Habergec.Com Aranan Kelimeler:yerel mi genel mi? Değerlendirme: 10 / 10 349795
habergec.com
19.04.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yerel mi genel mi?

TÜSİAD: Hukukun örselenmesine izin vermemeliyiz
Zaman
18.04.2014
03:13
Toplantının açış konuşmasını yapan TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, demokrasilerin temelinde hukukun üstünlüğünün yattığını hatırlattı. Son yıllarda ekonominin yavaşlamasında hukuk zemininde oluşan hasarların da etkili olduğunu belirten Yılmaz, piyasaların adil ve şeffaf çalışmasını sağlayacak bağımsız düzenleyici kurumların etkilerini yitirdiğini vurguladı. Kutuplaşmanın yerini toplumsal mutabakatın alması gerektiğini söyleyen Yılmaz, yüksek büyümeyi sağlayacak olan mikro yapısal reform ajandasına bir türlü odaklanamadığını ifade etti.Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK), Ankara’da dün toplandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı toplantının açış konuşmasını yapan patronlar kulübünün başkanı Muharrem Yılmaz, demokrasi vurgusu yaptı. ‘Zaman zaman TÜSİAD’ı eleştirenlerin ‘Çok siyaset konuşuyorsunuz’ dediklerini belirten Yılmaz, siyaset ve ekonominin aynı gerçekliğin iki farklı yüzü olduğuna işaret etti. “Biz siyaset için siyaset yapmıyoruz, demokrasiyi konuşuyoruz.” diyen Yılmaz, demokrasiyi konuşmanın da piyasa ekonomisini konuşmak demek olduğunu söyledi. Düzgün işleyen piyasa ekonomileriyle başarılı demokrasilerin iç içe geçmiş durumda olduğunun altını çizen Yılmaz, “Yavaş ve istikrarsız demokratikleşme, hızlı büyümek isteyen ülkeleri bu hedeflerine ulaşmakta kısıtlamaktadır.” dedi. Yılmaz’a göre Türkiye’nin yakın geçmişindeki yüzde 5-7 büyüme bandından yüzde 2-4 bandına inmesinde ekonomik gelişmeler, azalan iç ve dış talep gibi teknik ekonomik sebeplerin varlığının ötesinde siyasi gelişmelere bağlı sebepler de etkili oldu. Dört-beş yıl öncesine kadar dünyada demokratikleşme, makro uyum reform motivasyonu ve AB’ye uyum bağlamında örnek gösterilen Türkiye’nin bugün tüm bu başlıklarda geride kalmış gibi hissedildiğini ifade eden Yılmaz, “Son yıllarda demokratikleşme iradesinde eksiklikler gözlemler gibiyiz. Demokratikleşme paketleri ya geç ya da eksik kalabiliyor ve toplumsal motivasyon oluşturamıyor, ekonomide de istediğimiz etkiyi maalesef oluşturamıyor. Yavaş demokratikleşmenin ekonomik büyümesi de yavaş oluyor. Ekonomideki yavaşlamanın bir diğer temel sebebi de piyasa ekonomisinin üzerinde faaliyet gösterdiği hukuk zemininde oluşan hasarlar. Düşük büyümede ekonomideki reform iradesinin eksikliği de etkili.” diye konuştu. Yerel seçimler öncesi sert siyasi çatışmalar, kutuplaşmalar vahim yolsuzluk ve devlet içi örgütlenme iddialarıyla yıpratıcı geçtiğini belirten Yılmaz, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sürecinin de böyle geçmesi durumunda demokrasiyi geliştirme konusunu tartışmaya mecalin kalmayacağı korkusunu taşıdığını ifade etti. Yönetim üslubu ve demokrasiye verilen anlamı tartışmak için en uygun zaman olduğuna işaret eden Yılmaz, “Özgür bireylerin yaşadığı Türkiye’ye eksik demokrasiyle yeterince katma değer oluşturmayan bir ekonomi ve kutuplaşmış bir toplumsal yapıyla ulaşamayız.” diye konuştu. Dünyanın en gelişmiş 25 ülkesinin aynı zamanda en gelişmiş demokrasiler olduğuna dikkat çeken Yılmaz, Türkiye’nin de gelişmiş ülkeler seviyesine yükselmesinin gelişmiş bir demokrasiye sahip olmaktan geçtiğini ifade etti. Çoğunluğun verdiği yetkiyi azınlığın haklarını da koruyarak kullanan bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurgulayan TÜSİAD Başkanı şöyle konuştu: “Bu yönetim anlayışının kuvvetler ayrılığı, özerk kurumlar, idarenin tasarruflarının denetime açıklığı, yönetimde şeffaflık, hesap verebilirlik gibi özelliklerle de zenginleştirmeliyiz. Devletin, demokrasinin kurumlarının itibarını korumak esastır ve o ülkeyi yönetenlerin de vatandaşların da öncelikle sorumluluğudur.” Demokrasilerin temelinde hukukun üstünlüğünün olduğunu ifade eden Yılmaz, hukuk devletine sımsıkı sarılıp onun hasar görmesine, örselenmesine izin verilmemesi gerektiğini dile getirdi. Bireysel hak ve özgürlükleri genişleterek garanti altına almak, demokratik kurumları güçlendirmek için yoğun çaba sarf eden gelişmiş demokrasilerin siyasi ahlakı yaygınlaştırmayı, yolsuzluklarla mücadeleyi, gönüllü davranış kodları belirleyerek benimsenmesini sağladığını belirten Yılmaz, “Türkiye’nin de bunlara ihtiyacı olduğuna itiraz edilebilir mi? Bunlardan herhangi birini yok sayarak sağlıklı bir demokrasi kurabilir miyiz?” diye sordu. Türkiye’nin yüksek büyümeyi sağlayacak olan mikro yapısal reform ajandasına bir türlü odaklanmadığını ifade eden Yılmaz, başlatılan reformların yarım kaldığından ya da uygulamada aksaklıklar çıktığından yakındı. Piyasaların adil ve şeffaf çalışmasını sağlayacak olan bağımsız düzenleyici kurumların da etkilerini yitirdiğini belirten Yılmaz, iş dünyası olarak, dünyadaki gelişmeler karşısında hızlı tedbir alma gereğini gördüklerin
Zaman
Ekonomi
18.04.2014
TÜSİADHukukunörselenmesineizinvermemeliyizTÜSİAD Hukukun örselenmesine izin vermemeliyiz
TÜSİAD: Siyaset yapmıyoruz demokrasiyi konuşuyoruz
Zaman
18.04.2014
02:04
‘Çok siyaset konuşuyorsunuz’ eleştirisine cevap veren TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, siyaset ve ekonominin aynı gerçekliğin iki farklı yüzü olduğunu söyledi. Ekonomideki yavaşlamada hukuktaki hasarların etkili olduğunu vurgulayan Yılmaz, kutuplaşmanın gelecek seçimlerde de sürmesi halinde demokrasiyi geliştirme konusunda mecalin kalmayacağını kaydetti.QTürk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi (YİK), Ankara’da dün toplandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı toplantının açış konuşmasını yapan patronlar kulübünün başkanı Muharrem Yılmaz, demokrasi vurgusu yaptı. ‘Zaman zaman TÜSİAD’ı eleştirenlerin ‘Çok siyaset konuşuyorsunuz’ dediklerini belirten Yılmaz, siyaset ve ekonominin aynı gerçekliğin iki farklı yüzü olduğuna işaret etti. “Biz siyaset için siyaset yapmıyoruz, demokrasiyi konuşuyoruz.” diyen Yılmaz, demokrasiyi konuşmanın da piyasa ekonomisini konuşmak demek olduğunu söyledi. Düzgün işleyen piyasa ekonomileriyle başarılı demokrasilerin iç içe geçmiş durumda olduğunun altını çizen Yılmaz, “Yavaş ve istikrarsız demokratikleşme, hızlı büyümek isteyen ülkeleri bu hedeflerine ulaşmakta kısıtlamaktadır.” dedi. Yılmaz’a göre Türkiye’nin yakın geçmişindeki yüzde 5-7 büyüme bandından yüzde 2-4 bandına inmesinde ekonomik gelişmeler, azalan iç ve dış talep gibi teknik ekonomik sebeplerin varlığının ötesinde siyasi gelişmelere bağlı sebepler de etkili oldu. Dört-beş yıl öncesine kadar dünyada demokratikleşme, makro uyum reform motivasyonu ve AB’ye uyum bağlamında örnek gösterilen Türkiye’nin bugün tüm bu başlıklarda geride kalmış gibi hissedildiğini ifade eden Yılmaz, “Son yıllarda demokratikleşme iradesinde eksiklikler gözlemler gibiyiz. Demokratikleşme paketleri ya geç ya da eksik kalabiliyor ve toplumsal motivasyon oluşturamıyor, ekonomide de istediğimiz etkiyi maalesef oluşturamıyor. Yavaş demokratikleşmenin ekonomik büyümesi de yavaş oluyor. Ekonomideki yavaşlamanın bir diğer temel sebebi de piyasa ekonomisinin üzerinde faaliyet gösterdiği hukuk zemininde oluşan hasarlar. Düşük büyümede ekonomideki reform iradesinin eksikliği de etkili.” diye konuştu. Yerel seçimler öncesi sert siyasi çatışmalar, kutuplaşmalar vahim yolsuzluk ve devlet içi örgütlenme iddialarıyla yıpratıcı geçtiğini belirten Yılmaz, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler sürecinin de böyle geçmesi durumunda demokrasiyi geliştirme konusunu tartışmaya mecalin kalmayacağı korkusunu taşıdığını ifade etti. Yönetim üslubu ve demokrasiye verilen anlamı tartışmak için en uygun zaman olduğuna işaret eden Yılmaz, “Özgür bireylerin yaşadığı Türkiye’ye eksik demokrasiyle yeterince katma değer oluşturmayan bir ekonomi ve kutuplaşmış bir toplumsal yapıyla ulaşamayız.” diye konuştu. Dünyanın en gelişmiş 25 ülkesinin aynı zamanda en gelişmiş demokrasiler olduğuna dikkat çeken Yılmaz, Türkiye’nin de gelişmiş ülkeler seviyesine yükselmesinin gelişmiş bir demokrasiye sahip olmaktan geçtiğini ifade etti. Çoğunluğun verdiği yetkiyi azınlığın haklarını da koruyarak kullanan bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurgulayan TÜSİAD Başkanı şöyle konuştu: “Bu yönetim anlayışının kuvvetler ayrılığı, özerk kurumlar, idarenin tasarruflarının denetime açıklığı, yönetimde şeffaflık, hesap verebilirlik gibi özelliklerle de zenginleştirmeliyiz. Devletin, demokrasinin kurumlarının itibarını korumak esastır ve o ülkeyi yönetenlerin de vatandaşların da öncelikle sorumluluğudur.” Demokrasilerin temelinde hukukun üstünlüğünün olduğunu ifade eden Yılmaz, hukuk devletine sımsıkı sarılıp onun hasar görmesine, örselenmesine izin verilmemesi gerektiğini dile getirdi. Bireysel hak ve özgürlükleri genişleterek garanti altına almak, demokratik kurumları güçlendirmek için yoğun çaba sarf eden gelişmiş demokrasilerin siyasi ahlakı yaygınlaştırmayı, yolsuzluklarla mücadeleyi, gönüllü davranış kodları belirleyerek benimsenmesini sağladığını belirten Yılmaz, “Türkiye’nin de bunlara ihtiyacı olduğuna itiraz edilebilir mi? Bunlardan herhangi birini yok sayarak sağlıklı bir demokrasi kurabilir miyiz?” diye sordu. Türkiye’nin yüksek büyümeyi sağlayacak olan mikro yapısal reform ajandasına bir türlü odaklanmadığını ifade eden Yılmaz, başlatılan reformların yarım kaldığından ya da uygulamada aksaklıklar çıktığından yakındı. Piyasaların adil ve şeffaf çalışmasını sağlayacak olan bağımsız düzenleyici kurumların da etkilerini yitirdiğini belirten Yılmaz, iş dünyası olarak, dünyadaki gelişmeler karşısında hızlı tedbir alma gereğini gördüklerini ifade etti. TÜSİAD Başkanı, Türkiye’nin, kutuplaşmanın yerini toplumsal mutabakatın almasını sağlamak, toplum olarak ortak paydamızı yeniden tanımlamak, diyalog yolla
Zaman
Ekonomi
18.04.2014
TÜSİADSiyasetyapmıyoruzdemokrasiyikonuşuyoruzTÜSİAD Siyaset yapmıyoruz demokrasiyi konuşuyoruz
Deniz Baykal: Çılgınca hatalar yapıldı, tazelenmeye ihtiyaç var
Zaman
17.04.2014
14:50
CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal, partisinin yerel seçimlerde çılgınca hatalar yaptığını belirterek Boş lafa doyduk, ciddi bir tabloyu boş lafla izah etmesin kimse. Tazelenmeye ihtiyaç var dedi. Baykal, bu ifadesinin kurultay çağrısı olup olmadığı yönündeki soruya Hangi yöntemle olur, nasıl olur bilmiyorum diye karşılık verdi.CHP eski Genel Başkanı Baykal, Antalyada AK Partinin elinden aldığı Döşemealtı Belediyesinin yeni CHPli Başkanı Turgay Gençi makamında ziyaret etti. Gençe başarılar dileyen Baykal, Seçim tartışmasıyla üzüntülerimi tazelemeye niyetim yok dedi, geleceğe bakılması gerektiği mesajını verdi. Olan oldu, bundan sonra nasıl daha iyi olur, ne yapmamız lazım, nerede ne yanlış yapıldı, hangi dersleri çıkardık bunları değerlendirmek lazım diyen Baykal, şimdi o derslerin alınıp gereğinin yapılması gerektiğini dile getirdi. Baykal, Birbirimizi suçlamak için, kendimizi savunmak için yapmamak lazım, gerçeği görmek lazım. Gerçek açık tabii dedi.ÇILGINCA HATALAR YAPILDIÖzellikle Antalya da CHPnin hakettiği sonucun bu olmadığını dile getiren Baykal, Doğru tahlil yapar, sonuçlar çıkarırsak kısa sürede Antalyada CHP iyi yere gelir değerlendirmesinde bulundu. Bunun için parti içinde mekanizmaların da çalıştığını kaydeden Baykal, CHP Genel Merkezinde il başkanları toplantısı yapıldığını, parti meclisinin toplanacağını aktardı ve şunları söyledi:Bunlar değerlendirilecek, yanlış yaptığımız açık, hata olduğu açık. Şimdi söylüyor değiliz, uyardık, göz göre göre de yapıldı. Olunca da böyle oldu. Bundan gerekli sonuçları çıkarıp, bir çizgiyi çizmeye ve yanlıştan kurtaracak doğru mekanizmaları kurup yanlışları kaldırıp, yeniden ayağa kalkmak lazım. Bunu yapacak birikim, kadro herşey var. Çok rahatça bu gerçekleştirilebilir. Niye böyle olduğunu anlamış da değilim. Göz göre göre yapıldı, çılgınca hatalar yapıldı.Yerel seçim sürecinde çalışma noktasında herkesin üzerine düşen görevi yaptığının altını çizen Deniz Baykal, Anlaşılıyor ki bu tablo çok daha ciddi noktalarda düzenlemeler yapılması gerektiren bir tablo. Yanlışımızı da biliyoruz, hatamızı da biliyoruz. Bunu düzeltmek de istiyoruz. Ondan oldu, bundan oldu falan bunlar boş laf. Boş lafa doyduk, ciddi bir tabloyu boş lafla izah etmesin kimse diye konuştu.SÜRECİ GEÇİŞTİREMEYİZDeniz Baykal, bir soru üzerine yerel seçim sonuçlarının cumhurbaşkanlığı seçimlerine olası yansımasını “Daha başarılı seçim dönemi geçirseydik, cumhurbaşkanı seçimine olumlu katkılar getirirdi sözleriyle açıkladı. İktidar karşısındaki arayışa daha güçlü katkı yapılması gerektiğini savunan Baykal, Önümüzde genel seçimler de var, çok fazla da zaman yok. Bunu şimdiden halletmek lazım. O bahane bu bahane deyip bu görevi savsaklamamak lazım. Onu atlatalım, bunu geçelim dersek yanlış yapmak olur. Doğru teşhisleri koyup, gereğini yapmak lazım. Tazelenmeye yeniden ihtiyaç var diye konuştu.KURULTAY ÇAĞRISI MI?Baykal, bu açıklamasının bir kurultay çağrısı olup olmadığı yönündeki soruya ise Hangi yöntemle olur, nasıl olur bilmiyorum. Herkesin kendisinin yapması lazım, kişilerin yapası lazım, kurumların yapması lazım, genel merkezin yapması lazım. Bunun doğru değerlendirilmesi halinde birdenbire yepyeni bir tablo çıkar diye yanıt verdi.CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİDeniz Baykal, kendisinin cumhurbaşkanı adaylığına ilişkinse Sürecin sonucunda netleşecek iştir. Kişisel talepler, heveslerle çözülecek bir konu değildir yorumunu yaptı. Adaylık noktasında siyasi partiler arasında uzlaşma yakalanması gerektiğini dile getiren Baykal, “İktidar kendi içinde şekilenme yapıyor, muhalefetin de bir araya gelmesi, kendi içinde bir oluşumu gerçekleştirmesi gerekiyor. Zamanı var, 1.5 ay var daha diye konuştu.(DHA)
Zaman
Politika
17.04.2014
DenizBaykalÇılgıncahatalaryapıldıtazelenmeyeihtiyaçvarDeniz Baykal Çılgınca hatalar yapıldı tazelenmeye ihtiyaç var
Şahin Alpay - Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olmalı
Zaman
17.04.2014
14:38
Tayyip Erdoğan, ağustos ayında yapılacak seçimde cumhurbaşkanlığına aday olacak mı? Olursa seçilebilir mi? Seçilmesi halinde Abdullah Gül’ün önce AKP’nin, sonra hükümetin başına geçmesine yeşil ışık yakar mı? Türkiye şimdi bu soruları tartışıyor.Erdoğan’a en bağlı isimlerden biri olmakla temayüz eden AB Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun açıkça beyan ettiğine bakılırsa, “Sayın Başbakanımız kendini güvende hissetmiyor. Zaten kendisi de söylüyor…” Erdoğan’ın niçin kendini güvende hissetmediğine dair farklı fikirler olabilir, ama bunların herhalde en baskın olanı, büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması sonucunda bir gün yargılanmak zorunda kalabileceği ihtimali.Bu ihtimali esas alanlar, önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın oyun planına dair başlıca iki teori ileri sürüyorlar. Birinci teoriye göre: Her ne kadar yerel seçimlerde (büyükşehir belediyeleri ve il genel meclisine verilen oylar temelinde) alınan % 43,5 oyun cumhurbaşkanı seçilmesine fersah fersah yeteceğine dair, kendi kendilerini kandırmaya çalışan AKP’liler varsa da, Erdoğan bunun kolay olmayabileceğini hesap edecek kadar akıllı bir insan.Üstelik Erdoğan’ın, seçilmeyi başarsa bile, Çankaya’dan partisini ve hükümeti kontrol altında tutmasının fevkalade güç olacağını, en az Tarhan Erdem kadar bileceği de muhakkak. Bu nedenlerle Erdoğan, başbakan kalmayı, parti tüzüğünü değiştirip, dördüncü dönem (ve belki devamında da) başbakanlığı sürdürmeyi tercih edecektir. Bu takdirde, Gül’ün cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmasını ve seçilmesini kuvvetle destekleyebilir. Zira AKP’nin daha güçlü bir aday çıkarması söz konusu olamaz.İkinci teori ise şu: Erdoğan, ancak “vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla” yargılanabileceği cumhurbaşkanlığı koltuğunda kendini çok daha güvende hissedecektir. Bunun için cumhurbaşkanlığına aday olacaktır. Ne var ki seçilebilmesi için, AKP’nin oylarına başka bir partinin oylarını da katabilmesi gerekir.Bunlar da ancak BDP-HDP’nin oyları olabilir. Bu oyların koşulsuz olarak Erdoğan’a verilmesi söz konusu olamaz. Pazarlıkta ileri sürülecek (Öcalan’ın serbest bırakılması gibi) şartlar ağır olabilir. Bu şartların AKP’nin kendi seçmeninden ne kadarının kaybına yol açabileceği, BDP-HDP oylarının toptan Erdoğan lehine kullanılıp kullanılmayacağı da herhalde hesaba katılmalıdır. Diyelim ki Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemedi. Aday olmak için başbakanlıktan istifasını gerektiren bir kural olmadığına göre, pekala başbakan olarak göreve devam eder; parti tüzüğünü değiştirip 2015 yazındaki genel seçimlerde dördüncü dönem için başbakan adayı olur.Teoriler bunlar. Tartıp biçtiğimde yukarıdaki teorilerden birincisinin daha akılcı olduğu sonucuna varıyorum. Ne var ki, ikinci teorinin gerçekleşmesi, yani Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olması ülkenin daha hayrına olur diye düşünüyorum. Tercihim Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı adaylığına destek olması karşılığında (ve tabii seçilmesi halinde) Gül’ün AKP’nin, giderek hükümetin başına geçmesine yeşil ışık yakması olur.Ama elbette ki bu hiçbir şekilde, geçmişteki hizmetleri ne olursa olsun, bugün toplumu “vatanseverler” ve “vatan hainleri” diye ikiye bölen, topluma nefret aşılayan Erdoğan gibi bir politikacıyı cumhurbaşkanlığına layık gördüğüm anlamına gelmiyor. Tabii ki Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olsun ve seçimi kaybetsin isterim. O zaman belki başbakanlıkta kalan (muhalif bir cumhurbaşkanı ile geçireceği) günlerde daha makul bir yol izler.
Zaman
Köşe Yazıları
17.04.2014
ŞahinAlpay-ErdoğancumhurbaşkanlığınaadayolmalıŞahin Alpay - Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olmalı
Kanunun ilk bölümü geçti, MİT’in geniş yetkileri korundu
Zaman
17.04.2014
04:54
Milli İstihbarat Teşkilatı’ nın (MİT) yetkilerini genişleten ve Türkiye’yi muhaberat devleti yapacağı eleştirilerine neden olan MİT Kanun Teklifi’nin ilk bölümü Meclis Genel Kurulu’ndan geçti.8 maddelik ilk bölümün 6 maddesinde, AK Partili milletvekillerinin verdiği önergelerde küçük değişikliklere gidildi. Görüşmelerde, iktidar ve muhalefet milletvekilleri arasında sık sık tartışmalar yaşandı. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, görüşmelerde milletvekillerinin sorularına cevap verdi. Atalay, ‘Şii ve İrancı’ olduğu yönündeki iddiaları cevaplarken, “Ben katı bir Hanefi’yim.” dedi. Suriye’ye silah gönderildiği iddialarını da yalanlayan Beşir Atalay, Türkiye’nin ne El Kaide’ye ne de IŞİD’e destek verdiğini söyledi. Ardından söz alan BDP’li Altan Tan, Atalay’a “Biz kesinlikle bunlara yardım etmedik, diyorsunuz. 2 bin TIR bisküvi mi yolladınız? Lütfen bundan sonra bu arkadaşlara biraz da kebap ve lahmacun gönderin.” diye tepki gösterdi.YOLSUZLUĞU UNUTTURMAYA ÇALIŞIYORSUNUZCHP Erzincan Milletvekili Muharrem Işık da yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna rağmen AK Parti’nin yerel seçimlerden önce ‘en iyi savunma taarruzdur’ taktiğiyle hareket ettiğini belirtti. Işık, şöyle konuştu: “Bağırarak, gözdağı vererek, 12 yıldır bir türlü mağdurluktan kurtulamayarak, her kurumu kendine köle ederek, kendine köle olmayı kabul etmeyenleri vatan haini ilan ederek, organize işlerle, trafolara kedileri sokarak bu yolsuzlukları sandıkta temizlemeye çalıştınız, aklamaya çabaladınız. Tarihin en büyük yolsuzluk ve rüşvet olayını gözden kaçırmaya, unutturmaya çalışıyorsunuz.”
Zaman
Politika
17.04.2014
KanununilkbölümügeçtiMİT’ingenişyetkilerikorunduKanunun ilk bölümü geçti MİT’in geniş yetkileri korundu
ABD Büyükelçiliği: Ricciardone’nin sözleri yanlış aktarıldı
Zaman
16.04.2014
17:26
ABD Büyükelçiliği, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin ile görüşen Büyükelçi Ricciardonenin sözlerinin çarptırıldığını söyledi. Elçilik, İşte gerçekten söyledikleri diyerek Ricciardonenin yaptığı açıklamanın tamamına yer verdi.ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone önceki gün AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahinle bir araya geldi. Bir kısım medyada Ricciardonenin Şahinle Fethullah Gülen Hocaefendi konusunda fikir birliği içinde olduğuna dair yapılan haberlerin gerçekleri yansıtmadığı ortaya çıktı. ABD Büyükelçiliği, resmi Twitter hesabından Büyükelçinin sözleri yanlış aktarıldı. İşte gerçekten söyledikleri ifadeleriyle yaptığı paylaşımda 14 Nisandaki görüşme çıkışında yapılan açıklamaya yer verdi. ABD Büyükelçiliğinin sözkonusu iddialar üzerine Büyükelçinin yaptığı gerçek açıklama şu şekilde: Büyükelçi Ricciardone: Merhabalar. Günaydın. Soru: (İngilizce) Toplantınız hakkında bilgi verebilir misiniz? Büyükelçi Ricciardone: Evet gayet normal olarak Sayın Şahinle olağan görüşmelerden birisini yaptık. Ayrıca Sayın Aktay ile tanışmıştım. Onun için geldim. Yerel konular, bölgesel konular konuşmuştuk. Gayet güzel görüşmelerimiz vardı. O kadar. Soru: Efendim uzun bir görüşme oldu. Hangi başlıkları konuştunuz bizimle paylaşabileceğiniz? Büyükelçi Ricciardone: Yani bütün bugünkü konuları konuştuk. Ukrayna, Suriye, Irak, İran, Kıbrıs, Israil, Filistin. Amerika ve Türkiye arasındaki ilişkilerimizi görüştük, konuştuk. Her şey yani. Soru: Fethullah Gülen gündeme geldi mi? Büyükelçi Ricciardone: Biz sadece ilişkilerimiz… İngilizce söylersem daha iyi olur. (İngilizce) İkimiz de Türk-Amerikan ilişkilerini sizin siyasetinizden uzak, Türk ve Amerikan çıkarlarına saygı duyacak şekilde yüksek seviyede tutmanın önemi konusunda fikir birliğine vardık. Ve günümüz dünyasının problemleri ve aynı zamanda fırsatları konularındaki iş birliğimizi nasıl ilerletebiliriz, onları tartıştık. Bunları konuştuk. Soru: Efendim Amerikan Senatosundaki sözde Ermeni Soykırımı Tasarısını da görüştünüz mü acaba? Büyükelçi Ricciardone: (İngilizce) Tabii ki görüştük. Kongremiz ve sizin meclisiniz hakkında konuştuk ve çok güzel bir sohbet gerçekleştirdik. Soru: (İngilizce) Efendim, Sayın Gökçeki tebrik edecek misiniz? Büyükelçi Ricciardone: (İngilizce) Tüm belediye başkanlarını tebrik ettim. Bu konuyu da konuştuk. Başkan Gökçeke saygı duyuyorum ve partiyi ülke çapında yakaladığı büyük başarıdan ötürü tebrik ediyorum. Çok teşekkürler. (CİHAN)
Zaman
Güncel
16.04.2014
ABDBüyükelçiliğiRicciardone’ninsözleriyanlışaktarıldıABD Büyükelçiliği Ricciardone’nin sözleri yanlış aktarıldı
Gürsel Tekin: Olağanüstü kurultay yok
Zaman
14.04.2014
13:06
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, delegelerin kongre talebi olmadığını söyledi. Olağanüstü kurultayın şuan gündemde olmadığını belirten Tekin, Sarıgülün genel başkan yardımcılığı istediği yönündeki haberlere de tepki gösterdi.CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, TBMMde birlikte basın toplantısı düzenledi. Toplantıda ilk sözü Balbay aldı. Balbay toplantıda yerel medyanın sorunlarına dikkat çekti. Anadoludaki yerel gazetelerin zor durumda olduğunu anlatan Balbay, Bin 300 gazete var genelde. Bunu 300-400e indirmeyi hedefliyorlar. Resmi ilan alan gazete sayısını 900e indirildi. dedi.SARIGÜL GENEL BAŞKAN YARDIMCISI OLACAK MI?Konuşmaların ardından sorulara yanıt veren CHPli Tekin, Mustafa Sarıgülün genel başkan yardımcılığı isteyip istemediği yönündeki soruya şu cevabı verdi: Gazetecinin cahilini Allah kimseye göstermesin. Bir gazeteci siyasi partilerde yöneticilik ne olur diye bir bakar. Bakmamışsa ne diyeceğim. Ona ancak o kadar cevap verebilirim.Olağanüstü kurultay yapılıp yapılmayacağı yönündeki sorulara karşılık Tekin şunları söyledi: Olağanüstü kurultay koşullarını delege belirler. Şuan öyle bir şey yok. Bugüne kadar herhangi bir CHP delegesinin kongre talebinin olmadığını çok açık ve net bir şekilde görüyoruz. CHPde kongre sorunu yok. Bunu herkes bilsin. Özellikle havuz medyasında oturup da bize akıl verenler kendilerine bir baksınlar. Solda parçalanmayı arzu edenlerin olduğunu biliyorum. Elbette arkadaşlarımızın eleştirileri olabilir. Bu son derece doğaldır. Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Parti içindeki eksikliklerin aksaklıkların tartışılması doğal. Bir kısım arkadaşların keşke medya kanalı ile değil parti mekanizmalarını kullanarak bunları yapsalar daha makul olurdu. Gazeteler aracılığı ile bu tartışmaların yapılması doğru değil.KUTLU DOĞUM TOPLANTISI SİYASET MALZEMESİ YAPILDIKutlu doğum programında Başbakanın yaptığı konuşmaları eleştiren Tekin, Dün özellikle Diyanet İşlerini de kullanarak, en kutsal değerlerimiz olan Hz. Peygamberin doğum yıldönümünde siyaseten onu aşıp siyasal malzeme haline getirmesini de bütün toplumun özellikle inanan insanların vicdanına sunmak istiyorum. Bu konuda Diyanet İşlerinin de sanki bir AKP il toplantısı gibi kullanılmasını şiddetle kınıyorum. Önümüzdeki günlerde Diyanet İşleri Başkanını siyasete bekliyoruz. En önemli kurumumuz olan Diyanet İşlerinin çürümesi bizi üzmüştür. ifadelerini kullandı.CHPNİN CUMHURBAŞKANI ADAYI KİM?Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili düşüncelerinin sorulması üzerine Tekin şunları söyledi: Biz Cumhurbaşkanı adaylığı ile ilgili tanımımız şu: Anayasaya hukuka saygılı olacak. 76 milyonun güvencesi olacak. Yerel medyanın da genel medyanın da siyasetçinin de vatandaşın da sivil toplum örgütlerinin de güvenebileceği bir cumhurbaşkanı. Yurttaş ittifak edecek. Yani bugün yine havuz medyası gibi havuz araştırma grupları var. Araştırma şirketlerini merak ediyorum. Bir gün bir tv kanalında benimle tartışmaya var mısınız? Kamuda ne kadar işler yaptığınızı açıklayın. Araştırma şirketlerini de kirliliğe bulaştırmışlar.(CİHAN)
Zaman
Politika
14.04.2014
GürselTekinOlağanüstükurultayyokGürsel Tekin Olağanüstü kurultay yok
Kılıçdaroğlu: Vicdanları uyandırıncaya kadar çalışacağız
Zaman
08.04.2014
17:23
Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.Kendisine yapılan yumruklu saldırıya ilişkin Kılıçdaroğlu,Demokrasi yolu engellerle doludur. Bu Cumhuriyet Halk Partisi liderine yapılan ilk saldırı değildir. Rahmetli İsmet İnönüye taş atıldı. Saldırı yapıldı. Ama bir tek hedefimiz var. Bu ülkeye sağlıklı bir demokrasiyi ya getireceğiz ya getireceğiz. Herkesi sükûnete davet ediyorum. Baskılar şiddet bizi engelleyemez. Biz hiç kimsenin önünde diz çökmeyen bir gelenekten geliyoruz. Yedi düvele karşı mücadele etmiş bir gelenekten geliyoruz. Öyle birisi yumruk attı diye asla geri adım atmayacağız. İnançlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz dedi.BÜTÜN YURTTAŞLARIMA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDİYORUMCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. 30 Mart yerel seçimlerinde çalıştıklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, Öncelikle ben yerel seçimler dolayısıyla üç kesime teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Birincisi sandığa gidip bir demokrasi şöleni içinde oy kullanan bütün yurttaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Yüksek bir katılım oldu. CHPye oy versin vermesin, oy kullanan bütün yurttaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum dedi.BİNE YAKIN GENÇ CHP GENEL MERKEZİNE GELDİYerel seçimde çalışan gençlere de teşekkür eden Kılıçdaroğlu, Ankara seçimlerinden sonra biliyorsunuz bir şaibe algısı çok net şekilde toplumun gündemindeydi. Bine yakın genç CHP Genel Merkezine geldi. Ve aynı zamanda bu seçimlerde ilk kez iki buçuk milyon gencin oy kullanma hakkı oldu. Onlar bizim umudumuz geleceğimizdi. Onları her zaman kucakladık. Bine yakın genci CHP genel merkezinde görünce gururlandım. Onların hiçbirisi CHP üyesi değildi. Ama beklentileri vardı. O beklentileri asla boşa çıkarmamak gibi bir görevimiz var. İkinci teşekkürüm gönüllü çalışan bu gençlere. Üçüncü teşekkürüm kadınlara. Olağanüstü çaba harcadılar. Arzu ettikleri ölçüde olmasa bile her birisi birer demokrasi savunucu olarak meydanlardaydı. Onlara gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. çünkü onlar, olası bir baskı yönetiminin kendilerine daha ağır bir fatura çıkaracaklarının bilincindeydiler diye konuştu.BU KADINA EN SAMİMİ TEŞEKKÜRLERİMİ GÖNDERİYORUMBingölde AK Partiden 1inci sıradan Belediye Meclis üyeliğine seçilen mali müşavir Nurten Ertuğrulun istifasına ilişkin Kılıçdaroğlu, Bu vesileyle, bugün gazetelerde yer alan bir kadın haberi var. Bingöldeden seçilen belediye meclis üyesi bir kadın başkan yardımcısı olmak ister. Onu reddederler ve onu vermezler. Bu kadının söylediği şu cümleler önemli Gece gündüz 24 saat kapı kapı dolaşıp çalışma yapacağız. Sonra bize dinen bizim çalışamayacağımız söylenecek Bu kadına en samimi teşekkürlerimi gönderiyorum. Kadın çalışıyor mu çalışmıyor mu gitsinler Karadenize baksınlar, kırsal kesime baksınlar. Oralarda kadın çalışacakta, makam mevki olunca mı kadına kapatılacak? diyerek eleştirdi.DEVLETLE MÜCADELE EDEN BİR SEÇİM GERÇEKLEŞTİRDİKKılıçdaroğlu, Bu seçimler, hepimizin bildiği çağdaş demokrasilerde olması gereken seçimlerden farklıydı. Oralarda iktidar mücadelesi yapılırdı biz devletle mücadele eden bir seçim gerçekleştirdik. Başbakanın, valileri kaymakamları polisi bütün bunların tamamı bir blok oluşturmuştu. Karşısında da muhalefet vardı. O nedenle bu mücadeleyi sağlıklı işleyen demokrasideki mücadeleden farklı yerde konumlandırmamız gerekiyor. Anadolu Ajansının Genel Müdürü bile iktidar partisine servis yapıyor. Onun bilgi vermesi gereken kitle Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları. Ama belli bir siyasal bir partiye vermeyi görev edinen bir kişi ifadelerine yer verdi.ŞERONUN TRAFOYA GİRMEDİĞİNİ ÖĞRENDİKYerel seçimler sırasında bir çok ildeki elektrik kesintilerini eleştiren Kılıçdaroğlu, espirili bir dille ile Meclisin kedisi olan Şero isimli kedinin trafoya girmediğini söyleyerek, Bu seçimin bir diğer özelliği, en şaibeli seçim olmasıdır. Üzülerek söylüyoruz. Yıllar ilerledi, daha sağlıklı demokrasiyi oluşturmak yerine, hepimiz tanık olduk. Daha şaibeli bir süreç içinde demokrasimiz sokuldu. 44 ilde elektrikler kesildi. Kediden söz ediyorlar. Kedi trafoya girmiş. Doğrusunu isterseniz arkadaşlara dedim Şero yerinde mi diye. Şeronun trafoya girmediğini öğrendik. Ama kediyi aramak istiyorsanız bakanlar kurulu sıralarına bakmak lazım. Kediler orada aslında.Bir başka demokraside olgunluk işareti şudur. Seçimler yargı gözetiminde yapılır hükümet gözetiminde değil. Bakanların gidip seçim kurullarına manevi baskı kurmaları tipik örneklerden birisidir açıklamasında bulundu.SEÇİMLERDE BEKLENTİLERİMİZ DAHA YÜKSEKTİYerel seçim sonuçlarının beklentilerini karşılamadığını söyleyen Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: Bu seçimler beklentilerimizi karşıladı mı? Halka her ortamda doğruyu söyleyeceğim dedik. Hayır, açık yüreklilikle. Bizim beklentilerimiz daha yüksekti. İki milyon oyumuz arttı. Bu bizi tatmin etmiyor. Halkın beklentileri de yüksek, bizim de. Gen
Zaman
Ana Sayfa
08.04.2014
KılıçdaroğluVicdanlarıuyandırıncayakadarçalışacağızKılıçdaroğlu Vicdanları uyandırıncaya kadar çalışacağız
"Cemaati bitirmede Erdoğan'ın yanındayız"
Zaman
07.04.2014
09:36
Yeni Akit Gazetesi, Hizmet hareketini karalamak için şimdi de Ergenekon Terör Örgütü davasında örgüt yöneticiliğinden ağırlaştırılmış müebbet hapis alan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçeke sarıldı. Cezavinden çıkışı esnasında Cemaatlerin kökünü kazıyacağız sözünü de tepkilerden dolayı değiştiren Doğu Perinçek Hizmet hareketi için Kökünü kazıyacağız ifadesini kullandı. AKPnin cemati bitirme operasyonuna ise açık destek sözü veren Perinçek Kim onun kökünü kazırsa kimse onun elini tutmayacak ve biz orada beraber çalışacağız ifadesini kullandı. Perinçek Hükümetin yaptığı her şeyde diyerek her türlü hukuksuzluğa destek vereceğinin de sinyalini vermiş oldu. Hizmet hareketi ile ilgili yurtların kapatılmasını, üniversitelerin kamulaştırılmasını da istedi. Tayyip Erdoğan ile beraber mi olacaksınız? sorusuna ise Evet, o konuda beraber olacağız ifadesini kullandı. Akit gazetesinde cemaati bitirme operasyonuna destek sözü veren Doğu Perinçek, aynı gün Aydınlık gazetesinde ise Başbakan Tayyip Erdoğanı ABDnin Türkiyeyi bölme planı içinde olmakla suçladı.AKP Hükümeti, yaptığı bir değişiklikle tutukluluk süresini 5 yıl ile sınırlandırmıştı. Bu kanunda Ergenekon davasındaki tutukluların tamamı tahliye oldu. Bunlardan biri de Ergenekon Terör Örgütü yöneticiliğinden ağırlaştırılmış müebbet alan Doğu Perinçek idi. Tutukluluk süresinin 5 yılı aşması sebebiyle tahliye edilen Perinçek, cezaevi çıkışında Tayyip Erdoğanların, Abdullah Güllerin, Fethullah Gülenlerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Hazırız. Görevlere hazırız. demiş, konuşmasının bir başka bölümünde ise Ergenekondan çıkıyoruz. Cemaatlerin, tarikatların kökünü kazıyacağız. ifadesini kullanmıştı. AKPyi, Abdullah Gülü, Tayyip Erdoğanı, cemaat ve tarikatları açıktan tehdit eden Doğu Perinçek çark ederek geri adım attı. Ancak bu defa hedefine Hizmet hareketini koyarak hükümetin yanında olduğunu açıkladı. Yeni Akit gazetesinin nezaketli diye tanımladığı Doğu Perinçek, tam sayfa röportajında sürgün edilen 15 bin civarındaki polis ile kıyıma uğrayan binlerce savcı ve hakimin de Hizmet hareketi ile irtibatı olduğunu öne sürerek Kim onun kökünü kazırsa kimse onun elini tutmayacak ve biz orada beraber olacağız dedi. Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapalacak her şeyde Tayyip Erdoğana destek vereceğini açıkça ilan etti. Hizmet hareketini Gladyo suçlaması yapan ancak yargılandığı Ergenekonun Türk Gladyosu mahkeme kararları ile sabitlendiğini görmezden gelen Doğu Perinçek ve çevresi için gerekçeli kararda, psikolojik harbi en etkin kullanan Ergenekon Terör Örgütü üyesi tanımı yapılıyor.Hizmet kurumları hakkında çirkin ifadeler kullanan Perinçek, eğitim yuvalarını birer fesat yuvası iftirası attı. Özel yurtların kapatılması gerektiğini söyleyen İşçi Partisi Lideri, cemaat üniversitelerine el konulması gerektiğini söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğanın yurtdışındaki Türk okullarını şikayet edip kapattırmak için verdiği mücadele biliniyor. Başbakan Erdoğan Dolmabahçedeki Çalışma Ofisinde Pakistan Pencap Eyalet Başbakanı Şahbaz Şerifle 23 Türk okulunun kapatması konusunda görüşmüştü. Tayyip Erdoğanın son Azerbaycan ziyaretinin de arka planında, bu ülkedeki Türk okullarının kapatılması girişimlerin olduğu iddia edildi. Türkiyede de hükümet medyasında Hizmet kurumları ile irtibatlı okullara her gün yalan ve iftira niteliğinde haberler yapılıyor. Özel okullardan devlet sisesine geçişte kontenjan sınırının kaldırılmasının da arka planında Hizmet ile irtibatlı okullardaki öğrencilerin devlet okullarına geçmesini olduğu ileri sürülüyor. Ayrıca Tayyip Erdoğan, yerel seçimler öncesinde birçok mitinginde Hizmet ile irtibatlı okul, dershanelerden velilerin çocuklarını alma çağrısında bulunmuş, bu okulların kapanması için kamuoyunun önünde çağrılar yapmıştı.Özel okula karşı olan Perinçekin kızı özel Fransız lisesinde okuduYeni Akit Gazetesine verdiği röportajda okulların, yurtların kapatılmasını isteyen Doğu Perinçekin kızı Kiraz Perinçekin Özel Saint Benoit Fransız lisesinde burslu okuduğu ortaya çıktı. Özel okullara karşı olduğunu söyleyen Perinçek, kızının özel okulda okumasını ise “Hiçbir zaman çocuklarım parayla özel okullarda okumadı. Kızım Kiraz imtihanlara girdi, çok yüksek not alarak Saint Benoitu burslu kazandı, o da parasız okudu.” şeklinde savunmaya çalıştı.Perinçek: Tankları alkışlarımHizmet hareketini darbe yapmakla suçlayan İşçi Partisi Lideri, 1997 yılında “Tanklar Gericilerin üzerine giderse o tankları alkışlarım” dediği itirafında bulundu. Bu tavrının militarist bir davranış olmadığını iddia eden Perinçek, “Orta çağı tasfiye ediyoruz. Yani gericiliği, padişahlığı. Tankalar padişahın üzerine gidiyorsa ben bunu onaylarım.” diyerek askeri müdahaleye karşı olmadığını itiraf etmiş oldu.
Zaman
Güncel
07.04.2014
CemaatibitirmedeErdoğanınyanındayızCemaati bitirmede Erdoğanın yanındayız
Abdülhamit Bilici - Gül'ün itibarı
Zaman
05.04.2014
17:42
Anayasa’ya göre “devletin başı olarak cumhuriyeti temsil eden ve Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının uyumlu çalışmasını gözetmekle” sorumlu Cumhurbaşkanı Gül ile şimdiye kadar birçok seyahate katıldım. Ama Kuveyt ziyaretinde gördüğüm tablo öncekilerden farklıydı.Daha önce defalarca ısrar etmemize rağmen cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağıyla ilgili soruları, “zamanı değil” deyip cevaplamıyordu. Yerel seçimler artık geride kaldığı ve cumhurbaşkanı seçimi 4 ay sonra gerçekleşeceği için bu kez öyle yapmadı. Aday olup olmayacağı dâhil, seçimle ilgili her şeyin konuşulmasının “zamanı geldi” dedi. Kendisinin cumhurbaşkanlığını mı, yoksa başbakanlığı mı istediği yönündeki sorularımıza cevap vermedi. Bunlara, başbakan ve eski partisiyle konuşarak karar vereceğini, mayıs ayına kadar da netleşeceğini söylemekle yetindi.Gül’ün verdiği cevaplar ve Köşk çevresindeki havadan çıkan bir gerçek var: O da siyasetten emekli olma gibi bir niyetinin olmadığı. Rızası dışında siyasetten uzaklaştırılmak girişimiyle karşılaşırsa karşı hamleyle buna cevap da verebilir. Ama bugün itibarıyla Erdoğan’ın kendisine, kendisinin de Erdoğan’a sürpriz yapmayacağını söylüyor. Tabii, 2007’deki Köşk sürecinde yaşadıkları da zihninin bir yerinde duruyor olmalı.Muhtemel AK Parti genel başkanlığı ve ardından başbakanlık seçeneği için de, Köşk’e aday gösterilmek için de partisiyle ters düşmemesi gerekiyor. Aşırı dikkatli olmasının nedeni de galiba bu.Son dönemde demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü açısından ülkemizde yaşanan sorunlu gelişmeler karşısında verdiği veya veremediği tepkileri de bu zor denge içinde okumak en doğrusu. Bir yandan partiyi karşısına almamaya çalışırken, diğer yandan da içeride ve dışarıda kendi itibarının kaynağı olan demokrat duruşunu korumaya çalışıyor.Önceki gezilere göre Kuveyt’te dikkat çeken bir değişiklik de geziye katılan tüm gazetecilerin, medyaya müdahaleden Twitter-YouTube yasağı ve iş dünyasına baskıya pek çok konuda ters giden şeyleri şikâyet eder gibi Gül’e sormasıydı. 15 noktada Anayasa’ya aykırı bulmasına rağmen HSYK yasasını ve Türkiye’deki demokrat çevreler ile AB’nin tepkilerine rağmen internet yasasını onaylaması, yolsuzluk soruşturması sırasında yargının felç edilmesine seyirci kalması nedeniyle itibarının çok zarar gördüğünün farkında. Nitekim kurumlara duyulan güveni periyodik olarak izleyen Metropoll araştırma şirketinin son anketine göre “Gül’ün cumhurbaşkanlığı görevini yapış tarzını onaylıyor musunuz?” sorusuna olumlu cevap verenlerin oranı, yüzde 46 ile 7 yılın en düşük seviyesine düşmüş. Daha önce yüzde 70-80’lerde seyreden bir oran bu.Ancak her türlü zorluğa rağmen Gül’ün, itibarını korumak için sergilediği gayreti de görmek lazım. Twitter yasağını ertesi gün delerek sosyal medyanın tümden yasaklanmasına açıkça karşı çıkması; Anayasa Mahkemesi’nin yasağı kaldıran kararına Erdoğan “milli değil” derken, Gül’ün “Gurur duydum” demesi; Gezi ve 17 Aralık yolsuzluk soruşturması gibi olayları dış komplolara bağlamayı “üçüncü dünyacılık” olarak yermesi; yolsuzluk iddialarının vicdanlarda soru işareti kalmayacak şekilde aydınlatılmasını istemesi; Türk okulları aleyhine Erdoğan eliyle açılan kampanyaya mesafe koyması; hukuk devletinde cadı avı olamayacağını vurgulaması; miting meydanlarında suçsuz insanların hedef alınmasından vazgeçilmesi çağrısı; hukuka duyulan güven sarsılırsa bunun hem ülkenin imajına darbe vuracağı hem ekonomide tamir edilemeyecek kalıcı hasara yol açacağı uyarısı; derhal reform gündemine dönülerek AB standartlarında bir demokrasi ve hukuk devleti hedefine odaklanılması çağrıları Türkiye’nin bunalan atmosferi için birer umut ışığı gibi.Öğrendiğim kadarıyla güven tazelemeye dönük bu çıkışlar karşılık da bulmuş. Anketlerde tekrar yükselişe geçmiş ve Twitter takipçilerinin bir kısmı geri dönmüş. Ama birçok kişi, demokrasinin zora girdiği bir dönemde bu parlak söylemlerin, eylemle de desteklenmesini arzuluyor. Aslında Gül’ün hatırlattığı bu perspektif, AK Parti’nin maalesef son dönemde terk ettiği eski çizgisinden başka bir şey değil. Şimdi soru şu: İktidar, dün içeride/dışarıda kendisine saygınlık kazandıran ve ülkenin önünü açan eski çizgisine döner mi? Ya da Gül, bu vizyonu hayata geçirecek fırsat bulur mu?
Zaman
Köşe Yazıları
05.04.2014
AbdülhamitBilici-GülünitibarıAbdülhamit Bilici - Gülün itibarı
Seçim sonuçlarının anlamı üzerine bazı notlar
Zaman
05.04.2014
13:01
Kampanya süreci son derece sert ve gergin geçen 2014 yerel seçimleri, devam etmekte olan itirazlarla birlikte ve 2002’den bu yana gerçekleşen tüm seçimlerde olduğu gibi AK Parti’nin galibiyetiyle sonuçlandı.Sorun, yaklaşık 45 milyon geçerli oyun kullanıldığı bu seçimde oyların –il genel ve belediye meclislerindeki oy oranları itibarıyla toplamda % 45+ (bazı muteriz hesaplamalara göre 43+) düzeyinde gerçekleşmiş olduğu anlaşılan bu AK Parti galibiyetinin ne anlama geldiği.Her şeyden önce şu noktayı tespit edelim: AK Parti ve özellikle de Genel Başkan ve Başbakan Erdoğan, 2013’ün ikinci yarısına damgasını vuran Gezi olayları ile yolsuzluk soruşturmaları süreci bağlamında, bu seçimleri partisi ve kendi siyâsî konumu bakımından âdetâ bir referandum niteliğine büründürmeyi başardı. Gezi olaylarını ve 17 Aralık’la simgelenen ‘yolsuzluk soruşturmaları’ süreci, katılmasak da anlayabileceğimiz nedenlerle, AK Parti iktidarının demokrasi dışı yollarla devrilmesine yönelik girişimler olarak değerlendirildi ve bunun sonucunda da 2014 yerel seçimleri AK Parti ve Başbakan için bir tür referandum niteliğine sokuldu. Buna, özellikle örneğin seçmen oylarının ya haramdan ya da helâlden yana olacağı söylemini kampanyasının merkezine yerleştiren CHP ve daha nüanslı bir muhalefet sergileyen MHP de katkıda bulundu. Hal böyle olunca da, şimdi elde edilen sonuçlara göre, AK Parti’nin önde gelen mensuplarından İyimaya’nın deyişiyle, “Büyük Türk milleti bir kez daha AK Parti’ye onay vermiş oldu.”Benzerini “millî irâde yine AK Parti dedi” türünden özetlenebilecek ifâdelerde bolca duyup gördüğümüz bu değerlendirme, çok genel bir düzeyde ve kavramlar konusunda fazlaca itinâlı olmayan bir bakış açısından ele alındığında, ‘doğru’ gibi görünüyor. AK Parti ile muhalefetin bir anlamda elbirliği ile hükûmet ve öncelikle de Başbakan için bir referandum niteliği kazanmasını sağladıkları bu seçimler, adı üzerinde ‘yerel yönetim’ seçimleriydi ve olsa olsa en genel düzeyde oy kullanan seçmenlerin siyasî eğilimlerinin % 45+ (veya bâzı muteriz gözlemcilere göre % 43+) oranında AK Parti’yi tercih etme yönünde belirdiği biçiminde anlaşılabilirdi. (40 yıl kadar önce kaleme alınmış bir değerlendirmeyi dikkatlerinize sunarım: “Son tahlilde –ve gerçekçi bir açıdan bakıldığı zaman- seçimler sonunda beliren ne milli irade, ne genel irade ne de halk iradesidir: sadece seçimde oy kullanmış olan seçmen çoğunluğunun siyasal tercihidir.” –Münci Kapani, Politika Bilimine Giriş, 1975)Burada amacım, daha önce de çeşitli vesîlelerle dile getirme imkânını bulduğum ‘millî irâde’ kavramının eskiliğini, demokrasi açısından taşıdığı sakıncaları ve çarpıklıklarını vs. yeniden hatırlatmak değil. Amacım, seçimlerin ‘AK Parti’ye onay’ diye görülmesinin, iktidarın kendisine yönelik hukuka aykırılık iddialarından tümüyle arınması anlamına gelmediğini ifâde etmek de değil. Bu çok önemli konuları kenarda tutup, seçimler sırasında dikkatimi çeken iki nokta üzerinde durmak istiyorum.Bunlardan ilki, ‘yeni Türkiye’ söylemi... AK Parti iktidarı ve tabiî Başbakan, bir süredir vurguladıkları ‘yeni Türkiye’ kavramını bu seçim sürecinde de öne çıkardılar ve yerel seçimler bir tür referanduma dönüşürken, bunun aslında ‘eski Türkiye’nin târihe karışıp ‘yeni Türkiye’nin inşâ edilmesinde artık son hamlenin yapıldığı bir kritik ân olduğunu da sık sık tekrarladılar. Acaba bu ‘yeni Türkiye’nin mânâsı nedir?Burada kastedilen, bir yanıyla AK Parti iktidarında gerçekleşmiş olan ekonomik büyüme ile altyapı ve imâr ve iskân yatırımları üzerinden ölçülebilen ‘maddî kalkınma’ olabilir mi? Başbakan’ın sık sık vurguladığı millî gelirin 200 küsur milyar dolardan 700 küsur milyar dolara çıkması, bölünmüş yollar, köprüler, Marmaray, yeni boğaz köprüsü ve İstanbul’a yeni havalimanı, Anadolu’daki yatırımlar, “TOKİ” hamleleri vs. vs. hepsi ‘yeni Türkiye’. Ama, bunun da ötesinde, ‘yeni Türkiye’nin siyasî ve kültürel bir muhtevâsı da olmalı, değil mi? Burada da karşımıza vesâyetin tasfiyesi, Kürt sorununun çözüm sürecine girmesi ve bu bağlamda atılan ve tam da seçim arefesinde çıkarılan ‘özel okullarla’ sınırlı da olsa Türkçe dışındaki dillerde eğitim yapma imkânı veren yasa değişikliği, özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılması gibi düzenlemeler çıkmakta.Ancak, ‘yeni Türkiye’nin öbür yüzünde de, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ilgili ‘ihlâl’ özelliği
Zaman
Yorum
05.04.2014
SeçimsonuçlarınınanlamıüzerinebazınotlarSeçim sonuçlarının anlamı üzerine bazı notlar
Cumhurbaşkanlığını konuşmanın günü geldi
Zaman
05.04.2014
13:01
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yerel seçimlerin ardından ilk değerlendirmesini resmî ziyaret için gittiği Kuveyt’te yaptı. Türkiye’nin bu gerilimle yoluna devam edemeyeceğini, bir an önce asıl reform gündemine dönmesi gerektiğini söyledi.Seçim sürecinde ve sonrasında Başbakan Erdoğan’ın, belli kesimleri hedef alan söylemleri için “Bir hukuk devletinde cadı avı olamaz. Sizin gibi düşünmedikleri için insanları suçlayamazsınız. Ancak devlet kurumlarında suç işleyenler varsa hukuk çerçevesinde bunların da cezasız kalması düşünülemez.” dedi. Yolsuzlukların kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hukuk içerisinde aydınlatılması gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağıyla ilgili sorular üzerine ise bu konunun konuşulma zamanının geldiğini, kendisiyle ilgili durumun mayıs ayında netleşebileceğini belirtti. Neyin nasıl olacağına Erdoğan’la oturup karar vereceklerini ifade etti. YouTube ve Twitter konusuna da değinen Gül, yasağın kalkması gerektiğinin altını çizdi.Cumhurbaşkanı Gül, Camia’ya yönelik operasyon iddiasından, yolsuzluk suçlamalarına, yerel seçim sonuçlarından cumhurbaşkanlığı adaylığına, Suriye zirvesini kimin dinlediğinden Twitter ve YouTube yasaklarına kadar Türkiye’nin konuştuğu meseleleri resmi ziyaret için gittiği Kuveyt’te değerlendirdi. İşte Gül’ün sorulara verdiği cevaplar:Seçim sonrası siyasi gelişmelere nasıl bakıyorsunuz? Başbakan ile görüştünüz. Erken genel seçimden kabine değişikliğine kadar çok iddia var.Seçimler bitti, halk söyleyeceğini söyledi. Şimdi Türkiye’nin kendi esas uzun vadeli gündemine dönmesi gerekir. Normalleştirmemiz gerekir. Kurumların hepsi kendi işinin başında olmalı. Türkiye’nin esas büyük meselesi ekonomidir. Dünyaya, istikrar ve güveninin bozulmadığını göstermek gerekli. Güven ve istikrarı özellikle birlikte kullandım. Anlamlarını biliriz ama istikrar ve güven ile birlikte Türkiye’nin tekrar reform günlerine dönüp herhangi bir AB ülkesi seviyesine gelmesi için yapması gereken şeyler bellidir. Dışarıda oluşan algı bozukluklarını süratle düzeltmek gerekir. Yoksa bu hasarlar ileride tamiri zor hasarlara dönüşür. Kayıp olur. Unutmayalım ki ekonomik sorunlar adım adım gelir. Bir günde ortaya çıkmaz. Şayet güven ve istikrarda geleceğe dair problem görülmeye başlanırsa o zaman ekonomik sıkıntılar gelir. Onun için bunu hemen önlememiz lazım. Yoksa zaman kaybedilmiş olur. Başbakan’la devlet işlerini konuştuk. Seçimler için hayırlı olsun dedim. Kabine değişikliği konuşulmadı.Cumhurbaşkanlığı ile genel seçimlerin birleştirilmesinden söz ediliyor?Bunu görüyorum, yazılıyor ama konuşmadık. Nihayette erken seçim kararı kanun ile olur. Meclis’te bir kanun çıkıyorsa Meclis’te çoğunluğu olan partinin karar vereceği bir şeydir. Benim bildiğim yerel seçimlerden önce de bugün de bu tip senaryolar konuşulmuş, şöyle yapalım böyle yapalım diye bir şey yok ortada. Ama olaylar ne çıkarır bu ayrı. Seçim neticeleri net olarak çıktıktan sonra böyle bir şey istenirse buna Meclis’te çoğunluğu olan karar verir.Siz cumhurbaşkanlığına aday olacak mısınız?Bu seçim aradan çıktıktan sonra bundan sonraki seçim ağustosta cumhurbaşkanlığı seçimi olduğuna göre bunu konuşmanın da günü geldi. Bu da konuşulacaktır tabii. Ne zaman derseniz; seçim yeni yapılmış. Neticeleri bile ilan edilmemiş. Bunlar ilan edilir. Nisan ayının sonunda mayıs ayının başında bunlar netleşmiş olur. Nasıl olur, ne olur, bunları cumhurbaşkanlığı seçiminden önce oturur konuşur, ona göre karar veririz.Kendi aramızda konuşuruz derken Başbakan ile mi görüşeceksiniz?Tabii ki… Diğer arkadaşlarımla da. Ben dışarıdan bağımsız bir siyasetçi olarak cumhurbaşkanlığına gelmedim. Tabii ki konuşacak arkadaşlarım var.Başbakan, size danışmadan seçimleri öne almak, iki seçimi birleştirmek gibi sizin pozisyonunuzu zora sokacak bir kanun çıkarabilir mi?İşi kişiselleştirmemek gerekir. Nihayetinde bu tip şeylerin üzerinde konuşuruz. Benim kanaatim önemli olur. Yani ben yarın gazete manşetinden bir şey duymam. Erken seçim kararı çıkmış gibi şeyler olmaz.Seçimlerde aldığı oy oranı dolayısıyla üzerine de BDP oylarını ekleyerek Başbakan’ın Köşk’e çıkmak isteyeceğine dair çok sayıda yorum var. Bu konuda sizin düşünceniz nedir?Bu konuda söyleyeceğim az önce söylediğim şeydir. Cumhurbaşkanlığı seçimini konuşmanın günü geldi.Konuşmanız ve koşullarınız uygun olursa başbakanlık düşünür müsünüz?Önce bir şey söylemem. Oturup bunları konuşalım bakalım. Hele bir seçim neticeleri ortaya çıksın, resmiyet kazansın. Ondan sonra muhakkak kendi aramızda bir değerlendirme yaparız. Muhakkak ki benim de düşüncelerim vardır. Hiç kimse duyarsız değil ki bu tip şeylere. Cumhurbaşkanlığı seçiminin memleketin her tarafını alt üst edecek şekilde olmaması gerekir. Geçmişteki siyasi kavgaların sebebinin bu
Zaman
Politika
05.04.2014
CumhurbaşkanlığınıkonuşmanıngünügeldiCumhurbaşkanlığını konuşmanın günü geldi
Şahin Alpay - Demokrasi, seçimden ibaret değildir
Zaman
01.04.2014
05:02
Yerel seçimler geride kaldı. Seçimlerin yegâne sevindirici yanı, % 90’ı bulan katılma oranı oldu. Bunun anlamı yurttaşların oy hakkına sahip çıkıyor olmaları. Halk oy hakkına sahip çıktığı sürece, sorunlar er veya geç çözülür. Sonuçlar asla demokrasiye güvensizliğe yol açmamalı, demokrasi dışı çözüm arayışlarına asla itibar edilmemelidir.Seçimlerin üzücü yanı ise, seçim kampanyasının herhalde bugüne kadar görülmemiş ölçüde gergin bir ortam içinde cereyan etmesi oldu. Tayyip Erdoğan ve kliği, kampanyasını toplumu düşman kamplara bölme, esas olarak da Hizmet Hareketi’ne yönelik iftira, hakaret ve nefret söylemi üzerine inşa etti. Muhalefet partileri de bugüne kadar hiç görülmediği üzere seçim stratejilerini Başbakan’ın istifa edip yargılanması talebi üzerine kurdu. Çok ümitli değilim ama umarım böylesine kutuplaşılan bir seçim kampanyasını bir daha yaşamayız.Seçim sonuçlarına gelince: Evet, bu AKP için olağanüstü bir başarıdır. Ülke tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına konu olan bir iktidar partisinin % 44 oranında oy toplayarak, 2011’de yapılan genel seçimlere göre sadece 4 puan gerilemesi, demokrasiler tarihinde görülmüş şey değildir. Bunu herhalde Türkiye’nin demokrasiler tarihine armağanı olarak kaydedebiliriz.Peki, yöneticileri hakkındaki bu kadar ağır hukuksuzluk ve yolsuzluk iddialarına rağmen nasıl olur da AKP % 44 oranında oy toplayabilir? Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye’de seçmen “bidon kafalı” değildir; ezici çoğunluğuyla oyunu bilerek kullanmaktadır. Yaklaşık yarısının AKP’ye oy vermesinin nedenleri şöyle sıralanabilir: AKP’nin ilk iki iktidar dönemindeki hizmetleri, ülkeyi zenginleştirerek ve demokratikleştirerek çok daha yaşanır hale getirmesi, hukuksuzluk ve yolsuzlukların göz ardı edilmesine yol açmıştır. Seçmen, ekonomide olağanüstü kötüleşme olmadığı sürece yolsuzluklara aldırmamaktadır. “Bütün iktidarlar rüşvetçiydi, bu hiç olmazsa çalışıyor.” diyor olabilir. Bu ne olsa bir yerel seçimdir; AKP’li belediyelerin diğerlerine nazaran daha başarılı görüldüğü herkesin malumudur. Belli ki seçmenin en azından bir bölümü yolsuzluk iddialarının “dublaj–piyes, montaj, iftira” olduğuna kanmış; iktidarın örtbas çabaları netice vermiştir. Belki en çok altı çizilmesi gereken de, muhalefet partilerinin bırakın ülkeyi, belediyeleri dahi yönetmeye ehil görülmemeleri olabilir. Muhalefet partileri hukuksuzluk ve yolsuzluklara karşı çıkmakta ne kadar haklıysalar da, niçin daha geniş bir kitle desteğine sahip olamadıkları üzerine düşünmek zorundadır.Peki, AKP’nin % 44 oy alması, hukuksuzlukların ve yolsuzlukların hesabının sorulmayacağı anlamına mı gelir? Elbette ki, hayır. Demokrasi seçimden ibaret değildir; iktidarın seçimle belirlenmesi kadar yurttaşların temel hak ve özgürlüklere sahip olması, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, özgür medya demektir. Bunların olmadığı yerde demokrasiden söz edilemez.Önümüzdeki temel sorular şunlar: Türkiye hukuken değilse de fiilen askerî vesayeti geride bıraktı; şimdi (Erdoğan’ın ifadesiyle) “Batı’da olmayan demokrasiyi,” yani % 44’e dayalı tahakkümü sineye çeker mi? AKP’ye oy vermeyen % 56, sürekli kutuplaşma, gerginlik, artan siyasi baskı altında yaşamayı kabullenir mi? Ülke şaibeli bir hükümet tarafından yönetilebilir mi? Bu hükümetle Türkiye’nin hangi sorunu çözülebilir? Demokrasinin yerini kleptokrasiye bırakmasına göz yumulabilir, rüşvet ve yolsuzluklara açık çek verilebilir mi? AKP’nin de mutlaka üzerinde düşünmek zorunda kalacağı bu soruların her biri ayrı bir yazı konusu.
Zaman
En Çok Okunan
01.04.2014
ŞahinAlpay-DemokrasiseçimdenibaretdeğildirŞahin Alpay - Demokrasi seçimden ibaret değildir
Mümtaz'er Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Zaman
01.04.2014
02:21
Erdoğan’ın seçim gecesi verdiği balkon fotoğrafı yaşananların ve yaşanacakların bir özeti. Fotoğrafta ilk defa aile fertlerinin neredeyse tamamı yer alıyor. İkinci ayrıntı ise, yürütülen -daha doğrusu yürütülemeyen- soruşturmalarda yolsuzluğun sembolü haline getirilen iki isim: Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış. İkinci isim fazladan, kutsal değerleri alaya aldığı için şeddeli biçimde hedef tahtasında duruyor.Başbakan, partisinin genel merkez binasının balkonunda verdiği bu fotoğrafla adrese teslim bir mesaj göndermiş oluyor.Önce toplu cevap: Erdoğan seçim sonuçlarını yolsuzluk iddialarını nakzeden bir delil olarak önümüze koyuyor. Kısaca bu fotoğrafın altına yazdığı cümle, “Yolsuzluk mu dediniz, buyrun cevabı” olmalı. Yolsuzluk ithamları karşısında “halk sandıkta karar verecek” tezini sıklıkla dile getirdiğini hatırlayınca, bu muhakeme şekli Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına göre kendi içinde tutarlı görülebilir. Peki hayatın ve dünyanın yalın gerçekleri karşısında? Bu sorunun kendisi kadar yalın cevabının, zafer fotoğrafının içinde yer almasını bekleyemeyiz.Fotoğraftaki ayrıntıların tamamı yolsuzluk soruşturmaları ile bağlantılı. Aile fertlerinin bu yolsuzluk gündemine karşı duygusal bir tepki olarak fotoğrafta yer aldığı anlaşılıyor. Erdoğan verdiği siyasî mücadeleyi kişiselleştirmiş oluyor.Peki doğru mu? AK Parti’yi yerel seçimlerde destekleyenler bu fotoğrafa mı oy verdiler?“Halk şu mesajı verdi” diye, oy kullananların tamamını tek bir kişi varsayarak girişilen seçim yorumları basit olduğu kadar yanıltıcıdır. Can alıcı soru şu: Seçmen AK Parti’yi yolsuzluk soruşturmalarından aklamış oldu mu? Oy tablosu ile Başbakan’ın parti genel merkezinden verdiği fotoğraf arasında bir tutarlılık var mı?Bu sorunun cevabı demokrasilerin en temel sorunu olan “temsil eden”le “temsil edilen” arasındaki farklılıkta yatıyor. Sizce kaç seçmen bu fotoğraf için AK Parti’ye oy verdi?Başbakan’ın bu fotoğrafı verirken söyledikleri aradığımız cevabın ipuçlarını veriyor. Başbakan tehditlerine devam ediyor. Hiçbir delile, hiçbir şahide dayandırmadan tekrarladığı ve sadece o tekrarladığı için bir değer taşıyan ithamlarına ara vermiyor. Başbakan bu seçim kampanyasını bir düşman cephe tanımı üzerine inşa etmişti. Toplumu keskin bir şekilde “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye böldü. Ara vermeden düşman üretmeye ve toplumu kutuplaştırmaya devam ediyor. Çıkartacağımız ilk sonuç: Erdoğan seçim gecesi cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası için düğmeye basmış oluyor.Düşman üreterek siyaset yapmak, halkın korkularına hitap etmek demek. Erdoğan bu korkuyu halka yerleştirmeyi başardı. Korku, bütün insanî duygular arasında davranışlar ve kararlar üzerinde çok etkili bir güce sahiptir. Korkan insan bütün önceliğini korkunun kaynağından uzaklaşmaya verir. Dış güçler tezgah peşinde. İç düşmanlar kapıda bekliyor. “Paralel devlet”, “hayalet yapı” devleti ele geçirmeye çalışıyor. Tercih edin: Yolsuzlukla mücadele mi, yoksa düşmanla savaşmak mı?52 milyon seçmen, üstelik yerel dinamiklerin devrede olduğu bir seçimde bir öncelikler sıralamasına göre hareket etti. Öncelikler sıralamasında iki saik arasındaki çelişki önemine göre çözülür. Önceki, diğerini değersiz ve gereksiz kılar. Seçim sonuçları seçmenin öncelikleri arasındaki hayati sıralama hakkında bir fikir veriyor. Aynı sıralamanın Erdoğan için geçerli olduğunu düşünebilir miyiz? Erdoğan’ın başarısı bu sıralamayı çok iyi bilmesi ve propaganda gücü ile korkuyu, boydan boya her önceliğin içine yerleştirmesinden geliyor.Şayet Erdoğan seçimden açık bir mağlubiyet ile çıksaydı, yolsuzluk soruşturmaları takıldığı engeli aşıp yoluna devam edecekti. Şimdi aynı minval üzere, kaldığımız yere geri dönmüş olduk. Kullandığı tehditkâr ve ayrıştırıcı üsluba kadar her şey aynı. Yolumuz uzamış oldu.Seçim sonuçlarını ve getireceklerini yorumlamak için bu tehditlerden önce balkon fotoğrafına bakalım. Seçmeni ile Erdoğan aynı şeyi mi söylüyor?
Zaman
En Çok Okunan
01.04.2014
MümtazerTürköne-ZaferfotoğrafındakiayrıntılarMümtazer Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Bülent Korucu - Siyaset mi, psikolojik harp mi?
Zaman
01.04.2014
02:21
Türkiye, genel seçime hatta referanduma dönüşen bir yerel seçim geçirdi. 2009 seçimlerinde doğru ya da yanlış projeler konuşulmuştu.Bilhassa yerel seçimlerin hizmet vaatleri ve proje odaklı olması doğası gereği. 30 Mart’a gittiğimiz süreçte bunları bırakın başkan adayları bile gündeme gelmedi. Dünyanın ademi merkeziyete iyice kaydığı çağda mahallî idareler, topluma doğrudan temas eden organlar olarak merkezî yönetimden daha fazla ilgi çekiyor. Biz ise kişilerden ve projelerden bahis açmadan yerel seçim yaşayarak siyaset bilimi literatürüne geçmiş olabiliriz. Peki, ne konuştuk? İktidar partisini hedef alan rüşvet ve yolsuzluk iddiaları birinci ve hatta tek gündem maddesiydi. Muhalefet, dört AK Partili bakanın istifasıyla sonuçlanan yolsuzluk soruşturmasını odağa alan bir kampanya yürüttü. Yatak odalarından çıkan para dolu kasalar ve ayakkabı kutularını anlatmaya çalıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği öne sürülen konuşmaları kamuoyu ile paylaştı. Başbakan Erdoğan ise iddiaların kendisine değil, devlete yönelik bir tehdit olduğu temasını işledi. Toplumun şuuraltındaki ‘kutsal devlet’ olgusunu harekete geçirmeyi hedefledi. Ekonomik riskleri de yanına eklemeyi ihmal etmedi. Amerikan Merkez Bankası (FED) merkezli ve aylar öncesinden başlamış ekonomik sarsıntıları 17 Aralık’a yükledi. İnsanlara ‘kişisel refahınızın sigortası benim mesajı’ verdi. Siyasette en geçer akçelerden biri, insanlarda tehdit altında olduğu hissini uyarmak. Bu makro ve mikro planda başarıldı. Merkez Bankası’nın krize müdahalede geç kalmasının faturası başdanışman Yiğit Bulut’a havale edildi. Ama ben onun da sadece günah keçisi olabileceğini ve bilinçli bir erteleme ihtimalini düşünüyorum. Bizimle aynı durumdaki Brezilya ‘geliyorum’ diyen krize aylar öncesinden tedbir aldı. Bizdeki ihmalin Bulut’un ‘ben öyle düşünmüyorum’ cümlesiyle izah edilemeyeceği ortada. Devlete dönük tehdit algısı da başarılı biçimde oluşturuldu. Bazı birimlerin yüzyıllık birikimi sahaya yansıtıldı. MİT TIR’ları ile ilk deneme yapıldı. Devlet ciddiyetiyle telif edilemeyecek şekilde sallamseyit gönderilen TIR’lar yakalatıldı. Normal şartlarda ‘Biz yakaladık, sınırlarımızda kuş uçurtmuyoruz’ diyerek üste çıkmak normal aklın gereği iken tam tersi yapıldı. Uluslararası kriz riskinin bile göze alındığı anlaşılıyor. Son hafta sızdırılan ‘Suriye ve Süleymanşah’ tapeleri için de aynı şey söylenebilir. İçerik dış ve iç kamuoyunda sıkıntı oluşturabilirdi. İç kamuoyunu yönlendirme becerisi dışarıdaki riskin alınmasıyla sonuçlandı. En mahrem alanını koruyamama beceriksizliği ve savaş provokasyonu iç kamuoyundan ustalıkla gizlendi. Ve tehdit algısına eşi görülmemiş katkı sağlandı. Bu seçimlerin önemli sonuçlarından biri geleneksel medyanın yeni medyaya olan üstünlüğü idi. Sosyal medya sınırlı bir kitleye erişiyor. Zaten bunlar çoğunlukla AK Parti’ye muhalif kesimler. Yani kendileri çalıp kendileri oynadı. TMSF’nin eliyle ve kendine yakın sermaye marifetiyle eriştiği medya gücü Erdoğan’ın en büyük avantajı. Buna ‘Alo Fatih, Alo Nermin’ medyası da eklenince, büyük bir propaganda makinesi ortaya çıkıyor. Kamu yayıncısı TRT’nin 10 günde AK Parti’ye 13 saat 22 dakika ayırırken en yakın muhalefet partisinin 48 dakikada kalması kayıtlara geçti. Ve dünyada örneği olmayan bir rekora imza atıldı. Erdoğan, alternatifi olabilecek partileri içine alarak siyasi öngörüsünü ispatladı. Ayrıca büyükşehir sınırlarını değiştirerek taşradaki ağırlığını sandığa taşıdı. Bunlar da tamamlayıcı unsurlardı. Gerginlik politikası ve halka karşı psikolojik harp sürdürülebilir mi? Zor. Bunu Erdoğan anlar mı? Orası meçhul...
Zaman
En Çok Okunan
01.04.2014
BülentKorucu-Siyasetmipsikolojikharpmi?Bülent Korucu - Siyaset mi psikolojik harp mi?
Bülent Korucu - Siyaset mi, psikolojik harp mi?
Zaman
01.04.2014
02:20
Türkiye, genel seçime hatta referanduma dönüşen bir yerel seçim geçirdi. 2009 seçimlerinde doğru ya da yanlış projeler konuşulmuştu.Bilhassa yerel seçimlerin hizmet vaatleri ve proje odaklı olması doğası gereği. 30 Mart’a gittiğimiz süreçte bunları bırakın başkan adayları bile gündeme gelmedi. Dünyanın ademi merkeziyete iyice kaydığı çağda mahallî idareler, topluma doğrudan temas eden organlar olarak merkezî yönetimden daha fazla ilgi çekiyor. Biz ise kişilerden ve projelerden bahis açmadan yerel seçim yaşayarak siyaset bilimi literatürüne geçmiş olabiliriz. Peki, ne konuştuk? İktidar partisini hedef alan rüşvet ve yolsuzluk iddiaları birinci ve hatta tek gündem maddesiydi. Muhalefet, dört AK Partili bakanın istifasıyla sonuçlanan yolsuzluk soruşturmasını odağa alan bir kampanya yürüttü. Yatak odalarından çıkan para dolu kasalar ve ayakkabı kutularını anlatmaya çalıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği öne sürülen konuşmaları kamuoyu ile paylaştı. Başbakan Erdoğan ise iddiaların kendisine değil, devlete yönelik bir tehdit olduğu temasını işledi. Toplumun şuuraltındaki ‘kutsal devlet’ olgusunu harekete geçirmeyi hedefledi. Ekonomik riskleri de yanına eklemeyi ihmal etmedi. Amerikan Merkez Bankası (FED) merkezli ve aylar öncesinden başlamış ekonomik sarsıntıları 17 Aralık’a yükledi. İnsanlara ‘kişisel refahınızın sigortası benim mesajı’ verdi. Siyasette en geçer akçelerden biri, insanlarda tehdit altında olduğu hissini uyarmak. Bu makro ve mikro planda başarıldı. Merkez Bankası’nın krize müdahalede geç kalmasının faturası başdanışman Yiğit Bulut’a havale edildi. Ama ben onun da sadece günah keçisi olabileceğini ve bilinçli bir erteleme ihtimalini düşünüyorum. Bizimle aynı durumdaki Brezilya ‘geliyorum’ diyen krize aylar öncesinden tedbir aldı. Bizdeki ihmalin Bulut’un ‘ben öyle düşünmüyorum’ cümlesiyle izah edilemeyeceği ortada. Devlete dönük tehdit algısı da başarılı biçimde oluşturuldu. Bazı birimlerin yüzyıllık birikimi sahaya yansıtıldı. MİT TIR’ları ile ilk deneme yapıldı. Devlet ciddiyetiyle telif edilemeyecek şekilde sallamseyit gönderilen TIR’lar yakalatıldı. Normal şartlarda ‘Biz yakaladık, sınırlarımızda kuş uçurtmuyoruz’ diyerek üste çıkmak normal aklın gereği iken tam tersi yapıldı. Uluslararası kriz riskinin bile göze alındığı anlaşılıyor. Son hafta sızdırılan ‘Suriye ve Süleymanşah’ tapeleri için de aynı şey söylenebilir. İçerik dış ve iç kamuoyunda sıkıntı oluşturabilirdi. İç kamuoyunu yönlendirme becerisi dışarıdaki riskin alınmasıyla sonuçlandı. En mahrem alanını koruyamama beceriksizliği ve savaş provokasyonu iç kamuoyundan ustalıkla gizlendi. Ve tehdit algısına eşi görülmemiş katkı sağlandı. Bu seçimlerin önemli sonuçlarından biri geleneksel medyanın yeni medyaya olan üstünlüğü idi. Sosyal medya sınırlı bir kitleye erişiyor. Zaten bunlar çoğunlukla AK Parti’ye muhalif kesimler. Yani kendileri çalıp kendileri oynadı. TMSF’nin eliyle ve kendine yakın sermaye marifetiyle eriştiği medya gücü Erdoğan’ın en büyük avantajı. Buna ‘Alo Fatih, Alo Nermin’ medyası da eklenince, büyük bir propaganda makinesi ortaya çıkıyor. Kamu yayıncısı TRT’nin 10 günde AK Parti’ye 13 saat 22 dakika ayırırken en yakın muhalefet partisinin 48 dakikada kalması kayıtlara geçti. Ve dünyada örneği olmayan bir rekora imza atıldı. Erdoğan, alternatifi olabilecek partileri içine alarak siyasi öngörüsünü ispatladı. Ayrıca büyükşehir sınırlarını değiştirerek taşradaki ağırlığını sandığa taşıdı. Bunlar da tamamlayıcı unsurlardı. Gerginlik politikası ve halka karşı psikolojik harp sürdürülebilir mi? Zor. Bunu Erdoğan anlar mı? Orası meçhul...
Zaman
Köşe Yazıları
01.04.2014
BülentKorucu-Siyasetmipsikolojikharpmi?Bülent Korucu - Siyaset mi psikolojik harp mi?
Mümtaz'er Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Zaman
01.04.2014
02:20
Erdoğan’ın seçim gecesi verdiği balkon fotoğrafı yaşananların ve yaşanacakların bir özeti. Fotoğrafta ilk defa aile fertlerinin neredeyse tamamı yer alıyor. İkinci ayrıntı ise, yürütülen -daha doğrusu yürütülemeyen- soruşturmalarda yolsuzluğun sembolü haline getirilen iki isim: Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış. İkinci isim fazladan, kutsal değerleri alaya aldığı için şeddeli biçimde hedef tahtasında duruyor.Başbakan, partisinin genel merkez binasının balkonunda verdiği bu fotoğrafla adrese teslim bir mesaj göndermiş oluyor.Önce toplu cevap: Erdoğan seçim sonuçlarını yolsuzluk iddialarını nakzeden bir delil olarak önümüze koyuyor. Kısaca bu fotoğrafın altına yazdığı cümle, “Yolsuzluk mu dediniz, buyrun cevabı” olmalı. Yolsuzluk ithamları karşısında “halk sandıkta karar verecek” tezini sıklıkla dile getirdiğini hatırlayınca, bu muhakeme şekli Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına göre kendi içinde tutarlı görülebilir. Peki hayatın ve dünyanın yalın gerçekleri karşısında? Bu sorunun kendisi kadar yalın cevabının, zafer fotoğrafının içinde yer almasını bekleyemeyiz.Fotoğraftaki ayrıntıların tamamı yolsuzluk soruşturmaları ile bağlantılı. Aile fertlerinin bu yolsuzluk gündemine karşı duygusal bir tepki olarak fotoğrafta yer aldığı anlaşılıyor. Erdoğan verdiği siyasî mücadeleyi kişiselleştirmiş oluyor.Peki doğru mu? AK Parti’yi yerel seçimlerde destekleyenler bu fotoğrafa mı oy verdiler?“Halk şu mesajı verdi” diye, oy kullananların tamamını tek bir kişi varsayarak girişilen seçim yorumları basit olduğu kadar yanıltıcıdır. Can alıcı soru şu: Seçmen AK Parti’yi yolsuzluk soruşturmalarından aklamış oldu mu? Oy tablosu ile Başbakan’ın parti genel merkezinden verdiği fotoğraf arasında bir tutarlılık var mı?Bu sorunun cevabı demokrasilerin en temel sorunu olan “temsil eden”le “temsil edilen” arasındaki farklılıkta yatıyor. Sizce kaç seçmen bu fotoğraf için AK Parti’ye oy verdi?Başbakan’ın bu fotoğrafı verirken söyledikleri aradığımız cevabın ipuçlarını veriyor. Başbakan tehditlerine devam ediyor. Hiçbir delile, hiçbir şahide dayandırmadan tekrarladığı ve sadece o tekrarladığı için bir değer taşıyan ithamlarına ara vermiyor. Başbakan bu seçim kampanyasını bir düşman cephe tanımı üzerine inşa etmişti. Toplumu keskin bir şekilde “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye böldü. Ara vermeden düşman üretmeye ve toplumu kutuplaştırmaya devam ediyor. Çıkartacağımız ilk sonuç: Erdoğan seçim gecesi cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası için düğmeye basmış oluyor.Düşman üreterek siyaset yapmak, halkın korkularına hitap etmek demek. Erdoğan bu korkuyu halka yerleştirmeyi başardı. Korku, bütün insanî duygular arasında davranışlar ve kararlar üzerinde çok etkili bir güce sahiptir. Korkan insan bütün önceliğini korkunun kaynağından uzaklaşmaya verir. Dış güçler tezgah peşinde. İç düşmanlar kapıda bekliyor. “Paralel devlet”, “hayalet yapı” devleti ele geçirmeye çalışıyor. Tercih edin: Yolsuzlukla mücadele mi, yoksa düşmanla savaşmak mı?52 milyon seçmen, üstelik yerel dinamiklerin devrede olduğu bir seçimde bir öncelikler sıralamasına göre hareket etti. Öncelikler sıralamasında iki saik arasındaki çelişki önemine göre çözülür. Önceki, diğerini değersiz ve gereksiz kılar. Seçim sonuçları seçmenin öncelikleri arasındaki hayati sıralama hakkında bir fikir veriyor. Aynı sıralamanın Erdoğan için geçerli olduğunu düşünebilir miyiz? Erdoğan’ın başarısı bu sıralamayı çok iyi bilmesi ve propaganda gücü ile korkuyu, boydan boya her önceliğin içine yerleştirmesinden geliyor.Şayet Erdoğan seçimden açık bir mağlubiyet ile çıksaydı, yolsuzluk soruşturmaları takıldığı engeli aşıp yoluna devam edecekti. Şimdi aynı minval üzere, kaldığımız yere geri dönmüş olduk. Kullandığı tehditkâr ve ayrıştırıcı üsluba kadar her şey aynı. Yolumuz uzamış oldu.Seçim sonuçlarını ve getireceklerini yorumlamak için bu tehditlerden önce balkon fotoğrafına bakalım. Seçmeni ile Erdoğan aynı şeyi mi söylüyor?
Zaman
Köşe Yazıları
01.04.2014
MümtazerTürköne-ZaferfotoğrafındakiayrıntılarMümtazer Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Şahin Alpay - Demokrasi, seçimden ibaret değildir
Zaman
01.04.2014
02:20
Yerel seçimler geride kaldı. Seçimlerin yegâne sevindirici yanı, % 90’ı bulan katılma oranı oldu. Bunun anlamı yurttaşların oy hakkına sahip çıkıyor olmaları. Halk oy hakkına sahip çıktığı sürece, sorunlar er veya geç çözülür. Sonuçlar asla demokrasiye güvensizliğe yol açmamalı, demokrasi dışı çözüm arayışlarına asla itibar edilmemelidir.Seçimlerin üzücü yanı ise, seçim kampanyasının herhalde bugüne kadar görülmemiş ölçüde gergin bir ortam içinde cereyan etmesi oldu. Tayyip Erdoğan ve kliği, kampanyasını toplumu düşman kamplara bölme, esas olarak da Hizmet Hareketi’ne yönelik iftira, hakaret ve nefret söylemi üzerine inşa etti. Muhalefet partileri de bugüne kadar hiç görülmediği üzere seçim stratejilerini Başbakan’ın istifa edip yargılanması talebi üzerine kurdu. Çok ümitli değilim ama umarım böylesine kutuplaşılan bir seçim kampanyasını bir daha yaşamayız.Seçim sonuçlarına gelince: Evet, bu AKP için olağanüstü bir başarıdır. Ülke tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasına konu olan bir iktidar partisinin % 44 oranında oy toplayarak, 2011’de yapılan genel seçimlere göre sadece 4 puan gerilemesi, demokrasiler tarihinde görülmüş şey değildir. Bunu herhalde Türkiye’nin demokrasiler tarihine armağanı olarak kaydedebiliriz.Peki, yöneticileri hakkındaki bu kadar ağır hukuksuzluk ve yolsuzluk iddialarına rağmen nasıl olur da AKP % 44 oranında oy toplayabilir? Öncelikle belirtmek gerekir ki Türkiye’de seçmen “bidon kafalı” değildir; ezici çoğunluğuyla oyunu bilerek kullanmaktadır. Yaklaşık yarısının AKP’ye oy vermesinin nedenleri şöyle sıralanabilir: AKP’nin ilk iki iktidar dönemindeki hizmetleri, ülkeyi zenginleştirerek ve demokratikleştirerek çok daha yaşanır hale getirmesi, hukuksuzluk ve yolsuzlukların göz ardı edilmesine yol açmıştır. Seçmen, ekonomide olağanüstü kötüleşme olmadığı sürece yolsuzluklara aldırmamaktadır. “Bütün iktidarlar rüşvetçiydi, bu hiç olmazsa çalışıyor.” diyor olabilir. Bu ne olsa bir yerel seçimdir; AKP’li belediyelerin diğerlerine nazaran daha başarılı görüldüğü herkesin malumudur. Belli ki seçmenin en azından bir bölümü yolsuzluk iddialarının “dublaj–piyes, montaj, iftira” olduğuna kanmış; iktidarın örtbas çabaları netice vermiştir. Belki en çok altı çizilmesi gereken de, muhalefet partilerinin bırakın ülkeyi, belediyeleri dahi yönetmeye ehil görülmemeleri olabilir. Muhalefet partileri hukuksuzluk ve yolsuzluklara karşı çıkmakta ne kadar haklıysalar da, niçin daha geniş bir kitle desteğine sahip olamadıkları üzerine düşünmek zorundadır.Peki, AKP’nin % 44 oy alması, hukuksuzlukların ve yolsuzlukların hesabının sorulmayacağı anlamına mı gelir? Elbette ki, hayır. Demokrasi seçimden ibaret değildir; iktidarın seçimle belirlenmesi kadar yurttaşların temel hak ve özgürlüklere sahip olması, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, özgür medya demektir. Bunların olmadığı yerde demokrasiden söz edilemez.Önümüzdeki temel sorular şunlar: Türkiye hukuken değilse de fiilen askerî vesayeti geride bıraktı; şimdi (Erdoğan’ın ifadesiyle) “Batı’da olmayan demokrasiyi,” yani % 44’e dayalı tahakkümü sineye çeker mi? AKP’ye oy vermeyen % 56, sürekli kutuplaşma, gerginlik, artan siyasi baskı altında yaşamayı kabullenir mi? Ülke şaibeli bir hükümet tarafından yönetilebilir mi? Bu hükümetle Türkiye’nin hangi sorunu çözülebilir? Demokrasinin yerini kleptokrasiye bırakmasına göz yumulabilir, rüşvet ve yolsuzluklara açık çek verilebilir mi? AKP’nin de mutlaka üzerinde düşünmek zorunda kalacağı bu soruların her biri ayrı bir yazı konusu.
Zaman
Köşe Yazıları
01.04.2014
ŞahinAlpay-DemokrasiseçimdenibaretdeğildirŞahin Alpay - Demokrasi seçimden ibaret değildir
Bülent Korucu - Siyaset mi, psikolojik harp mi?
Zaman
01.04.2014
02:07
Türkiye, genel seçime hatta referanduma dönüşen bir yerel seçim geçirdi. 2009 seçimlerinde doğru ya da yanlış projeler konuşulmuştu.Bilhassa yerel seçimlerin hizmet vaatleri ve proje odaklı olması doğası gereği. 30 Mart’a gittiğimiz süreçte bunları bırakın başkan adayları bile gündeme gelmedi. Dünyanın ademi merkeziyete iyice kaydığı çağda mahallî idareler, topluma doğrudan temas eden organlar olarak merkezî yönetimden daha fazla ilgi çekiyor. Biz ise kişilerden ve projelerden bahis açmadan yerel seçim yaşayarak siyaset bilimi literatürüne geçmiş olabiliriz. Peki, ne konuştuk? İktidar partisini hedef alan rüşvet ve yolsuzluk iddiaları birinci ve hatta tek gündem maddesiydi. Muhalefet, dört AK Partili bakanın istifasıyla sonuçlanan yolsuzluk soruşturmasını odağa alan bir kampanya yürüttü. Yatak odalarından çıkan para dolu kasalar ve ayakkabı kutularını anlatmaya çalıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal arasında geçtiği öne sürülen konuşmaları kamuoyu ile paylaştı. Başbakan Erdoğan ise iddiaların kendisine değil, devlete yönelik bir tehdit olduğu temasını işledi. Toplumun şuuraltındaki ‘kutsal devlet’ olgusunu harekete geçirmeyi hedefledi. Ekonomik riskleri de yanına eklemeyi ihmal etmedi. Amerikan Merkez Bankası (FED) merkezli ve aylar öncesinden başlamış ekonomik sarsıntıları 17 Aralık’a yükledi. İnsanlara ‘kişisel refahınızın sigortası benim mesajı’ verdi. Siyasette en geçer akçelerden biri, insanlarda tehdit altında olduğu hissini uyarmak. Bu makro ve mikro planda başarıldı. Merkez Bankası’nın krize müdahalede geç kalmasının faturası başdanışman Yiğit Bulut’a havale edildi. Ama ben onun da sadece günah keçisi olabileceğini ve bilinçli bir erteleme ihtimalini düşünüyorum. Bizimle aynı durumdaki Brezilya ‘geliyorum’ diyen krize aylar öncesinden tedbir aldı. Bizdeki ihmalin Bulut’un ‘ben öyle düşünmüyorum’ cümlesiyle izah edilemeyeceği ortada. Devlete dönük tehdit algısı da başarılı biçimde oluşturuldu. Bazı birimlerin yüzyıllık birikimi sahaya yansıtıldı. MİT TIR’ları ile ilk deneme yapıldı. Devlet ciddiyetiyle telif edilemeyecek şekilde sallamseyit gönderilen TIR’lar yakalatıldı. Normal şartlarda ‘Biz yakaladık, sınırlarımızda kuş uçurtmuyoruz’ diyerek üste çıkmak normal aklın gereği iken tam tersi yapıldı. Uluslararası kriz riskinin bile göze alındığı anlaşılıyor. Son hafta sızdırılan ‘Suriye ve Süleymanşah’ tapeleri için de aynı şey söylenebilir. İçerik dış ve iç kamuoyunda sıkıntı oluşturabilirdi. İç kamuoyunu yönlendirme becerisi dışarıdaki riskin alınmasıyla sonuçlandı. En mahrem alanını koruyamama beceriksizliği ve savaş provokasyonu iç kamuoyundan ustalıkla gizlendi. Ve tehdit algısına eşi görülmemiş katkı sağlandı. Bu seçimlerin önemli sonuçlarından biri geleneksel medyanın yeni medyaya olan üstünlüğü idi. Sosyal medya sınırlı bir kitleye erişiyor. Zaten bunlar çoğunlukla AK Parti’ye muhalif kesimler. Yani kendileri çalıp kendileri oynadı. TMSF’nin eliyle ve kendine yakın sermaye marifetiyle eriştiği medya gücü Erdoğan’ın en büyük avantajı. Buna ‘Alo Fatih, Alo Nermin’ medyası da eklenince, büyük bir propaganda makinesi ortaya çıkıyor. Kamu yayıncısı TRT’nin 10 günde AK Parti’ye 13 saat 22 dakika ayırırken en yakın muhalefet partisinin 48 dakikada kalması kayıtlara geçti. Ve dünyada örneği olmayan bir rekora imza atıldı. Erdoğan, alternatifi olabilecek partileri içine alarak siyasi öngörüsünü ispatladı. Ayrıca büyükşehir sınırlarını değiştirerek taşradaki ağırlığını sandığa taşıdı. Bunlar da tamamlayıcı unsurlardı. Gerginlik politikası ve halka karşı psikolojik harp sürdürülebilir mi? Zor. Bunu Erdoğan anlar mı? Orası meçhul...
Zaman
Ana Sayfa
01.04.2014
BülentKorucu-Siyasetmipsikolojikharpmi?Bülent Korucu - Siyaset mi psikolojik harp mi?
Mümtaz'er Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Zaman
01.04.2014
02:07
Erdoğan’ın seçim gecesi verdiği balkon fotoğrafı yaşananların ve yaşanacakların bir özeti. Fotoğrafta ilk defa aile fertlerinin neredeyse tamamı yer alıyor. İkinci ayrıntı ise, yürütülen -daha doğrusu yürütülemeyen- soruşturmalarda yolsuzluğun sembolü haline getirilen iki isim: Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış. İkinci isim fazladan, kutsal değerleri alaya aldığı için şeddeli biçimde hedef tahtasında duruyor.Başbakan, partisinin genel merkez binasının balkonunda verdiği bu fotoğrafla adrese teslim bir mesaj göndermiş oluyor.Önce toplu cevap: Erdoğan seçim sonuçlarını yolsuzluk iddialarını nakzeden bir delil olarak önümüze koyuyor. Kısaca bu fotoğrafın altına yazdığı cümle, “Yolsuzluk mu dediniz, buyrun cevabı” olmalı. Yolsuzluk ithamları karşısında “halk sandıkta karar verecek” tezini sıklıkla dile getirdiğini hatırlayınca, bu muhakeme şekli Erdoğan’ın siyaset yapma tarzına göre kendi içinde tutarlı görülebilir. Peki hayatın ve dünyanın yalın gerçekleri karşısında? Bu sorunun kendisi kadar yalın cevabının, zafer fotoğrafının içinde yer almasını bekleyemeyiz.Fotoğraftaki ayrıntıların tamamı yolsuzluk soruşturmaları ile bağlantılı. Aile fertlerinin bu yolsuzluk gündemine karşı duygusal bir tepki olarak fotoğrafta yer aldığı anlaşılıyor. Erdoğan verdiği siyasî mücadeleyi kişiselleştirmiş oluyor.Peki doğru mu? AK Parti’yi yerel seçimlerde destekleyenler bu fotoğrafa mı oy verdiler?“Halk şu mesajı verdi” diye, oy kullananların tamamını tek bir kişi varsayarak girişilen seçim yorumları basit olduğu kadar yanıltıcıdır. Can alıcı soru şu: Seçmen AK Parti’yi yolsuzluk soruşturmalarından aklamış oldu mu? Oy tablosu ile Başbakan’ın parti genel merkezinden verdiği fotoğraf arasında bir tutarlılık var mı?Bu sorunun cevabı demokrasilerin en temel sorunu olan “temsil eden”le “temsil edilen” arasındaki farklılıkta yatıyor. Sizce kaç seçmen bu fotoğraf için AK Parti’ye oy verdi?Başbakan’ın bu fotoğrafı verirken söyledikleri aradığımız cevabın ipuçlarını veriyor. Başbakan tehditlerine devam ediyor. Hiçbir delile, hiçbir şahide dayandırmadan tekrarladığı ve sadece o tekrarladığı için bir değer taşıyan ithamlarına ara vermiyor. Başbakan bu seçim kampanyasını bir düşman cephe tanımı üzerine inşa etmişti. Toplumu keskin bir şekilde “benden yana olanlar” ve “karşımda olanlar” diye ikiye böldü. Ara vermeden düşman üretmeye ve toplumu kutuplaştırmaya devam ediyor. Çıkartacağımız ilk sonuç: Erdoğan seçim gecesi cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyası için düğmeye basmış oluyor.Düşman üreterek siyaset yapmak, halkın korkularına hitap etmek demek. Erdoğan bu korkuyu halka yerleştirmeyi başardı. Korku, bütün insanî duygular arasında davranışlar ve kararlar üzerinde çok etkili bir güce sahiptir. Korkan insan bütün önceliğini korkunun kaynağından uzaklaşmaya verir. Dış güçler tezgah peşinde. İç düşmanlar kapıda bekliyor. “Paralel devlet”, “hayalet yapı” devleti ele geçirmeye çalışıyor. Tercih edin: Yolsuzlukla mücadele mi, yoksa düşmanla savaşmak mı?52 milyon seçmen, üstelik yerel dinamiklerin devrede olduğu bir seçimde bir öncelikler sıralamasına göre hareket etti. Öncelikler sıralamasında iki saik arasındaki çelişki önemine göre çözülür. Önceki, diğerini değersiz ve gereksiz kılar. Seçim sonuçları seçmenin öncelikleri arasındaki hayati sıralama hakkında bir fikir veriyor. Aynı sıralamanın Erdoğan için geçerli olduğunu düşünebilir miyiz? Erdoğan’ın başarısı bu sıralamayı çok iyi bilmesi ve propaganda gücü ile korkuyu, boydan boya her önceliğin içine yerleştirmesinden geliyor.Şayet Erdoğan seçimden açık bir mağlubiyet ile çıksaydı, yolsuzluk soruşturmaları takıldığı engeli aşıp yoluna devam edecekti. Şimdi aynı minval üzere, kaldığımız yere geri dönmüş olduk. Kullandığı tehditkâr ve ayrıştırıcı üsluba kadar her şey aynı. Yolumuz uzamış oldu.Seçim sonuçlarını ve getireceklerini yorumlamak için bu tehditlerden önce balkon fotoğrafına bakalım. Seçmeni ile Erdoğan aynı şeyi mi söylüyor?
Zaman
Ana Sayfa
01.04.2014
MümtazerTürköne-ZaferfotoğrafındakiayrıntılarMümtazer Türköne - Zafer fotoğrafındaki ayrıntılar
Demirtaş: Halk özerkliğe oy verdi
Zaman
31.03.2014
15:40
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, halkın seçimlerde özerkliğe oy verdiğini belirterek Demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız. dedi.BDP lideri, Diyarbakırda seçim sonuçlarını değerlendirdi. Partisinin Diyarbakır İl Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Demirtaş, Başbakan Erdoğanın dün yaptığı balkon konuşmasına değendi. BDPnin Diyarbakırda oy düşüklüğünü değerlendiren Demirtaş, Bu bir mesajdır, seçmen niye sandığa gitmez. Veya niye bize oy vermez, bütün bunları sormamız ve sorgulamamız gerekiyor. Seçmenin iradesine ve bize verdiği mesaja saygı duyarız. Demek ki daha çok çalışmak ve daha çok hizmet etmemiz lazım. Demek halkı daha çok dinlememiz lazım. dedi. Demirtaş, Türkiye geneli BDP oylarının düştüğü şeklindeki değerlendirmeye ise Bugün düşüşten daha çok, beklenen artış olmadı dense daha doğru olur. Batıdaki oylarımızın yeterince sandığa yansımadığını düşünüyorum. Bunun nedenlerini tartışacağız. Mutlaka yetersizliklerimiz olmuştur. Daha iyi sonuç alabilirdik. Ortada bir başarı ama çok daha iyi bir başarı fırsatı vardı. diye konuştu.Demirtaş, seçimden sonra özerkliğin inşa edileceği söylemleriyle ilgili soruya da şöyle cevap verdi: Yerel hizmetlerin her alanda kaliteli hizmete getirilmesi gerekiyor. Çok dilli, çok kültürlü hizmetlerin verilmesi. Anadilde eğitimden anadilde sağlık hizmetlerine kadar her yerde bunun altyapısının oluşturulması konusunda belediyelerimiz çaba sarf edecektir. Bu, belediyelerin yetkisindedir ve görevidir aynı zamanda. İnsanlar belediyeye oy verirken kendilerine yaşamlarına tarihlerine yaşadığı yere uygun hizmet etsinler diye verir. Bize oy veren insanların Alevilerin çoğunlukta yaşadığı yerde alevi gibi yaşamak istedikleri için vermişlerdir ve biz bunun gereğini yapacağız. Biz cemevini resmileştireceğiz, hizmet edeceğiz. Araplar, Süryanilerden oy aldık. Onların da inancına göre hareket edeceğiz. Bunu Kürtçe için de yapacağız. Kürtçenin lehçeleri için de. Ders kitaplarının basılmasından ücretsiz dağıtılmasına başka dillerde öykü roman kitaplarının basılıp ücretsiz halka dağıtılmasına ne varsa elimizde bunları kullanacağız. Anadilde eğitimin yapılması için örnek model sınıfların açılması için uğraşacağız. Bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.Bir gazetecinin, Başbabakanın cemaate yönelik operasyon sinyali verdiğini hatırlatması üzerine Demirtaş, Siz bir cemaate karşı cemaat olmasından kaynaklı operasyon yapamazsınız. Suç kim tarafından işlenmişse ve elinizde belgesi, bilgisi varsa o kişiye dönük olarak operasyon yapabilirsiniz. Yani bir camianın, cemaatin tamamını suçlu ilan edip, siz camianın ya da cemaatin bütün üyelerini linç edemezsiniz. diye konuştu.Geçmişte kendilerine yönelik de linç kampanyası yapıldığını anlatarak, KCK operasyonlarını örnek veren Demirtaş, Bize yapıldığı için biliyoruz. KCK operasyonları adı altında 10 binlerce insan içeri atıldı. Şimdi Fethullah Gülen cemaatine de sırf Fethullah Gülenin sempatizanıdır ya da ona gönül vermiş diye suçlar, tutuklarsanız, operasyon yaparsanız, BDP olarak biz böyle bir yaklaşıma asla destek vermeyiz. Asla da hoş görmeyiz. şeklinde konuştu.BAŞBAKAN YARGIYI KENDİSİNE BAĞLI GÖRDÜĞÜ İÇİN BÖYLE KONUŞUYORGerçekten suç işlemiş gizli örgüt mü kurmuş, casusluk mu yapmış, efendim kişilerin özel yaşamını mı dinlemiş bu da Türk Ceza Kanununda suçtur. diyen Demirtaş, bu suçu işleyen kişileri cemaat üyesi mi değil mi bakılmaksızın gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Demirtaş, Başbakan, kastettiği buysa bu konuda kimseye şantaj yapmasına, tehdit etmesine gerek yok. Kendisi başsavcısı değil. Varsa elinde bilgi belge savcılara teslim edecek. İnlerine Başbakanın kendisi mi girecek? Merak ediyorum kimle birlikte inlerine giriyor. Hangi yetkiyle giriyor, bunu yapacak olan savcıdır. Kendisini yargı yerine koyması kafalarında henüz demokrasinin şekillenmediğini açık ortaya koyuyor. ifadelerini kullandı.Başbakanın, bu ülkede kişilere yönelik operasyon yapma yetkisi olmadığını anlatan Demirtaş, Etrafındaki bir tane akıllı da bunu Başbakana söylemiyor. Senin böyle bir yetkin yok Başbakan olarak. Sen kime ne operasyonu yapıyorsun? Operasyon yetkisi sende değil, talimat yetkisi sende değil, karar verme yetkisi sende değil, bu tümüyle yargısal bir mevzudur. Ama yargıyı kendisine bağlı olarak gördüğü için maalesef bunları konuşuyor. Bu nedenle biz böyle bir durumda evrensel hukuka bakarız. Mevcut hukuki duruma bakarız. Yoksa öyle cemaat suçludur, cemaati yakaladığınız yerde içeri atın, cemaa
Zaman
Son Dakika
31.03.2014
DemirtaşHalközerkliğeoyverdiDemirtaş Halk özerkliğe oy verdi
Demirtaş: Halk özerkliğe oy verdi
Zaman
31.03.2014
15:40
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, halkın seçimlerde özerkliğe oy verdiğini belirterek Demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız. dedi.BDP lideri, Diyarbakırda seçim sonuçlarını değerlendirdi. Partisinin Diyarbakır İl Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Demirtaş, Başbakan Erdoğanın dün yaptığı balkon konuşmasına değendi. BDPnin Diyarbakırda oy düşüklüğünü değerlendiren Demirtaş, Bu bir mesajdır, seçmen niye sandığa gitmez. Veya niye bize oy vermez, bütün bunları sormamız ve sorgulamamız gerekiyor. Seçmenin iradesine ve bize verdiği mesaja saygı duyarız. Demek ki daha çok çalışmak ve daha çok hizmet etmemiz lazım. Demek halkı daha çok dinlememiz lazım. dedi. Demirtaş, Türkiye geneli BDP oylarının düştüğü şeklindeki değerlendirmeye ise Bugün düşüşten daha çok, beklenen artış olmadı dense daha doğru olur. Batıdaki oylarımızın yeterince sandığa yansımadığını düşünüyorum. Bunun nedenlerini tartışacağız. Mutlaka yetersizliklerimiz olmuştur. Daha iyi sonuç alabilirdik. Ortada bir başarı ama çok daha iyi bir başarı fırsatı vardı. diye konuştu.Demirtaş, seçimden sonra özerkliğin inşa edileceği söylemleriyle ilgili soruya da şöyle cevap verdi: Yerel hizmetlerin her alanda kaliteli hizmete getirilmesi gerekiyor. Çok dilli, çok kültürlü hizmetlerin verilmesi. Anadilde eğitimden anadilde sağlık hizmetlerine kadar her yerde bunun altyapısının oluşturulması konusunda belediyelerimiz çaba sarf edecektir. Bu, belediyelerin yetkisindedir ve görevidir aynı zamanda. İnsanlar belediyeye oy verirken kendilerine yaşamlarına tarihlerine yaşadığı yere uygun hizmet etsinler diye verir. Bize oy veren insanların Alevilerin çoğunlukta yaşadığı yerde alevi gibi yaşamak istedikleri için vermişlerdir ve biz bunun gereğini yapacağız. Biz cemevini resmileştireceğiz, hizmet edeceğiz. Araplar, Süryanilerden oy aldık. Onların da inancına göre hareket edeceğiz. Bunu Kürtçe için de yapacağız. Kürtçenin lehçeleri için de. Ders kitaplarının basılmasından ücretsiz dağıtılmasına başka dillerde öykü roman kitaplarının basılıp ücretsiz halka dağıtılmasına ne varsa elimizde bunları kullanacağız. Anadilde eğitimin yapılması için örnek model sınıfların açılması için uğraşacağız. Bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.Bir gazetecinin, Başbabakanın cemaate yönelik operasyon sinyali verdiğini hatırlatması üzerine Demirtaş, Siz bir cemaate karşı cemaat olmasından kaynaklı operasyon yapamazsınız. Suç kim tarafından işlenmişse ve elinizde belgesi, bilgisi varsa o kişiye dönük olarak operasyon yapabilirsiniz. Yani bir camianın, cemaatin tamamını suçlu ilan edip, siz camianın ya da cemaatin bütün üyelerini linç edemezsiniz. diye konuştu.Geçmişte kendilerine yönelik de linç kampanyası yapıldığını anlatarak, KCK operasyonlarını örnek veren Demirtaş, Bize yapıldığı için biliyoruz. KCK operasyonları adı altında 10 binlerce insan içeri atıldı. Şimdi Fethullah Gülen cemaatine de sırf Fethullah Gülenin sempatizanıdır ya da ona gönül vermiş diye suçlar, tutuklarsanız, operasyon yaparsanız, BDP olarak biz böyle bir yaklaşıma asla destek vermeyiz. Asla da hoş görmeyiz. şeklinde konuştu.BAŞBAKAN YARGIYI KENDİSİNE BAĞLI GÖRDÜĞÜ İÇİN BÖYLE KONUŞUYORGerçekten suç işlemiş gizli örgüt mü kurmuş, casusluk mu yapmış, efendim kişilerin özel yaşamını mı dinlemiş bu da Türk Ceza Kanununda suçtur. diyen Demirtaş, bu suçu işleyen kişileri cemaat üyesi mi değil mi bakılmaksızın gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Demirtaş, Başbakan, kastettiği buysa bu konuda kimseye şantaj yapmasına, tehdit etmesine gerek yok. Kendisi başsavcısı değil. Varsa elinde bilgi belge savcılara teslim edecek. İnlerine Başbakanın kendisi mi girecek? Merak ediyorum kimle birlikte inlerine giriyor. Hangi yetkiyle giriyor, bunu yapacak olan savcıdır. Kendisini yargı yerine koyması kafalarında henüz demokrasinin şekillenmediğini açık ortaya koyuyor. ifadelerini kullandı.Başbakanın, bu ülkede kişilere yönelik operasyon yapma yetkisi olmadığını anlatan Demirtaş, Etrafındaki bir tane akıllı da bunu Başbakana söylemiyor. Senin böyle bir yetkin yok Başbakan olarak. Sen kime ne operasyonu yapıyorsun? Operasyon yetkisi sende değil, talimat yetkisi sende değil, karar verme yetkisi sende değil, bu tümüyle yargısal bir mevzudur. Ama yargıyı kendisine bağlı olarak gördüğü için maalesef bunları konuşuyor. Bu nedenle biz böyle bir durumda evrensel hukuka bakarız. Mevcut hukuki duruma bakarız. Yoksa öyle cemaat suçludur, cemaati yakaladığınız yerde içeri atın, cemaa
Zaman
Ana Sayfa
31.03.2014
DemirtaşHalközerkliğeoyverdiDemirtaş Halk özerkliğe oy verdi
Büyükşehirlerde nefes nefese yarış
Zaman
31.03.2014
07:05
Türkiye, genel seçim havasında geçen tarihi seçimlerinden birini yaşadı. Gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerini AKP birinci tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP oyları, 2009’daki son yerel seçimlere göre 5 puan arttı.Türkiye, dün tarihî seçimlerinden birini daha yaşadı. Büyük gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonucunda AKP katıldığı bir seçimi daha birinci parti olarak tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP’nin 2011 yılındaki son genel seçimlere göre oy oranı yüzde 50’den yüzde 43’e düştü. Ancak 2009’daki son yerel seçimlere göre oy oranı yüzde 39’dan 43’e yükseldi. Dünkü yerel seçimlerde CHP ve MHP’nin oylarının yükselmesine rağmen tahminleri karşılamadı. Seçimlerde aday olan üç bakandan sadece Gaziantep’te Fatma Şahin ipi önde göğüsledi. İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım ile Hatay Belediye başkan adayı Sadullah Ergin, seçimi kazanamadı. Sonuçlar muhalefet partileri açısından yine hezimet oldu. Yüzde 70’i sayılan oy oranlarına göre CHP, 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 23’lük oyunu 25’e, MHP ise yüzde 16’dan yüzde 18’e yükseltti. Yine aynı saat itibarıyla 30 büyükşehir belediyesinin 17’sinde AKP, 8’inde CHP, 3’ünde MHP, 2’sinde ise BDP önde görünüyordu. Mardin’de bağımsız aday Ahmet Türk seçimden başarıyla çıktı. Bunun dışında 31 il belediyesini AKP, 8’ini CHP, 7’sini BDP, 5’ini ise MHP kazandı. AKP’nin 4-5 puanlık artışının yeni büyükşehir olan illerden kaynaklandığı yorumları yapılıyor. Yerel seçimlere ‘Öz Yönetimle Özgür Kimliğe’ sloganıyla giren Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), ülke genelinde oylarını istediği oranda artıramasa da Doğu ve Güneydoğu’da hakimiyetini sürdürdü. Elinde bulundurduğu belediyeleri korumanın yanı sıra Mardin ve Bingöl gibi 2 önemli kenti AK Parti’den aldı. Ahmet Türk, Mardin’de yüzde 53, Hüseyin Olan ise Bitlis’te yüzde 45 oyla başkan seçildi.İstanbul’da Topbaş öndeSonucu en çok merak edilen İstanbul ve Ankara’da nefes nefese bir yarış yaşandı. Cihan Haber Ajansı’nın verilerine göre gece 4.30 itibarıyla İstanbul’da AK Parti adayı Kadir Topbaş yüzde 47,8, CHP adayı Mustafa Sarıgül 40,1 oy aldı. Oy rakamları Topbaş için 4 milyon 21 bin, Sarıgül için 3 milyon 378 bini buldu. İstanbul’da HDP 4,6 oy, MHP 4,1 oy, Saadet Partisi 1,4 oy aldı. AKP’liler Sütlüce’deki partinin il başkanlığı binasında seçim sonuçlarını takip etti. Saat 19.20’de seçim yasaklarının kalkmasıyla salonda kurulan dev ekranlarda AKP bilgi sistemindeki sonuçlar yansıtıldı. Seçim sonuçlarını Sütlüce’de izleyenlerin coşkusu zaman zaman taşkınlığa vardı. Seçim şarkıları eşliğinde sloganlar atan partililerden sık sık “Samanyolu dışarı” sesleri duyuldu. AKP’liler salondan anons yapan İMC muhabiri Dilek Gül ve kameramanını linç girişimde bulundu. Çekim yapması engellendi. Saatler 21.00’i gösterdiğinde partileri coşturan yüksek müziğe ara verildi. Taşkınlık yaşanması üzerine İl Başkanı Aziz Babuşcu sükûnet çağrısında bulundu. 21.20’de Babuşcu, İBB başkanlığını kazandıklarını açıkladı. Babuşcu, “Sonucu 47-50 bandında bekliyoruz.” dedi.Ankara’da Gökçek mi, Yavaş mı?Yerel seçim Ankara’da beklendiği gibi kıran kırana geçti. Oy sayımı gece geç saatlere kadar sürdü. Açılan sandıkların yüzde 92’sinin verilerine göre AKP adayı Melih Gökçek yüzde 44,6, CHP adayı Mansur Yavaş yüzde 44 oy aldı. Ankaralı seçmenlerin diğer oyları yüzde 7,9 ile MHP’ye, yüzde 1,4 ile BBP’ye, 1,4 ile BDP ve 0,4 ile SP’ye gitti. Ankara seçimlerinde gece yarısı saat 02.30’dan itibaren ibre CHP adayı Mansur Yavaş’a döndü. Yavaş, Çankaya ve Yenimahalle oylarının gelmesiyle rakibi Gökçek’le arasındaki farkı hızla kapattı. İllerleyen saatlerde ise öne geçtiği bilgileri geldi. Ancak hemen bu sırada söz konusu ilçelerin oylarının birleştirilmesi durdu. Bir kamu kurumu tarafından siber saldırıya maruz kaldığı ileri sürülen Cihan Haber Ajansı’nın sonuç açıklaması engellendi. Bu belirsizlik gerginliği de beraberinde getirdi. Bazı sandık bölgelerinde Yavaş ve Gökçek taraftarları karşı karşıya geldi. Seyranbağları’nda sandıkların çalınacağını belirten Mansur yanlıları okul önünde toplandı. TOMA’lar eşliğinde güvenlik önlemleri alındı. Yavaş’ın ipi göğüslemesi, 20 yıllık Gökçek efsanesinin sonu anlamına gelecek. AK Parti’nin elinde üç büyük ilden İstanbul dışında il kalmayacak. İzmir’den sonra Ankara da CHP’nin eline geçmiş olacak.74 ilin 45’i AKP’ninGenel seçim havasında geçen yerel seçimde bir
Zaman
En Çok Okunan
31.03.2014
BüyükşehirlerdenefesnefeseyarışBüyükşehirlerde nefes nefese yarış
Büyükşehirlerde nefes nefese yarış
Zaman
31.03.2014
06:37
Türkiye, genel seçim havasında geçen tarihi seçimlerinden birini yaşadı. Gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerini AKP birinci tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP oyları, 2009’daki son yerel seçimlere göre 5 puan arttı.Türkiye, dün tarihî seçimlerinden birini daha yaşadı. Büyük gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonucunda AKP katıldığı bir seçimi daha birinci parti olarak tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP’nin 2011 yılındaki son genel seçimlere göre oy oranı yüzde 50’den yüzde 43’e düştü. Ancak 2009’daki son yerel seçimlere göre oy oranı yüzde 39’dan 43’e yükseldi. Dünkü yerel seçimlerde CHP ve MHP’nin oylarının yükselmesine rağmen tahminleri karşılamadı. Seçimlerde aday olan üç bakandan sadece Gaziantep’te Fatma Şahin ipi önde göğüsledi. İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım ile Hatay Belediye başkan adayı Sadullah Ergin, seçimi kazanamadı. Sonuçlar muhalefet partileri açısından yine hezimet oldu. Yüzde 70’i sayılan oy oranlarına göre CHP, 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 23’lük oyunu 25’e, MHP ise yüzde 16’dan yüzde 18’e yükseltti. Yine aynı saat itibarıyla 30 büyükşehir belediyesinin 17’sinde AKP, 8’inde CHP, 3’ünde MHP, 2’sinde ise BDP önde görünüyordu. Mardin’de bağımsız aday Ahmet Türk seçimden başarıyla çıktı. Bunun dışında 31 il belediyesini AKP, 8’ini CHP, 7’sini BDP, 5’ini ise MHP kazandı. AKP’nin 4-5 puanlık artışının yeni büyükşehir olan illerden kaynaklandığı yorumları yapılıyor. Yerel seçimlere ‘Öz Yönetimle Özgür Kimliğe’ sloganıyla giren Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), ülke genelinde oylarını istediği oranda artıramasa da Doğu ve Güneydoğu’da hakimiyetini sürdürdü. Elinde bulundurduğu belediyeleri korumanın yanı sıra Mardin ve Bingöl gibi 2 önemli kenti AK Parti’den aldı. Ahmet Türk, Mardin’de yüzde 53, Hüseyin Olan ise Bitlis’te yüzde 45 oyla başkan seçildi.İstanbul’da Topbaş öndeSonucu en çok merak edilen İstanbul ve Ankara’da nefes nefese bir yarış yaşandı. Cihan Haber Ajansı’nın verilerine göre gece 4.30 itibarıyla İstanbul’da AK Parti adayı Kadir Topbaş yüzde 47,8, CHP adayı Mustafa Sarıgül 40,1 oy aldı. Oy rakamları Topbaş için 4 milyon 21 bin, Sarıgül için 3 milyon 378 bini buldu. İstanbul’da HDP 4,6 oy, MHP 4,1 oy, Saadet Partisi 1,4 oy aldı. AKP’liler Sütlüce’deki partinin il başkanlığı binasında seçim sonuçlarını takip etti. Saat 19.20’de seçim yasaklarının kalkmasıyla salonda kurulan dev ekranlarda AKP bilgi sistemindeki sonuçlar yansıtıldı. Seçim sonuçlarını Sütlüce’de izleyenlerin coşkusu zaman zaman taşkınlığa vardı. Seçim şarkıları eşliğinde sloganlar atan partililerden sık sık “Samanyolu dışarı” sesleri duyuldu. AKP’liler salondan anons yapan İMC muhabiri Dilek Gül ve kameramanını linç girişimde bulundu. Çekim yapması engellendi. Saatler 21.00’i gösterdiğinde partileri coşturan yüksek müziğe ara verildi. Taşkınlık yaşanması üzerine İl Başkanı Aziz Babuşcu sükûnet çağrısında bulundu. 21.20’de Babuşcu, İBB başkanlığını kazandıklarını açıkladı. Babuşcu, “Sonucu 47-50 bandında bekliyoruz.” dedi.Ankara’da Gökçek mi, Yavaş mı?Yerel seçim Ankara’da beklendiği gibi kıran kırana geçti. Oy sayımı gece geç saatlere kadar sürdü. Açılan sandıkların yüzde 92’sinin verilerine göre AKP adayı Melih Gökçek yüzde 44,6, CHP adayı Mansur Yavaş yüzde 44 oy aldı. Ankaralı seçmenlerin diğer oyları yüzde 7,9 ile MHP’ye, yüzde 1,4 ile BBP’ye, 1,4 ile BDP ve 0,4 ile SP’ye gitti. Ankara seçimlerinde gece yarısı saat 02.30’dan itibaren ibre CHP adayı Mansur Yavaş’a döndü. Yavaş, Çankaya ve Yenimahalle oylarının gelmesiyle rakibi Gökçek’le arasındaki farkı hızla kapattı. İllerleyen saatlerde ise öne geçtiği bilgileri geldi. Ancak hemen bu sırada söz konusu ilçelerin oylarının birleştirilmesi durdu. Bir kamu kurumu tarafından siber saldırıya maruz kaldığı ileri sürülen Cihan Haber Ajansı’nın sonuç açıklaması engellendi. Bu belirsizlik gerginliği de beraberinde getirdi. Bazı sandık bölgelerinde Yavaş ve Gökçek taraftarları karşı karşıya geldi. Seyranbağları’nda sandıkların çalınacağını belirten Mansur yanlıları okul önünde toplandı. TOMA’lar eşliğinde güvenlik önlemleri alındı. Yavaş’ın ipi göğüslemesi, 20 yıllık Gökçek efsanesinin sonu anlamına gelecek. AK Parti’nin elinde üç büyük ilden İstanbul dışında il kalmayacak. İzmir’den sonra Ankara da CHP’nin eline geçmiş olacak.74 ilin 45’i AKP’ninGenel seçim havasında geçen yerel seçimde bir
Zaman
Politika
31.03.2014
BüyükşehirlerdenefesnefeseyarışBüyükşehirlerde nefes nefese yarış
Büyükşehirlerde nefes nefese yarış
Zaman
31.03.2014
06:36
Türkiye, genel seçim havasında geçen tarihi seçimlerinden birini yaşadı. Gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerini AKP birinci tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP oyları, 2009’daki son yerel seçimlere göre 5 puan arttı.Türkiye, dün tarihî seçimlerinden birini daha yaşadı. Büyük gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonucunda AKP katıldığı bir seçimi daha birinci parti olarak tamamladı. Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP’nin 2011 yılındaki son genel seçimlere göre oy oranı yüzde 50’den yüzde 43’e düştü. Ancak 2009’daki son yerel seçimlere göre oy oranı yüzde 39’dan 43’e yükseldi. Dünkü yerel seçimlerde CHP ve MHP’nin oylarının yükselmesine rağmen tahminleri karşılamadı. Seçimlerde aday olan üç bakandan sadece Gaziantep’te Fatma Şahin ipi önde göğüsledi. İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım ile Hatay Belediye başkan adayı Sadullah Ergin, seçimi kazanamadı. Sonuçlar muhalefet partileri açısından yine hezimet oldu. Yüzde 70’i sayılan oy oranlarına göre CHP, 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 23’lük oyunu 25’e, MHP ise yüzde 16’dan yüzde 18’e yükseltti. Yine aynı saat itibarıyla 30 büyükşehir belediyesinin 17’sinde AKP, 8’inde CHP, 3’ünde MHP, 2’sinde ise BDP önde görünüyordu. Mardin’de bağımsız aday Ahmet Türk seçimden başarıyla çıktı. Bunun dışında 31 il belediyesini AKP, 8’ini CHP, 7’sini BDP, 5’ini ise MHP kazandı. AKP’nin 4-5 puanlık artışının yeni büyükşehir olan illerden kaynaklandığı yorumları yapılıyor. Yerel seçimlere ‘Öz Yönetimle Özgür Kimliğe’ sloganıyla giren Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), ülke genelinde oylarını istediği oranda artıramasa da Doğu ve Güneydoğu’da hakimiyetini sürdürdü. Elinde bulundurduğu belediyeleri korumanın yanı sıra Mardin ve Bingöl gibi 2 önemli kenti AK Parti’den aldı. Ahmet Türk, Mardin’de yüzde 53, Hüseyin Olan ise Bitlis’te yüzde 45 oyla başkan seçildi.İstanbul’da Topbaş öndeSonucu en çok merak edilen İstanbul ve Ankara’da nefes nefese bir yarış yaşandı. Cihan Haber Ajansı’nın verilerine göre gece 4.30 itibarıyla İstanbul’da AK Parti adayı Kadir Topbaş yüzde 47,8, CHP adayı Mustafa Sarıgül 40,1 oy aldı. Oy rakamları Topbaş için 4 milyon 21 bin, Sarıgül için 3 milyon 378 bini buldu. İstanbul’da HDP 4,6 oy, MHP 4,1 oy, Saadet Partisi 1,4 oy aldı. AKP’liler Sütlüce’deki partinin il başkanlığı binasında seçim sonuçlarını takip etti. Saat 19.20’de seçim yasaklarının kalkmasıyla salonda kurulan dev ekranlarda AKP bilgi sistemindeki sonuçlar yansıtıldı. Seçim sonuçlarını Sütlüce’de izleyenlerin coşkusu zaman zaman taşkınlığa vardı. Seçim şarkıları eşliğinde sloganlar atan partililerden sık sık “Samanyolu dışarı” sesleri duyuldu. AKP’liler salondan anons yapan İMC muhabiri Dilek Gül ve kameramanını linç girişimde bulundu. Çekim yapması engellendi. Saatler 21.00’i gösterdiğinde partileri coşturan yüksek müziğe ara verildi. Taşkınlık yaşanması üzerine İl Başkanı Aziz Babuşcu sükûnet çağrısında bulundu. 21.20’de Babuşcu, İBB başkanlığını kazandıklarını açıkladı. Babuşcu, “Sonucu 47-50 bandında bekliyoruz.” dedi.Ankara’da Gökçek mi, Yavaş mı?Yerel seçim Ankara’da beklendiği gibi kıran kırana geçti. Oy sayımı gece geç saatlere kadar sürdü. Açılan sandıkların yüzde 92’sinin verilerine göre AKP adayı Melih Gökçek yüzde 44,6, CHP adayı Mansur Yavaş yüzde 44 oy aldı. Ankaralı seçmenlerin diğer oyları yüzde 7,9 ile MHP’ye, yüzde 1,4 ile BBP’ye, 1,4 ile BDP ve 0,4 ile SP’ye gitti. Ankara seçimlerinde gece yarısı saat 02.30’dan itibaren ibre CHP adayı Mansur Yavaş’a döndü. Yavaş, Çankaya ve Yenimahalle oylarının gelmesiyle rakibi Gökçek’le arasındaki farkı hızla kapattı. İllerleyen saatlerde ise öne geçtiği bilgileri geldi. Ancak hemen bu sırada söz konusu ilçelerin oylarının birleştirilmesi durdu. Bir kamu kurumu tarafından siber saldırıya maruz kaldığı ileri sürülen Cihan Haber Ajansı’nın sonuç açıklaması engellendi. Bu belirsizlik gerginliği de beraberinde getirdi. Bazı sandık bölgelerinde Yavaş ve Gökçek taraftarları karşı karşıya geldi. Seyranbağları’nda sandıkların çalınacağını belirten Mansur yanlıları okul önünde toplandı. TOMA’lar eşliğinde güvenlik önlemleri alındı. Yavaş’ın ipi göğüslemesi, 20 yıllık Gökçek efsanesinin sonu anlamına gelecek. AK Parti’nin elinde üç büyük ilden İstanbul dışında il kalmayacak. İzmir’den sonra Ankara da CHP’nin eline geçmiş olacak.74 ilin 45’i AKP’ninGenel seçim havasında geçen yerel seçimde bir
Zaman
Ana Sayfa
31.03.2014
BüyükşehirlerdenefesnefeseyarışBüyükşehirlerde nefes nefese yarış
Ekrem Dumanlı seçimi Fox TV'ye yorumladı
Zaman
31.03.2014
01:40
Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, seçimi Fox TVye yorumladı. Dumanlı, “Kutuplaşma olmasaydı AK Parti’nin oy oranı daha yüksek olurdu” dedi.Zaman Gazetesi’nin yarınki manşeti nedir sorusu üzerine Ekrem Dumanlı, “Zaman Gazetesi’nin manşetinde yarın birkaç başlık birden var. Başlıklardan biri Cihan Haber Ajansı’nın maruz kaldığı bütün gece boyunca engelleme ve siber saldırılar var. Manşetin önemli kısmından biri budur. Tabi ki sonuçta başarı da tartışılabilir. Ama sonuç neyse o. Vatandaşın halkın milletin ortaya koyduğu neyse başımızın tacıdır. Ondan da ifade edeceğiz. Çok parçalı gazete yapacağız. Ayrıca siber saldırı ve engelleme var. Bunun resmi makamlarla irtibatlı olmasından da endişeliyiz. Diğer mevzu seçimde alınan sonuçlar. Elektrik kesintileri olmak üzere, büyükşehirlerimizde İstanbul ve Ankara da olmak üzere dile getirilen endişeleri, problemleri harmanlayıp seçim sayfası yapacağız” dedi.Ekrem Dumanlı Fethullah Gülen Hocaefendi ile görüşme yaptınız mı? Fethullah Gülen Hocaefendi ile bir görüşme yapmadık. Ama kendisiyle daha önce bir röportaj yapmıştık. Orada söylediği şey bellidir. Vatandaşımız ne takdir ederse onun vicdani kanaati kararı esastır. Kendisine sempati duyanlarla ilgili sözleri de nettir; ‘İnsanlar vicdani kanaatlerine göre karar verirler. Bazı sıkıntıları çok ağır ithamları ve yakışıksız sözleri içine sindiren varsa üstelik kendisini seven insanlara bile yine gidip oy verebilirler. Ama içine sinmiyorsa her partide önemli adaylar vardır. Bu yerel seçimdir. O adaylardan insanlara da destek verebilirler.’ diye orada açık kapı bırakmıştır.Başbakanın inlerine gireceğiz veya daha sert açıklamaları vardı bunun fiiliyata dönüşeceği endişeniz var mı? Siz bir endişe yaşıyor musunuz?Evelallah endişe yaşamıyorum, önce onu söyleyeyim. Bu ülke aşiret devleti değil. Yarım yamalak da olsa hukuk var. Hukukun dışına çıkarak yapılan her şey milletin vicdanına çarparak döner. Yarın benim bir başyazım var. Cuma gününden yazdım. “Sonuç ne olursa olsun Türkiyede demokrasinden ve hukuktan dönüş yok” diye yazı yazdım. Daha cuma gününden bu yazıyı yazıyorum. Seçim sonucu nedir bilemiyorum. AK Parti ister zaferle, ister hezimetle çıksın. Türkiyenin daha çok demokrasiye daha çok hukuka daha çok saygıya ihtiyacı vardır.Hükümet cemaat çatışması AK Partiye mi yaradı?Ben öyle düşünmüyorum. Sayın başbakanın 9 ay önce verdiği mülakatta yüzde 60 oy bekliyoruz demişti. 7 ay önce Türkmenistan dönüşünde yüzde 55 diye rakam verdi. 6 ay önce yüzde 50 diye söyledi. Birkaç gün önce bir televizyon kanalında yüzde 50nin üzerinde diye rakam verdi.Eğer Sayın Başbakan toplumsal kutuplaşmalara göz yummasaydı, genel referandumdaki gibi yüzde 58-60 civarında oy olurdu. Bir açıdan bakarsanız AK Parti başarı elde etmiştir. Ama bir başka taraftan bakarsanız kutuplaşmaya gitmeden alacağı yüzde 60tan yüzde 40lara düşmüştür.Yüzde 60’ı neye göre söylüyorsunuz?Bir referandumu hedef alarak söylüyorum. 9 ay önce 11 Haziran 2013te oylarımız yüzde 60 dedi. 12 Mart 2014te yüzde 45-50 dedi. 7 ay önce yüzde 55 dedi. 9 Eylülde yani 6 ay önce yüzde 50nin üzerinde dedi.Ben de diyorum ki gerçekten başta camia olmak üzere başka toplumsal gruplarla gezi parkı olaylarından beri gerginlikler olmasaydı, siyaset normal devam etseydi, bu kutuplaşmalar olmasaydı AK Parti normalde yüzde 58-60 oy alacaktı. Nerden biliyorsun diyorsanız Başbakanın elindeki kamuoyu ile paylaştığı bilgilere binaen söylüyorum. Ama bugün bu sonuç başarı mıdır? Bana göre başarıdır. Aslında bu başarı kutuplaşmalar olmasaydı daha da yüksek olacağını düşüyordum.
Zaman
Son Dakika
31.03.2014
EkremDumanlıseçimiFoxTVyeyorumladıEkrem Dumanlı seçimi Fox TVye yorumladı
Turhan Bozkurt - UNUTMA!
Zaman
28.03.2014
17:10
İki gün sonra söz milletin. Sandıktan çıkacak karar bağlayıcıdır. Ancak YSK’nın açıklayacağı netice, ne yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerini örtebilir ne de soruşturmalarda ismi geçenleri peşinen mahkûm edebilir. Sandık başka, adaletin tecelli edeceği mecra başka. 30 Mart’ta şehirlerin, ilçe ve beldelerin günlük hizmetlerini görecek idareciler, vekalet alacak o kadar.Bu tespiti yapmakla birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart’ı genel seçim havasına dönüştürmesinin pazar günü seçmen psikolojisini nasıl etkileyeceğine temas etmek şart oldu. Adayların projeleri kadar iktidarın tutmadığı sözler de 52,7 milyon seçmenin tercihini etkileyecektir. Ali Babacan bunun farkında olmalı ki hafta içinde ‘öğretmen maaşlarını düzenleyeceğiz’ vaadinde bulundu. 12 yıldır iktidardasınız ve yerel seçimlere sayılı günler kala öğretmenlerin mağduriyetini fark edip ‘söz, bu sefer maaşlar artacak’ diyorsunuz. Kendinize saygınızı kaybetmiş olabilirsiniz, bari öğretmenlere yolunacak kaz gözüyle bakmayın. ‘Reyini ver, maaşa zam yapalım’ öyle mi? Bunların boş sözler olduğunu anlamak için öğretmenlerin çok uzağa gitmesine lüzum yok. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kamuda eşit işe eşit ücret sloganıyla çıkarıldı. Ne ilginçtir ki 812 bin öğretmen bu uygulamanın dışında tutuldu. Örneğin DSİ’de çalışan mühendis ile Çevre Bakanlığı’ndaki aynı statüdeki mühendisin maaşı eşitlendi. Memurların maaşları iyileştirilirken öğretmenlere üvey evlat muamelesi yapıldı. Gerekçe ise akla ziyan: Öğretmenin devlette muadili yok ki! Hakimi, savcıyı, mühendisi ve doktoru yetiştiren öğretmene, muadil unvan bulamayanların gözünde bu mesleğin kıymet-i harbiyesi olabilir mi? Yetkili sendika konumundaki Memur-Sen (Eğitim Bir-Sen), Alo Ahmet telefonları ile baskı altında sözde milli irade bildirilerine imza atmaktan öğretmenlerin mağduriyetini dile getirmeye vakit bulamamış olabilir. Lakin bu aymazlık, öğretmenlerin kamuda en düşük maaş alan kesim olduğu ayıbından hükümeti muaf tutamaz. 15 yıl ve üzeri kıdemi olan öğretmenin eline aylık ortalama 2.100 TL geçiyor. Ek ders ücreti ve çocuk yardımı ilave edildiğinde senelik geliri 18 bin doları geçmiyor. Türkiye’de kadrolu öğretmenler, OECD ve AB’deki meslektaşlarının yarısı kadar bile ücret alamıyor. Hele ücretli öğretmenler var ki onlar aylık 700 TL’ye talim ediyor. Bu durumdaki 58 bin öğretmene verilen kadro sözleri de yerine getirilmedi. Dershaneleri kapatan kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmezse 60 bin dershane öğretmeni işsiz kalacak. Güya hepsi mülakatla Milli Eğitim Bakanlığı’na alınacak. KPSS’yi kazanmış 350 bin öğretmen adayı atama beklerken 60 bin kişi nasıl kamuya geçecek? Madem ödenek vardı, ücretliler kadroya alınsaydı ve öğretmen maaşları artırılsaydı. Her şey para değil elbette. Öğretmenler geçim sıkıntısını aşmak için pazarda limon satıyor, taksicilik yapıyor. Çok sevdikleri mesleklerini yorularak da olsa icra ediyorlar. Ödenek yokluğunu bir yere kadar sineye çektiler. Lakin Başbakan Erdoğan’ın hakaretleri yetmezmiş gibi iki yılda bir değişen Milli Eğitim bakanlarının ‘yan gelip yatıyorlar, çok tatil yapıyorlar’ sözleri hepsini yaraladı. Aslında Ali Babacan kabuk bağlamamış yaraya tuz bastı. 1,5 milyon taşeron işçinin beklediği kanun iki yıldır çıkmadı ve kölelik düzeni devam ediyor. Emekli maaşları yıldan yıla eriyor. Asgari ücrette vergi sıfırlanmadı. Öğretmenler gibi bu kesimler de tutulmayan sözlerin bedelini ödüyor. Manzara böyle! Öğretmen, emekli, taşeron işçi, asgari ücretli; 30 Mart’ta mühür sende. Tutulmayan sözleri, ayakkabı kutularında çıkan dolarları ve faillerini sakın unutma!
Zaman
Ana Sayfa
28.03.2014
TurhanBozkurt-UNUTMATurhan Bozkurt - UNUTMA
Kerim Balcı - Referandum
Zaman
28.03.2014
02:09
Hiç huyum olmayan bir şeyi yapacağım bugün. Köşemi, posta kutuma bırakılmış, yazıcıdan çıkarılmış olduğu belli olan bir mektuba bırakacağım. Memleketin gidişatından endişeli olduğunu anladığım bu kişinin bana makul gelen çağrısını okurlarımın takdirine bırakıyorum: “Sayın komşum, Ülkemiz, ulusumuz zor günlerden geçiyor. Sayın Başbakanımız, önümüzdeki yerel seçimleri önce bir genel seçim havasına büründürdü. Şimdi de bir referandum kampanyası yürütüyor. 30 Mart günü belediye başkanlarımızı, il ve ilçe genel meclisi üyelerimizi seçeceğiz. Ama sandıktan çıkan oyu Sayın Başbakanımız bir evet-hayır oyu olarak okuyacak. Sayın Başbakanımız yürüttüğü referandum kampanyasında halka sorular soruyor ve vaatlerde bulunuyor. Sandıktan eğer birinci parti olarak çıkarsa sorduğu sorulara EVET cevabı aldığını ve vaatlerini yerine getirmesinin de onaylandığını iddia edecek. Bakın Sayın Başbakanımız neler soruyor halka: “Ülke ekonomisini böylesine büyüten bir parti yolsuzluk yapmış olamaz, değil mi?” diye soruyor. Partisi sandıktan birinci parti olarak çıkarsa bunu, ‘EVET, AK Parti bütün yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarından arınmıştır,’ diye okuyacak. Bunu kendisi de söylüyor. ‘Suriye sınır bölgesini karıştırırsa savaşı göze almalı değil miyiz?’ diye soruyor. Seçimleri birinci sırada bitirirse bunu ‘Halkım bana savaş talimatı verdi,’ diye yorumlayacak. Bakın Sayın Başbakanımız halka neler vaat ediyor: ‘Twitter’ı kapattığım gibi, YouTube’u da, Facebook’u da kapatacağım. Batılıların tepkisine de hiç kulak asmayacağım,’ diyor. Sandıktan birinci sırada çıkarsa halkın bu siyaseti onayladığına hükmedecek. Zaten İstanbul’daki mitingde destekçilerine bu konuyu sormuş ve ‘İki milyon kişiyle referandum yaptım. Halk Twitter’ı istemiyor,’ demişti. Sonra, ‘Ülkeyi NATO ve Avrupa Birliği’nden uzaklaştırıp, Şanghay Beşlisi’ne katacağım,’ vaadinde bulunuyor. Türkiye’de bir paralel devlet olduğundan bahsediyor ve bunların inine gireceğini, köklerini kazıyacağını söylüyor. Görev yerleri değiştirilen polis, savcı ve diğer bürokratların bir kısmının tutuklanacağını söylüyor. Bu kişilerin casusluktan ve vatana ihanetten yargılanacaklarını söylüyor. Bir cemaate ait olan okulların kapatılacağını ima ediyor. Sağcı veya solcu bütün vatandaşlarımızın iftihar ettiği Türkçe Olimpiyatları’nı yasaklayacağını söylüyor. Paralel devletin lideri olduğunu iddia ettiği Fethullah Gülen için kırmızı bülten çıkaracağını söylüyor. Diğer taraftan hapiste bulunan Balyoz ve KCK sanıklarının serbest bırakılacağını vaat ediyor. Yetmiyor, ayrılıkçı Kürt partisinin özerklik ilan etme tehditlerine karşı sessiz kalarak, seçimlerden sonra federasyon gibi seçeneklerin tartışılabileceği mesajını veriyor. MİT yasasını değiştirerek bütün istihbarat birimlerini MİT’e bağlayacağını söylüyor. Mahkemelerin durdurma kararı aldığı Başbakanlık Sarayı’nın inşaatını bitirip, içine yerleşeceğini vaat ediyor. Her birini duyduğumuzda ülkemiz nereye gidiyor diye endişe ettiğimiz daha bir sürü vaatte bulunuyor. Seçimden birinci parti olarak çıkarsa bunu, ‘Halkım vaat ettiğim bu şeylerin hepsini yapmamı onayladı,’ mesajı olarak algılayacak. Bu sebeple 30 Mart günü oyunuzu verirken iki kere düşünmenizi rica ediyorum. 31 Mart günü seçim sonuçları, il ve ilçe genel meclislerine verilen oylar üzerinden yorumlanacak. Belediye başkanlarına verilen oy oranları ne olursa olsun, il ve ilçe genel meclisi sandıklarından çıkacak her AK Parti oyu “EVET” anlamına gelecek. Başbakan’a “HAYIR” deyin…” k.balci@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
28.03.2014
KerimBalcı-ReferandumKerim Balcı - Referandum
Turhan Bozkurt - UNUTMA!
Zaman
28.03.2014
02:09
İki gün sonra söz milletin. Sandıktan çıkacak karar bağlayıcıdır. Ancak YSK’nın açıklayacağı netice, ne yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerini örtebilir ne de soruşturmalarda ismi geçenleri peşinen mahkûm edebilir. Sandık başka, adaletin tecelli edeceği mecra başka. 30 Mart’ta şehirlerin, ilçe ve beldelerin günlük hizmetlerini görecek idareciler, vekalet alacak o kadar.Bu tespiti yapmakla birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart’ı genel seçim havasına dönüştürmesinin pazar günü seçmen psikolojisini nasıl etkileyeceğine temas etmek şart oldu. Adayların projeleri kadar iktidarın tutmadığı sözler de 52,7 milyon seçmenin tercihini etkileyecektir. Ali Babacan bunun farkında olmalı ki hafta içinde ‘öğretmen maaşlarını düzenleyeceğiz’ vaadinde bulundu. 12 yıldır iktidardasınız ve yerel seçimlere sayılı günler kala öğretmenlerin mağduriyetini fark edip ‘söz, bu sefer maaşlar artacak’ diyorsunuz. Kendinize saygınızı kaybetmiş olabilirsiniz, bari öğretmenlere yolunacak kaz gözüyle bakmayın. ‘Reyini ver, maaşa zam yapalım’ öyle mi? Bunların boş sözler olduğunu anlamak için öğretmenlerin çok uzağa gitmesine lüzum yok. 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kamuda eşit işe eşit ücret sloganıyla çıkarıldı. Ne ilginçtir ki 812 bin öğretmen bu uygulamanın dışında tutuldu. Örneğin DSİ’de çalışan mühendis ile Çevre Bakanlığı’ndaki aynı statüdeki mühendisin maaşı eşitlendi. Memurların maaşları iyileştirilirken öğretmenlere üvey evlat muamelesi yapıldı. Gerekçe ise akla ziyan: Öğretmenin devlette muadili yok ki! Hakimi, savcıyı, mühendisi ve doktoru yetiştiren öğretmene, muadil unvan bulamayanların gözünde bu mesleğin kıymet-i harbiyesi olabilir mi? Yetkili sendika konumundaki Memur-Sen (Eğitim Bir-Sen), Alo Ahmet telefonları ile baskı altında sözde milli irade bildirilerine imza atmaktan öğretmenlerin mağduriyetini dile getirmeye vakit bulamamış olabilir. Lakin bu aymazlık, öğretmenlerin kamuda en düşük maaş alan kesim olduğu ayıbından hükümeti muaf tutamaz. 15 yıl ve üzeri kıdemi olan öğretmenin eline aylık ortalama 2.100 TL geçiyor. Ek ders ücreti ve çocuk yardımı ilave edildiğinde senelik geliri 18 bin doları geçmiyor. Türkiye’de kadrolu öğretmenler, OECD ve AB’deki meslektaşlarının yarısı kadar bile ücret alamıyor. Hele ücretli öğretmenler var ki onlar aylık 700 TL’ye talim ediyor. Bu durumdaki 58 bin öğretmene verilen kadro sözleri de yerine getirilmedi. Dershaneleri kapatan kanun, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmezse 60 bin dershane öğretmeni işsiz kalacak. Güya hepsi mülakatla Milli Eğitim Bakanlığı’na alınacak. KPSS’yi kazanmış 350 bin öğretmen adayı atama beklerken 60 bin kişi nasıl kamuya geçecek? Madem ödenek vardı, ücretliler kadroya alınsaydı ve öğretmen maaşları artırılsaydı. Her şey para değil elbette. Öğretmenler geçim sıkıntısını aşmak için pazarda limon satıyor, taksicilik yapıyor. Çok sevdikleri mesleklerini yorularak da olsa icra ediyorlar. Ödenek yokluğunu bir yere kadar sineye çektiler. Lakin Başbakan Erdoğan’ın hakaretleri yetmezmiş gibi iki yılda bir değişen Milli Eğitim bakanlarının ‘yan gelip yatıyorlar, çok tatil yapıyorlar’ sözleri hepsini yaraladı. Aslında Ali Babacan kabuk bağlamamış yaraya tuz bastı. 1,5 milyon taşeron işçinin beklediği kanun iki yıldır çıkmadı ve kölelik düzeni devam ediyor. Emekli maaşları yıldan yıla eriyor. Asgari ücrette vergi sıfırlanmadı. Öğretmenler gibi bu kesimler de tutulmayan sözlerin bedelini ödüyor. Manzara böyle! Öğretmen, emekli, taşeron işçi, asgari ücretli; 30 Mart’ta mühür sende. Tutulmayan sözleri, ayakkabı kutularında çıkan dolarları ve faillerini sakın unutma!
Zaman
Köşe Yazıları
28.03.2014
TurhanBozkurt-UNUTMATurhan Bozkurt - UNUTMA
Kılıçdaroğlu: Ülkeye getirdiğin yasakların hesabını vereceksin
Zaman
27.03.2014
18:18
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twetterden sonra Youtubeun yasaklanmasını eleştirerek, Başçalana söylüyorum, istediğin kadar yasak getir. Kenan Evren yasak getirdi, görüyorsun sonunu. Sen de bu ülkeye getirdiğin yasakların hesabını vereceksin. dedi.Kılıçdaroğlu, Uğur Mumcu Meydanında partisinin düzenlediği mitingde Adanalılara seslendi. Konuşması sırasında Twetterdan sonra Youtubeun da kapatılmasını öğrenen Kılıçdaroğlu, Arkadaşlar bir not iletti. Youtubea yasak gelmiş. O Başçalana söylüyorum, istediğin kadar engel getir. Kenan Evren getirmişti, görüyorsun sonunu. Sen de bu ülkeye getirdiğin yasakların hesabını vereceksin. Her şeye paralel yapı diyor. Senin bakanının koluna 700 milyarlık saati paralel mi taktı, bakanlarının çocuklarının odalarına paralel mi koydu. Oğluna paraları sıfırlamasını söylüyorsun, bunu paralel devlet mi tavsiye etti sana. Adamın bütün hayatı para üzerine kurulu. diye konuştu. HIRSIZLIK YAPTIĞINI BÜTÜN DÜNYA BİLİYORCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, genel seçimlerden sonra Adanaya başbakan olarak geleceğini, ancak ondan önce 30 Martta demokrasinin birinci adımını atacaklarını söyledi. Meydanlarda halkın Hırsız Recep Tayyip Erdoğan diye slogan attığını, kendisinin de Başçalan dediğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Allah aşkına hırsızlık yapmadı mı? Bütün dünya bilmiyor mu? Adana bilmiyor mu? Farkındasınız, biz de farkındayız. Dava açmış. Sanıyor ki korkacağız. Ayakkabı kutusundan korkan bir başbakandan korkulur mu? Manisada üniversite öğrencisinin çantasını açıyorlar harsız var yazılı bir bez var. Polis, başbakana hakaret ediyorsun diye gözaltına alıyor. Çocuk altında Recep Tayyip Erdoğan yazmıyor ki diyor. Onun hırsız olduğunu, kul hakkı yediğini bütün dünya biliyor, ben de biliyorum, Adana da biliyor. Bizden aldılar, ayakkabı kutularına doldurdular. 17 Aralık Şeb-i Arus törenleri. Mevlananın Hakka yürüdüğü gün, saat 08.02de oğlunu arıyor, evdeki paraları sıfırla diyor. Dünyanın hangi ülkesinde bir başbakan oğluna telefon edip oğlum paraları sıfırla diye talimat verir. Bunlar montaj diyor. Size söz, CHP iktidarında hiçbir bakanını kolunda 700 milyarlık saat olmayacak, hiçbir bakanını, çocuğunun yatak odalarında para kasaları olmayacak, içişleri bakanı oğluna telefon edip, oğlum evde ne var diyerek, 1 trilyon para olduğunu belirten konuşma olmayacak. şeklinde konuştu. KAÇ LİRAYA DOYACAKSAN BULUP VEREYİM SANA DA MİLLETİN YAKASINDAN DÜŞGençlere güvendiğini dile getiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle dedi: Gençler, size güveniyorum. 2.5 milyon genç ilk kez oy kullanacak. Ya özgürlükten yana ya yasaklardan yana oy kullanacaksınız. Çünkü siz bir tweet attınız, başçalanı korkuttunuz, yasağı koydu. Bizim gençliğe başçalanın yasağı sökmez, aynı dakika yasağı kaldırdılar. Arkadaşlar kutularda sahte dolar getirmiş etrafa saçmışlar. Başçalan burada olsaydı etrafa saçılan sahte dolarları toplardı. Yiyorsun, çalışıyorsun doymuyorsun. Kaç liraya doyacaksan, uluslararası kampanya açacağım sana vereceğim, şu milletin yakasından düş. Kaça doyacağını tahmin eden var mı? BU ÜLKEDEN KAÇACAKCHPlilerin her birinden, daha önce kendilerine oy vermeyen bir kişiyi bulup ikna etmesini isteyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Bu seçimler sıradan seçimler değil, ben çalışıyorum. Ama tek başıma benim çalışmam yetmez, beraber çalışacağız. AKPye geçen seçimlerde oy veren saygıdeğer vatandaşlarıma sesleniyorum. Siz ayrısınız, çalanlar, kul hakkı yiyenler, yetim hakkı yiyenler ayrı. Ben hükümeti eleştiriyorum, onları siz üstünüze almayın. Yoksulluğu bitireceğim demişti. Adanada işsizlik var mı başçalan işsizlikten bahsediyor mu? Onun çoluk çocuğu iş sahibi, ne işi var para istifleme işi, kul hakkı yeme işi, topluma ihanet işi, alın terini sömürme işi var. İşsizliği biz önleyeceğiz. Bu ülkede haram parayla umreye gidenler, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen var. Paraları yediler. Siz meraklanmayın CHP iktidarının ayak sesleri geliyor, ilk sınavı yerel yönetimlerde vereceğiz. Sonra genel seçimler olacak. Göreceksiniz bu ülkeden kaçacak, Ömer El Beşirin yanına kaçacak. O da yolsuzluk yapıyor, katliam yapıyor, adam öldürüyor. Nereye kaçarsa kaçsın bulup getireceğim, hesabını soracağım. Kardeşi kardeşe kırdırıyor, eline silah veriyor git kardeşi öldür diyor. Şimdi yeni ses kayıtları düştü, Başçalanın sesini merak ediyorum. Türkiyeyi eğer Suriyeye sokarsa çok büyük bir yanlışın altına imza atar. Suriyeye asker göndereceksen paraları istifleyen Bilal oğlanı gönder. Bilali parayı istiflemeye gönderir, Bilal askerlik yapmadı ki zaten. ESNAF EMEKLİSİNİN MAAŞINDAN 5 KURUŞ KESİLMEYECEKBahar ayının temizlik ayı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, 30 Martta bir temizlik daha yapacağız. Siyaseti kirlilikten arındıracağız. Başbakanlık koltuğunda oturan adam, kul hakkı diyene adam denir mi, ağzımızdan kaçtı kusur
Zaman
Son Dakika
27.03.2014
KılıçdaroğluÜlkeyegetirdiğinyasaklarınhesabınıvereceksinKılıçdaroğlu Ülkeye getirdiğin yasakların hesabını vereceksin
Hüseyin Gülerce - 30 Mart akşamı…
Zaman
26.03.2014
10:01
Artık biliyoruz ki, 30 Mart’taki yerel seçimler bir referandum niteliği taşıyor. Hele bu seçimlerden 4 ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, yeni bir dönemi başlatması açısından ayrıca bir anlam taşıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa halk cumhurbaşkanını seçecek. Güçlü bir Cumhurbaşkanı dönemi, siyasetin yeniden yapılandırılmasını da başlatacak.Söylememiz o ki, 30 Mart akşamı bizi sadece hangi şehrin belediye başkanlığını kimin kazandığı ilgilendirmeyecek. Yeni dönemin kodlarını anlamayı, seçim sonrasına bırakalım. Referandum niteliğindeki bu seçimin akşamı, şu anda merak ettiğimiz beş temel sorunun da cevabını almış olacağız.Bir: 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarıyla gündeme gelen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları seçmeni nasıl etkiledi? Muhalefet cephesinde, bu seçimlerle ilgili olarak; AK Parti’nin, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerini örtemeyeceği, Başbakan Erdoğan’ın ‘otoriterleşen, diktatörlüğe kayan’ tavır ve uygulamalarının seçmenden gereken cevabı alacağı beklentisi hâkim… İktidar ise, miting meydanlarındaki kalabalıkları işaret ederek, kendisine karşı kurulan ittifakın işe yaramayacağı, halkın teveccühünü bir defa daha alarak yola devam edecekleri inancındadır. 30 Mart akşamı, berberin taktığı önlüğe kesilen saçlar dökülecek, merak ettiğimiz sorunun cevabını almış olacağız.İki: AK Parti-Cemaat meselesi, seçim sonuçlarını nasıl etkileyecektir? Siyaseten anlaşılmaz bir şekilde AK Parti, Hizmet Hareketi’nden gelecek oylara talip olmadığını, Başbakan’ın seçim meydanlarındaki suçlayıcı, karalayıcı ve tehditkâr konuşmalarıyla ilan etmiştir. AK Parti, Hizmet Hareketi mensuplarının öyle etkileyici bir oy oranının olmadığını düşünmektedir. Siyaset mantığı ve realitesi bir kenara itilerek neredeyse her gün ‘Pensilvanya’ suçlanmıştır. Hizmet Hareketi ise belli bir partiyi işaret etmemesine rağmen, seçim sonrasında hedef olacağı bir hamleyi önleme adına, AK Parti’nin sarı kart görmesini istemektedir. Başbakan Erdoğan’a bir ihtar, bir yeniden düşünme fırsatı verecek bir seçim sonucu için çalışılmaktadır.Üç: Çözüm süreci, Güneydoğu’yu ve Doğu’yu nasıl etkileyecektir? Bölge insanı, çözüm sürecine sahip çıkmıştır. Bir yıldır can kayıpları olmamaktadır. Bu konuda seçmen kimi cesaretlendirecektir? AK Parti’yi mi, siyasi Kürtçülük çizgisini mi? Hele hele ‘demokratik özerklik’ adı altında ‘Öcalan’a özgürlük’ yolunda bir mesaj çıkacak mıdır? Birlikte yaşama iradesi mi, bölücülük talebi mi kuvvetlenecektir? Bu açıdan şahsen ben Şanlıurfa seçimlerini çok önemsiyorum. 30 Mart akşamı, AK Parti ile BDP arasındaki seçim yarışının sonucunu çok merak edeceğim.Dört: Seçimin düğümü olan İstanbul’u kim kazanacaktır? İstanbul 30 Mart’ın mihenk taşıdır. AK Parti, İstanbul’u kaybederse sarsılacaktır. Parti içinde tartışma başlayacak ve yeni bir zemin doğacaktır. Böyle bir sonuç, Cumhurbaşkanlığı seçiminin adaylarını da doğrudan etkileyecektir. AK Parti’nin kazanması halinde ise CHP’de derin bir çatlak oluşacaktır. Kılıçdaroğlu’nun liderliği tartışmaya açılacaktır. Kendisine, Bozkurt işareti yapmanın hesabı sorulacaktır. Sarıgül için genel başkanlık yolu zorlanacaktır.Beş: Telefon dinlemeleri, kasetler, Twitter’ı kapatma, emniyet ve yargı bünyesindeki tayinler, medyanın ikiye ayrılması, kutuplaşma ve gerilim, seçmen tercihlerini ne kadar etkilemiş olacaktır? 30 Mart akşamı, bu sorunun cevabı da Türkiye’de taşları yerinden oynatabilir.30 Mart akşamı inşallah ülkemiz, hepimiz için hayırlı bir sonuç çıkar…
Zaman
En Çok Okunan
26.03.2014
HüseyinGülerce-30Martakşamı…Hüseyin Gülerce - 30 Mart akşamı…
Hüseyin Gülerce - 30 Mart akşamı…
Zaman
26.03.2014
02:15
Artık biliyoruz ki, 30 Mart’taki yerel seçimler bir referandum niteliği taşıyor. Hele bu seçimlerden 4 ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi, yeni bir dönemi başlatması açısından ayrıca bir anlam taşıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa halk cumhurbaşkanını seçecek. Güçlü bir Cumhurbaşkanı dönemi, siyasetin yeniden yapılandırılmasını da başlatacak.Söylememiz o ki, 30 Mart akşamı bizi sadece hangi şehrin belediye başkanlığını kimin kazandığı ilgilendirmeyecek. Yeni dönemin kodlarını anlamayı, seçim sonrasına bırakalım. Referandum niteliğindeki bu seçimin akşamı, şu anda merak ettiğimiz beş temel sorunun da cevabını almış olacağız.Bir: 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonlarıyla gündeme gelen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları seçmeni nasıl etkiledi? Muhalefet cephesinde, bu seçimlerle ilgili olarak; AK Parti’nin, yolsuzluk ve rüşvet iddialarının üzerini örtemeyeceği, Başbakan Erdoğan’ın ‘otoriterleşen, diktatörlüğe kayan’ tavır ve uygulamalarının seçmenden gereken cevabı alacağı beklentisi hâkim… İktidar ise, miting meydanlarındaki kalabalıkları işaret ederek, kendisine karşı kurulan ittifakın işe yaramayacağı, halkın teveccühünü bir defa daha alarak yola devam edecekleri inancındadır. 30 Mart akşamı, berberin taktığı önlüğe kesilen saçlar dökülecek, merak ettiğimiz sorunun cevabını almış olacağız.İki: AK Parti-Cemaat meselesi, seçim sonuçlarını nasıl etkileyecektir? Siyaseten anlaşılmaz bir şekilde AK Parti, Hizmet Hareketi’nden gelecek oylara talip olmadığını, Başbakan’ın seçim meydanlarındaki suçlayıcı, karalayıcı ve tehditkâr konuşmalarıyla ilan etmiştir. AK Parti, Hizmet Hareketi mensuplarının öyle etkileyici bir oy oranının olmadığını düşünmektedir. Siyaset mantığı ve realitesi bir kenara itilerek neredeyse her gün ‘Pensilvanya’ suçlanmıştır. Hizmet Hareketi ise belli bir partiyi işaret etmemesine rağmen, seçim sonrasında hedef olacağı bir hamleyi önleme adına, AK Parti’nin sarı kart görmesini istemektedir. Başbakan Erdoğan’a bir ihtar, bir yeniden düşünme fırsatı verecek bir seçim sonucu için çalışılmaktadır.Üç: Çözüm süreci, Güneydoğu’yu ve Doğu’yu nasıl etkileyecektir? Bölge insanı, çözüm sürecine sahip çıkmıştır. Bir yıldır can kayıpları olmamaktadır. Bu konuda seçmen kimi cesaretlendirecektir? AK Parti’yi mi, siyasi Kürtçülük çizgisini mi? Hele hele ‘demokratik özerklik’ adı altında ‘Öcalan’a özgürlük’ yolunda bir mesaj çıkacak mıdır? Birlikte yaşama iradesi mi, bölücülük talebi mi kuvvetlenecektir? Bu açıdan şahsen ben Şanlıurfa seçimlerini çok önemsiyorum. 30 Mart akşamı, AK Parti ile BDP arasındaki seçim yarışının sonucunu çok merak edeceğim.Dört: Seçimin düğümü olan İstanbul’u kim kazanacaktır? İstanbul 30 Mart’ın mihenk taşıdır. AK Parti, İstanbul’u kaybederse sarsılacaktır. Parti içinde tartışma başlayacak ve yeni bir zemin doğacaktır. Böyle bir sonuç, Cumhurbaşkanlığı seçiminin adaylarını da doğrudan etkileyecektir. AK Parti’nin kazanması halinde ise CHP’de derin bir çatlak oluşacaktır. Kılıçdaroğlu’nun liderliği tartışmaya açılacaktır. Kendisine, Bozkurt işareti yapmanın hesabı sorulacaktır. Sarıgül için genel başkanlık yolu zorlanacaktır.Beş: Telefon dinlemeleri, kasetler, Twitter’ı kapatma, emniyet ve yargı bünyesindeki tayinler, medyanın ikiye ayrılması, kutuplaşma ve gerilim, seçmen tercihlerini ne kadar etkilemiş olacaktır? 30 Mart akşamı, bu sorunun cevabı da Türkiye’de taşları yerinden oynatabilir.30 Mart akşamı inşallah ülkemiz, hepimiz için hayırlı bir sonuç çıkar…
Zaman
Köşe Yazıları
26.03.2014
HüseyinGülerce-30Martakşamı…Hüseyin Gülerce - 30 Mart akşamı…
Kılıçdaroğlu Tuzla'da konuştu
Zaman
24.03.2014
20:46
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Tuzla sahilinde düzenlediği mitingde konuştu. Mitinge, Kılıçdaroğlunun yanı sıra İstanbul Milletvekili Şafak Pavey, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mustafa Sarıgül, Tuzla Belediye Başkan adayı Cemil Ekşi de katıldı.Kılıçdaroğlu, konuşmasına başlamadan önce Başbakan Kemal şeklinde slogan atılması üzerine, Önce şu yerel seçimleri halledelim, ondan sonra sıra başbakanlığa da gelecek. Sözüm söz. Ahdım var. Siz oy verdiğiniz sürece bütün kapıları açacağız dedi.CHP lideri, her insanın inandığı partiye oyunu verdiğini belirterek, Ama ortak bir payda yaratmak zorundayız. Ortak payda ahlaktır. Ahlakın üzerine ortak paydayı genişletmek ve beraber olmak zorundayız. Ahlak bütün inançların ortak paydasıdır. Herkesin bunu bilmesini isterim. O yurttaşlarıma şunu söyleyin; madem ki ahlaklı bir Türkiye istiyoruz, o zaman siyasette de ahlak olmasını istiyoruz. Halkı soyan yönetici olmaz, halkın cebine elini uzatan siyasetçi olmaz. Eğer siyasetçi zenginleşiyorsa görev yaparken, bilin ki halk fakirleşir. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında biz zenginleşmeyeceğiz, halk zenginleşecek. Zenginliği size vereceğim.Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren vatandaşlarıma şunu söylemek istiyorum; Bir, esnafsanız dükkanınızı hırsıza teslim eder misiniz? İki, evinizi hırsıza teslim eder misiniz? Üç, ülkeyi hırsıza teslim etmeyelim. Ülkeyi hırsıza teslim etmeyeceğiz. Bunun mücadelesini yapacağız. Eğer evimi teslim etmiyorsam, dükkanı teslim etmiyorsam, ülkemi de teslim etmem. O nedenle temiz siyaset, ahlaklı siyaset çok önemlidir şeklinde konuştu.BÜTÜN KAİNAT ONUN ETRAFINDA DÖNERAhlakı erdemli kılan, adalettir diyen Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:Adalet toplumun vicdanıdır, bunun üzerinde yükselir. Bir filozofun dediği gibi; adalet kutup yıldızı gibidir, yerinde sabit durur. Bütün kainat onun etrafında döner. Türkiye çok güzel bir ülke. Elbirliği ile büyüttük, elbirliği ile demokrasimizi geliştirdik, ama bugün geldiğimiz nokta iç açıcı değil. Bugün eğer biz daha güzel bir Türkiye inşa edeceksek, bana da görev düşüyor, her yurttaşıma görev düşüyor. Beraber sandığa gideceğiz, el ele, kol kola, omuz omuza. Bir demokrasi şöleni içinde gideceğiz, yerelde halkın iktidarını kuracağız.Kılıçdaroğlu, Düne kadar, kadının başörtüsü üzerinde siyaset yapılıyordu. Tuzladan söylüyorum, bütün İstanbul, bütün Türkiye duysun; ister başı açık olsun, ister başı kapalı olsun, bütün kadınların, bütün hanımların, bütün annelerin ellerinden öpüyorum, onların tamamının benim başımın üzerinde yeri var dedi.ADRES BELLİ, ALTI OKKılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sarıgül ve Tuzla Belediye Başkan adayı Ekşiye dikkat çekerek, Cemil Başkan da, Mustafa Başkan da inşallah ayın 30unda seçilecekler. Ve göreceksiniz, kendilerine oy versin vermesin, bütün İstanbulu, bütün Tuzlayı kucaklayacaklar. Ayrılık gayrılık yapamayacaklar, Şu bana oy verdi, bu bana oy vermedi diye bir ayrılık yapmayacaklar. Herkese eşit hizmet götürecekler. Çünkü benim bir felsefem var; benim için yandaş yok, vatandaş var. Vatandaşa hizmet vereceğiz dedi.CHP lideri, Bütün Anadoluda bir hareket var. Herkes temiz Türkiyeyi özlemiş, herkes bir şeyler yapmak istiyor. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlardan, Türkiyeyi nasıl kurtarırız? diye bir arayış içinde. Yeri belli, adres belli, altı ok, Cumhuriyet Halk Partisi, halkın partisi, herkesi kucaklayan parti diye konuştu.60 MİLYON LİRA, 140 MİLYON LİRA... Kılıçdaroğlu, partililere, Şehir dışından gelen var mı? diye sordu. Kalabalıktan gelen Hayır cevabı üzerine, Siz o zaman korsan bir gösteri yapıyorsunuz. O zaman iş anlaşıldı, sizi Silivriye göndereceğiz diyerek, şöyle devam etti:Sorunları masaya yatırıp çözeriz. Size örnek vereceğim; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı 1 kilometre metroyu 60 milyon liraya yapıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı, 1 kilometre metroyu 100 milyon liraya yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı 1 kmyi 140 milyon liraya yapıyor. 60 milyon lira, 140 milyon lira... Aradaki para nereye gidiyor? Cebe gidiyor değil mi? Cebe gidiyor.2,5 MİLYON KİŞİ YÜREKLİCE SANDIĞA GİDECEKSİNİZ30 Mart seçimlerinde 2,5 milyon yeni seçmenin oy kullanacağını belirten Kılıçdaroğlu, Bu seçimlerde ilk kez 2,5 milyon gencimiz oy kullanacak. Sevgili gençler, umudumuz olan gençler, Türkiyeyi emanet ettiğimiz gençler, Türkiyeyi dünyada tanıtacak olan gençler, yarının yöneticileri, bakanları, başbakanları olan gençler; size her dönem inandım, her dönem güvendim. İlk kez 2,5 milyon kişi yüreklice sandığa gideceksiniz ve oy kullanacaksınız. İki seçenek var önünüzde; ya yasaktan yana oy kullanacaksınız, ya özgürlükten yana oy kullanacaksınız. Bu ülkenin her insanı gençlerle gurur duyacak şeklinde konuştu.
Zaman
Son Dakika
24.03.2014
KılıçdaroğluTuzladakonuştuKılıçdaroğlu Tuzlada konuştu
Kamalak: Yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar
Zaman
24.03.2014
16:31
Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Balıkesir mitinginde, 2009 yılında yapılan yerel seçimlerden bu yana, belediye başkanları hakkında tam bin 752 soruşturma açıldığını belirtti. Adeta yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar diyen Kamalak, temiz yönetimin adresinin Saadet Partisi olduğunu söyledi.SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak seçim çalışmalarını Balıkesirde sürdürdü. Bursadan Balıkesire öğle saatlerinde gelen ve Değirmenboğazı mevkiinde konvoylarla karşılanan Kamalak, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Filiz ve partililerle Milli Kuvvetler Caddesinden yürüyerek il binasına gitti. Partililer yol boyunca, Mücahit Erbakan, Başbakan Kamalak, Saadet gelecek, yolsuzluklar bitecek diye slogan attı.Parti binası önünde toplanan yaklaşık 500 kişiye seslenen Kamalak, Her seçim önemlidir. Ancak bu seçim tarihi bir seçimdir. Çünkü bu seçimlerde sadece belediye başkanı seçmeyeceğiz. Vereceğimiz her bir oyla, Türkiyenin yolunu, yönünü belirleyeceğiz. Türkiyeyi normalleştireceğiz. Sadece şehirlerimizin değil, bir bütün olarak Türkiyenin geleceğine karar vereceğiz dedi.İçişleri Bakanlığının TBMM Başkanlığına sunduğu rapora göre, 2009 yılında yapılan yerel seçimlerden bu yana, belediye başkanları hakkında tam bin 752 soruşturma açıldığını belirten Kamalak, Adeta yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar. Belediye başkanlarının sayısından daha çok yolsuzluk dosyası var. Bunlardan; 678 tanesi AK Partili, 511 tanesi de CHPli, 263 tanesi MHPli, 121 tanesi BDPli belediyedir. Eğer temiz toplum, temiz yönetim istiyorsanız, adres Saadet Partisidir. Belediyeleri kazandığımızda kapısına Rüşvet alan da veren de melundur (lanetlenmiş kimse) tabelası asacağız diye konuştu.Son yolsuzluk ve paralel devlet iddialarını da değerlendiren Kamalak, Şimdi tutturmuşlar bir paralel yapıdan bahsediyorlar. Ey hükümet yetkilileri, ey bakanlar, ey Başbakan siz yeni mi geldiniz iktidara? Siz 12 yıldan beri iş başında değil misiniz? Sizin dediğiniz gibi haşhaşi tipi, virüs tipi, cinayet örgütü gibi bir çete var idiyse 12 yıldan bu yana neden bunların üstüne gitmediniz? diye sordu.17 ARALIKTAN SONRA VAHİY Mİ GELDİ?Seçim bürosunun açılışının ardından basın mesuplarına açıklamalarda bulunan Kamalak, Gerçekten iddianızda samimiyseniz böyle bir terör örgütünü adliyeye sevk etmek, mahkemeleri harekete geçirmek gerekmez miydi? Şimdi, Biz işbaşına geldiğimizde böyle bir terör örgütü yoktu diyorlar. Bu ne demek? Demek ki sonradan oluştu. O zaman sorumlu sensin. Ancak bunların ikisi de samimi değil. 17 Aralıkta bir pislik deşifre edildi. O pisliğin üzerini örtmek için hayal düşman uyduruyorsunuz. Hocaefendi 1970lerde şöyle demiş, 1990larda şöyle demiş... Yahu sen ayda mı yaşıyordun? Bütün bunları 17 Aralık operasyonundan sonra mı keşfettin, vahiy mi geldi sana? Irakta 1.5-2 milyon Müslüman şehit edilirken, sen Türkiyede 6 havaalanı ile 7 deniz limanını küresel emperyalizmin emrine verdin. Sen safmışsın, yanıldın. Orada yüzbinlerce tertemiz Müslüman kızının iffeti kirletildi, namuslarına dokunuldu. Sen Conilerin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyordun. Sen safmışsın, yanıldın. Bu kadar saf, bu kadar ülkeden bihaber olan insanlara ülke teslim edilebilir mi? Olacak şey değil. Ülke yönetimi basiret ister dedi.Kamalak, konuşmasının devamında şunları söyledi:Günümüze baktığınızda AK Partiyi kurduranlar yine dış mihraklardır. Sayın Başbakanımız milletvekili bile olmadan Beyaz Saraylarda ağırlandı. Batı ülkelerinde krallar gibi karşılandı ve sonra İttihat ve Terakkinin üç paşası vardı. Burada da Erbakanın üç öğrencisi var. Erbakanın da 33üncü siyaset yılıydı. Buradaki üç beyi de siz zaten bilirsiniz. Şimdi amaç büyük İsrail devletinin kurulmasını sağlamaktır. İsrail devleti kuruldu ama arazi tam anlamıyla elde edilemedi. Onların inancına göre, vatanı İsrail Nilden Fırata kadar olanı kapsar. İyi de bu alanın önemli bir kısmı Türkiye değil mi? Bugünkü İsrailin tamamı da Osmanlının hakimiyeti altında değil miydi? Bugün devletin tüm kurumları AK Partinin kontrolü altında. Bakıyoruz birtakım önde gelen isimler AK Patinin destekçisi. Gidiş yazık ki İttihat ve Terakkinin gidişinden farklı değil. Ülke sürekli geriliyor, bu gerilmenin sonunda kopma olur. Biz Türkiyenin düşmanlığa değil dostluğa ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.Kamalak, Balıkesirden Bigadiç İlçesine geçerek, AK Partiden aday gösterilmeyince SP adayı olan Mustafa Göksele oy istedi.
Zaman
Politika
24.03.2014
KamalakYolsuzluktabirbirleriyleyarışmışlarKamalak Yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar
Kamalak: Yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar
Zaman
24.03.2014
16:31
Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Balıkesir mitinginde, 2009 yılında yapılan yerel seçimlerden bu yana, belediye başkanları hakkında tam bin 752 soruşturma açıldığını belirtti. Adeta yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar diyen Kamalak, temiz yönetimin adresinin Saadet Partisi olduğunu söyledi.SP Genel Başkanı Mustafa Kamalak seçim çalışmalarını Balıkesirde sürdürdü. Bursadan Balıkesire öğle saatlerinde gelen ve Değirmenboğazı mevkiinde konvoylarla karşılanan Kamalak, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Filiz ve partililerle Milli Kuvvetler Caddesinden yürüyerek il binasına gitti. Partililer yol boyunca, Mücahit Erbakan, Başbakan Kamalak, Saadet gelecek, yolsuzluklar bitecek diye slogan attı.Parti binası önünde toplanan yaklaşık 500 kişiye seslenen Kamalak, Her seçim önemlidir. Ancak bu seçim tarihi bir seçimdir. Çünkü bu seçimlerde sadece belediye başkanı seçmeyeceğiz. Vereceğimiz her bir oyla, Türkiyenin yolunu, yönünü belirleyeceğiz. Türkiyeyi normalleştireceğiz. Sadece şehirlerimizin değil, bir bütün olarak Türkiyenin geleceğine karar vereceğiz dedi.İçişleri Bakanlığının TBMM Başkanlığına sunduğu rapora göre, 2009 yılında yapılan yerel seçimlerden bu yana, belediye başkanları hakkında tam bin 752 soruşturma açıldığını belirten Kamalak, Adeta yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar. Belediye başkanlarının sayısından daha çok yolsuzluk dosyası var. Bunlardan; 678 tanesi AK Partili, 511 tanesi de CHPli, 263 tanesi MHPli, 121 tanesi BDPli belediyedir. Eğer temiz toplum, temiz yönetim istiyorsanız, adres Saadet Partisidir. Belediyeleri kazandığımızda kapısına Rüşvet alan da veren de melundur (lanetlenmiş kimse) tabelası asacağız diye konuştu.Son yolsuzluk ve paralel devlet iddialarını da değerlendiren Kamalak, Şimdi tutturmuşlar bir paralel yapıdan bahsediyorlar. Ey hükümet yetkilileri, ey bakanlar, ey Başbakan siz yeni mi geldiniz iktidara? Siz 12 yıldan beri iş başında değil misiniz? Sizin dediğiniz gibi haşhaşi tipi, virüs tipi, cinayet örgütü gibi bir çete var idiyse 12 yıldan bu yana neden bunların üstüne gitmediniz? diye sordu.17 ARALIKTAN SONRA VAHİY Mİ GELDİ?Seçim bürosunun açılışının ardından basın mesuplarına açıklamalarda bulunan Kamalak, Gerçekten iddianızda samimiyseniz böyle bir terör örgütünü adliyeye sevk etmek, mahkemeleri harekete geçirmek gerekmez miydi? Şimdi, Biz işbaşına geldiğimizde böyle bir terör örgütü yoktu diyorlar. Bu ne demek? Demek ki sonradan oluştu. O zaman sorumlu sensin. Ancak bunların ikisi de samimi değil. 17 Aralıkta bir pislik deşifre edildi. O pisliğin üzerini örtmek için hayal düşman uyduruyorsunuz. Hocaefendi 1970lerde şöyle demiş, 1990larda şöyle demiş... Yahu sen ayda mı yaşıyordun? Bütün bunları 17 Aralık operasyonundan sonra mı keşfettin, vahiy mi geldi sana? Irakta 1.5-2 milyon Müslüman şehit edilirken, sen Türkiyede 6 havaalanı ile 7 deniz limanını küresel emperyalizmin emrine verdin. Sen safmışsın, yanıldın. Orada yüzbinlerce tertemiz Müslüman kızının iffeti kirletildi, namuslarına dokunuldu. Sen Conilerin sağ salim ülkelerine dönmeleri için dua ediyordun. Sen safmışsın, yanıldın. Bu kadar saf, bu kadar ülkeden bihaber olan insanlara ülke teslim edilebilir mi? Olacak şey değil. Ülke yönetimi basiret ister dedi.Kamalak, konuşmasının devamında şunları söyledi:Günümüze baktığınızda AK Partiyi kurduranlar yine dış mihraklardır. Sayın Başbakanımız milletvekili bile olmadan Beyaz Saraylarda ağırlandı. Batı ülkelerinde krallar gibi karşılandı ve sonra İttihat ve Terakkinin üç paşası vardı. Burada da Erbakanın üç öğrencisi var. Erbakanın da 33üncü siyaset yılıydı. Buradaki üç beyi de siz zaten bilirsiniz. Şimdi amaç büyük İsrail devletinin kurulmasını sağlamaktır. İsrail devleti kuruldu ama arazi tam anlamıyla elde edilemedi. Onların inancına göre, vatanı İsrail Nilden Fırata kadar olanı kapsar. İyi de bu alanın önemli bir kısmı Türkiye değil mi? Bugünkü İsrailin tamamı da Osmanlının hakimiyeti altında değil miydi? Bugün devletin tüm kurumları AK Partinin kontrolü altında. Bakıyoruz birtakım önde gelen isimler AK Patinin destekçisi. Gidiş yazık ki İttihat ve Terakkinin gidişinden farklı değil. Ülke sürekli geriliyor, bu gerilmenin sonunda kopma olur. Biz Türkiyenin düşmanlığa değil dostluğa ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz.Kamalak, Balıkesirden Bigadiç İlçesine geçerek, AK Partiden aday gösterilmeyince SP adayı olan Mustafa Göksele oy istedi.
Zaman
Ana Sayfa
24.03.2014
KamalakYolsuzluktabirbirleriyleyarışmışlarKamalak Yolsuzlukta birbirleriyle yarışmışlar
Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Zaman
24.03.2014
02:49
30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde Ankara’nın Suriye’ye sınırlı bir operasyon gerçekleştirebileceği konuşulurken Türk jetleri dün sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürdü.Suriye’ye karşı angajman kuralları Haziran 2012’de değiştirilirken “Suriye jetleri bu tarihten sonra ilk kez mi sınır ihlali yaptı?” sorusu akıllara geldi. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Savaş Genç, Zaman’a yaptığı açıklamada, dünkü olayın, geçen eylül ayında Suriye helikopterinin düşürülmesi sonrası ilk sınır ihlali olup olmadığını sorarken, “Cevap evetse Suriye uçağının düşürülmesi normal olarak değerlendirilebilir. Fakat ‘hayır’sa neden daha önce değil de bugün vurduk? Türkiye angajman kurallarını değiştirmesinden bu yana birçok ihlal yapılmış ve Türkiye bu hakkını şimdi kullanıyorsa bunun seçime altı gün kala neden meydana geldiğini sormak gerek.” diye konuştu. Emekli Pilot Kurmay Albay Ümit Öztürk de Türk uçaklarının angajman kurallarına uymayarak Suriye uçağını düşürmesi durumunun uluslararası hukuk karşısında Türkiye’nin zor duruma düşeceğini belirtti. Öztürk, “Sınırda birçok ihlal oldu. En azından 17 helikopter ihlali oldu. Birçok defa Suriye jetleri sınıra yaklaştı. Türk savaş uçaklarıyla önlenerek bir şekilde geri döndüler. Fakat altını çizerek söylüyorum, bir ihlal söz konusuysa, Türk savaş uçağı angajman kuralı gereğince müdahale edebilir.” dedi. Uluslararası kurallara göre sınır ihlalinin ikazlara rağmen devam etmesi durumunda ilgili ülkenin müdahale hakkı bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, angajman kurallarının değiştirilmesinden sonra “İlk kez mi sınır ihlali yaşandı?” yönündeki sorulara cevap vermedi. El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ni kuşatması sebebiyle bu örgüte operasyon ihtimalinin yoğunluk kazandığı günlerde Suriye jetinin vurulması “Seçim öncesi siyasi manevra mı?” sorusunu akla getirdi. Fatih Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Doç. Dr. İhsan Yılmaz, seçim öncesi Başbakan Erdoğan’a “çakma suikast” yapılacağı ve ardından kahramanlaştırılacağı yönündeki iddiaları hatırlatarak, “Dolayısıyla elimizde bir delil olmasa bile insanların kanaati şöyle oluşacaktır: Bunda bir oyun olabilir, çünkü 2012’de uçağımız düşürüldüğü zaman Suriye’ye cevap vermedik. Hep alttan aldık. Reyhanlı’da 55 kişiyi paramparça ettiler, yine alttan aldık. Seçimlere 3-5 gün kalmışken bir anda bunun ortaya çıkması elbette insanları şüphelendirecektir.” yorumunu yaptı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç da sınırdaki olayın ‘vahim ve düşündürücü’ olduğuna işaret etti. Koç, yaptığı yazılı açıklamada, “Seçimlere bir hafta kala, yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet olaylarının altında ezilen hükümet ve başçalanın, kendisini kurtarmak ve gündemi değiştirmek için değişik ve tehlikeli maceralara girişebileceğini söylemiştik. Üç gün önce CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bir TV programında, böylesi bir tehlikeye dikkat çekmiş ve olası provokasyonlara karşı halkımızı ve bilhassa Genelkurmay Başkanı’nı uyarmıştı.” ifadelerini kullandı.
Zaman
En Çok Okunan
24.03.2014
Müdahale‘seçimayarlı’mı?Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Zaman
24.03.2014
02:06
30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde Ankara’nın Suriye’ye sınırlı bir operasyon gerçekleştirebileceği konuşulurken Türk jetleri dün sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürdü.Suriye’ye karşı angajman kuralları Haziran 2012’de değiştirilirken “Suriye jetleri bu tarihten sonra ilk kez mi sınır ihlali yaptı?” sorusu akıllara geldi. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Savaş Genç, Zaman’a yaptığı açıklamada, dünkü olayın, geçen eylül ayında Suriye helikopterinin düşürülmesi sonrası ilk sınır ihlali olup olmadığını sorarken, “Cevap evetse Suriye uçağının düşürülmesi normal olarak değerlendirilebilir. Fakat ‘hayır’sa neden daha önce değil de bugün vurduk? Türkiye angajman kurallarını değiştirmesinden bu yana birçok ihlal yapılmış ve Türkiye bu hakkını şimdi kullanıyorsa bunun seçime altı gün kala neden meydana geldiğini sormak gerek.” diye konuştu. Emekli Pilot Kurmay Albay Ümit Öztürk de Türk uçaklarının angajman kurallarına uymayarak Suriye uçağını düşürmesi durumunun uluslararası hukuk karşısında Türkiye’nin zor duruma düşeceğini belirtti. Öztürk, “Sınırda birçok ihlal oldu. En azından 17 helikopter ihlali oldu. Birçok defa Suriye jetleri sınıra yaklaştı. Türk savaş uçaklarıyla önlenerek bir şekilde geri döndüler. Fakat altını çizerek söylüyorum, bir ihlal söz konusuysa, Türk savaş uçağı angajman kuralı gereğince müdahale edebilir.” dedi. Uluslararası kurallara göre sınır ihlalinin ikazlara rağmen devam etmesi durumunda ilgili ülkenin müdahale hakkı bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, angajman kurallarının değiştirilmesinden sonra “İlk kez mi sınır ihlali yaşandı?” yönündeki sorulara cevap vermedi. El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ni kuşatması sebebiyle bu örgüte operasyon ihtimalinin yoğunluk kazandığı günlerde Suriye jetinin vurulması “Seçim öncesi siyasi manevra mı?” sorusunu akla getirdi. Fatih Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Doç. Dr. İhsan Yılmaz, seçim öncesi Başbakan Erdoğan’a “çakma suikast” yapılacağı ve ardından kahramanlaştırılacağı yönündeki iddiaları hatırlatarak, “Dolayısıyla elimizde bir delil olmasa bile insanların kanaati şöyle oluşacaktır: Bunda bir oyun olabilir, çünkü 2012’de uçağımız düşürüldüğü zaman Suriye’ye cevap vermedik. Hep alttan aldık. Reyhanlı’da 55 kişiyi paramparça ettiler, yine alttan aldık. Seçimlere 3-5 gün kalmışken bir anda bunun ortaya çıkması elbette insanları şüphelendirecektir.” yorumunu yaptı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç da sınırdaki olayın ‘vahim ve düşündürücü’ olduğuna işaret etti. Koç, yaptığı yazılı açıklamada, “Seçimlere bir hafta kala, yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet olaylarının altında ezilen hükümet ve başçalanın, kendisini kurtarmak ve gündemi değiştirmek için değişik ve tehlikeli maceralara girişebileceğini söylemiştik. Üç gün önce CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bir TV programında, böylesi bir tehlikeye dikkat çekmiş ve olası provokasyonlara karşı halkımızı ve bilhassa Genelkurmay Başkanı’nı uyarmıştı.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Dünya
24.03.2014
Müdahale‘seçimayarlı’mı?Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Zaman
24.03.2014
02:06
30 Mart’ta yapılacak yerel seçimler öncesinde Ankara’nın Suriye’ye sınırlı bir operasyon gerçekleştirebileceği konuşulurken Türk jetleri dün sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürdü.Suriye’ye karşı angajman kuralları Haziran 2012’de değiştirilirken “Suriye jetleri bu tarihten sonra ilk kez mi sınır ihlali yaptı?” sorusu akıllara geldi. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Savaş Genç, Zaman’a yaptığı açıklamada, dünkü olayın, geçen eylül ayında Suriye helikopterinin düşürülmesi sonrası ilk sınır ihlali olup olmadığını sorarken, “Cevap evetse Suriye uçağının düşürülmesi normal olarak değerlendirilebilir. Fakat ‘hayır’sa neden daha önce değil de bugün vurduk? Türkiye angajman kurallarını değiştirmesinden bu yana birçok ihlal yapılmış ve Türkiye bu hakkını şimdi kullanıyorsa bunun seçime altı gün kala neden meydana geldiğini sormak gerek.” diye konuştu. Emekli Pilot Kurmay Albay Ümit Öztürk de Türk uçaklarının angajman kurallarına uymayarak Suriye uçağını düşürmesi durumunun uluslararası hukuk karşısında Türkiye’nin zor duruma düşeceğini belirtti. Öztürk, “Sınırda birçok ihlal oldu. En azından 17 helikopter ihlali oldu. Birçok defa Suriye jetleri sınıra yaklaştı. Türk savaş uçaklarıyla önlenerek bir şekilde geri döndüler. Fakat altını çizerek söylüyorum, bir ihlal söz konusuysa, Türk savaş uçağı angajman kuralı gereğince müdahale edebilir.” dedi. Uluslararası kurallara göre sınır ihlalinin ikazlara rağmen devam etmesi durumunda ilgili ülkenin müdahale hakkı bulunuyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, angajman kurallarının değiştirilmesinden sonra “İlk kez mi sınır ihlali yaşandı?” yönündeki sorulara cevap vermedi. El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ni kuşatması sebebiyle bu örgüte operasyon ihtimalinin yoğunluk kazandığı günlerde Suriye jetinin vurulması “Seçim öncesi siyasi manevra mı?” sorusunu akla getirdi. Fatih Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nden Doç. Dr. İhsan Yılmaz, seçim öncesi Başbakan Erdoğan’a “çakma suikast” yapılacağı ve ardından kahramanlaştırılacağı yönündeki iddiaları hatırlatarak, “Dolayısıyla elimizde bir delil olmasa bile insanların kanaati şöyle oluşacaktır: Bunda bir oyun olabilir, çünkü 2012’de uçağımız düşürüldüğü zaman Suriye’ye cevap vermedik. Hep alttan aldık. Reyhanlı’da 55 kişiyi paramparça ettiler, yine alttan aldık. Seçimlere 3-5 gün kalmışken bir anda bunun ortaya çıkması elbette insanları şüphelendirecektir.” yorumunu yaptı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç da sınırdaki olayın ‘vahim ve düşündürücü’ olduğuna işaret etti. Koç, yaptığı yazılı açıklamada, “Seçimlere bir hafta kala, yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvet olaylarının altında ezilen hükümet ve başçalanın, kendisini kurtarmak ve gündemi değiştirmek için değişik ve tehlikeli maceralara girişebileceğini söylemiştik. Üç gün önce CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bir TV programında, böylesi bir tehlikeye dikkat çekmiş ve olası provokasyonlara karşı halkımızı ve bilhassa Genelkurmay Başkanı’nı uyarmıştı.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
24.03.2014
Müdahale‘seçimayarlı’mı?Müdahale ‘seçim ayarlı’ mı?
Selim Işıklar - Ekonomideki son durum sandığa yansıyabilir
Zaman
23.03.2014
02:16
Türkiye ekonomisi 2007 yılına kadar son derece olumlu bir tablo ortaya çıkarmıştı. Ortalama yüzde 6,7 büyüme, düşük enflasyon oranları ve mali dengesiyle umut verici bir çizgiye gelmişti.2008-2009’da patlak veren ABD krizi sırasında işsizlik oranı yüzde 16,9’a çıkmış ve ekonomik göstergeler adeta dibe vurmuştu. Bu gelişmeler 2009 yılında yapılan yerel seçimlerde iktidarın oy oranlarının aniden iki yıl önceki seviyesi olan yüzde 47’den yüzde 38’e gerilemesine yol açmıştı. Ekonomi, seçim sonucuna etki eden bence en önemli sebeplerden biridir. 2010 ve 2011 yıllarında kriz sonrası toparlanan göstergeler seçim sonuçlarına da etki etmiştir. Türkiye, yine parlak olmayan bir tabloyla seçimlere girmek üzere. Büyüme yavaşlamış, döviz kurları yüzde 30 yükselirken, enflasyon çift haneli rakamlara doğru yol alıyor. Dış ticaret açığı bir yılda 100 milyar dolara dayanmış, alınan tedbirler açıkta azalma sağlasa da bütçe açığı 2014’te tehlike sinyali verecek. Türkiye’de piyasalar 2013’ün ilk yarısı sona erene kadar not beklentisiyle, olması gerekenden iyi görünüyordu. Herkes krizdeki Yunanistan’a acıyan bir tebessümle bakarken (kişi başı milli gelir Yunanistan’da 25 bin dolar, Türkiye’de ise 11 bin dolar) Türkiye piyasaları not artışı beklentisiyle büyük bir yatırımcı grubunu bekler olmuştu. Geçen sene Türkiye’nin notu yatırım yapılabilir ülke düzeyine yükseltildiğinde şöyle bir analiz yapmıştık: Büyük düşüşler büyük yükselişlerin ardından başlar. Türkiye maalesef bu kırılmaya kendini en güçlü hissettiği anda yakalandı. Gezi olayları iyi yönetilemedi. İleri demokrasi yerine agresif liderlik modeliyle ‘demokrasi açığı’ büyüdü. Toplumsal kutuplaşma tehlikeli bir boyuta gelince ekonomiye yansımaları Borsa’nın rekor düşüşü, döviz fiyatlarının yükselişi, faizlerin rekor sıçramasıyla kendini gösterdi. Suriye ve Mısır’daki dramatik gelişmelerde saf dışı kalınması ve diplomasi alanındaki tehlikeli yalnızlık, ABD Merkez Bankası’nın (FED) para politikası değişikliğine karşı yöntem geliştirilememesi, kırılganlıkta Türkiye’yi öne çıkardı. 2014 yılındaki seçimler ve öncesinde ortaya çıkan vahim durumlar büyük bir hayal kırıklığı ve güven zedelenmesine yol açtı. Siyasi istikrara ve güvene dayanan modelin sonuna gelindiğini neredeyse tüm dünya duymuş oldu. İçinde bulunduğumuz süreçte belki de en önemli analizini yapacağımız 30 Mart yerel seçimleri sonuçları, ‘Bundan sonra neler olabilir?’ sorusunun cevaplarını verecek. Piyasalarda son hafta pozisyonların son şeklini alacağı ve seçim öncesi risklerin hangi yönde fiyatlanacağını ortaya koyacak. Seçimler öncesi piyasaların hangi beklentiyi fiyatladığını söylemek oldukça zor. Söyleyebileceğim, 2007 genel seçimlerinde yüzde 47 aldıktan sonra yerel seçimlerde yüzde 38’e düşen iktidar partisinin ekonomideki son tabloda benzer bir gelişmeyle karşılaşması halinde erken genel seçimlerin gündeme gelebileceği. Daha ağır bir tablo çıkması durumunda ise piyasalar farklı yöne tepkiler verebilir. ‘Seçim sonuçları piyasalar üzerinde sis perdesini kaldırır mı?’ sorusu oldukça kritik. Yabancı yatırımcılar eğer anketlere bakarak pozisyon aldılar ise seçim sonrası satışları geçen haftaki analizimizde belirttiğimiz şekilde söz konusu olabilir. 2009 yılına ABD ekonomik krizi ile giren Türkiye, 2014 yerel seçimlerini yine ABD para politika değişikliğinin getirdiği fırtınalar ve yıpranmışlıkla karşılıyor. Son hafta pozisyonda olmak riskli olabilir. Ancak hisse bazında gruplar bazında çok hareketli bir seyrin bizi beklediğini söyleyebilirim.TL, Euro karşısında 14 ayda yüzde 30 eridi27 Ocak’ta TL’nin Euro karşısındaki kaybı yüzde 40’ın üstündeydi. Merkez Bankası’nın sert müdahalesi olmasaydı sanıyorum bugün 3,5 liranın üstünü konuşuyor olacaktık. Buna rağmen son 14 ayda Euro lira karşısında 2,35 seviyesinden 3,08 lira seviyesine yüzde 30,8’lik artış sağlamış gözüküyor. Türkiye ekonomisi ve dinamikleri liranın değerinin çok üstünde kalması için yeterli değil miydi, yoksa Merkez Bankası’nın rezervlerine rağmen dünyanın gittiği yeni denklemde liranın güçlü kalması daha büyük bir krize zemin mi hazırlayacaktı? Tam 12 yıldır güçlü bir para birimi özelliği sergileyen gelişmekte olan para birimleri böylesi bir düzeltmeyle bir gün karşılaşacaktı ve bunun zamanı ABD’nin çıkış stratejisini başlatmasıyla birlikte başlamış oldu. Lira ve diğer gelişmekte olan para birimleri ve faiz oranları tarihlerinin en güçlü olduğu nisan ayı ile birlikte bozulma sürecine girdiler. Özellikle ABD 10 yıllık tahvillerindeki 1,6 seviyesinden 3’lere varan yükseliş sebebiyle uluslararası likidite şartları tam anlamıyla çark ederek güçsüz olarak görülen dolar ve Euro’yu yeniden ön plana çıkardı. Türk Lirası d
Zaman
Köşe Yazıları
23.03.2014
SelimIşıklar-EkonomidekisondurumsandığayansıyabilirSelim Işıklar - Ekonomideki son durum sandığa yansıyabilir
Kılıçdaroğlu: Oy verirken elinizi vicdanınıza koyun
Zaman
22.03.2014
21:06
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Üniversite sınavları var. İlk kez bir şey oluyor sınav soruları açıklanmayacak. Sınavdan sonra çocuklarımız televizyonlarda soruları çözerdi. Neyi doğru neyi yanlış yaptıklarını test ederlerdi. Eğer üniversite sınavlarını karanlık bir sürece içine sokulacaksa söz veriyorum bunun hesabını soracağım. Hiç bir gencimizin haksızlığa uğramasını istemiyorum. Lütfen oy verirken elinizi vicdanınıza koyun. dedi.Aydın Atatürk Kent Meydanında halka seslenen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Her şeyi yasakladılar, bir şey serbest nedir o? Twetter yasak, Facebooku, Youtube yasaklayacak. Bunları becerebilir mi? Asla beceremez. Çünkü ben bu ülkenin gençlerine güveniyorum. Twittera yasak geldi kim deldi bu ülkenin gençleri deldi. Özgürlükten yana, barıştan yana, kardeşlikten yana olan gençler umudumuz olan gençler, babalarımız bize güzel bir Türkiye bıraktı, biz ise size daha iyi bir Türkiye bırakmak zorundayız. Siz de çocuklarınıza daha güzel Türkiye bırakın. Mücadelemiz çocuklarımız gençlerimiz bu mücadeleyi yapacağız. Bu seçimler sırdan bir seçim değil. Bir yerel seçim değil bu seçimler. Bu ülkede temizliğin sağlanması için yapılacak seçimler. Diyeceksiniz ki ne temizliği. Bahar geldi. Bahar geldi. Ağaçlar çiçeğe durdu. Demek ki onarla bakınca içimiz huzurlu oluyor. Hanımlar evlerini temizlerler güzel bir bahar temizliği yaparlar. Şimdi bu ülkenin 76 milyon yurttaşına bir görev düşüyor. Bahar geldi temizlik yapacağız neyin temizliğini, hırsızların temizliğini yapacağız. Siyaseti kirlilikten arındıracağız. şeklinde konuştu.Kul hakkı yiyenden, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenden hesabını soracağız. Temiz siyasete hep saygı duyduk. diyen Kılıçdaroğlu, CHPye oy verir vermez hiç önemli değil. Ama bir şey çok önemli siyaset ahlak içinde yükselmeli, büyümeli. Ahlak adalet demektir. Büyük bir düşünür şöyle söyler. Adalet bir kutup yıldızı gibidir. Yerinde sabit durur bütün dünya kainat onun etrafından döner. O bu kadar sabit kavramadır. Adaleti kimsenin kirletmeye hakkı da yoktur yetkisi de yoktur. Şimdi size ve sizin vicdanınıza sesleniyorum. Ayın 30unda sandığa gideceksiniz. Oyumuz kullanacağız. 2 seçenek var. Helalden yana haramdan yana. Neden yana kullanacağız. Helalden yana. Geleneğimiz, töremiz örfümüz böyle. İnancımız böyle, adetimiz böyle. Helalden yana oy kullanacağız. Haram yiyeni affetmeyeceğiz. Onlar ne yaptılar biliyorsunuz. Bunlar montaj diyordu. Emin solun sevgili Aydınlılar. Ben adımın Kemal olduğundan ne kadar eminsem onun malı götürdüğünden de o kadar eminim. Bazı vatandaşlarımız diyor ki, malı götürdü. Ne olacak ki benim cebimde bir şey çıkmadı. Bu ülkenin çiftçisine mazotu 5 TLden veriyorsun. Gürcistanda mazotun fiyatı 2 lira. Onlarda da yok biz de de petrol yok. Faturayı millete kesiyor. Malı o götürüyor. Faturayı millete kesiyor. O nedenle diyorum aydın 30unda sandığa gideceksiniz. Düğün havasında, barış içerisinde kol kola gideceğiz. Özgür Türkiye için gideceğiz. Söz veriyorum ben de çalışacağım her biriniz gibi. Çalışacağız mücadele edeceğiz. ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkanı, Diyorlar ki canım AKP biraz götürmüş. Başbakanda biraz götürüsün. Bu düşünce doğru değil. Neden doğru değil, bunu söyleyen saygıdeğer yurttaşıma söylenmek isterim. Esnafıma, çiftçime ve emekliye memura seslenmek isterim. Sen evini hırsıza teslime der misin? Dükkanı hırsıza teslime der misin? O zaman neden ülkeyi bir hırsıza teslim ediyoruz. Evini etmiyorsun, dükkanını etmiyorsan hırsıza teslim, ülkeyi de bir hırsıza teslime etmeyeceğiz. Bu ülkenin temiz siyasete ihtiyacı var. Kuvay-i Milliyeciler harcadıkları her kuruşu yazmışlar. Sonuçta her kuruşun hesabını vermişler. Biz Türkiyeyi böyle kurduk. Dedelerimiz babalarımız böyle kurdu. İnsanlar cebinden yurdundan fedakarlıkta bulundu. Dedelerimiz Çanakkalede kucak kucağa yatıyorlar. Bize güzel bir Türkiye bırakmak için mücadele ettiler. Biz siyasette farklı görüşlere saygı gösteririz. Bakın Altını özenle çiziyorum Herkes illa bizim partiye oy verecek diye bir kural yok. Demokrasilerde farklı fikirler olur. Farklı partiler olur. Ama temel nokta nedir. Kula hakkı yememek, Allahtan korkmak. Sen Allahtan korkmuyorsun bari kuldan utan, o da yok. Emin olun bunu içime sindiremiyorum, çok rahatsızım. Başbakanlık koltuğunda oturan bir insanı bu şekilde suçlamak çok ağırıma gidiyor. Ama ne yapayım oturuyor öyle koltukta. Ya nasıl oturuyorsun. Siyaset hak çalma alanı değildir. Ben size bir örnek vereceğim. Suat Hayri Ürgüplü, Kayseri milletvekili. Gümrük ve Tekel Bakanı oluyor. Adı bir yolsuzluğa karışıyor. 2 dosya hazırlıyor. Birisini başbakana istifa olarak veriyor, ben aklanmak istiyorum diyor. İkinci dilekçesini götürüyor TBMM Başkanlığına veriyor. Yüce Divanda yargılanmak istiyorum. Ben bu töhmetin altında kalamam diyor. Yüce Divana gidiyor. Yüce Divandan beraat ediyor. Ve bu m
Zaman
Son Dakika
22.03.2014
KılıçdaroğluOyverirkenelinizivicdanınızakoyunKılıçdaroğlu Oy verirken elinizi vicdanınıza koyun
Herkes hain, alçak, tek doğru kendisi
Zaman
20.03.2014
02:10
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin artık yönetilemez hale geldiğini söyledi. Bahçeli, Başbakan Erdoğan’a, “Herkese hain ve alçak diyor.Tek doğru kendisi! Böyle saçmalık olabilir mi? Millet bu duruma daha fazla tahammül edebilir mi? Recep Tayyip Erdoğan, sonun geliyor, siyasi ömrün tükeniyor.” dedi. Giresun’un Piraziz ilçesinde halka seslenen Devlet Bahçeli, 30 Mart’ın sadece bir yerel seçim olarak görülmemesini istedi. Ülkenin önemli ve dar bir boğazdan geçtiğini anlattı. Bahçeli, “Türkiye kara bir tünelin içine sokulmuş. Bir çıkış arıyor. 11 yıl evvel bugünkü iktidara oy veren kardeşlerim, şimdi bu çıkış yolunda sizlerle beraber olarak yeni bir arayışın içine giriyoruz. Bahçeli, çözüm sürecine yönelik eleştirilerini de sürdürdü: “Oslo’dan başlayan, İmralı ziyareti alışkanlık haline gelen, Kandil’in tercihine bırakılan müzakere süreci var. 30 Mart’tan sonra PKK’nın uzantısı olan sözde siyasi kuruluş, 2014’ün Türkiye’nin özerklik yılı olacağını işaret ediyor. Birileri, ‘30 Mart’tan sonra özerkliğimizi ilan edeceğiz.’ demektedir. Türkiye’de dört bir tarafta yaşayan kardeşlerimiz bin yıllık komşuluğumuzun ve kardeşliğimizin eseridir. Bunlar aziz milletimizin güzide evlatları olarak kabul edilir. Kız alıp vermişler, 4 milyon 200 bine yakın yuva kurmuşlar. 4-5 çocukları olmuş. Bunları kim nasıl ayırt edecek? Kime Kürt, kime Türk diyeceğiz? Bölücü terör başka bir olaydır. Sözde Kürt sorunu adı altında yeni bir siyasal hareketi başlatmak başka bir şeydir. İkincisi milleti bölmektir. Birincisi ise kökü kazınacak ihanet örgütü olarak görülmelidir.” Devlet Bahçeli, “Şimdi AİHM de bu sürecin başka halkası olarak bir karar alıyor. Ama hükümet bu karara karşı bir yorum yapmıyor. Neden? Çünkü Allah bu iktidarın başına öyle bir bela verdi ki, tam 93 günden beri bu bela ile uğraşıyor. Nedir bu bela? 17 Aralık günü yolsuzluk ve rüşvet sorgulamasıyla AKP’nin ayağı, kolu, başı birbirine karışmış vaziyette. Bu konu gittikçe yaygınlaşıyor. Güneydoğu’da PKK’nın kontrolü altına girmiş il ve ilçelerde, devletin varlığını korumakla görevli olan bu değerli vatan evlatları, İstanbul’a geldiklerinde hırsızların, vurguncuların hamisi ve koruyanı olamaz. 8 bin polis kardeşimizi 40 gün içinde darmadağın eden, savcıları kıyan, HSYK’nın yeniden oluşmasına zemin hazırlayan, korsan ve torbalı yasalarla Türkiye’yi kendine hizmet ettiren anlayışı iyi değerlendirmek gerekir. Artık yeter demek gerekmektedir.” dedi. Başbakan Erdoğan’a sert eleştiriler yönelten Devlet Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı: “Başbakan şaşırmış, gittikçe çılgınlaşmış halde. Nerede ne konuştuğu ne anlaşılıyor, ne biliniyor. Neye inanmış olduğu da belirsiz. Herkese hain ve alçak diyor. Tek doğru kendisi! Bütün vatandaşlar ve siyasi partiler ona göre işbirlikçi ve yanlış adamlar. Böyle saçmalık olabilir mi? Millet bu duruma daha fazla tahammül edebilir mi? Recep Tayyip Erdoğan, sonun geliyor, siyasi ömrün tükeniyor. Millet sana ‘Seni sevdik ama artık senden soğuduk. İstenmeyen adam ilan ediyoruz’ diyor. Bunun yolu demokrasi içinde olacak. Seni milli irade getirmişse, seni istenmeyen adam ilan edip iktidardan kovacak olan da milli iradedir. Bu seçimler iktidarın değişmesinin işaretini verir.”
Zaman
Politika
20.03.2014
HerkeshainalçaktekdoğrukendisiHerkes hain alçak tek doğru kendisi
Herkes hain, alçak, tek doğru kendisi
Zaman
20.03.2014
02:10
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin artık yönetilemez hale geldiğini söyledi. Bahçeli, Başbakan Erdoğan’a, “Herkese hain ve alçak diyor.Tek doğru kendisi! Böyle saçmalık olabilir mi? Millet bu duruma daha fazla tahammül edebilir mi? Recep Tayyip Erdoğan, sonun geliyor, siyasi ömrün tükeniyor.” dedi. Giresun’un Piraziz ilçesinde halka seslenen Devlet Bahçeli, 30 Mart’ın sadece bir yerel seçim olarak görülmemesini istedi. Ülkenin önemli ve dar bir boğazdan geçtiğini anlattı. Bahçeli, “Türkiye kara bir tünelin içine sokulmuş. Bir çıkış arıyor. 11 yıl evvel bugünkü iktidara oy veren kardeşlerim, şimdi bu çıkış yolunda sizlerle beraber olarak yeni bir arayışın içine giriyoruz. Bahçeli, çözüm sürecine yönelik eleştirilerini de sürdürdü: “Oslo’dan başlayan, İmralı ziyareti alışkanlık haline gelen, Kandil’in tercihine bırakılan müzakere süreci var. 30 Mart’tan sonra PKK’nın uzantısı olan sözde siyasi kuruluş, 2014’ün Türkiye’nin özerklik yılı olacağını işaret ediyor. Birileri, ‘30 Mart’tan sonra özerkliğimizi ilan edeceğiz.’ demektedir. Türkiye’de dört bir tarafta yaşayan kardeşlerimiz bin yıllık komşuluğumuzun ve kardeşliğimizin eseridir. Bunlar aziz milletimizin güzide evlatları olarak kabul edilir. Kız alıp vermişler, 4 milyon 200 bine yakın yuva kurmuşlar. 4-5 çocukları olmuş. Bunları kim nasıl ayırt edecek? Kime Kürt, kime Türk diyeceğiz? Bölücü terör başka bir olaydır. Sözde Kürt sorunu adı altında yeni bir siyasal hareketi başlatmak başka bir şeydir. İkincisi milleti bölmektir. Birincisi ise kökü kazınacak ihanet örgütü olarak görülmelidir.” Devlet Bahçeli, “Şimdi AİHM de bu sürecin başka halkası olarak bir karar alıyor. Ama hükümet bu karara karşı bir yorum yapmıyor. Neden? Çünkü Allah bu iktidarın başına öyle bir bela verdi ki, tam 93 günden beri bu bela ile uğraşıyor. Nedir bu bela? 17 Aralık günü yolsuzluk ve rüşvet sorgulamasıyla AKP’nin ayağı, kolu, başı birbirine karışmış vaziyette. Bu konu gittikçe yaygınlaşıyor. Güneydoğu’da PKK’nın kontrolü altına girmiş il ve ilçelerde, devletin varlığını korumakla görevli olan bu değerli vatan evlatları, İstanbul’a geldiklerinde hırsızların, vurguncuların hamisi ve koruyanı olamaz. 8 bin polis kardeşimizi 40 gün içinde darmadağın eden, savcıları kıyan, HSYK’nın yeniden oluşmasına zemin hazırlayan, korsan ve torbalı yasalarla Türkiye’yi kendine hizmet ettiren anlayışı iyi değerlendirmek gerekir. Artık yeter demek gerekmektedir.” dedi. Başbakan Erdoğan’a sert eleştiriler yönelten Devlet Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı: “Başbakan şaşırmış, gittikçe çılgınlaşmış halde. Nerede ne konuştuğu ne anlaşılıyor, ne biliniyor. Neye inanmış olduğu da belirsiz. Herkese hain ve alçak diyor. Tek doğru kendisi! Bütün vatandaşlar ve siyasi partiler ona göre işbirlikçi ve yanlış adamlar. Böyle saçmalık olabilir mi? Millet bu duruma daha fazla tahammül edebilir mi? Recep Tayyip Erdoğan, sonun geliyor, siyasi ömrün tükeniyor. Millet sana ‘Seni sevdik ama artık senden soğuduk. İstenmeyen adam ilan ediyoruz’ diyor. Bunun yolu demokrasi içinde olacak. Seni milli irade getirmişse, seni istenmeyen adam ilan edip iktidardan kovacak olan da milli iradedir. Bu seçimler iktidarın değişmesinin işaretini verir.”
Zaman
Ana Sayfa
20.03.2014
HerkeshainalçaktekdoğrukendisiHerkes hain alçak tek doğru kendisi
Toplam "42" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti