Habergec.Com Aranan Kelimeler:dipnotu Değerlendirme: 10 / 10 391781
habergec.com
29.05.2012 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

dipnotu

Yeni anayasa için bir 'kimlik' dipnotu
Zaman
01.02.2012
01:53
Yeni anayasanın özgürlükçü ve eşitlikçi, insan merkezli olması, asla din, dil, ırk, felsefi düşünce ve mezhep ayrımına izin verecek yorumlara müsait olmaması konusunda yüksek bir mutabakat olduğu kesin ve çok sevindirici.
Zaman
Yorum
01.02.2012
YenianayasaiçinbirkimlikdipnotuYeni anayasa için bir kimlik dipnotu
CHP kendi geçmişinin kültür deneyimlerinden yararlansın - Doğan HIZLAN
Hürriyet
10.06.2011
12:03
BUGÜN CHP’nin seçim beyannamesinde yer alan kültür, sanat konusundaki vaatlerine dipnotu düşeceğim.
Hürriyet
Köşe Yazıları
10.06.2011
CHPkendigeçmişininkültürdeneyimlerindenyararlansın-DoğanHIZLANCHP kendi geçmişinin kültür deneyimlerinden yararlansın - Doğan HIZLAN
CHP kendi geçmişinin kültür deneyimlerinden yararlansın - Doğan HIZLAN
Hürriyet
10.06.2011
04:13
BUGÜN CHP’nin seçim beyannamesinde yer alan kültür, sanat konusundaki vaatlerine dipnotu düşeceğim.

Hürriyet
Köşe Yazıları
10.06.2011
CHPkendigeçmişininkültürdeneyimlerindenyararlansın-DoğanHIZLANCHP kendi geçmişinin kültür deneyimlerinden yararlansın - Doğan HIZLAN
Kristal vazo tuzla buz oldu
Taraf Gazetesi
16.11.2009
12:04
Tarihin dipnotu gibi duran, bu nedenle kimilerince bilinse de pek de ışığı parlamayan bir hakikatin dipnot olmaktan tarihin manşetine fırlaması olayını yaşadık. Bu manşet birden bire bütün bir tarihi aydınlatıverdi.

Her şey o denli aşikâr ki, artık birisinin, bir çocuğun “kral çıplak&#
Taraf Gazetesi
Köşe Yazıları
16.11.2009
KristalvazotuzlabuzolduKristal vazo tuzla buz oldu
NE OLACAK ŞİMDİ?
Samanyolu Haber
08.06.2009
08:37
Hatırlarsınız, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 29 Nisan’daki basın toplantısında, Poyrazköy’de ele geçirilen silah ve mühimmatla ilgili şöyle dedi:

‘Envanterimizde yoktur, TSK’ne ait değildir.’

O toplantıda Başbuğ’un şöyle bir ifadesi daha vardı: ‘Bu silahların bizim envanterimizde olması demek, silahlı kuvvetlerden çalınması anlamına gelir. Silah ordunun namusudur, TSK ile irtibat kuruluyor, bu doğru değil.’

Bu açıklamaya Ergenekon taifesi ve medyadaki uzantıları balıklama daldı: ‘Bu silahlar TSK’nin değilse Emniyetindir. İşte gördünüz, Emniyet tuzak kurmuş...’

Emniyet, silahların menşeine ilişkin tartışmalar yoğunlaşınca üç gün sonra açıklama yapıp ‘Bizim de envanterimizde yok’ dedi.

Silahlar ‘arada’ kalmıştı.

Bunun üzerine Ergenekon soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, MKE Genel Müdürlüğü’ne başvurarak, bu silah ve mühimmatla ilgili ‘çok acele’ bilgi istedi. Hangi kurumlar için üretildiğini ve ne zaman teslim edildiğini sordu.

MKE, 14 Mayıs 2009 günü cevap verdi. Cevabı, bugün Star ayrıntılı olarak yayınlandı. Meğer birçok bomba, mermi ve law silahı, TSK’nin envanterindeymiş.

Deniz Kuvvetleri’nde var, Kara Kuvvetleri’nde var, Hava Kuvvetleri’nde var, Jandarma’da var, Özel Kuvvetler’de var...

Demek ki, bu silah ve mühimmat, TSK depolarından çalınmış, hile yoluyla envanterden düşürülmüş.

Sözüm Ahmet Hakan, Oray Eğin ve Faruk Eminağaoğlu’ndan dışarı, askerlik yapanlar bilir ki, orduda silah ve mühimmat hırsızlığı sürpriz değil, bildik bir mevzudur. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da görevden dönen kimi subay ve astsubay, envanterden düşürerek kendilerine silah ve mühimmat dolu ‘Vietnam Sandığı’ oluşturmuştur.

Bugün Ergenekon soruşturması kapsamında ele geçirilen silah ve mühimmatın bir bölümü, bu sandıklardan çıkarılmıştır.

Samimiyetle itiraf etmek gerekir, bu askerlerin çoğunluğu terörle mücadelede önemli başarıların da sahibidir.

Ne var ki, sadece silahların konuştuğu dağdan hukukun egemen olduğu düz ovaya indiklerinde uyum sorunu yaşamışlar, rehabilite edilemedikleri için birer ‘suç makinesi’ne dönüşme riskiyle baş başa kalmışlardır.

Yeni hayata entegre olanlar başarmış, diğerleri Ergenekon başta olmak üzere birçok suç örgütüne savrulmuştur.

Dün Hürriyet’in methiyeler dizdiği Ergenekon şüphelisi Serdar Öztürk’ü, bir de bu perspektiften değerlendirmekte yarar olabilir.

Sözün özü; pislikleri halının altına süpürerek veya çürük elmaların üstünü hamasetle örterek kurtulamayız.

Ağacın kurdu içinde olur.

Bu faslı kapatmadan şu küçük dipnotu da düşmeliyim. Geçen yıl akreditasyon sorununu çözdüğünde Genelkurmay’da tanıştığımız Başbuğ, bize demişti ki: ‘Elbette yorumlarınızda özgürsünüz. Ama haberleriniz doğru olmalıdır. O zaman aramızda hiçbir problem olmaz.’

Başbuğ’un bu sözleri biçim için ‘taahhüt’ idi.

Ben de aynı kanaatteyim; doğru, iki nokta arasındaki en kısa yoldur. Doğruyu arayan herkesle yolumuz mutlaka kesişir.

Arınç çıktıkça Akman iniyor

Kamuoyu, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Deniz Feneri soruşturması ve RTÜK Başkanı Zahit Akman’la ilgili açıklamalarını yakından takip ediyor. Arınç vurdukça yükseliyor, Akman dibe doğru iniyor.

AK Partili bakan, milletvekili, teşkilat mensubu, sempatizan kiminle konuşsanız, çoğunluğu Arınç için ağzını doldururcasına ‘Helal olsun’ diyor. Akman için yüzlerini buruşturarak ‘neden koltuğuna yapışıp kaldı, anlamadık’ şaşkınlığı içindeler.

Bu ilgi med ve cezirini en somut şekilde, hafta sonu Ankara’daki Türkçe Olimpiyatları’nda yaşadık. 115 ülkedeki Türk okullarından öğrencilerin katıldığı bu programı izlemek üzere salonu dolduran binlerce Ankaralı, Arınç salona girdiği vakit çılgınca alkışladı.

Arınç da şaşırmıştı, sanki.

Bu yoğun ilgiye dair konuştuğum herkesin kanaati, Deniz Feneri ve Zahit Akman’la ilgili çıkışıydı. Bu tablo bile her şeyi anlatmaya yetiyordu.

Üzülerek görüyorum; geldiği noktada RTÜK’deki varlığı, itibarsızlaştırma kampanyasına katkı sağlayan Akman’ın dost tavsiyelerini görmezlikten gelmesi, hiç hak etmediği bir sona doğru sürükledi onu.

Evet, infaz, yargısızdı. Koltuğa yapışmak da...

Neyse, artık çok geç. Bundan sonra istifa etse de etmese de ‘Zahit Akman’ için itibar arttırıcı bir sonuç doğurması mümkün mü, çok iyimser değilim.

Ta ki, dava sonuçlanıncaya dek...

Zaten ç
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.06.2009
NEOLACAKŞİMDİ?NE OLACAK ŞİMDİ?
MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI ANTİ-EMPERYALİST MİYDİ?
Samanyolu Haber
17.05.2009
08:49
15 Mayıs 1919 İzmir’in işgali...

Aradan doksan yıl geçmiş. Baktım Yunanistan’da Kathimerini Gazetesi ‘Yunan askerlerinin İzmir’e yollanması doğru muydu’ tartışması başlatmış.

Kathimerini Gazetesi anketinde ‘Venizelos’un Yunan askerini Anadolu’ya göndermesi doğru bir karar mıydı? Yunan askerinin sadece Ege sahillerinde kalmak yerine iç Anadolu’ya kadar ilerlemesi doğru muydu? Yenilgiden kaçınılabilir miydi’ sorularını soruyormuş...

Haberi veren Yorgo Kırbaki tartışmaya 15 günde 250’den fazla tarihçi, yazar ve okuyucu katıldığını söylüyor.

* * *

Acaba biz de, doksan yıl önceki bu duruma, ‘resmi tarih tezi’ dışında, daha farklı bir yaklaşımla bakabilir miyiz?

İdris Küçükömer, Milli Kurtuluş Savaşı’nın bize söylendiği gibi ‘antiemperyalist’ bir nitelik taşımadığını, Yunanlılara karşı bir savaş olduğunu söyler...

Bu düşüncesini de şöyle açıklar:

‘Birinci Dünya Savaşı sonunda görüldü ki, İngiliz, Fransız ve İtalyanlar arasında da çelişkiler var. Homojen değildir hiçbir ülke... Çelişkiler ağı devamlı vardır. Bizim için bundan da önemlisi, İngiltere’nin kendi içindeki çelişkilerdir.

Bir yanda Lloyd George’un desteklediği Yunanlılar, öte yanda ise, Lord Curzon ile askeri çevrelerin taraftar olduğu Kemalistler arasında bir savaş verilmiştir.

İngiliz İmparatorluğu’nu savunmak ve geliştirmek için farklı stratejiler söz konusuydu.

Bu, onun içindir ki antiemperyalist bir savaş değildi. Savaş, Rus-İngiliz ilişkilerinin yumuşaması ve Yunanlıların kısmi yalnızlıkları içinde yapılacaktı.’

* * *

İdris Küçükömer, 28 Ekim 1973 tarihinde yayınlanan bu tezini, bir sonraki hafta şöyle açar:

‘Geleceğin doğru değerlendirilmesi, kuşkusuz geçmişin çok iyi değerlendirilmesine yakından bağlıdır.

Geçmişe bakarken şunlar karşımıza çıkıyor:

- Kurtuluş Savaşı antiemperyalist değildir; Yunanlılara karşı bir savaştır.

Büyük sorunları olan Rusya ile İngiltere arasında zımni bir yumuşama ve anlaşmanın var olduğunu, öteki Batılılar arasında çelişmeler bulunduğunu, hatta o sırada dünyanın bir numaralı emperyalist devleti olan İngiltere’nin kendi iç çelişkileri içinde birçok kanatlarının belirdiğini ve bu kanatlardan önemli bir grubun Anadolu’da bir Türk Devleti kurulmasından yana oldu­ğunu kabul ettiğim içindir ki, bu iddiayı öne sürdüm.

Konu tartışmalı, gerçek belirlenmelidir.

Lozan’da karşımıza Yunanlılar değil, Batılıların çıktığı söylenebilir.

Lozan’daki meselelere dikkatle bakacak olursak burada, Anadolu’daki Misak-ı Milli’den biraz fazla, biraz geri bir anlaşma zemininin önceden adeta konvansiyonel olarak varlığını görürüz.

Kaldı ki Lozan Anlaşması da tartışılabilir ve tartışılacaktır.

Türkiye’nin tarihi zaten bir gün yeniden yazılacaktır.’

* * *

İdris Küçükömer’in bunları söylemesinden tam beş yıl sonra, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından yayınlanan Ömer Kürkçüoğlu’nun ‘Türk-İngiliz İlişkileri 1919-1926)’ konulu doçentlik tezi, bu savlara yeni bir ışık tuttu.

Kürkçüoğlu, bir yıl boyunca, Oxford, İngiliz Parlamentosu ve Dışişleri Bakanlığı belgeleri üzerinde çalışarak tezini hazırladı.

Tezin 138. sayfasında, İngiltere’nin Büyük Taarruz’dan önce, ‘14 Nisan 1921’de, Türk-Yunan Savaşı’nda kesin tarafsızlığını belirten notasını Yunan hükümetine bildirdiği’ belirtiliyor.

Gene aynı sayfanın üç nolu dipnotu aynen şöyle: ‘13 Nisan 1921’de Avam Kamarası’nda Sir C. Townshend, İngiltere’nin Türk Milliyetçi Kuvvetleri’yle savaş halinde olup olmadığını Başbakan’a sordu.

Hükümet adına cevap veren Mr. Harmsworth bir barış antlaşması onaylanıncaya kadar teknik yönden ortada savaş halinin bulunduğunu fakat mevcut Türk-Yunan çatışması karşısında İngiliz tutumunun tarafsızlık olduğunu söyledi.’

Her defasında belirttiğimiz gibi, ‘yalanları ve yanlışları’ doğru diye bellediğimiz ve bunları tartışmadığımız vakit, Türkiye’nin kendi zaaflarını tespit etmesi mümkün değil. Örneğin, Ömer Kürkçüoğlu tezinin önsözünde şöyle diyor: ‘Lozan Barış Konferansı’nda da Türkiye, İngiltere’nin en ilgilendiği iki konudan biri olan Boğazlar konusunda, İngiltere’nin tezine çok yakın bir görüşü benimsemiştir.

Musul konusunda da İngiltere’yle bir kopmaya gitmedi ve 1926 yılında, İngiltere’den yana bir çözümü kabul etti.’ Zaten kitapta da, Sevr’den Lozan’a giden süreç İngi
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.05.2009
MİLLİKURTULUŞSAVAŞIANTİ-EMPERYALİSTMİYDİ?MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI ANTİ-EMPERYALİST MİYDİ?
Toplam "6" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti