bencillik | |
|
| Büyüme bir süreçtir | Milli Gazete | 11.05.2012 17:16 |  | | | Çocuklarda haz ve elem dönemi: Bebeklik döneminde çocuk iyi kötü düşüncesine sahip değildir. Bu süre içinde hayata tutunmaya ve temel ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktadır. Anne ise çocuğun ihtiyaçlarına cevap veren ve onu hayata hazırlayan kişidir.
Bencillik dönemi: Çocuklar hayatın ilk yıllarında bencildirler. Bu dönem sadece kendi isteklerine odaklanırlar ve büyükler tarafından engellenmeye tahammül edemezler. Anne çocuğun yanında yer alır ve ona paylaşmayı öğretir.... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 11.05.2012 | | | BüyümebirsüreçtirBüyüme bir süreçtir |
|
| Benli hayatlar | Milli Gazete | 28.04.2012 16:48 |  | | |
İnsanlık tarihi boyunca helak olmuş toplumları incelediğimizde karşımıza şöyle bir durum çıkıyor; İnsanlar çamurdan yaratılan aciz birer mahlûk olduklarını unutarak kendilerini üstün görmeye başladıklarında, helak olma süreci de başlamış oluyor.Merve Erturan
Bunu en bariz olarak Karun örneğinde görebiliyoruz. Allah Teâlâ Karunun hazinelerinin çokluğunu bizlere haber veriyor. Ancak Karun bu servetin Allahtan geldiğini unutuyor, kendi bilgi ve birikimi sebebiyle bunları kazandığını düşünüyor ve kendisine bu gerçeği hatırlatarak onu hakka çağıranlara kulaklarını tıkıyordu. Sonuçta da hazineleriyle beraber yerin dibine geçerek helak olanlardan oldu. Bu sebeple bencillik, kişiyi helaka sürükleyen afetlerden biridir.... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 28.04.2012 | | | BenlihayatlarBenli hayatlar |
|
| Sancak Müftüsü devlet başkanlığına aday olacak | Türkiye Gazetesi | 08.04.2012 02:39 |  | | | Sırbistan İslam Birliği (IZUS) Başkanı ve Sancak Müftüsü Muamer Zukorliç, Novi Pazar’da düzenlediği basın toplantısında, 6 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağını açıkladı. Devlet ve toplumun ‘uçurumun ucunda’ olduğunu savunan Zukorliç, Sırbistan’ın tüm vatandaşları için bir ‘kurtuluş programının’ seçime sunulmamasını bencillik olarak niteleyerek, “Cumhurbaşkanı, tüm vatandaşlarının cumhurbaşkanı olmalıdır. Bu yönde bir program sunacağım” dedi. | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 08.04.2012 | | | SancakMüftüsüdevletbaşkanlığınaadayolacakSancak Müftüsü devlet başkanlığına aday olacak |
|
| Adalet istemek ve adil olmak | Milli Gazete | 07.02.2012 18:11 |  | | | Herkes adalet istiyor ama kendi adaletli davranmıyor cümlesi sadece bizi değil tüm toplumları tarife yeterlidir sanıyorum. Bu anlayışın bizde daha fazla yaygınlık kazanmasının temelinde ise yıllardan beri insanımıza uygulanan değiştirme ve başka ifadeyle başkalaştırma anlamına gelen başka toplumlara benzetme çabasının yattığını unutmamak gerekiyor.Toplumları farklı ve özgün kılan sahip oldukları ve toplumun genelinde kabul gören değer yargılarıdır. Ama siz yüzyılların getirdiği değer yargılarını bir çırpıda bir kenara iter ve kafanızda oluşturduğunuz bir örnek tipe toplumu benzetmeye çalışırsanız neticede öyle bir notaya gelirsiniz ki toplumu belki değiştirirsiniz ama kimliğini kaybetmiş, benzetilmeye çalışılan toplumun değerlerini de özümseyemediği gibi kendi asli değerlerinin üzerindeki etkisi de zayıflamış bir toplum ortaya çıkar. Kısacası tarif etmekle zorluk çekilen bir toplum yapısının oluşturulduğu yerde egolar insanları esir alır. Bu ise şahsi çıkarların peşine düşülen toplumları oluşturur. Aslında insanın yapısında bencillik vardır. Bu duygunun terbiye edilmesi ise bir takım değerlerin kişilere özümsetilmesi ile mümkündür. Bu hususta din çok önemli bir yer tutar. Din ile savaşı marifet sayan anlayışın ürünüdür bugünkü şikayetlerimiz.
İnsanların sahip oldukları ve benimsedikleri değerler onların ahlaki yapısını ve davranışlarını belirler. Tüm bunlara rağmen kişisel çıkarlar insan davranışında ön plana çıkabilir. Bunun için toplumlar devlet denilen tüzel kişilikleri oluşturmuşlar, bir takım kimselerin kişisel istekleri ve zaaflarının peşine takılarak toplum düzenini bozmalarını engellemek, bozanları ise hukuki yollardan terbiye etmek ve engellemek devletin görevidir. Ancak, devletin bu görevi yaparken adil olması gerekir. Adil olmayan, toplumda fertler arasında adaleti hakim kılamayan devletin fertlerden adil olmalarını, adil davranmalarını beklemek yeterli olmaz.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 07.02.2012 | | | AdaletistemekveadilolmakAdalet istemek ve adil olmak |
|
| Asıl Fazilet | Milli Gazete | 21.01.2012 18:14 |  | | | İslamın fazilet ölçülerinden biri şudur: Fazilet o üstünlüktür ki, düşman bile onu kabul ve tasdik eder.Bir insanın kendi (olan veya olmayan) faziletlerini sayıp dökmesi fazilet değil, faziletsizliktir.Faziletli insan ben faziletliyim diye davul çalmaz, kendi reklamını yapmaz.Dostların kabul ve itiraf ettikleri de asıl fazilet değildir.Lakin düşmanların bir kısmı veya hepsi onun faziletli olduğu kabul, tasdik, ikrar, teslim ederlerse işte asıl fazilet odur.Düşmanlar bir Müslümanın ardından şöyle konuşabilir:Bu adam çift hörgüçlü deveyi hamuduyla yutar...Yahut:Bu adam gericidir, tutucudur, eski kafalıdır ama direk gibi dosdoğrudur. Büyük bir hazinem olsa ona emanet bırakmakta hiç tereddüt etmem.Biz Müslümanlar faziletli olmak istiyorsak, kendimizden menkul ucuz fazilet edebiyatını bırakmalı ve düşmanlarımızı/karşıtlarımızı lehimizde konuşturabilmeliyiz.İlmimizi, irfanımızı, kültürümüzü düşmanlarımız kabul etmeli.Ahlakımızı, doğruluk ve dürüstlüğümüzü düşmanlarımız görmeli, kabul etmeli, hayran kalmalı.Mürüvvetimizi, fütüvvetimizi (gönül yiğitliği), âlicenablığımızı, hikmetimizi onlar kabul etmeli.Bizim için:Onların inançlarını ve dünya görüşlerini paylaşmıyorum ama üstünlüklerini kabul ediyorum dedirtmeliyiz. Biz böyle olabilirsek İslamın ve Müslümanların üstünlüğünü ispat etmiş oluruz.Şayet:Dinimiz yalan söylemeyi yasaklamış, biz ise yalan söylüyorsak.Dinimiz emanetlere hıyanet etmeyi yasaklamış, biz ediyorsak.Dinimiz, verilen sözün tutulmasını emr ediyor, biz vaatlerimizden dönüyorsak.Dinimiz adaleti emr ediyor, biz zulm ediyorsak.Dinimiz egoizmi yasaklıyor, biz bencillik sergiliyorsak.Dinimiz faizi/ribayı haram kılmış, biz gırtlağımıza kadar ribaya batmış isek.Dinimiz lüksü, israfı, sefahati yasak kılmış, biz ise bu necis çamurların içinde debeleniyorsak.Dinimiz fakirlerin, açların, çıplakların imdadına koşmamızı emr ediyor, biz ise onlarla ilgilenmiyorsak.Velhasıl dinimizin emirlerini yerine getirmiyor, yasaklarından uzak durmuyorsak.Bir kısmımız:Rüşvet alıp veriyorsa.Haram kazanç elde edip, bunlarla zengin olup., bunları yiyorsa.İhalelere fesat karıştırıyorsa.Haram komisyonlar elde ediyorsa.Emanetlere, işlere hıyanet ediyorsa.İslamın kesin olarak yasakladığı yağcılığı, yalakalığı, dalkavukluğu yapıyorsa.Ehliyetsiz yakınları, yandaşları kayırıyorsa...İşte o zaman bizim arkamızdan Bu sözde sofular çift hörgüçlü deveyi değil, üzerindeki maksureyle birlikte Hindistan filini bile yutar derler.Evet, faziletlerini sen söyleme, varsa onları düşmanların kabul ve ikrar etsin.Ey fazilet-füruş, sus sus sus!... Sen sus, varsa faziletlerin lisan-ı hal ile konuşsun..* (İkinci yazı)Camileri Kadınlarla Doldurmakİstanbulda, 1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir dinde yenilik tecrübesi yapılıyor.Camilere kadınları doldurmak.Böyle bir yeniliği Kurana, Sünnete, Şeriata dayalı Ehl-i Sünnet Müslümanlığı kabul etmez.Kadınlar elbette camilere gelebilirler, kendilerine ayrılmış yerlerde namaz kılarlar, vaaz ve Kuran dinlerler. Ehl-i Sünnetin kadınlar camiye gelmeyecektir diye bir kuralı yoktur.Lakin kadınların camilere gelmeleri bir ruhsattan ibarettir.İsterlerse gelirler, istemezlerse gelmezler.Dinimiz kadınların namazlarını evlerinde kılmalarının daha faziletli olduğunu beyan etmektedir.Erkek Müslümanlara gelince: Ehl-i Sünnet İslamlığı onların farz namazları cemaatle kılmasını emir ve tavsiye eder.20 kadar şerî özür dışında farz namazlar için camiye gelmezlerse, Hanefî mezhebine göre çok kuvvetli bir sünnet-i müekkedeyi, başka mezheplere göre farz derecesinde dinî bir emri terk etmiş olurlar.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 21.01.2012 | | | AsılFaziletAsıl Fazilet |
|
| Boston hatırası: Alışveriş kültürü ve bencillik üzerine | Zaman | 17.01.2012 01:52 |  | | |
| Alanzinho stadı ayağa kaldırdı! | Fanatik | 03.11.2011 03:10 |  | | |
| Hollanda da AB'ye sırtını dönüyor | İnternet Haber | 06.10.2011 12:44 |  | | |
| Hollanda da AB'ye sırtını dönüyor | İnternet Haber | 05.10.2011 18:14 |  | | |
| 'Borsacılar çok bencil' | Milliyet | 27.09.2011 16:57 |  | | Alman Der Spiegel dergisinin haberine göre, 28 borsa uzmanını, işbirliği isteği ve bencillik konusunda testlere tabi tutan araştırmacılar, denek...
 | | Milliyet Ekonomi 27.09.2011 | | | BorsacılarçokbencilBorsacılar çok bencil |
|
| 16:42 'Borsacılar çok bencil' | Milliyet | 27.09.2011 16:41 |  | | |
| Sevgisizlik | Milli Gazete | 15.09.2011 17:18 |  | | | İnsan tekinin bencilleşmesinin öne çıktığı bir süreci yaşamaktayız. Bireyselliğin öne çıkmasıyla, aile kurumunun, mahalle ve çevre birlikteliğinin, kasaba, kent ve ülke birlikteliğinin giderek bozulmasına neden oluyor. Ben veya bencillik kişisel bir edimdir. Kişi sadece kendi beni çevresinde bir dünya kurmaya bakar. Paylaşımcı olmaktan uzaklaştıkça giderek acımasızlaşır.
Birey sadece kendisine ait bir dünya kurarken, başkasının dünyasıyla asla ilgilenmez. Başkası onun için bir hiçtir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 15.09.2011 | | | SevgisizlikSevgisizlik |
|
| Kıbrıs'ta Sahne Alan Deniz Seki'den 'Bencillik' İtirafı | Haber3 | 12.09.2011 10:44 |  | | |
| Ahmet Selim - Bütünlük meselesi | Zaman | 07.08.2011 02:06 |  | | Müslümana kabalık, nezaketsizlik, anlayışsızlık, duyarsızlık, kindarlık, sevgisizlik, gayretsizlik, gösteriş, gurur, cimrilik, çirkin söz, incitici ve gücendirici olmak, bencillik, duygusuzluk, düşüncesizlik, basiretsizlik, güzelliğe karşı ilgisizlik, geçimsizlik, vefasızlık, uyumsuzluk, saygısızlık, takdirsizlik, tebessümsüzlük, soğukluk, kendini üstün görmek, paylaşımsızlık, yardımsızlık, hoşgörüsüzlük, can sıkıcılık, antipatiklik, şefkatsizlik, merhametsizlik, sorumsuzluk, gönül almayı bilmemek, rahatsızlık verici ve tedirginlik uyandırıcı dik bir tavır içinde olmak, derbederlik, rüküşlük-komiklik, savrukluk ve benzeri haller yakışır mı? | | Zaman Köşe Yazıları 07.08.2011 | | | AhmetSelim-BütünlükmeselesiAhmet Selim - Bütünlük meselesi |
|
| Ahmet Selim - Bütünlük meselesi | Zaman | 07.08.2011 01:55 |  | | Müslümana kabalık, nezaketsizlik, anlayışsızlık, duyarsızlık, kindarlık, sevgisizlik, gayretsizlik, gösteriş, gurur, cimrilik, çirkin söz, incitici ve gücendirici olmak, bencillik, duygusuzluk, düşüncesizlik, basiretsizlik, güzelliğe karşı ilgisizlik, geçimsizlik, vefasızlık, uyumsuzluk, saygısızlık, takdirsizlik, tebessümsüzlük, soğukluk, kendini üstün görmek, paylaşımsızlık, yardımsızlık, hoşgörüsüzlük, can sıkıcılık, antipatiklik, şefkatsizlik, merhametsizlik, sorumsuzluk, gönül almayı bilmemek, rahatsızlık verici ve tedirginlik uyandırıcı dik bir tavır içinde olmak, derbederlik, rüküşlük-komiklik, savrukluk ve benzeri haller yakışır mı? | | Zaman En Çok Okunan 07.08.2011 | | | AhmetSelim-BütünlükmeselesiAhmet Selim - Bütünlük meselesi |
|
| Yapma çiçekler | Milli Gazete | 08.06.2011 11:08 |  | | | Siyaset Bilimi, bazı bilim adamlarına (prelot, Duverger gibi) SiyasetSosyolojisi olarak adlandırılan bilim dalı, yöntemi gereği olanı ele alıp inceler. Bu yaklaşımın Yeniçağda, Batıda önemli bir örneğini Machiavelli ortaya koymuştu. İktidar olgusunu deney ve gözlem yöntemini uygulayarak çözümlemeye çalışmıştı. (Hükumdar (İl Principe), üstlendiği devlet sekreterliği görevi dolayısıyla yapma imkanı bulduğu sosyolojik gözleminin bir yansıması ürünü sayılır. Tarihi gözlem yöntemini, Roma İmparatorluğunun önemli siyasal tarihini yazmış olan Titius Liviusun eseri odağında uygular. Machialvelliye göre, iktidar olgusu, aynı zamanda siyaset olgusu, gücüamaçlar. Gücün, iktidar olgusunun, dolayısıyla siyaset olgusunun kaynağı insan doğasında varolan Bencilliktir. Ancak Bencilliki herhangi bir bireyin ayırtedici özelliği olarak değil, genel anlamda insanın, insan olması dolayısıyla doğasına ait ayrılmaz bir nitelik olarak tanımlar. Daha doğrusu öyle kavrar. Machiavellinin siyaset olgusunu temellendirmek için başvurduğu insan anlayışının köklerini Humanizma öğretisinde aramak gerekir.
Özetle, Machiavelli, çağdaşlarına, özellikle Fransız yazarlar tarafından siyasette ahlâksızlığın sembolü olarak tanımlanmış olsa da, Siyaset Biliminin, bir ölçüde de Siyaset Felsefesinin önemli bir simasıdır. Öneminin farkına ilk varan ve bunu ifade edenlerin başında Alman filozofu Herder ve Hegel olacaktır. Hegelin, çağımın Machiavellisi olmak isterdim demesi, sadece XIX. yüzyıl Prusyasının siyasi şartlarıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Machiavelli, siyaset ve iktidar olgularını bilimin bir sorunu olarak görmüş ve o doğrultuda çaba göstermekle önemli bir açılım sağlamıştır.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 08.06.2011 | | | YapmaçiçeklerYapma çiçekler |
|
| FANATİZM, PSİKOPATLIK DERECESİNDE BENCİLLİK | Haber3 | 15.05.2011 07:11 |  | | |
| "Depresyona girecek vaktim yok" | Posta | 23.04.2011 11:31 |  | | O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay
Aşk ve Cezanın oyuncusu, Elle Dergisinin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum...
Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?
Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.
Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?
Karşımdak... | | Posta Cumartesi 23.04.2011 | | | DepresyonagirecekvaktimyokDepresyona girecek vaktim yok |
|
| "Depresyona girecek vaktim yok" | Posta | 23.04.2011 05:22 |  | | O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay
Aşk ve Cezanın oyuncusu, Elle Dergisinin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum...
Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?
Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.
Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?
Karşımdak... | | Posta Magazin 23.04.2011 | | | DepresyonagirecekvaktimyokDepresyona girecek vaktim yok |
|
| "Depresyona girecek vaktim yok" | Posta | 23.04.2011 05:17 |  | | O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay
Aşk ve Cezanın oyuncusu, Elle Dergisinin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum...
Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?
Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.
Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?
Karşımdak... | | Posta Günün İçinden 23.04.2011 | | | DepresyonagirecekvaktimyokDepresyona girecek vaktim yok |
|
| "Depresyona girecek vaktim yok" | Posta | 23.04.2011 05:11 |  | | O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay
Aşk ve Cezanın oyuncusu, Elle Dergisinin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum...
Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?
Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.
Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?
Karşımdak... | | Posta Son Dakika 23.04.2011 | | | DepresyonagirecekvaktimyokDepresyona girecek vaktim yok |
|
| "Depresyona girecek vaktim yok" | Posta | 23.04.2011 05:03 |  | | O, sinema ve televizyonda parlayan bir yıldız... O, hayattan ne istediğini bilen bir insan... O, oğlunu bambaşka bir yere koyan bir anne... O, seksi ve güzel bir kadın... O, Nurgül Yeşilçay
Aşk ve Cezanın oyuncusu, Elle Dergisinin nisan sayısına röportaj verdi. Dedi ki; Depresyon bir lüks. Benim buna ayıracak zamanım yok. Hayat çok güzel, hep şükrediyorum...
Güçlü görünüyorsunuz. Bu bir imaj mı yoksa kendinizi gerçekten güçlü buluyor musunuz?
Evet, güçlü bir kadınım. İki ablam var, ailenin en küçük kızıyım. Ailemin prensesi olarak büyüdüm. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmadım. İstediklerim hep oldu. O yüzden biraz şımarık büyümüş olabilirim. Bencilim; önce kendimi, sonra karşımdakini düşünürüm.
Peki aşk devreye girince bencillik durumu ne olur?
Karşımdak... | | Posta Güncel 23.04.2011 | | | DepresyonagirecekvaktimyokDepresyona girecek vaktim yok |
|
| 'İnsanlık artık fabrika ayarlarına dönmelidir' | Samanyolu Haber | 15.04.2011 00:29 |  | | Devlet Bakanı Faruk Çelik, Kutlu Doğum Haftası ile ilgili bir konuşma yaptı. Çelik, dünyada yaşanan savaşlar, kargaşalar, isyanlar ve siyasi belirsizliklerin Hz. Muhammedin yeryüzüne getirdiği merhamet duygusunun eksikliğinden kaynaklandığını dile getirdi. Her gün küçük çocukların hunharca katledildiğini, aile içi ve kadına karşı şiddetin örneklerinin yaşandığını belirten Bakan Çelik, insanlığın bir damla petrolün, bir damla kandan ve gözyaşından daha değerli gördüğü bir imtihandan geçtiğini söyledi. Bakan Çelik: Yeryüzünde küresel barışın sağlanması ve merhametin yeniden egemen olması için insanlığın artık gaflet uykusundan uyanması, kendisini var eden değerlerle barışması, kısacası fabrika ayarlarına dönme vakti gelmiş ve geçmektedir. dedi.
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin açılışı Sinan Erdem Kapalı Spor Salonunda düzenlenen Merhamet Peygamberi adlı programla yapıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın eşi Emine Erdoğan ile birlikte katıldığı programa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Faruk Çelik, Adalet Bakanı Ahmet Kahraman, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Türkiye Ermenileri Patriği Vekili Aram Ateşyan ve çok sayıda davetli katıldı.
Programda konuşan Devlet Bakanı Faruk Çelik, yapılan kutlamanın sıradan bir kutlama olmadığını, sevgi, şefkat ve merhamet kaynağı Hz. Muhammedin zalimleşen, gaddarlaşan insanlığa yeniden hatırlatmak için toplandıklarını belirtti.
Kutlu Doğumun cahiliyenin ve tüm değersizlikleri İslamın pak ve temiz değerlerine dönüşmenin bir başlangıcı olduğunu aktaran Çelik, Kutlu doğum, müminin kendini Hz. Muhammedin ahlakıyla bütünleştirmesi için bir fırsattır. Kutlu Doğum, Müminin bireysellikten, egoizmden kurtulması için bir fırsattır. İşte bunun için Kutlu Doğum etkinlikleri bireysel ve toplumsal değişim ve dönüşümleri katkı sağladığı oranda anlamlıdır ve anlamlı olacaktır. diye konuştu.
Hz. Muhammedin 571de doğumunun insanlık için bir milad olduğunu vurgulayan Bakan Çelik, Çünkü bu tarihten vicdanların nasırlaştığı kalplerin taşlaştığı yüreklerin pas tuttuğu bir anda karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir güneş doğdu. Bu güneş zulme karşı merhameti, haksızlığa karşı adaleti, yeşerten bir güneşti. Peygamberimizin dünyaya ayak basması rotasını kaybeden, insanlığını unutan insanlara yüce Allahın merhametinin rahmetinin bir göstergesidir. O yüce Allahın insanlığa bir hediyesi, bu aleme gelmiş güzellikleri zirvesidir. Onun doğumuyla birlikte insanlık adeta yeniden doğmuş, dünyanın dört bir yanında sevgi, hoşgörü, adalet, merhamet ve kardeşlik duyguları hayat bulmaya başlamıştır. ifadelerini kullandı.
Hz. Muhammedin isminin ulaştığı coğrafyalarda zalimlerin kılıçlarının körleştiğini, mazlumların umutlarının ise yeşermeye başladığını aktaran Faruk Çelik, ırklar, renkler ve kavimler Hz. Muhammedin bize getirdiği mesajda buluşarak kardeş olduklarını aktardı.
İnsanlığın merhameti yeniden hatırlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu aktaran Bakan Çelik, Merhamet var oluş nedenidir. Her şey merhamette var olmuş, yeryüzü merhametle nizama kavuşmuştur. Merhameti öldüren insanlığı öldürmüş olur. Merhametin olmadığı yerde rahmet olmaz. Şefkatin yeşermediği kalpte şiddet eksik olmaz. diye konuştu.
Günümüzde körpecik çocukların hunharca katledildiğini, her geçen gün aile için ve kadına karşı şiddetin yeni örnekleriyle karşı karşıya kalındığını dile getiren Çelik, şöyle konuştu: İnsanlık bir damla petrolün, bir damla kandan, bir damla göz yaşından daha değerli gördüğü bir imtihandan geçiyor. Bir tarafta açlık çeken milyonlar, bir tarafta israfı marifet sayan yığınlar. İnsanlığın içinde bulunduğu bu durum hiç de iç açıcı değildir. Bu karanlık tablonun en önemli sebebi, merhamet duygusunun vicdanları terk etmesi, bencillik, hırs ve kin ve nefretin kalpleri esir almasıdır.
Son yıllarda artan savaşlar, siyasi çatışmalar, isyanlar, kavga ve kargaşaların hep bu merhamet eksikliğinin tezahürü olduğunu belirten Bakan Çelik sözlerini şöyle tamamladı: Oysaki yağmurun toprağı, toprağın canlılara gösterdiği merhametin zerresini insan insana gösterse bugün dünya çok daha farklı, yaşanabilir olurdu. Güneş hala doğuyorsa, gezegenler ilk günkü gibi nizamlarını koruyorsa. Toprak her yıl yeniden taptaze uyanıyorsa yardımlaşma duyguları hala yaşıyorsa bu tablo merhametin eseridir. Küresel barış istiyorsak merhametin egemen olmasını istiyorsak insanlığın artık gaflet uykusundan uyanma, kendisini var eden değerlerle barışma, kısacası fabrika ayarlarına dönme vakti gelmiştir. Hatta geçmektedir.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 15.04.2011 | | | İnsanlıkartıkfabrikaayarlarınadönmelidirİnsanlık artık fabrika ayarlarına dönmelidir |
|
| Bakan Çelik: Barış için insanlık artık fabrika ayarlarına dönmelidir | Samanyolu Haber | 14.04.2011 22:54 |  | | Devlet Bakanı Faruk Çelik, dünyada yaşanan savaşlar, kargaşalar, isyanlar ve siyasi belirsizliklerin Hz. Muhammedin yeryüzüne getirdiği merhamet duygusunun eksikliğinden kaynaklandığını dile getirdi. Her gün küçük çocukların hunharca katledildiğini, aile içi ve kadına karşı şiddetin örneklerinin yaşandığını belirten Bakan Çelik, insanlığın bir damla petrolün, bir damla kandan ve gözyaşından daha değerli gördüğü bir imtihandan geçtiğini söyledi. Bakan Çelik: Yeryüzünde küresel barışın sağlanması ve merhametin yeniden egemen olması için insanlığın artık gaflet uykusundan uyanması, kendisini var eden değerlerle barışması, kısacası fabrika ayarlarına dönme vakti gelmiş ve geçmektedir. dedi. .
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kutlu Doğum Haftası etkinliklerinin açılışı Sinan Erdem Kapalı Spor Salonunda düzenlenen Merhamet Peygamberi adlı programla yapıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın eşi Emine Erdoğan ile birlikte katıldığı programa CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Devlet Bakanı Faruk Çelik, Adalet Bakanı Ahmet Kahraman, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Türkiye Ermenileri Patriği Vekili Aram Ateşyan ve çok sayıda davetli katıldı.
Programda konuşan Devlet Bakanı Faruk Çelik, yapılan kutlamanın sıradan bir kutlama olmadığını, sevgi, şefkat ve merhamet kaynağı Hz. Muhammedin zalimleşen, gaddarlaşan insanlığa yeniden hatırlatmak için toplandıklarını belirtti.
Kutlu Doğumun cahiliyenin ve tüm değersizlikleri İslamın pak ve temiz değerlerine dönüşmenin bir başlangıcı olduğunu aktaran Çelik, Kutlu doğum, müminin kendini Hz. Muhammedin ahlakıyla bütünleştirmesi için bir fırsattır. Kutlu Doğum, Müminin bireysellikten, egoizmden kurtulması için bir fırsattır. İşte bunun için Kutlu Doğum etkinlikleri bireysel ve toplumsal değişim ve dönüşümleri katkı sağladığı oranda anlamlıdır ve anlamlı olacaktır. diye konuştu.
Hz. Muhammedin 571de doğumunun insanlık için bir milad olduğunu vurgulayan Bakan Çelik, Çünkü bu tarihten vicdanların nasırlaştığı kalplerin taşlaştığı yüreklerin pas tuttuğu bir anda karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir güneş doğdu. Bu güneş zulme karşı merhameti, haksızlığa karşı adaleti, yeşerten bir güneşti. Peygamberimizin dünyaya ayak basması rotasını kaybeden, insanlığını unutan insanlara yüce Allahın merhametinin rahmetinin bir göstergesidir. O yüce Allahın insanlığa bir hediyesi, bu aleme gelmiş güzellikleri zirvesidir. Onun doğumuyla birlikte insanlık adeta yeniden doğmuş, dünyanın dört bir yanında sevgi, hoşgörü, adalet, merhamet ve kardeşlik duyguları hayat bulmaya başlamıştır. ifadelerini kullandı.
Hz. Muhammedin isminin ulaştığı coğrafyalarda zalimlerin kılıçlarının körleştiğini, mazlumların umutlarının ise yeşermeye başladığını aktaran Faruk Çelik, ırklar, renkler ve kavimler Hz. Muhammedin bize getirdiği mesajda buluşarak kardeş olduklarını aktardı.
İnsanlığın merhameti yeniden hatırlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya her zamankinden daha çok ihtiyacı olduğunu aktaran Bakan Çelik, Merhamet var oluş nedenidir. Her şey merhamette var olmuş, yeryüzü merhametle nizama kavuşmuştur. Merhameti öldüren insanlığı öldürmüş olur. Merhametin olmadığı yerde rahmet olmaz. Şefkatin yeşermediği kalpte şiddet eksik olmaz. diye konuştu.
Günümüzde körpecik çocukların hunharca katledildiğini, her geçen gün aile için ve kadına karşı şiddetin yeni örnekleriyle karşı karşıya kalındığını dile getiren Çelik, şöyle konuştu: İnsanlık bir damla petrolün, bir damla kandan, bir damla göz yaşından daha değerli gördüğü bir imtihandan geçiyor. Bir tarafta açlık çeken milyonlar, bir tarafta israfı marifet sayan yığınlar. İnsanlığın içinde bulunduğu bu durum hiç de iç açıcı değildir. Bu karanlık tablonun en önemli sebebi, merhamet duygusunun vicdanları terk etmesi, bencillik, hırs ve kin ve nefretin kalpleri esir almasıdır.
Son yıllarda artan savaşlar, siyasi çatışmalar, isyanlar, kavga ve kargaşaların hep bu merhamet eksikliğinin tezahürü olduğunu belirten Bakan Çelik sözlerini şöyle tamamladı: Oysaki yağmurun toprağı, toprağın canlılara gösterdiği merhametin zerresini insan insana gösterse bugün dünya çok daha farklı, yaşanabilir olurdu. Güneş hala doğuyorsa, gezegenler ilk günkü gibi nizamlarını koruyorsa. Toprak her yıl yeniden taptaze uyanıyorsa yardımlaşma duyguları hala yaşıyorsa bu tablo merhametin eseridir. Küresel barış istiyorsak merhametin egemen olmasını istiyorsak insanlığın artık gaflet uykusundan uyanma, kendisini var eden değerlerle barışma, kısacası fabrika ayarlarına dönme vakti gelmiştir. Hatta geçmektedir.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 14.04.2011 | | | BakanÇelikBarışiçininsanlıkartıkfabrikaayarlarınadönmelidirBakan Çelik Barış için insanlık artık fabrika ayarlarına dönmelidir |
|
| CHP'DEN ADAY ADAYI OLAN ESKİ BAKAN YALOVA ÖN SEÇİMİ DEĞERLENDİRDİ | Haber3 | 04.04.2011 23:40 |  | | |
| CHP’DEN ADAY ADAYI OLAN ESKİ BAKAN YALOVA ÖN SEÇİMİ DEĞERLENDİRDİ | Haber3 | 04.04.2011 20:40 |  | | |
| İşte sağlıklı ailelerin formülü | Samanyolu Haber | 30.03.2011 16:10 |  | | Sosyolog Yusuf Özkan Özburun, ?Değişen Dünyada Elimizde Kalan Tek Değer; Aile? konulu söyleşiyle Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi?ne konuk oldu. Özburun, yoğun katılımın olduğu söyleşide, günümüzde anne baba olmanın zorlukları, aile saadetinin düşmanları ve evliliklerle ilgili bilgi verdi.
Söyleşisini psiko-drama ile renklendiren Sosyolog Yusuf Özkan Özburun, verdiği seminerle katılımcılara mutlu aile olabilmenin yollarını anlattı. Özburun. günümüz Türk ailesinin yapısı, aileyi olumsuz etkileyen faktörler, eş seçimi, ailelerin çocuk yetiştirirken tutumları, sağlıklı bir ailede bireylerin üstlenmesi gereken vazifeler gibi birçok konuda katılımcıları aydınlattı. Sosyolog Yusuf Özkan Özburun, günümüz aile yapısını bugünün Çanakkale?si olarak niteledi.
Günümüz aile yapısını anlatarak söyleşisine başlayan sosyolog Yusuf Özkan Özburun ; ?Günümüzde aileler tıpkı bugünün Çanakkalesi gibi. Aile içinde sürekli bir çatışma, huzursuzluk ve kirli bir atmosfer söz konusu. Bunun sonucu olarak da hayatı derinden kavrayan, yaşının hakkını veren aklı başında çocuklar yetişmiyor. Kadın erkek ilişkileri resmen sıkıntı üretiyor. Kadın ve erkek birbirlerinin ömür törpüsü misali hareket ediyor. Aile krizinin başladığı yerde ahlak sorunu başgösteriyor. Ahlak sorununun başladığı yerde ise bencillik ve zevkçilik ortaya çıkıyor? dedi.
Sosyolog Özburun, günümüzde kadınların ve erkeklerin birbirlerini nesne gibi algıladığını dile getirerek, ?Dünyanın en güzel kadınının ve en yakışıklı erkeğinin güzelliği ve yakışıklılığı mevsimlerden farksızdır. Bir mevsim sürer. Beden çabuk tüketilir. Ancak ruhsal hazlar zaman içinde keşfedilir. Bazı erkekler koleksiyonunu çoğaltarak mutlu olacağını zanneder. Bedeni çabuk tüketen insanlar evliliği de çabuk tüketir. İnsan ancak karşı tarafın bedeninden ötesini keşfettiğinde onunla mutlu olur.? diyerek gençlere evlilikle ilgili tavsiyelerde bulundu.
Günümüzde evliliklerinin iki hastalığa yakalandığını dile getiren Özburun : ?Günümüzde evlilikler Anadolu geleneğinden gelen hastalık, modern dünyadan gelen hastalık olmak üzere iki sorunla karşı karşıya kalıyor. Anadolu geleneğinden etkilenen erkekler, ?Kadın milletine yüz vermeyeceksin? bilinciyle hareket edip, kadına bir insan ve şahsiyet gözüyle bakmaktan uzak kalıyorlar. Kadınlar ise ailelerine akrabalarına düşkün olup, onların sözünü dinleyip eşlerine çatıyorlar. Böylece sorunlar ortaya çıkıyor. Modern dünyadan gelen hastalıkta ise erkek ve kadın sorumluluklarını yüklenmiyor.? dedi.
Verdiği semineri psiko dramalarla daha da anlaşılır kılan Özburun, evliliğinde sorun olanların önce kendine öz eleştiri yapması gerektiğini belirterek; aşırı kıskançlık, güvensizlik, saygısızlık , aldatma, aklını okumak, eleştirmek, işi yokuşa sürmek, genellemede bulunmak, sürekli geçmişi getirmek, hep kendini haklı görmek gibi davranışların evliliğin iç düşmanları olduğuna vurgu yaptı. Özburun, sağlıklı bir ailenin ölçütlerini ise; kutsal ölçülere sahip, övgü ve takdir kültürünün olduğu ve birlikte zaman geçiren bireylerin oluşturduğu aileler olarak açıkladı.
Aile tutumunun çocuk gelişimi üzerine etkileri konusunda da katılımcıları bilgilendiren Sosyolog Yusuf Özkan Özburun, ?Aile çocuktan sevgi ve eğitim almalıdır. Çocuklarınıza sevgiyi ve disiplini yeterli ve dengeli vermelisiniz. Her şeyi hoş görmeyin. Hayır demeyi bilin. Aile bireyleri arasında herkesin sarı, yeşil ve kırmızı ışığı olmalı. Bütün ışıklar yeşil yanarsa demokratik değil karışık, kaos dolu bir aile ortaya çıkar. Ailede mutlaka birisi son sözü söylemelidir? dedi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.03.2011 | | | İştesağlıklıailelerinformülüİşte sağlıklı ailelerin formülü |
|
| Rehberlik uzmanı Yeşildağ: Önemli olan hatadan ders çıkarabilmektir | Samanyolu Haber | 19.03.2011 16:46 |  | | Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi ve rehberlik uzmanı Efkan Yeşildağ, her yapılan hatanın insan için kazanılan bir tecrübe olduğunu söyledi.
Iğdır Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Özel İbrahim Avcı İlk Öğretim Okulu Konferans Salonunda gerçekleştirilen seminerde konuşan Efkan Yeşildağ hayatta her şeyin insanın kendisini sevmesiyle başladığını ifade etti. Yeşildağ, Bir insan için özgüven önemli, hata yaparsam endişesi taşıyarak yetiştik. Bunu kırmak lazım herkes hata yapabilir. Önemli olan hatadan ders çıkarmaktır. Kendimizi seveceğiz kendini sevmeyen bir kişi başkalarını da sevemez. dedi.
Yeşildağ, dünyanın hızla değiştiğini yetişen gençliğin teknoloji ile yoğrulduğunu artık sorgulayarak öğrenen bir neslin ortaya çıktığına dikkat çekti. Eğitimci Yeşildağ, Kendini beğenmişlik, bencillik gün geçtikçe artıyor. Bunun sebebi akşam yattığında muhasebe yapmamadır. Kendimize saygı duyacağız. Kendisine saygısı olan başkasına hakaret etmez, söz söylemez. Saygıya çok ihtiyacımız var. Kendisiyle barışık olmayan insan kimseyle diyaloğ kuramaz. Bilgi güçtür, bilgi paylaşmaktır. Çocuklarımıza saygı duymalıyız. Bugün Türkiyede sadece öğretmenler günde 10 sayfa kitap okusalar, bugün Türkiye bugünkü durumundan 10 kat daha ileride olur. Eskiyen bilgilerimizi savunmak için harcadığımız enerjiyi yenilikler kazanmak için harcasaydık daha başarılı olurduk. Bilgi çağında düşünceden eyleme geçmek aksiyon insanı olmak zorundayız.dedi.
Semineri dinleyenler arasında Iğdır Vali Yardımcısı Hacı Uzkuç, İl Milli Eğitim Müdürü Bekir Aksoy, Okul Müdürleri ve rehber öğretmenler yer aldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 19.03.2011 | | | RehberlikuzmanıYeşildağÖnemliolanhatadandersçıkarabilmektirRehberlik uzmanı Yeşildağ Önemli olan hatadan ders çıkarabilmektir |
|
| Onlar daha çok şiddete maruz kalıyor | Samanyolu Haber | 13.02.2011 10:52 |  | | Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Bozkurt Koç, boşanmış anne ve babaların ilgisiz ve otoriter tutumlarının çocukların ailede şiddete uğrama oranlarını artırdığını bildirdi. Doç. Dr. Koç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplumun hemen her alanında gözlemlenen şiddet olayların daha önce görülmeyen bir boyutta arttığını ve çocukların da ciddi şekilde şiddete maruz kaldığını söyledi.
Dünyada çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine birçok insanın şiddet gördüğünü ya da şiddetten bir şekilde etkilendiğini belirten Koç, Yaşanan şiddet olaylarından en çok çocuklar etkilenmektedir. Çocuklar için şiddet öncelikli olarak ailede başlıyor. Ailede çocuğa karşı şiddet genellikle aşağılanma, dışlanma ve utandırma olarak başlıyor dedi.
Şiddetin önlenmesinde en etkili rol modellerin anne ve babalar olduğunu vurgulayan Koç, şunları kaydetti:
Boşanmış anne ve babaların ilgisiz ve otoriter tutumları çocukların ailede şiddete uğrama oranlarını artırmaktadır. Anne ve babası boşanmış olan çocuklar şiddetin tam merkezinde kalıyor. Şiddetinin önlenmesinde gereken etkili rol modeller olan anne ve babalardır. Anne ve babalar ailede çocukların şiddet ve saldırgan davranışlar sergilemelerini önleyebilecek hoşgörü, yardımseverlik, sevgi ve saygı gibi değerleri öğretebilmelidir. Bu tür milli, manevi ve kültürel değerler, öfkeyle başa çıkmada, insanlarla olumlu ilişkiler kurabilmede, şiddet ve saldırganlığı önlemede etkili olabilecektir.
Modernleşme ve sosyokültürel değişimler sonucunda yardımlaşma, hoşgörü ve saygı gibi değerlerin azaldığını ifade eden Koç, söz konusu değerlerin yerini bencillik, saygısızlık, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, sabırsızlık, tüketim hırsı ve kıskançlık gibi olumsuz tutum ve davranışların aldığını ifade etti.
Çocuklarda şiddet olaylarının önlenebilmesinde anne ve babaların çocuklarıyla olumlu bir iletişim kurabilmesi gerektiğini de vurgulayan Koç, şöyle devam etti:
Anne ve babalar çocuklarına yeterli düzeyde eğitim verebilmeli, onlara karşı ilgisiz tutum ve davranışlardan sakınmalıdır. Olumsuz özelliklere sahip kişilerle arkadaşlık kurmaları, çete oluşumları içinde yer almaları engellenmeye çalışılmalıdır. Çocuk ve gençlere öfke kontrolü eğitimi ve problemlerle başa çıkma yöntemleri öğretilmeli, saldırganlık ve şiddetin problem çözmede uygun bir yöntem olmadığı gerçeği anlatılmalıdır. Kendilerine çeşitli sportif, kültürel ve sosyal imkanlar sağlanmalıdır. Çocuk ve gençlerin diğer insanlarla olumlu ilişkiler kurabilmelerine, kendilerine güvenebilmelerine, sorumluluk sahibi olabilmelerine, kişilik ve benliklerini geliştirebilmelerine katkı sağlayacak eğitim programlarına ağırlık verilmeli. | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.02.2011 | | | OnlardahaçokşiddetemaruzkalıyorOnlar daha çok şiddete maruz kalıyor |
|
| Biraz bencil | Milli Gazete | 10.02.2011 12:11 |  | | | 6 yaşında bir oğlum var. Aslında oğlum çok akıllı bir çocuk, şimdiden okuma yazma bile öğrendi. Ama mizacında biraz bencillik var ve arkadaşlarıyla oynarken diğer çocukları kendi istekleri doğrultusunda yönlendiriyor. Oyunu o başlatıyor, oyun içinde istediği her şeyin anında olmasını istiyor. İstediği bir şey olmadığında ya da bu konuda bir engelle karşılaştığında kıyameti koparıyor. Şu an hamileyim, üç ay sonra ikinci bebeğim geliyor ve ben çocuğu buna nasıl hazırlayacağımı bilemiyorum. Bebekle ilgili yaptığımız alış verişleri görünce çok problem çıkardı ve eşyaları alıp atmaya kalktı.
Geçen akşam kuzenleriyle oynarken yine kavga çıkarmış, kavga nedeni de oyunu kendisinin yönlendirmek istemesi ve arkadaşları tarafından engellenmesi. Ona bu davranışlarının doğru bir şey olmadığını oyunlarda ortak karar vermelerinin daha doğru olduğunu söylüyorum ama çocuk işte anlamıyor beni. Bu konuda onu nasıl bilgilendirebilirim. Bana neler tavsiye edersiniz? F. K.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 10.02.2011 | | | BirazbencilBiraz bencil |
|
| İnsan melekleri bile geride bırakabilir | Samanyolu Haber | 21.01.2011 08:57 |  | | İnsanın muhtemel tehlikeler karşısında ömür boyu sürekli tetikte bulunması gerekir. [ KÜRSÜ ]
Her bir insan, İblisin içine düşüp helake sürüklendiği bencillik, kibir, haset, kıskançlık gibi esasında kıl kadar ehemmiyeti bulunmayan ancak encamı itibarıyla ciddi handikapları netice veren azim tehlikelerle karşı karşıyadır.
Mesela bir bakarsınız gönlü engin, vicdanı geniş, dünyalara sığmayan, bütün insanları kucaklayıp Cennete götürme arzu ve iştiyakı içinde bulunan bir insan, bir yerde, kıl kadar ehemmiyeti olmayan bir hususa takılıp kalabiliyor. Mesela bir anlık bir boşlukla şehevanî bir hisse yenik düşebiliyor. Çünkü insan, zihnine gelen bir hayal veya tasavvuru alıp geliştirdiği, az-biraz kurgulayıp nemalandırdığında hiç farkına varmaksızın öyle sahillere açılır ki, artık onun geriye dönüşü neredeyse imkânsız hâle gelir. Halk diliyle şiirler yazan bir çocukluk arkadaşım vardı. Onun yazdığı şiirin bir beyti bu hâli ne de güzel ifade eder. Şöyle derdi o çocukluk arkadaşım: İsyan deryasına yelken açmışım/Kenara çıkmaya koymuyor beni. Evet, mebdei itibarıyla kıl kadar küçük bir şey, sizi alıp öyle bir yere sürükler ki, bir daha geriye dönme imkânı bulamayabilirsiniz. O yerleri gören gözünüz de artık hiçbir şeyi göremez hâle gelebilir. Kendisine verilen bu potansiyeli değerlendiremeyen insan aldanmıştır.
Hâlbuki Cenab-ı Hak bir hadis-i kudsîde: Arz ve sema beni istiap etmez, almaz. Ben mümin kulumun kalbine sığarım buyuruyor. (el-Aclûnî, Keşfül-hafâ, 2/195) Bildiğiniz gibi İbrahim Hakkı Hazretleri enfes bir tercümeyle bu manayı şöyle nazımlaştırmıştır: Sığmam dedi Hak arz u semaya/Kenzen bilindi dil madeninden. Evet, kalbin Allahı duyup hissedişi, Ona ayna olup Onu anlatması kâinat kitabının Onu anlatmasından daha ileri seviyededir. Aynı şekilde kütüphaneler dolusu kitaplar da kalbin Allahı (celle celaluhu) anlatışı gibi anlatamazlar. Kitaplar ancak kalbin enginliğiyle enginleşip kalbin boyasıyla boyanınca gerçek ifadelerini bulurlar.
Şimdi insan bu genişlik ve enginlikte olan, dünyaları içine alsa doymayan böyle potansiyel bir lütfa mazhar kılınmıştır. Ancak bir de bakıyorsunuz, bu donanıma sahip insanoğlu kimi zaman hiçbir şey duymayan, hiçbir şey hissetmeyen, hiçbir şey anlayıp idrak edemeyen tavır ve davranışlar içine girebiliyor. Evet, âdemoğlu, kitapların ihtiva edemediği hakikatleri kavrayan, onları çok iyi bilip çok iyi algılayacak ve aynı zamanda bütün bunları ifade edebilecek kabiliyeti haiz bulunan bir kalb taşıdığı halde sanki onları hiç duymamış gibi bir saplantıya kendini kaptırıp hiçbir şey bilmeyen bir varlık konumuna düşebiliyor.
Kuran-ı Kerim değişik yerlerde bu mülahazaya vurguda bulunur. Mesela bir yerde şöyle buyrulur: Onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrâk etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. (Araf Sûresi, 7/179) Evet onların kalpleri, meselelerin önünü-arkasını görüp bir değerlendirmeye tabi tutmaya, sonra da buradan yeni hüküm ve yeni terkiplere ulaşmaya müsait değildir. Kuran-ı Mucizül-Beyan, bu ve benzeri âyetlerle bizi böyle bir mecazî körlük, mecazî sağırlık ve mecazî kalpsizlik karşısında dikkatli ve müteyakkız olmaya çağırmaktadır. Geçici, kıymetsiz, küçük şeylerle görme ufkumuzu kapatmamamız, iç duyuş ve enginliğimizi daraltmamamız noktasında ikaz ve tenbihte bulunmaktadır. Çünkü insan, Cenab-ı Hakka açık durduğu müddetçe çok engin ve geniş bir mahiyete sahip demektir. Evet o, bu haliyle melekleri bile geride bırakabilir.
Fahr-i Kainat Efendimizin (aleyhissalâtü vesselâmü milelardi vessemâ) bizim içimizden çıkmış olması bu hakikatin en parlak, en güzel, en muhteşem delili değil midir? Elbette ki öyledir. Evet O, Âmine Hatundan tevellüd etmiş, Abdullahtan olmuş yani anne ve babası nur-u nübüvvetle tenevvür etmemiş bir insan olarak öyle bir noktaya gelmiştir ki, Süleyman Çelebi Yürü top Senin, çevkân Senindir bu gece ifadeleriyle bu eşsiz faikiyeti dile getirir. Çünkü İnsanlığın İftihar Tablosu Miraçta öyle bir noktaya ulaşıyor ki, Cibril-i Emin, ben bir adım daha atsam yanarım diyor. Fakat işte bu noktada dahi insanlık âlemi olarak İftihar Vesilemiz, İki Cihan Serveri Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) yürüyüp yoluna devam ediyor.
İşte insan, mahiyeti bu kadar geniş, engin, güçlü ve Allaha çok yakın iken, maalesef çok basit, ehemmiyetsiz heves ve maksatlar için o enginliği daraltıyor, büzüyor ve kıymetsiz hale getirebiliyor. Bundan dolayı onun kendisini böyle bir darlığa hapsedebilecek muhtemel tehlikeler karşısında ömür boyu sürekli tetikte bulunması gerekir. Evet, insan son nefesine kadar mücadelesini sürdürüp insan olma çizgisinin altına düşmeme cehd ve gayreti içinde bulunmalıdır. Zira o, insan olarak üzerinde yürüdüğü hattın altına düştüğü zaman kendisini bir bilinmezliğe mahkum etmiş demektir.
O hâlde insan, himmetini her zaman âli tutmalı, hep yüksek uçma peşinde olmalı ve sürekli Allaha müteveccih yaşama gayreti içinde bulunmalıdır; bulunmalıdır | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.01.2011 | | | İnsanmelekleribilegeridebırakabilirİnsan melekleri bile geride bırakabilir |
|
| İnsan melekleri bile geride bırakabilir | Zaman | 21.01.2011 02:19 |  | | |
| İnsan melekleri bile geride bırakabilir | Zaman | 21.01.2011 02:00 |  | | |
| İnsan melekleri bile geride bırakabilir | Zaman | 21.01.2011 01:56 |  | | |
| Irkçılığın artışı endişelendiriyor | Samanyolu Haber | 30.11.2010 08:59 |  | | Avrupada ırkçılığın artışı Avrupa Birliğini endişelendiriyor Avrupada ırkçılığın artışı ve daha da kötüsü her geçen gün normalleşerek liberal-demokrat değerler içinde ifade hürriyeti şemsiyesi altında kendine yer bulması artık çok üst perdeden sert uyarılara yol açıyor.
Avrupa Birliğinin (AB) ilk başkanı unvanını taşıyan Herman Van Rompuy, 9 Kasımda Berlinde yaptığı konuşmada Avrupayı yükselen ırkçılık konusunda pek de alışılmadık şekilde uyardı. Bugün Avrupanın en çok korkması gereken korkunun kendisidir. diyen Van Rompuy, Korku bencillik, bencillik milliyetçilik, milliyetçilik de savaş getirir. derken eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrandın Milliyetçilik savaştır. sözüne atıf yapıyordu. Van Rompuyun konuşma yapmayı tercih ettiği mekân, ilkinde milliyetçiliği, ikincisinde ırkçılığı ile iki dünya savaşına sebep olan Almanyanın başkenti Berlindi. Bazı uzmanlara göre özellikle Müslüman ve Romanlara karşı yürütülen sistematik aşağılama ve ötekileştirme siyaseti Hitlerin II. Dünya Savaşı öncesi Yahudilere karşı yönelttiği ırkçı siyaseti andırıyor. Merkezi Viyanada bulunan AB Temel Haklar Ajansı 2009 sonunda yayımladığı raporunda Avrupada ırkçılığın şok edici seviyelerde olduğu, ancak üye ülkelerin ırkçı gruplara karşı ciddi hiçbir müeyyide uygulamadığı tespitini yapmıştı. Ajansın neredeyse hiç müeyyide yok dediği alanların başında ironik şekilde ABnin vicdanı denen Avrupa Parlamentosu (AP) geliyor. APde kurulan ırkçı Kimlik, Gelenek ve Hükümranlık Partisi (KGH) dağıldığı 14 Kasım 2007ye kadar AB vatandaşlarının vergileriyle ırkçılık propagandası yaptı. KGH dağıldı dağılmasına ama 2009da yapılan seçimlerde bu defa İslamofobik ırkçılar APye girdi ve ırkçı siyasetlerini, ırkçılıkla mücadele için kurulan Avrupanın evinde sürdürüyor. İslam düşmanlığının gezici vaizi Geert Wildersın talebeleri, Kuran yasaklanmalıdır mesajını şimdi AP çatısı altında veriyor. Yarın: Çanlar Fransa ve İngiltere için de çalıyor
-Avusturyada aşırı sağcı parti deyince akla Avusturya Özgürlükçüler Partisi (FPÖ) geliyor. FPÖ, 1999 genel seçimlerinde yüzde 26,9 oy alarak iktidar ortağı oldu. 2005te bölünen partiden ayrılan Karintiya Valisi Jörg Haider, Avusturyanın Geleceği İçin İttifak (BZÖ) partisini kurdu. 2008 seçimlerinde HC Strachenin lideri olduğu FPÖ yüzde 17,5 oy alırken, Haider yüzde 10,7 olarak büyük bir sürpriz yaptı. 183 sandalyeli mecliste bu iki parti 55 sandalye elde etti. Ancak seçimlerden kısa bir süre sonra trafik kazasında hayatını kaybeden Haiderden sonra BZÖ gücünü kaybetti.
İslamın resmî din olarak tanındığı ilk Avrupa ülkesi olan Avusturyada yabancılardan, işsizlikten şikâyet eden herkes FPÖye yönelmiş durumda. Yüzde 25 oranında destek toplayan parti, Avrupa Parlamentosu seçimlerinde İsrailin ABye girmesine karşıyız. sloganlı afişlerine rağmen politikada anti-semitizm yerine İslamofobiyi kullanmaya başladı. Sekiz milyonluk ülkede 500 bin Müslümanın yaşaması, Müslümanları en kolay siyasi argüman haline getirdi. FPÖ, daha önceki seçimlerde, Müezzin yerine kilise çanı, Viyana İstanbul olmayacak, Batı ülkesi Hıristiyanların elindedir gibi söylemleri kullandı. Seçim kampanyası için müezzin vurma oyununun internette kullanıma açılması da savcılıkça takibe alındı. Ancak son Viyana eyalet seçimlerinde, Viyana kanı, Mustafaya (Kara Mustafa Paşa kastediliyor) taşı at, hediyeyi kap gibi tepki çeken söylemler ve karikatürler kullandılar. Viyana Kuşatması ve oluşturulan Türk korkusu, Katolikliğin kurtarıcısı olma havası, bu küçük ancak etkili politikacı ve bürokratlara sahip ülkede oy kazanmak için her zaman kullanılacak gibi görünüyor.
-Avrupada aşırı sağın ilham kaynağı olan Danimarka Halk Partisinin (DF) kökleri 1970 yılında Mogens Glistrup tarafından kurulan Terakki Partisine kadar uzanıyor. İslam bir din değil, sadece, dünyayı mahvetmek isteyen bir harekettir. diyen Glistrupun çırağı olan Pia Kjaersgaard, 1995te hocasıyla yollarını ayırıp DFi kurdu. Danimarka Danimarkalılarındır sloganıyla varlık nedenini Müslüman karşıtlığı üzerine kuran DF, her seçimde oyunu artırmayı başardı. Kjaersgaard, Kasım 2001de yapılan genel seçimlerde yüzde 12 oy alarak meclise 22 milletvekili sokmayı başardı. Böylece, meclis aritmetiğinde anahtar parti konumuna geldi. Liberal-Muhafazakâr koalisyon hükümetini dışarıdan destekleyen DF, bu döneme adeta damgasını vurdu. 1 Temmuz 2002de yürürlüğe giren Avrupanın en sert yabancılar kanununun gizli mimarı olan DF, ülkeye yabancı girişinin kapısını adeta kapattı. Yabancılardan kasıt Müslümanlar olurken, Pia Kjaersgaard, ülkede yaşayan Müslümanların asimile edilmesini savunuyor. Türkiyenin AB üyeliğine kesinlikle karşı çıkıyor. Azınlık Liberal-Muhafazakâr koalisyon hükümetini adeta esir alan DF, Müslüman ülkelerden gelen yabancıların ülkeye girişini yasaklamak istiyor. Avrupanın en sert yabancılar kanununu yeterli bulmayan DF, bu yasaya tam 16 defa daha sert maddeler ilave ettirdi. Kasım 2007de yapıla | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.11.2010 | | | IrkçılığınartışıendişelendiriyorIrkçılığın artışı endişelendiriyor |
|
| AKILLI KADINLARDAN DEĞİLİM! | Ayaklı Gazete | 13.11.2010 11:29 |  | | | İki yıldır ekrandan uzak duran Ece Uslu, ilişkilere bakış açısını Yeni Aktüelden Arda Uskana anlattı: Evlilik kurumuna karşıyım ama çocuk yapacaksam onun resmi babası olmalı. Bu konuda bencillik yapamam! | | Ayaklı Gazete Magazin 13.11.2010 | | | AKILLIKADINLARDANDEĞİLİMAKILLI KADINLARDAN DEĞİLİM |
|
| AKILLI KADINLARDAN DEĞİLİM! | Ayaklı Gazete | 13.11.2010 11:29 |  | | | İki yıldır ekrandan uzak duran Ece Uslu, ilişkilere bakış açısını Yeni Aktüelden Arda Uskana anlattı: Evlilik kurumuna karşıyım ama çocuk yapacaksam onun resmi babası olmalı. Bu konuda bencillik yapamam! | | Ayaklı Gazete Ana Sayfa 13.11.2010 | | | AKILLIKADINLARDANDEĞİLİMAKILLI KADINLARDAN DEĞİLİM |
|
| İşte Erdoğan'ın konuşmasının tamamı | Samanyolu Haber | 16.10.2010 16:54 |  | | Başbakan Erdoğan, AK Partinin geleneksel Kızılcahamam Kampının açılış konuşmasında çok önemli açıklamalar yaptı. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bize, olduğumuzdan farklı etiketler yapıştıranlar her zaman mahcup oldular. Bizi olduğumuzdan farklı yaftalayanlar hayal kırıklığı yaşadılar. Şımaracağımızı, mağrur olacağımızı, zafer mahmurluğu ile dengemizi kaybedeceğimizi milletin iltifatı karşısında ayaklarımızın yerden kesileceğini ümit edenler beyhude beklediler. Niyet okuyuculuğu yapanlar, gizli gündem falı tutanlar bize ilişkin gelecekten haber verenler her seferinde ama her seferinde yanıldılar dedi.
Erdoğan, Asya Termal Tatil Köyünde gerçekleştirilen AK Parti 16. İstişare ve Değerlendirme Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, toplantının Türkiyeye, millet, demokrasi için hayırlara vesile olmasını diledi.
Mevlananın İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı olmaz dediğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
Biz, bugün bir kez daha dostun aynasında kendimize bakıyoruz. Bugün bir kez daha birimize ayna tutuyor, bir birimize gönüllerimizi açıyoruz. Yapacağın işi önce arkadaşlarınla istişare et, ehli olanla istişare et tavsiyesine uyuyor, yaptıklarımızı değerlendirmek, yapacaklarımızı planlamak, kendi iç muhasebemizi tutmak üzere bugün bir araya geldik. Bizler, millete sevdalı, ülkeye sevdalı hizmeti sevdalı bir kadro olarak yola çıktık. Bizi, ideallerimiz, hedeflerimiz, milletimize olan aşkımız, sevdamız bir araya getirdi. Bizler, millete hizmet üretmek, eser üretmek, sorunlara çözüm üretmek için kader ortaklığı yapmış bir kadroyuz.
Bu ak kadro, benlik, bencillik kavramlarını millete hizmet potasının içinde eritmiş, hiç bir zaman ben dememiş her zaman biz demiş bir kadro bir kadrodur. Millete tepeden bakmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar bizi anlayamazlar. İnsanı hor görenler, millete aşağılayıcı gözle bakanlar, göbeğini kaşıyan adamlar, Bidon kafalı diyenler, bizim ideallerimizi anlayamazlar. Milletle gönül bağı, lisan bağı kuramayanlar, bu ak kadronun farkını, mücadelesini anlayamazlar. Bize, olduğumuzdan farklı etiketler yapıştıranlar her zaman mahcup oldular. Bizi olduğumuzdan farklı yaftalayanlar hayalık kırıklığı yaşadılar. Şımaracağımızı, mağrur olacağımızı, zafer mahmurluğu ile dengemizi kaybedeceğimizi, milletin iltifatı karşısında ayaklarımızın yerden kesileceğini ümit edenler beyhude beklediler. Niyet okuyuculuğu yapanlar, gizli gündem falı tutanlar bize ilişkin gelecekten haber verenler her seferinde ama her seferinde yanıldılar. Her zaman söylüyorum millete efendilik değil millete hizmetkar olmak için yola çıktık. Biz bu asil milletin ta kendisiyiz, tüm renkleriyle, tüm güzellikleriyle Türkiyeyiz, bütün sesleriyle, nefesleriyle, şarkılarıyla, türküleriyle, ağıtlarıyla, halaylarıyla, zılgıtlarıyla Türkiyeyiz. Gözünü yola dikmiş, oğlunu bekleyen annelerin yüreğini biz biliriz, evladını kaybetmek nedir, babasız, anasız büyümek nedir? Biz biliriz, emeğiyle alın teriyle geçinmeyi biliriz. İşten atılmanın acısını da üniversite kapısından boynu bükük geri çevrilmenin sızısını da biz biliriz. Susmanın ve susturulmanın, konuştuğu, yazdığı için mahkeme koridorlarına düşmenin, şiir okuduğu için mahpus damlarında gün saymanın nasıl bir hissiyat olduğunu biz biliriz.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başörtüsüyle ilgili olarak Ben şu anda grup başkanvekili arkadaşlarıma talimatı burada veriyorum, verdim ve lütfen hemen CHPnin grup başkanvekilleriyle siz de görüşün dedi.
Erdoğan, AK Parti 16. İstişare ve Değerlendirme Toplantısında yaptığı konuşmada, halk oylaması sürecinde CHP tarafından başörtüsü konusunun gündeme ve miting meydanlarına taşındığını söyledi.
Ne yazık ki Cumhuriyet ile yaşıt olduğunu her fırsatta ifade eden CHP, Cumhuriyetimizin yaşadığı değişim ve atılımı idrak edemiyor, Türkiyenin yürüyüşüne ayak uydurmakta bugün hala ciddi zorluklar yaşamaya devam ediyor diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
Bakınız halk oylaması sürecinde CHP Genel Başkanı, bu ülkenin genç kızlarının başörtüsü sorununu biliyorsunuz gündeme taşıdı, miting meydanlarına taşıdı. Ben bugünden tezi yok, gelin bu işi halledelim diyorum. Şimdi hemen bir cümle olarak hemen buradan hatırlatıyorum, anamuhalefet eğer samimi iseniz, dürüst iseniz, hemen talimatınızı verin, ben de talimatımı vereyim, aynı şekilde MHP diyor ki biz de varız bu işin içinde diyor. BDP de bu işe katılacağını söylüyor.
Hep beraber hemen halledelim, bu işi bitirelim. Ben şu anda grup başkanvekili arkadaşlarıma talimatı burada veriyorum, verdim ve lütfen hemen CHPnin grup başkanvekilleriyle siz de görüşün, onların da talimat alıp almadıklarını öğrenin ve bunu biz de hemen kamuoyuyla da paylaşacağız. Onu da söylüyorum. Laf üretme zamanında yaşamıyoruz, iş üretme zamanında yaşıyoruz, herkes gelsin ortaya n | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.10.2010 | | | İşteErdoğanınkonuşmasınıntamamıİşte Erdoğanın konuşmasının tamamı |
|
| Erdoğan: Biz o acıyı iyi biliriz | Samanyolu Haber | 16.10.2010 13:06 |  | | Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti 16. İstişare ve Değerlendirme Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada önemli açıklamalarda bulundu... AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bize, olduğumuzdan farklı etiketler yapıştıranlar her zaman mahcup oldular. Bizi olduğumuzdan farklı yaftalayanlar hayal kırıklığı yaşadılar. Şımaracağımızı, mağrur olacağımızı, zafer mahmurluğu ile dengemizi kaybedeceğimizi milletin iltifatı karşısında ayaklarımızın yerden kesileceğini ümit edenler beyhude beklediler. Niyet okuyuculuğu yapanlar, gizli gündem falı tutanlar bize ilişkin gelecekten haber verenler her seferinde ama her seferinde yanıldılar dedi.
Erdoğan, Asya Termal Tatil Köyünde gerçekleştirilen AK Parti 16. İstişare ve Değerlendirme Toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, toplantının Türkiyeye, millet, demokrasi için hayırlara vesile olmasını diledi.
Mevlananın İyi dostu olanın aynaya ihtiyacı olmaz dediğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
Biz, bugün bir kez daha dostun aynasında kendimize bakıyoruz. Bugün bir kez daha birimize ayna tutuyor, bir birimize gönüllerimizi açıyoruz. Yapacağın işi önce arkadaşlarınla istişare et, ehli olanla istişare et tavsiyesine uyuyor, yaptıklarımızı değerlendirmek, yapacaklarımızı planlamak, kendi iç muhasebemizi tutmak üzere bugün bir araya geldik. Bizler, millete sevdalı, ülkeye sevdalı hizmeti sevdalı bir kadro olarak yola çıktık. Bizi, ideallerimiz, hedeflerimiz, milletimize olan aşkımız, sevdamız bir araya getirdi. Bizler, millete hizmet üretmek, eser üretmek, sorunlara çözüm üretmek için kader ortaklığı yapmış bir kadroyuz.
Bu ak kadro, benlik, bencillik kavramlarını millete hizmet potasının içinde eritmiş, hiç bir zaman ben dememiş her zaman biz demiş bir kadro bir kadrodur. Millete tepeden bakmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar bizi anlayamazlar. İnsanı hor görenler, millete aşağılayıcı gözle bakanlar, göbeğini kaşıyan adamlar, Bidon kafalı diyenler, bizim ideallerimizi anlayamazlar. Milletle gönül bağı, lisan bağı kuramayanlar, bu ak kadronun farkını, mücadelesini anlayamazlar. Bize, olduğumuzdan farklı etiketler yapıştıranlar her zaman mahcup oldular. Bizi olduğumuzdan farklı yaftalayanlar hayalık kırıklığı yaşadılar. Şımaracağımızı, mağrur olacağımızı, zafer mahmurluğu ile dengemizi kaybedeceğimizi, milletin iltifatı karşısında ayaklarımızın yerden kesileceğini ümit edenler beyhude beklediler. Niyet okuyuculuğu yapanlar, gizli gündem falı tutanlar bize ilişkin gelecekten haber verenler her seferinde ama her seferinde yanıldılar. Her zaman söylüyorum millete efendilik değil millete hizmetkar olmak için yola çıktık. Biz bu asil milletin ta kendisiyiz, tüm renkleriyle, tüm güzellikleriyle Türkiyeyiz, bütün sesleriyle, nefesleriyle, şarkılarıyla, türküleriyle, ağıtlarıyla, halaylarıyla, zılgıtlarıyla Türkiyeyiz. Gözünü yola dikmiş, oğlunu bekleyen annelerin yüreğini biz biliriz, evladını kaybetmek nedir, babasız, anasız büyümek nedir? Biz biliriz, emeğiyle alın teriyle geçinmeyi biliriz. İşten atılmanın acısını da üniversite kapısından boynu bükük geri çevrilmenin sızısını da biz biliriz. Susmanın ve susturulmanın, konuştuğu, yazdığı için mahkeme koridorlarına düşmenin, şiir okuduğu için mahpus damlarında gün saymanın nasıl bir hissiyat olduğunu biz biliriz.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 16.10.2010 | | | ErdoğanBizoacıyıiyibilirizErdoğan Biz o acıyı iyi biliriz |
|
| Mutlu bir evlilik için... | Samanyolu Haber | 11.10.2010 10:20 |  | | Ruhen anlaşan, uyumlu ve birbirini seven çiftlerin evlilikleri gerçek mutluluğu da ortaya çıkarır. Belki kalemi eline alan herkes mutluluktan söz ediyor. Hayali mutluluk senaryoları üretiyor. Gerçek hayatta ise bu senaryolar geçerli olmuyor. Ekser insanlar, istedikleri halde mutluluğu yakalayamıyor.
Huzur ve mutluluk ortamı olması gereken evleri, eşleriyle güç savaşının yapıldığı arenaya dönüyor. Sen şöylesin, böylesin, öyle yaptın, böyle yapmadın vb. söz düellolarıyla tatlı anlar acılaşıyor.
Olaya herkes kendi penceresinden bakıp kendisini haklı görüyor. Eşinin yanlış yaptığını düşünerek kendi aklınca onun yanlışını düzeltmeye çalışıyor.
Durum böyle olunca eşler, karşılıklı cephelerde birbirine ateş ediyor. Farkına varmadan mutluluklarını kendi elleriyle öldürüyor. Onlar mutluluk peşinde koştukça mutluluk bir serap gibi kayboluyor. Geride kırılan kalpler, yaralanan gönüller ve dökülen gözyaşları kalıyor.
Bu gibi hallerde yapılması gereken en önemli şey, bu savaşa son noktayı koyup, evi huzur ortamına çevirmektir. Olaylara eşinin gözüyle bakabilmektir. Yani yeni deyimiyle empati yapmaktır. Omuz omuza verip mutluluklarına değil, mutluluklarının düşmanı olan, kin, nefret, bencillik, negatif düşünce, iletişimsizlik vb. şeylere ateş etmektir. Eşini rakip takım görerek onun kalesine gol atma gafletine düşmemektir. Çünkü gol atan taraf eşine Zaferi ben kazandım. Ben güçlü ve haklı olduğumdan seni yendim mesajını verir. Yenilen eş kendisi de zafer kazanmak için bütün gücüyle eşiyle savaşır. Ne yazık ki, savaşta kaybettikleri yine kendi mutlulukları olur.
Bu, tıpkı 14-15 yaşındaki çocukların senin takımın, benim takımım savaşı vererek birbirlerine kurşun atmaları gibi çocukça bir davranıştır. Vaktin birinde iki eş arasında bir tartışma çıkar. Kadın tartışmayı bitirmek için eşine:
Haksız olduğumu kabul etmeye hazırım. Ama bir şartım var. Sen de benim haklı olduğumu kabul edeceksin dediğinde eşi tamam der. Kadın:
Özür dilerim az önceki tartışmada ben haksızdım dediğinde eşi gayet kibar bir şekilde:
Haklısın karıcığım cevabını vererek tartışmayı tatlıya bağlar.
Aslında Haklısın, karıcığım veya kocacığım demek büyük bir erdemdir. Bu küçük kelime, mutluluk ateşini yakmak için bir kıvılcımdır.
Evlilik bir savaş alanı değil bir sirk gibi olmalıdır. Nasıl ki, sirkte çalışanlar seyircileri eğlendirmek için bütün maharetlerini ortaya koyarsa; eşler de eşlerini ve dolayısıyla da kendilerini mutlu etmek için bütün marifetlerini ortaya koymalıdır.
Önce can sonra canan değil. Önce canan sonra can diyebilmektir. Ben merkezli değil biz merkezli yaşamaktır. Daha doğrusu hayatı paylaşmaktır. Paylaşmaksa mutluluktur. Saadet ülkesine yelken açmak, huzur iklimine kanat çırpmak ve güzel günlere kucak açmaktır.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 11.10.2010 | | | MutlubirevlilikiçinMutlu bir evlilik için |
|
| Tarih iktisat gelecek | Milli Gazete | 07.10.2010 11:13 |  | | |
| Başbakan'dan AB'ye eleştiri | Samanyolu Haber | 29.09.2010 00:42 |  | | Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyenin Avrupa Birliğine alınmamasını eleştirdi. Türkiyenin Avrupa Birliğine başvurusunun 50 yıllık geçmişe sahip olduğunu belirten Erdoğan, 50 yıl AB kapısında bekletilen bir ikinci ülke yoktur. Ben, Türkiyeyi bu kapıda niçin bekletiyorsunuz? sorusunun cevabını Avrupalı dostlarımızdan alamadım. ifadesini kullandı.
Başbakan Erdoğan, ekonomi kuruluşlarından Kiel Dünya Ekonomi Enstitüsü tarafından Çırağan Sarayında düzenlenen Global Ekonomi Sempozyumunun gala yemeğine katıldı.
Başbakan Erdoğan, Küresel Ekonomi Sempozyumunun bu yıl ilk defa İstanbulda toplanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İkinci Dünya Savaşının ardından dünyanın en derin küresel ekonomik krizin içinden geçtiğini belirten Erdoğan, 2008 sonunda başlayan kriz, küçük büyük demeden hemen her ülkeyi etkisi altına aldı, az ya da çok etkiledi, etkilemeye de devam ediyor. Yaşadığımız küresel krizden almamız gereken çok önemli dersler var. Eğer yaşananları görmezden gelirsek, krizden çıkan mesajları iyi okuyamazsak, altını çizerek söylüyorum, daha büyük ve daha fazla tahrip edici krizlere kapıyı aralık bırakmış olacağız. Bu küresel krizi aşmak şu anda tüm dünya ülkeleri için büyük bir aciliyet arz ediyor. Ama, küresel krizi aşmak kadar, tekrar etmemesi için de önlemleri almak da en az o kadar önem ve aciliyet arz ediyor diye konuştu.
Küresel krizin geleceğin ancak daha fazla işbirliği ile inşa edilebileceğini gösterdiğini ifade eden Erdoğan, Artık hiçbir ülkenin kendisini kendi sınırları içine hapsetme lüksü bulunmuyor. Hiçbir ülke için, yanı başındaki, bölgesindeki sorunlara kayıtsız kalma seçeneği söz konusu olmuyor. Filistin, Afganistan ve Iraktaki çatışmalara bizim savaşımız değil diye bakanlar; Kafkaslardaki ve Balkanlardaki sorunlara kayıtsız kalanlar; yoksulluğu, umutsuzluğu umursamayanlar, büyük bencillik içinde olanlar, kendi çocuklarına dahi herhangi bir gelecek vaat edemezler ifadelerini kullandı.
Pakistandaki sel felaketine sessiz ve duyarsız kalanları eleştiren Erdoğan, Türkiyenin bölgesinde bu kayıtsızlığın sıkıntısını çok çektiğini anlattı. Türkiyenin bölgesinde yaşanan çatışmaların yanı sıra, ülke dışından topraklarına yönelen terör saldırıları nedeniyle ağır bedeller ödediğini kaydeden Erdoğan, Üzülerek ifade etmeliyim ki, Türkiyenin ödediği faturalara, yaşadığı acılara uluslararası toplum uzun süre kayıtsız kaldı, hatta terörü doğrudan ya da dolaylı destekleyenler, kollayanlar oldu. Terörün sınır tanımadığı acı tecrübelerle anlaşılınca Türkiye ile empati kurulabildi ve teröre karşı uluslararası dayanışma kısmen de mümkün olabildi diye konuştu.
Türkiyenin Avrupa Birliğine başvurusunun 50 yıllık geçmişe sahip olduğunu belirten Erdoğan şöyle devam etti: 50 yıl AB kapısında bekletilen bir ikinci ülke yoktur. Ben, Türkiyeyi bu kapıda niçin bekletiyorsunuz sorusunun cevabını Avrupalı dostlarımızdan alamadım. Biz AB müktesabatının neyini yerine getiremiyoruz. AB içine aldığınız üyelerin tamamı acaba Türkiye kadar şu anda yapılanması itibariyle müktesebatın gereğini yerine getirmiş mi? Bunun cevabını bize veremediler. Çünkü ABnin bakışında ne yazık ki arzulamadığım, dile getirmekte zorlandığım yaklaşım tarzları gerçekten çok üzücüdür. Eğer bu dünyayı beraber kurmazsak, beraber dayanışma içinde kuşatmazsak barışın egemen olduğu bir dünyayı kuramayız. Medeniyetler İttifakının eş başkanı bir başbakan olarak konuşuyorum. Eğer bizler medeniyetler ittifakını kuracaksak, medeniyetler çatışmasına karşı duracaksak ABye bir Hıristiyan kulübü olarak bakamayız. Tam aksine AByi bir siyasi, sosyal birlikte olarak görmek durumundayız ifadelerini kullandı.
ABnin Türkiyeye yaklaşımının çok daha farklı olması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, Fasıllar açıyoruz. Açarken bakıyoruz bir fasıl açalım mı açmayalım mı bu konuşuluyor. Bize gelene kadar 15 fasılla gelen bir süreç vardı. Bu biraz çabuk aşılır dediler herhalde fasılları 35e çıkardılar. 2015 mi 2020 mi olsun? Birisi çıktı imtiyazlı ortaklık dedi, öbürü farklı şeyler konuştu. Bugün bir Güney Kıbrıs AB üyeliğine getirildi Güney Kıbrısı üyeliğe getirenler bunun yanlış olduğunu kendileri söyledi. Güney Kıbrısın AB müktesebatına göre fasıllar itibariyle üye olması mümkün değil. Kendi kendilerini inkar etmişlerdir ve siyasi bir karar almışlardır. Kıbrıs diyorsunuz, hala orada yeşil hat var. Yeşil hattın olduğu bir yeri siz kalkıp da AB ye alamazsınız. AB müktesebatı bunu reddediyor. Öbür tarafta 73 milyon nüfusuyla tarihiyle medeniyetle, ekonomik yapısıyla bağımsız bir Türkiye var, almaya çekiniyorlar. Sordukları zaman siz büyük bir ülkesiniz, nüfusunuz 73 milyon diyorlar. Siz genişlemek, güç bulmak istemiyor musunuz? Siz 1,5 milyarlık İslam dünyası ile batıyı birbirine köprü yapacak bir ülke aramıyor musunuz? Bu ülke Türkiye. Hem İslamı demokrasiyle birlikte yaşatabilmiş bir Türkiye. Aşırılıklardan uzak bunun nasıl olduğunu ortala | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.09.2010 | | | BaşbakandanAByeeleştiriBaşbakandan ABye eleştiri |
|
| Bencillik anneden geçiyor | İnternet Haber | 07.09.2010 13:54 |  | | |
| Bencillik anneden geçiyor | Haber Türk | 07.09.2010 10:43 |  | | |
| 'Kendime aşığım' | Posta | 05.09.2010 05:26 |  | | Herkesin hayatta başarılı olması için kendini biraz sevmesi gerekir. Ancak çağımızda bu durum narsistliğe ulaştı. İnsanın kendisini fazlaca sevmesi anlamına gelen narsistlik toplumsal barışı bozan psi
Financial Times gazetesinin haberine göre, 1990ların ortalarına kadar pek farkında olunmayan bu hastalık, bugün dünyayı sarmış durumda. Kendini fazla önemseme, ilgiye doymama ve ilginin merkezi olma isteği ile kendini belli eden narsist kişilik bozukluğu, farklı psikolojik rahatsızlıklarla birleştiğinde şiddete de neden olabiliyor. Narsistliğin yarattığı bencillik ilişkileri bozuyor.
20Lİ YAŞLARDA ÇIKIYOR
Daha çok 20li yaşlarda ortaya çıkan rahatsızlığa sahip kişiler genellikle, politika, finans, hukuk ya da tıp gibi insanları kontrol edebilecekleri, pohpohlanacakları meslekleri... | | Posta Günün İçinden 05.09.2010 | | | KendimeaşığımKendime aşığım |
|
| 'Kendime aşığım' | Posta | 05.09.2010 05:12 |  | | Herkesin hayatta başarılı olması için kendini biraz sevmesi gerekir. Ancak çağımızda bu durum narsistliğe ulaştı. İnsanın kendisini fazlaca sevmesi anlamına gelen narsistlik toplumsal barışı bozan psi
Financial Times gazetesinin haberine göre, 1990ların ortalarına kadar pek farkında olunmayan bu hastalık, bugün dünyayı sarmış durumda. Kendini fazla önemseme, ilgiye doymama ve ilginin merkezi olma isteği ile kendini belli eden narsist kişilik bozukluğu, farklı psikolojik rahatsızlıklarla birleştiğinde şiddete de neden olabiliyor. Narsistliğin yarattığı bencillik ilişkileri bozuyor.
20Lİ YAŞLARDA ÇIKIYOR
Daha çok 20li yaşlarda ortaya çıkan rahatsızlığa sahip kişiler genellikle, politika, finans, hukuk ya da tıp gibi insanları kontrol edebilecekleri, pohpohlanacakları meslekleri... | | Posta Toplum Yaşam 05.09.2010 | | | KendimeaşığımKendime aşığım |
|
| 'Kendime aşığım' | Posta | 05.09.2010 05:06 |  | | Herkesin hayatta başarılı olması için kendini biraz sevmesi gerekir. Ancak çağımızda bu durum narsistliğe ulaştı. İnsanın kendisini fazlaca sevmesi anlamına gelen narsistlik toplumsal barışı bozan psi
Financial Times gazetesinin haberine göre, 1990ların ortalarına kadar pek farkında olunmayan bu hastalık, bugün dünyayı sarmış durumda. Kendini fazla önemseme, ilgiye doymama ve ilginin merkezi olma isteği ile kendini belli eden narsist kişilik bozukluğu, farklı psikolojik rahatsızlıklarla birleştiğinde şiddete de neden olabiliyor. Narsistliğin yarattığı bencillik ilişkileri bozuyor.
20Lİ YAŞLARDA ÇIKIYOR
Daha çok 20li yaşlarda ortaya çıkan rahatsızlığa sahip kişiler genellikle, politika, finans, hukuk ya da tıp gibi insanları kontrol edebilecekleri, pohpohlanacakları meslekleri... | | Posta Güncel 05.09.2010 | | | KendimeaşığımKendime aşığım |
|
| 'Kendime aşığım' | Posta | 05.09.2010 05:06 |  | | Herkesin hayatta başarılı olması için kendini biraz sevmesi gerekir. Ancak çağımızda bu durum narsistliğe ulaştı. İnsanın kendisini fazlaca sevmesi anlamına gelen narsistlik toplumsal barışı bozan psi
Financial Times gazetesinin haberine göre, 1990ların ortalarına kadar pek farkında olunmayan bu hastalık, bugün dünyayı sarmış durumda. Kendini fazla önemseme, ilgiye doymama ve ilginin merkezi olma isteği ile kendini belli eden narsist kişilik bozukluğu, farklı psikolojik rahatsızlıklarla birleştiğinde şiddete de neden olabiliyor. Narsistliğin yarattığı bencillik ilişkileri bozuyor.
20Lİ YAŞLARDA ÇIKIYOR
Daha çok 20li yaşlarda ortaya çıkan rahatsızlığa sahip kişiler genellikle, politika, finans, hukuk ya da tıp gibi insanları kontrol edebilecekleri, pohpohlanacakları meslekleri... | | Posta Son Dakika 05.09.2010 | | | KendimeaşığımKendime aşığım |
|
| İşte Kadir Gecesi Duası | Samanyolu Haber | 01.09.2010 13:08 |  | | İşte bin aydan daha hayırlı mübarek Kadir Gecesinde edilecek dua. Kadir Gecesi dua ve istiğfar etmek namazdan sevimlidir. Kurân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir. (Tecrid-i Sarih Tercemesi, VI, 313)
?????????? ????? ????? ?????????????. ???????????? ???????????? ????? ?????????? ????????? ?? ????? ????? ?????????? ???????????
Ey talihsizlerin sığınağı,
ey âcizlerin güç kaynağı,
ey dertlilerin tabibi
ey yolda kalmışların yol göstereni!
Ey çaresizler çaresi!
ve Ey her duada bulunana icabet eden ululuk tahtının Sultanı!
İçinde bulunduğumuz kadir gecesi hürmetine
bizleri affeyle ya Rabbi
Allahım
Sen bizleri kalbi ve ruhi hayata programlı,
maddi manevi bütün kirlerden uzak durmaya kararlı,
cismani ve bedeni isteklere karşı her zaman teyakkuzdaKin, nefret hırs hased bencillik ve şehvet gibi hastalıklarla mücadele azmiyle gerilmiş tevazu ve mahviyet abideleri eyle. Ya rabbi
Allahım
Sen bizleri, olabildiğine sabırlı ve temkinli;
konuşup gürültü çıkarmadan daha çok,
inandıklarını yaşayan,
yaşadıklarıyla başkalarına da örnek olan
bir iman ve aksiyon insanı eyle Ya rabbi
Allahım
hedefimizde hep öteler tüllenip dursun.
Bizler Hak rızasına bağlanmış,
sürekli ilerleyen
ve sürekli mesafelerle yaka paça olan
iman insanları olalım ya Rabbi!
matlûbumuza ulaşacağımız ana kadar
hep bir küheylan gibi koşalım;
koşarken de herhangi bir beklentiye girmeyelim
ya Rabbi!
Allahım
herkese sinemizi açalım,
herkesi şefkatle kucaklayalım ve toplum içinde hep bir siyanet meleği görüntüsü sergileyelim. Ne var ki,
senden başka kimseden de bir şey beklemeyelim ya Rabbi!
Allahım
kendi gayret ve aktivitelerimizin yanında,
senin tevfik ve inayetine de fevkalâde önem verelim..
her hareketimizde rızana mazhar olma yollarını araştıralım..
senin inayetine vesile sayılan
birliğe-beraberliğe olağanüstü ihtimam gösterelim ya Rabbi!
Allahım
düşünce dünyamızda benim yapmam, benim başarmam, benim sonuçlandırmam.. gibi merdud mülâhazalara asla yer verme ya rabbi
yerine getirilmesi gerekli olan şeyleri kim yaparsa yapsın, kendimiz yapmış gibi memnun olalım,
başkalarının başarılarını kendi başarılarımız sayalım
öncülük yapma şeref ve payesini de onlara bırakalım ya Rabbi!
Allahım
hayatımızı iman-ı kâmil yörüngeli
ve ihlas donanımlı yaşamayı
en birinci mesele bilelim,
duyguları, düşünceleri ve davranışları itibarıyla
öylesine Hak rızasına kilitlenmiş bir hakikat eri olalım
beraber yürüdüğümüz,
aynı mefkûreyi paylaştığımız kimselerle
asla rekabete girmeyelim..
onlara karşı katiyen kıskançlık duymayalım..
aksine, onların noksanlarını giderip, eksiklerini tamamlayalım.. ve onlara karşı hareketlerimizde
hep bir vücudun uzuvlarından
herhangi bir organmış gibi davranalım ya Rabbi!
Allahım
başkalarının düşünce ve hareketlerine karşı
hep saygılı kalmaya çalışalım
paylaşmaya, beraber yaşamaya açık duralım..
oturur kalkıp aynı mefkûre insanlarıyla
müşterek hareket etme yollarını araştıralım..
müşterek projeler geliştirelim..
ve ben yerine bizi ikame etme gayreti gösterelim..
dahası, başkalarının mutluluğu yolunda
rahatlıkla kendi saadetimizi feda edebilelim..
ve bunları yaparken de
kimseden herhangi bir teveccüh beklemeyelim.
hattâ böyle bir beklentiye girmeyi
kendi hesabımıza bir düşüş sayalım;
yılandan-çıyandan kaçtığımız gibi önde görünmekten,
namdan-şandan kaçalım
ve unutulma murakabesine dalalım ya Rabbi!
Allahım
hayatımızı Kurân ve Sünnet çizgisinde
Hak dostluğu, takva, azimet ve ihsan şuuru çerçevesinde yaşayalım..
benlik, gurur, şöhret gibi kalbi öldüren hislere karşı
sürekli tetikte bulunalım
kendimize nisbet edilen güzellikleri
her şey senden deyip sana verelim.
iradeye vâbeste işlerde de her zaman
benden kaçıp, bize sığınalım.
hiç kimseden korkmayalım.
Hiç bir hâdise karşısında telâşa kapılmayalım;
ve doğru bildiğimiz şeylerden asla geriye durmayalım ya Rabbi!
Allahım
hareket ve faaliyetlerimizi,
bu dünyanın bir ücret yeri değil de,
bir hizmet mahalli olduğu mülâhazasına bağlayalım..
her zaman memur bulunduğumuz sorumlulukları
fevkalâde bir disiplin içinde yerine getirelim..
netice ve sonuçla meşgul olmayı da
sana karşı bir saygısızlık sayalım ya Rabbi!
Allahım
Düzenimizin bozulmasından dolayı ümitsizliğe düşmeyelim
Bütün insanların bize karşı olmasından dolayı
sarsıntı yaşamayalım.
bu dünya, darılma dünyası değil, bir dayanma âlemidir deyip dişimizi sıkıp sabredelim,
maruz kaldığımız durumlardan kurtulmak için de
alternatif çıkış yolları arayalım
en kritik anlarda dahi değişik stratejiler üretip
hep azm u ikdamda bulunalım ya Rabbi!
Efendimiz Hazreti Muhammed’e, aile efradına ve O’nun bütün arkadaşlarına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz;
dualarımızı kabul buyur ya Rabbi!
| | Samanyolu Haber Son Dakika 01.09.2010 | | | İşteKadirGecesiDuasıİşte Kadir Gecesi Duası |
|
| Zekat toplumu, huzur toplumudur | Milli Gazete | 30.08.2010 18:32 |  | | | Zekât veren toplumlarda zekât veren de, alan da parayı en faydalı yerde harcamaya gayret eder. Böylece toplumda iyilik yayılır. Toplum, yaşanacak, mutlu, huzurlu bir sevgi toplumu haline gelir.
Zekât; İslâm ile beşeri düzenler arasındaki farkı ortaya koyan en temel göstergelerden biridir. Beşeri düzenler bencillik, güç ve para temelleri üzerine kuruludur. Günümüz dünyasına baktığımızda, bu durumu hiç araştırmaya gerek duymadan açıkça görürüz. İslâma gelince O fedakârlık, zayıfa, zor durumda olana yardım, iyilik ve takva üzerine kuruludur. Bunun en önemli göstergesi ise zekât ve sadakadır. Zekât ve sadaka pek çok ayet ve hadiste iyiliğin ölçüsü olarak beyan edilmiştir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 30.08.2010 | | | ZekattoplumuhuzurtoplumudurZekat toplumu huzur toplumudur |
|
|
| |