Habergec.Com Aranan Kelimeler:yok böyle operasyon Değerlendirme: 10 / 10 697387
habergec.com
22.09.2014 Pazartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yok böyle operasyon

A. Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Zaman
22.09.2014
03:52
Uyanıklıktan rüyaya geçerken de böyle olur ya; şuur halinde iken sorguladığımız şeyleri rüyanın kaygan ve olağanüstü ikliminde, zaten onları yerinde durup durmakta olan bir veri gibi kabulleniriz:O ev aslında bizim evimiz değildir ama her nasılsa öyle oluvermiştir; hiç tanımadığımız biri rüyada yakınımız haline gelir. Şuurüstü, rüyada bize bazı verileri gerçekmiş gibi dayatır. Bazen “Bu bir rüya ve az sonra uyanacağım ve her şey gerçek yerine oturacak” diye düşünürüz ama bu, rüyanın o esnadaki gerçeklik hissini iptal etmez. IŞİD’in Ortadoğu jeopolitiğindeki varlığı, kolektif bir illüzyon şartları içinde bulunduğumuzu hatırlatıyor. Sanki topluca rüya görüyor ve IŞİD’li yeni jeopolitik durumu, eşyanın ve zamanın tabii akışı içinde varolmuş bir gerçeklik olarak kabul ediyoruz; öyle değil, esaslı bir gariplik var bu sıkıntılı rüyâda!Altı ay önce Ortadoğu’da IŞİD yoktu. “Aslında vardı, biz onun varlık sinyallerini görüyor ve değerlendiriyorduk zaten” diyen uzman görüşlerini kaale almasak da olur. Altı ay önceden bakarak bugünü gören çıkmadı. Yeni, çok farklı ve şaşırtıcı derecede etkili bir siyasi ve askeri aktör olarak âniden zuhur etti IŞİD. Birkaç ay içinde, pek çok Ortadoğu devletinin beceremeyeceği derecede ciddi askeri operasyon yapabilmeye, siyasi bir aktör gibi davranabilme kabiliyeti sergilemeye başladı. Uluslararası destek gördüğünü bildiğimiz PKK’nın kırk senede hâlâ erişemediği bir başarı göstererek üç günde devletini kuruverdi bile! Kendine bir sosyal zemin, hatta bir toplum buldu veya edindi. Uçuk ve marjinal doktrinini hızla topoğrafik bir zemine oturtarak Batılı devletleri aleyhinde bir araya getirecek ölçüde tehditkâr ve korkutucu bir güç oldu. Bu hikâyenin kolaylık katsayısı sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Üç beş radikal dincinin, marjinal selefilerin, tesâdüfen kotardıkları bir macera değil bu yani; destekleyicilerine kimlik, ekmek, uğrunda ölebilecekleri bir ütopya ve başarı vaadedebiliyor. Bu haliyle Kaide’den daha etkili. Suriye’nin Türkiye’ye bitişik üç sınır kapısında kontrolü ellerinde bulundurmaları ise şakayı andırıyor.Öyle görünüyor ki, bir rüyayı andıran hızlı yükseliş, aynı derecede şaşırtıcı, sert bir düşüşle nihayetlenecek: Irak ve Suriye topraklarındaki ezilmiş Sünni toplulukları bir devlet çatısı altında birleştireceği senaryosunun ciddiyeti bana göre hayli zayıf. Bu noktada IŞİD’in, günün moda tabiriyle “operasyonel” bir kuruluş olduğunu düşünmemek için bir sebep yok. Nasıl hızla zuhur ettiyse ve etkili olduysa, fonksiyonunu icra ettiğinde aynı hızla kaybolacak ve tesirini kaybedecek.Türk diplomatlarını rehin alma eylemi ancak bu varsayım çerçevesinde ciddiye alınabilir bir hikâye teşkil ediyor. Rehineleri kurtarmak için bizim hükümet yetkililerinin bazı Sünni kabile reisleriyle temasta bulundukları haberi, doğru olsa bile inandırıcı gelmiyor. Sadece rehine kurtarma operasyonunda değil, bu eylemin yüklenicisi IŞİD’in mahiyetinde de bir tuhaflık var. İşte tam bu noktada rehine operasyonunda CIA’nın parmağı olabileceği yolunda dillendirilen varsayım hiç de uçuk-kaçık bir senaryo olmayabilir. Bölgede enerji otoyollarının yeniden düzenlenmesinde IŞİD, insanlara şu günlerde hayli inandırıcı görünen eylemleriyle kritik bir rolü yerine getirdi; ABD yıllar sonra Ortadoğu’da yeniden askeri varlık göstermeye kendini ve kamuoyunu ikna etmeyi başardı! Ya IŞİD olmasaydı, n’olurdu şu Ortadoğu’nun hali?YPG güçlerinin kontrolündeki Rojava’nın kalbi sayılacak Kobane’yi tehdid eden ve iki günde 60 bine yakın Suriyeli Kürd’ü Türkiye’ye sığınmaya mecbur bırakan IŞİD, bilerek veya istemeden de olsa güney Kürdistan oluşumunun varlığına esaslı bir meşruiyet sebebi verdi. Önümüzü artık biraz daha net görebiliyoruz: Ortadoğu’da IŞİD geçici aktördür fakat Kürdistan devleti kalıcı olacaktır. Bir siyasi katalizör olarak IŞİD, kendisini var eden koalisyonun amaçlarına uygun davrandı; ömrü de başarısıyla ters orantılıdır.
Zaman
En Çok Okunan
22.09.2014
ATuranAlkan-BirtuhaflıkvarA Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Erdoğan: Velev ki takas yapıldı, ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
Zaman
22.09.2014
02:05
Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. IŞİD’in 101 günün ardından serbest bıraktığı vatandaşları Köşk’te kabulünde konuşan Erdoğan, “49 vatandaşımız rehinken, biz koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” dedi. IŞİD’le diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas sorusuna ise, “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır.” cevabını verdi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 101 günlük esaretin ardından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personeli ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına yönelik soru üzerine “49 vatandaşımız rehinken koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” ifadesini kullandı. BM Genel Kurulu için ABD’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada ise IŞİD’le siyasî ve diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas yapılıp yapılmadığı hakkındaki soruya “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır. Velev ki takas olsa bile 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişilmez.” cevabı verdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD tarafından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personelini ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Burada misafirlerine hitap eden Erdoğan, herkese geçmiş olsun dileklerini iletti. Oyuna gelmedikleri, tahriklere kapılmadıkları için teşekkür etti. Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sürekli işin içinde olduklarını hatırlattı. Kendisinin de gelişmelerle ilgili her zaman bilgi aldığını belirtti. Konuşulanlar olduğu kadar konuşulamayacakların da olduğunu söyleyen Erdoğan, IŞİD’e karşı koalisyon tekliflerine neden hemen ‘evet’ demediklerini ise şu sözlerle anlattı: “Konuştuklarımız, konuşacaklarımız bir de tabii konuşamayacaklarımız var. Devlet yönetmek bakkal işletmeye benzemez. Buradaki bu hassasiyetleri korumak durumundasınız. Korumadığınız zaman bunun farklı faturaları gelir. Bu faturalara da tabii katlanmak öyle kolay bir iş değil. Eğer biz bazı koalisyon taleplerine tekliflerine o anda hemen ‘Ne demek, tabii. Biz de varız’ denilebilirdi. Dünyanın devleri bir arada. Beraber onu da yapalım, bunu da yapalım diyorlar. Ama biz hemen bu işe ‘evet’ diyemezdik. Çünkü bizim 49 canımız var. Bizim için bunlar hallolmadan biz adım atmayız, atamayız dedik. Personelimizin can güvenliğini, özgürlüğünü düşünerek yol haritamızı buna göre belirledik.” diye konuştu. Erdoğan, ayrıca ailelerine kavuşan personellere tatil müjdesi verdi. “Çok ayrı kaldınız. Yasal olarak 1 ay izinli sayalım. 1 ay izin kullanmak sureti ile sizler ailece bir arada olun.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri vesilesiyle ABD’ye hareketinden önce de Esenboğa Havalimanı’nda konuya ilişkin soruları cevapladı. Musul Başkonsolosluğu personelinin Türkiye’ye getirilmesinde pazarlık yapıldığı iddialarının hatırlatılması üzerine, “Burada eğer maddi bir pazarlıktan bahsediyorlarsa böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Ama siyasi noktada, diplomatik bir pazarlıktan bahsediyorlarsa burada tabii ki siyasi, diplomatik bir pazarlık kesinlikle var. Zaten bu siyasi bir pazarlığın neticesidir.” şeklinde konuştu. Operasyon denilince akla sadece uçak, tank, silahın gelemeyeceğini kaydetti. Siyasi ve diplomatik operasyon çeşidinin de olduğunu belirtti. Rehinelerin kurtarılmasıyla ilgili durumun ikinci çeşit operasyon olduğunu söyledi. Türkiye’nin yabancı istihbarat birimlerinden destek alıp almadığının sorulması üzerine ise Erdoğan, “Çalışma tamamıyla millidir. Tamamıyla istihbarat örgütümüzün çalışmasıyla bu iş olmuştur.” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin, Cidde’deki koalisyonda takınılan tavrının ‘dün’ için olduğunu söylemesi dikkat çekti. Bundan sonraki süreçle ilgili konunun ayrı olduğunu belirtti. Başbakan Davutoğlu ile konunun bugün yaptıkları görüşmede ele alındığının altını çizdi. Cumhurbaşkanı, IŞİD’le ‘takas’ yapılıp yapılmadığı yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı: “Takas oldu veya olmadı! Neticede 49 vatandaşımız geldi. Velev ki böyle bir takas olmuş olsa bile ben şuna bakarım: Benim 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişmez. Bundan sonraki süreç bizler için çok daha farklı olacaktır. Karar alma mekanizmalarımız çok daha rahat karar verecektir.”
Zaman
En Çok Okunan
22.09.2014
ErdoğanVelevkitakasyapıldıbenvatandaşlarımınkurtarılmasınabakarımErdoğan Velev ki takas yapıldı ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
A. Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Zaman
22.09.2014
02:05
Uyanıklıktan rüyaya geçerken de böyle olur ya; şuur halinde iken sorguladığımız şeyleri rüyanın kaygan ve olağanüstü ikliminde, zaten onları yerinde durup durmakta olan bir veri gibi kabulleniriz:O ev aslında bizim evimiz değildir ama her nasılsa öyle oluvermiştir; hiç tanımadığımız biri rüyada yakınımız haline gelir. Şuurüstü, rüyada bize bazı verileri gerçekmiş gibi dayatır. Bazen “Bu bir rüya ve az sonra uyanacağım ve her şey gerçek yerine oturacak” diye düşünürüz ama bu, rüyanın o esnadaki gerçeklik hissini iptal etmez. IŞİD’in Ortadoğu jeopolitiğindeki varlığı, kolektif bir illüzyon şartları içinde bulunduğumuzu hatırlatıyor. Sanki topluca rüya görüyor ve IŞİD’li yeni jeopolitik durumu, eşyanın ve zamanın tabii akışı içinde varolmuş bir gerçeklik olarak kabul ediyoruz; öyle değil, esaslı bir gariplik var bu sıkıntılı rüyâda!Altı ay önce Ortadoğu’da IŞİD yoktu. “Aslında vardı, biz onun varlık sinyallerini görüyor ve değerlendiriyorduk zaten” diyen uzman görüşlerini kaale almasak da olur. Altı ay önceden bakarak bugünü gören çıkmadı. Yeni, çok farklı ve şaşırtıcı derecede etkili bir siyasi ve askeri aktör olarak âniden zuhur etti IŞİD. Birkaç ay içinde, pek çok Ortadoğu devletinin beceremeyeceği derecede ciddi askeri operasyon yapabilmeye, siyasi bir aktör gibi davranabilme kabiliyeti sergilemeye başladı. Uluslararası destek gördüğünü bildiğimiz PKK’nın kırk senede hâlâ erişemediği bir başarı göstererek üç günde devletini kuruverdi bile! Kendine bir sosyal zemin, hatta bir toplum buldu veya edindi. Uçuk ve marjinal doktrinini hızla topoğrafik bir zemine oturtarak Batılı devletleri aleyhinde bir araya getirecek ölçüde tehditkâr ve korkutucu bir güç oldu. Bu hikâyenin kolaylık katsayısı sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Üç beş radikal dincinin, marjinal selefilerin, tesâdüfen kotardıkları bir macera değil bu yani; destekleyicilerine kimlik, ekmek, uğrunda ölebilecekleri bir ütopya ve başarı vaadedebiliyor. Bu haliyle Kaide’den daha etkili. Suriye’nin Türkiye’ye bitişik üç sınır kapısında kontrolü ellerinde bulundurmaları ise şakayı andırıyor.Öyle görünüyor ki, bir rüyayı andıran hızlı yükseliş, aynı derecede şaşırtıcı, sert bir düşüşle nihayetlenecek: Irak ve Suriye topraklarındaki ezilmiş Sünni toplulukları bir devlet çatısı altında birleştireceği senaryosunun ciddiyeti bana göre hayli zayıf. Bu noktada IŞİD’in, günün moda tabiriyle “operasyonel” bir kuruluş olduğunu düşünmemek için bir sebep yok. Nasıl hızla zuhur ettiyse ve etkili olduysa, fonksiyonunu icra ettiğinde aynı hızla kaybolacak ve tesirini kaybedecek.Türk diplomatlarını rehin alma eylemi ancak bu varsayım çerçevesinde ciddiye alınabilir bir hikâye teşkil ediyor. Rehineleri kurtarmak için bizim hükümet yetkililerinin bazı Sünni kabile reisleriyle temasta bulundukları haberi, doğru olsa bile inandırıcı gelmiyor. Sadece rehine kurtarma operasyonunda değil, bu eylemin yüklenicisi IŞİD’in mahiyetinde de bir tuhaflık var. İşte tam bu noktada rehine operasyonunda CIA’nın parmağı olabileceği yolunda dillendirilen varsayım hiç de uçuk-kaçık bir senaryo olmayabilir. Bölgede enerji otoyollarının yeniden düzenlenmesinde IŞİD, insanlara şu günlerde hayli inandırıcı görünen eylemleriyle kritik bir rolü yerine getirdi; ABD yıllar sonra Ortadoğu’da yeniden askeri varlık göstermeye kendini ve kamuoyunu ikna etmeyi başardı! Ya IŞİD olmasaydı, n’olurdu şu Ortadoğu’nun hali?YPG güçlerinin kontrolündeki Rojava’nın kalbi sayılacak Kobane’yi tehdid eden ve iki günde 60 bine yakın Suriyeli Kürd’ü Türkiye’ye sığınmaya mecbur bırakan IŞİD, bilerek veya istemeden de olsa güney Kürdistan oluşumunun varlığına esaslı bir meşruiyet sebebi verdi. Önümüzü artık biraz daha net görebiliyoruz: Ortadoğu’da IŞİD geçici aktördür fakat Kürdistan devleti kalıcı olacaktır. Bir siyasi katalizör olarak IŞİD, kendisini var eden koalisyonun amaçlarına uygun davrandı; ömrü de başarısıyla ters orantılıdır.
Zaman
Köşe Yazıları
22.09.2014
ATuranAlkan-BirtuhaflıkvarA Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Erdoğan: Velev ki takas yapıldı, ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
Zaman
22.09.2014
02:05
Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. IŞİD’in 101 günün ardından serbest bıraktığı vatandaşları Köşk’te kabulünde konuşan Erdoğan, “49 vatandaşımız rehinken, biz koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” dedi. IŞİD’le diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas sorusuna ise, “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır.” cevabını verdi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 101 günlük esaretin ardından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personeli ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına yönelik soru üzerine “49 vatandaşımız rehinken koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” ifadesini kullandı. BM Genel Kurulu için ABD’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada ise IŞİD’le siyasî ve diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas yapılıp yapılmadığı hakkındaki soruya “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır. Velev ki takas olsa bile 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişilmez.” cevabı verdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD tarafından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personelini ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Burada misafirlerine hitap eden Erdoğan, herkese geçmiş olsun dileklerini iletti. Oyuna gelmedikleri, tahriklere kapılmadıkları için teşekkür etti. Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sürekli işin içinde olduklarını hatırlattı. Kendisinin de gelişmelerle ilgili her zaman bilgi aldığını belirtti. Konuşulanlar olduğu kadar konuşulamayacakların da olduğunu söyleyen Erdoğan, IŞİD’e karşı koalisyon tekliflerine neden hemen ‘evet’ demediklerini ise şu sözlerle anlattı: “Konuştuklarımız, konuşacaklarımız bir de tabii konuşamayacaklarımız var. Devlet yönetmek bakkal işletmeye benzemez. Buradaki bu hassasiyetleri korumak durumundasınız. Korumadığınız zaman bunun farklı faturaları gelir. Bu faturalara da tabii katlanmak öyle kolay bir iş değil. Eğer biz bazı koalisyon taleplerine tekliflerine o anda hemen ‘Ne demek, tabii. Biz de varız’ denilebilirdi. Dünyanın devleri bir arada. Beraber onu da yapalım, bunu da yapalım diyorlar. Ama biz hemen bu işe ‘evet’ diyemezdik. Çünkü bizim 49 canımız var. Bizim için bunlar hallolmadan biz adım atmayız, atamayız dedik. Personelimizin can güvenliğini, özgürlüğünü düşünerek yol haritamızı buna göre belirledik.” diye konuştu. Erdoğan, ayrıca ailelerine kavuşan personellere tatil müjdesi verdi. “Çok ayrı kaldınız. Yasal olarak 1 ay izinli sayalım. 1 ay izin kullanmak sureti ile sizler ailece bir arada olun.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri vesilesiyle ABD’ye hareketinden önce de Esenboğa Havalimanı’nda konuya ilişkin soruları cevapladı. Musul Başkonsolosluğu personelinin Türkiye’ye getirilmesinde pazarlık yapıldığı iddialarının hatırlatılması üzerine, “Burada eğer maddi bir pazarlıktan bahsediyorlarsa böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Ama siyasi noktada, diplomatik bir pazarlıktan bahsediyorlarsa burada tabii ki siyasi, diplomatik bir pazarlık kesinlikle var. Zaten bu siyasi bir pazarlığın neticesidir.” şeklinde konuştu. Operasyon denilince akla sadece uçak, tank, silahın gelemeyeceğini kaydetti. Siyasi ve diplomatik operasyon çeşidinin de olduğunu belirtti. Rehinelerin kurtarılmasıyla ilgili durumun ikinci çeşit operasyon olduğunu söyledi. Türkiye’nin yabancı istihbarat birimlerinden destek alıp almadığının sorulması üzerine ise Erdoğan, “Çalışma tamamıyla millidir. Tamamıyla istihbarat örgütümüzün çalışmasıyla bu iş olmuştur.” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin, Cidde’deki koalisyonda takınılan tavrının ‘dün’ için olduğunu söylemesi dikkat çekti. Bundan sonraki süreçle ilgili konunun ayrı olduğunu belirtti. Başbakan Davutoğlu ile konunun bugün yaptıkları görüşmede ele alındığının altını çizdi. Cumhurbaşkanı, IŞİD’le ‘takas’ yapılıp yapılmadığı yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı: “Takas oldu veya olmadı! Neticede 49 vatandaşımız geldi. Velev ki böyle bir takas olmuş olsa bile ben şuna bakarım: Benim 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişmez. Bundan sonraki süreç bizler için çok daha farklı olacaktır. Karar alma mekanizmalarımız çok daha rahat karar verecektir.”
Zaman
Politika
22.09.2014
ErdoğanVelevkitakasyapıldıbenvatandaşlarımınkurtarılmasınabakarımErdoğan Velev ki takas yapıldı ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
A. Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Zaman
22.09.2014
02:05
Uyanıklıktan rüyaya geçerken de böyle olur ya; şuur halinde iken sorguladığımız şeyleri rüyanın kaygan ve olağanüstü ikliminde, zaten onları yerinde durup durmakta olan bir veri gibi kabulleniriz:O ev aslında bizim evimiz değildir ama her nasılsa öyle oluvermiştir; hiç tanımadığımız biri rüyada yakınımız haline gelir. Şuurüstü, rüyada bize bazı verileri gerçekmiş gibi dayatır. Bazen “Bu bir rüya ve az sonra uyanacağım ve her şey gerçek yerine oturacak” diye düşünürüz ama bu, rüyanın o esnadaki gerçeklik hissini iptal etmez. IŞİD’in Ortadoğu jeopolitiğindeki varlığı, kolektif bir illüzyon şartları içinde bulunduğumuzu hatırlatıyor. Sanki topluca rüya görüyor ve IŞİD’li yeni jeopolitik durumu, eşyanın ve zamanın tabii akışı içinde varolmuş bir gerçeklik olarak kabul ediyoruz; öyle değil, esaslı bir gariplik var bu sıkıntılı rüyâda!Altı ay önce Ortadoğu’da IŞİD yoktu. “Aslında vardı, biz onun varlık sinyallerini görüyor ve değerlendiriyorduk zaten” diyen uzman görüşlerini kaale almasak da olur. Altı ay önceden bakarak bugünü gören çıkmadı. Yeni, çok farklı ve şaşırtıcı derecede etkili bir siyasi ve askeri aktör olarak âniden zuhur etti IŞİD. Birkaç ay içinde, pek çok Ortadoğu devletinin beceremeyeceği derecede ciddi askeri operasyon yapabilmeye, siyasi bir aktör gibi davranabilme kabiliyeti sergilemeye başladı. Uluslararası destek gördüğünü bildiğimiz PKK’nın kırk senede hâlâ erişemediği bir başarı göstererek üç günde devletini kuruverdi bile! Kendine bir sosyal zemin, hatta bir toplum buldu veya edindi. Uçuk ve marjinal doktrinini hızla topoğrafik bir zemine oturtarak Batılı devletleri aleyhinde bir araya getirecek ölçüde tehditkâr ve korkutucu bir güç oldu. Bu hikâyenin kolaylık katsayısı sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? Üç beş radikal dincinin, marjinal selefilerin, tesâdüfen kotardıkları bir macera değil bu yani; destekleyicilerine kimlik, ekmek, uğrunda ölebilecekleri bir ütopya ve başarı vaadedebiliyor. Bu haliyle Kaide’den daha etkili. Suriye’nin Türkiye’ye bitişik üç sınır kapısında kontrolü ellerinde bulundurmaları ise şakayı andırıyor.Öyle görünüyor ki, bir rüyayı andıran hızlı yükseliş, aynı derecede şaşırtıcı, sert bir düşüşle nihayetlenecek: Irak ve Suriye topraklarındaki ezilmiş Sünni toplulukları bir devlet çatısı altında birleştireceği senaryosunun ciddiyeti bana göre hayli zayıf. Bu noktada IŞİD’in, günün moda tabiriyle “operasyonel” bir kuruluş olduğunu düşünmemek için bir sebep yok. Nasıl hızla zuhur ettiyse ve etkili olduysa, fonksiyonunu icra ettiğinde aynı hızla kaybolacak ve tesirini kaybedecek.Türk diplomatlarını rehin alma eylemi ancak bu varsayım çerçevesinde ciddiye alınabilir bir hikâye teşkil ediyor. Rehineleri kurtarmak için bizim hükümet yetkililerinin bazı Sünni kabile reisleriyle temasta bulundukları haberi, doğru olsa bile inandırıcı gelmiyor. Sadece rehine kurtarma operasyonunda değil, bu eylemin yüklenicisi IŞİD’in mahiyetinde de bir tuhaflık var. İşte tam bu noktada rehine operasyonunda CIA’nın parmağı olabileceği yolunda dillendirilen varsayım hiç de uçuk-kaçık bir senaryo olmayabilir. Bölgede enerji otoyollarının yeniden düzenlenmesinde IŞİD, insanlara şu günlerde hayli inandırıcı görünen eylemleriyle kritik bir rolü yerine getirdi; ABD yıllar sonra Ortadoğu’da yeniden askeri varlık göstermeye kendini ve kamuoyunu ikna etmeyi başardı! Ya IŞİD olmasaydı, n’olurdu şu Ortadoğu’nun hali?YPG güçlerinin kontrolündeki Rojava’nın kalbi sayılacak Kobane’yi tehdid eden ve iki günde 60 bine yakın Suriyeli Kürd’ü Türkiye’ye sığınmaya mecbur bırakan IŞİD, bilerek veya istemeden de olsa güney Kürdistan oluşumunun varlığına esaslı bir meşruiyet sebebi verdi. Önümüzü artık biraz daha net görebiliyoruz: Ortadoğu’da IŞİD geçici aktördür fakat Kürdistan devleti kalıcı olacaktır. Bir siyasi katalizör olarak IŞİD, kendisini var eden koalisyonun amaçlarına uygun davrandı; ömrü de başarısıyla ters orantılıdır.
Zaman
Ana Sayfa
22.09.2014
ATuranAlkan-BirtuhaflıkvarA Turan Alkan - Bir tuhaflık var
Erdoğan: Velev ki takas yapıldı, ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
Zaman
22.09.2014
02:05
Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. IŞİD’in 101 günün ardından serbest bıraktığı vatandaşları Köşk’te kabulünde konuşan Erdoğan, “49 vatandaşımız rehinken, biz koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” dedi. IŞİD’le diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas sorusuna ise, “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır.” cevabını verdi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 101 günlük esaretin ardından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personeli ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. IŞİD’e yönelik koalisyonda yer alıp almayacaklarına yönelik soru üzerine “49 vatandaşımız rehinken koalisyona ‘evet’ diyemezdik.” ifadesini kullandı. BM Genel Kurulu için ABD’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada ise IŞİD’le siyasî ve diplomatik pazarlık yaptıklarını anlattı. Takas yapılıp yapılmadığı hakkındaki soruya “Takas var ya da yok! Önemli olan 49 vatandaşımızın kurtarılmasıdır. Velev ki takas olsa bile 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişilmez.” cevabı verdi.Cumhurbaşkanı Erdoğan, IŞİD tarafından serbest bırakılan Musul Konsolosluğu personelini ve ailelerini Çankaya Köşkü’nde kabul etti. Burada misafirlerine hitap eden Erdoğan, herkese geçmiş olsun dileklerini iletti. Oyuna gelmedikleri, tahriklere kapılmadıkları için teşekkür etti. Dışişleri Bakanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sürekli işin içinde olduklarını hatırlattı. Kendisinin de gelişmelerle ilgili her zaman bilgi aldığını belirtti. Konuşulanlar olduğu kadar konuşulamayacakların da olduğunu söyleyen Erdoğan, IŞİD’e karşı koalisyon tekliflerine neden hemen ‘evet’ demediklerini ise şu sözlerle anlattı: “Konuştuklarımız, konuşacaklarımız bir de tabii konuşamayacaklarımız var. Devlet yönetmek bakkal işletmeye benzemez. Buradaki bu hassasiyetleri korumak durumundasınız. Korumadığınız zaman bunun farklı faturaları gelir. Bu faturalara da tabii katlanmak öyle kolay bir iş değil. Eğer biz bazı koalisyon taleplerine tekliflerine o anda hemen ‘Ne demek, tabii. Biz de varız’ denilebilirdi. Dünyanın devleri bir arada. Beraber onu da yapalım, bunu da yapalım diyorlar. Ama biz hemen bu işe ‘evet’ diyemezdik. Çünkü bizim 49 canımız var. Bizim için bunlar hallolmadan biz adım atmayız, atamayız dedik. Personelimizin can güvenliğini, özgürlüğünü düşünerek yol haritamızı buna göre belirledik.” diye konuştu. Erdoğan, ayrıca ailelerine kavuşan personellere tatil müjdesi verdi. “Çok ayrı kaldınız. Yasal olarak 1 ay izinli sayalım. 1 ay izin kullanmak sureti ile sizler ailece bir arada olun.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri vesilesiyle ABD’ye hareketinden önce de Esenboğa Havalimanı’nda konuya ilişkin soruları cevapladı. Musul Başkonsolosluğu personelinin Türkiye’ye getirilmesinde pazarlık yapıldığı iddialarının hatırlatılması üzerine, “Burada eğer maddi bir pazarlıktan bahsediyorlarsa böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Ama siyasi noktada, diplomatik bir pazarlıktan bahsediyorlarsa burada tabii ki siyasi, diplomatik bir pazarlık kesinlikle var. Zaten bu siyasi bir pazarlığın neticesidir.” şeklinde konuştu. Operasyon denilince akla sadece uçak, tank, silahın gelemeyeceğini kaydetti. Siyasi ve diplomatik operasyon çeşidinin de olduğunu belirtti. Rehinelerin kurtarılmasıyla ilgili durumun ikinci çeşit operasyon olduğunu söyledi. Türkiye’nin yabancı istihbarat birimlerinden destek alıp almadığının sorulması üzerine ise Erdoğan, “Çalışma tamamıyla millidir. Tamamıyla istihbarat örgütümüzün çalışmasıyla bu iş olmuştur.” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin, Cidde’deki koalisyonda takınılan tavrının ‘dün’ için olduğunu söylemesi dikkat çekti. Bundan sonraki süreçle ilgili konunun ayrı olduğunu belirtti. Başbakan Davutoğlu ile konunun bugün yaptıkları görüşmede ele alındığının altını çizdi. Cumhurbaşkanı, IŞİD’le ‘takas’ yapılıp yapılmadığı yönündeki soruyu ise şöyle cevapladı: “Takas oldu veya olmadı! Neticede 49 vatandaşımız geldi. Velev ki böyle bir takas olmuş olsa bile ben şuna bakarım: Benim 49 vatandaşımızın karşılığı hiçbir şeyle değişmez. Bundan sonraki süreç bizler için çok daha farklı olacaktır. Karar alma mekanizmalarımız çok daha rahat karar verecektir.”
Zaman
Ana Sayfa
22.09.2014
ErdoğanVelevkitakasyapıldıbenvatandaşlarımınkurtarılmasınabakarımErdoğan Velev ki takas yapıldı ben vatandaşlarımın kurtarılmasına bakarım
Yolsuzluk fezlekelerine şimdi de ‘randevu' şartı
Zaman
09.09.2014
02:02
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sebebiyle kabineden istifa eden dört bakanla ilgili hazırlanan fezlekeler, komisyon üyelerine yine gösterilmedi. Fezlekeleri görmek için komisyona giden MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, komisyonun AKP’li Başkanı Hakkı Köylü’nün yeni kısıtlamalar getirdiğini açıkladı.Buna göre vekiller fotokopi alamayacak. Tek nüsha olduğu için de iddiaları araştırmakla görevli vekiller, sıraya girerek tek tek inceleyebilecek. İlk hali 64 klasör olduğu belirtilen fezlekelerin önce 32’ye, şimdi de 11 klasöre indirildiğini belirten Dedeoğlu, “Medya kanalıyla temin ettiğimiz fezlekelerle, komisyondaki fezlekeleri karşılaştıracağız.” dedi.Eski bakanlar Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Muammer Güler ile Erdoğan Bayraktar hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını incelemek üzere 9 Temmuz’da kurulan soruşturma komisyonu, dün de çalışamadı. Komisyon Başkanı Hakkı Köylü’nün fezlekelerin komisyon üyesi milletvekilleri tarafından görülebileceğine ilişkin açıklaması üzerine dün sabah Meclis’e giden MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’na önce öğleden sonra gelmesi söylendi. Daha sonra ise bugüne randevu verildi. Konuyla ilgili konuşan Dedeoğlu, “Başkan Köylü ile görüştüm. Bana bugün itibarıyla 11 klasör olan fezlekeleri görebileceğimi söyledi. Ama fotokopi alamayacağımızı söyledi. Tek takım olduğu için vekiller olarak sıraya girerek teker teker bakacakmışız. Ben bugün sabah gidip yolsuzluk fezlekelerini inceleyeceğim.” dedi. MHP’li Dedeoğlu, komisyonun kurulduğu günden bugüne kadar geçen süre içinde hiç çalışmadığını hatırlatırken AKP’nin yeni engelleme taktiklerine dikkat çekti. Dedeoğlu, “Başkan, komisyonun çalışmasına 1 Ekim’de başlayacağını söyledi. Ama başlayacağı gün Meclis kapanacak. Araya bayram girecek ve komisyon hiç çalışmadan süresini doldurmuş olacak. Başkan, 2 aylık ek süre için Meclis Başkanlığı’na başvuracağını söyledi. Daha sonra ek süre istemeyebilir veya Meclis Başkanı da vermeyebilir. Böyle bir kuşkumuz da var.” ifadesini kullandı.Aksünger: AKP’liler, fezlekeleri kamuoyundan kaçırıyorKomisyon üyelerinden CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger de, Başkan Hakkı Köylü’den komisyonun toplanmasını isteyeceğini belirtti. Olumlu cevap alamamaları halinde komisyon üyelerinin üçte birinin imzası ile komisyonu olağanüstü toplantıya çağıracaklarını ve fezlekelerin kendilerine verilmesi talebinde bulunacaklarını vurguladı. Aksünger, “Komisyonun kurulduğu günden beri çok vakit kaybı oldu. Çok hızlı bir şekilde çalışıp kayıp zamanı telafi etmemiz gerekiyor. Ama komisyonun çalışmasını engelleyen AKP’liler öyle düşünmüyorlar. Kamuoyundan kaçırıyorlar.” şeklinde konuştu. Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun sıradan bir komisyon olmadığını ve anayasal yargıçlık rolü ile yargı sürecinin bir parçası olduğunu kaydeden Erdal Aksünger, “Meclis’e gelen fezlekeye konu olan, onunla ilintili olan tüm iddialar, soruşturmalar Meclis Soruşturma Komisyonu görev alanındadır.” dedi. CHP’li vekil, 25 Aralık soruşturması konusunda verilen takipsizlik kararının siyasi müdahaleyi gösterdiğini, bu yüzden söz konusu kararın kendileri için yok hükmünde olduğunu ifade etti.Fezlekeler, 6 aydır vekillerden kaçırılıyor17-25 Aralık 2013: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında 4 eski bakanın da bulunduğu çok sayıda kişiyle ilgili iki ayrı operasyon gerçekleştirdi.9 Ocak 2014: Savcılık, eski bakanlarla ilgili hazırlanan fezlekeleri Adalet Bakanlığı’na gönderdi.5 Şubat: Bakanlık, fezlekeleri haftalarca beklettikten sonra savcılığa iade etti. Fezlekelerin doğrudan TBMM’ye gönderilmesini istedi.28 Şubat: Savcılığın Meclis’e gönderdiği fezlekeler, tatile girmeye hazırlanan Meclis’e ulaştı.5 Mart: 32 klasörden oluşan dosyalar, Meclis Başkanlığı’na ulaştığında toplam 11 klasördü.13 Mart: CHP, TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdı.19 Mart: Genel Kurul, olağanüstü toplandı. Fezlekeler vekillere gösterilmedi. CHP, 4 bakanla ilgili soruşturma önergesi verdi.5 Mayıs: CHP’nin 4 bakanla ilgili ayrı ayrı soruşturma komisyonu kurulması önerisi reddedildi. AKP’nin tek komisyon kurulması önergesi kabul edildi.8 Temmuz: Kurulduktan 65 gün sonra soruşturma komisyonunun üyeleri belirlendi.9 Temmuz: Komisyon ilk toplantısını yaptı. Fezlekeler, ‘Resmî Gazete’de yayımlanmadığı’ gerekçesiyle milletvekillerine yine gösterilmedi.14 Temmuz: Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, ‘dizin hatası var’ diyerek fezlekeleri açmadan ilgili savcıya gönderdi.4 Eylül: Savcılık, istenen dizinleri ekleyerek 11 klasörü Meclis’e tekrar gönderdi.8 Eylül: Fezlekeleri görmek isteyen komisyon üyelerine AKP’li Başkan Hakkı Köylü, ‘randevu şartı&rsquo
Zaman
Politika
09.09.2014
Yolsuzlukfezlekelerineşimdide‘randevuşartıYolsuzluk fezlekelerine şimdi de ‘randevu şartı
Yolsuzluk fezlekelerine şimdi de ‘randevu' şartı
Zaman
09.09.2014
02:02
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması sebebiyle kabineden istifa eden dört bakanla ilgili hazırlanan fezlekeler, komisyon üyelerine yine gösterilmedi. Fezlekeleri görmek için komisyona giden MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu, komisyonun AKP’li Başkanı Hakkı Köylü’nün yeni kısıtlamalar getirdiğini açıkladı.Buna göre vekiller fotokopi alamayacak. Tek nüsha olduğu için de iddiaları araştırmakla görevli vekiller, sıraya girerek tek tek inceleyebilecek. İlk hali 64 klasör olduğu belirtilen fezlekelerin önce 32’ye, şimdi de 11 klasöre indirildiğini belirten Dedeoğlu, “Medya kanalıyla temin ettiğimiz fezlekelerle, komisyondaki fezlekeleri karşılaştıracağız.” dedi.Eski bakanlar Zafer Çağlayan, Egemen Bağış, Muammer Güler ile Erdoğan Bayraktar hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını incelemek üzere 9 Temmuz’da kurulan soruşturma komisyonu, dün de çalışamadı. Komisyon Başkanı Hakkı Köylü’nün fezlekelerin komisyon üyesi milletvekilleri tarafından görülebileceğine ilişkin açıklaması üzerine dün sabah Meclis’e giden MHP Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’na önce öğleden sonra gelmesi söylendi. Daha sonra ise bugüne randevu verildi. Konuyla ilgili konuşan Dedeoğlu, “Başkan Köylü ile görüştüm. Bana bugün itibarıyla 11 klasör olan fezlekeleri görebileceğimi söyledi. Ama fotokopi alamayacağımızı söyledi. Tek takım olduğu için vekiller olarak sıraya girerek teker teker bakacakmışız. Ben bugün sabah gidip yolsuzluk fezlekelerini inceleyeceğim.” dedi. MHP’li Dedeoğlu, komisyonun kurulduğu günden bugüne kadar geçen süre içinde hiç çalışmadığını hatırlatırken AKP’nin yeni engelleme taktiklerine dikkat çekti. Dedeoğlu, “Başkan, komisyonun çalışmasına 1 Ekim’de başlayacağını söyledi. Ama başlayacağı gün Meclis kapanacak. Araya bayram girecek ve komisyon hiç çalışmadan süresini doldurmuş olacak. Başkan, 2 aylık ek süre için Meclis Başkanlığı’na başvuracağını söyledi. Daha sonra ek süre istemeyebilir veya Meclis Başkanı da vermeyebilir. Böyle bir kuşkumuz da var.” ifadesini kullandı.Aksünger: AKP’liler, fezlekeleri kamuoyundan kaçırıyorKomisyon üyelerinden CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger de, Başkan Hakkı Köylü’den komisyonun toplanmasını isteyeceğini belirtti. Olumlu cevap alamamaları halinde komisyon üyelerinin üçte birinin imzası ile komisyonu olağanüstü toplantıya çağıracaklarını ve fezlekelerin kendilerine verilmesi talebinde bulunacaklarını vurguladı. Aksünger, “Komisyonun kurulduğu günden beri çok vakit kaybı oldu. Çok hızlı bir şekilde çalışıp kayıp zamanı telafi etmemiz gerekiyor. Ama komisyonun çalışmasını engelleyen AKP’liler öyle düşünmüyorlar. Kamuoyundan kaçırıyorlar.” şeklinde konuştu. Meclis Yolsuzlukları Soruşturma Komisyonu’nun sıradan bir komisyon olmadığını ve anayasal yargıçlık rolü ile yargı sürecinin bir parçası olduğunu kaydeden Erdal Aksünger, “Meclis’e gelen fezlekeye konu olan, onunla ilintili olan tüm iddialar, soruşturmalar Meclis Soruşturma Komisyonu görev alanındadır.” dedi. CHP’li vekil, 25 Aralık soruşturması konusunda verilen takipsizlik kararının siyasi müdahaleyi gösterdiğini, bu yüzden söz konusu kararın kendileri için yok hükmünde olduğunu ifade etti.Fezlekeler, 6 aydır vekillerden kaçırılıyor17-25 Aralık 2013: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında 4 eski bakanın da bulunduğu çok sayıda kişiyle ilgili iki ayrı operasyon gerçekleştirdi.9 Ocak 2014: Savcılık, eski bakanlarla ilgili hazırlanan fezlekeleri Adalet Bakanlığı’na gönderdi.5 Şubat: Bakanlık, fezlekeleri haftalarca beklettikten sonra savcılığa iade etti. Fezlekelerin doğrudan TBMM’ye gönderilmesini istedi.28 Şubat: Savcılığın Meclis’e gönderdiği fezlekeler, tatile girmeye hazırlanan Meclis’e ulaştı.5 Mart: 32 klasörden oluşan dosyalar, Meclis Başkanlığı’na ulaştığında toplam 11 klasördü.13 Mart: CHP, TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırdı.19 Mart: Genel Kurul, olağanüstü toplandı. Fezlekeler vekillere gösterilmedi. CHP, 4 bakanla ilgili soruşturma önergesi verdi.5 Mayıs: CHP’nin 4 bakanla ilgili ayrı ayrı soruşturma komisyonu kurulması önerisi reddedildi. AKP’nin tek komisyon kurulması önergesi kabul edildi.8 Temmuz: Kurulduktan 65 gün sonra soruşturma komisyonunun üyeleri belirlendi.9 Temmuz: Komisyon ilk toplantısını yaptı. Fezlekeler, ‘Resmî Gazete’de yayımlanmadığı’ gerekçesiyle milletvekillerine yine gösterilmedi.14 Temmuz: Komisyon Başkanı Hakkı Köylü, ‘dizin hatası var’ diyerek fezlekeleri açmadan ilgili savcıya gönderdi.4 Eylül: Savcılık, istenen dizinleri ekleyerek 11 klasörü Meclis’e tekrar gönderdi.8 Eylül: Fezlekeleri görmek isteyen komisyon üyelerine AKP’li Başkan Hakkı Köylü, ‘randevu şartı&rsquo
Zaman
Ana Sayfa
09.09.2014
Yolsuzlukfezlekelerineşimdide‘randevuşartıYolsuzluk fezlekelerine şimdi de ‘randevu şartı
PKK, İstanbul'da 1 kişiyi öldürdü; valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
Zaman
07.09.2014
09:43
Terör örgütü PKK, Başakşehir’e bağlı Şahintepe’de hâkimiyetini gün geçtikçe artırıyor. Örgüte yakınlığıyla bilinen ANF, sözde gençlik yapılanması üyelerinin 30 Ağustos’ta IŞİD üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. 1 kişinin öldüğü olay üzerinden günler geçmesine rağmen valilik ve emniyetten açıklama yapılmaması kafaları karıştırdı.PKK’ya yakınlığı ile bilinen ANF Haber Ajansı, örgüte bağlı sözde gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin (YDG-H), İstanbul’un Başakşehir ilçesi Şahintepe Mahallesi’nde 30 Ağustos’ta hücre evlerinde örgütlenen IŞİD çetesi üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. Ajans, çatışmada 5-6 IŞİD mensubuna kurşun isabet ettiğini iddia etti. Olay kısa sürede tüm medyada yayılırken kanlı saldırının üzerinden 7 gün geçmesine rağmen bakanlık, valilik ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama yapılmadı. Oysa bir terör örgütü İstanbul’un göbeğinde operasyon yaptığını duyurmuş, saldırıda Hikmet Ayyıldız hayatını kaybederken Nihat Çise ve Sadık Kaya isimli vatandaşlar yaralanmıştı. Örgütün saldırılarına devam edeceğini açıklamasına rağmen yetkililerin açıklama yapmaması vatandaşların kafasını karıştırdı.Söz konusu kanlı saldırıda hayatını kaybeden Hikmet Ayyıldız’ın kardeşi Nihat Ayyıldız’a Zaman ulaştı. ANF’nin haberindeki IŞİD militanı iddiasına isyan eden Ayyıldız, “Biz bölgede tanınan bir cemaat grubuyuz. Güneşli’de İmam Buhari Vakfımız var. Her şeyimiz resmidir. Biz sohbetlerimizde IŞİD’i kötüleyen bir tavır sergiliyoruz. ‘Böyle Müslümanlık olmaz’ diyoruz. Adam ‘Allahu Ekber’ deyip kafa kesiyor. Biz bunları nasıl savunabiliriz? İşte bunlar içine girmeden dışarıdan söylenen sözlerle, varsayımlarla bu işi gerçekleştirdiler. Rahmetli kardeşimi Kayabaşı Mezarlığı’nda toprağa verdik.” diye konuştu. Nihat Ayyıldız, Türk basınının olayın üzerine neden gitmediğini, kendisine gelen yetkili herhangi biri olmadığına dikkat çekti. Ayyıldız, terör örgütü PKK’ya karşı olmalarının, mahalledeki gençlere din eğitimi vermelerinin örgütün hoşuna gitmediğini, bu sebeple hedef alındıklarını düşünüyor. Henüz emin olmadıklarını ancak eldeki verilerin saldırıyı PKK’nın gerçekleştirdiğini gösterdiğini anlatıyor. Kardeşinin IŞİD militanı olduğu iddialarına ise sert tepki veriyor: “Kesinlikle öyle bir ihtimal bile olamaz. Yanından bile geçmez. Kardeşim orada Allah rızası için sokaktaki balicileri toplar, camiye götürürdü. Kur’an öğretirdi. Olay bundan ibaret yani. Eğer önlem alınmazsa her sakallıyı IŞİD üyesi diye öldürecekler.”Ayyıldız, olay günü kardeşi Hikmet Ayyıldız’ın arkadaşının evinde 1 saat kadar Kur’an-ı Kerim okuyup, yatsı namazını kıldıktan sonra çıktıklarında onları takip eden arabanın yanlarına yaklaşıp sokakta 8-9 el ateş ettiğini aktarıyor: “Kardeşim vefat ettiği sırada Kelime-i Şehadet getirerek can vermiş, olay yerinde aracın içinde. 10 senelik arkadaşları Nihat Çise, Kanuni Hastanesi’nde yatıyor şu an. Diyarbakırlı Sadık Kaya Bakırköy’de yatıyor. Onların durumu iyi. Bundan teselli buluyoruz.” Olayın yaşandığı sokağın hemen yanında bulunan Velibaba Cem Kültür Evi görevlisi Dursun Musa da, cinayetin ardından olay yerine gelen polislerin çok tecrübesiz olduğunu, 10 metre ötedeki MOBESE kameralarından haberlerinin olmadığını anlatıyor.Şahintepeliler, evlerini Suriyelilere kiraya verip mahalleden ayrılıyorBaşakşehir ilçe sınırlarındaki Şahintepe, 1980’lerin ardından Doğu ve Güneydoğu’dan göç edenlerin yoğunluklu yaşadığı bir bölge. PKK’nın İstanbul’da hâkimiyet savaşı verdiği bölgelerin başında geliyor. 70 bine yakın nüfusun barındığı Şahintepe Mahallesi’nde karakol yok. Mahalle sakinlerinin anlattıklarına göre PKK, 1 yılı aşkın süredir mahallede gücünü giderek artırdı. Bunun en açık ispatı olarak PKK’nın “Uyuşturucuyla Mücadele” çadırlarının 2 ay boyunca açık kalmasını gösteriyorlar. PKK üyeleri, uyuşturucu satıcılarını dövüp, kullananlara cezalar vermiş. Tüm şikâyetlere rağmen polis hiçbir müdahalede bulunamamış. Mahallede birçok duvarda PKK’yı öven duvar yazıları dikkat çekiyor. Örgüt, mahallede yaşayan Alevilere de saldırıyor. 26 Aralık 2010 günü Velibaba Cemevi’ne yapılan taşlı sopalı saldırıyı da PKK’nın gençlik yapılanmasına mensup 3’ü çocuk 15 kişinin gerçekleştirdiği tespit edilmişti. Mahallede yaşanan güvensiz ortamdan dolayı birçok aile evlerini Suriyelilere kiraya vererek ayrılıyor. 500-600 lira arasında değişen kiraların makul olması sebebiyle mahallede 3 binden fazla Suriyelinin yaşadığı belirtiliyor.
Zaman
Güncel
07.09.2014
PKKİstanbulda/">İstanbulda1kişiyiöldürdü;valilikveemniyettenhâlâteksatıraçıklamayokİstanbulda-1-kişiyi-öldürdü;-valilik-ve-emniyetten-hâlâ-tek-satır-açıklama-yok/">PKK İstanbulda 1 kişiyi öldürdü; valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
PKK, İstanbul'da 1 kişiyi öldürdü; valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
Zaman
07.09.2014
09:43
Terör örgütü PKK, Başakşehir’e bağlı Şahintepe’de hâkimiyetini gün geçtikçe artırıyor. Örgüte yakınlığıyla bilinen ANF, sözde gençlik yapılanması üyelerinin 30 Ağustos’ta IŞİD üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. 1 kişinin öldüğü olay üzerinden günler geçmesine rağmen valilik ve emniyetten açıklama yapılmaması kafaları karıştırdı.PKK’ya yakınlığı ile bilinen ANF Haber Ajansı, örgüte bağlı sözde gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin (YDG-H), İstanbul’un Başakşehir ilçesi Şahintepe Mahallesi’nde 30 Ağustos’ta hücre evlerinde örgütlenen IŞİD çetesi üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. Ajans, çatışmada 5-6 IŞİD mensubuna kurşun isabet ettiğini iddia etti. Olay kısa sürede tüm medyada yayılırken kanlı saldırının üzerinden 7 gün geçmesine rağmen bakanlık, valilik ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama yapılmadı. Oysa bir terör örgütü İstanbul’un göbeğinde operasyon yaptığını duyurmuş, saldırıda Hikmet Ayyıldız hayatını kaybederken Nihat Çise ve Sadık Kaya isimli vatandaşlar yaralanmıştı. Örgütün saldırılarına devam edeceğini açıklamasına rağmen yetkililerin açıklama yapmaması vatandaşların kafasını karıştırdı.Söz konusu kanlı saldırıda hayatını kaybeden Hikmet Ayyıldız’ın kardeşi Nihat Ayyıldız’a Zaman ulaştı. ANF’nin haberindeki IŞİD militanı iddiasına isyan eden Ayyıldız, “Biz bölgede tanınan bir cemaat grubuyuz. Güneşli’de İmam Buhari Vakfımız var. Her şeyimiz resmidir. Biz sohbetlerimizde IŞİD’i kötüleyen bir tavır sergiliyoruz. ‘Böyle Müslümanlık olmaz’ diyoruz. Adam ‘Allahu Ekber’ deyip kafa kesiyor. Biz bunları nasıl savunabiliriz? İşte bunlar içine girmeden dışarıdan söylenen sözlerle, varsayımlarla bu işi gerçekleştirdiler. Rahmetli kardeşimi Kayabaşı Mezarlığı’nda toprağa verdik.” diye konuştu. Nihat Ayyıldız, Türk basınının olayın üzerine neden gitmediğini, kendisine gelen yetkili herhangi biri olmadığına dikkat çekti. Ayyıldız, terör örgütü PKK’ya karşı olmalarının, mahalledeki gençlere din eğitimi vermelerinin örgütün hoşuna gitmediğini, bu sebeple hedef alındıklarını düşünüyor. Henüz emin olmadıklarını ancak eldeki verilerin saldırıyı PKK’nın gerçekleştirdiğini gösterdiğini anlatıyor. Kardeşinin IŞİD militanı olduğu iddialarına ise sert tepki veriyor: “Kesinlikle öyle bir ihtimal bile olamaz. Yanından bile geçmez. Kardeşim orada Allah rızası için sokaktaki balicileri toplar, camiye götürürdü. Kur’an öğretirdi. Olay bundan ibaret yani. Eğer önlem alınmazsa her sakallıyı IŞİD üyesi diye öldürecekler.”Ayyıldız, olay günü kardeşi Hikmet Ayyıldız’ın arkadaşının evinde 1 saat kadar Kur’an-ı Kerim okuyup, yatsı namazını kıldıktan sonra çıktıklarında onları takip eden arabanın yanlarına yaklaşıp sokakta 8-9 el ateş ettiğini aktarıyor: “Kardeşim vefat ettiği sırada Kelime-i Şehadet getirerek can vermiş, olay yerinde aracın içinde. 10 senelik arkadaşları Nihat Çise, Kanuni Hastanesi’nde yatıyor şu an. Diyarbakırlı Sadık Kaya Bakırköy’de yatıyor. Onların durumu iyi. Bundan teselli buluyoruz.” Olayın yaşandığı sokağın hemen yanında bulunan Velibaba Cem Kültür Evi görevlisi Dursun Musa da, cinayetin ardından olay yerine gelen polislerin çok tecrübesiz olduğunu, 10 metre ötedeki MOBESE kameralarından haberlerinin olmadığını anlatıyor.Şahintepeliler, evlerini Suriyelilere kiraya verip mahalleden ayrılıyorBaşakşehir ilçe sınırlarındaki Şahintepe, 1980’lerin ardından Doğu ve Güneydoğu’dan göç edenlerin yoğunluklu yaşadığı bir bölge. PKK’nın İstanbul’da hâkimiyet savaşı verdiği bölgelerin başında geliyor. 70 bine yakın nüfusun barındığı Şahintepe Mahallesi’nde karakol yok. Mahalle sakinlerinin anlattıklarına göre PKK, 1 yılı aşkın süredir mahallede gücünü giderek artırdı. Bunun en açık ispatı olarak PKK’nın “Uyuşturucuyla Mücadele” çadırlarının 2 ay boyunca açık kalmasını gösteriyorlar. PKK üyeleri, uyuşturucu satıcılarını dövüp, kullananlara cezalar vermiş. Tüm şikâyetlere rağmen polis hiçbir müdahalede bulunamamış. Mahallede birçok duvarda PKK’yı öven duvar yazıları dikkat çekiyor. Örgüt, mahallede yaşayan Alevilere de saldırıyor. 26 Aralık 2010 günü Velibaba Cemevi’ne yapılan taşlı sopalı saldırıyı da PKK’nın gençlik yapılanmasına mensup 3’ü çocuk 15 kişinin gerçekleştirdiği tespit edilmişti. Mahallede yaşanan güvensiz ortamdan dolayı birçok aile evlerini Suriyelilere kiraya vererek ayrılıyor. 500-600 lira arasında değişen kiraların makul olması sebebiyle mahallede 3 binden fazla Suriyelinin yaşadığı belirtiliyor.
Zaman
Ana Sayfa
07.09.2014
PKKİstanbulda/">İstanbulda1kişiyiöldürdü;valilikveemniyettenhâlâteksatıraçıklamayokİstanbulda-1-kişiyi-öldürdü;-valilik-ve-emniyetten-hâlâ-tek-satır-açıklama-yok/">PKK İstanbulda 1 kişiyi öldürdü; valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
PKK, İstanbul'da 1 kişiyi öldürdü valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
Zaman
07.09.2014
02:07
Terör örgütü PKK, Başakşehir’e bağlı Şahintepe’de hâkimiyetini gün geçtikçe artırıyor. Örgüte yakınlığıyla bilinen ANF, sözde gençlik yapılanması üyelerinin 30 Ağustos’ta IŞİD üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. 1 kişinin öldüğü olay üzerinden günler geçmesine rağmen valilik ve emniyetten açıklama yapılmaması kafaları karıştırdı.PKK’ya yakınlığı ile bilinen ANF Haber Ajansı, örgüte bağlı sözde gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin (YDG-H), İstanbul’un Başakşehir ilçesi Şahintepe Mahallesi’nde 30 Ağustos’ta hücre evlerinde örgütlenen IŞİD çetesi üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. Ajans, çatışmada 5-6 IŞİD mensubuna kurşun isabet ettiğini iddia etti. Olay kısa sürede tüm medyada yayılırken kanlı saldırının üzerinden 7 gün geçmesine rağmen bakanlık, valilik ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama yapılmadı. Oysa bir terör örgütü İstanbul’un göbeğinde operasyon yaptığını duyurmuş, saldırıda Hikmet Ayyıldız hayatını kaybederken Nihat Çise ve Sadık Kaya isimli vatandaşlar yaralanmıştı. Örgütün saldırılarına devam edeceğini açıklamasına rağmen yetkililerin açıklama yapmaması vatandaşların kafasını karıştırdı.Söz konusu kanlı saldırıda hayatını kaybeden Hikmet Ayyıldız’ın kardeşi Nihat Ayyıldız’a Zaman ulaştı. ANF’nin haberindeki IŞİD militanı iddiasına isyan eden Ayyıldız, “Biz bölgede tanınan bir cemaat grubuyuz. Güneşli’de İmam Buhari Vakfımız var. Her şeyimiz resmidir. Biz sohbetlerimizde IŞİD’i kötüleyen bir tavır sergiliyoruz. ‘Böyle Müslümanlık olmaz’ diyoruz. Adam ‘Allahu Ekber’ deyip kafa kesiyor. Biz bunları nasıl savunabiliriz? İşte bunlar içine girmeden dışarıdan söylenen sözlerle, varsayımlarla bu işi gerçekleştirdiler. Rahmetli kardeşimi Kayabaşı Mezarlığı’nda toprağa verdik.” diye konuştu. Nihat Ayyıldız, Türk basınının olayın üzerine neden gitmediğini, kendisine gelen yetkili herhangi biri olmadığına dikkat çekti. Ayyıldız, terör örgütü PKK’ya karşı olmalarının, mahalledeki gençlere din eğitimi vermelerinin örgütün hoşuna gitmediğini, bu sebeple hedef alındıklarını düşünüyor. Henüz emin olmadıklarını ancak eldeki verilerin saldırıyı PKK’nın gerçekleştirdiğini gösterdiğini anlatıyor. Kardeşinin IŞİD militanı olduğu iddialarına ise sert tepki veriyor: “Kesinlikle öyle bir ihtimal bile olamaz. Yanından bile geçmez. Kardeşim orada Allah rızası için sokaktaki balicileri toplar, camiye götürürdü. Kur’an öğretirdi. Olay bundan ibaret yani. Eğer önlem alınmazsa her sakallıyı IŞİD üyesi diye öldürecekler.”Ayyıldız, olay günü kardeşi Hikmet Ayyıldız’ın arkadaşının evinde 1 saat kadar Kur’an-ı Kerim okuyup, yatsı namazını kıldıktan sonra çıktıklarında onları takip eden arabanın yanlarına yaklaşıp sokakta 8-9 el ateş ettiğini aktarıyor: “Kardeşim vefat ettiği sırada Kelime-i Şehadet getirerek can vermiş, olay yerinde aracın içinde. 10 senelik arkadaşları Nihat Çise, Kanuni Hastanesi’nde yatıyor şu an. Diyarbakırlı Sadık Kaya Bakırköy’de yatıyor. Onların durumu iyi. Bundan teselli buluyoruz.” Olayın yaşandığı sokağın hemen yanında bulunan Velibaba Cem Kültür Evi görevlisi Dursun Musa da, cinayetin ardından olay yerine gelen polislerin çok tecrübesiz olduğunu, 10 metre ötedeki MOBESE kameralarından haberlerinin olmadığını anlatıyor.Şahintepeliler, evlerini Suriyelilere kiraya verip mahalleden ayrılıyorBaşakşehir ilçe sınırlarındaki Şahintepe, 1980’lerin ardından Doğu ve Güneydoğu’dan göç edenlerin yoğunluklu yaşadığı bir bölge. PKK’nın İstanbul’da hâkimiyet savaşı verdiği bölgelerin başında geliyor. 70 bine yakın nüfusun barındığı Şahintepe Mahallesi’nde karakol yok. Mahalle sakinlerinin anlattıklarına göre PKK, 1 yılı aşkın süredir mahallede gücünü giderek artırdı. Bunun en açık ispatı olarak PKK’nın “Uyuşturucuyla Mücadele” çadırlarının 2 ay boyunca açık kalmasını gösteriyorlar. PKK üyeleri, uyuşturucu satıcılarını dövüp, kullananlara cezalar vermiş. Tüm şikâyetlere rağmen polis hiçbir müdahalede bulunamamış. Mahallede birçok duvarda PKK’yı öven duvar yazıları dikkat çekiyor. Örgüt, mahallede yaşayan Alevilere de saldırıyor. 26 Aralık 2010 günü Velibaba Cemevi’ne yapılan taşlı sopalı saldırıyı da PKK’nın gençlik yapılanmasına mensup 3’ü çocuk 15 kişinin gerçekleştirdiği tespit edilmişti. Mahallede yaşanan güvensiz ortamdan dolayı birçok aile evlerini Suriyelilere kiraya vererek ayrılıyor. 500-600 lira arasında değişen kiraların makul olması sebebiyle mahallede 3 binden fazla Suriyelinin yaşadığı belirtiliyor.
Zaman
Güncel
07.09.2014
PKKİstanbulda/">İstanbulda1kişiyiöldürdüvalilikveemniyettenhâlâteksatıraçıklamayokİstanbulda-1-kişiyi-öldürdü-valilik-ve-emniyetten-hâlâ-tek-satır-açıklama-yok/">PKK İstanbulda 1 kişiyi öldürdü valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
PKK, İstanbul'da 1 kişiyi öldürdü valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
Zaman
07.09.2014
02:07
Terör örgütü PKK, Başakşehir’e bağlı Şahintepe’de hâkimiyetini gün geçtikçe artırıyor. Örgüte yakınlığıyla bilinen ANF, sözde gençlik yapılanması üyelerinin 30 Ağustos’ta IŞİD üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. 1 kişinin öldüğü olay üzerinden günler geçmesine rağmen valilik ve emniyetten açıklama yapılmaması kafaları karıştırdı.PKK’ya yakınlığı ile bilinen ANF Haber Ajansı, örgüte bağlı sözde gençlik yapılanması Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi’nin (YDG-H), İstanbul’un Başakşehir ilçesi Şahintepe Mahallesi’nde 30 Ağustos’ta hücre evlerinde örgütlenen IŞİD çetesi üyelerine operasyon yaptığını duyurdu. Ajans, çatışmada 5-6 IŞİD mensubuna kurşun isabet ettiğini iddia etti. Olay kısa sürede tüm medyada yayılırken kanlı saldırının üzerinden 7 gün geçmesine rağmen bakanlık, valilik ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama yapılmadı. Oysa bir terör örgütü İstanbul’un göbeğinde operasyon yaptığını duyurmuş, saldırıda Hikmet Ayyıldız hayatını kaybederken Nihat Çise ve Sadık Kaya isimli vatandaşlar yaralanmıştı. Örgütün saldırılarına devam edeceğini açıklamasına rağmen yetkililerin açıklama yapmaması vatandaşların kafasını karıştırdı.Söz konusu kanlı saldırıda hayatını kaybeden Hikmet Ayyıldız’ın kardeşi Nihat Ayyıldız’a Zaman ulaştı. ANF’nin haberindeki IŞİD militanı iddiasına isyan eden Ayyıldız, “Biz bölgede tanınan bir cemaat grubuyuz. Güneşli’de İmam Buhari Vakfımız var. Her şeyimiz resmidir. Biz sohbetlerimizde IŞİD’i kötüleyen bir tavır sergiliyoruz. ‘Böyle Müslümanlık olmaz’ diyoruz. Adam ‘Allahu Ekber’ deyip kafa kesiyor. Biz bunları nasıl savunabiliriz? İşte bunlar içine girmeden dışarıdan söylenen sözlerle, varsayımlarla bu işi gerçekleştirdiler. Rahmetli kardeşimi Kayabaşı Mezarlığı’nda toprağa verdik.” diye konuştu. Nihat Ayyıldız, Türk basınının olayın üzerine neden gitmediğini, kendisine gelen yetkili herhangi biri olmadığına dikkat çekti. Ayyıldız, terör örgütü PKK’ya karşı olmalarının, mahalledeki gençlere din eğitimi vermelerinin örgütün hoşuna gitmediğini, bu sebeple hedef alındıklarını düşünüyor. Henüz emin olmadıklarını ancak eldeki verilerin saldırıyı PKK’nın gerçekleştirdiğini gösterdiğini anlatıyor. Kardeşinin IŞİD militanı olduğu iddialarına ise sert tepki veriyor: “Kesinlikle öyle bir ihtimal bile olamaz. Yanından bile geçmez. Kardeşim orada Allah rızası için sokaktaki balicileri toplar, camiye götürürdü. Kur’an öğretirdi. Olay bundan ibaret yani. Eğer önlem alınmazsa her sakallıyı IŞİD üyesi diye öldürecekler.”Ayyıldız, olay günü kardeşi Hikmet Ayyıldız’ın arkadaşının evinde 1 saat kadar Kur’an-ı Kerim okuyup, yatsı namazını kıldıktan sonra çıktıklarında onları takip eden arabanın yanlarına yaklaşıp sokakta 8-9 el ateş ettiğini aktarıyor: “Kardeşim vefat ettiği sırada Kelime-i Şehadet getirerek can vermiş, olay yerinde aracın içinde. 10 senelik arkadaşları Nihat Çise, Kanuni Hastanesi’nde yatıyor şu an. Diyarbakırlı Sadık Kaya Bakırköy’de yatıyor. Onların durumu iyi. Bundan teselli buluyoruz.” Olayın yaşandığı sokağın hemen yanında bulunan Velibaba Cem Kültür Evi görevlisi Dursun Musa da, cinayetin ardından olay yerine gelen polislerin çok tecrübesiz olduğunu, 10 metre ötedeki MOBESE kameralarından haberlerinin olmadığını anlatıyor.Şahintepeliler, evlerini Suriyelilere kiraya verip mahalleden ayrılıyorBaşakşehir ilçe sınırlarındaki Şahintepe, 1980’lerin ardından Doğu ve Güneydoğu’dan göç edenlerin yoğunluklu yaşadığı bir bölge. PKK’nın İstanbul’da hâkimiyet savaşı verdiği bölgelerin başında geliyor. 70 bine yakın nüfusun barındığı Şahintepe Mahallesi’nde karakol yok. Mahalle sakinlerinin anlattıklarına göre PKK, 1 yılı aşkın süredir mahallede gücünü giderek artırdı. Bunun en açık ispatı olarak PKK’nın “Uyuşturucuyla Mücadele” çadırlarının 2 ay boyunca açık kalmasını gösteriyorlar. PKK üyeleri, uyuşturucu satıcılarını dövüp, kullananlara cezalar vermiş. Tüm şikâyetlere rağmen polis hiçbir müdahalede bulunamamış. Mahallede birçok duvarda PKK’yı öven duvar yazıları dikkat çekiyor. Örgüt, mahallede yaşayan Alevilere de saldırıyor. 26 Aralık 2010 günü Velibaba Cemevi’ne yapılan taşlı sopalı saldırıyı da PKK’nın gençlik yapılanmasına mensup 3’ü çocuk 15 kişinin gerçekleştirdiği tespit edilmişti. Mahallede yaşanan güvensiz ortamdan dolayı birçok aile evlerini Suriyelilere kiraya vererek ayrılıyor. 500-600 lira arasında değişen kiraların makul olması sebebiyle mahallede 3 binden fazla Suriyelinin yaşadığı belirtiliyor.
Zaman
Ana Sayfa
07.09.2014
PKKİstanbulda/">İstanbulda1kişiyiöldürdüvalilikveemniyettenhâlâteksatıraçıklamayokİstanbulda-1-kişiyi-öldürdü-valilik-ve-emniyetten-hâlâ-tek-satır-açıklama-yok/">PKK İstanbulda 1 kişiyi öldürdü valilik ve emniyetten hâlâ tek satır açıklama yok
Ağzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Zaman
05.09.2014
02:16
Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz (sağda), kararın ardından yaptığı duygusal konuşmayla dikkat çekti. “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” diyen oğlunun ağzını kapatsalar da yüreğini kapatamayacaklarını söyledi. Polisin Koreli eşi Leyla ile babası Mustafa Korkmaz da adliye önündeydi.17 ve 25 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu soruşturan emniyet personeline yönelik gözaltılarda mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5’i tutuklandı. Eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı ile birlikte Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in komik gerekçeler gösterilerek darbeye teşebbüs suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Gözaltına alınan emniyet mensuplarının aileleri, daha önceki operasyonlarda olduğu gibi yine Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde hukuk dışı tutuklamalara tepki gösterdi. Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz da dün adliye önündeydi. Hüseyin Korkmaz, sağlık kontrolü sırasında “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” çıkışıyla ve konuşmasını engellemek için polislerin ağzını kapatmaya çalışmasıyla dikkat çekmişti. Oğlunun tutuklanmasını metanet içinde karşılayan anne Korkmaz, “Ben çocuğumu 15 yaşında asker ettim. Bu yaptığı operasyon, dünyada bile görülmemiş bir yolsuzluğun operasyonuydu. Ve bunu bile tereyağından kıl çeker gibi başardı. Ama ödülü hapis oldu. Olsun girsin oğlum. Yusuflar da hapse girdi. Yusuflar hapse girsin ki Züleyhalar görsün, hidayete ersin. Allah izan versin herkese.” dedi.Oğlunu vatan sevgisiyle büyüttüğünü söyleyen anne, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlum, polis akademisini bu vatana, bu millete hizmet etmek için seçti. Ben onu içki şişelerinin başlarında büyütmedim. Çocuğumu fetih marşlarıyla büyüttüm. Vatan sevgisiyle büyüdü oğlum. Onun için vatanına ihanet etmez. Sonuna kadar arkasındayım ve güveniyorum ona. Tarih, bu isimleri altın harflerle yazacak. Çok şükür ben öyle birinin annesiyim. Buraya başımız dik geldik, dik gideceğiz. Ne kadar ağzını kapatmaya çalışsalar da yine de susturamazlar onu. Kafası kadar yüreği vardır oğlumun. Kor gibi imanı var. Allah’a dayanmak zorunda. Paralarla, kasalarla oynatmadım onu, ben onu Allah sevgisiyle, Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in sevgisiyle büyütüm. Ka’b bin Malik’in hikâyesiyle büyüttüm. Bir kahraman annesi olarak gurur duyuyorum. Şu an suç işleyenlerin davaları da görülecek elbet, bakalım onlar o zaman dik durabilecekler mi?”Baba Mustafa Korkmaz ise, “Bakan çocukları yüzünü kapatıyordu, hatırlıyorsunuz. Ama bizim çocuklarımız haykıra haykıra gittiler. Ağızlarını da kapatsalar susturamadılar. Bu vatan bu millet için onlar canı pahasına hizmet edecekler.” ifadelerini kullandı. Komiser Hüseyin Korkmaz’ın eşi Leyla Korkmaz (Suhyun Kim) eşi için Güney Kore’den geldiğini ve her zaman arkasında olduğunu belirterek, “Ona çok güvendiğimiz için hiçbir üzüntümüz yok, gurur duyuyoruz. Her zaman onun arkasındayız. Eşim o kadar çok çalıştı ki, eve erken geldiği saatler gece 23.00 idi. Öyle bir kişinin tutuklanması Türkiye için çok büyük kayıp. Böyle çalışan, böyle fedakâr bir polisi bence Türkiye kaybetti. Çocuğumun kahraman bir babası oldu. Yani tarih inşallah bunları gösterecek.” diyerek eşinin arkasında olduğunu belirtti.Allah var, gam yok17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görev alan polislere yönelik soruşturmanın 3. dalgasında mahkemeye sevk edilen 16 polisten 5’i tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konuldu. Polislere yönelik operasyonda eski İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi. Metris Cezaevi önünde Hüseyin Korkmaz’ın Güney Koreli eşi Suhyun Kim (Leyla Korkmaz) ve annesi Ayşe Korkmaz, tutukluların gelmesini bekledi. Anne Ayşe Korkmaz, “Ben onları Allah’a emanet ettim. Allah var, gam yok.” dedi. İSTANBUL ZAMAN
Zaman
En Çok Okunan
05.09.2014
AğzınıkapatsalaryüreğinikapatamazlarAğzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Ağzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Zaman
05.09.2014
02:09
Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz (sağda), kararın ardından yaptığı duygusal konuşmayla dikkat çekti. “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” diyen oğlunun ağzını kapatsalar da yüreğini kapatamayacaklarını söyledi. Polisin Koreli eşi Leyla ile babası Mustafa Korkmaz da adliye önündeydi.17 ve 25 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu soruşturan emniyet personeline yönelik gözaltılarda mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5’i tutuklandı. Eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı ile birlikte Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in komik gerekçeler gösterilerek darbeye teşebbüs suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Gözaltına alınan emniyet mensuplarının aileleri, daha önceki operasyonlarda olduğu gibi yine Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde hukuk dışı tutuklamalara tepki gösterdi. Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz da dün adliye önündeydi. Hüseyin Korkmaz, sağlık kontrolü sırasında “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” çıkışıyla ve konuşmasını engellemek için polislerin ağzını kapatmaya çalışmasıyla dikkat çekmişti. Oğlunun tutuklanmasını metanet içinde karşılayan anne Korkmaz, “Ben çocuğumu 15 yaşında asker ettim. Bu yaptığı operasyon, dünyada bile görülmemiş bir yolsuzluğun operasyonuydu. Ve bunu bile tereyağından kıl çeker gibi başardı. Ama ödülü hapis oldu. Olsun girsin oğlum. Yusuflar da hapse girdi. Yusuflar hapse girsin ki Züleyhalar görsün, hidayete ersin. Allah izan versin herkese.” dedi.Oğlunu vatan sevgisiyle büyüttüğünü söyleyen anne, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlum, polis akademisini bu vatana, bu millete hizmet etmek için seçti. Ben onu içki şişelerinin başlarında büyütmedim. Çocuğumu fetih marşlarıyla büyüttüm. Vatan sevgisiyle büyüdü oğlum. Onun için vatanına ihanet etmez. Sonuna kadar arkasındayım ve güveniyorum ona. Tarih, bu isimleri altın harflerle yazacak. Çok şükür ben öyle birinin annesiyim. Buraya başımız dik geldik, dik gideceğiz. Ne kadar ağzını kapatmaya çalışsalar da yine de susturamazlar onu. Kafası kadar yüreği vardır oğlumun. Kor gibi imanı var. Allah’a dayanmak zorunda. Paralarla, kasalarla oynatmadım onu, ben onu Allah sevgisiyle, Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in sevgisiyle büyütüm. Ka’b bin Malik’in hikâyesiyle büyüttüm. Bir kahraman annesi olarak gurur duyuyorum. Şu an suç işleyenlerin davaları da görülecek elbet, bakalım onlar o zaman dik durabilecekler mi?”Baba Mustafa Korkmaz ise, “Bakan çocukları yüzünü kapatıyordu, hatırlıyorsunuz. Ama bizim çocuklarımız haykıra haykıra gittiler. Ağızlarını da kapatsalar susturamadılar. Bu vatan bu millet için onlar canı pahasına hizmet edecekler.” ifadelerini kullandı. Komiser Hüseyin Korkmaz’ın eşi Leyla Korkmaz (Suhyun Kim) eşi için Güney Kore’den geldiğini ve her zaman arkasında olduğunu belirterek, “Ona çok güvendiğimiz için hiçbir üzüntümüz yok, gurur duyuyoruz. Her zaman onun arkasındayız. Eşim o kadar çok çalıştı ki, eve erken geldiği saatler gece 23.00 idi. Öyle bir kişinin tutuklanması Türkiye için çok büyük kayıp. Böyle çalışan, böyle fedakâr bir polisi bence Türkiye kaybetti. Çocuğumun kahraman bir babası oldu. Yani tarih inşallah bunları gösterecek.” diyerek eşinin arkasında olduğunu belirtti.Allah var, gam yok17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görev alan polislere yönelik soruşturmanın 3. dalgasında mahkemeye sevk edilen 16 polisten 5’i tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konuldu. Polislere yönelik operasyonda eski İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi. Metris Cezaevi önünde Hüseyin Korkmaz’ın Güney Koreli eşi Suhyun Kim (Leyla Korkmaz) ve annesi Ayşe Korkmaz, tutukluların gelmesini bekledi. Anne Ayşe Korkmaz, “Ben onları Allah’a emanet ettim. Allah var, gam yok.” dedi. İSTANBUL ZAMAN
Zaman
Güncel
05.09.2014
AğzınıkapatsalaryüreğinikapatamazlarAğzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Ağzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Zaman
05.09.2014
02:09
Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz (sağda), kararın ardından yaptığı duygusal konuşmayla dikkat çekti. “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” diyen oğlunun ağzını kapatsalar da yüreğini kapatamayacaklarını söyledi. Polisin Koreli eşi Leyla ile babası Mustafa Korkmaz da adliye önündeydi.17 ve 25 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu soruşturan emniyet personeline yönelik gözaltılarda mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5’i tutuklandı. Eski İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı ile birlikte Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in komik gerekçeler gösterilerek darbeye teşebbüs suçlamasıyla cezaevine gönderildi. Gözaltına alınan emniyet mensuplarının aileleri, daha önceki operasyonlarda olduğu gibi yine Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde hukuk dışı tutuklamalara tepki gösterdi. Tutuklanan polislerden Hüseyin Korkmaz’ın annesi Ayşe Korkmaz da dün adliye önündeydi. Hüseyin Korkmaz, sağlık kontrolü sırasında “Hırsızdan korksak polis olmazdık.” çıkışıyla ve konuşmasını engellemek için polislerin ağzını kapatmaya çalışmasıyla dikkat çekmişti. Oğlunun tutuklanmasını metanet içinde karşılayan anne Korkmaz, “Ben çocuğumu 15 yaşında asker ettim. Bu yaptığı operasyon, dünyada bile görülmemiş bir yolsuzluğun operasyonuydu. Ve bunu bile tereyağından kıl çeker gibi başardı. Ama ödülü hapis oldu. Olsun girsin oğlum. Yusuflar da hapse girdi. Yusuflar hapse girsin ki Züleyhalar görsün, hidayete ersin. Allah izan versin herkese.” dedi.Oğlunu vatan sevgisiyle büyüttüğünü söyleyen anne, sözlerini şöyle sürdürdü: “Oğlum, polis akademisini bu vatana, bu millete hizmet etmek için seçti. Ben onu içki şişelerinin başlarında büyütmedim. Çocuğumu fetih marşlarıyla büyüttüm. Vatan sevgisiyle büyüdü oğlum. Onun için vatanına ihanet etmez. Sonuna kadar arkasındayım ve güveniyorum ona. Tarih, bu isimleri altın harflerle yazacak. Çok şükür ben öyle birinin annesiyim. Buraya başımız dik geldik, dik gideceğiz. Ne kadar ağzını kapatmaya çalışsalar da yine de susturamazlar onu. Kafası kadar yüreği vardır oğlumun. Kor gibi imanı var. Allah’a dayanmak zorunda. Paralarla, kasalarla oynatmadım onu, ben onu Allah sevgisiyle, Hz. Ebu Bekir’in, Hz. Ömer’in sevgisiyle büyütüm. Ka’b bin Malik’in hikâyesiyle büyüttüm. Bir kahraman annesi olarak gurur duyuyorum. Şu an suç işleyenlerin davaları da görülecek elbet, bakalım onlar o zaman dik durabilecekler mi?”Baba Mustafa Korkmaz ise, “Bakan çocukları yüzünü kapatıyordu, hatırlıyorsunuz. Ama bizim çocuklarımız haykıra haykıra gittiler. Ağızlarını da kapatsalar susturamadılar. Bu vatan bu millet için onlar canı pahasına hizmet edecekler.” ifadelerini kullandı. Komiser Hüseyin Korkmaz’ın eşi Leyla Korkmaz (Suhyun Kim) eşi için Güney Kore’den geldiğini ve her zaman arkasında olduğunu belirterek, “Ona çok güvendiğimiz için hiçbir üzüntümüz yok, gurur duyuyoruz. Her zaman onun arkasındayız. Eşim o kadar çok çalıştı ki, eve erken geldiği saatler gece 23.00 idi. Öyle bir kişinin tutuklanması Türkiye için çok büyük kayıp. Böyle çalışan, böyle fedakâr bir polisi bence Türkiye kaybetti. Çocuğumun kahraman bir babası oldu. Yani tarih inşallah bunları gösterecek.” diyerek eşinin arkasında olduğunu belirtti.Allah var, gam yok17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görev alan polislere yönelik soruşturmanın 3. dalgasında mahkemeye sevk edilen 16 polisten 5’i tutuklanarak Metris Cezaevi’ne konuldu. Polislere yönelik operasyonda eski İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbiş’in darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi. Metris Cezaevi önünde Hüseyin Korkmaz’ın Güney Koreli eşi Suhyun Kim (Leyla Korkmaz) ve annesi Ayşe Korkmaz, tutukluların gelmesini bekledi. Anne Ayşe Korkmaz, “Ben onları Allah’a emanet ettim. Allah var, gam yok.” dedi. İSTANBUL ZAMAN
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
AğzınıkapatsalaryüreğinikapatamazlarAğzını kapatsalar yüreğini kapatamazlar
Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
11:30
Yolsuzluğu soruşturan emniyet personeline yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5i tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı da bulunuyor.Polislere yönelik operasyonda Saygılı ile birlikte 12 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 1. Nolu Sulh Ceza Hakimiliği tarafından sorgulanan polislerden 5i tutuklandı. Eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbişin darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi.7 polis ise serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan 6sı hakkında yurtdışına çıkış yasağı kondu.Polislerden tutuklanma talep edilen 8 kişinin hakim karşısına çıkması bekleniyor.SAYGILIDAN TWEET: BÖYLE KAHRAMAN ARKADAŞLARI NASİP ETTİĞİ İÇİN ALLAHIMA ŞÜKÜRLER OLSUNTutuklama kararını twitter hesabından duyuran Yakub Saygılı, 7 kişi serbest, 5 kişi tutuklu... Ben mi? Tabii ki tutuklu... Farklı bir karar mı? Bir başka bahara inşallah dedi.Saygılı, mesajında, Allahım bana tutuklanırmen ELHAMDÜLİLLAH diyen, içinde zerre endişe olmayan KAHRAMAN çalışma arkadaşları nasip ettiği için şükürler olsun! diye yazdı. İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene
Zaman
En Çok Okunan
04.09.2014
Saygılıve4emniyetmensubututuklandıSaygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Şahin Alpay - Yargı, otokrasiye boyun eğmeyecek
Zaman
04.09.2014
05:22
En küçük bir tereddüdüm yok: Büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yegane ortak noktaları hukuka ve mesleklerine bağlılık olan yargı ve emniyet mensupları başlattılar.Otokrasi (tek adam yönetimi) askeri darbe tezgâhlayanların kendilerini aklamak için uydurdukları “Fethullahçı paralel yapı” safsatasını, yolsuzluk soruşturmasını örtbas için bahane olarak kullanmakta. Safsatanın asıl amacı ise kuvvetler ayrılığını, hukuk devletini otokrasinin ayağına dolanmaktan çıkarmak; yargıyı ve devleti tamamen tek adama bağlı hale getirmek.Başbakanlığa getirilen Ahmet Davutoğlu’nun “Hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceğiz...” dediği gün, 25 Aralık soruşturması için takipsizlik kararı alındı ve emniyet mensuplarına gözdağı vermeye yönelik operasyon başlatıldı. Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, Yargıtay başkanlar kurulundan “Haşhaşiler” diye söz edebiliyor; yargıyı operasyonla tehdit etmekten çekinmiyor. Şunları söylüyor: Dalgaların arkası gelecek. Bakanlıklarda da benzer şeyler olacak. Devlet Denetleme Kurulu da yeniden yapılandırılacak. Bu noktada HSYK seçimlerini önemsiyorum... (Akşam, 3 Eylül)Hükümet de, 12 Ekim’de yapılacak seçimle HSYK’ya “Yargıda Birlik Platformu” (YBP) altında toplanan yandaşlarını hakim kılmak için seferber olmuş durumda. Bakın neler yapıyorlar:“Hükümet ve devlet olanakları YBP’nin arkasına yığılmış durumda. Neler yapmıyorlar ki... Pazar günü Ankara’da yapılan YBP listesinin tanıtım toplantısına, başsavcılıklardan otobüsler kaldırıldı. Bu otobüslere devletin resmi polis eskortları verildi. Bakanlığın üst bürokratları ile İstanbul ve Ankara başsavcıları YBP’nin arkasında olduklarını göstermek için toplantıda hazır bulundu. YBP’nin bölge tanıtım toplantılarına katılım ‘mecbur’ kılınıyor. YBP listesindeki adayların her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Yemekleri valiliklerce karşılanıyor. Adalet Bakanlığı’ndan ekipler ‘seminer’ adı altında illere gidip YBP için seçim çalışması örgütlüyor. Yeni atanan başsavcılara bakanlıktan ‘Seçimi kazanamazsak kendinize yer beğenin’ diye tehdit telefonları gidiyor...” (Utku Çakırözer, Cumhuriyet, 3 Eylül.)Ama yargıyı kendine tabi kılma çabaları yenilmeye mahkûm. Son günler bunun işaretleriyle dolu. Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Adli Yıl’ın açılışında tarihi uyarılarda bulundu: “Yargıyı isteğe göre dizayn etmek için yargı kurumları üzerinde baskı oluşturulmak istenmesi, yargının yapacağı seçimlere ilişkin müdahale girişimleri endişeyle karşılanmaktadır…” dedi ve meslektaşlarına “Hiçbir makama, unvana ve göreve tamah ve tenezzül etmeyiniz. Başınızı dik tutun...” diye seslendi.Adli Yıl resepsiyonunda konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “paralel yapı” safsatasıyla ilgili olarak: “Belge ve bilgi olmadan insanlar itham edilerek çok ciddi yanlışlar yapılıyor. İmzasız bir yığın dilekçe geliyor. Şu şucu, bu bucu diye fişlemeler yapılıyor… Bana da böyle fişleme usulü bir liste geldi, ben o listeyi kaldırdım attım…” dedi. Bu arada Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, havuz medyasının “Fethullahçı 40 general tesbit edildi” palavrası hakkında, “TSK elinde bilgi ve belge ile çalışır, imzasız ihbar mektuplarıyla yasal işlem başlatamayız. MİT ve Emniyet’ten belge istedim, bana ulaşmadı…” dedi.Üzerinde en küçük bir tereddüdüm olmayan son bir noktayı da burada bir kez daha tekrarlayayım: Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi, iki yüzyıllık hukuk devleti ve demokrasi birikimi, globalleşen ekonomisi, yaygınlaşan insan hakları ve özgürlük fikri otokrasinin yerleşmesine cevaz vermeyecektir. Böylesine büyümüş ve farklılaşmış Türkiye, otokrasiyle yönetilemez. Keyfi, otoriter, yozlaşmış tek adam yönetimi, er geç yenilmeye mahkûmdur. Otokrasiye gidişin demokratik yoldan def edildiği gün, Türkiye özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmiş olacak.
Zaman
En Çok Okunan
04.09.2014
ŞahinAlpay-YargıotokrasiyeboyuneğmeyecekŞahin Alpay - Yargı otokrasiye boyun eğmeyecek
Şahin Alpay - Yargı, otokrasiye boyun eğmeyecek
Zaman
04.09.2014
02:21
En küçük bir tereddüdüm yok: Büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yegane ortak noktaları hukuka ve mesleklerine bağlılık olan yargı ve emniyet mensupları başlattılar.Otokrasi (tek adam yönetimi) askeri darbe tezgâhlayanların kendilerini aklamak için uydurdukları “Fethullahçı paralel yapı” safsatasını, yolsuzluk soruşturmasını örtbas için bahane olarak kullanmakta. Safsatanın asıl amacı ise kuvvetler ayrılığını, hukuk devletini otokrasinin ayağına dolanmaktan çıkarmak; yargıyı ve devleti tamamen tek adama bağlı hale getirmek.Başbakanlığa getirilen Ahmet Davutoğlu’nun “Hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceğiz...” dediği gün, 25 Aralık soruşturması için takipsizlik kararı alındı ve emniyet mensuplarına gözdağı vermeye yönelik operasyon başlatıldı. Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, Yargıtay başkanlar kurulundan “Haşhaşiler” diye söz edebiliyor; yargıyı operasyonla tehdit etmekten çekinmiyor. Şunları söylüyor: Dalgaların arkası gelecek. Bakanlıklarda da benzer şeyler olacak. Devlet Denetleme Kurulu da yeniden yapılandırılacak. Bu noktada HSYK seçimlerini önemsiyorum... (Akşam, 3 Eylül)Hükümet de, 12 Ekim’de yapılacak seçimle HSYK’ya “Yargıda Birlik Platformu” (YBP) altında toplanan yandaşlarını hakim kılmak için seferber olmuş durumda. Bakın neler yapıyorlar:“Hükümet ve devlet olanakları YBP’nin arkasına yığılmış durumda. Neler yapmıyorlar ki... Pazar günü Ankara’da yapılan YBP listesinin tanıtım toplantısına, başsavcılıklardan otobüsler kaldırıldı. Bu otobüslere devletin resmi polis eskortları verildi. Bakanlığın üst bürokratları ile İstanbul ve Ankara başsavcıları YBP’nin arkasında olduklarını göstermek için toplantıda hazır bulundu. YBP’nin bölge tanıtım toplantılarına katılım ‘mecbur’ kılınıyor. YBP listesindeki adayların her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Yemekleri valiliklerce karşılanıyor. Adalet Bakanlığı’ndan ekipler ‘seminer’ adı altında illere gidip YBP için seçim çalışması örgütlüyor. Yeni atanan başsavcılara bakanlıktan ‘Seçimi kazanamazsak kendinize yer beğenin’ diye tehdit telefonları gidiyor...” (Utku Çakırözer, Cumhuriyet, 3 Eylül.)Ama yargıyı kendine tabi kılma çabaları yenilmeye mahkûm. Son günler bunun işaretleriyle dolu. Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Adli Yıl’ın açılışında tarihi uyarılarda bulundu: “Yargıyı isteğe göre dizayn etmek için yargı kurumları üzerinde baskı oluşturulmak istenmesi, yargının yapacağı seçimlere ilişkin müdahale girişimleri endişeyle karşılanmaktadır…” dedi ve meslektaşlarına “Hiçbir makama, unvana ve göreve tamah ve tenezzül etmeyiniz. Başınızı dik tutun...” diye seslendi.Adli Yıl resepsiyonunda konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “paralel yapı” safsatasıyla ilgili olarak: “Belge ve bilgi olmadan insanlar itham edilerek çok ciddi yanlışlar yapılıyor. İmzasız bir yığın dilekçe geliyor. Şu şucu, bu bucu diye fişlemeler yapılıyor… Bana da böyle fişleme usulü bir liste geldi, ben o listeyi kaldırdım attım…” dedi. Bu arada Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, havuz medyasının “Fethullahçı 40 general tesbit edildi” palavrası hakkında, “TSK elinde bilgi ve belge ile çalışır, imzasız ihbar mektuplarıyla yasal işlem başlatamayız. MİT ve Emniyet’ten belge istedim, bana ulaşmadı…” dedi.Üzerinde en küçük bir tereddüdüm olmayan son bir noktayı da burada bir kez daha tekrarlayayım: Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi, iki yüzyıllık hukuk devleti ve demokrasi birikimi, globalleşen ekonomisi, yaygınlaşan insan hakları ve özgürlük fikri otokrasinin yerleşmesine cevaz vermeyecektir. Böylesine büyümüş ve farklılaşmış Türkiye, otokrasiyle yönetilemez. Keyfi, otoriter, yozlaşmış tek adam yönetimi, er geç yenilmeye mahkûmdur. Otokrasiye gidişin demokratik yoldan def edildiği gün, Türkiye özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmiş olacak.
Zaman
Köşe Yazıları
04.09.2014
ŞahinAlpay-YargıotokrasiyeboyuneğmeyecekŞahin Alpay - Yargı otokrasiye boyun eğmeyecek
Şahin Alpay - Yargı, otokrasiye boyun eğmeyecek
Zaman
04.09.2014
02:04
En küçük bir tereddüdüm yok: Büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını, yegane ortak noktaları hukuka ve mesleklerine bağlılık olan yargı ve emniyet mensupları başlattılar.Otokrasi (tek adam yönetimi) askeri darbe tezgâhlayanların kendilerini aklamak için uydurdukları “Fethullahçı paralel yapı” safsatasını, yolsuzluk soruşturmasını örtbas için bahane olarak kullanmakta. Safsatanın asıl amacı ise kuvvetler ayrılığını, hukuk devletini otokrasinin ayağına dolanmaktan çıkarmak; yargıyı ve devleti tamamen tek adama bağlı hale getirmek.Başbakanlığa getirilen Ahmet Davutoğlu’nun “Hiçbir yolsuzluğun üzerini örtmeyeceğiz...” dediği gün, 25 Aralık soruşturması için takipsizlik kararı alındı ve emniyet mensuplarına gözdağı vermeye yönelik operasyon başlatıldı. Cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, Yargıtay başkanlar kurulundan “Haşhaşiler” diye söz edebiliyor; yargıyı operasyonla tehdit etmekten çekinmiyor. Şunları söylüyor: Dalgaların arkası gelecek. Bakanlıklarda da benzer şeyler olacak. Devlet Denetleme Kurulu da yeniden yapılandırılacak. Bu noktada HSYK seçimlerini önemsiyorum... (Akşam, 3 Eylül)Hükümet de, 12 Ekim’de yapılacak seçimle HSYK’ya “Yargıda Birlik Platformu” (YBP) altında toplanan yandaşlarını hakim kılmak için seferber olmuş durumda. Bakın neler yapıyorlar:“Hükümet ve devlet olanakları YBP’nin arkasına yığılmış durumda. Neler yapmıyorlar ki... Pazar günü Ankara’da yapılan YBP listesinin tanıtım toplantısına, başsavcılıklardan otobüsler kaldırıldı. Bu otobüslere devletin resmi polis eskortları verildi. Bakanlığın üst bürokratları ile İstanbul ve Ankara başsavcıları YBP’nin arkasında olduklarını göstermek için toplantıda hazır bulundu. YBP’nin bölge tanıtım toplantılarına katılım ‘mecbur’ kılınıyor. YBP listesindeki adayların her türlü ihtiyaçları karşılanıyor. Yemekleri valiliklerce karşılanıyor. Adalet Bakanlığı’ndan ekipler ‘seminer’ adı altında illere gidip YBP için seçim çalışması örgütlüyor. Yeni atanan başsavcılara bakanlıktan ‘Seçimi kazanamazsak kendinize yer beğenin’ diye tehdit telefonları gidiyor...” (Utku Çakırözer, Cumhuriyet, 3 Eylül.)Ama yargıyı kendine tabi kılma çabaları yenilmeye mahkûm. Son günler bunun işaretleriyle dolu. Yargıtay Başkanı Ali Alkan, Adli Yıl’ın açılışında tarihi uyarılarda bulundu: “Yargıyı isteğe göre dizayn etmek için yargı kurumları üzerinde baskı oluşturulmak istenmesi, yargının yapacağı seçimlere ilişkin müdahale girişimleri endişeyle karşılanmaktadır…” dedi ve meslektaşlarına “Hiçbir makama, unvana ve göreve tamah ve tenezzül etmeyiniz. Başınızı dik tutun...” diye seslendi.Adli Yıl resepsiyonunda konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, “paralel yapı” safsatasıyla ilgili olarak: “Belge ve bilgi olmadan insanlar itham edilerek çok ciddi yanlışlar yapılıyor. İmzasız bir yığın dilekçe geliyor. Şu şucu, bu bucu diye fişlemeler yapılıyor… Bana da böyle fişleme usulü bir liste geldi, ben o listeyi kaldırdım attım…” dedi. Bu arada Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, havuz medyasının “Fethullahçı 40 general tesbit edildi” palavrası hakkında, “TSK elinde bilgi ve belge ile çalışır, imzasız ihbar mektuplarıyla yasal işlem başlatamayız. MİT ve Emniyet’ten belge istedim, bana ulaşmadı…” dedi.Üzerinde en küçük bir tereddüdüm olmayan son bir noktayı da burada bir kez daha tekrarlayayım: Türkiye’nin gelişmişlik düzeyi, iki yüzyıllık hukuk devleti ve demokrasi birikimi, globalleşen ekonomisi, yaygınlaşan insan hakları ve özgürlük fikri otokrasinin yerleşmesine cevaz vermeyecektir. Böylesine büyümüş ve farklılaşmış Türkiye, otokrasiyle yönetilemez. Keyfi, otoriter, yozlaşmış tek adam yönetimi, er geç yenilmeye mahkûmdur. Otokrasiye gidişin demokratik yoldan def edildiği gün, Türkiye özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmiş olacak.
Zaman
Ana Sayfa
04.09.2014
ŞahinAlpay-YargıotokrasiyeboyuneğmeyecekŞahin Alpay - Yargı otokrasiye boyun eğmeyecek
Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
03:06
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
En Çok Okunan
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
02:08
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
Güncel
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
Tufan Ergüder: İyi polis olmak ne demekmiş 22 Temmuz'da herkes gördü
Zaman
24.08.2014
02:08
Yolsuzluk operasyonuyla gelen tasfiyeler sonrası Hakkâri Emniyet Müdürlüğü görevinden istifa etmişti Tufan Ergüder. Şimdilerde avukatlık yapmaya hazırlanan Ergüder ile bir zamanlar beraber çalıştığı polislere yapılan 22 Temmuz operasyonunu, KCK’yı, Selam-Tevhid örgütünü ve çözüm sürecini konuştuk.KCK operasyonları yapılırken İstanbul emniyet müdür yardımcısıydınız. Bu operasyonları cemaatin yaptığı iddiaları için ne diyorsunuz?KCK operasyonları Türkiye’nin geçmişinde önemli bir yere sahip. KCK operasyonları yapılmasaydı şu an bölünmüş bir Türkiye ile karşı karşıya olurduk. Operasyonlarınhazırlanma safhası 2009 yerel seçimler öncesine dayanıyor. 2009 yerel seçimlerinde özellikle güneydoğuda örgütün halk üzerinde kurmuş olduğu baskı ortaya çıkınca o zaman hükümet bu operasyonların yapılması gerektiğine karar verdi. KCK operasyonları siyasi iktidarın kararı ve onayı olmadan yapılabilecek operasyonlar değildi.Yani ‘Cemaat emniyette bir paralel yapı kurdu ve KCK gibi operasyonları yaptı’ söylemleri öylesine mi söyleniyor?Böyle bir şey yok. O zamanki siyasilerin o günlerde yaptıkları açıklamalara bakıldığında tablo daha net görülüyor. Mesela dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, KCK operasyonlarına dair bir anekdotunda “Dosyayı Başbakan’a arz ettim. Başbakan Erdoğan 2011 yılının Ramazan ayında KCK’ya planlanan operasyonu ‘haram ay’ diyerek yaptırmadı.” demişti. KCK operasyonları ayrıca teknik bir operasyon. Tespitlerimize göre KCK yapılanmasının bir internet network’ü şeklinde çalıştığını gördük. Bütün talimatlar internet üzerinden yayı nlanıyor. Üstelik bu talimatlar bir şekilde 28 MİT elemanının da dâhil olduğu, bazen silahlı eylem talimatına dönüştüğü bir sistem. Yani bunun çok ciddi bir istihbarat safhası var. Bu arada KCK’nın içindeki MİT elemanları da arz edilmişti Başbakan’a. Bizzat hazırlanmış dosyayı gördüm. Hüseyin Çapkın ve Ali Fuat Yılmazer bunları konuşmak üzere gitmişti. MİT’le iltisaklı 28 kişi KCK eylemlerinin bizzat içindeydi ve KCK’yı önemli yapan da buydu.KCK, Ergenekon ve PKK operasyonlarından sonra Hakkâri Emniyet Müdürü oldunuz. Bu terfi görünümlü bir sürgün müydü?Çevremde de benzer yorumu yapan çok oldu. Fakat hiçbir zaman hiçbir görev yerime sürgün olarak bakmadım, öyle olsa bile. Hakkâri, bir emniyet müdürünün çalışması gereken önemli bir bölge. Hatta Hakkâri’ye gittiğim ve orada görev yaptığım için her zaman onur duydum. 28 ay görev yaptım, hiç problem etmedim. Daha da çalışabilirdim ancak malum süreç başladı.28 ay sonunda size istifa kararı aldıran gerekçe nedir?17 Aralık’tan sonra görevden almalar başladı. Daire başkanları il emniyet müdürleri, polis okulu müdürlerinin, adli polislik yapacak kadroların biner biner el çektirildiğini gördük. Bu Hakkâri’ye kadar dayandı. Burası kritik bir şehir. Ciddi dengeleri var ve sürekli çatışma eşiğindesiniz. İnsanlar gözünüzün içine bakıyor. Orada valinin, emniyet müdürünün duruşu çalışan için önemlidir. Böyle bir durumda Ankara’dan bir daire başkanı valiyi arayıp “Şunu alın yerine şunu koyun’ diyor. Emniyet müdürünün haberi yok, danışan, soran yok. Burada nasıl görev yapayım? Dolayısıyla buna rıza gösteremezdim.Çözüm sürecine rağmen şehirde çatışma oluyor muydu?Çözüm sürecindeyiz diye Hakkâri’de teröristler temizlendi ve şehir sütliman diyemez kimse. Polisin çözüm sürecine karşı mı?Aslında bu sorunla en çok muhatap olan polis olduğu için en çok çözüm isteyen de polis. Batı’daki insanların bölgede olup bitenlerden gerçekten haberi yok. Ama sürecin yönetilmesiyle ilgili sıkıntılar çok. Hala kırsalda yol kesen gruplar var. Şehirden adam kaldırıyorlar. Hala katılımlar devam ediyor. Haraç alıyorlar vatandaştan. İnsanlar şikâyetlerini hala kırsaldaki gruplara yapıyor. Bunlar yargılama yapıyor. Dolayısıyla devlet sistematiğini bozuyorlar. Ama halk sinmiş durumda. Hata hükümette. ‘Biz ne yapıyoruz, nereye gidiyor süreç?’ demiyorlar. Pazarlıklar olacaktır elbet ama bu pazarlıkta hep veren taraf devlet oldu. Bugüne kadar somut bir şey aldığını görmedim. Arzu edildiği gibi silahsızlanma sağlanabilirdi. Yurt dışına çıkmalar gerçekleşebilirdi. Ama olmadı. Ki bunlardan Erdoğan da bahsetti. Bu durumda bölgedeki vatandaşı terör örgütünün kucağına bırakmış olursunuz. 30 yıldır teröre karşı devletle mücadele edenler yerel seçimlerden önce bıraktılar ve devlet aleyhine açıklamalar yapmaya başladılar. Bu sebeple örgütün iyi niyetinden şüpheliyimBölge halkının talebi nedir?Halk gerçekten silahlar sussun istiyor. Hatta ‘Dağdan inenler şehirlere gelsin kardeşçe yaşayalım’ diyorlar. Kardeşlik hususu konusunda Batı’daki insanlardan çok daha samimiler. Ve bölünmeye karşılar çünkü onlar da Ankara, İstanbul ve İzmir
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
TufanErgüderİyipolisolmaknedemekmiş22TemmuzdaherkesgördüTufan Ergüder İyi polis olmak ne demekmiş 22 Temmuzda herkes gördü
Polis aileleri suçsuzluktan emin
Zaman
24.08.2014
02:08
22 Temmuz “sahur operasyonu” ile gözaltına alınan ve hukuk ihlalleri arasında bir kısmı tutuklanan polis şeflerinin aileleri, polislerin masumiyetinden şüphe duymadıklarını söylerken, Anayasa Mahkemesi ile başlamak üzere maruz kaldıkları hukuksuzlukları uluslararası platformlar dahil her mecraya taşıyacaklarını belirtiyor.Cuma günü Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanan polis eşleri Zaman’a konuştu. Her birinin ayrı hikâyesi olsa da mesajları ve şikâyetleri ortak: Polislere siyasi ve hukuksuz operasyon yapılıyor, somut isnat edilen bir suç ve belge yok, sabır ve masumiyetin verdiği haklılık içinde adalet için bekleyiş devam ediyor.Kelepçeli ellerini havaya kaldırırken söylediği “haram lokma yemedim” cümlesiyle sahur operasyonlarının simgesi haline gelen emniyet müdürü Hayati Başdağ’ın eşi Hacer Başdağ, adalet için bekleyişini üç çocuğuyla birlikte annesinin Esenler’deki evinde sürdürüyor. 20 senelik polis eşinin 15 Mayıs’ta açığa alındığını belirten Hacer Hanım eşinin annesinin evinden çok kalabalık bir polis ekibi tarafından götürüldüğünü, annesinin evinin her tarafının arandığını söylüyor. “Terörist yakalar gibi davrandılar, halbuki eşim kaçan biri değildi, telefon etseydiler giderdi.” diyor Hacer Hanım. Diğer polis aileleri gibi kanuna aykırı kelepçelemeyi eleştiriyor. Eşinin normalde sakin biri olduğunu, ama kelepçeleme bamteline dokunduğu için merdivenlerden kelepçeli inerken ‘Türkiye utansın’ dediğini kaydediyor. Kanuna göre, kelepçe ancak kaçma şüphesi olan azılı suçlular için kullanılıyor. Eşinin şov yaptığı eleştirilerine, Hacer Hanım, eşinin böyle bir amacı olsa yıllardır dahil olduğu önemli soruşturmalarda şov yapabileceği cevabını veriyor. “Kelepçe bir itibarsızlaştırma girişimiydi, asıl şovu kameraların önüne kelepçeli çıkaranlar yaptı.” diye ekliyor. Yine de eşini almaya gelen meslektaşlarının bazılarının yüzünde mahcubiyet gördüğünü de söylüyor.Polis eşlerinin hepsi eşlerinin işlerini severek ve fedakârca yaptığını vurguluyor. Yirmi yıllık bir polis memuru ortalama 3500 TL maaş alıyor. Açığa alınan polislerin ise maaşlarının üçte biri kesiliyor. Polislerin aldığı takdirnameleri gururla gösteren eşler, sosyal medyada dolaşan abartılı ikramiye haberlerini yalanlıyor ve taltif ikramiyelerinin taban maaş üzerinden hesaplandığını, taban maaşın da 150 TL gibi bir miktar olduğunu söylüyor, yani.Terörle mücadelede 17 yıl geçiren Serdar Bayraktutan’ın eşi Binnaz Hanım, eşinin idealist bir polis olduğunu ve insan kazanma amaçlı çalıştığını belirtiyor. Eşinin aşırı sol örgütler konusunda uzmanlaştığını söyleyen Binnaz Hanım, sağ terör örgütü kategorisine giren Selam Tevhid soruşturmasıyla eşinin hiçbir ilgisi olmadığını belirtiyor. Sağ örgütlere bakan birime geçmek için parmak izi kaydı gerektiğini ve eşinin bu birime geçiş hakkı bile olmadığını söylüyor. Bir intihar bombacısının pişmanlığını anlatan ve liselerde dağıtılan “Anne ben geldim” adlı kitabın da yazarı olan Bayraktutan, Metris’ten eşine yazdığı mektupta masumiyetinden emin, özür dileme çağrısına meydan okuyor. “Terörle mücadele polisi pişman olmaz, pişman ettirir” diyen Bayraktutan, evrakta sahtecilikle suçlanıyor. Eşi ise “hangi evrakta sahtecilik yapmışlar, göstersinler” çağrısında bulunuyor.Tutuklu en kıdemli isimler arasında olan eski istihbarat şube müdürlerinden Erol Demirhan’ın eşi Nazife Hanım eşinin hukuksuzluk yaptığına dair bir işaret olmadığını, dosyasının boş olduğunu belirtiyor. Meslektaşı Ali Fuat Yılmazer ile birlikte eşinin “örgüt liderliği” ile suçlandığını belirten Nazife Hanım, kanuna göre örgüt olması için en az üç kişinin gerekli olması kuralının bile ihlal edildiğini dikkatlere getiriyor, tamamen siyasi bu operasyonlar için özel hakimlikler kurulduğunu hatırlatıyor.Bazen en güzel yıllarını bu vatana feda eden eşi ve arkadaşlarının emeklerinin karşılığının bu olmaması gerektiğini düşündüklerini, ama adaletin yerini bulacağına inandığını da ekliyor Nazife Hanım.Polis aileleri Bülent Arınç’ın özür dilesinler çağrısına meydan okuyor. Eğer suçluysalar özür dilemekle suçlu mu affedilir tepkisini veriyorlar. Başkomiser Ramazan Orkun Altınışık’ın babası Necmettin Bey, o zaman tüm hükümlüler özür dilesin, affedilsin şeklinde konuşuyor. Teamüllere aykırı biçimde memurların gönderildiği Paşakapısı yerine hedefi olabilecekleri suçluların olduğu Metris’e gönderilen polisler, aileleriyle haftada bir gün görüşebiliyorlar.Aile düzenleri, okul durumları altüst olsa da tutuklu polis çocukları da en az anneleri kadar metin gözüküyor. Hayati Başdağ’ın 11 yaşındaki kızı Aslı “haram yemedim” yazılı tişörtü ile konuşurken babasıyla ilgili haberleri Facebook’tan gördüğünü söyl
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
PolisailelerisuçsuzluktaneminPolis aileleri suçsuzluktan emin
Toplam "23" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti