Habergec.Com Aranan Kelimeler:yok böyle bir patron Değerlendirme: 10 / 10 388828
habergec.com
29.05.2012 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

yok böyle bir patron

Yok böyle bir patron!
Vatan Gazetesi
05.02.2012
10:57


Vatan Gazetesi
Son Dakika
05.02.2012
YokböylebirpatronYok böyle bir patron
Yok böyle bir patron
Milliyet
05.02.2012
01:46
  Avustralya’nın en cömert patronu, şirketini sattı, gelirin bir kısmını çalışanlarıyla paylaştı.    ABC Online sitesininhaberine gö...
Milliyet
Dünya
05.02.2012
YokböylebirpatronYok böyle bir patron
01:32 Yok böyle bir patron
Milliyet
05.02.2012
01:46
  Avustralya’nın en cömert patronu, şirketini sattı, gelirin bir kısmını çalışanlarıyla paylaştı.    ABC Online sitesininhaberine gö...


Milliyet
Son Dakika
05.02.2012
0132Yokböylebirpatron0132 Yok böyle bir patron
Doğru olan yer
Posta
04.04.2011
05:25

CHP, Doğu ve Güneydoğu için kalkınma projeleri hazırladı. AK Parti, zaten elindeki projeleri hayata sokmaya çalışmaktadır. - Rekabet budur. Yarış budur. Bölgede kendini patron zanneden BDPnin ise, böyle bir derdi yok. Onlar, vurdulu kırdılı gösterilerle yetiniyorlar. Şuraya bir çeşme yapalım, şuraya bir ağaç dikelim diyenini daha hiç görmedim. [[HAFTAYA]] ***  Sloganlardan sıyrılıp nihayet hizmete talip olduğu için, CHP umut vermektedir. Önce hakkını teslim edeyim. Sonra da düşmekte olduğu yeni bir hataya değineyim. Biliyorsunuz. Din üzerinden muh...
Posta
Köşe Yazıları
04.04.2011
DoğruolanyerDoğru olan yer
Doğru olan yer
Posta
04.04.2011
05:25

CHP, Doğu ve Güneydoğu için kalkınma projeleri hazırladı. AK Parti, zaten elindeki projeleri hayata sokmaya çalışmaktadır. - Rekabet budur. Yarış budur. Bölgede kendini patron zanneden BDPnin ise, böyle bir derdi yok. Onlar, vurdulu kırdılı gösterilerle yetiniyorlar. Şuraya bir çeşme yapalım, şuraya bir ağaç dikelim diyenini daha hiç görmedim. [[HAFTAYA]] ***  Sloganlardan sıyrılıp nihayet hizmete talip olduğu için, CHP umut vermektedir. Önce hakkını teslim edeyim. Sonra da düşmekte olduğu yeni bir hataya değineyim. Biliyorsunuz. Din üzerinden muh...
Posta
Ana Sayfa
04.04.2011
DoğruolanyerDoğru olan yer
Doğru olan yer
Posta
04.04.2011
05:15

CHP, Doğu ve Güneydoğu için kalkınma projeleri hazırladı. AK Parti, zaten elindeki projeleri hayata sokmaya çalışmaktadır. - Rekabet budur. Yarış budur. Bölgede kendini patron zanneden BDPnin ise, böyle bir derdi yok. Onlar, vurdulu kırdılı gösterilerle yetiniyorlar. Şuraya bir çeşme yapalım, şuraya bir ağaç dikelim diyenini daha hiç görmedim. [[HAFTAYA]] ***  Sloganlardan sıyrılıp nihayet hizmete talip olduğu için, CHP umut vermektedir. Önce hakkını teslim edeyim. Sonra da düşmekte olduğu yeni bir hataya değineyim. Biliyorsunuz. Din üzerinden muh...
Posta
Son Dakika
04.04.2011
DoğruolanyerDoğru olan yer
Sağlam'dan G.Saray açıklaması
Samanyolu Haber
18.03.2011
17:40
Bursaspor Teknik Direktörü Ertuğrul Sağlam, Çok mükemmel bir takım değiliz, mükemmel bir futbol ortaya koymuyoruz, ama bu takım hala ligin üst sıralarında dedi.

Süper Liginin 26ncı hafta karşılaşmasında kendi saha ve seyircisi önünde Ankaragücünü ağırlayacak olan Bursasporun teknik patronu Ertuğrul Sağlam, antrenman öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Takımın hırs ve isteğindeki azalma konusunda son günlerde yapılan eleştirilere değinen başarılı çalıştırıcı, Geçen seneki puan durumuna bakılınca daha geride olduğumuz söylenebilir. Bazı sıkıntılar yaşadığımız gerçek. Çok mükemmel bir takım değiliz ve çok mükemmel futbol ortaya koymuyoruz. Ama şunu gözden kaçırmamamız gerekiyor; bu takım hala ligin tepesinde. En üstünde değil ama üçüncüsü ve her ne kadar puan farkı 7 de olsa şampiyonluk yarışının içinde. Olayları bu şekilde değerlendirmek lazım. Eksiklerimizi gidermeye çalışıyoruz. En iyisini yapmaya çalışıyoruz. Zaman zaman başarılı olamıyoruz. Ama bunlar da futbolun içinde var diye konuştu. KALAN MAÇLAR ÇOK ÖNEMLİ Son haftalardaki puan kayıplarından sonra ligin zirvesindeki Fenerbahçe ve Trabzonsporun gerisine düştüklerini, kalan maçların çok önemli olduğunu belirten Sağlam, Şu anda ligde üçüncü sıradayız. Kalan maçlar bizim için çok önemli. Hem bundan önceki puan kayıplarını telafi edebilme açısından, hem de rakiplerimizin puan kaybetmesini bekleyerek, kaybetmeden ligin zirvesine yaklaşmak adına bütün maçlar bizim için önemli. Bunlardan ilki olan Ankaragücü karşılaşması hepsinden daha önemli hale geldi. Bu karşılaşmadan kesinlikle üç puanla ayrılmamız gerekiyor. Bizi gelecek adına biraz daha umutlandıracak futbolu da sahaya yansıtarak bu üç puanı almak istiyoruz şeklinde konuştu. TARAFTARA İHTİYACIMIZ VAR Pazartesi akşamı oynanacak karşılaşmada taraftarların desteğine ihtiyaçları olduğunu söyleyen Sağlam, Her ne kadar karşımızdaki takımla bir dostluk havası olsa da futbolun rekabetini kesinlikle etkilemeyecek bir mücadele olacaktır. Futbol kalitesi de üst seviyede olacaktır. Taraftar desteği çok önemli. O gün bize oyuncularımızı hırslandıracak desteği vermelerini istiyoruz. Bu karşılaşmayı kazanıp zorlu maçlar öncesinde de moral motivasyonumuzu biraz daha çıkarmak isteyeceğiz dedi. Cezalı oyuncuları olmadığını kaydeden Sağlam, sakat futbolcuların durumu ile ilgili şu bilgiyi verdi: VEDERSON İSTEDİĞİMİZ DÜZEYDE DEĞİL Vederson takımla antrenmanlara başladı ama fiziksel olarak istediğimiz düzeyde değil. Ozan İpek ve İvan Ergicin sakatlıkları vardı ancak takımla birlikte çalışmaya başladılar. İstediğimiz kadroyla maça çıkma şansını elde edebileceğimizi düşünüyorum. HİÇBİR TAKIMLA GÖRÜŞMEDİM Galatasaray ile görüştüğü yönünde çıkan haberleri değerlendiren genç teknik patron, Şu anda ne Galatasaray ne de başka bir takımla görüşmemiz olmadı. Böyle bir şey kesinlikle yok. Şu anda bu gibi işlerle uğraşmak yerine tüm enerjimizi ve konsantrasyonumuzu, nasıl daha yukarılarda ligi bitiririzle meşgul etmek istiyoruz. Sözleşme konusunda biz başkanımızla yüzeysel anlamda görüştük. Bursada çok mutlu olduğumu söyledim. Bu takımı bir yerlere getirdik, emeğimiz var. Biz bu takımı nasıl bir Avrupa takımı yaparızı düşünmeye başladık. Bu kadar büyük düşünürken bu doğrultuda bizim hedeflerimizle örtüşecek bir bütünlük, şehir desteği ve kulüp yapılanması olursa seve seve burada uzun yıllar çalışacağımı söyledim. Bursa daha büyük başarılar istiyor. Elde ettiğimiz başarıları devamlı ve istikrarlı hale getirmemizi istiyor. Ciddi anlamda kulüp yapılanması ve şehir desteği gerekiyor. Bu gerçekleşir ve bizi heveslendirecek ortam olursa çok uzun yıllar burada kalırım dedi. HAYIR VARDIR Bir gazetecinin, Bursaspor Kulübünde yaşanan son olaylar sizi etkiliyor mu? yönündeki soruyu yanıtlayan Sağlam, Birileri ortaya birşeyler atıyor ve gereğini insanlar yapıyor. Bunun sonunda da hayır çıkacağına inanıyorum. Buradaki herşey incelenir ve suçlananların ne kadar gereksiz suçlandığı ortaya çıkar diye konuştu. Sağlam, Milli maç arasında Kosovaya gitmeyeceklerini söyleyerek, Onun dışında pazartesi oynayıp perşembeye kadar izin vereceğiz. Sonraki döneme de çok fazla vaktimiz kalmıyor. Hazırlık maçı yapmayacağız dedi. YABANCILARA KİTAP Öte yandan Bursaspor, pazartesi günü kendi sahasında oynayacağı Ankaragücü maçı hazırlıklarını sürdürdü. Teknik direktör Ertuğrul Sağlam nezaretinde basına yarım saati açık olarak gerçekleştirilen antrenman öncesi Sağlam, önceki gün turnuvada kazanan takıma tüm futbolcuların kendi dillerinde olan romanları hediye etti. Futbolcular kitaplarıyla basın mensuplarına poz vermeyi ihmal etmedi. Isınma koşularıyla başlayan antrenmanın basına kapalı olan bölümünde ise taktik ağırlıklı idman yapıldığı öğrenildi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.03.2011
SağlamdanGSarayaçıklamasıSağlamdan GSaray açıklaması
Emre: Aykut Hoca?nın otoritesi tartışılmaz
Samanyolu Haber
14.07.2010
17:33
Fenerbahçenin başarılı oyuncularından Emre Belözoğlu, takımın kamp yaptığı Belçikada düzenlenen basın toplantısında önemli açıklamalar yaptı.

Fenerbahçenin başarılı oyuncularından Emre Belözoğlu, takımın kamp yaptığı Belçikada düzenlenen basın toplantısında önemli açıklamalar yaptı. Dün antrenmanda yaşanan tatsızlığı da açıklayan Emre Belözoğlu, Sportif Direktör ve Teknik Sorumlu Aykut Kocamana da övgüler yağdırdı. Aykut Hoca?nın otoritesi tartışılmaz? diyen Emre Belözoğlu, dün akşam antrenmanında, antrenmanı izleyen bir şahısla yaşadığı gerginliğe ve sonrasında gelişen olaylara açıklık getirdi. Ailesi hakkında konuşulunca sinirlendiğini ve o an için oradan ayrılmanın en doğru karar olduğunu düşündüğünü belirten Emre, Sportif Direktör ve Teknik Sorumlu Aykut Kocaman ile bir otorite problemi yaşamadığını ifade etti. Emre, Aykut Hoca?yı da İsmail Hoca?yı da bilgilendirdim. Zaten Aykut Hoca?yı sıkıntıda bırakacak bir davranışta bulunmam. Aykut Hoca?nın otoritesini tartışmaya gerek yok. dedi. Emre Belözoğlu, takımın sabah yaptığı antrenman sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İlk olarak çalışmaları değerlendiren Emre, Birinci etap hazırlıklarımız İstanbul?da devam etti. Buraya gelmeden önce çok iyi çalıştık. Testlerimiz yapıldı ve bu testler doğrultusunda çalışıyoruz.Yoğun bir tempo, keyifli bir kamp. Daha önceleri, sakatlıklar nedeniyle çok fazla sezon öncesi kampları yapamayan ben, geçen sezondan sonra bu sezon da iyi bir hazırlık kampı devresi geçirmek istiyorum. İnşallah böyle devam eder. Bugün ilk hazırlık maçımızı oynayacağız. Bu maçlar kondisyonumuz açısından önemli. diye konuştu. Dün akşam antrenmanında yaşanan olaya da açıklık getiren Emre, Antrenmanda, arkamdan 2-3 kere sözlü sataşma oldu. Önce sabrettim; ancak daha sonra, böylesinin daha doğru olacağına inandığım için çalışmayı bıraktım. Kalsaydım, çalışmaya konsantre olamayacaktım, ortam çok daha farklı yerlere gidebilecekti. diyerek şunları söyledi; Hocamla konuştum ve ayrıldım. Biraz doluluk da vardı. Bunu başka bir şeye yormak doğru olmaz. Benim yorgunluğuma vurulmalı bu olay. Bunun dışında bir sıkıntım yok. Mevzu aileye girince bıraktım. Belki yanlış yaptım ama o an için doğru yaptığımı düşündüm. Kimseyi üzmek niyetinde değildim. Böyle bir kararı kendim verdim. Aykut Hoca ile de konuştum. Ben kendisiyle bir problem yaşayamam, Çünkü burada patron kendisi. Aykut Hoca ile kötü bir polemiğe girecek durumda değilim. Kendisine çok saygı duyuyorum. Aykut Hoca?yı da İsmail Hoca?yı da bilgilendirdim. Zaten Aykut Hoca?yı sıkıntıda bırakacak bir davranışta bulunmam. Aykut Hoca?nın otoritesini tartışmaya gerek yok. Ayrıca kendisine, çocukluğumdan beri kişisel olarak sevgi duyuyorum. Aykut Hoca ile hiçbir zaman tartışmam. Kendisinin benimle ilgili eleştirileri olursa, bunlara karşı da boynum kıldan incedir. Fenerbahçe?yi tercih ettiği için mutlu olduğunu yineleyen Emre, Galatasaray?da 5 yıl oynadım ve büyük başarılar elde ettim. Ben bazı insanları hayal kırıklığına uğratmış olabilirim. Ama ben burada çok mutluyum. Benim ve ailemin mutluluğu her şeyden çok önemli. Ben bu gidişatın bozulmasını istemiyorum. Futbol hayatımı Fenerbahçe?de bitirmek istediğimi zaten imza attığım ilk gün söylemiştim. Elimden geldiğince doğru kararlar vermeye çalışıyorum. Ama belki de hayatımda verdiğim en iyi karar Fenerbahçe?ye gelmekti. diye konuştu. Şimdiye kadar hiçbir teknik adamla otorite sorunu yaşamadığını dile getiren Emre, Aykut Hoca, herkesin kafasındaki profil. Eğer ben dışarıdan, böyle bir görüntü oluşmasına neden olduysam, kendisinden özür dilerim. diyerek, görüşlerini şöyle sıraladı; Ben Türk Hoca olarak daha önce Fatih Terim ile çalıştım. Yine söylüyorum: Dışarıdan böyle bir görüntü verdiysem özür dilerim. Aykut Hoca ile ilgili bir otorite sorunu olacağını hiç düşünmüyorum.Çünkü, Aykut Hoca?nın olduğu yerde otorite sorunu olmaz.Aykut Hoca, kendisini net bir şekilde ifade edebilen ve adaleti herkese yansıtabilen bir insan. Fenerbahçe?nin başarısı için buradayım. Zaten sıkıntı yaratacağımı düşünürsem, burada olmam. Özeleştiri de yapan Emre, Haksızlığa tahammül edemiyorum. Geçen, Kazım?la alakalı bir gerginlik oldu. Bu gerginliğin aramızda olduğu yazıldı. Aslında Kazım orada başka bir oyuncuyla gerginlik yaşadı. Ben yapı olarak farklı olduğumu düşünüyorum ve bazen bunu aleyhime kullanıyorlar. Özeleştiri yapmayı seviyorum. Benim tecrübemde, Avrupa deneyimi yaşamış bir futbolcu daha sakin olmalı. Elimden geldiğince bunu yapmaya çalışacağım. Umarım buna siz de şahit olursunuz. diye konuştu. Takım arkadaşı Kazım ile ilgili görüşlerini de açıklayan Emre, Kazım meslektaşım, takım arkadaşım. Geçen sezon ilk yarıdaki olumlu performansımızda büyük payı vardı. Yaşanan olaylar ve gelişmeler onun hakkında öyle bir karar verilmesini gerektirdi. Ben kendimi onun yerine koyduğumda affedilmesini istedim.
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.07.2010
EmreAykutHoca?nınotoritesitartışılmazEmre Aykut Hoca?nın otoritesi tartışılmaz
'Bana ajan gazetecilik teklif etti'
Samanyolu Haber
23.06.2010
11:32
Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, eski MİT Müsteşarı Şenkal Atasagunun kendisine ajan gazetecilik teklifinde bulunduğunu söyledi.

Cihan Haber dergisine konuşan Berkan, Ergenekon sürecinden Danıştay saldırısına, EMASYA protokolünden medya içerisindeki ajan gazetecilere kadar değişik konularda önemli açıklamalar yaptı. Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan için doğuştan gazeteci dense abartılmış olmaz. Annesi de gazeteci olduğu için hayatı hep meslek erbaplarıyla aynı ortamlarda geçmiş Berkanın. Daha 14 yaşında atmış kendisini medya okyanusunun derinliklerine. Mesleğe genç yaşta başladığı için kimi zaman dünyayı keşfetmek için ara vermiş gazeteciliğe ama bir türlü kopamamış. Berkanla röportaj için yaklaşık iki hafta uğraştım. İşlerinin yoğunluğuna rağmen bize zaman ayırdığında, kafamda soru işaretleri vardı. Ne de olsa Türkiyenin önemli bir gazetesinin en tepesindeki kişiydi. Zor bir röportaj olacak düşüncesiyle gazeteye gittiğimde beklediğimin tam tersi bir tabloyla karşılaştım. Patron değil, daha çok basın emekçisi tadında bir duruşu vardı. Zaten odası da gazetenin mutfağıyla hemen iç içeydi. Belli ki o mutfaktan uzaklaşmak istemiyordu. Çok samimi bir şekilde karşıladı beni. Akşam atıştırması olarak yediği simit ve çayına ara vererek röportaja başladık. Yaklaşık 45 dakika sürer diye düşündüğümüz röportaj sohbet havasında 2 saat kadar sürdü. Kaleme aldığı yazılar ve özellikle Ergenekon konusundaki tespitleriyle çevresinin tepkisini üzerine çeken Berkan ile başta Ergenekon olmak üzere, zihinlerde yer etmiş birçok konuyu konuştuk. Berkan, kendisine yapılan ajan gazetecilik teklifinden Danıştay saldırısına, Ergenekon yazılarından daha birçok konuda sorularımızı samimiyetle cevapladı. Hâlâ bence hükümetin ve hükümete bağlı organların kendi elindeki bilgilerin tamamını savcılarla paylaşmadığını düşünüyorum. Mahkeme yazı yazıyor biz göndermeyiz falan diyorlar. MİTe soru soruluyor. MİT Bende yok, şuraya gönderdim diyor. Oradan isteniyor. Başbakanlıka soruyorlar onlar bizde de yok diyor. İkincisi benim büyük Ergenekon adını verdiğim darbe teşebbüsleri, açılan davaların merkezinde maalesef değil. Ya savcının soruşturma metodolojisinde bir yanlışlık var ya da savcı çaresizlikten öyle yapıyor. Büyük ihtimalle ikincisi? Kendisine de kimse yardımcı olmuyor o konuda. O yüzden de kamuoyundaki tepki de bundan kaynaklanıyor. Türkiyede darbe teşebbüsleri olduğu, muhtıra hazırlıkları yapıldığı vs. Herkesin bildiği sırlar bunlar; fakat onları direkt hedef alan iddianameler yok. Onun yerine işte bu çeşit tertiplerde doğrudan ya da dolaylı işbirlikçi olarak bilerek ya da bilmeyerek rol aldığı iddia edilen insanlarla ilgili soruşturmalar yapılıyor. Bazılarının rol aldığından benim kuşkum yok. Ama bazıları hakikaten ne kadar rol alıyordur bilmiyorum. Bu çeşit insanların ön planda olması bu tepkiyi de yaratıyor tabii. Orada Mustafa Balbayın savunması da anlamlıydı bu noktada. Ben bu notları aldım, tuttum. Darbe işbirlikçisi olmakla yargılanıyorum. Bu notları tutarken benimle konuşan insanların hepsi dışarıda bu nasıl iştir diyor. O çok haklı bir soru tabii. Bu tepkiyi de yaratan şeyden bende çok memnun değilim açıkçası. Ve sanki böyle 12 Mart-12 Eylül döneminin siyasi yargılamalarına dönüşüyor gibi bir izlenim içindeyim, inşallah böyle bir şey olmaz. Sarıkız diye bir darbe planımız var. Jandarma Genel Komutanlığının bilgisayarlarında yazılmış. Bunun kanıtını Ergenekon dosyasında görüyorsunuz. Yani en azından bu hükümeti devirmek için bu devletin bütçe imkân ve kabiliyetleri kullanılmış. Planı hazırlayanların tamamı devlet memuru asker kişiler ve mesailerini buna harcamışlar. Bu planın varlığını hükümet 2004 yılının Şubat ayında biliyordu. Ve hiçbir şey yapmadı. Yani o dönem bazı önde gelen hükümet üyelerinden biz işittik, Sarıkız filan onların hepsini biliyoruz laflarını. Sarıkızın falan ne olduğunu biz daha sonra birkaç yıl sonra dedikleri buymuş meğer olduk. Yapabileceği çok küçük bir işlem vardı. Başbakanlık Teftiş Kurulunu olağanüstü yüksek teftiş yetkileri vardır. Başbakan bir talimat verir, devletin her yerine girer o teftiş kurulunun müfettişleri. Onlar neredeyse savcı yetkisine sahiptir, girerler her şeyi bulurlar çıkartırlar, ifadelerini alırlar, raporlarını yazarlar, raporları başbakana iletirler, başbakan altına bir imza çakar, suç duyurusu olarak Ankara-İstanbul nereye gönderecekse savcılığa gönderir. Bu darbe teşebbüsü 2004te ortaya çıkarılabilirdi. Ama ne oldu? Dönemin genelkurmay başkanı, o teşebbüsün nakıs kalmasını sağladı. Ve üstü örtüldü. Şimdi Balyozu konuşuyoruz. Aynı dönemde MİT müsteşarı Cumhuriyet Gazetesinin yöneticileriyle konuştuğunda, siz 1. Orduya bakın, onlar ihtilal planlarını hazırladılar bile diyor. Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerine söylemekten çekinmeyeceği bir bilgiyi herhalde Başbakana, Genelkurmay Başkanı ve Cumhurbaşkanına da söylüyordu. 2003de bunun hukuki gereği yapılmış olsaydı, Sarıkız,
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.06.2010
BanaajangazetecilikteklifettiBana ajan gazetecilik teklif etti
Dalan'a 'gelme' diyen büyük patron
Samanyolu Haber
01.05.2010
10:20
Ergenekon?un firari sanığı Bedrettin Dalanın telefon konuşmaları teknik takibe takıldı.

Dördüncü iddianamenin bir numaralı sanığı Dalanın bir konuşmasında, İstanbuldaki Büyük patrona selam söylemesi dikkat çekti... Ergenekonun 4. iddianamesinde firari sanık Bedrettin Dalanın darbenin başbakanı olacağının belirtilmesi kamuoyunda tartışılırken Dalanın bazı emekli paşalarla ve yakınlarıyla yaptığı görüşmeler teknik takibe takıldı. İddianamede Dalanın Özel Kalem Müdürü İlhan Ümit Handan telefon görüşmesinde büyük patronun İstanbulda olduğunu ve Dalana gelmesini istemediğini söylediğini dile getiriyor. Birbirlerinin bayramını kutladıktan sonra İlhami Ümit Handan telefonda Dalana Büyük patron da İstanbul da diyor. Dalan da Hee anladım çok selamımı söyle diye karşılık veriyor. Ümit Handanın, Biraz biraz daha kalın söylerim başkanım hürmet ediyorum lafına ise Dalan şu cevabı veriyor: Tamam tamam peki. BANA ÇIK GEZ DEDİLER Dalanın Edip B. adlı bir paşayla yaptığı telefon görüşmesinde ise Yurt dışına çıkması gerektiği emrini aldığı anlaşılıyor. Dalan telefonda şunları söylüyor: İyiyim valla. İşte böyle yurtdışına çıktık, bazı tavsiyeler üzerine. Detayı bilmiyorum. Yani çık gez diyorlar. Biz de geziyoruz. Ne diyeyim ne . Sağlığım iyi hiç sorun yok. Olursa kendi hastanemden başka yere gitmem. Edip P. ise Zaten söylüyorlardır size. Buralar bildiğiniz gibi şeklinde cevap veriyor. Dalan, Fisun D. ile görüşmesinde ise, Hurşit Tolonun çıkacağını daha önceden bildiğini söyledi. Hoca, Tolonun çıkacağını söylemişti diye konuştu. DAVA AÇILSIN GELİRİM Dalan, Fahrettin D. İle yaptığı telefon görüşmesinde ise dava açıldığı zaman Türkiyeye döneceğini söylüyor. Fahrettin D. Bir çalışma şeyi kurmuştuk ama şimdi onu onu tutuyor biliyorum. Devam etmeli miyiz.? Köksal Hoca, o dekan falan demesi üzerine Bedrettin Dalan ise O.... bir teşekkür edin bakalım diyor. Dalan, Nedir esas sorun neyle suçlanıyor bence ondan daha önemli bir şey yok demesine karşılık , Fahrettin Dnin davanın açılayacağını yakın tarihte bu ay içerisinde açılacağı ifade ettiğini iddianamelerin düzenlensin sonra çalışmalara da bakacağını belgeleri de değerlendireceklerini söylüyor. Dalan ise değerlendirmelerden sonra duruma göre geleceğini ifade ediyor. SERBEST ÖZDEN-BUGÜN
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.05.2010
DalanagelmediyenbüyükpatronDalana gelme diyen büyük patron
Önkibar yine fena çuvalladı
Samanyolu Haber
05.03.2010
17:31
Sabahattin Önkibarın Başbakan beni Akşamdan kovdurdu iddiası için gösterdiği bütün şahitler Önkibarı yalanladı.

Ülkenin, geleceği ile ilgili tarihi dönemeçte olduğu günlerde gündemi önemsiz konularla meşgul etmek doğru değil. Hele, toplumu ilgilendiren sorunlar yerine, kişisel meselelerin gazete köşelerine taşınması yakışık almayacağı gibi, ülkeye haksızlıktır. Şahsen, çeşitli sebeplerle yapılan saldırıları umursamaz, önemsemez, yok sayar ve yoluma devam ederim. Bunu, yayın yönetmenliğini üstlendiğim kurumun yönetim ve patronuna yönelik haksızlıklarda da uygularım. İsterim ki, kamunun malı olan bu köşelerde hep halkın sorunları tartışılsın, toplumsal konular gündeme getirilsin. Lakin, bazen mecbur kalırsınız, yanıt vermeden geçemezsiniz... Dün, işte tastamam böyle olaylardan biriyle karşılaştık. Sabahattin Önkibar, Yeniçağda Beni AKŞAMdan sen kovdurdun Tayyip Bey başlıklı bir yazı yazmış. Yalanlarla dolu inanılmaz bir iftira. Yazdığına göre, canlı tanıkları varmış, birkaç yıl önceymiş. Güya, Mehmet Emin Karamehmetle anlaşmış, AKŞAMa Ankara Temsilcisi olmuş. Aynen böyle, oldum diyor, olacaktım filan değil. İsterseniz yazının kalan bölümünü aynen aktarayım: Mutabakata göre gazeteye yazarlık ve temsilciliğin yanı sıra Show TVde program yapacaktım. Karamehmetle anlaşmamın AKŞAM çalışanları tarafından duyulması ile o zaman Ankara Temsilcisi olan Nuray Başaran soluğu Tayyip Beyin yanında alır. Ve Sizi hiç sevmeyen Sabahattin Önkibarı benim yerine temsilci yaptı diye şikayette bulunur. Bunun üzerine Tayyip Bey direkt olarak Mehmet Emin Beyi arar. Ve Önkibarı almışsın, onu istemiyorum bilmiş ol der. Karamehmet çaresiz anlaşmamızı bozar. Peki ben bunları nereden mi öğrendim? O günlerde Sanayi Bakanı olan Ali Coşkundan. Bizim iş bozulunca daha önce başka bir kurumda beraber çalıştığımız yakın dostum Ali Coşkuna gidip durumu anlattım ve nelerin döndüğünü öğrenmesini istedim. Ali ağabey yanımdan Mehmet Emin Karamehmeti aradı ve telefondan aynen şunları dinletti. Ali Bey ben ne yapayım, Başbakanınız istemiyor. Bakın Ali Coşkun sağ. Bugün de şahitlik yapar. Sadece o da değil, o an yanımızda olan ünlü bir belediye başkanı da şahit. Keza İsmail Küçükkaya da bu konuyu biliyor. Sabah, yazıyı büyük şaşkınlık içinde okudum. Beni de şahit gösteriyor ya... Tam 10 yıldır bu grubun içindeyim, burada Önkibarın değil çalışması, Ankara Temsilcisi olması, bir tek gün adının geçtiğini hatırlamam. Böyle bir olayı ilk defa duyuyorum. Sonra Mehmet Emin Beyle konuştum. Hiç hatırlamıyor, hatta uzun süre Sabahattin Önkibarın kim olduğunu anımsamaya çalıştı. Siz Ali Coşkunla konuştunuz mu hiç dedim, Geçmişte olabilir, hatırlamıyorum, ama böyle bir konuda hiç görüşmedim yanıtını verdi. Bir işadamı, bir bakanla konuşmuş da olabilir, ama söz konusu olayın yaşanmadığından çok emin. Önkibar birkaç yıl önce diyor, Nuray Başaranın yerine geliyormuş. Nuray Başaranın ayrılış tarihi Haziran 2006, ben temmuzda Ankara Temsilcisi oldum. Tarihler tutmuyor, olaylar hiç tutmuyor. Mehmet Emin Bey, Başbakan Erdoğanın herhangi bir yazarla ilgili en küçük bir konuşması olmadığını söylüyor. Hiç mümkün mü? diyerek hayret ediyor. Baktım, iş olacak gibi değil. Türk siyasetinin duayen isimlerinden Ali Coşkunu aradım. İşte tek bir kelimesi bile değiştirilmeden Ali Coşkunun sözleri: Bir gün bana geldi, Abi dedi, Benim işimi kesiyorlar. Karamehmete bir rica eder misin? dedim Adam patron, memnun olur olmaz... Çok ısrar edince eski bir hukukumuz var, Mehmet Beye ben de söyledim. İstenmiyor dedi. Ne Başbakan bana baskı yapıyor dedi ne de bir isim verdi. İstenmiyor dedi. Ben zaten gazete idaresine karışmam ama istemiyorlar dedi. Şimdi lütfen herkes Ali Coşkunun bu sözlerini okusun ve burada asıl yanlışı görsün. Belki de; Önkibar AKŞAMda çalışmak istemiş, uğraşmış, olmamış. Sonra Sanayi Bakanı devreye girmiş. Mehmet Emin Bey de kibarca bunu reddetmiş. İstemiyorlar sözünün ne anlama geldiğini bizim piyasa çok iyi bilir, iç mekanizmalardan bahsediliyor. Ricacı olan bir bakan, reddeden işadamı. Ali Coşkunun sözlerini bir daha okuyun, orada başbakan nerede Allah aşkına... Olayın taraflarından birisi de AKŞAMın eski Ankara Temsilcisi Nuray Başaran. Dün açıklama yapan Başaran, net biçimde iddiaları yalanladı. İşte Başaranın sözlerinden bir bölüm: ... Yazınız tamamen gerçek dışıdır. Ne sizin, ne de bir başka gazeteci için Başbakan Erdoğana ima yoluyla bile olsa şikayetim olmamıştır. Olamaz. Aynı yazının içindeki çelişkiler zaten iddialarınızın doğru olmadığını ispatlıyor. Zan altında bırakmak istediğiniz Sayın Karamehmetin siyasi tavassutlardan etkilenmeyen bir medya patronu olduğu da kamuoyunun malumudur. İşte tablo böyle. Gazetelerine en küçük müdahalesi olmayan bir işadamından bahsediyoruz. Onun yayın organlarını, tamamen atadığı gazeteciler yönetir. Mehmet Emin Beyin siyasilerle ve hükümetlerle kurduğu ilişki çok mesafelidir. Bir
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.03.2010
ÖnkibaryinefenaçuvalladıÖnkibar yine fena çuvalladı
'İbret olsun diye o odalar boş'
Samanyolu Haber
13.01.2010
23:25
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce bankaların ilgili bakanlarının bankalarda kendilerine tahsis edilen odalarda oturduklarını dile getirerek, buna bir anlam veremediğini söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, sadece kamu bankalarıyla ilgili değil, BDDK, TMSF ve Merkez Bankası kanalıyla özel bankalar için de çok ciddi kurallar getirdikleri ve kararlılıkla uyguladıkları düzenlemeler yaptıklarını belirterek, Sermaye yeterlilik ve likitide rasyolarını yükselttik ve kimsenin gözünün yaşına bakmadık dedi. Babacan, 18. Dönem Bankacılık Okulunun eğitime başlaması nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, Ziraat Bankasının 2003 yılından itibaren tarım sektörüne daha fazla eğilmeye başladığına işaret ederek, bunun bankacılıkta bazı temel ilkeler konusunda tavizsiz bir uygulamaya başlanmasının getirdiği olumlu bir sonuç olduğunu söyledi. Ziraat Bankasının artık gerçek anlamda bankacılık yaptığını belirten Babacan, kamu bankalarıyla alakalı çok ciddi prensipleri olduğunu vurguladı. Babacan, Kamu bankalarının çalışma şekli, misyon itibariyle ve karlılık açısından baktığımızda özel sektör bankalarından artık bir farkı yoktur. Bu Ziraat Bankası ve Halkbankası için de geçerlidir diye konuştu. Gerçek verimliliğin ancak bu şekilde sağlandığına dikkati çeken Babacan, şöyle devam etti: Eğer hükümetlerin politikaları varsa, sosyal politikaları, farklı kesimlere farklı maliyetlerle kredi kullandırma... Bunun bankalar üzerinden ve bankalara zarar ettirme adına yapılmasının biz tamamen önünü kesmiş durumdayız. Yani artık bankalar gerçek anlamda maliyet bazlı hesapları kitapları yapıyorlar. Makul kar elde edecek bir kredi faizi uyguluyorlar. Eğer çiftçimize, esnafımıza başka kesimlere uygun şartlı kredi kullandırmak istiyorsak, hükümet olarak siyasi tercihimiz bu yöndeyse o zaman bunun karşılığını bütçeye koyuyoruz. Bankalara görev zararı yükleme dönemi artık yok. Biz genel çerçeveyi, ilkeleri, prensipleri belirliyoruz. Babacan, Türk çiftçisinin bugün gerçek anlamda Ziraat Bankasından istifade ettiğini belirterek, çiftçiye her hafta kullandırılan kredi miktarının 155 milyon lira olduğunu söyledi. Ali Babacan, daha önce bankaların ilgili bakanlarının bankalarda kendilerine tahsis edilen odalarda oturduklarını dile getirerek, buna bir anlam veremediğini söyledi. Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: Bakın, Ziraat Bankasının tarihi binasında bir bakan odası vardır, Halkbankasının bugün 29. katı bakan katıdır. Bizim hükümetimiz kuruldu, baktık oralara. Burada bir bakan niye oturur? Yönetim Kurulu var, Yönetim Kurulu Başkanı var, Genel Müdürü var. Bir bakan niye gider de bankanın içindeki odasında oturur? Hiçbir anlam veremedim. İlkeleri belirleriz, ama günlük işlerde bankaların tamamen serbest olması lazım. Şuna kredi ver, buna verme, şu benim dostum şu işi yap, bunu yapma. Bankaları zor duruma düşüren budur. Kamu bankaları eğer yıllar boyunca ciddi problemler yaşadıysa tamamen politika ile bankaların işleyişinin birbirinin içine girmesi... Bu işin maalesef Türkiyeye çok çok büyük zararı olmuştur. O gün bugündür ibret olsun diye o odalar boştur. Halkbankasının o katı boştur, Ziraat Bankasının bakan odası boştur, ibret olsun. Hangi gün birileri gelip o odada oturuyorsa bilin ki eskiye dönmüş ya da farklı ilişkiler, farklı çalışma şekilleri başlamıştır. Bunu buradan ilan etmek istiyorum. Babacan, Ziraat Bankasının genel anlamda kredilendirme performansına bakıldığında 2002deki kredi hacminin küçük olmasına rağmen yüzde 63ünün takipte olduğunu belirterek, 2003den önce verilen yanlış krediler de dikkate alındığında tüm kredilerdeki takip oranının ise şu anda sadece yüzde 2,4 olduğuna işaret etti. Artık Ziraat Bankası ve diğer bankalarda kuralların çalıştığını vurgulayan Babacan, şunları söyledi: Bankacılık kültürü değişti Ziraat Bankasında... Patron bankaları bazen şunu yapabilir; genel müdüre ya arkadaşımdır, dostumdur korkma ver şunu der. Patronlar diyebilir kendi parası, batarsa kendi parası. Ama biz Ziraat Bankasının sermayesini ve parasını 72 milyonun üzerinde bir rakam olarak görüyoruz. Kimin parasını nereye, nasıl veriyorsunuz? Tabii ki bunun ilkesi, kuralı olacak. Ben bazen kızıyorum, işte diyor ki ya bu kadar da, bari şöyle açsaydınız Ziraat Bankasını. Biz niye açacağız, kime açacağız. Diyorsunuz ki ilkeleri bozun, sistemi bozun ve ödeme imkanı olmayan şunlara, bunlara da kredi dağıtın. Böyle bir şey olmaz. Arada bir Ziraat Bankası ile ilgili sağda solda bir şeyler çıkar, İşte çok sıkı, vermiyor diye. O haberin şöyle altını kazıyıp baktığınızda hep o tür ilişkiler vardır. Birileri olmayacak bir kredi istemiştir, Ziraat Bankası da, yok kardeşim olmaz, bizim kuralımız vardır demiştir. Arkasından bir e
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.01.2010
İbretolsundiyeoodalarboşİbret olsun diye o odalar boş
İşte 13. haftanın panoraması
Samanyolu Haber
24.11.2009
23:57
İşte spordabugun.comun sizler için hazırladığı 13. Haftanın Panoraması.

2008-09 sezonunda Türkiye Kupasındaki Ankaragücü-Fenerbahçe maçında yardımcı hakem Alper Ulusoya küfür ettiği için atılmış, ardından da özür dilemişti. O dönem, Kazım için oldukça zor günler başlamış, kulüple ipler kopma noktasına bile gelmişti. Kazım, 13. haftada bazı gerçekleri kanıtladı. Bunlardan ilki; geçen sezonki özründe samimi olmadığı. İkinci gerçek ise bu cezalardan ders almadığı. Daum, ısrarla arkasında duruyor. Ama o hiç değişmiyor. İbrahim Üzülmezin ortasını iyi takip eden Fink, topun gelişine o kadar mükemmel vurdu ki, meşin yuvarlak mermi gibi ağlara takıldı. Jenerik olacak bir gol kaydetti. Sylva (Trabzon) Adnan (D.Bakır) Vinicius (İst.BŞB) Egemen (Trabzon) Ferhat (Trabzon) Olcan (G.Antep) Ayhan (G.Saray) Santos (F.Bahçe) Necati (Antalya) Kazım (F.Bahçe) Tazemeta Tecrübesini konuşturdu. İlk yarıda Gökhan Gönüle kaptırdığı toptan sonraki müdahelesi penaltı olsa, belki de maçın en kötüsü seçilecekti. Ancak, ikinci yarıda sazı eline aldı ve yaptığı iki asistle maça damgasını vurdu. Milyonlarca taraftarını bir kez daha üzüntüye boğdu. Futbolcular büyük bir camianın formasını giydiklerinin farkında değildi. Kasımpaşa yenilgisiyle teknik patron Broos gönderildi.Şuan gündemdeki isim Şenol Güneş. Haftanın en önemli maçında Fenerbahçeyi 3-0 ile geçmeyi başardılar. Kötü başlangıca ve yoğun eleştirilere rağmen son 7 maçından 21 puan çıkaran Beşiktaş, Fenerbahçeyi de yenerek bir ara bitti denilen zirve şansını hayli yükseltmiş oldu. Çok iyi futbol oynatamama durumunu Fenerbahçe maçının ilk devresinde de sürdüren Mustafa Denizli, buna rağmen kimilerine göre o meşhur şansının da yardımıyla hem maçı kazanan teknik direktör oldu hem de zirve yarışına ortak etti takımını. TSLdeki tecrübesini yeni yeni almaya başlayan, son haftalardaki başarısız hakem profilinin dışına çıkarak, şans bulmaya başlayan, ligi götürecek hakemler arasına girecek bir performans sergilemeye başlayan genç hakem, Kayseride hatasız diyebileceğimiz bir müsabakaya imza atarak, bu haftanın alkışlarını ve haftanın hakemi olmayı hak eden bir isimdi. Bu maçı kazanmamız gerekiyordu. Bunlara kupada elenmiştik. Yukarılara sarmak istiyoruz. Şu pozisyonda bırakın sarı kartı, faul bile yok. Çok açık ortada. Cüneyt Çakırın bu kararı vermesi için futbolu bilmiyor olması lazım. Eyyamcılık yapmış adeta. Maç sabahı 04.00te İstanbula vardık ve dinlenmeden sahaya çıkmak zorunda kaldık. Eğer yorgun olmasaydık, son 10 dakikada Galatasarayın işini bitirirdik. Bana hep yaşım ve orta yapamadığım konusunda eleştiri geliyordu. Bu yaşa gelmiş, orta yapamıyor diyorlardı. Fenerbahçe maçında bu konudaki eleştirilerin boşa olduğunu gösterdim. Elanonun tekniği varmış. Yerim ben onun tekniğini! Teknik direktörün takıma faydası yüzde 1000dir. Elano transferi Ardayı gözden çıkarma operasyonu mudur? Bence Elano yanlış yapılmış bir transferdir. Bu hafta değil Fenerbahçe, Real Madrid gelse havasını alır. Beşiktaş karşısında Fenerbahçeyi görmediniz mi? Tek bir pozisyonu yok. Bir Alex kilitlendi, takım bitti. Haftaya kazanırız. Sezon başında düşüncem aralık ayından sonra 6 ay dinlenip, yaz sezonu çalışmaktı. Ama Trabzonspor olayına ne yapabiliriz onu bilmiyorum. Tekrar dikkate alıp Trabzonsporda ihtiyaç var mıdır, yoksa başka hoca bulunabilir mi? Bulunamazsa o zaman değerlendiririz. Aydınus penaltıyı verse veya Alexin frikiği gol olsa bugün yorumlar da farklı olabilirdi elbet.. Ama futbol da böyle bir şey işte... Kazanırken size yapılan uyarıları dinlemezseniz, bir gün şartların hepsi aleyhinize işleyiverir, bir şey yapamazsınız. Zaman - 10 GOL: Makukula (Kayseri) - 7 GOL: Nonda (G.Saray) - 6 GOL: Kewell (G.Saray), Julio Cesar Souza (G.Antep), Kahe (G.Birliği), Moritz (Kasımpaşa), Colman (Trabzon) - 5 GOL: Mendoza (Diyarbakır), Alex (F.Bahçe), Milan Baros, Mustafa Pektemek (Gençlerbirliği) - 4 GOL: Turgay Bahadır (Bursa), Tazemeta (Diyarbakır), Mehmet Yılmaz (Eskişehir), Güiza, Semih Şentürk (F.Bahçe), Arda Turan (G.Saray), Tum (İstanbul BŞB), Cangele (Kayseri), Isaac, Simpson (Manisa), Kamanan (Sivas) - 8 ASİST: Arda Turan (G.Saray) - 7 ASİST: Cangele (Kayseri) - 6 ASİST: Ali Tandoğan (Bursa) - 5 ASİST: Ceyhun Eriş (A.Gücü), Burak Yılmaz (Eskişehir) - 4 ASİST: Kader Keita (G.Saray), Colman (Trabzon) - 3 ASİST: Batalla (Bursa), Alex, Güiza, Vederson (F.Bahçe), Kewell (G.Saray), Burhan, Hurşit (G.Birliği), İbrahim Akın (İst.BŞB), Gabric, Gökhan, Selçuk İnan (Trabzon) Beşiktaş-F.Bahçe ......3-0 G.Saray-Manisa.........1-1 Gaziantep-Bursa .......0-1 Kayseri-D.Bakır........2-0 G.Birliği-İst.BŞB .....3-1 Eskişehir-A.Gücü ......0-0 K.Paşa-Trabzon.........3-1 Denizli-Antalya........1-1 Sivasspor ...(Hükmen galip) M.United-Beşiktaş Bursa-G.Saray F.Bahçe-Kasımpaşa Antalya-G.Birliği, İstanbul BŞB-Gaziantep, Man
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.11.2009
İşte13haftanınpanoramasıİşte 13 haftanın panoraması
Bulut: Erdoğan'ı yok edecekler
Samanyolu Haber
10.11.2009
06:39
Doğan Grubundan yaptığı ani ayrılık ile gündeme oturan Yiğit Bulut, gündeme ve Ergenekona ilişkin çok çarpıcı ifşaatlarda bulundu.

Yiğit Bulut, Türkiyenin önünün tamamen açılması için Tayyip Erdoğanın bir dönem daha başbakanlık koltuğunda oturması gerektiğini söylüyor. Buluta göre asıl tehdit, yılda 50-52 milyar dolar faizi cebine indiren yerleşik düzen. Yiğit Bulut, ekonomi analizleriyle bilinen bir yazarken, 10 yıl çeşitli görevlerle çalıştığı Doğan Grubundan Ciner Grubuna geçince kendini birden spekülasyonların ortasında buldu. Çünkü bir yandan eşinin eniştesi Aydın Doğanın mülkiyetindeki medyayı keskin ifadelerle eleştirirken; tam tersine, önceleri yüklendiği Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı destekliyordu. Fikrî bir değişim süreci mi yaşıyordu? Türkiyeyi sömüren yerleşik düzen ve icraatlarından söz ediyordu açıklamalarında. Birçok tespiti satır aralarına sıkışmıştı. Kimi ayrıntılar ise açılmaya ve irdelenmeye muhtaçtı. Ona göre ülkenin selameti adına Erdoğanın bir dönem daha koltuğunu koruması şart. Sonrası aydınlık. Yılda 50 milyar doları iç eden yerleşik düzenin beli kırıldı. Türkiye yakın gelecekte dünyanın iki numaralı süper gücü olacak. Biz sormaktan çekinmedik, o da cevaplamaktan. -Aydın Doğana karşı nötrüm diyorsunuz. Neden? Nötrüm demek, Aydın Doğana karşı herhangi bir düşmanlığım yok anlamındadır. İnsanlar bunları düşmanlıktan kaynaklanan bir duyguyla söylediğimi düşünebilirlerdi. -Aslında çok şeyler daha söyleyebilirim anlamı... Yoo, o anlamda değil. Yerleşik düzenin olması, irtica masalının zaman zaman birileri tarafından ortaya atılması, Türkiyede esas kavganın aslında bir iktidar kavgası olması, finansal bir çıkarın kavgası olması; bütün bunları anlatırken, insanlar şöyle düşünmesinler diye nötr olduğumu söyledim: Acaba Doğan Grubundan ayrıldı, onlara kin ve nefret mi besliyordu? Ondan mı bunları ifade ediyor? Hayır, bu 10 yıl içinde Türkiyedeki yerleşik düzeni çözdüm. 10 yıl bir doğum süreciydi benim için. Süreç sonunda bu fikirlere erişebildim, bunları görmeye başladım. -Görünce ayrılmak zorunda mıydınız oradan? Hayır, değildim. Doğan Grubu var olduğunca, hayatımın sonuna kadar orada işimi yapabilirdim. Maaşımı alabilirdim. Sonuçta insanın rahatsızlığı, vicdanı var. Daha fazla orada kalamayacağımı düşündüm. - Kendinizi hiç oraya ait hissetmemişsiniz, niçin? Orada tasvip etmediğim olayların başında Ertuğrul Özkök zihniyetinin bütün gruba hâkimiyeti var. Biz en güçlüyüz, en büyüğüz, siyasi otoriteden de büyüğüz, devletten de büyüğüz mantığının hâkim olduğu bir yerden hoşlanmam. -Cinerde de bunu görürseniz aynı mı davranırsınız? Kesinlikle. Nerede olursa olsun gazeteci gazetecidir. Haddini bilmeli. Patron bak elimizde şöyle bir malzeme var. Hükûmete bir vursak ne yaparız şeklinde bir gazeteciliğe her zaman karşıyım. Bu tamamen bir zihniyet kavgasıdır. Hürriyet Gazetesinin manşetini 411 El Kaosa Kalktı diye atan zihniyet, beni orada istemez. Türkiyenin yılda 52 milyar dolar faiz ödemesi, irtica yalanıyla askerin kışkırtılması, 28 Şubat süreci nin teşvik edilmesi, gidip bunların toplantılarına katılınması, budur benim için kaos. -Türkiyede Alman etkisinin şifre ya da kodlarını biraz açar mısınız? Tarihe bakarsanız, Almanyanın Osmanlıda verdiği savaşı görürsünüz, kontrol etme, ele geçirme, nüfuz savaşını... Osmanlıyı mahveden Almancılıktır. Aynı savaş devam ediyor. Kim Türkiyeye hâkim olacak? Amerika mı, Almanya mı, İngiltere mi, Anglosakson güçler mi, Avrupa içinden başkaları mı? Böyle bir yapıda mutlaka gazetecilere başka zihniyetlerden enjeksiyonlar yapılıyordur. Bunu özel biri için söylemiyorum. -Yiğit Bulut gibi biriyle herkes iş yapamaz. Aydın Doğan da. Kendine güvenenler yapabilir ancak. diyorsunuz. Turgay Ciner, buna uyuyor mu? Bir yerde yöneten zihniyete rakip çıkabilecek başka zihniyet varsa, o zihniyet yok edilmek istenir. Aynen Doğan Grubunda karşılaştığım duvarlar gibi. Ciner Grubu tamamen nötr. Gizli ajandamız yok. Amacımız haber neyse onu almak, halka nötr, ortada durarak, çoğulcu, demokrat, liberal ve herkesin fikirlerine saygı duyarak aktarmak. -Ciner, medya işlerine hiç karışmıyor mu? Editöryal anlamda hiçbir müdahalesini görmedim. Tek bir kural var, nötr, objektif, çoğulcu olmak ve her türlü fikre saygı duymak. -Doğan Grubunda böyle değil miydi? Fikri ve duruşunu, editöryal anlamda işine karıştıran adam var. Çok açık söyleyeyim, Ertuğrul Özkök. AK Parti iktidara geldiğinde ilk başta söyle düşünüldü. Bunlar nasıl olsa bir süre sonra bize benzemeye başlayacaklar. İlk önce çok şaşırdı, Bu adamlar nereden çıktı? diye. Biz hiç böyle adam görmedik, Avrupada, Almanyada, dış dünyalarda, Amerikada... Kim bunlar? Anadolunun içinden çıkan insanları bir türlü anlayamadılar. Bu adamlar nereden geldi? Bir süre sonra da kendilerine benzemiyorlardı. Tam tersine onları benzetmeye çalışıyorlardı. Türkiyede şöyle bir mantık var: Atatürkçüyüm, Cumhuriyetçiyim, laiğim vs... En güzel yerde oturu
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.11.2009
BulutErdoğanıyokedeceklerBulut Erdoğanı yok edecekler
Hakkı Devrim: İğreniyorum !..
Samanyolu Haber
04.10.2009
10:02
3G reklamlarında oynasa da Hakkı Devrimin teknoloji ile arası iyi değil. Cep telefonunu kullanmaya başlayalı çok olmamış.

Şimdilerde bilgisiyarı öğrenmeye çalışıyor. Hakkı Devrim, gazeteciliğin en eskilerinden. 81 yaşında. Radikalda yazıyor. Okan Bayülgenin Disco Kralına çıkıyor. Devrimle yaşlılıktan teknolojiye, bir çok şeyi konuştuk. 3G reklamlarında sizi görünce birçok kişi şaşırdı. Teknolojiyle aranız iyi midir? Biz Denizlideyken mahalleye ilk defa radyo gelmişti. Daha ilkokula başlamamıştım. Sene 1932 olmalı. Ailece radyo gelen eve ziyarete gittik. Asıl maksat radyoyu görmekti. Bir süre sonra televizyon çıktı. Ben uzun süre direndim, eve almadım. Çünkü çocuklar okula gidiyordu. Sonra kumandalar çıktı. Ben aleti öğrenirken kumandalar çoğaldı. Ben beceremiyorum. Çocuklar hangi kumandayla ne yapılacağını yazıp camın altına masaya koyuyorlar. Torunlar teknoloji özürlü dedemiz diye bir laf icat ettiler ve bu bana yapışıp kaldı. Şimdi internet çıktı. Çok istiyorum öğrenmeyi... Gazeteden kupür kestiğinizi gördüm... Evet ya, gayri ihtiyari. Gazeteyi başka türlü okuyamam. Not alıyor, yazıları kesiyor, arşivliyorum. Burada önemli olan, arşive gönderenin yaptığı iştir. Günde on-on iki gazeteye bakıyorum. Bu iş zamanımın çoğunu alıyor. Şimdi üç isim yazıyorsun, internette hemen aradığın karşında. İnterneti ve bilgisayar kullanmayı öğreneceğim. Yazılarınızı daktilo ile mi yazıyorsunuz? Yazılarımı elle yazıyorum. 1956 senesinde Havadis gazetesinde çalışırken Optima marka daktilo almıştık. Uzun süre o daktiloyla yazdım. Mesleğe on bir yıl ara verdim, çiftlik işiyle uğraştım. Bab-ı Aliye tekrar döndüğümde daktilodan da kopmuşum. Yine aldım elime kalemi. Elle yazıyorum. Reklam teklifi kimden geldi? Bana teklif gelmesinde Okandan şüpheleniyorum. Onun parmağı var gibi geliyor bana. Kendisi bu reklamlardan birinde oynamıştı. Reklam filminde gazeteleri, televizyonları olan bir patronu oynuyorum. Hayat boyu patron olamadım ama rolünü oynamak varmış. 3G ile tanışmış mıydınız reklamdan önce? 3Gli aletten bizim evde yoktu. Cep telefonunu da yeni kullanmaya başladım. Kullandığım telefon görüntülü değil. Bununla da bir sürü derdim çıkıyor. Bir yıl önce eşinizi kaybettiniz. Nasıl geçti o bir yıl? Eşimle altmış yıla varan bir tanışıklığımız, 55 yıllık da evliliğimiz vardı. Şimdi imkan yok o boşluğu doldurmaya. Alışılır bir şey değil. Bu konuda konuşmakta çok zorlanıyorum. Çocuklarla da konuşamıyorum. Bu meseleyi içinizde halletmek zorundasınız. İhtiyarlığınızla barışık mısınız? Evet, benim böyle iyi bir tarafım var. Ben yaşlı adamın yaşlı olmasını, öyle davranmasını istiyorum. Niçin? Daha çirkin olmamak için. Şimdi görüyorum. Yaşlı ama hovardalığı devam eden tipler var. Kadın olsun, erkek olsun yaş farkına meraklılardan iğreniyorum. Adam 77 yaşında, 20 yaşında kızla geziyor. Ne ayıp değil mi? Bu sebepten Aydın Boysanı sevmem mesela. Yıllar geçtikçe ölümü daha mı çok düşünüyorsunuz? Bundan çok korkardım. Ama şimdi 81 yaşımdayım, yirmi yaşımda olduğumdan daha çok korku yok içimde. Şimdi benim tanıdıklarımın çoğu öbür tarafta. İnanıyorum. Bundan sonra öbür alemde yaşayacağımdan eminim. Bu alemde de namuslu yaşamışım. Kimileri bana kızar. Ya sen yeteri kadar laik değilsin. derler. Tamamen laik olacağım, hazırım da. Nereye gideceğim meselesi var. Ben de onlara Sen nereden geldiğimi bir anlat, tam laik olayım. diyorum. Ses yok. O zaman gideceğim yere de karışma. diyorum. Geçenlerde bir televizyon programında Bugün bir medya patronu olsam bütün genel yayın yönetmenlerini kovardım. dediniz. Niye böyle düşünüyorsunuz? Hiçbir genel yayın müdürünü beğenmiyorum. Ben bütün gün hazırlanıp da zor yazıyorum bir yazıyı. Hem gazete idare edip hem de her gün bir de şakkadak yazı attırıyorlar. Şaşırıyorum. Çalışmıyor demeye hakkımız yok. Genel yayın müdürlerine böyle söylüyorum ama meslekteki en zor mevkilerden biridir. Patron servetini bağlamış. Sen idare et demiş. Bir de iktidarlar var. Bürokratik iktidar, para iktidarı, bizde askerî iktidar bile vardı. Bütün samimiyetimle söylüyorum. Hem patronu, hem iktidarı hem okuru mutlu etmek başlı başına zordur. Ağabeyleri olarak müdürleri eleştirebilirim ama yerlerinde olmak istemem. Gündemi takip ediyorsunuz. Ergenekon davasına siz nasıl bakıyorsunuz? Gelişmiş memleketlerle mukayese edince Türkiyenin çok kusuru var. Fakat Türkiye baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Türkiyede öyle gelişmeler var ki... Biz yaşadığımız gerçekleri tam idrak edemiyoruz. 2009 senesinde hakkında şüphe olan generaller tevkif edildi bu ülkede. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bütün tarihi savaşlarla geçmiş. Binaenaleyh tarihi ve günlük hayatında askerin yeri başkalarına nispeten çok ağır basan bir memlekette bu bir ilktir ve çok önemlidir. Paşaların tevkif edilmesi neden önemli? Çünkü Türkiye, aman onu gücendirmeyelim, onu küstürmeyelim, kırmayalım onu azdırmayalım endişesinden kurtulmaya başlamıştır, demektir. Türkiyenin geldiği
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.10.2009
HakkıDevrimİğreniyorumHakkı Devrim İğreniyorum
Oktay Ekşi'den Ertuğrul Özkök itirafı
Samanyolu Haber
25.05.2009
05:44
Son dönemde tartışmaların odağındaki isim Oktay Ekşi, Yeni Şafaktan Mehmet Gündemin sorularını cevapladı.

Hürriyetin başyazarı Oktay Ekşi; “Aynı pozisyonda beş yayın yönetmeni ile çalıştım, hiçbiriyle sorunum olmadı. Nezih Bey biraz zor adamdı. Konuları birlikte belirlerdik, kompoze etme bana düşerdi. Çetin Emeçe konu söylemeden yazımı veriyordum, okuyup tamam derdi. Ertuğrul geldiğinde Oktay Bey, bugün ne yazacaksınız, konuşsak dedi. Anladım ki, bu sözün altında kontrol talebi var” diyor.

Başyazar ne kadar kendidir?

Rekortmen başyazar. Değişmez, değiştirilemez, değiştirilmesi dahi teklif edilmez Basın Konseyi Başkanı. Yıllardır aynı konuları, aynı tonda bıkmadan, usanmadan yazmak zamanla alışkanlığa dönüşüyor ve insan alışkanlıklarından uzaklaşmak istemiyor. Oktay Bey bu işten keyif alıyor. Hâlâ heyecan duyuyor. Bizim nesil bu kadar sabit ve bağımlı değil. Farklılık arıyoruz, ya kendimizi ya da şatları değiştirmeye kararlıyız, başka türlüsü bizi huzursuz eder. Bu kadar dinginlikle yaşayamayız. Oktay Beyin hali, dışarıdan bakılınca bir devri kabul mü, yoksa mücadele mi tam belli değil. Galiba ikisi iç içe… Yazılarındaki sertlik yüzyüze sohbetinde yok. Bence o yeniden başlama imkanı bulsa başyazar değil, yazar olurdu. Bu kadar yükümlülük ve misyonu yüklenmez, daha çok kendi olurdu. Fakat Hürriyet için vazgeçilmezler listesine girdiğine göre vardır bir bildiği…

1974ten beri Hürriyetin başyazarısınız. İktidarlar değişti ama siz değişmediniz…

Aynı gazetede bu kadar uzun süre başyazarlık yapan başka kimse yok.

Bu mevkii korumak zor değil mi?

Gazete ile özdeş hale geldim, ciddi bir uyum söz konusu, bütünleştik. Uyum olmasa yürümez, burada benim meslek ömrüm 15 dakikada bitebilir.

Nuriye Akmana 53 yıldır işten atılma korkusu yaşıyorum derken ciddi miydiniz?

Çok. Hâlâ aynı korkuyu her gün yaşarım. Sabah kalktığımda iş bitmiş olabilir, böyle bir muameleyi göğüsleyemeyeceğimi bildiğim için işimi o sonucu doğurmayacak kadar iyi yapmaya çalışırım.

Okurla, patronla, etkin çevrelerle iyi geçinmek…

Hayır. İnandığımı yazmak. Kendinize ve okuyucunuza inandığınızı dürüstçe ifade etmek temel kuraldır.

Başyazarsınız, kendi fikriniz ile gazetenin görüşü arasında kaldığınız olmu-yor mu?

Doğru. Bir tarihte gazetenin görüşü ile benim görüşüm arasında farklılık doğdu. Medya sahiplerinin kamu ihalelerine girmesi sınırlandırılmalı diye yazdım. Hâlâ aynı görüşteyim. Aydın Bey aradı, “okuyucu sıfatıyla arıyorum, başka bir konumumu düşünmeyin” dedi “size katılmıyorum, medya sahipleri neden ihalelere girmesin ki...”

Okuyucu sıfatıyla arasa da patron.

Rencide etmeden aktarabilmek için okuyucu konumunda olduğunu söylüyor.

Siz kişisel olarak geridesiniz, kurumun görüşleri de ön planda mı?

Birçok mesele var ki, başka sütunda yazsam rahatlıkla ifade edebilirim, başyazar olunca ayrı yükümlülük oluyor.

Niye biz diye yazıyorsunuz?

Kolektif kimliği olan bir sütun. Ben dersem şahsileştirmiş olurum. Ben demeye teşebbüs ettim ama yürümedi.

İLK GÜNDEN BERİ ONA ERTUĞRUL DERİM

Yazınız basılmadan önce yayın yönetmeni ya da patronun haberi olur mu?

Hayır, yazıyı ertesi günü okurlar. Ne yazdı acaba, yarın başımıza bir iş getirmesin diye bakmazlar. Patronun, yayın yönetmeninin katılmadığı yazılar da yazdım. Ertuğrulla zaman oluyor çok zıt düşebiliyoruz.

Ertuğrul Özkök, ele avuca gelmez biri. Sürekli yenilik arıyor. Çalışmak zor değil mi, nasıl tahammül ediyorsunuz, o size nasıl katlanıyor?

Böyle bir sorunumuz yok. Aynı pozisyonda beş yayın yönetmeni ile çalıştım, hiçbiriyle sorunum olmadı. Nezih Bey biraz zor adamdı. Konuları birlikte belirlerdik, kompoze etme bana düşerdi. Çetin Emeçe konu söylemeden yazımı veriyordum, okuyup tamam derdi.

Ertuğrul Özköke gelelim…

Göreve geldiğinde; “Oktay Bey, bugün ne yazacaksınız, konuşsak” dedi. Anladım ki, bu sözün altında kontrol talebi var; “Bak Ertuğrul baştan konuşalım, benim konumumdaki insanlarla böyle konuşulmaz gibi geliyor bana. Ya devam et ya da bitir denir…” “Haklısınız” dedi. Konu bir daha konuşulmadı. Köşesinde; “Oktay Bey bana yayın yönetmenliği konusunda ders verdi” diye yazdı.

Özkök size sormuş, “Oktay Bey mi, Oktay Ağabey mi diyeyim”, siz de “Sayın başyazarım de” demişsiniz…

Hayır. İlk günden itibaren o bana Oktay Bey, ben de ona Ertuğrul derim. Ağzımdan hiç Ertuğrul Bey çıkmadı.

BENİM DE YEDEĞİM VARDIR

Yeni bir yazar buldu Ahmet Arsan. Ahmet Hakan, “Özkök, Ekşiyi yedeklemişti, şimdi de beni yedekl
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.05.2009
OktayEkşidenErtuğrulÖzkökitirafıOktay Ekşiden Ertuğrul Özkök itirafı
SAYIN BAŞBAKAN...
Samanyolu Haber
07.03.2009
09:21
Sayın Başbakan, velev ki aynı havuzdayız, ne olacak ki?..

Gazetede günlük köşe yazmak bazen insanı helak eder. Çünkü öyle haller olur ki patinaj yapmaya başlarsın. Önüne benzer konular gelir ve sen de bir daha, bir daha yorumlamak zorunda kalırsın.
Ben bunu daha önce yazmıştım demek olmaz bu işte. Pedal çevirmeye çaresiz devam edeceksin, eğer her Allah’ın günü yazıya mahkumsan.
Oyunun kuralı bu.
Çarşamba akşamı Kanal 24’de bir meslektaşım sormuş Başbakan Erdoğan’a, “Bütün köşe yazarlarını aynı mı değerlendiriyorsunuz?” diye.
Erdoğan da demiş ki:
“Objektif bakanı görmedim gibi bir şey. Çünkü hepsi aynı havuzun içinde yoğruluyor. (Bir meslektaşım, “Hasan Cemal’i sevdiğinizi biliyoruz” diye araya giriyor) Bakın ne diyorum, çok çok istisna... Ama hepsi havuzun içinde yoğruluyorlar. Öyle anlar geliyor ki, icabında hepsi patronunun haklarını savunmaya başlıyorlar.”
Yeni bir şey yok bu sözlerde.
Tayyip Erdoğan, geçen Eylül ayında Deniz Feneri olayı patlak verdiği zaman da benzer şeyler söylemiş, gazeteci milletini eleştirmişti.
Ben de bu köşede uzun uzun yazmış, hangi noktalarda haksız olduğunu, hangi açılardan eleştiriyi hak ettiğini belirtmiştim.
O kadar örneği var ki(*).
Bir daha aynı şeyleri yazmak içimden gelmiyor. Ama yine de değinmek zorundayım.
Sayın Başbakan;
Diyelim ki hepimiz aynı havuzun içindeyiz ve patronumuzu savunuyoruz.
Olabilir.
Yanlış da yapıyor olabiliriz.
Bu da mümkün.
Ama siz buna tahammül etmek zorundasınız. Eğer basın özgürlüğü varsa, eğer rejimin adı demokrasi ise başka çareniz yok, değişik sesleri beğenmeseniz de dinleyeceksiniz.
İkincisi:
‘Aynı havuz‘un içinde değiliz.
Siyah beyaz ayrılıklarımız var.
Bu ayrılıklar yalnız siyasal ve ideolojik çizgiler taşımıyor.
Patron söz konusu olduğunda da, iş ilişkileri gündeme geldiğinde de farklı tavırlar su yüzüne vurmuştur bizim grupta. Konuya bazen sessiz ve mesafeli kalınarak, bazen üstü örtülü biçimde, bazen de açıktan eleştirel yaklaşımlar belirtilmiştir.
Kapalı kapılar arkasındaysa, yüzyüze tartışmalar daha açık dille yapılmıştır.
‘Medya eleştirileri‘ne gelince, köşelerde bunun örnekleri de verilmiştir. Mesela 25 Eylül 08 tarihli yazımın başlığı şöyleydi:
“Medya adam olmadan, demokrasi adam olmaz!”
Ama Sayın Başbakan;
Dikkat edin, eğer sizdeki bu eleştiriye karşı tahammülsüzlük böyle devam edip giderse, bizim demokrasi de adam olmayacak.
Laf uzadı yine.
Son astronomik vergi cezası, bilgi ve vicdan sahibi herkesin gözünde siyasal nitelik taşıyan düşmanca bir tavır olarak değerlendiriliyor.
Ben de böyle düşünüyorum.
Daha önce de yazdım.
Siyasal iktidarlar, ellerindeki ‘devlet gücü’yle ‘intikam’ almaya kalkışırlarsa, orada ne hukuk kalır, ne de demokrasi. Eleştiriye, muhalefete tahammüldür, demokrasileri demokrasi yapan...
İktidar her rejimde vardır. Eleştiri ve muhalefet ise bir tek demokrasilerde...
Eleştiri ne kadar sert, ne kadar aykırı da olsa, muhalefet ne kadar aşırı, ne kadar acıtıcı da olsa, iktidar sahiplerinin buna tahammülüdür, demokrasileri demokrasi yapan...
Sayın Başbakan;
Dün bir şiir okuduğunuz için demokrasiyi hiçe sayıp sizi hapse atan gücü hiç aklınızdan çıkarmayın, bugün sizi eleştirenlere yıldırımlar yağdırırken...
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.03.2009
SAYINBAŞBAKANSAYIN BAŞBAKAN
KRİZ ZAMANI
Samanyolu Haber
07.12.2008
10:19
Ateşli bir köy çocuğu, şehrin en büyük marketler zincirinde, işe başvurur.

Dünyada kriz yaşanıyor; Türkiye de bunun etkilerini hissediyor. Ama şartlar ne kadar kötü olursa olsun, becerikli ve gayretli kişi ekmeğini taştan çıkarır. Bununla ilgili bir hikâye elime geçti.
Ateşli bir köy çocuğu, şehrin en büyük marketler zincirinde, işe başvurur. Patron, daha önce satıcılık yapıp yapmadığını sorunca, sadece köyde küçük bir bakkal dükkânında çalıştığını söyler. Ama bakışları cin gibidir; patronu etkiler; işe alınır.
Birinci günün sonunda patron çocuğu karşısına alır ve sorar:
- Bugün kaç satış yaptın.
- Bir
- Ne! Bir mi? Diğer elemanlar en az 20-30 satış gerçekleştirdi. Peki bu bir satış, kaç lira tuttu?
- 320 bin YTL.
Cevabı duyan patron şaşırır, nasıl becerdiğini öğrenmek ister.
- Önce oltayı sattım. Sonra müşteriye, bir tekneye ihtiyacı olduğunu söyledim. Çift motorlu, bir yelkenli sattım. Yat Bodrumda demirleyecekti. Orada arabaya ihtiyaç duyacaktı. Böylece, bir de cip almaya razı oldu.
Patron kendinden geçer.
- Ne diyorsun? Bütün bunları küçük bir olta almaya gelen adama mı sattın?
- Yoo, aslında karısı için bir tane orkid istemişti. Ben de ona, hafta sonun mahvolmuş, sen iyisi mi balığa git dedim.
(Fıkra için Saim Güvene teşekkürler)

Hikâyeyi gerçekçi bulmadınız mı? Bir düşünün... Büyük bir markete iplik almak için girdiğinizde, bir çift ayakkabı alıp çıktığınız hiç olmadı mı? Ama şimdi kriz zamanı! Hanımlar artık böyle delilikler yok, öyle değil mi?
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.12.2008
KRİZZAMANIKRİZ ZAMANI
Toplam "18" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti