadığını açıkladı. Barla Platformu ise yaptığı açıklamalarla farklı bir algı oluşturmaya çalıştı ve Risalelerin yasal mirasçılarının “Said Özdemir, Abdullah Yeğin, Salih Özcan ve Hüsnü Bayram” olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar üzerine Yeni Asya Gazetesi, Üstad’ın yasal vârisi olarak görülen Seyda Ünlükul ile görüştü ve yasal mirasçıların sayılan 4 kişi değil, Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un gelini ve 3 çocuğu olduğunu duyurdu. Medyada bu problemin çok ses getirmesi üzerine Kültür Bakanlığı bir açıklama yaptı ve Risalelerin orijinaline aykırı basıldığı konusunda şikâyetler üzerine böyle bir karar alındığını açıkladı. Hükümet kanadından açıklama yapan Bülent Arınç ise konuyla alâkalı soruları cevaplamaktan kaçındı. Son olarak Kültür Bakanlığı, Risale-i Nurları basan Mutlu Yayıncılık’ın sahibi İsmail Mutlu’dan 2005’te Risale-i Nurların basımı ile ilgili benzer bir sıkıntıdan dolayı açıp kazandığı davanın sonucunu istedi. Bakanlık, Üstad’ın yasal vârisi Seyda Ünlükul’un dilekçesine ise herhangi bir dönüş yapmadı.Yargı kararıyla Risalelerin basımı serbestTartışmalı engelleme kararlarının yaşandığı iki aylık sürede yeni bilgiler de ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nurların basımında çıkarttığı bandrol engellemesinin yasal olmadığı da gün yüzüne çıktı. Bakanlığın Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin &lsq
Zaman
En Çok Okunan
06.05.2014
Risale-iNur’larabandrolengelidevamediyorRisale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
Risale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
Zaman
06.05.2014
02:00
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nın basılmasını fiilen durdurma uygulaması devam ediyor.Bakanlığın ‘Kanuni vârisi’ olmadıkları gerekçesiyle yayınevlerine bandrol vermeme işlemi, yapılan tüm girişimlere rağmen çözülmedi. Yeni Asya Yayıncılık’ın Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un torunu resmi vârisi Seyda Ünlükul’dan izin almasına rağmen Bakanlık, yayınevinin ikinci kez bandrol başvurusuna da olumsuz cevap verdi. Kültür Bakanlığı’nın usulsüz bir şekilde Risale-i Nurlara bandrol sağlama problemi hâlâ çözülemedi. Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz, yayınevi olarak yaşadıkları usulsüz işlemi Zaman’a anlattı. Güleçyüz, bir ay kadar önce her türlü yasal işlemi yerine getirdikten sonra yeni basılacak Risale-i Nurlar için Kültür Bakanlığı’ndan bandrol talep ettiklerini ancak geçtiğimiz cuma günü ikinci kez olumsuz cevap aldıklarını ifade etti. Güleçyüz, “Kültür Bakanlığı, yasal vârislerden belge getirmeden veremiyoruz demişlerdi.” şeklinde konuştu. Abdülmecit Ünlükul’un torunu Seyda Ünlükul’dan ailesi adına Risale-i Nurları serbestçe basabileceklerine dair belge aldıklarını söyleyen Güleçyüz, “Bakanlık bizim bu belgemize rağmen vârislerin yüzde 50’den alınan bir belge olarak değerlendirdi. Abdülmecit Ünlükul’un kardeşi Saadet Hanım’dan da belge gerektiğini söyledi. Ancak enteresan bir şekilde Bakanlık’tan o belgeyi de alsak bandrol alamayabileceğimizi söylediler. Zaten Saadet Hanım da kendi haklarından feragat ediyor basım konusunda.” diyerek, engelin anlamsız olduğuna dikkat çekti. Güleçyüz, Üstad’ın bazı talebelerinin yasal vâris olabilmek için dava açtığını ve Üstad’ın yasal vârisi olan iki akrabasından izin belgesini almalarına rağmen Bakanlığın talebeler tarafından açılan davayı bekleyeceği şeklinde açıklama yaptığını dile getirdi. Güleçyüz, “Risale-i Nurlar basılmış bir vaziyette depoda bekliyor. Okuyucuya ulaşamıyor. Bu yapılan uygulama yasağın bir başka adı. Bandrol verilmeyerek Risale-i Nurların basımının engellenmesi devam ediyor. Bu problemin altında farklı bir durumların da olabileceği akıllara geliyor. Seçimlerden önce hükümete destek verenler basabilecek diğerleri basamayacak gibi bir düşünce mi var, bunu daha sonra göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu. Güleçyüz, bu uygulamanın Risale-i Nurların yayılmasına vurulmuş büyük bir darbe olarak nitelendirdi.Risale-i Nurların basımındaki sıkıntılar nasıl başladı?Risale-i Nurların devlet eliyle de basılmaya başlanması 29 Mart yerel seçimlerinden önce konunun seçim meydanlarına taşınmasıyla gündeme geldi. Ardından yayınevlerine bandrol verilmemesi bu icraatı gölgede bıraktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nur basan yayınevlerinin bandrol taleplerine olumsuz cevap vermesiyle gündeme gelen sıkıntı medyada geniş yer aldı. 1 Kasım 2010’da yönetmelikte Risale-i Nurların basılmasına ‘Kanuni vârislerin izni olmadan bandrol verilmemesi’ şeklinde bir değişiklik yapılmış ama şimdi uygulanma ortaya çıktı. ‘Kanuni vâris’ olmadıkları gerekçesiyle bandrol alamayan yayınevleri, bunun haklı bir gerekçe olmadığını ve yasal vârislerin böyle bir talepleri bulunmadığını açıkladı. Barla Platformu ise yaptığı açıklamalarla farklı bir algı oluşturmaya çalıştı ve Risalelerin yasal mirasçılarının “Said Özdemir, Abdullah Yeğin, Salih Özcan ve Hüsnü Bayram” olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar üzerine Yeni Asya Gazetesi, Üstad’ın yasal vârisi olarak görülen Seyda Ünlükul ile görüştü ve yasal mirasçıların sayılan 4 kişi değil, Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un gelini ve 3 çocuğu olduğunu duyurdu. Medyada bu problemin çok ses getirmesi üzerine Kültür Bakanlığı bir açıklama yaptı ve Risalelerin orijinaline aykırı basıldığı konusunda şikâyetler üzerine böyle bir karar alındığını açıkladı. Hükümet kanadından açıklama yapan Bülent Arınç ise konuyla alâkalı soruları cevaplamaktan kaçındı. Son olarak Kültür Bakanlığı, Risale-i Nurları basan Mutlu Yayıncılık’ın sahibi İsmail Mutlu’dan 2005’te Risale-i Nurların basımı ile ilgili benzer bir sıkıntıdan dolayı açıp kazandığı davanın sonucunu istedi. Bakanlık, Üstad’ın yasal vârisi Seyda Ünlükul’un dilekçesine ise herhangi bir dönüş yapmadı.Yargı kararıyla Risalelerin basımı serbestTartışmalı engelleme kararlarının yaşandığı iki aylık sürede yeni bilgiler de ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nurların basımında çıkarttığı bandrol engellemesinin yasal olmadığı da gün yüzüne çıktı. Bakanlığın Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin &lsq
Zaman
Güncel
06.05.2014
Risale-iNur’larabandrolengelidevamediyorRisale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
Risale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
Zaman
06.05.2014
02:00
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nın basılmasını fiilen durdurma uygulaması devam ediyor.Bakanlığın ‘Kanuni vârisi’ olmadıkları gerekçesiyle yayınevlerine bandrol vermeme işlemi, yapılan tüm girişimlere rağmen çözülmedi. Yeni Asya Yayıncılık’ın Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un torunu resmi vârisi Seyda Ünlükul’dan izin almasına rağmen Bakanlık, yayınevinin ikinci kez bandrol başvurusuna da olumsuz cevap verdi. Kültür Bakanlığı’nın usulsüz bir şekilde Risale-i Nurlara bandrol sağlama problemi hâlâ çözülemedi. Yeni Asya Gazetesi’nin Genel Yayın Müdürü Kazım Güleçyüz, yayınevi olarak yaşadıkları usulsüz işlemi Zaman’a anlattı. Güleçyüz, bir ay kadar önce her türlü yasal işlemi yerine getirdikten sonra yeni basılacak Risale-i Nurlar için Kültür Bakanlığı’ndan bandrol talep ettiklerini ancak geçtiğimiz cuma günü ikinci kez olumsuz cevap aldıklarını ifade etti. Güleçyüz, “Kültür Bakanlığı, yasal vârislerden belge getirmeden veremiyoruz demişlerdi.” şeklinde konuştu. Abdülmecit Ünlükul’un torunu Seyda Ünlükul’dan ailesi adına Risale-i Nurları serbestçe basabileceklerine dair belge aldıklarını söyleyen Güleçyüz, “Bakanlık bizim bu belgemize rağmen vârislerin yüzde 50’den alınan bir belge olarak değerlendirdi. Abdülmecit Ünlükul’un kardeşi Saadet Hanım’dan da belge gerektiğini söyledi. Ancak enteresan bir şekilde Bakanlık’tan o belgeyi de alsak bandrol alamayabileceğimizi söylediler. Zaten Saadet Hanım da kendi haklarından feragat ediyor basım konusunda.” diyerek, engelin anlamsız olduğuna dikkat çekti. Güleçyüz, Üstad’ın bazı talebelerinin yasal vâris olabilmek için dava açtığını ve Üstad’ın yasal vârisi olan iki akrabasından izin belgesini almalarına rağmen Bakanlığın talebeler tarafından açılan davayı bekleyeceği şeklinde açıklama yaptığını dile getirdi. Güleçyüz, “Risale-i Nurlar basılmış bir vaziyette depoda bekliyor. Okuyucuya ulaşamıyor. Bu yapılan uygulama yasağın bir başka adı. Bandrol verilmeyerek Risale-i Nurların basımının engellenmesi devam ediyor. Bu problemin altında farklı bir durumların da olabileceği akıllara geliyor. Seçimlerden önce hükümete destek verenler basabilecek diğerleri basamayacak gibi bir düşünce mi var, bunu daha sonra göreceğiz.” değerlendirmesinde bulundu. Güleçyüz, bu uygulamanın Risale-i Nurların yayılmasına vurulmuş büyük bir darbe olarak nitelendirdi.Risale-i Nurların basımındaki sıkıntılar nasıl başladı?Risale-i Nurların devlet eliyle de basılmaya başlanması 29 Mart yerel seçimlerinden önce konunun seçim meydanlarına taşınmasıyla gündeme geldi. Ardından yayınevlerine bandrol verilmemesi bu icraatı gölgede bıraktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nur basan yayınevlerinin bandrol taleplerine olumsuz cevap vermesiyle gündeme gelen sıkıntı medyada geniş yer aldı. 1 Kasım 2010’da yönetmelikte Risale-i Nurların basılmasına ‘Kanuni vârislerin izni olmadan bandrol verilmemesi’ şeklinde bir değişiklik yapılmış ama şimdi uygulanma ortaya çıktı. ‘Kanuni vâris’ olmadıkları gerekçesiyle bandrol alamayan yayınevleri, bunun haklı bir gerekçe olmadığını ve yasal vârislerin böyle bir talepleri bulunmadığını açıkladı. Barla Platformu ise yaptığı açıklamalarla farklı bir algı oluşturmaya çalıştı ve Risalelerin yasal mirasçılarının “Said Özdemir, Abdullah Yeğin, Salih Özcan ve Hüsnü Bayram” olduğunu ifade etti. Bu açıklamalar üzerine Yeni Asya Gazetesi, Üstad’ın yasal vârisi olarak görülen Seyda Ünlükul ile görüştü ve yasal mirasçıların sayılan 4 kişi değil, Bediüzzaman’ın kardeşi Abdülmecit Ünlükul’un gelini ve 3 çocuğu olduğunu duyurdu. Medyada bu problemin çok ses getirmesi üzerine Kültür Bakanlığı bir açıklama yaptı ve Risalelerin orijinaline aykırı basıldığı konusunda şikâyetler üzerine böyle bir karar alındığını açıkladı. Hükümet kanadından açıklama yapan Bülent Arınç ise konuyla alâkalı soruları cevaplamaktan kaçındı. Son olarak Kültür Bakanlığı, Risale-i Nurları basan Mutlu Yayıncılık’ın sahibi İsmail Mutlu’dan 2005’te Risale-i Nurların basımı ile ilgili benzer bir sıkıntıdan dolayı açıp kazandığı davanın sonucunu istedi. Bakanlık, Üstad’ın yasal vârisi Seyda Ünlükul’un dilekçesine ise herhangi bir dönüş yapmadı.Yargı kararıyla Risalelerin basımı serbestTartışmalı engelleme kararlarının yaşandığı iki aylık sürede yeni bilgiler de ortaya çıktı. Kültür Bakanlığı’nın Risale-i Nurların basımında çıkarttığı bandrol engellemesinin yasal olmadığı da gün yüzüne çıktı. Bakanlığın Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin &lsq
Zaman
Ana Sayfa
06.05.2014
Risale-iNur’larabandrolengelidevamediyorRisale-i Nur’lara bandrol engeli devam ediyor
CHP’li Koç: Asker kaçıran PKK’ya çıt yoksa, seçim stratejisindendir
Zaman
30.04.2014
16:45
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, askerlerin kaçırılmasının ardından Hükümetten bir ses çıkmamasını eleştirdi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın muhaliflerine sert üslupla yüklenip, çeşitli yaptırımlar uyguladığına hatırlatan Haluk Koç, Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Başkanlık seçimlerine geçiş gibi tüm stratejik ittifak pazarlıkları, süreç olarak tarif ettikleri bu olayların içinde yer alıyor. Onun için başka konularda aslan kaplan. Bu konulara girdiğinde enseyi karart, sus konuşma. Bu taraftan bir şey geldiğinde çıt yok. Pazarlık mı ortada? Neden korkuyorsun? Senin askerin kaçırılıyor. Açık tehditler sürülüyor. Şantaj yapılıyor. Çıt yok. dedi.Haluk Koç, MYK toplantısı sürerken CHP genel merkezinde düzenlediği basın toplandısında Türkiyedeki son siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu. İktidarın yerel seçimlerin ardından sandıkta aklandığı zannı ile Türkiyenin huzurunu bozacak eylemleri ardı ardına sokmaya başladığını söyledi. Koç, AKPnin yüzde 43,2lik oy oranı ile ülkenin tek gündem belirleyicisi olma gayretini medya desteği ile beraber sürdürdüğünü belirtti.KILIÇDAROĞLUNU İFADEYE ÇAĞIRAN SAVCI, MÜEYYİDEYE ÇARPTIRILMALIKoç, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demirin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunu şüpheli sıfatı ile ifadeye çağırmasının farklı boyutta değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kılıçdaroğlu nun CHPnin genel başkanı ve İstanbul Milletvekili olduğunu ifade eden Koç, Bir şikayet konusu varsa, soruşturmaya da gerek görülüyor ise, fezleke ile TBMMye iletmesi gerekirdi. Normal hukuki prosedür budur. Bu kişi, CHP genel Başkanını doğrudan ifadeye çağırarak hukukun tüm kurallarını hiçe sayabiliyor. Bu kişi, çeşitli fırsatlarda, hükümetten yana tavır sergilemekten çekinmemiş. Bu kişi sehven savcı olarak ortaya çıkabiliyor. Bu tertip kimlerin talimatı ile ortaya çıkıyor. Kendini bilmez bir karışıklık sonucu mu, yoksa ardında bir takım talimatların yattığı bir süreç mi? Bunu sorgulamak lazım. Şikayetçi kim? Şikayet konusu nedir? Varlığını siyasi biat edebiyatı ile partiye adamış, sehven savcı olabilmiş bu kişi bu cesareti nerden alabilmektedir? Konuyu kendisine soran gazetecilere şu ifadelerle cevap veriyor: Ne yaptık yani. Zorla mı getirdik yani. Haber oldu işte. Daha ne istiyor? gibi cüretkar ve küstah ifadelerle cevap verebilmektedir. Bu girişim, özel yetkili kepazeliğinden sonra, yargı vesayetinin majestelerinin savcısı uygulamasına bir örnek gösterileceği sanıyorum. Majestelerinin özel yargı vesayetinde olan bir savcı, bunun içine giriyor. diye konuştu.Bu durumun AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik tarafından da eleştirildiğini ifade eden Koç, bu girişimin mutlaka bir disiplin boyutunun ve müeyyidesinin olması gerektiğini söyledi. Bu konunun yakından takipçisi olacaklarını dile getirdi. Şikayetçi olan kişinin kimliği hakkında da konuşan Koç, şikayetçi olan kişinin 17 Aralık sürecinin baş aktörlerinden bir olduğunun belirtildiğini söyledi. Paraları sıfırlama talimatını zor algılayarak gereği yapmaya çalışan malum kişinin şikayeti gerçekleştirdiğini belirten Koç, Hırsız mahkemeye kadı olmuş millet adalet bekliyor. ifadelerini kullandı.OTORİTER YÖNETİM HEVESLİSİNİN CUMHURBAŞKANINA ÇIKIŞI AKLA ZİYANDIRKoç, Almanya Cumhurbaşkanının yaptığı ziyarete ilişkin değerlendirmede de bulundu. Türkiye AB müzakere sürecinde düşe kalka devam ettiğini belirten Koç, Türkiye ile ilgili gelişmelerin AB tarafından yakın izlendiğini anlattı. Hukuk devletinin ilkelerini yok edilmesinin, yargının vesayet altına alınması ve medya özgürlüğünün olmamasının, sansür, baskı, kişisel hak ve özgürlüklerin tüm demokrat ülkelerin dikkatini çektiğini belirten Koç, şunları kaydetti: Bu tespitleri eleştirileri kurallı demokrasi talebeni, sadece Almanya Cumhurbaşkanı değil, bizler de dile getiriyoruz. Tüm özgürlüklerden, demokrasilerden yana olanlar bu eleştirileri dile getiriyor. Eleştiri kültürü taşıyamayan otoriter yönetim heveslisinin, Almanya Cumhurbaşkanının eleştirilerine çıkışı, akla ziyan sözlerdir. Tartışma daha da büyürse çok şükür otoriter zat; Ey Almanya Cumhurbaşkanı senin de kasetin var. diye bir tehditte bulunmamış. Daha bu aşamaya gelinmemiş. Her kurum ile ilgili bir kasetin olduğunu, perde arkasından ifade eden bir kimlik.Koç, dış basına yansıyanlar ve yansıyacakların Türkiye algısı açısından olumsuz bir dalga yaratacağına da işaret de etti.ALEVİLERE İLİŞKİN SÖZLER, KABUL EDİLEMEZ DÜŞENCELERDİRKoç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Alevi yurttaşlarla ilişkin, Ateist Aleviler, Alisiz Aleviler sözlerini sarf ettiğini de hatırlatarak, Bu sözler, iç dünyasının ele veren, kafasındaki saplantılarla orantılı kabul edilemez düşüncelerdir. Ayrımcı, dışlayıcı, nefret söylemi içere, çirkin ifadelerdir. değerlendirmesini yaptı.ELEŞTİRENLERE TEHDİT, HER TÜRLÜ YAPTIRIM, PKKYA ÇIT YOKKoç, Doğu Anadolu Bölgesinde gerçe
Zaman
Son Dakika
30.04.2014
CHP’liKoçAskerkaçıranPKK’yaçıtyoksaseçimstratejisindendirCHP’li Koç Asker kaçıran PKK’ya çıt yoksa seçim stratejisindendir
CHP’li Koç: Asker kaçıran PKK’ya çıt yoksa, seçim stratejisindendir
Zaman
30.04.2014
16:45
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, askerlerin kaçırılmasının ardından Hükümetten bir ses çıkmamasını eleştirdi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın muhaliflerine sert üslupla yüklenip, çeşitli yaptırımlar uyguladığına hatırlatan Haluk Koç, Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanlığı seçimi, Başkanlık seçimlerine geçiş gibi tüm stratejik ittifak pazarlıkları, süreç olarak tarif ettikleri bu olayların içinde yer alıyor. Onun için başka konularda aslan kaplan. Bu konulara girdiğinde enseyi karart, sus konuşma. Bu taraftan bir şey geldiğinde çıt yok. Pazarlık mı ortada? Neden korkuyorsun? Senin askerin kaçırılıyor. Açık tehditler sürülüyor. Şantaj yapılıyor. Çıt yok. dedi.Haluk Koç, MYK toplantısı sürerken CHP genel merkezinde düzenlediği basın toplandısında Türkiyedeki son siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu. İktidarın yerel seçimlerin ardından sandıkta aklandığı zannı ile Türkiyenin huzurunu bozacak eylemleri ardı ardına sokmaya başladığını söyledi. Koç, AKPnin yüzde 43,2lik oy oranı ile ülkenin tek gündem belirleyicisi olma gayretini medya desteği ile beraber sürdürdüğünü belirtti.KILIÇDAROĞLUNU İFADEYE ÇAĞIRAN SAVCI, MÜEYYİDEYE ÇARPTIRILMALIKoç, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Demirin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunu şüpheli sıfatı ile ifadeye çağırmasının farklı boyutta değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Kılıçdaroğlu nun CHPnin genel başkanı ve İstanbul Milletvekili olduğunu ifade eden Koç, Bir şikayet konusu varsa, soruşturmaya da gerek görülüyor ise, fezleke ile TBMMye iletmesi gerekirdi. Normal hukuki prosedür budur. Bu kişi, CHP genel Başkanını doğrudan ifadeye çağırarak hukukun tüm kurallarını hiçe sayabiliyor. Bu kişi, çeşitli fırsatlarda, hükümetten yana tavır sergilemekten çekinmemiş. Bu kişi sehven savcı olarak ortaya çıkabiliyor. Bu tertip kimlerin talimatı ile ortaya çıkıyor. Kendini bilmez bir karışıklık sonucu mu, yoksa ardında bir takım talimatların yattığı bir süreç mi? Bunu sorgulamak lazım. Şikayetçi kim? Şikayet konusu nedir? Varlığını siyasi biat edebiyatı ile partiye adamış, sehven savcı olabilmiş bu kişi bu cesareti nerden alabilmektedir? Konuyu kendisine soran gazetecilere şu ifadelerle cevap veriyor: Ne yaptık yani. Zorla mı getirdik yani. Haber oldu işte. Daha ne istiyor? gibi cüretkar ve küstah ifadelerle cevap verebilmektedir. Bu girişim, özel yetkili kepazeliğinden sonra, yargı vesayetinin majestelerinin savcısı uygulamasına bir örnek gösterileceği sanıyorum. Majestelerinin özel yargı vesayetinde olan bir savcı, bunun içine giriyor. diye konuştu.Bu durumun AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik tarafından da eleştirildiğini ifade eden Koç, bu girişimin mutlaka bir disiplin boyutunun ve müeyyidesinin olması gerektiğini söyledi. Bu konunun yakından takipçisi olacaklarını dile getirdi. Şikayetçi olan kişinin kimliği hakkında da konuşan Koç, şikayetçi olan kişinin 17 Aralık sürecinin baş aktörlerinden bir olduğunun belirtildiğini söyledi. Paraları sıfırlama talimatını zor algılayarak gereği yapmaya çalışan malum kişinin şikayeti gerçekleştirdiğini belirten Koç, Hırsız mahkemeye kadı olmuş millet adalet bekliyor. ifadelerini kullandı.OTORİTER YÖNETİM HEVESLİSİNİN CUMHURBAŞKANINA ÇIKIŞI AKLA ZİYANDIRKoç, Almanya Cumhurbaşkanının yaptığı ziyarete ilişkin değerlendirmede de bulundu. Türkiye AB müzakere sürecinde düşe kalka devam ettiğini belirten Koç, Türkiye ile ilgili gelişmelerin AB tarafından yakın izlendiğini anlattı. Hukuk devletinin ilkelerini yok edilmesinin, yargının vesayet altına alınması ve medya özgürlüğünün olmamasının, sansür, baskı, kişisel hak ve özgürlüklerin tüm demokrat ülkelerin dikkatini çektiğini belirten Koç, şunları kaydetti: Bu tespitleri eleştirileri kurallı demokrasi talebeni, sadece Almanya Cumhurbaşkanı değil, bizler de dile getiriyoruz. Tüm özgürlüklerden, demokrasilerden yana olanlar bu eleştirileri dile getiriyor. Eleştiri kültürü taşıyamayan otoriter yönetim heveslisinin, Almanya Cumhurbaşkanının eleştirilerine çıkışı, akla ziyan sözlerdir. Tartışma daha da büyürse çok şükür otoriter zat; Ey Almanya Cumhurbaşkanı senin de kasetin var. diye bir tehditte bulunmamış. Daha bu aşamaya gelinmemiş. Her kurum ile ilgili bir kasetin olduğunu, perde arkasından ifade eden bir kimlik.Koç, dış basına yansıyanlar ve yansıyacakların Türkiye algısı açısından olumsuz bir dalga yaratacağına da işaret de etti.ALEVİLERE İLİŞKİN SÖZLER, KABUL EDİLEMEZ DÜŞENCELERDİRKoç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Alevi yurttaşlarla ilişkin, Ateist Aleviler, Alisiz Aleviler sözlerini sarf ettiğini de hatırlatarak, Bu sözler, iç dünyasının ele veren, kafasındaki saplantılarla orantılı kabul edilemez düşüncelerdir. Ayrımcı, dışlayıcı, nefret söylemi içere, çirkin ifadelerdir. değerlendirmesini yaptı.ELEŞTİRENLERE TEHDİT, HER TÜRLÜ YAPTIRIM, PKKYA ÇIT YOKKoç, Doğu Anadolu Bölgesinde gerçe
Zaman
Ana Sayfa
30.04.2014
CHP’liKoçAskerkaçıranPKK’yaçıtyoksaseçimstratejisindendirCHP’li Koç Asker kaçıran PKK’ya çıt yoksa seçim stratejisindendir
Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Zaman
29.04.2014
08:48
Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle suçlanabilir ve yargılanabilir. Bunun dışında fizikî veya psikolojik hastalıkla görevini yerine getirememe durumunda vekalet müessesesi devreye giriyor.Mesela Cemal Gürsel ağır hastalıktan kurtulamayacağı anlaşılınca görevi sonlandırıldı ve yerine cumhurbaşkanı seçildi. Kanun koyucu imkânsız gördüğü için düzenlememiş ve örneği bulunmadığından teamülden de söz edemiyoruz. Farzı muhal cumhurbaşkanı birilerinin eline rehin düşseydi ne yapardık? Hastalık halinden kıyasla vekalet müessesesi devreye girerdi. Tehdit altında vereceği kararların sağlıklı olacağı düşünülemez. Peki cumhurbaşkanı kasetle tehdit ediliyor olsaydı?.. Değişen bir şey olmaz, ha kafasına silah dayanmış ha masasına kaset konulmuş. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kişisel kan davasını sürdürebilmek için sözün nereye varacağını düşünmeden konuşuyor. Defalarca “Cumhurbaşkanı’nın da kaseti var” cümlesini kurdu. Bu ülkede insanlar Başbakan’ı ciddiye almıyor mu yoksa? Ülkede yetkili makamlardaki herkesle ilgili aynı iddia seslendiriliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor? Kaseti olan bir genelkurmay başkanı düşünülebilir mi? Anayasa Mahkemesi başkanı ve üyeler de hakeza. Bu suçlama çift taraflıdır, dinleyen kadar bu şantaja boyun eğen de okkanın altına gider. En azından milli güvenlik ve devletin bekası açısından tehlike geçene kadar koltuklarını boşaltmaları gerekir. Başbakan Erdoğan’ın kaset şantajına boyun eğmekle suçladığı isimler ona bu iddiasını ispat imkânı vermeli. Aslında bunun için şikâyetçi olmaya bile gerek yok. Cumhurbaşkanı’nı şantajdan korumak devletin görevi. Hesabını sormak da yargıya düşüyor. Nasıl bir ülkeyiz ki başbakan, cumhurbaşkanına kasetle şantaj yapıldığını ileri sürüyor; ‘ha öyle mi?’ deyip geçiyoruz. Erdoğan dinlendiğini iddia ettiği makamları sıraladıktan sonra “Herhalde birileri ne demek istediğimi anlayacaktır.” diye bitiriyor sözünü. Ne dediğini anlamak bütün milletin hakkı değil mi? Erdoğan bu kaset işini çok sevdi. İstediği gibi hareket etmeyen ve hatta etmemesi ihtimal dâhilinde olan herkes için aynı şeyi söylüyor: Kaseti var. 2010 baharında alçakça bir komploya muhatap olan Deniz Baykal’dan beri gündemden hiç düşürmüyor. O günlerde miting meydanlarında şu cümleleri sarf etmişti: “Hacı Bektaş diyor ki eline beline hâkim ol. Hanım kardeşlerimden özür diliyorum, kendisinden önceki, beline hâkim olamadı, gitti. Genel başkanlıktan gitti ama şimdi yine milletvekili adayı oldu. Peki diğer taraftaki hanım milletvekili n’oldu? Onu aday yapmadılar. N’oldu, suçlu o mu, ikisi de suçlu değil miydi? Yav kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor. Buna nasıl kendi özeli dersin? Bu özel değil, genel genel, bu genel bir ahlaksızlıktır, başka bir şey değil. Bu toplumu aldatmayın yav.” MHP’lilerin maruz kaldığı komplo ile ilgili de konuşmayı ihmal etmemişti: “Son zamanlarda Bahçeli de çıkmış ‘AK Parti milletin özeline giriyor’ diyor. Niye? Çünkü kendi adamlarının da bu tür kasetleri çıktı, o da rahatsız olmaya başladı. Böyle özel olur mu? Peki özeldi de niçin bu milletvekillerini istifa ettirttin? Neden? Çünkü başına geleceği biliyor da onun için.” Yerel seçimlerden önce anamuhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal kasetini yayından önce Erdoğan’ın izlediğini ileri sürdü. Başbakan’dan açıklama beklediğini söyledi. Aynı beklentiyi Deniz Bey de dile getirerek “Başbakan’ın elindeki kanıtları paylaşmasını bekliyorum. Yani ortadaki komploların kimler tarafından, nasıl, ne şekilde, kimin talimatıyla, nerede hazırlandığını ortaya koyacak delilleri bekliyorum.” dedi. Başbakan’ın cevabı “Neyin açıklamasını yapacağım? Bu orada sosyal medyaya düştüğü zaman, onu sosyal medyadan kaldıran kim? Ben kaldırdım ben.’’ şeklindeydi. Baykal’ın avukatları, kaldırma olayının gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Ama öyle bile olsa soru, kimin kaldırttığı değil kimin yüklettiği? Bunun cevabını hâlâ bekliyoruz.
Zaman
Ana Sayfa
29.04.2014
BülentKorucu-Cumhurbaşkanırehinmialındı?Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Zaman
29.04.2014
08:39
Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle suçlanabilir ve yargılanabilir. Bunun dışında fizikî veya psikolojik hastalıkla görevini yerine getirememe durumunda vekalet müessesesi devreye giriyor.Mesela Cemal Gürsel ağır hastalıktan kurtulamayacağı anlaşılınca görevi sonlandırıldı ve yerine cumhurbaşkanı seçildi. Kanun koyucu imkânsız gördüğü için düzenlememiş ve örneği bulunmadığından teamülden de söz edemiyoruz. Farzı muhal cumhurbaşkanı birilerinin eline rehin düşseydi ne yapardık? Hastalık halinden kıyasla vekalet müessesesi devreye girerdi. Tehdit altında vereceği kararların sağlıklı olacağı düşünülemez. Peki cumhurbaşkanı kasetle tehdit ediliyor olsaydı?.. Değişen bir şey olmaz, ha kafasına silah dayanmış ha masasına kaset konulmuş. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kişisel kan davasını sürdürebilmek için sözün nereye varacağını düşünmeden konuşuyor. Defalarca “Cumhurbaşkanı’nın da kaseti var” cümlesini kurdu. Bu ülkede insanlar Başbakan’ı ciddiye almıyor mu yoksa? Ülkede yetkili makamlardaki herkesle ilgili aynı iddia seslendiriliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor? Kaseti olan bir genelkurmay başkanı düşünülebilir mi? Anayasa Mahkemesi başkanı ve üyeler de hakeza. Bu suçlama çift taraflıdır, dinleyen kadar bu şantaja boyun eğen de okkanın altına gider. En azından milli güvenlik ve devletin bekası açısından tehlike geçene kadar koltuklarını boşaltmaları gerekir. Başbakan Erdoğan’ın kaset şantajına boyun eğmekle suçladığı isimler ona bu iddiasını ispat imkânı vermeli. Aslında bunun için şikâyetçi olmaya bile gerek yok. Cumhurbaşkanı’nı şantajdan korumak devletin görevi. Hesabını sormak da yargıya düşüyor. Nasıl bir ülkeyiz ki başbakan, cumhurbaşkanına kasetle şantaj yapıldığını ileri sürüyor; ‘ha öyle mi?’ deyip geçiyoruz. Erdoğan dinlendiğini iddia ettiği makamları sıraladıktan sonra “Herhalde birileri ne demek istediğimi anlayacaktır.” diye bitiriyor sözünü. Ne dediğini anlamak bütün milletin hakkı değil mi? Erdoğan bu kaset işini çok sevdi. İstediği gibi hareket etmeyen ve hatta etmemesi ihtimal dâhilinde olan herkes için aynı şeyi söylüyor: Kaseti var. 2010 baharında alçakça bir komploya muhatap olan Deniz Baykal’dan beri gündemden hiç düşürmüyor. O günlerde miting meydanlarında şu cümleleri sarf etmişti: “Hacı Bektaş diyor ki eline beline hâkim ol. Hanım kardeşlerimden özür diliyorum, kendisinden önceki, beline hâkim olamadı, gitti. Genel başkanlıktan gitti ama şimdi yine milletvekili adayı oldu. Peki diğer taraftaki hanım milletvekili n’oldu? Onu aday yapmadılar. N’oldu, suçlu o mu, ikisi de suçlu değil miydi? Yav kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor. Buna nasıl kendi özeli dersin? Bu özel değil, genel genel, bu genel bir ahlaksızlıktır, başka bir şey değil. Bu toplumu aldatmayın yav.” MHP’lilerin maruz kaldığı komplo ile ilgili de konuşmayı ihmal etmemişti: “Son zamanlarda Bahçeli de çıkmış ‘AK Parti milletin özeline giriyor’ diyor. Niye? Çünkü kendi adamlarının da bu tür kasetleri çıktı, o da rahatsız olmaya başladı. Böyle özel olur mu? Peki özeldi de niçin bu milletvekillerini istifa ettirttin? Neden? Çünkü başına geleceği biliyor da onun için.” Yerel seçimlerden önce anamuhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal kasetini yayından önce Erdoğan’ın izlediğini ileri sürdü. Başbakan’dan açıklama beklediğini söyledi. Aynı beklentiyi Deniz Bey de dile getirerek “Başbakan’ın elindeki kanıtları paylaşmasını bekliyorum. Yani ortadaki komploların kimler tarafından, nasıl, ne şekilde, kimin talimatıyla, nerede hazırlandığını ortaya koyacak delilleri bekliyorum.” dedi. Başbakan’ın cevabı “Neyin açıklamasını yapacağım? Bu orada sosyal medyaya düştüğü zaman, onu sosyal medyadan kaldıran kim? Ben kaldırdım ben.’’ şeklindeydi. Baykal’ın avukatları, kaldırma olayının gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Ama öyle bile olsa soru, kimin kaldırttığı değil kimin yüklettiği? Bunun cevabını hâlâ bekliyoruz.
Zaman
En Çok Okunan
29.04.2014
BülentKorucu-Cumhurbaşkanırehinmialındı?Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Zaman
29.04.2014
02:13
Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanetle suçlanabilir ve yargılanabilir. Bunun dışında fizikî veya psikolojik hastalıkla görevini yerine getirememe durumunda vekalet müessesesi devreye giriyor.Mesela Cemal Gürsel ağır hastalıktan kurtulamayacağı anlaşılınca görevi sonlandırıldı ve yerine cumhurbaşkanı seçildi. Kanun koyucu imkânsız gördüğü için düzenlememiş ve örneği bulunmadığından teamülden de söz edemiyoruz. Farzı muhal cumhurbaşkanı birilerinin eline rehin düşseydi ne yapardık? Hastalık halinden kıyasla vekalet müessesesi devreye girerdi. Tehdit altında vereceği kararların sağlıklı olacağı düşünülemez. Peki cumhurbaşkanı kasetle tehdit ediliyor olsaydı?.. Değişen bir şey olmaz, ha kafasına silah dayanmış ha masasına kaset konulmuş. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kişisel kan davasını sürdürebilmek için sözün nereye varacağını düşünmeden konuşuyor. Defalarca “Cumhurbaşkanı’nın da kaseti var” cümlesini kurdu. Bu ülkede insanlar Başbakan’ı ciddiye almıyor mu yoksa? Ülkede yetkili makamlardaki herkesle ilgili aynı iddia seslendiriliyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor? Kaseti olan bir genelkurmay başkanı düşünülebilir mi? Anayasa Mahkemesi başkanı ve üyeler de hakeza. Bu suçlama çift taraflıdır, dinleyen kadar bu şantaja boyun eğen de okkanın altına gider. En azından milli güvenlik ve devletin bekası açısından tehlike geçene kadar koltuklarını boşaltmaları gerekir. Başbakan Erdoğan’ın kaset şantajına boyun eğmekle suçladığı isimler ona bu iddiasını ispat imkânı vermeli. Aslında bunun için şikâyetçi olmaya bile gerek yok. Cumhurbaşkanı’nı şantajdan korumak devletin görevi. Hesabını sormak da yargıya düşüyor. Nasıl bir ülkeyiz ki başbakan, cumhurbaşkanına kasetle şantaj yapıldığını ileri sürüyor; ‘ha öyle mi?’ deyip geçiyoruz. Erdoğan dinlendiğini iddia ettiği makamları sıraladıktan sonra “Herhalde birileri ne demek istediğimi anlayacaktır.” diye bitiriyor sözünü. Ne dediğini anlamak bütün milletin hakkı değil mi? Erdoğan bu kaset işini çok sevdi. İstediği gibi hareket etmeyen ve hatta etmemesi ihtimal dâhilinde olan herkes için aynı şeyi söylüyor: Kaseti var. 2010 baharında alçakça bir komploya muhatap olan Deniz Baykal’dan beri gündemden hiç düşürmüyor. O günlerde miting meydanlarında şu cümleleri sarf etmişti: “Hacı Bektaş diyor ki eline beline hâkim ol. Hanım kardeşlerimden özür diliyorum, kendisinden önceki, beline hâkim olamadı, gitti. Genel başkanlıktan gitti ama şimdi yine milletvekili adayı oldu. Peki diğer taraftaki hanım milletvekili n’oldu? Onu aday yapmadılar. N’oldu, suçlu o mu, ikisi de suçlu değil miydi? Yav kendi eşiyle mi bir şey oluyor da özeli oluyor. Buna nasıl kendi özeli dersin? Bu özel değil, genel genel, bu genel bir ahlaksızlıktır, başka bir şey değil. Bu toplumu aldatmayın yav.” MHP’lilerin maruz kaldığı komplo ile ilgili de konuşmayı ihmal etmemişti: “Son zamanlarda Bahçeli de çıkmış ‘AK Parti milletin özeline giriyor’ diyor. Niye? Çünkü kendi adamlarının da bu tür kasetleri çıktı, o da rahatsız olmaya başladı. Böyle özel olur mu? Peki özeldi de niçin bu milletvekillerini istifa ettirttin? Neden? Çünkü başına geleceği biliyor da onun için.” Yerel seçimlerden önce anamuhalefet partisi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Baykal kasetini yayından önce Erdoğan’ın izlediğini ileri sürdü. Başbakan’dan açıklama beklediğini söyledi. Aynı beklentiyi Deniz Bey de dile getirerek “Başbakan’ın elindeki kanıtları paylaşmasını bekliyorum. Yani ortadaki komploların kimler tarafından, nasıl, ne şekilde, kimin talimatıyla, nerede hazırlandığını ortaya koyacak delilleri bekliyorum.” dedi. Başbakan’ın cevabı “Neyin açıklamasını yapacağım? Bu orada sosyal medyaya düştüğü zaman, onu sosyal medyadan kaldıran kim? Ben kaldırdım ben.’’ şeklindeydi. Baykal’ın avukatları, kaldırma olayının gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Ama öyle bile olsa soru, kimin kaldırttığı değil kimin yüklettiği? Bunun cevabını hâlâ bekliyoruz.
Zaman
Köşe Yazıları
29.04.2014
BülentKorucu-Cumhurbaşkanırehinmialındı?Bülent Korucu - Cumhurbaşkanı rehin mi alındı?
Hükümet, hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Zaman
27.04.2014
03:27
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasına iktidar cephesinden gelen eleştirilere tepki gösterdi. Kılıç’ın yargının ortak kaygılarını dile getirdiğini söyledi.‘Hukukun üstünlüğü’ vurgusunun hükümet tarafından ‘hakaret’ olarak algılandığına işaret ederek, “Yargı bağımsızlığı dendiğinde ‘acaba siz bana bir şey mi diyorsunuz’ diye ayağa kalkan hükümet bu çağın hükümeti değildir, ortaçağın hükümetidir.” dedi. CHP lideri, hâkim ve savcılara da seslendi: “Adalet size teslim edilmiştir, onu yüceltmek zorundasınız. Yurttaşın güvencesi sizsiniz. Adaleti iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız.”Yerel seçim sonuçlarını partililerle değerlendiren Kılıçdaroğlu, bu kapsamda dün il başkanlarıyla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, toplantı öncesinde yaptığı konuşmada bir kişinin kendi iradesini milli irade olarak halka satmasını kabul etmediklerini bildirdi. CHP lideri, “Ben dâhil olmak üzere her CHP’li bedel ödemekten kaçınmayacaktır. Bu bizim ortak irademizdir. Bu irade çocuklarımıza vaat ettiğimiz iradedir.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamaları konusunda ise “Eğer hukuk savunmaya geçmişse bu ülkede bir şey var. Yargının tepesindeki kişiler kaygılarını dile getiriyorlar. Bu sadece bir kişinin kaygısı değil. Anayasa Mahkemesi’nin bütün yargıçlarının ortak kaygısıdır. Bu hale geldiysek hepimize düşen yeni görevler var demektir.” yorumunu yaptı. Ardından hakim ve savcılara şöyle seslendi: “Korkmayın, cesur olun. Hiç kimse hâkime talimat veremez, genelge gönderemez. Sizin yetkileriniz anayasal güvence altındadır. Acaba bizi sürerler mi? Sizi sürecekleri her yer Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır. Sizin sadece ülkeye değil çocuklarınıza karşı da sorumluluklarınız var. Siz adaleti yüceltmek zorundasınız. Adaleti siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız. Adalet sizin vicdanınızdır, toplumun vicdanıdır. Verdiğiniz kararlar milli iradenin kararlarıdır. Bu açıdan adaletin üzerine titremeniz gerekiyor. Hâkimlerden sadece evrensel hukukun yerine getirilmesini istiyoruz. Güçlülerin hukuku değil halkın hukuku. Hukuk devleti yurttaşın kendisini güvende hissettiği devlettir. Bu güven kaybolduğu zaman devletin omurgası çatırdar.”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayladığı MİT Kanunu hakkında da değerlendirmelerde bulunan CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Devleti bir istihbarat devleti haline getirdiler. İstihbarat ana aktör olmaz. İstihbarat ana unsura döndü. CHP milletvekillerini bu yasa çıkmadan önce fişlemişlerdi. Şimdi meşru oldu. 12 Eylül askeri darbesinin yapamadığını bunlar yaptı. Bizim yeni Kenan Evren’lere ihtiyacımız yok.” dedi.
Zaman
En Çok Okunan
27.04.2014
HükümethukukunüstünlüğüvurgusunuhakaretkabulediyorHükümet hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Hükümet, hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Zaman
27.04.2014
02:04
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasına iktidar cephesinden gelen eleştirilere tepki gösterdi. Kılıç’ın yargının ortak kaygılarını dile getirdiğini söyledi.‘Hukukun üstünlüğü’ vurgusunun hükümet tarafından ‘hakaret’ olarak algılandığına işaret ederek, “Yargı bağımsızlığı dendiğinde ‘acaba siz bana bir şey mi diyorsunuz’ diye ayağa kalkan hükümet bu çağın hükümeti değildir, ortaçağın hükümetidir.” dedi. CHP lideri, hâkim ve savcılara da seslendi: “Adalet size teslim edilmiştir, onu yüceltmek zorundasınız. Yurttaşın güvencesi sizsiniz. Adaleti iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız.”Yerel seçim sonuçlarını partililerle değerlendiren Kılıçdaroğlu, bu kapsamda dün il başkanlarıyla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, toplantı öncesinde yaptığı konuşmada bir kişinin kendi iradesini milli irade olarak halka satmasını kabul etmediklerini bildirdi. CHP lideri, “Ben dâhil olmak üzere her CHP’li bedel ödemekten kaçınmayacaktır. Bu bizim ortak irademizdir. Bu irade çocuklarımıza vaat ettiğimiz iradedir.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamaları konusunda ise “Eğer hukuk savunmaya geçmişse bu ülkede bir şey var. Yargının tepesindeki kişiler kaygılarını dile getiriyorlar. Bu sadece bir kişinin kaygısı değil. Anayasa Mahkemesi’nin bütün yargıçlarının ortak kaygısıdır. Bu hale geldiysek hepimize düşen yeni görevler var demektir.” yorumunu yaptı. Ardından hakim ve savcılara şöyle seslendi: “Korkmayın, cesur olun. Hiç kimse hâkime talimat veremez, genelge gönderemez. Sizin yetkileriniz anayasal güvence altındadır. Acaba bizi sürerler mi? Sizi sürecekleri her yer Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır. Sizin sadece ülkeye değil çocuklarınıza karşı da sorumluluklarınız var. Siz adaleti yüceltmek zorundasınız. Adaleti siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız. Adalet sizin vicdanınızdır, toplumun vicdanıdır. Verdiğiniz kararlar milli iradenin kararlarıdır. Bu açıdan adaletin üzerine titremeniz gerekiyor. Hâkimlerden sadece evrensel hukukun yerine getirilmesini istiyoruz. Güçlülerin hukuku değil halkın hukuku. Hukuk devleti yurttaşın kendisini güvende hissettiği devlettir. Bu güven kaybolduğu zaman devletin omurgası çatırdar.”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayladığı MİT Kanunu hakkında da değerlendirmelerde bulunan CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Devleti bir istihbarat devleti haline getirdiler. İstihbarat ana aktör olmaz. İstihbarat ana unsura döndü. CHP milletvekillerini bu yasa çıkmadan önce fişlemişlerdi. Şimdi meşru oldu. 12 Eylül askeri darbesinin yapamadığını bunlar yaptı. Bizim yeni Kenan Evren’lere ihtiyacımız yok.” dedi.
Zaman
Politika
27.04.2014
HükümethukukunüstünlüğüvurgusunuhakaretkabulediyorHükümet hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Hükümet, hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Zaman
27.04.2014
02:04
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın konuşmasına iktidar cephesinden gelen eleştirilere tepki gösterdi. Kılıç’ın yargının ortak kaygılarını dile getirdiğini söyledi.‘Hukukun üstünlüğü’ vurgusunun hükümet tarafından ‘hakaret’ olarak algılandığına işaret ederek, “Yargı bağımsızlığı dendiğinde ‘acaba siz bana bir şey mi diyorsunuz’ diye ayağa kalkan hükümet bu çağın hükümeti değildir, ortaçağın hükümetidir.” dedi. CHP lideri, hâkim ve savcılara da seslendi: “Adalet size teslim edilmiştir, onu yüceltmek zorundasınız. Yurttaşın güvencesi sizsiniz. Adaleti iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız.”Yerel seçim sonuçlarını partililerle değerlendiren Kılıçdaroğlu, bu kapsamda dün il başkanlarıyla bir araya geldi. Kılıçdaroğlu, toplantı öncesinde yaptığı konuşmada bir kişinin kendi iradesini milli irade olarak halka satmasını kabul etmediklerini bildirdi. CHP lideri, “Ben dâhil olmak üzere her CHP’li bedel ödemekten kaçınmayacaktır. Bu bizim ortak irademizdir. Bu irade çocuklarımıza vaat ettiğimiz iradedir.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın açıklamaları konusunda ise “Eğer hukuk savunmaya geçmişse bu ülkede bir şey var. Yargının tepesindeki kişiler kaygılarını dile getiriyorlar. Bu sadece bir kişinin kaygısı değil. Anayasa Mahkemesi’nin bütün yargıçlarının ortak kaygısıdır. Bu hale geldiysek hepimize düşen yeni görevler var demektir.” yorumunu yaptı. Ardından hakim ve savcılara şöyle seslendi: “Korkmayın, cesur olun. Hiç kimse hâkime talimat veremez, genelge gönderemez. Sizin yetkileriniz anayasal güvence altındadır. Acaba bizi sürerler mi? Sizi sürecekleri her yer Türkiye Cumhuriyeti topraklarıdır. Sizin sadece ülkeye değil çocuklarınıza karşı da sorumluluklarınız var. Siz adaleti yüceltmek zorundasınız. Adaleti siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirirseniz en büyük yarayı siz alırsınız. Adalet sizin vicdanınızdır, toplumun vicdanıdır. Verdiğiniz kararlar milli iradenin kararlarıdır. Bu açıdan adaletin üzerine titremeniz gerekiyor. Hâkimlerden sadece evrensel hukukun yerine getirilmesini istiyoruz. Güçlülerin hukuku değil halkın hukuku. Hukuk devleti yurttaşın kendisini güvende hissettiği devlettir. Bu güven kaybolduğu zaman devletin omurgası çatırdar.”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayladığı MİT Kanunu hakkında da değerlendirmelerde bulunan CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Devleti bir istihbarat devleti haline getirdiler. İstihbarat ana aktör olmaz. İstihbarat ana unsura döndü. CHP milletvekillerini bu yasa çıkmadan önce fişlemişlerdi. Şimdi meşru oldu. 12 Eylül askeri darbesinin yapamadığını bunlar yaptı. Bizim yeni Kenan Evren’lere ihtiyacımız yok.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
27.04.2014
HükümethukukunüstünlüğüvurgusunuhakaretkabulediyorHükümet hukukun üstünlüğü vurgusunu hakaret kabul ediyor
Toplam "487" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti