Habergec.Com Aranan Kelimeler:yok böyle operasyon Değerlendirme: 10 / 10 487531
habergec.com
29.08.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yok böyle operasyon

Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
03:06
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
En Çok Okunan
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
02:08
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
Güncel
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
Tufan Ergüder: İyi polis olmak ne demekmiş 22 Temmuz'da herkes gördü
Zaman
24.08.2014
02:08
Yolsuzluk operasyonuyla gelen tasfiyeler sonrası Hakkâri Emniyet Müdürlüğü görevinden istifa etmişti Tufan Ergüder. Şimdilerde avukatlık yapmaya hazırlanan Ergüder ile bir zamanlar beraber çalıştığı polislere yapılan 22 Temmuz operasyonunu, KCK’yı, Selam-Tevhid örgütünü ve çözüm sürecini konuştuk.KCK operasyonları yapılırken İstanbul emniyet müdür yardımcısıydınız. Bu operasyonları cemaatin yaptığı iddiaları için ne diyorsunuz?KCK operasyonları Türkiye’nin geçmişinde önemli bir yere sahip. KCK operasyonları yapılmasaydı şu an bölünmüş bir Türkiye ile karşı karşıya olurduk. Operasyonlarınhazırlanma safhası 2009 yerel seçimler öncesine dayanıyor. 2009 yerel seçimlerinde özellikle güneydoğuda örgütün halk üzerinde kurmuş olduğu baskı ortaya çıkınca o zaman hükümet bu operasyonların yapılması gerektiğine karar verdi. KCK operasyonları siyasi iktidarın kararı ve onayı olmadan yapılabilecek operasyonlar değildi.Yani ‘Cemaat emniyette bir paralel yapı kurdu ve KCK gibi operasyonları yaptı’ söylemleri öylesine mi söyleniyor?Böyle bir şey yok. O zamanki siyasilerin o günlerde yaptıkları açıklamalara bakıldığında tablo daha net görülüyor. Mesela dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, KCK operasyonlarına dair bir anekdotunda “Dosyayı Başbakan’a arz ettim. Başbakan Erdoğan 2011 yılının Ramazan ayında KCK’ya planlanan operasyonu ‘haram ay’ diyerek yaptırmadı.” demişti. KCK operasyonları ayrıca teknik bir operasyon. Tespitlerimize göre KCK yapılanmasının bir internet network’ü şeklinde çalıştığını gördük. Bütün talimatlar internet üzerinden yayı nlanıyor. Üstelik bu talimatlar bir şekilde 28 MİT elemanının da dâhil olduğu, bazen silahlı eylem talimatına dönüştüğü bir sistem. Yani bunun çok ciddi bir istihbarat safhası var. Bu arada KCK’nın içindeki MİT elemanları da arz edilmişti Başbakan’a. Bizzat hazırlanmış dosyayı gördüm. Hüseyin Çapkın ve Ali Fuat Yılmazer bunları konuşmak üzere gitmişti. MİT’le iltisaklı 28 kişi KCK eylemlerinin bizzat içindeydi ve KCK’yı önemli yapan da buydu.KCK, Ergenekon ve PKK operasyonlarından sonra Hakkâri Emniyet Müdürü oldunuz. Bu terfi görünümlü bir sürgün müydü?Çevremde de benzer yorumu yapan çok oldu. Fakat hiçbir zaman hiçbir görev yerime sürgün olarak bakmadım, öyle olsa bile. Hakkâri, bir emniyet müdürünün çalışması gereken önemli bir bölge. Hatta Hakkâri’ye gittiğim ve orada görev yaptığım için her zaman onur duydum. 28 ay görev yaptım, hiç problem etmedim. Daha da çalışabilirdim ancak malum süreç başladı.28 ay sonunda size istifa kararı aldıran gerekçe nedir?17 Aralık’tan sonra görevden almalar başladı. Daire başkanları il emniyet müdürleri, polis okulu müdürlerinin, adli polislik yapacak kadroların biner biner el çektirildiğini gördük. Bu Hakkâri’ye kadar dayandı. Burası kritik bir şehir. Ciddi dengeleri var ve sürekli çatışma eşiğindesiniz. İnsanlar gözünüzün içine bakıyor. Orada valinin, emniyet müdürünün duruşu çalışan için önemlidir. Böyle bir durumda Ankara’dan bir daire başkanı valiyi arayıp “Şunu alın yerine şunu koyun’ diyor. Emniyet müdürünün haberi yok, danışan, soran yok. Burada nasıl görev yapayım? Dolayısıyla buna rıza gösteremezdim.Çözüm sürecine rağmen şehirde çatışma oluyor muydu?Çözüm sürecindeyiz diye Hakkâri’de teröristler temizlendi ve şehir sütliman diyemez kimse. Polisin çözüm sürecine karşı mı?Aslında bu sorunla en çok muhatap olan polis olduğu için en çok çözüm isteyen de polis. Batı’daki insanların bölgede olup bitenlerden gerçekten haberi yok. Ama sürecin yönetilmesiyle ilgili sıkıntılar çok. Hala kırsalda yol kesen gruplar var. Şehirden adam kaldırıyorlar. Hala katılımlar devam ediyor. Haraç alıyorlar vatandaştan. İnsanlar şikâyetlerini hala kırsaldaki gruplara yapıyor. Bunlar yargılama yapıyor. Dolayısıyla devlet sistematiğini bozuyorlar. Ama halk sinmiş durumda. Hata hükümette. ‘Biz ne yapıyoruz, nereye gidiyor süreç?’ demiyorlar. Pazarlıklar olacaktır elbet ama bu pazarlıkta hep veren taraf devlet oldu. Bugüne kadar somut bir şey aldığını görmedim. Arzu edildiği gibi silahsızlanma sağlanabilirdi. Yurt dışına çıkmalar gerçekleşebilirdi. Ama olmadı. Ki bunlardan Erdoğan da bahsetti. Bu durumda bölgedeki vatandaşı terör örgütünün kucağına bırakmış olursunuz. 30 yıldır teröre karşı devletle mücadele edenler yerel seçimlerden önce bıraktılar ve devlet aleyhine açıklamalar yapmaya başladılar. Bu sebeple örgütün iyi niyetinden şüpheliyimBölge halkının talebi nedir?Halk gerçekten silahlar sussun istiyor. Hatta ‘Dağdan inenler şehirlere gelsin kardeşçe yaşayalım’ diyorlar. Kardeşlik hususu konusunda Batı’daki insanlardan çok daha samimiler. Ve bölünmeye karşılar çünkü onlar da Ankara, İstanbul ve İzmir
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
TufanErgüderİyipolisolmaknedemekmiş22TemmuzdaherkesgördüTufan Ergüder İyi polis olmak ne demekmiş 22 Temmuzda herkes gördü
Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
02:08
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
'Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir'
Zaman
20.08.2014
13:37
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, İzmirde liman ihalesine fesat karıştırma ve rüşvet iddialarını soruşturan polislerin gözaltına alınmasını sert bir dille eleştirdi.Rüşvet ve yolsuzluğu belgeleyen polislere hukukdışı yöntemle suç atfedilmesi ve gözaltına alınmasına tepki gösteren Vural, Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. dedi.TÜRKİYEYİ RÜŞVET VE YOLSUZLUK ÇETESİ YÖNETİYORRüşvet ve yolsuzluğu araştıranların, ortaya çıkaranların artık devlet eliyle cezalandırıldıklarını belirten Oktay Vural, Bütün bu tablolar şunu ortaya koyuyor ki Türkiyede rüşvet ve yolsuzluğun çetesini koruyan ve kollayan bir yapılanma var. Açıkçası Türkiyeyi rüşvet ve yolsuzluk çetesi adeta yönetiyor. Rüşvet ve yolsuzluğu takip eden kim varsa cezalandırılıyor. Tablo bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu yapılan operasyonlara başka şeyler atfediyorlar ama görüldüğü kadarıyla amaç ve hedef, tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu takip eden görevlileri sindirmek ve delilleri yok etmektir. Yani rüşvet ve yolsuzluğu yapanlar, aynı zamanda bu amaçla delilleri ortadan kaldırmak istiyor. Bundan sonraki süreç içerisinde devletin içerisinde rüşvet ve yolsuzluğun soruşturma iradesini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu tam manasıyla bir suç örgütünü koruma ve kollamadır. Dolayısıyla bir dava konusu olan, Yargıtay süreciyle tespit edilmiş rüşvet ve yolsuzluğu takip eden savcılar, polisler, hakimlerin hepsi sürülüyorsa maalesef Türkiyede tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştıran, Ben istediğimi yaparım diyen bir zihniyetin Türkiyeyi yönettiği açık. Devletin yasadışı işlerle mücadele etme azmi ortadan kaldırılıyor. Bundan sonraki süreç içerisinde rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir operasyonun söz konusu olamayacağını gösteriyor. Kamu görevlileri, herkes tehdit ediliyor. Eğer rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederseniz başınıza bunlar gelir diyerek tehdit ve şantajla, hukukdışı yöntemlerle devletin kirli bir operasyonudur. Tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf değildir. Her gün bir operasyon yapılıyor. Operasyon yapıldığı zaman bir bakıyorsunuz ki operasyonu yapanlar aslında rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yapanlara operasyon yapıyor. Yani amaç ve hedef kesinlikle yasadışı iş ve eylemleri yapanların takibi değil, aksine yasadışı rüşvet ve yolsuzluğu takip edenlerin sorgulanma sürecidir. Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. şeklinde konuştu.TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ VASFINI YİTİRDİBundan sonraki süreçlerde rüşvet ve yolsuzluğu gören kamu görevlilerinin ne yapacağını bilemez bir durumda olduklarını söyleyen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, Bu son yaşananları gören kamu görevlileri, sizce bundan sonra ne yapar? Zaten bu kamu görevlileri çökmüş durumdalar. Hukukdışı bir dinleme varsa bunlar yargı sürecinde belli olur. Bunları yapmayanlara doğrudan doğruya operasyon yapmak suretiyle bir suç çetesi gibi göstererek çeteyi kolluyor. Türkiyedeki tablo bu. Bu insanların yaşadıkları mağduriyetler çok önemli ama bu aynı zamanda da devletin bütün organlarına yönelik bir korku ve sindirmesidir. Bütün kamu görevlilerine sindirmedir. Diyorlar ki, Bizimle ilgili, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili, hükümetle ilgili, bizim bürokratlarımızla ilgili bir şey bulursanız sizi yakarım diyor. Bundan sonraki süreci kim takip edecek? diye konuştu.BENİM BÜROKRATIMA YOLSUZLUKLA İLGİLİ OPERASYON YAPAMAZSINIZRüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları korumak için yakında kanun çıkarılmasını bile normal karşıladıklarını söyleyen Vural, Hükümet diyor ki, Ben güçlüyüm. Benim bürokratıma yolsuzlukla ilgili operasyon yapamazsınız. Yaparsanız, ben size operasyon yaparım. Sürerim, sindiririm, üstelik karşı bir şekilde de onları suçlarım. diyor. Böyle olunca kamu görevlisinin güvencesi ortadan kayboluyor. Hukukun verdiği güvence ortadan kayboluyor. Böyle bir durumda ise devlet organları çalışamaz hale geliyor. Böyle olursa suç örgütleriyle mücadele azmini kırmış olurlar. Yakında nasıl çözüm süreciyle ilgili bir kanun çıkardılarsa rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlarla ilgili, onları koruyacak ve kollayacak yasal bir kılıf da hazırlayabilirler. Yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlilerini suçlayacak, topyekun bunları mahkum edecek kanuni bir düzenleme de yapmaları işten bile değil artık. Türkiyede hukuku da düzeni de artık yasadışı iş ve eylemler yapanlar belirliyor. dedi.
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
BuoperasyonlardevletinkamugörevlilerinisindirmesidirBu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
'Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir'
Zaman
20.08.2014
13:30
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, İzmirde liman ihalesine fesat karıştırma ve rüşvet iddialarını soruşturan polislerin gözaltına alınmasını sert bir dille eleştirdi.Rüşvet ve yolsuzluğu belgeleyen polislere hukukdışı yöntemle suç atfedilmesi ve gözaltına alınmasına tepki gösteren Vural, Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. dedi.TÜRKİYEYİ RÜŞVET VE YOLSUZLUK ÇETESİ YÖNETİYORRüşvet ve yolsuzluğu araştıranların, ortaya çıkaranların artık devlet eliyle cezalandırıldıklarını belirten Oktay Vural, Bütün bu tablolar şunu ortaya koyuyor ki Türkiyede rüşvet ve yolsuzluğun çetesini koruyan ve kollayan bir yapılanma var. Açıkçası Türkiyeyi rüşvet ve yolsuzluk çetesi adeta yönetiyor. Rüşvet ve yolsuzluğu takip eden kim varsa cezalandırılıyor. Tablo bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu yapılan operasyonlara başka şeyler atfediyorlar ama görüldüğü kadarıyla amaç ve hedef, tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu takip eden görevlileri sindirmek ve delilleri yok etmektir. Yani rüşvet ve yolsuzluğu yapanlar, aynı zamanda bu amaçla delilleri ortadan kaldırmak istiyor. Bundan sonraki süreç içerisinde devletin içerisinde rüşvet ve yolsuzluğun soruşturma iradesini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu tam manasıyla bir suç örgütünü koruma ve kollamadır. Dolayısıyla bir dava konusu olan, Yargıtay süreciyle tespit edilmiş rüşvet ve yolsuzluğu takip eden savcılar, polisler, hakimlerin hepsi sürülüyorsa maalesef Türkiyede tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştıran, Ben istediğimi yaparım diyen bir zihniyetin Türkiyeyi yönettiği açık. Devletin yasadışı işlerle mücadele etme azmi ortadan kaldırılıyor. Bundan sonraki süreç içerisinde rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir operasyonun söz konusu olamayacağını gösteriyor. Kamu görevlileri, herkes tehdit ediliyor. Eğer rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederseniz başınıza bunlar gelir diyerek tehdit ve şantajla, hukukdışı yöntemlerle devletin kirli bir operasyonudur. Tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf değildir. Her gün bir operasyon yapılıyor. Operasyon yapıldığı zaman bir bakıyorsunuz ki operasyonu yapanlar aslında rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yapanlara operasyon yapıyor. Yani amaç ve hedef kesinlikle yasadışı iş ve eylemleri yapanların takibi değil, aksine yasadışı rüşvet ve yolsuzluğu takip edenlerin sorgulanma sürecidir. Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. şeklinde konuştu.TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ VASFINI YİTİRDİBundan sonraki süreçlerde rüşvet ve yolsuzluğu gören kamu görevlilerinin ne yapacağını bilemez bir durumda olduklarını söyleyen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, Bu son yaşananları gören kamu görevlileri, sizce bundan sonra ne yapar? Zaten bu kamu görevlileri çökmüş durumdalar. Hukukdışı bir dinleme varsa bunlar yargı sürecinde belli olur. Bunları yapmayanlara doğrudan doğruya operasyon yapmak suretiyle bir suç çetesi gibi göstererek çeteyi kolluyor. Türkiyedeki tablo bu. Bu insanların yaşadıkları mağduriyetler çok önemli ama bu aynı zamanda da devletin bütün organlarına yönelik bir korku ve sindirmesidir. Bütün kamu görevlilerine sindirmedir. Diyorlar ki, Bizimle ilgili, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili, hükümetle ilgili, bizim bürokratlarımızla ilgili bir şey bulursanız sizi yakarım diyor. Bundan sonraki süreci kim takip edecek? diye konuştu.BENİM BÜROKRATIMA YOLSUZLUKLA İLGİLİ OPERASYON YAPAMAZSINIZRüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları korumak için yakında kanun çıkarılmasını bile normal karşıladıklarını söyleyen Vural, Hükümet diyor ki, Ben güçlüyüm. Benim bürokratıma yolsuzlukla ilgili operasyon yapamazsınız. Yaparsanız, ben size operasyon yaparım. Sürerim, sindiririm, üstelik karşı bir şekilde de onları suçlarım. diyor. Böyle olunca kamu görevlisinin güvencesi ortadan kayboluyor. Hukukun verdiği güvence ortadan kayboluyor. Böyle bir durumda ise devlet organları çalışamaz hale geliyor. Böyle olursa suç örgütleriyle mücadele azmini kırmış olurlar. Yakında nasıl çözüm süreciyle ilgili bir kanun çıkardılarsa rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlarla ilgili, onları koruyacak ve kollayacak yasal bir kılıf da hazırlayabilirler. Yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlilerini suçlayacak, topyekun bunları mahkum edecek kanuni bir düzenleme de yapmaları işten bile değil artık. Türkiyede hukuku da düzeni de artık yasadışı iş ve eylemler yapanlar belirliyor. dedi.
Zaman
Son Dakika
20.08.2014
BuoperasyonlardevletinkamugörevlilerinisindirmesidirBu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
Vural: Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
Zaman
20.08.2014
13:24
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, İzmirde liman ihalesine fesat karıştırma ve rüşvet iddialarını soruşturan polislerin gözaltına alınmasını sert bir dille eleştirdi.Rüşvet ve yolsuzluğu belgeleyen polislere hukukdışı yöntemle suç atfedilmesi ve gözaltına alınmasına tepki gösteren Vural, Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. dedi. TÜRKİYEYİ RÜŞVET VE YOLSUZLUK ÇETESİ YÖNETİYORRüşvet ve yolsuzluğu araştıranların, ortaya çıkaranların artık devlet eliyle cezalandırıldıklarını belirten Oktay Vural, Bütün bu tablolar şunu ortaya koyuyor ki Türkiyede rüşvet ve yolsuzluğun çetesini koruyan ve kollayan bir yapılanma var. Açıkçası Türkiyeyi rüşvet ve yolsuzluk çetesi adeta yönetiyor. Rüşvet ve yolsuzluğu takip eden kim varsa cezalandırılıyor. Tablo bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu yapılan operasyonlara başka şeyler atfediyorlar ama görüldüğü kadarıyla amaç ve hedef, tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu takip eden görevlileri sindirmek ve delilleri yok etmektir. Yani rüşvet ve yolsuzluğu yapanlar, aynı zamanda bu amaçla delilleri ortadan kaldırmak istiyor. Bundan sonraki süreç içerisinde devletin içerisinde rüşvet ve yolsuzluğun soruşturma iradesini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu tam manasıyla bir suç örgütünü koruma ve kollamadır. Dolayısıyla bir dava konusu olan, Yargıtay süreciyle tespit edilmiş rüşvet ve yolsuzluğu takip eden savcılar, polisler, hakimlerin hepsi sürülüyorsa maalesef Türkiyede tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştıran, Ben istediğimi yaparım diyen bir zihniyetin Türkiyeyi yönettiği açık. Devletin yasadışı işlerle mücadele etme azmi ortadan kaldırılıyor. Bundan sonraki süreç içerisinde rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir operasyonun söz konusu olamayacağını gösteriyor. Kamu görevlileri, herkes tehdit ediliyor. Eğer rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederseniz başınıza bunlar gelir diyerek tehdit ve şantajla, hukukdışı yöntemlerle devletin kirli bir operasyonudur. Tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf değildir. Her gün bir operasyon yapılıyor. Operasyon yapıldığı zaman bir bakıyorsunuz ki operasyonu yapanlar aslında rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yapanlara operasyon yapıyor. Yani amaç ve hedef kesinlikle yasadışı iş ve eylemleri yapanların takibi değil, aksine yasadışı rüşvet ve yolsuzluğu takip edenlerin sorgulanma sürecidir. Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. şeklinde konuştu. TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ VASFINI YİTİRDİBundan sonraki süreçlerde rüşvet ve yolsuzluğu gören kamu görevlilerinin ne yapacağını bilemez bir durumda olduklarını söyleyen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, Bu son yaşananları gören kamu görevlileri, sizce bundan sonra ne yapar? Zaten bu kamu görevlileri çökmüş durumdalar. Hukukdışı bir dinleme varsa bunlar yargı sürecinde belli olur. Bunları yapmayanlara doğrudan doğruya operasyon yapmak suretiyle bir suç çetesi gibi göstererek çeteyi kolluyor. Türkiyedeki tablo bu. Bu insanların yaşadıkları mağduriyetler çok önemli ama bu aynı zamanda da devletin bütün organlarına yönelik bir korku ve sindirmesidir. Bütün kamu görevlilerine sindirmedir. Diyorlar ki, Bizimle ilgili, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili, hükümetle ilgili, bizim bürokratlarımızla ilgili bir şey bulursanız sizi yakarım diyor. Bundan sonraki süreci kim takip edecek? diye konuştu.BENİM BÜROKRATIMA YOLSUZLUKLA İLGİLİ OPERASYON YAPAMAZSINIZRüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları korumak için yakında kanun çıkarılmasını bile normal karşıladıklarını söyleyen Vural, Hükümet diyor ki, Ben güçlüyüm. Benim bürokratıma yolsuzlukla ilgili operasyon yapamazsınız. Yaparsanız, ben size operasyon yaparım. Sürerim, sindiririm, üstelik karşı bir şekilde de onları suçlarım. diyor. Böyle olunca kamu görevlisinin güvencesi ortadan kayboluyor. Hukukun verdiği güvence ortadan kayboluyor. Böyle bir durumda ise devlet organları çalışamaz hale geliyor. Böyle olursa suç örgütleriyle mücadele azmini kırmış olurlar. Yakında nasıl çözüm süreciyle ilgili bir kanun çıkardılarsa rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlarla ilgili, onları koruyacak ve kollayacak yasal bir kılıf da hazırlayabilirler. Yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlilerini suçlayacak, topyekun bunları mahkum edecek kanuni bir düzenleme de yapmaları işten bile değil artık. Türkiyede hukuku da düzeni de artık yasadışı iş ve eylemler yapanlar belirliyor. dedi.
Zaman
Son Dakika
20.08.2014
VuralBuoperasyonlardevletinkamugörevlilerinisindirmesidirVural Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
Vural: Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
Zaman
20.08.2014
13:14
MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, İzmirde liman ihalesine fesat karıştırma ve rüşvet iddialarını soruşturan polislerin gözaltına alınmasını sert bir dille eleştirdi.Rüşvet ve yolsuzluğu belgeleyen polislere hukukdışı yöntemle suç atfedilmesi ve gözaltına alınmasına tepki gösteren Vural, Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. dedi. TÜRKİYEYİ RÜŞVET VE YOLSUZLUK ÇETESİ YÖNETİYORRüşvet ve yolsuzluğu araştıranların, ortaya çıkaranların artık devlet eliyle cezalandırıldıklarını belirten Oktay Vural, Bütün bu tablolar şunu ortaya koyuyor ki Türkiyede rüşvet ve yolsuzluğun çetesini koruyan ve kollayan bir yapılanma var. Açıkçası Türkiyeyi rüşvet ve yolsuzluk çetesi adeta yönetiyor. Rüşvet ve yolsuzluğu takip eden kim varsa cezalandırılıyor. Tablo bunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla bu yapılan operasyonlara başka şeyler atfediyorlar ama görüldüğü kadarıyla amaç ve hedef, tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu takip eden görevlileri sindirmek ve delilleri yok etmektir. Yani rüşvet ve yolsuzluğu yapanlar, aynı zamanda bu amaçla delilleri ortadan kaldırmak istiyor. Bundan sonraki süreç içerisinde devletin içerisinde rüşvet ve yolsuzluğun soruşturma iradesini ortadan kaldırmak istiyorlar. Bu tam manasıyla bir suç örgütünü koruma ve kollamadır. Dolayısıyla bir dava konusu olan, Yargıtay süreciyle tespit edilmiş rüşvet ve yolsuzluğu takip eden savcılar, polisler, hakimlerin hepsi sürülüyorsa maalesef Türkiyede tamamamıyla rüşvet ve yolsuzluğu meşrulaştıran, Ben istediğimi yaparım diyen bir zihniyetin Türkiyeyi yönettiği açık. Devletin yasadışı işlerle mücadele etme azmi ortadan kaldırılıyor. Bundan sonraki süreç içerisinde rüşvet ve yolsuzlukla ilgili hiçbir operasyonun söz konusu olamayacağını gösteriyor. Kamu görevlileri, herkes tehdit ediliyor. Eğer rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ederseniz başınıza bunlar gelir diyerek tehdit ve şantajla, hukukdışı yöntemlerle devletin kirli bir operasyonudur. Tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf değildir. Her gün bir operasyon yapılıyor. Operasyon yapıldığı zaman bir bakıyorsunuz ki operasyonu yapanlar aslında rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yapanlara operasyon yapıyor. Yani amaç ve hedef kesinlikle yasadışı iş ve eylemleri yapanların takibi değil, aksine yasadışı rüşvet ve yolsuzluğu takip edenlerin sorgulanma sürecidir. Türkiye bu davranışlarla artık hukuk devleti vasfını maalesef yitirmiş durumdadır. şeklinde konuştu. TÜRKİYE HUKUK DEVLETİ VASFINI YİTİRDİBundan sonraki süreçlerde rüşvet ve yolsuzluğu gören kamu görevlilerinin ne yapacağını bilemez bir durumda olduklarını söyleyen MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, Bu son yaşananları gören kamu görevlileri, sizce bundan sonra ne yapar? Zaten bu kamu görevlileri çökmüş durumdalar. Hukukdışı bir dinleme varsa bunlar yargı sürecinde belli olur. Bunları yapmayanlara doğrudan doğruya operasyon yapmak suretiyle bir suç çetesi gibi göstererek çeteyi kolluyor. Türkiyedeki tablo bu. Bu insanların yaşadıkları mağduriyetler çok önemli ama bu aynı zamanda da devletin bütün organlarına yönelik bir korku ve sindirmesidir. Bütün kamu görevlilerine sindirmedir. Diyorlar ki, Bizimle ilgili, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili, hükümetle ilgili, bizim bürokratlarımızla ilgili bir şey bulursanız sizi yakarım diyor. Bundan sonraki süreci kim takip edecek? diye konuştu.BENİM BÜROKRATIMA YOLSUZLUKLA İLGİLİ OPERASYON YAPAMAZSINIZRüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları korumak için yakında kanun çıkarılmasını bile normal karşıladıklarını söyleyen Vural, Hükümet diyor ki, Ben güçlüyüm. Benim bürokratıma yolsuzlukla ilgili operasyon yapamazsınız. Yaparsanız, ben size operasyon yaparım. Sürerim, sindiririm, üstelik karşı bir şekilde de onları suçlarım. diyor. Böyle olunca kamu görevlisinin güvencesi ortadan kayboluyor. Hukukun verdiği güvence ortadan kayboluyor. Böyle bir durumda ise devlet organları çalışamaz hale geliyor. Böyle olursa suç örgütleriyle mücadele azmini kırmış olurlar. Yakında nasıl çözüm süreciyle ilgili bir kanun çıkardılarsa rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanlarla ilgili, onları koruyacak ve kollayacak yasal bir kılıf da hazırlayabilirler. Yolsuzluğu ortaya çıkaran kamu görevlilerini suçlayacak, topyekun bunları mahkum edecek kanuni bir düzenleme de yapmaları işten bile değil artık. Türkiyede hukuku da düzeni de artık yasadışı iş ve eylemler yapanlar belirliyor. dedi.
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
VuralBuoperasyonlardevletinkamugörevlilerinisindirmesidirVural Bu operasyonlar devletin kamu görevlilerini sindirmesidir
Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Zaman
20.08.2014
04:13
Diyarbakırın Lice ilçesi Yolçatı (Sisê) köyünde geçen yıl yaptırılan PKK mezarlığına dikilen Mahsum Korkmaz heykeli kaldırılması sırasında önce gerginlik sonrası çatışma çıktı. Yaşanan gerginlikte bir vatandaş hayatını kaybetti 2 vatandaş ise yaralandı. Olaylara müdahale sonrası karakolda kaza sonucu yaralanan ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan uzman çavuş Uğur İnal burada şehit oldu.Uluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanı Sedat Laçiner: PKK adım adım mevzi kazanmaya çalışıyor. Biliyorsunuz zaten sözde şehitlik açmışlardı. Bunu heykel ile bir adım öteye götürmek istediler. Buna çok büyük tepki olunca devlet de tahammül edemedi yıktı. PKK’nın özellikle genç kanadı, heykel meselesinden dolayı kendisini aşağılanmış hissedip tepki gösterebilir. Bu da karşılıklı şiddet ortamını tetikleyebilir. PKK’nın sözde polis yapılanması bazı eylemler yapıp kendi alt tabanına intikamını aldık mesajlarını vermek isteyebilirler.BİLGESAM Güvenlik Uzmanı Erdem Kaya: Çözüm sürecinde devletin otoritesi aşama aşama kaybediliyor. Valiliklere, İçişleri Bakanlığı tarafından operasyon yapılmaması konusunda bir talimat verildiğini düşünüyorum. Güvenlik güçlerinin önü kesilmiş durumda. Bölgede PKK’nın güdümünde bir özerk yönetime doğru gittiğimizi görüyoruz. PKK, yol kesen, vergi toplayan ve yavaş yavaş devletleşme sürecine girmiş bir yapıya dönüşmeye başladı. Bu anıta müdahale daha önce yapılmalıydı. Bugüne kadar neden beklenildi?Terör ve Güvenlik Uzmanı Mahmut Akpınar: Güvenlik güçleri hem kırsal hem de kentsel alandan çözüm süreci ile birlikte çekilmeye başladı. Bölge büyük oranda PKK’nın etkisine bırakıldı. Şimdi bu durum devletin de siyasi olarak göğüsleyemeyeceği sınırlara ulaştı. PKK, haraç alma, yol kesme ve insanları dağa kaldırma gibi egemenlik haklarını kullanmaya başladı. Bunları medya üzerinden kamuoyuna yansıtmamaya, örtbas etmeye çalıştılar. Ama yansıyınca da hükümetin buna bir karşılık vermesi gerekti. Nitekim bu hafta karşılık verildi. PKK, ‘burada devlet yok ben varım’ diyor.Terör ve Güvenlik Uzmanı Bekir Çınar: Devletin egemenlik yetkileri ile barış süreci birbirine karıştırılmış durumda. Burada söz konusu anıtın Başbakan Erdoğan’ın izni ve müsaadesi ile yapıldığını düşünüyorum. Ama daha sonra halk tepki gösterince yıkmak zorunda kaldılar. Buradan, hükümetin düzenli bir politikasının olmadığını, sürece ve zamana göre hareket ettiğini anlıyoruz. Bu yapıya kamuoyunu hazırlamak için de müsaade etmiş olabilirler. Bu konuda kamuoyunu alıştırmak için böyle bir şeye izin verdiklerini düşünüyorum. İnsanları alıştırmak için bu tür haberlere gerek var.sakaryasehitvegazileri.com’un yöneticisi Erdoğan Erdoğan: Heykelin yapım aşamasında kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi var mıydı? Bilgisi var ise neden müdahale edilmedi? Heykelin yapılmasından kurum, kuruluşların bilgisi var ise buna rağmen müdahale etmeyen kamu, kurum kuruluş personeli hakkında soruşturma açılmış mıdır?
Zaman
En Çok Okunan
20.08.2014
HeykeldikilirkenMİTveEmniyetneredeydi?Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Zaman
20.08.2014
02:06
SPOTUluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanı Sedat Laçiner:PKK adım adım mevzi kazanmaya çalışıyor. Biliyorsunuz zaten sözde şehitlik açmışlardı. Bunu heykel ile bir adım öteye götürmek istediler. Buna çok büyük tepki olunca devlet de tahammül edemedi yıktı. PKK’nın özellikle genç kanadı, heykel meselesinden dolayı kendisini aşağılanmış hissedip tepki gösterebilir. Bu da karşılıklı şiddet ortamını tetikleyebilir. PKK’nın sözde polis yapılanması bazı eylemler yapıp kendi alt tabanına intikamını aldık mesajlarını vermek isteyebilirler.BİLGESAM güvenlik uzmanı Erdem Kaya:Çözüm sürecinde devletin otoritesi aşama aşama kaybediliyor. Valiliklere, İçişleri Bakanlığı tarafından operasyon yapılmaması konusunda bir talimat verildiğini düşünüyorum. Güvenlik güçlerinin önü kesilmiş durumda. Bölgede PKK’nın güdümünde bir özerk yönetime doğru gittiğimizi görüyoruz. PKK, yol kesen, vergi toplayan ve yavaş yavaş devletleşme sürecine girmiş bir yapıya dönüşmeye başladı. Bu anıta müdahale daha önce yapılmalıydı. Bugüne kadar neden beklenildi?Terör ve güvenlik uzmanı Mahmut Akpınar:Güvenlik güçleri hem kırsal hem de kentsel alandan çözüm süreci ile birlikte çekilmeye başladı. Bölge büyük oranda PKK’nın etkisine bırakıldı. Şimdi bu durum devletin de siyasi olarak göğüsleyemeyeceği sınırlara ulaştı. PKK, haraç alma, yol kesme ve insanları dağa kaldırma gibi egemenlik haklarını kullanmaya başladı. Bunları medya üzerinden kamuoyuna yansıtmamaya, örtbas etmeye çalıştılar. Ama yansıyınca da hükümetin buna bir karşılık vermesi gerekti. Nitekim bu hafta karşılık verildi. PKK, ‘burada devlet yok ben varım’ diyor.Terör ve güvenlik uzmanı Bekir Çınar:Devletin egemenlik yetkileri ile barış süreci birbirine karıştırılmış durumda. Burada söz konusu anıtın Başbakan Erdoğan’ın izni ve müsaadesi ile yapıldığını düşünüyorum. Ama daha sonra halk tepki gösterince yıkmak zorunda kaldılar. Buradan, hükümetin düzenli bir politikasının olmadığını, sürece ve zamana göre hareket ettiğini anlıyoruz. Bu yapıya kamuoyunu hazırlamak için de müsaade etmiş olabilirler. Bu konuda kamuoyunu alıştırmak için böyle bir şeye izin verdiklerini düşünüyorum. İnsanları alıştırmak için bu tür haberlere gerek var.sakaryasehitvegazileri.com’un yöneticisi Erdoğan Erdoğan: Heykelin yapım aşamasında kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi var mıydı? Bilgisi var ise neden müdahale edilmedi? Heykelin yapılmasından kurum, kuruluşların bilgisi var ise buna rağmen müdahale etmeyen kamu, kurum kuruluş personeli hakkında soruşturma açılmış mıdır?
Zaman
Güncel
20.08.2014
HeykeldikilirkenMİTveEmniyetneredeydi?Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Zaman
20.08.2014
01:59
SPOTUluslararası ilişkiler ve güvenlik uzmanı Sedat Laçiner:PKK adım adım mevzi kazanmaya çalışıyor. Biliyorsunuz zaten sözde şehitlik açmışlardı. Bunu heykel ile bir adım öteye götürmek istediler. Buna çok büyük tepki olunca devlet de tahammül edemedi yıktı. PKK’nın özellikle genç kanadı, heykel meselesinden dolayı kendisini aşağılanmış hissedip tepki gösterebilir. Bu da karşılıklı şiddet ortamını tetikleyebilir. PKK’nın sözde polis yapılanması bazı eylemler yapıp kendi alt tabanına intikamını aldık mesajlarını vermek isteyebilirler.BİLGESAM güvenlik uzmanı Erdem Kaya:Çözüm sürecinde devletin otoritesi aşama aşama kaybediliyor. Valiliklere, İçişleri Bakanlığı tarafından operasyon yapılmaması konusunda bir talimat verildiğini düşünüyorum. Güvenlik güçlerinin önü kesilmiş durumda. Bölgede PKK’nın güdümünde bir özerk yönetime doğru gittiğimizi görüyoruz. PKK, yol kesen, vergi toplayan ve yavaş yavaş devletleşme sürecine girmiş bir yapıya dönüşmeye başladı. Bu anıta müdahale daha önce yapılmalıydı. Bugüne kadar neden beklenildi?Terör ve güvenlik uzmanı Mahmut Akpınar:Güvenlik güçleri hem kırsal hem de kentsel alandan çözüm süreci ile birlikte çekilmeye başladı. Bölge büyük oranda PKK’nın etkisine bırakıldı. Şimdi bu durum devletin de siyasi olarak göğüsleyemeyeceği sınırlara ulaştı. PKK, haraç alma, yol kesme ve insanları dağa kaldırma gibi egemenlik haklarını kullanmaya başladı. Bunları medya üzerinden kamuoyuna yansıtmamaya, örtbas etmeye çalıştılar. Ama yansıyınca da hükümetin buna bir karşılık vermesi gerekti. Nitekim bu hafta karşılık verildi. PKK, ‘burada devlet yok ben varım’ diyor.Terör ve güvenlik uzmanı Bekir Çınar:Devletin egemenlik yetkileri ile barış süreci birbirine karıştırılmış durumda. Burada söz konusu anıtın Başbakan Erdoğan’ın izni ve müsaadesi ile yapıldığını düşünüyorum. Ama daha sonra halk tepki gösterince yıkmak zorunda kaldılar. Buradan, hükümetin düzenli bir politikasının olmadığını, sürece ve zamana göre hareket ettiğini anlıyoruz. Bu yapıya kamuoyunu hazırlamak için de müsaade etmiş olabilirler. Bu konuda kamuoyunu alıştırmak için böyle bir şeye izin verdiklerini düşünüyorum. İnsanları alıştırmak için bu tür haberlere gerek var.sakaryasehitvegazileri.com’un yöneticisi Erdoğan Erdoğan: Heykelin yapım aşamasında kamu kurum ve kuruluşlarının bilgisi var mıydı? Bilgisi var ise neden müdahale edilmedi? Heykelin yapılmasından kurum, kuruluşların bilgisi var ise buna rağmen müdahale etmeyen kamu, kurum kuruluş personeli hakkında soruşturma açılmış mıdır?
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
HeykeldikilirkenMİTveEmniyetneredeydi?Heykel dikilirken MİT ve Emniyet neredeydi?
Yaş yetmiş, iş bitmemiş!
Zaman
19.08.2014
02:29
Sylvester Stallone’nin 80’li ve 90’lı yılların gözden düşmüş aksiyon yıldızlarını toplayarak piyasaya sürdüğü ‘Cehennem Melekleri’ serisinin üçüncü adımında da değişen bir şey yok. Wesley Snipes’ın dahil olduğu ihtiyar ekip, eski usul yöntemlerle yoluna devam ediyor.Kabzımal diliyle söylersek ‘ıskartalar’, Türkiye gündemine uygun ifadesiyle ‘tasfiye edilenler’... Gözden çıkarılmış ekip anlamındaki ‘The Expendables’ (Cehennem Melekleri) sinemadaki üçüncü macerasında da bildiğini okuyor. Barney Ross (Sylvester Stallone) ve ekibi, bu kez Ortadoğu ve Asya’da etkin olan bir silah tüccarını ‘paketleme’ işini alıyor. Peşine düştükleri acımasız silah tüccarının, Cehennem Melekleri ekibinin kurucusu ve Barney’nin uzun yıllar önce öldürdüğünü sandığı Conrad Stonebanks (Mel Gibson) olduğu anlaşılınca bütün planlar değişir. Barney, yaşlı ekibini tasfiye edip gençleştirme operasyonuna gider ve yeni bir takımla yola çıkar.80’li ve 90’lı yılların elden ayaktan düşmüş, mimiksiz birer kas yığınına dönmüş bütün aksiyon yıldızlarını bir araya getiren film; hikâye, senaryo, karakter oluşturma, söylem, zekâ parıltısı gibi alanlarda eskiye takılıp kaldığı için 2000’lerin dünyasına gelmekte zorlanıyor. Hal böyle olunca filmi izleyebilmek için bize üç yol kalıyor.Birinci yol: Nostalji. Cehennem Melekleri serisinde 80’li ve 90’lı yılların aksiyon yıldızlarının tarzları aynen korunuyor. Hatta üçüncü filmde topa giren Mel Gibson bile ‘Cehennem Silahı’ ve ‘Mad Max’ filmindeki karakterini hatırlatırcasına işi ‘çılgınlığa’ vuruyor. Cehennem Melekleri; zekâ kıvılcımı içermeyen operasyonlar, tek planın ‘kapıyı kırıp almak’ olduğu, her badirenin bilek gücüyle atlatıldığı aksiyon filmlerini hatırlayıp çocukluk ya da gençlik günlerinin dünyasına sinemasal bir yolculuk yapmak isteyenler için ucu bucağı görünmeyen bir çöl gibi. Bu devirde yazlık sinema aramak nafile ama AVM sinemalarında gazoz ve çekirdek bulabilirseniz nostaljinin dibini görürsünüz!GENÇLEŞTİRME OPERASYONUİkinci yol: Gençleştirme operasyonu. Filmi, ‘başkanların çiftliği’ olmaktan bir türlü kurtulamayan ülkemiz futbol takımları için sıklıkla gündeme gelen ‘gençleştirme operasyonu’ penceresinden izleyebilirsiniz. Malum, Almanya söz konusu olduğunda Dünya Kupası’na kadar uzanan bu ‘süreç’ nedense ülkemiz için daima bir ütopya olarak kalır. Eskilerin tecrübesiyle gençlerin dinamizminden bir ‘takım oyunu’ çıkarma hülyasının sinemadaki versiyonu olarak görebilirsiniz ‘Cehennem Melekleri 3’ü. İkinci filmde Liam Hemsworth ile uç veren gençleştirme çabası, bu kez Victor Ortiz, Ronda Rousey ve Kellan Lutz ile devam ettiriliyor. Sonuç, bizim Milli Takım’ın hali gibi. İşler kötü gidince hemen eskilere sarılıyor Barney Ross.Üçüncü yol: ABD’nin paramiliter yayılmacılığı. Bu yol biraz daha zor. Zira filmi izlerken, hatırlamak istemediğiniz onlarca görüntü belleğinize gelip yerleşecek. Barney Ross ve ekibini, dünyanın her ülkesine elini kolunu sallayarak girip operasyon yapan, ‘üçüncü dünya’nın sokaklarında, dağlarında, yollarında sokak köpeği itlaf eder gibi adam öldüren ve ne hikmetse hiçbir kolluk kuvvetinin mukavemetiyle karşılaşmayan ABD’li ‘kahramanlar’ın paramiliter kalıntısı olarak göreceksiniz. Hatırlayalım, serinin ilk filmi diktatörlükle yönetilen bir Güney Amerika ülkesinde; ikinci film, ‘Başkanın Adamları’ndan (1997) bu yana bir kabile devletiymiş gibi beyazperdeye yansıtılan Arnavutluk’ta; üçüncü film ise Türkmenistan ve Özbekistan isimlerinden türetilmiş Azmenistan adlı hayalî bir Orta Asya devletinde geçiyor.Evet, ‘Cehennem Melekleri 3’ü izlemek için önünüzde üç yol var. Tercih sizin; dileyen ‘kafa dağıtmak’ ya da sıcak havalardan serin salonlara kaçmak gibi dördüncü ve beşinci yolları da seçebilir. Aksi halde; senaryo, hikâye, yönetmenlik ve estetik bakımından hiçbir zekâ pırıltısı ve özgünlük içermeyen bu gürültülü, bol patlamalı, klişe yumağı filme katlanmak pek mümkün değil.Öte yandan, Cehennem Melekleri serisinin fikir babası Sylvester Stallone’ye de kızamıyorsunuz. Bunca yıl, kahraman diye peşinden koşulan elsiz ayaksız kötürümlerin memleketi geleceğe taşımasını beklerken, bir anda ‘Back to the Future’ efektiyle 1930’lara ışınlandığımız düşünülürse Stallone ve arkadaşlarının 80’ler - 90’lar ısrarı gayet masum. İçinden geçtiğimiz ‘süreç’ bize sürreal gelmiyor ise sinemanın elden ayaktan düşmüş bu ihtiyar takımının geçmişte takılıp kalmasını çok görmemeliyiz.
Zaman
Kültür
19.08.2014
YaşyetmişbitmemişYaş yetmiş iş bitmemiş
Murat Özçelik: Irak'ta seyirciyiz
Zaman
19.08.2014
02:29
2007- 2011 yılları arasında Türkiyenin Irak özel temsilciliği ve Bağdat Büyükelçiliğini yapan Murat Özçelik, Türkiyenin dış politikasında son dönemde yaşananlar hakkında önemli açıklamalarda bulundu. IŞİDin 49 Türk rehineyi müzakereler sonucu bırakmasının mümkün olmadığını söyleyen Özçelik, Bugün Bağdat’ta hükümet kuruluyor. Kimse ‘Gel şurada pozitif katkına ihtiyacımız var’ demiyor. Kerry her gün konuşuyor değil mi Davutoğlu ile. Neyi konuşuyor? Efendim, IŞİD’in içinden bilmem neyi koparabilir miyiz. Halbuki Türkiye’nin düzgün aktörlerle ilişki kurulmasında bir etkisi olsun değil mi? şeklinde konuştu.Hürriyetten Cansu Çamlıbele konuşan Bağdat eski büyükelçisi Murat Özçelik Irakta yaşanan gelişmeleri ve Türkiyenin Irak konusundaki yaklaşımını değerlendirdi. Türkiyenin Irakta seyirci kaldığını belirten Özçelik, sözlerine şöyle devam etti: Türkiye 2005’ten 2010’a kadar bölgesinde her türlü inisiyatifi alıp, arkasına Batı’yı da toplayabilen, İslam ülkelerini de toplayabilen gerçekten ciddi bir aktördü. Bunu kimse yadsıyamaz. Eğer hükümet o dönemde bunu yapamadı dersem ben yalan söylemiş olurum. Ben neden bugün ıstırap çekiyorum? Ondan sonra yapılan yanlışlar işi felaket noktaya getirdi. Kerry bugün her gün konuşuyor değil mi Davutoğlu ile. Neyi konuşuyor? Efendim, IŞİD’in içinden bilmem neyi koparabilir miyiz. Halbuki Türkiye’nin düzgün aktörlerle ilişki kurulmasında bir etkisi olsun değil mi? Bugün Bağdat’ta hükümet kuruluyor. Kimse ‘Gel şurada pozitif katkına ihtiyacımız var’ demiyor. Üzücü olan taraf bu. Amerika geliyor Kürt bölgesine yardım ediyor, Bağdat’ta yeni başbakanın atanmasına yardımcı oluyor. Biz bölgenin en önemli ülkesi olarak oturmuş ne olduğunu seyreder vaziyete geldik. Bu bizim hak ettiğimiz bir olay değil.IŞİD 49 rehineyi müzakerelerle bırakmazIŞİDin 49 Türk rehineyi müzakereler sonucu serbest bırakabileceği konusuna da değinen Özçelik, Ben bunun söz konusu olmadığına inanıyorum. Bir defa ABD de hava saldırılarına başladıktan sonra öyle bir yere gelindi ki ben maalesef arkadaşlarımızın oradan müzakere ile çıkarılması imkânının giderek azaldığını görüyorum. Bunu da içim acıyarak söylüyorum. dedi. Özçelik, Benim kamu güvenliği müsteşarlığım sırasında da başlatılmasını uygun gördüğüm şekilde MİT’in zaman içinde o kapasiteye ulaştığını tahmin ediyorum. Ama tabii en büyük korku öyle bir operasyon başarıya ulaşıncaya kadar o insanların öldürülüp öldürülmeyeceği. Başlangıçta belki daha kolay olabilirdi bunlar. Ama geldiğimiz noktadan itibaren giderek daha zorlaştı. Allah göstermesin son dakikada bir şey patlatmaları gibi şeylerden endişe ediliyor. Eğer hükümet şu anda bir şey yapamıyorsa bu tehdit değerlendirmesi üzerine düşünüyordur sanırım. Bu tür hataları baştan yapmayacak hale gelmemiz lazım. şeklinde konuştu.Dış politikada 2010 ideolojik kırılmaSisteme yeni Osmanlıcılık düşüncesiyle girdiklerinde benim gibi profesyonellerin ilk başta gözlediğimiz hadise şuydu. Türkiye’nin İslam dünyasında bir ağırlığı var. Doğrudur. Dolayısıyla o hinterland’da sizin ekonomik, siyasi, sosyal etkinizi daha fazla arttırıp Türkiye’nin çıkarına daha uygun politikalar izlemeniz mümkündür. Bizim de laik düzene inanan diplomatlar olarak bakışımız şuydu; biz mezhep ya da taraf tutmadan bu ilişkileri geliştirebilirsek çağdaş kavramlar altında Osmanlı’nın eski gücüne ulaşabiliriz. Bu ideolojik yaklaşım 2010-2011’den önce böyle değildi. O zamana kadar Başbakan Erdoğan ne zaman Irak’a geldiyse hep ne derdi biliyor musunuz? ‘Yapmayın gözünüzü seveyim, biz Müslümanız, ben ne Sünniyim ne Şiiyim’ derdi. Aşure zamanı Şiilere güzel mesajlar gönderdi. Ama insanlar artık şöyle diyor; ‘Öyle lafügüzaf yok’. Artık kimse yemiyor. Bundan emin olunuz. Siz ‘IŞİD’le şununla bununla ilişki kurmuş’ imajını yarattıysanız dışarıda, aynı insanlar görevde olduğu takdirde ‘Ben bunu yapmıyorum’ diye konuştuğunuzda buna inandırmanız zor.
Zaman
Ana Sayfa
19.08.2014
MuratÖzçelikIraktaseyirciyizMurat Özçelik Irakta seyirciyiz
Toplam "13" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti