anlayamazsınız | |
|
| 'Sütün tadını UHT kaçırdı' | Radikal | 03.05.2012 03:08 |  | | Kimi uzmanlara göre okullardaki sorunda sorumlu,UHT (Ultra High Temperature) sütler. Dr. Yavuz Dizdar (İÜ) Onkoloji Bölümü Öğretim Üyesi: UHT sütlerin bozulup bozulmadığını anlayamazsınız. - MİNE TUDUK
| | Radikal Güncel 03.05.2012 | | | SütüntadınıUHTkaçırdıSütün tadını UHT kaçırdı |
|
| Yılmaz: Kaçakçı mı terörist mi belli değil | Taraf Gazetesi | 11.02.2012 01:48 |  | | |
| Yılmaz, Uludere görüntülerinde neyi göremedi? | Haber7 | 10.02.2012 19:06 |  | | |
| Yılmaz, Uludere görüntülerinde göremedi | Haber7 | 10.02.2012 16:56 |  | | |
| Yılmaz: Uludere görüntülerini izledim | Haber7 | 10.02.2012 16:23 |  | | |
| Yılmaz: Görüntülerde kim oldukları beli değil | T24 | 10.02.2012 15:10 |  | | |
| Yılmaz: Görüntülerde kim oldukları beli değil | T24 | 10.02.2012 14:59 |  | | |
| Maldivler anlatılmaz yaşanır | Posta | 01.02.2012 13:30 |  | | Maldivler`in neden bu kadar meşhur olduğunu anlamak için kesinlikle oraya gitmeniz gerek
Beyaz kumsallarında yürümeden, renkli balıklarıyla birlikte yüzmeden ve muhteşem doğal güzelliklerini fotoğraf makinenizle ölümsüzleştirmeden Maldivlerdeki güzelliği yaşamanız mümkün değil.
Birçok yer hakkındaki bilgileri belki kitaplardan edinebilirsiniz ama Maldivleri görmeden, yaşamadan anlayamazsınız. Çünkü Maldivler gerçekten anlatılmaz yaşanır.
Bu güzelliği en güvenli şekilde yaşamak için sizleri şubelerimize veya http://www.tatilbudur.com/yurtdisi-turlar/ Sitemize davet ediyoruz.
| | Posta Son Dakika 01.02.2012 | | | MaldivleranlatılmazyaşanırMaldivler anlatılmaz yaşanır |
|
| Maldivler anlatılmaz yaşanır | Posta | 01.02.2012 11:35 |  | | Maldivler`in neden bu kadar meşhur olduğunu anlamak için kesinlikle oraya gitmeniz gerek
Beyaz kumsallarında yürümeden, renkli balıklarıyla birlikte yüzmeden ve muhteşem doğal güzelliklerini fotoğraf makinenizle ölümsüzleştirmeden Maldivlerdeki güzelliği yaşamanız mümkün değil.
Birçok yer hakkındaki bilgileri belki kitaplardan edinebilirsiniz ama Maldivleri görmeden, yaşamadan anlayamazsınız. Çünkü Maldivler gerçekten anlatılmaz yaşanır.
Bu güzelliği en güvenli şekilde yaşamak için sizleri şubelerimize veya http://www.tatilbudur.com/yurtdisi-turlar/ Sitemize davet ediyoruz.
| | Posta Son Dakika 01.02.2012 | | | MaldivleranlatılmazyaşanırMaldivler anlatılmaz yaşanır |
|
| Kötü kadını değil bir insanı oynuyorum | Evrensel | 29.01.2012 09:53 |  | | | ‘Oltalar suyun altında karıştı’ yazmış bir çırpıda kağıda Berkun Oya. İlerledikçe adının ‘Bayrak’ olduğunu anlayacağı yeni oyununun ilk cümlesi bu olmuş. Suyun altında olduklarından hem ne kadar karıştıklarını anlayamazsınız, hem de karışmış olsalar da suyun altındadırlar hâlâ.. karanlıktadırlar yani. Çoğu zaman kesip atmak çözmeye çalışmaktan daha kolaydır. ‘Bayrak’ta da öyle oluyor.
‘Bayrak’ dört yıldır dalgalanıyor Tiyatro Krek semalarında. Hâlâ bir-iki hafta öncesinden yer bulamıyorsunuz salonda.
Canan Ergüder karışan oltaların merkezindeki Kadın’ı canlandırıyor Bayrak’ta. Kimilerin | | Evrensel Kültür 29.01.2012 | | | KötükadınıdeğilbirinsanıoynuyorumKötü kadını değil bir insanı oynuyorum |
|
| Kötü kadını değil bir insanı oynuyorum | Evrensel | 29.01.2012 09:53 |  | | | ‘Oltalar suyun altında karıştı’ yazmış bir çırpıda kağıda Berkun Oya. İlerledikçe adının ‘Bayrak’ olduğunu anlayacağı yeni oyununun ilk cümlesi bu olmuş. Suyun altında olduklarından hem ne kadar karıştıklarını anlayamazsınız, hem de karışmış olsalar da suyun altındadırlar hâlâ.. karanlıktadırlar yani. Çoğu zaman kesip atmak çözmeye çalışmaktan daha kolaydır. ‘Bayrak’ta da öyle oluyor.
‘Bayrak’ dört yıldır dalgalanıyor Tiyatro Krek semalarında. Hâlâ bir-iki hafta öncesinden yer bulamıyorsunuz salonda.
Canan Ergüder karışan oltaların merkezindeki Kadın’ı canlandırıyor Bayrak’ta. Kimilerin | | Evrensel Ana Sayfa 29.01.2012 | | | KötükadınıdeğilbirinsanıoynuyorumKötü kadını değil bir insanı oynuyorum |
|
| İyi bir dinleyici misiniz? | Milli Gazete | 15.01.2012 19:26 |  | | | Dinleme karşımızdaki kişiye ne kadar değer verdiğimizin bir göstergesidir. Bu yönüyle etkin bir dinleme iletişimin en güçlü anahtarıdır.Pasif dinleme: Pasif dinlemede, kişi karşısındaki insanlara söz hakkı vermez, sürekli konuşur ve dikkatleri üzerine çekmeyi arzu eder. Karşısındaki kişiyi dinlemediği için de empati yapamaz, sorunlarını anlayamaz ve başarılı iletişim kuramaz. Oysa aktif bir dinleme yöntemiyle kişi karşısındaki insanların duygularını anlamaya çalışır ve bunu ona ifade eder.Etkin dinleme: Aktif dinlemede, karşınızdaki kişiye odaklanır ve ne söylemek istediğini anlamaya çalışırsınız. Beden dilinizle de bunu pekiştirir ve zaman zaman onu anladığınızı mimiklerinizle ifade edersiniz.Empati: Empati karşınızdaki kişiyi dinlediğinizin bir göstergesidir. Bütün dikkatinizi karşınızdaki kişiye vermiş ve onun söylediklerini anlamaya ve kendinizi onun yerine koymaya çalışırsınız.
Duymak ve dinlemek
Gün içinde ilgimizi çeken ya da çekmeyen pek çok olayla karşılaşır ve pek çok ses işitiriz. Yol boyunca devam eden ayak sesleri, araba sesleri, insan sesleri kulaklarımızda yankılanır. Ama odaklanmadığımız sürece bu sesleri duyarız ama dinlemeyiz. Çünkü dinlemek duymaktan farklı bir şeydir. Dinlemek, farkına varmak ve dikkatimizi vererek söyleneni anlamaya çalışmaktır. Bu nedenle ikisi arasındaki farkı bilmemizde fayda vardır. Duymakta bir çaba göstermezsiniz, sesler ister istemez kulağınıza gelir. Ancak bilincinizi uyanık tutmadığınız sürece söyleneni anlayamazsınız. ... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 15.01.2012 | | | İyibirdinleyicimisiniz?İyi bir dinleyici misiniz? |
|
| 1- İçeride ve dışarıda düşmanlarımız var | Milli Gazete | 22.12.2011 11:06 |  | | | Elmaya dışarıdan bir kurt gelse ve yüzeyinde gezinmeye başlasa alıp atarsınız. Ama kurt elmanın içinde gizlice geziniyorsa, dışarıdan hiçbir şey anlayamazsınız. Elma içerden yavaş yavaş tükendiğinde ve dışarıda sadece bir kabuk kaldığında her şeyi fark edersiniz ama iş işten geçmiş kurt elmayı yemiştir bir kere... Tıpkı bunun gibi insanın en büyük düşmanı nefsi yani kendisidir. Ama düşman her zaman dışarıda arayan insan kendinden bir şeyler kaybettiğinde görüyor bu gerçeğini... Nefsimizin istekleri sinsice geziyor içimizde... Bizi bizden koparıyor, sürekli yeni taleplerle geliyor karşımıza. Bizi zor durumda bırakıyor ama bunu göremediğimiz için gerekli önlemleri alamıyoruz. Şu gerçeği kabul etmeliyiz ki, içimizdeki düşmanlar dışımızdakilerden daha büyük ve aynı oranda büyük tahribatlar ortaya çıkarıyor.
Bu nedenle, önce nefsimizle nasıl başa çıkabileceğimizi öğrenmeli ve buna göre hareket etmeliyiz. Çünkü nefsim galip geldiğinde benim insanlığımdan, erdem ve faziletlerimden çok şeyler alıp götürüyor. Düşmanın adına nefis deyin, şeytan deyin, içgüdü ya da dürtü deyin ne derseniz deyin, her biri zayıflığımızdan besleniyor ve bizden bir şeyler alıp götürüyor.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 22.12.2011 | | | 1-İçeridevedışarıdadüşmanlarımızvar1- İçeride ve dışarıda düşmanlarımız var |
|
| TÜRKİYE- SURİYE İLİŞKİLERİ HALKI NASIL ETKİLEDİ | Oda TV | 26.11.2011 12:33 |  | | |
| DÖNERCİ CİNAYETLERİNDE CIA PARMAĞI | Oda TV | 19.11.2011 17:27 |  | | |
| Maltepe Belediye Başkanı ifade verdi | Türkiye Gazetesi | 30.09.2011 02:01 |  | | | > İSTANBUL İHAMaltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin ve 8 belediye çalışanı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün yolsuzluk operasyonu kapsamında sorgulanmalarının ardından serbest bırakıldı. CHP’li Başkan Mustafa Zengin, adliyeye girişinde neden gözaltına alındığını soran basın mensuplarına, “Senfoni orkestrası dinlediniz mi hiç? Dinlemediyseniz anlayamazsınız bizi. Çağdaşlığı bilemezsiniz” dedi. | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 30.09.2011 | | | MaltepeBelediyeBaşkanıifadeverdiMaltepe Belediye Başkanı ifade verdi |
|
| Türkiye'den mi evlensek, Almanya'dan mı? | Haber7 | 12.08.2011 09:28 |  | | |
| Bursa'da Ramazan | Milli Gazete | 06.08.2011 18:10 |  | | | Bu ilk Ramazan yazımı sahurumu yiyip sabah namazımı da kıldıktan sonra Uludağın eteklerinde fecir vakti eserek açık penceremden içeriye gelen hafif meltem rüzgarını hissettiğim anı yaşıyarak yazıyorum. Artık fecri kazip bitip fecri sadıkın başladığını ufukta dağın tepesi ile beyaza dönen semanın aydınlığa geçerken Kelam-ı ilahide geçen beyaz iplikle siyah ipliğin ayrıldığı çizgi vaktin artık çoktan geçtiği arı duru nemsiz havayı soluduğum anı paylaşmaya çalışıyorum sizlerle... Odama göre kıble cephesinde yükselen Uludağın verdiği ulu çağrışım ile bu anı Kutlu Peygamberin korunduğu, konuştuğu Hira dağını yadetmemek mümkün mü? Ben onu (Hira) severim, o da beni sever diyerek cansız sandığımız dağın taşın bile karşısında dile geldiği yüce elçinin biz insanlara bir kez daha hatırlattığı hiç bir şey yoktur ki hamd ile Onu (c.c.) tesbih etmesin ilahi fermanı bizi çevreleyen birer ayet hükmündeki doğal coğrafyadaki denizlerin, dağların, ağaçların çiçeklerin ancak siz anlayamazsınız ayetiyle zikir halinde oluşlarını keşke bir duyabilsek...
Bursanın Uludağ eteklerine bundan beş yüz sene önce dergahını kurup yerleşerek insanları irşad eden Muhammed Üftade hazretlerinin bir gün talebelerinden birer çiçek getirmelerini istemesine karşılık tüm talebelerinin içerisinde sadece bir tanesinin mahcup bir eda ile ancak sapı kırık solmuş bir gül diken getirmesini hocasına şöyle arz edecektir:... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 06.08.2011 | | | BursadaRamazanBursada Ramazan |
|
| Tasavvufu bilmeden İstanbul'u anlayamazsınız | Zaman | 13.02.2011 13:30 |  | | Dünyanın en büyük şehri, içimizdeki şehrin yanında bir mahalle kalır ancak. Antonina Turizm-Doğan Kitap işbirliğiyle gerçekleştirilen yazarlarla edebiyat turlarının sonuncusunda bir kez daha anladım bunu. Mario Levinin İstanbul fotoğraflarını paylaşmak için bir grup edebiyatseverle Beyoğlunda yürüdük. Onun hayatında iz yapan mekânlarda, hüznün tebessümle harmanlandığı anılarını dinlemedik sadece. Eksilmeler ve kayboluşlar bir azınlık mensubunda nasıl yaralar açar ve kök saldığı çoğunluk toprağı o yaralara nasıl merhem olur, bunları da hissettik. | | Zaman Ana Sayfa 13.02.2011 | | | TasavvufubilmedenİstanbuluanlayamazsınızTasavvufu bilmeden İstanbulu anlayamazsınız |
|
| Tasavvufu bilmeden İstanbul'u anlayamazsınız | Zaman | 13.02.2011 01:56 |  | | |
| Film deyip geçin, anlayamazsınız... | Zaman | 25.12.2010 08:09 |  | | |
| Film deyip geçmeyin, anlayamazsınız... | Zaman | 24.12.2010 17:57 |  | | |
| Yeniyetmeleri anlama kılavuzu | Hürriyet | 18.12.2010 01:49 |  | | Saftirik okur musunuz? Aeron’la tanıştınız mı? Kaç kere bir Stuff by Hilary Duff’tan içeri ayağınızı attınız? Hangi fashionbandz favoriniz, arabalı mı filli mi? Yeni Ay’ın uydumuzun hallerinden biri olduğunu mu sanıyorsunuz? O halde zamane gençliğiyle iletişim kuramaz, hatta kendi aralarında konuşurlarken neden bahsettiklerini bile anlayamazsınız. İşte hap haline getirilmiş yeni yetmeleri anlama kılavuzu. Eğer 80’lere yetiştiyseniz şanslısınız, Converse size tanıdık gelebilir...
 | | Hürriyet Cumartesi 18.12.2010 | | | YeniyetmelerianlamakılavuzuYeniyetmeleri anlama kılavuzu |
|
| Schuster'e ültimatom | Samanyolu Haber | 13.11.2010 02:12 |  | | Beşiktaş, önceki akşam Ziraat Türkiye Kupasında Gaziantep Büyükşehir Belediyeye sürpriz bir şekilde 1-0 yenilerek herkesi şaşırttı. Yıldız oyunculardan kurulu Siyah-Beyazlı takımın Bank Asya 1. Lig ekiplerinden Gaziantep Büyükşehir Belediyeye mağlup olması yönetimi de çileden çıkarttı.
Karşılaşmanın ikinci yarısını protokol tribününden dahi izleyemeyen Başkan Yıldırım Demirören ve Futbol Komitesi üyeleri oynanan kötü futbol sonrası adeta çılgına döndü.
Maçın ardından Bernd Schusterle bir görüşme yapan Demirören ve kurmayları Alman hocadan savunma istedi. Schusterin ise yönetime karşı Sakat oyuncularımız da iyileşti. Antrenmanlarda bütün oyuncularımız çok istekli, iyiye gideceğimize kötüye gidiyoruz. Bu durumu çözmekte ben de zorlanıyorum. şeklinde bir savunma verdiği öğrenildi. Buna karşılık yöneticilerin Alman çalıştırıcıya, Bu zamana kadar sana her türlü desteği verdik. Takımı iyi götürmek senin elinde. Sezona erken başladığımız için bir düşüşün olacağını biz de biliyorduk. Ama biz düşmedik, tepetaklak gidiyoruz. cevabını verdiği kaydedildi. Schusterden kötü gidişe bir an önce dur demesini isteyen yöneticilerin Futbolcularla da görüşeceğiz. Sizlere her türlü imkânı sunmaya çalışıyoruz. Onların da kendine çekidüzen vermesi gerekiyor. Kazanınca nasıl prim alıyorlarsa ceza da keseceğiz. Gençlerbirliği maçında da aynı durum yaşanırsa camiaya bunu izah edemeyiz. Taraftarın sempatisi bu mağlubiyetlerle kayboluyor. Bu duruma bir çözüm bul. şeklinde ültimatomunu verdiği ortaya çıktı.
Tecrübeli teknik adamın bu kötü gidişin bir şekilde duracağını kaydederek yöneticilere şunları söylediği öğrenildi: Devre arasında mutlaka transfer yapmamız gerekiyor. Bir stoper ve forvet almamız şart. Lig çok uzun bir maraton ve biz sonuna kadar bu yarışın içinde olacağız.
Siyah-Beyazlı takımın oynadığı son 9 karşılaşmada 5 mağlubiyet alması internet ortamında ciddi bir şekilde tartışılmaya başlandı. Taraftarlar bilhassa Schusterin yardımcı antrenör Tayfur Havutçuyu yedek kulübesi yerine tribüne göndermesine tepki gösterdi. Mustafa Denizlinin geçen yıl yardımcılığını yapan Havutçunun kulübede yer alması gerektiğini savunan Beşiktaşlılar, Schusterin kondisyoneri kadar Havutçunun da bu işi yapabileceğini kaydettiler.
Düşüncelerini forumlarda dile getiren taraftarlar Schusterin Süper Ligi hafife aldığını da iddia ederken takımın maç öncesi mutlaka kampa alınması gerektiği yönünde görüş belirttiler. Bunun yanı sıra forumlarda Alman çalıştırıcının sadece Guti, Quaresma ve Ernst gibi oyuncularla yakından ilgilenip diğer futbolculara karşı soğuk davrandığı ileri sürüldü.
Alman hocanın sigortaları sık atıyor!
Bernd Schusterin kötü sonuçlar sonrası agresifliği iyice dikkat çekmeye başladı. Gaziantep Belediye maçı sonrası da TRT muhabirine çıkıştı. Beşiktaşta ilk kez taraftar üst üste alınan kötü sonuçlar sonrası teknik direktörü istifaya davet etmiyor. Bu desteği nasıl yorumluyorsunuz? sorusuna Bu seni rahatsız ediyor herhalde? cevabını vererek muhabiri tersledi. Geçtiğimiz günlerde idman sırasında esnerken fotoğraflanmasına kızıp fotomuhabirlerine uygunsuz bir hareket yapan Alman teknik adam, aynı zamanda kendisine yöneltilen sorulara da ters cevaplar vermeyi ihmal etmiyor. İşte Schusterden inciler...
Plzlen maçı öncesi gazetecilerin, Son zamanlarda savunma arkasına atılan toplar tehlikeli oluyor, buna önlem alacak mısınız? şeklindeki sorusunu Schuster, Ben futbolu senin kadar bilmiyorum. diye cevapladı.
Lig TVde canlı yayında Beşiktaşın bir sistemi yok eleştirisi yapılıyor?.. sorusuna alaycı bir şekilde Doğru. cevabını verdi.
Hikmet Karamanın 3 pasla Beşiktaş kalesinde gol bulacağımızı biliyorduk. sözleri karşısında Alman teknik adam küçümseyici bir tavırla Evet doğru söylemiş. dedi.
Trabzonspor yenilgisi sonrası Bu kadar sık rotasyon yapıyorsunuz. Futbolculardan nasıl verim alıyorsunuz? sorusunu Siz Trabzonlular bunu anlayamazsınız çünkü Avrupada yoksunuz. şeklinde cevapladı. Fakat soru İstanbul medyasından bir muhabirden gelmişti.
Trabzonspor maçında hakem konusunda Hakemler hakkında konuşmaya değmez. yorumunu yaptı.
Sivasspor maçı sonrası basın toplantısında Almanya ve İspanyada da çalıştınız. İki ülkeyi kıyaslarsanız, Türkiyede çalışmak nasıl? sorusuna Çok kolay ve eğlenceli. cevabını verdi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.11.2010 | | | SchustereültimatomSchustere ültimatom |
|
| Önyargılardan kurtulmadan toplumsal sorunları anlayamazsınız | Vatan Gazetesi | 18.10.2010 05:00 |  | | |
| Ne biçim soru soruyorsun dedi ve gitti | Hürriyet | 04.10.2010 10:55 |  | | |
| Ne biçin soru soruyorsun dedi ve gitti | Hürriyet | 04.10.2010 01:21 |  | | |
| Schuster şaşırttı! | Haber Türk | 03.10.2010 23:12 |  | | |
| Sevgili Halkım!.. | Milli Gazete | 29.07.2010 21:38 |  | | | Sevgili halkım; ne olur dünyanın nereye doğru gittiği, Türkiyenin bu yeni dünya düzeninde nasıl bir rol üstlendiği, hangi görevlerin bize verilmek istendiği, bizim ne yapmak istediğimizle biraz olsun ilgilensen...
Dünyadaki genel resmi göremeden, Türkiyede olup biteni anlayamazsınız. Dünya düzeninin parametrelerini değiştiren unsurların Türkiyeyi de sarstığını göremezsiniz. Keşke hepimizin gündelik hayatını da etkileyen bu gelişmelere kafa yoracak enerjiyi, bu gelişmeleri yorumlayacak bilgiyi edinecek zamanı bulabilseniz.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 29.07.2010 | | | SevgiliHalkımSevgili Halkım |
|
| Siyasette gözyaşı tartışması | Türkiye Gazetesi | 22.07.2010 02:42 |  | | | > Eda Işık ANKARA İHABaşbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün grup toplantısında yaptığı ağlatan konuşmasına ve “timsah gözyaşı” şeklinde değerlendirmede bulunan muhalefete, AK Partili milletvekillerinden tepki geldi. İşte o açıklamalar:Amasya Milletvekili Akif Gülle: “Ağlayamazsanız anlayamazsınız şeklinde bir atasözümüz var. Bunu anlamayanlar, serada, çölde dolaşsın dursunlar.” AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ: “12 Eylül’de haksız hukuksuz şekilde idama gönderilenlerin hikâyesini dinleyince vicdanı olan herkes bundan etkilenir. Ancak vicdan terazisi doğru tartmayanlar bundan rahatsız olur.”Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya: “AK Parti konsensüsle toplumsal barışı sağlamak istiyor. Bunu tutup da değişik bir tara ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 22.07.2010 | | | SiyasettegözyaşıtartışmasıSiyasette gözyaşı tartışması |
|
| Ağlayamazsanız anlayamazsınız | Taraf Gazetesi | 22.07.2010 02:18 |  | | |
| 'Ağlayamazsanız anlayamazsınız' | Star | 21.07.2010 15:41 |  | | | AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, 12 Eylülde haksız hukuksuz şekilde idama gönderilenlerin hikayesini dinleyince vicdanı olan herkesin bundan etkileneceğini belirterek, Ancak vicdanı ve vicdan terazisi doğru tartmayanlar bundan rahatsız ol | | Star Politika 21.07.2010 | | | AğlayamazsanızanlayamazsınızAğlayamazsanız anlayamazsınız |
|
| 'Ağlayamazsanız anlayamazsınız' | Star | 21.07.2010 15:38 |  | | | AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, 12 Eylülde haksız hukuksuz şekilde idama gönderilenlerin hikayesini dinleyince vicdanı olan herkesin bundan etkileneceğini belirterek, Ancak vicdanı ve vicdan terazisi doğru tartmayanlar bundan rahatsız ol | | Star Son Dakika 21.07.2010 | | | AğlayamazsanızanlayamazsınızAğlayamazsanız anlayamazsınız |
|
| FB'nin kıymetini ayrılınca anladım | Samanyolu Haber | 22.05.2010 02:37 |  | | F.Bahçenin devre arasında Fransız ekip Toulousea kiraladığı Kazım, Sarı-Lacivertli ekibi çok özlediğini söyledi. Amerikada yayın yapan Ebru TV ve Zamana konuşan milli futbolcu, F.Bahçenin kıymetini şimdi daha iyi anladığını ifade etti.
Türk Milli Takımının Amerika Birleşik Devletlerinde yaptığı hazırlık kampında Kazım yine neşeli tavırlarıyla dikkat çekiyor. Hal ve hareketleriyle diğer oyunculardan ayrı bir tarzı olan genç yetenek, daha çok Fenerbahçedeki arkadaşlarıyla takılıyor. Toulouseda pek de iyi bir yarım sezon geçirmeyen Kazım, yaptığı açıklamada Sarı-Lacivertlilere dönmek istediğini ima etti. Fenerbahçe yönetimi Kazım hakkındaki kararını henüz vermezken, milli oyuncu bu durumu şöyle anlattı: Hâlâ Fenerbahçenin oyuncusuyum. Bir yıl daha kontratım var. Yakında tekrar masaya oturacağız. Futbolda bir kapı kapanır, bir kapı açılır.
Taraftar ve Fenerbahçeyi hiç unutamadığını dile getiren Kazım, F.Bahçede dolu dolu 3 yıl geçirdim. İstanbulu da özlüyorum. Fenerbahçenin benim için alacağı karar zor olacak. dedi. Colin Kazım, röportajı you dont know what s you got till its gone sözleriyle bitirdi. Kazımın bir şarkıdan alıntı yaptığı cümlenin Türkçe karşılığı ise manidardı: Elinizdekinin değerini kaybedinceye kadar anlayamazsınız.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.05.2010 | | | FBninkıymetiniayrılıncaanladımFBnin kıymetini ayrılınca anladım |
|
| Basit bir meteoroloji haritasını anlayamayan ve yanlış eğitilen milyonlar - Prof.Dr. Mikdat KADIOĞLU | Hürriyet | 10.05.2010 01:40 |  | | |
| 'Çanakkale içinde vurdular beni' | Radikal | 20.03.2010 21:30 |  | | |
| Türk değilseniz çok saçma gelir! | Samanyolu Haber | 11.02.2010 14:51 |  | | İngilterenin en önemli üniversitelerinden Kings College güvenlik ve terör uzmanı Bill Park, Türkiyede ilginç olduğu kadar iyi gelişmelerin de olduğunu, ülkenin sivil, demokratik bir yolda ilerlediğini söyledi.
Türkiye gündemini ve yaşanan değişim sürecini Cihana değerlendiren İngiliz uzman, ülkedeki değişimin en önemli göstergelerinden birinin Ergenekon davası olduğunu dile getirdi.
ASKER, DEMOKRASİDEN BAŞKA SEÇENEK OLMADIĞINI KABUL ETMEK ZORUNDA KALDI
Son gelişmelerin Türkiyeye has bir değişim sürecini işaret ettiğine vurgu yaparken, özellikle ordu-hükümet ilişkilerindeki çarpıklığa dikkat çeken İngiliz uzman, Başbakanın eşinin kendi ülkesindeki bir hastaneye alınmamasının dünyada başka emsali yoktur. dedi.
Ancak ordu ile hükümet ilişkilerinde önemli değişimler yaşandığına dikkat çeken Park, Şu an Türkiyede değişim bir yöne doğru kayıyor ve artık Türk ordusu başka bir seçeneğin kalmadığını, sivil, demokratik gücün getirdiği bu değişimi kabul etmek zorunda olduğunu hissediyor. vurgusunu yaptı. Türkiyede olan biten çekişmenin bu durumdan kaynaklandığını ifade eden Bill Park, TSKnın geçmişte birçok partiyi iktidardan indirdiğini, siyasilere yasak getirildiğini; ancak bu parti ve siyasilerin belli bir süre sonra tekrar iktidara geldiklerini gören askerin geçmişten ders aldığını söyledi.
TÜRK DEĞİLSENİZ, BU UYGULAMALAR ÇOK SAÇMA GELİR
İngiliz uzman, Başbakan Erdoğanın eşi Emine Erdoğanın GATAya alınmamasına da gönderme yaparak, Türkiyede olup biten böylesi olaylara sadece Türklerin bir anlam verebileceğini söyledi: Türkiyenin laikliği sadece Türkiyeye özgü. Eğer Türk değilseniz ve başbakanın eşinin bir askeri hastaneye başörtüsünden dolayı alınmadığını okursanız bunu anlayamazsınız. Türk değilseniz bu çok saçma gelir size. Bu, dünyanın başka bir ülkesinde olamaz. Laikliğe çok sıra dışı bir yaklaşım türü? Ama bu tavır ve düşünce tarzı, Türkiyenin sosyal yapısı ve değerleriyle de örtüşmüyor.
Türkiyede sivil kesimin güç kazanmasının ve askerin Türk siyasi hayatı üzerindeki gölgesinin zayıflamasında Avrupa Birliğinin büyük etkisi olduğunu kaydeden Bill Park, Çünkü askerin Türkiyedeki konumu AB değerleriyle uyuşmuyor. Siz herhangi bir AB ülkesinde genelkurmay başkanının siyasete karıştığını göremezsiniz. Örneğin ordu, Türkiyede bazı emekli generallerin söylediği gibi, dindarlığı bir güvenlik problemi olarak görüyorsa ortada bir yanlış var demektir. Bu düşünce demokrasiyle uyumlu değildir. Bu düşünce zamanla değişecek Türkiyede. ifadelerini kullandı.
CHPNİN TEK NET TAVRI: HER ŞEYE KARŞI ÇIKMAK
Türkiyede özel kurumların bölündüğünü, muhafazakar ile Kemalist kesimin bir çatışma içinde olduğunu vurgulayan Park, muhalefete de yüklendi. Muhalefetin yıkıcı değil yapıcı olması gerektiğini ifade eden Bill Park, şu sözleri sarfetti: Ben Türkiyenin daha demokratik ve modern bir ülke olma yolunda ilerlediğini düşünüyorum. Ancak bunun için diğer kesimlerin de görüşleri ve size destek verecek bir muhalefet de gerekiyor. Şu sıralarda Türkiyede böyle bir muhalefet yok. Muhalefet yıkıcı değil yapıcı olmalıdır. CHP şu anda her şeye karşı çıkıyor gibi görünüyor. Bu partinin, hükümetin bütün politikalarına karşı çıkmaktan başka net bir politikasının olduğunu görmek neredeyse imkânsız.
HÜKÜMET YENİ ANAYASA İÇİN FIRSATI KAÇIRDI
Yeni bir anayasa oluşturma konusunda hükümetin eline geçen fırsatı kaçırdığını düşünen Park, hükümetin mazaretinin haklı görünen bir yanı olduğuna; ancak böyle bir fırsatın kaçırıldığının Cumhurbaşkanı Gül tarafından bile kabul edildiğine dikkat çekti.
Mevcut anayasanın Türkiyenin ihtiyaçlarını karşılamadığının altını çizen İngiliz uzman, Şu anki anayasa Türkiyenin ihtiyaçlarını karşılayan bir anayasa değil. Anayasa Mahkemesine siyasi partileri kapatma, başörtüsünü yasaklama gibi büyük bir güç verilmesinin yararı yok. Yapılacak iş yeni bir anayasa için bir araya gelmektir. Ama sanırım Türkiyede bu konuda bir fikir birliğine varmak zor görünüyor. dedi. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.02.2010 | | | TürkdeğilsenizçoksaçmagelirTürk değilseniz çok saçma gelir |
|
| Ata değil timsaha biniyor! | Samanyolu Haber | 09.02.2010 15:29 |  | | Rusyada bir sirk çalışanın dört yaşındaki kızı ölümcül tehlikesi olan timsahlarla gözlerini kırpmadan eğleniyor. Moskova Hayvanat Bahçesi uzmanları timsahlarla bu tür oyunların tehlikeli olabileceği uyarısında bulunurken, kızın babası evladının hayvanlarla arasının çok iyi olduğunu savunuyor.
Birçok insan için timsahla karşı karşıya gelmek korkunç bir şey olarak algılanabilir, ancak herkesi şaşırtan St. Petersburgta yaşayan 4 yaşındaki Rus kız çocuğu Margarita için timsah en yakın arkadaş.
Ekzotik arkadaşlığı başlatan Margaritanın babası Sergey oldu. Sergey yıllarca sirkte timsahlarla çalışmasına rağmen henüz kızından öğrenmesi gereken çok şey var.
Timsaha iki elleriyle sarılan Margarita, Ben olardan korkmuyorum. Hiç korkmuyorum diyor.
Timsaha ilk oturduğunda iki aylık olduğunu anlatan baba Sergey, Tabii ki, eşimle birlikte çok korkmuştuk. Korkmamız doğal. diye anlatıyor.
O günden bu yana hep bu tehlikeli hayvanlarla vaktini geçiren Margarita hayatını timsahlar olmadan düşünemediğini ifade ediyor. Büyüdüğüm zaman anne olacağım diyen Margarita, on parmağını birden göstererek, Şu kadar çocuğum olacak. Ve bu kadar da timsahım olacak diyor.
Margaritanın bu sevgisi herkes tarafından anlayışla karşılanmıyor. Moskova Hayvanat Bahçesi uzmanlarından Natalya İstratova, herhangi bir dikkatsizliğin çocuğun hayatını tehlikeye sokabileceğini söylüyor. İstratova, Timsahlar çok tehlikeli ve ne yapabileceklerini kestiremezsiniz. Onlar vahşi ve evcilleştirilemez. Size ne zaman saldırabileceklerini anlayamazsınız. Örneğin aç olmamalarına rağmen, yüksek sıcaklık bile agresifleşmelerine yol açabiliyor. diye uyarıyor.
Ancak Margaritanın babası kızının timsahlarla iyi anlaştığına inanıyor. Sergey, Yine de herkes kendi karar vermeli. Kızımın sirk çalışanı olup olmayacağını söyleyemem. Şu anda o burada bizimle birlikte. Yaşının 18e gelmesini bekleyeceğiz. Ondan sonra kendisi karar verecek. Hayvanlara gelince, onlarla çok iyi anlaşıyor. diyor.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 09.02.2010 | | | AtadeğiltimsahabiniyorAta değil timsaha biniyor |
|
| Yarbay'ın tutukluluk haline devam | Samanyolu Haber | 20.01.2010 17:17 |  | | KAYSERİde 3 astsubayın hipnozla ifadelerini almakla suçlanan tutuklu emekli Yarbay Gürol D., bugün yeniden hakim karşısına çıktı. Mahkeme heyeti emekli Yarbayın Kayseride bulunduğu süre içerisinde yaptığı telefon görüşmelerinin saatlerini ve 2nci Hava İkmal Bakım Merkezinde astsubayları sorgulayan askeri personelin kimlik bilgileri ve fotoğrafları gelinceye kadar tutukluluk halinin devamına karar verdi.
2nci Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya davacı astsubaylar İsmail D. ve Orhan G. ile tanıklar katıldı. Tutuklu sanık emekli Yarbay Gürol D., ifadesinde parapsikolog olmadığını, Askeri Başsavcı Ahmet Zeki Ünün ricası üzerine Kayseriye geldiğini söyledi. Emekli Yarbay D., Kayseri eski Garnizon Komutanı Tümgeneral Rıdvan Ulugüler ile hiç tanışmadığını belirterek, ?Savcı konunun vatan millet meselesi olduğunu söyleyerek beni geçen yılın Mart ayında Kayseriye çağırdı. Ancak bana ne yapacağımı söylemediler. Yol masraflarımı karşıladılar ve uçak biletimi aldılar. Mart ayının 7sinde Kayseriye geldim. Beni ismini bilmediğim bir asker alıp 2nci Hava İkmal Bakım Merkezine götürdü. Ahmet Zeki Ü. ile görüşmem sırasında Fethullah Gülen grubunun şimdiye kadar iz bırakmadan çalıştığını, ancak adı geçen Ali B.nin ifadesini aldıklarını ancak bilgime ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Söylediğine göre Başsavcının daha önce Rıdvan Ulugülerin yayınladığı bir belgeyi ele geçirmişler ve askerlerin girmesinin yasak olduğu bölgeleri veren bu belgeyi sanki Emniyet Müdürlüğü ile beraber yapılmamış gibi koordine bölümünü çıkartmışlar diye konuştu. Yani belgeyi değiştirdiklerini söyledi? diye konuştu.
Sanık emekli Yarbay Gürol D., Başsavcı Ahmet Zeki Ünün kendisine Rıdvan Ulugüler imzasıyla yayınlanan belgenin sonuna Ergenekondan yargılanan Albay Cengiz Köylüye yardım toplanmasına ilişkin bir maddenin de eklendiğini belirtti. Gürol D., ?Başsavcı Üçok, böylece emirin Emniyet Müdürlüğünden bağımsız hazırlanmış gibi gösterildiğini vurguladı. Astsubay Ali Bnin ise DYS sistemine girerek belgeyi değiştirdiğini söyledi. Bu olayla ilgili olarak Kayseride 4 gün kaldım. İsmail D., Orhan G. ve Ali B. ile görüştüm ancak kesinlikle hipnoz yapmadım. Ancak, hal ve hareketlerini not alıp, yalan söyleyip söylemedikleri konusunda savcılığa tuttuğum notları verdim. Orhan G. ile görüşürken Kayseri Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz de geldi. Ancak o zaman onun Albay Cemal Temizöz olduğunu bilmiyordum. Salondaki sorgulamaya katılan sivil şahısları tanımıyorum? diye konuştu.
Daha sonra mahkeme başkanı şikayetçi astsubay Orhan G.yi dinledi. Sorgulanmaları sırasında kendilerine küfür edilip, tartaklandıklarını söyleyen Orhan G, el yazılarıyla verdikleri ifadeyi baskı altında imzaladıklarını öne sürdü. Orhan G, emekli Yarbay Gürol D.nin, ?Sizi hipnoz edip ifadeyi zorlamanızı sağlayabilirim? dediğini belirterek, ?Hazırladıkları senaryoyu kabul etmemiz için bizi baskı yaptılar. Bizler aynı evde kaldığımız için Ali B. ile ilgili sorular sordular. Benim kesinlikle yayınlanan emirle hiçbir ilgim yoktur? diye konuştu. Astsubay İsmail D. ise, Yarbay Gürol D.nin, ?Ben de Fethullah Gülenin cematine girdim. Orada güzel yemeklerin yapılır. Küçük olduğunuz için bazı şeyleri anlayamazsınız? dediğini iddia etti. Duruşma diğer belgelerin gelmesi açısından 19 Şubata ertelendi.
Kayseri 2nci Hava İkmal Bakım Merkez Komutanlığında görev yapan 3 astsubay, 3 Mart 2009 tarihinde gözaltına alınmış, 14 gün sonra 17 Martta tutuklanmışlardı. Astsubay Ali B., İsmail D. ve Orhan G. bir süre tutuklu kaldıktan sonra salıverilmişti. Görevlerine dönen askerler, kendilerine işkence yapılıp hipnozla ifadelerinin alındığı yönünde Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunması üzerine, hipnozla ifade aldığı ileri sürülen emekli Yarbay Gürol D. hakkında Kayseri 2nci Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmış ve yargılanmasına başlanmıştı. Sanık emekli yarbay Gürol D, 12 Ocakta yapılan ilk duruşmada, yöneltilen suçların ağırlığı ve delillerin karartılabileceği gerekçesiyle tutuklanmıştı. Sanık avukatı Metin Ceylan ise, müvekkilinin kendi isteği ile mahkemeye geldiğini ve kaçma durumunun söz konusu olamayacağını savunarak, karara itiraz etmiş, ancak mahkeme itirazı reddetmişti.
HÜRRİYET | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.01.2010 | | | YarbayıntutuklulukhalinedevamYarbayın tutukluluk haline devam |
|
| 'Gülen Hareketi'nin alternatifi yok' | Samanyolu Haber | 12.12.2009 12:58 |  | | Southern California, Pepperdine, Loyola Marymount, Humboldt, Whitter ve Santa Monica üniversiteleri ile Pasifika Enstitünün ortaklığında Gülen veya Hizmet Hareketinin masaya yatırıldığı konferans, okuduğunuz yazı dizisinin konusu olacak. Altı farklı panelde 24 akademik tebliğin sunulduğu konferans iki gün sürdü.
Tanımla ilgili olarak iki hususu not ettim bu konferansta. Bir; hizmet hareketi. Toplam 6 kişinin kullandığı bir tanım bu. Bunlardan ikisi yazılı tebliğlerinde de hareketi bu isimlendirme ile anmış. Malum bunun alternatifi yıllardan beri kullanılan ve bir manada artık yerli yerine oturduğunu düşündüğüm Gülen Hareketi isimlendirmesidir. Ama bu ikincisinin Hocaefendi tarafından kabul edilmediği de herkes tarafından bilinen bir gerçek. Kısaca tekrar edelim; şöyle düşünüyor Hocaefendi: Umuma mal olmuş, binlerin-milyonların emeği, alın-teri, maddi-manevi fedakârlığı olan ve dünya çapına yayılmış faaliyetleri, bir tek şahsa -velev ki isimlendirme babında bile olsa- atfetme, hem dinî değerlerimizle örtüşmez hem de hakikate karşı saygısızlıktır.
Hizmet hareketi isimlendirmesi bunun için bir çıkış yolu olabilir mi? Şimdiden bir şey söylemek zor; iki ayrı açıdan. Bir; bu tür isimlendirmelerin hem akademik hem de halk seviyesinde tutması, oturması, kabullenilmesi sabahtan akşama olacak şeyler değil. İki, genelde bu türlü hareketlerde ismi, hareketin içinde yer alan kişiler değil, dışındakiler veriyor. Nitekim Hocaefendinin yukarıda bahsettiğimiz reddine bir sosyal bilimci akademisyen şöyle cevap vermişti: Siz işinize bakın; etiketlendirme bizim işimiz.
Tanım özelinde dikkatimi çeken ikinci husus ise, Rice Üniversitesinden Dr. Jill Carrollun söylediği uluslarüstü sivil sosyal hareket. Almanya ve Mısır konferanslarında da fazla detaya inilmeden söylenen bu tanımlamadaki asıl unsur, hareketin taşımış olduğu yerel ve global değerlere verdiği yer ve önem. Bir başka anlatımla, herkesin kabulleneceği evrensel değerler ve bunlara Türk olmayanların da destek vermesi itibarıyla uluslarüstü, eğitim, diyalog vb. kurumları ile hizmet ettiği yerlerdeki yerel değerleri sahiplenmesi, resmi yapıdan bağımsız olması, gönüllülük esasını ön plana çıkartıp söz konusu evrensel insani değerler istikametinde toplumun değişim ve dönüşümünü hedeflemesi itibarıyla da sivil ve sosyal bir hareket.
ALTERNATİFİ YOK
İran asıllı meşhur akademisyen Dr. Reza Aslan, ilk günkü resepsiyon konuşmasında, Gülen Hareketinin alternatifinin olmayışından bahsetti. İslam ülkelerinin çoklarında faaliyet gösteren bazı İslami cemaatlerin isimlerini de vererek mukayeselerde bulundu. Hemen herkesin takdirle karşıladığı bu konuşmada dikkat çeken en önemli nokta bana göre, Türkiye, AK Parti ve Gülen Hareketi ekseninde yaptığı tahlillerde gördüğümüz konuya vukufiyet idi. Türkiyeyi, bölgeyi ve toplumsal hayatta faaliyetlerini sürdüren resmi-sivil parti veya cemaatleri yakından takip etmeyen birisi bu tahlilleri tek kelime ile ya-pa-maz.
Mesela şu sözler ona ait: Fethullah Gülen dine, bilime, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına inanmış, çoğulculuğu kabullenmiş, demokrasiye evet diyen, terör ve şiddeti lanetleyen birisi dediğinizde, bir kesim Ooooo; tam aradığımız kişi! diyor ve el üstünde tutuyorlar Güleni. Ama aynı kişilere ama bu Gülen, muhafazakâr, kadınların baş örtüsü takmasını onların dinî özgürlük alanı içinde gören, eğitimi kurumsallaştırıp dünyanın her yerinde kurduğu okullarla yaygınlaştıran, medya ve sağlık kuruluşları ile toplumsal hayatın içinde bulunan ve dünya geneline yayılmış bir networke sahip biri dediğinizde, Aaaaa, bu olmadı işte! diyorlar.
Benzeri bir yaklaşımı konferans esnasında Rice Üniversitesinden bir başka akademisyen, Dr. William Martinden dinledik. Martin: Güleni Türkiyeye anlatanlar Amerikancı, ılımlı İslamcı, Amerikaya anlatırken de anti-Amerikancı, şeriat yanlısı, İslamcı diye nitelendiriyorlar. Aynı şahıslar, aynı kalemler bunlar. Sonra bir espri ile bağladı: Bilmiyorlar ki okuyucular arasında iki dili de (Türkçe ve İngilizce) bilenler var ve yazılanları her iki dilden takip ediyorlar.
Okyanus aşırı bir ülkeden bu yaşanan gerçeklerin görünmesi oldukça çarpıcı ve sevindirici.
FETHULLAH GÜLENİ ANLAMAK
Maryland Loyola Üniversitesinin Hollandalı akademisyeni Pim Valkenberg: Gülen Hareketi konuşulunca Fethullah Güleni konuşmak ve anlamak zorundayız. Çünkü kendisi her ne kadar tevazu gösterip kendini bir hiç gösterse de, merkezde o oturuyor. Dolayısıyla onu anlamak, onun fikirlerini anlamak hizmeti anlamak demektir. Güleni anlamadan hizmeti anlayamazsınız.
Ehli insaf sahibi hiç kimsenin itiraz edemeyeceği düşünceler bence bunlar. Fakat gel gör ki, önyargılarının, belki de korkularının esir ve kurbanı kişilerle, gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemeyenlere bunu anlatmak zor. Çünkü Soğuk Savaş döneminden kalma zihnî bariyerlerini bir türlü kıramamış ve aşamamış insanlar, anlama gibi zihnî çaba isteyen iş yerine öteden beri karalama gibi basit ve kolay bi | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.12.2009 | | | GülenHareketininalternatifiyokGülen Hareketinin alternatifi yok |
|
| Meslek odası mı politbüro mu? | Samanyolu Haber | 07.12.2009 12:44 |  | | TMMOBa bağlı İMO ve Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, siyasi görüşlerini beğenmedikleri İnşaat Mühendisi Mehmet Ali Kalkanı, ?6 ay meslek uygulamasından yasaklama? ile cezalandırdılar. Mühendislerin haklarının korunması iddiasında bulunan İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), sol kadrolaşma yüzünden mühendislere eziyet kurumuna dönüştü. Eskişehirde bir inşaat mühendisine Serbest İnşaat Mühendisi (SİM) belgesi vermeyen İMO, haksızlığa tepki gösteren İnşaat Mühendisi Mehmet Ali Kalkana da, ?İMOyu kamuoyunda küçük düşürdüğü? iddiasıyla 6 ay meslekten men cezası verdi. Oda, Kalkan hakkındaki kararını çeşitli kurumlarla birlikte Eskişehir Büyükşehir Belediyesine bildirirken, Büyükşehir de ilçe belediyeleri ve bağlı kurumlara, Kalkanla çalışılmaması için yazı yazdı.
İDEOLOJİK KARARLARINA KILIF UYDURUYORLAR
Başına gelenleri Vakite anlatan Kalkan, her şeyin, İMOnun yasa dışı başlattığı SİM belgesi uygulamasıyla başladığını söyledi. Kalkan şöyle konuştu: ?Bu belgeyi vermek için paralı kurs başlattılar. Böylece hem haksız kazanç elde ettiler hem de kendileri gibi sol görüşlü olmayan insanların çalışmalarını engellediler. Son olarak mühendis arkadaşımız Ali Ölcenin SİM Belgesinin uzatılmaması nedeniyle İMOya bir mektup yazarak keyfi uygulamayı eleştirmiştim. Yazım nedeniyle benim hakkımda, ?İMOyu kamuoyunda küçük düşürdüğüm iddiasıyla 6 ay meslekten men cezası verilmiş. SİM Belgesi uygulamasını mahkeme kararıyla kaldırttık. Ancak bana verilen ceza kararını ?Bizi kamuoyunda küçük düşürdü diye ilgili ilgisiz her yere göndermişler. Ben yazıyı sadece İMOya yazmıştım. Bunlar ya kamuoyunun ne anlama geldiğini bilmiyor ya da ideolojik tavrına kılıf uydurmaya çalışıyorlar. Madem öyle, İMOyu nasıl küçük düşürmüşüm herkes bilsin.?
YAPILANLAR FAŞİSTLİK
İMOya gönderdiği yazıda odanın ideolojik uygulamalarına isyan eden Mehmet Ali Kalkan, meslektaşı Ali Ölcenin maruz kaldığı haksızlıkla ilgili odayı sert bir dille eleştiriyor. Yazısında, önce kendisine SİM belgesi verilen Ölcenin belgesinin, daha sonra siyasi görüşü nedeniyle keyfi olarak uzatılmadığını dile getiren Kalkan, ?Bir insanın Türkiye Cumhuriyeti Devletinin verdiği mühendisliğini engellemek tam bir faşist zihniyetin yapacağı davranıştır. Sen kalk zor şartlarda oku, yıllarını ver, birileri kalksın bunu cebren ve hile ile elinden almaya çalışsın... Bir insanın mesleğini yapmasını engellemek -şayet suçu varsa- elbette sadece ve sadece yargının görevidir, sizin değil. Lafa gelince insan hakları, demokrasi, cumhuriyet, aydınlanma vs. Ama iş icraata gelince despotizm, faşizm, tam bir karanlık çağı uygulamaları? diyor.
MÜHENDİSLERLE MÜCADELE ODASI
Yazıda İMOnun yasal yetkisini aştığına da dikkat çeken Kalkan, bu nedenle odanın Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından Mayıs 2008de uyarıldığını hatırlatarak şunları dile getiriyor: ?Meslektaşlarının haklarını korumak için oda kur, sonra hukuku rafa kaldır, odayı meslektaşlarına eziyethaneye çevir. Ben olsam Genel Merkezin adını Türk Mühendisleriyle Mücadele Odası Birliği veya İnsan Haklarını Mahvetme Odası olarak değiştirirdim... Sizden olmayanların, sizin gibi düşünmeyenlerin, kanunsuzluklarınıza boyun eğmeyenlerin mühendisliğini engelleyerek geçinme haklarını ellerinden alıyorsunuz... Yazıklar olsun demeyeceğim çünkü anlayamazsınız.?
VAKİT | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.12.2009 | | | Meslekodasımıpolitbüromu?Meslek odası mı politbüro mu? |
|
| Bu canlının gizemi çözülemedi ! | Haber3 | 05.11.2009 09:50 |  | | |
| İnsanlığa gönderilen en büyük mucize | Samanyolu Haber | 01.11.2009 09:35 |  | | Prof. Dr. Davut Aydüz: Kuran-ı Kerim en büyük mucizedir, bu mucize tüm insanlığa gönderilmiştir ve kıyamete kadar varolacaktır... Gülçağı Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından İzmir Atatürk Stadyumu Hakemler Salonunda Kuran-ı Kerimin Bize Yüklediği Sorumluluklar adlı bir konferans düzenledi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Davut Aydüz, Kuran-ı Kerim en büyük mucizedir, bu mucize tüm insanlığa gönderilmiştir ve kıyamete kadar varolacaktır. dedi.
Gülçağı Derneğinin düzenlediği Kuran-ı Kerimin Bize Yüklediği Sorumluluklar konferansı İzmir Atatürk Stadyumu Hakemler Salonunda gerçekleştirildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından Kuran tilavetiyle yapıldığı konferansa ilgi ve katılım yüksekti. Peygamberlerin Allah tarafından seçilen özel donanımlı kişiler olduğunu söyleyen Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kuran-ı Kerim Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Davut Aydüz, Allah Teala insanlar arasından seçtiği özel donanımlı kişileri insanlığa peygamber olarak göndermiş, tabi ki bu özel donanımlı insanlar bizden üstün. Peygamberler, insanlara biz size Allah tarafından peygamber olarak gönderildik demişler. Bazı toplumlar peygamberlerin insan içinden çıktığını kabul etmemiş, peygamber olacaksa içimizden niye olsun diyerek kabul etmemişler. şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Aydüz, Peygamberler insanların yapamayacağı mucizeler sergilemişlerdir. İşte bu mucizeler Allah tarafından insanlığa gösterilmesi için peygamberlere verildi. Mesela Hz. Salih aleyhisselamdan bir kayanın içinden hamile bir deve çıkarmasını istemişler bunun olamayacağını zannetmişler ama Allah izin vermiş ve çıkmış. Yine aynı şekilde Musa aleyhisselamın asasının ejderha olması Allah tarafından ona verilen bir mucizeydi. Daha sonra Hz. İsa aleyhisselama tıpla alakalı mucizeler verilmiş, körlere elini sürüyor ve körlerin gözü açılıyor veya daha önceden ölmüş insanlara hayat veriyor bunlar normal insanın yapamayacağı işler, ama Allah peygamberlerine bu özellikleri vermiş. diye konuştu.
Peygamberimizin en büyük mucizesinin Kuran-ı Kerim olduğunu ifade eden Aydüz, Peygamberimiz bine yakın mucize göstermiş, bunlar daha çok ihtiyaca binaen gösterilen mucizeler. Savaşta ordu susuz kalmış mesela, onun mübarek ellerinden şarıl şarıl su akmış, sahabe aç kalmış ve birkaç tabak yemek varmış Efendimiz yemeğe dua ediyor o yemekten herkes yiyor ve yüzlerce kişinin yemesine rağmen yemek kalıyor. Onun bir mucizesi var ki, kıyamete kadar devam edecek o mucize Kuran-ı Kerim. İlk zamanlarda Kurana kafirler inanmadı. Başkası okuyor o yazıyor dediler halbuki peygamberimiz okuma yazma bilmiyordu. Bir şekilde bahane bulup inanmadılar. Kuran-ı Kerim onlara hodri meydan dedi, onlara Kuran-ı Kerim gibi bir kitap yazın getirin denildi ama getiremediler. Bu sefer 10 surenin benzerini yazın getirin deniliyor ama yine getiremiyorlar. Çünkü onun eşi benzeri yok. dedi.
Kuran-ı Kerimin bazı gereklilikleri olduğunu söyleyen Aydüz, sözlerine şöyle devam etti: Hepimizin bildiği gibi Kuran-ı Kerim Arapça. Madem Kuran Arapçadır, o kitabın orjinalinden bir müslüman olarak mutlaka okumamız gerekir. İşimiz gücümüz ne olursa olsun, kadın erkek onu okumamız gerekir. Kuranın en büyük gerekliliklerinden biri tecvidle okunmasıdır. Çocukken ilk ve ortaokul çağlarında Kuran kursuna gitmişiz. Kuran öğrenmişizdir, hatim törenide yapılmıştır. Ama sonra Kuran-ı kapatmışızdır ve böylelikle unutmuşuzdur. Bu çok büyük bir vefasızlık. O zaman Kuranın okunuş kurallarını öğrenmediğimiz için daha sonra tabir-i caizse oyunu kuralsız oynamak istiyoruz. Halbuki her oyunu kuralıyla oynamak gerekir. Kuran-ı Kerimide tecvidle okumak gerekir. Az çok ingilizce bilenler anlayacaklardır mesela you are listenning to me kelimesini yazılışı gibi okursam birşey anlayamazsınız. Kuran-ı Kerimi de tecvidsiz okursak olmaz. Onun da bir kuralı var. Dünyada öyle lüzumsuz şeyler var, onları öğreniyoruz ama bu çabayı Kuran-ı Kerimi okumada göstermiyoruz.
İzleyiciler arasında tecvidi bilenleri görmek için küçük bir oylama da yapan Aydüz, çıkan sonucu ise tatmin edici bulmadı. Aydüz, Dinleyiciler arasında yüzde 30 civarında tecvit bilen bir kesim var çok iyi bir rakam değil. Bir müslümanın tecvidli Kuran-ı Kerim okuması ve bilmesi lazım. Tecvidin çok zor birşey olduğunu sanıyoruz ama böyle birşey yok. Tecvidin ana kaidelerini öğrenmek gerek, teferruata girersek zorlanırız. dedi.
Kuranın en büyük ikinci gerekliliğinin manasını bilerek okumak olduğunu ifade eden Aydüz, Kuranı manasını bilmeden okumanın sevabınında olduğunu fakat, manasını anlarsak kalbimiz ruhumuz ondan istifade eder. Ramazan ayında her harfe on sevap. Bunu Allah teala söylüyor. Kuran öyle manası bilinmeden okunsun diye gönderilmiş bir kitap değil. diye konuştu. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.11.2009 | | | İnsanlığagönderilenenbüyükmucizeİnsanlığa gönderilen en büyük mucize |
|
| 'Kur'an-ı Kerim, en büyük mucizedir' | Samanyolu Haber | 01.11.2009 08:36 |  | | Gülçağı Kültür ve Yardımlaşma Derneği tarafından İzmir Atatürk Stadyumu Hakemler Salonunda Kuran-ı Kerimin Bize Yüklediği Sorumluluklar adlı bir konferans düzenledi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Davut Aydüz, Kuran-ı Kerim en büyük mucizedir, bu mucize tüm insanlığa gönderilmiştir ve kıyamete kadar varolacaktır. dedi. Gülçağı Derneğinin düzenlediği Kuran-ı Kerimin Bize Yüklediği Sorumluluklar konferansı İzmir Atatürk Stadyumu Hakemler Salonunda gerçekleştirildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşının ardından Kuran tilavetiyle yapıldığı konferansa ilgi ve katılım yüksekti. Peygamberlerin Allah tarafından seçilen özel donanımlı kişiler olduğunu söyleyen Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kuran-ı Kerim Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Davut Aydüz, Allah Teala insanlar arasından seçtiği özel donanımlı kişileri insanlığa peygamber olarak göndermiş, tabi ki bu özel donanımlı insanlar bizden üstün. Peygamberler, insanlara biz size Allah tarafından peygamber olarak gönderildik demişler. Bazı toplumlar peygamberlerin insan içinden çıktığını kabul etmemiş, peygamber olacaksa içimizden niye olsun diyerek kabul etmemişler. şeklinde konuştu.
Prof. Dr. Aydüz, Peygamberler insanların yapamayacağı mucizeler sergilemişlerdir. İşte bu mucizeler Allah tarafından insanlığa gösterilmesi için peygamberlere verildi. Mesela Hz. Salih aleyhisselamdan bir kayanın içinden hamile bir deve çıkarmasını istemişler bunun olamayacağını zannetmişler ama Allah izin vermiş ve çıkmış. Yine aynı şekilde Musa aleyhisselamın asasının ejderha olması Allah tarafından ona verilen bir mucizeydi. Daha sonra Hz. İsa aleyhisselama tıpla alakalı mucizeler verilmiş, körlere elini sürüyor ve körlerin gözü açılıyor veya daha önceden ölmüş insanlara hayat veriyor bunlar normal insanın yapamayacağı işler, ama Allah peygamberlerine bu özellikleri vermiş. diye konuştu.
Peygamberimizin en büyük mucizesinin Kuran-ı Kerim olduğunu ifade eden Aydüz, Peygamberimiz bine yakın mucize göstermiş, bunlar daha çok ihtiyaca binaen gösterilen mucizeler. Savaşta ordu susuz kalmış mesela, onun mübarek ellerinden şarıl şarıl su akmış, sahabe aç kalmış ve birkaç tabak yemek varmış Efendimiz yemeğe dua ediyor o yemekten herkes yiyor ve yüzlerce kişinin yemesine rağmen yemek kalıyor. Onun bir mucizesi var ki, kıyamete kadar devam edecek o mucize Kuran-ı Kerim. İlk zamanlarda Kurana kafirler inanmadı. Başkası okuyor o yazıyor dediler halbuki peygamberimiz okuma yazma bilmiyordu. Bir şekilde bahane bulup inanmadılar. Kuran-ı Kerim onlara hodri meydan dedi, onlara Kuran-ı Kerim gibi bir kitap yazın getirin denildi ama getiremediler. Bu sefer 10 surenin benzerini yazın getirin deniliyor ama yine getiremiyorlar. Çünkü onun eşi benzeri yok. dedi.
Kuran-ı Kerimin bazı gereklilikleri olduğunu söyleyen Aydüz, sözlerine şöyle devam etti : Hepimizin bildiği gibi Kuran-ı Kerim Arapça. Madem Kuran Arapçadır, o kitabın orjinalinden bir müslüman olarak mutlaka okumamız gerekir. İşimiz gücümüz ne olursa olsun, kadın erkek onu okumamız gerekir. Kuranın en büyük gerekliliklerinden biri tecvidle okunmasıdır. Çocukken ilk ve ortaokul çağlarında Kuran kursuna gitmişiz. Kuran öğrenmişizdir, hatim törenide yapılmıştır. Ama sonra Kuran-ı kapatmışızdır ve böylelikle unutmuşuzdur. Bu çok büyük bir vefasızlık. O zaman Kuranın okunuş kurallarını öğrenmediğimiz için daha sonra tabir-i caizse oyunu kuralsız oynamak istiyoruz. Halbuki her oyunu kuralıyla oynamak gerekir. Kuran-ı Kerimide tecvidle okumak gerekir. Az çok ingilizce bilenler anlayacaklardır mesela you are listenning to me kelimesini yazılışı gibi okursam birşey anlayamazsınız. Kuran-ı Kerimi de tecvidsiz okursak olmaz. Onun da bir kuralı var. Dünyada öyle lüzumsuz şeyler var, onları öğreniyoruz ama bu çabayı Kuran-ı Kerimi okumada göstermiyoruz.
İzleyiciler arasında tecvidi bilenleri görmek için küçük bir oylama da yapan Aydüz, çıkan sonucu ise tatmin edici bulmadı. Aydüz, Dinleyiciler arasında yüzde 30 civarında tecvit bilen bir kesim var çok iyi bir rakam değil. Bir müslümanın tecvidli Kuran-ı Kerim okuması ve bilmesi lazım. Tecvidin çok zor birşey olduğunu sanıyoruz ama böyle birşey yok. Tecvidin ana kaidelerini öğrenmek gerek, teferruata girersek zorlanırız. dedi.
Kuranın en büyük ikinci gerekliliğinin manasını bilerek okumak olduğunu ifade eden Aydüz, Kuranı manasını bilmeden okumanın sevabınında olduğunu fakat, manasını anlarsak kalbimiz ruhumuz ondan istifade eder. Ramazan ayında her harfe on sevap. Bunu Allah teala söylüyor. Kuran öyle manası bilinmeden okunsun diye gönderilmiş bir kitap değil. diye konuştu. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.11.2009 | | | Kuran-ıKerimenbüyükmucizedirKuran-ı Kerim en büyük mucizedir |
|
| Mavi Akım'dan Ergenekon'a Avrasya’da Enerji Savaşları | Haber7 | 02.06.2009 14:15 |  | | |
| Sedat Laçiner: Boru hatları olan ülke bölünmez | Zaman | 18.05.2009 18:52 |  | | |
| Boru hatları olan ülke bölünmez | Samanyolu Haber | 18.05.2009 13:39 |  | | Sedat Laçiner, Neşe Düzel’e konuştu: Rusya ile imzalanan Mavi Akım’ın karanlık kısımları aydınlanırsa Ergenekon’un enerji anlaşmalarındaki rolü daha iyi ortaya çıkar. Laçiner, “Gazprom siyasetçileri satın alma çabasındaydı. 10 milyar dolara boru hattı döşeyen 100 milyon dolara adam satın alır” dedi
- Türkiyenin yaşadıklarını ancak Mavi Akımla anlayabilirsiniz. Rus Gazpromun Türk siyasetçilerini yönlendirme, satın alma çabalarını dışlarsanız 90ları anlayamazsınız.
- Petrol ve gazı taşıyabilen iki hat var. Rusya ve Anadolu. Türkiye, Rusyaya alternatif oluyor. Askerî dev Rusya bunu kabul etmez. Zaten Ergenekoncular enerji meselesinin içindeler.
- Boru hatları bir ülkeyi birleştirir. Ülkenizi bölmek istemiyorsanız, enerji boru hatları yapın. Kürt bölgesini Türkiyeye en fazla petrol ve gaz taşıyan boru hatları birleştirecek.
- Ergenekoncuların iki ilginç bağlantısı var. Biri Rusya, diğeri İsrail ile. İsrail üzerinden ABD’deki Neoconlarla ilişki içindeler.
- Bizde enerji pahalı çünkü 28 Şubat’ta Türkiye, Rusya ve İranla dünyanın en kötü petrol ve gaz anlaşmalarını imzaladı.
- Türkiye, dünyaki petrol ve gaz okyanusunun göbeğinde oturuyor. Dünya rezervinin yüzde 70i bizim etrafımızda bulunuyor.
- Amerika’nın tercihi Kuzey Irak’taki enerjiyi Türkiye’den Batı’ya taşıtmak, bölgeyi böyle finanse etmek ve Kürtlerin hamiliğini Türkiye’ye vermek.
NEDEN: SEDAT LAÇİNER
Biz Türkiyede anlam veremediğimiz birçok olayla karşılaşıyoruz. Birçok sorun mantıklı bir biçimde çözülmüyor. Devlet görevlisi pek çok insan, ülkenin çıkarlarına uymayan işler yapıyor. Bütün bunlar niye oluyor? Devletin içinde olduğu halde ülkenin istikrarını bozmaya çalışanları kim destekliyor? Bütün bu görüntülerin arkasında nasıl bir gerçek saklı? Bütün bunları küresel ilişkiler, uluslararası güvenlik ve Türk dış politikası uzmanı Doç. Dr. Sedat Laçinerle konuştuğumuzda karşımıza çok önemli bir konu çıkıyor. Bu konu; enerji. Kafkaslar, Orta Asya ve Kuzey Iraktan çıkan petrol ve gazın dünyaya yayılmasında, Türkiyenin rol sahibi olmasıyla, iç ve dış politikamızda yaşananlar arasında çok yakın bir ilişki olduğu anlaşılıyor. Ergenekondan Kürt meselesine kadar birçok sorunun çözümünde ya da çözümsüzlüğünde Türkiyenin dışındaki ülkelerinde rolleri ve istekleri olduğu görülüyor. Meseleye bu açıdan baktığınızda da anlaşılmaz sanılan birçok davranış büyük ölçüde açıklığa kavuşuyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu USAKın başkanı olan Doç. Dr. Sedat Laçinerin güvenlik ve uluslararası ilişkiler alanında yayınlanmış pek çok çalışması var.
* * *
NEŞE DÜZEL: Biz genellikle siyaset denilen oyunun daha yüzeydeki görüntülerini görüyoruz. Bir de derinlerde olanlar var. Örneğin bir enerji meselesi var bu bölgede. Enerji konusunda çekişmeler var. Bu çekişmelerin siyasete yansımaları var. Türkiyenin iç ve dış politikasıyla, enerji sorunu arasında bağ bulunuyor mu sizce?
SEDAT LAÇİNER: Bulunuyor tabii. Enerji konusunu dikkate almadan uluslararası ilişkileri, terör ve güvenlik meselelerini tam olarak açıklayamazsınız. Üstelik bu ilişki bundan sonraki süreçte daha da artacak. Çünkü Türkiye büyüyen ekonomisiyle bölgede en büyük gaz ve enerji tüketicisi oldu. Bütün şehirlerini gaza bağladı. Dolayısıyla Rusya gibi gaz ve petrol üreticisi ülkeler için ele geçirilmesi gereken bir pazar haline geldi. Ayrıca Türkiye, enerjinin Avrupaya akıtılmasında hayati bir geçiş noktası da oldu. Bu yüzden boru hatlarında olup biteni anlamak için yaşanan kavgaya dikkatle bakmak lazım.
Kavgaya baktığımızda ne görüyoruz?
Amerika, Rusya, Avrupa Birliği, İngiltere, Çin, Hindistan... Herkes, Orta Asya, Kafkasya, Ortadoğu ve Afrikanın petrolünü ve gazını istiyor. Mesela Afrikada Çinle Hindistan arasında önemli bir kavga yaşanıyor. Çin Sudanı kaptı. Amerika enerji zengini Gine Körfezinin ortasındaki küçük adaya donanmasını kurdu. Amerika petrol ve gazı Doğudan Batıya akıtmaya çalışıyor. Çin Doğuya akıtmak istiyor... Türkiye de boru hatlarının transit yolu olabilmek için bu yarışın içine dalıyor. Başına neler gelebileceğini düşünebiliyor musunuz? Petrol için kan akıtmaya hazır altı büyük ülke var.
Bugüne kadar Türkiyenin başına ne geldi bu yüzden?
Rusyanın gazını Karadenizin altından Türkiyeye taşıyan Mavi Akım Projesinin karanlık kısımları ortaya çıkarsa, başa neler geldiği daha iyi anlaşılacak. Mesela Ergenekon da bu enerji meselesinin içinde. Bu kadar büyük bir silahlı gücün böylesine büyük bir oyunun dışında kalması mümkün değil zaten. Ergenekoncuların iki ilginç bağlantısı var. Biri Rusya diğeri İsrail ile. İsrail üzerinden Amerikadaki Neoconlarla ilişkideler.
Bu ilişkiler nasıl kuruluyor?
Ülkeler bir diğe | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.05.2009 | | | Boruhatlarıolanülkebölünmez Boru hatları olan ülke bölünmez |
|
| Sedat Laçiner: Boru hatları olan ülke bölünmez | Zaman | 18.05.2009 12:49 |  | | |
| Sedat Laçiner: Boru hatları olan ülke bölünmez | Zaman | 18.05.2009 12:44 |  | | |
| ELİMDE GÖRDÜĞÜNÜZ ŞU KİTAP... | Samanyolu Haber | 03.05.2009 08:28 |  | | Asla temenni etmem ki şu benim yaşadıklarımı bir anlığına olsun, evet sadece bir anlığına olsun benim yerime geçip de anlayabilseniz; katiyyen temenni etmem; bunun nasıl ağır bir yük, nasıl mukaddes bir vecibe, hatta misyon olduğunu anlayamazsınız. Hani bir türkü vardır, El zanneder ben deliyim diye başlar, halbuki ikinci satırı dost bağının bülbülüm diye devam eder; öyle işte...
Efendim izah edeyim, evet şöhretliyim, şöhret sahibiyim fakat siz şöhretin nasıl bir âfet olduğunu bilmezsiniz; siz bunun üstüne bir de yakışıklı, karizmatik ve yaşına rağmen genç ve diri gösteren fiziğimi de ilave ediniz; bu, çok ağır bir yüktür. Nitekim bakınız bunlara ilaveten bende bir yığın kimlik var; nasıl kimlik diyeceksiniz, arz ediyorum: Şimdi ben bu kimliklerimi bir cüzdana sığdırmak istesem hilaf yok, tekerlekli bavul cesametinde bir cüzdan taşımam gerekiyor yanımda. Bilim adamı kimliğimi mi diyeyim, sosyolog kimliğimi mi diyeyim? Din adamlığı var bende ki mühimdir, hem de en ehliyetli cinsinden; mezhepler tarihi ve tasavvuf uzmanlığı hususundaki diplomalarımı geçenlerde camlatıp çerçeveletip duvara asayım dedim, bir hesap yaptım; yahu camcı dükkânı açsam mübalağasız bir ay kendime çalıştırmam lâzım gelecek. Kardeşim bu yaştan sonra camcılık sektörüne girip de aynı sektörde faaliyet gösteren esnafı mağdur edecek hâlim yok. Hiç düşünmedim bile; eğer böyle yapsaydım, buyrunuz bir de camcı-çerçeveci kimliğim bulunacaktı.
Bitmedi; bunun daha siyaset adamı ciheti var. Siyaset adamı deyince kıyf azizim; kıyf demek Arapçada hoop dur bakalım, nereye gidiyorsun; biraz bekle, burası önemli mânâsına geliyor ki, buyurun buradan bir de Arapça uzmanlığı kimliği çıkıyor, Arapça ile iş biter mi efendi, Arapça ile iş başlar fakat katiyyen bitmez, devam eder ve gider. Daha bunun Farisîsi de var, bitmedi Batı dilleri var: Fransızcası, İngilizcesi var, daha başka lisanlar da var fakat bahse değmez. Kaç kimlik etti, siz sayınız bu esnada.
Ha, siyaset adamı kimliğimden bahsediyordum; efendim bu kimliğim kadr ü kıymeti ne yazık ki lâyık-ı vechile anlaşılmamış bir hüviyettir; şöyle ki muazzam Anadolu aydınlanmasından hareketle önce buraları, akabinde Ortadoğu ve Balkanlar üzerinden bütün cihanı tenvîr edecek kozmik çapta bir hadisedir. Şu mübarek memleketi ağız tadıyla şööyle bir kurtarma teşebbüsüm maalesef ki anlaşılmamıştır. Giriştiğim parti kurma teşebbüsü münâfıklar, kabiliyetsizler, Ebu Cehil tıynetindeki bir kısım yobazlar tarafından ifsâda uğratılmış, çeşmebaşı dedikodularına kurban edilmiştir ki biz bunun marşını, türküsünü bile yaptırmıştık vaktiyle. Hayır efendim, estağfurullah, bir müzik adamı kimliğine ihtiyaç duymuyorum, gerekirse onu da yaparız. Başka ne kaldı, neler var daha geride neler?
Bir hukukçuyum ben, bunu biliyor muydunuz; hukuk adamı kimliğim var; öyle avukat, savcı filan gibi değil, hukuk teorisyeni bâbında anlamak lâzım bu kimliğimi ve daha mühimi bir aydınım ben. Aydın kimliğim de var; kaç etti? Bak hesaplayamıyorsun, zordur, ama ben devam ediyorum. Bakalım bugün hoca ne demiş, hangi hususta dünya aydınlarını, liderlerini irşad etmiş. diye takib edilen bir insanım ben.
Ben bir yazarım, yazar kimliğim var; kalemim iyidir, fevkaladedir ve nitekim ben bu kimliklerimin açılımını kitaplarımda yazmışımdır, oradan bakar, tafsilatıyla öğrenirsiniz. Yazarlıkta ne var diyorsunuz, herkes yazar bir bakıma; öyle değil beyefendi, bakınız iş bir kitabı yazmakla bitmiyor; bakınız elimde gördüğünüz şu kitap ki henüz matbaadan yeni çıktı, mürekkebi tütüyor; bunun tanıtılmasını da bizzat yapmaktayım. Seyirciler iyi görsün diye kameraman arkadaş şeyetsin biraz zumu... Eskiden daha kolaydı, şimdi zorlaştı; televizyon tartışmalarına çıkacaksınız, lâf nereye giderse gitsin, getirip küüt diye bu kitaba bağlayacaksınız, hüner gerektiren bir sanattır ve bu işi Türkiyede benden iyi kimse yapamaz. Nitekim best-seller listesine bakınca sular-seller gibi satılan nice kitabın bu fakirin kaleminden çıktığına şahit olursunuz. Bu yüzden yazarlık kimliğime bağlı olarak bir de yayıncı kimliğim olsaydı daha iyi olacaktı ama bu işi de bir şekilde halletmiş bulunuyorum. Kaç etti?
Neyse efendim, spor! Spor bir felsefedir; ben bunun hem bizatihi kendisiyle meşgulüm, aikido sanatında mümâresem, judo ve tekvandoda mütebahhirem mâlum ve müsellemdir. Şu gördüğün şık ceket ve gömleğin derûnundaki fizikî varlığım serâpâ adaledir beyefendi. Serâpa kas, kemik ve sinirdir bu. Vaktiyle istese idim, aziz ülkemize olimpiyatlarda öyle çok altın madalya kazandırabilirdim ki dünya piyasalarında altının onsu bilmem kaç dolardan satılırdı; istemedim.
Sonra bakınız benim bir müzakereci ve hatip kimliğim var ki doğrudan diplomasi sahasında ihtisasıma müracaat olunması gerekirdi; bugüne kadar ihmâl edilmiştir, neden, çünkü beynelmilel bir şahsiyetim ben; tefahurla değil, hicabla ifade ediyorum ki şu kardeşinizin eserleri Hindikuş dağlarındaki mağara | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.05.2009 | | | ELİMDEGÖRDÜĞÜNÜZŞUKİTAPELİMDE GÖRDÜĞÜNÜZ ŞU KİTAP |
|
|
| |