dramlarını | |
|
| Füruzan: Önemli olan zamanın sınavını vermektir | Evrensel | 17.05.2012 08:23 |  | | | SABİT Fikir dergisinin düzenlediği ‘Sözünü Sakınmadan’ adlı edebiyat söyleşisinin bu ay ki konuğu Türkiye edebiyatının önemli yazarlarından Füruzan’dı. Önceki akşam İstanbul Modern’de gerçekleşen söyleşide Ömer Türkeş ve Semih Gümüş’ün sorularını yanıtlayan Füruzan, ilk kitabı ‘Parasız Yatılı’ ile 1972 yılında Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanmıştı. Bambaşka hayaller peşinde yoksul kadınları, burjuva ailelerinde yaşanan parçalanmaları, göçmenlerin dramlarını anlatan, “Ben bunlarla ilgileniyorum” diyen yazar, edebiyat alanında 40. yılına girdi.
Semih Gümüş’ün, Füruzan’ın yeni yazarları sı | | Evrensel Ana Sayfa 17.05.2012 | | | FüruzanÖnemliolanzamanınsınavınıvermektirFüruzan Önemli olan zamanın sınavını vermektir |
|
| Füruzan: Önemli olan zamanın sınavını vermektir | Evrensel | 17.05.2012 07:17 |  | | | SABİT Fikir dergisinin düzenlediği ‘Sözünü Sakınmadan’ adlı edebiyat söyleşisinin bu ay ki konuğu Türkiye edebiyatının önemli yazarlarından Füruzan’dı. Önceki akşam İstanbul Modern’de gerçekleşen söyleşide Ömer Türkeş ve Semih Gümüş’ün sorularını yanıtlayan Füruzan, ilk kitabı ‘Parasız Yatılı’ ile 1972 yılında Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazanmıştı. Bambaşka hayaller peşinde yoksul kadınları, burjuva ailelerinde yaşanan parçalanmaları, göçmenlerin dramlarını anlatan, “Ben bunlarla ilgileniyorum” diyen yazar, edebiyat alanında 40. yılına girdi.
Semih Gümüş’ün, Füruzan’ın yeni yazarları sı | | Evrensel Kültür 17.05.2012 | | | FüruzanÖnemliolanzamanınsınavınıvermektirFüruzan Önemli olan zamanın sınavını vermektir |
|
| Filistinlilerin dramı edebiyatla anlatılacak | Milli Gazete | 04.05.2012 10:13 |  | | | El Aksa Üniversitesinin İngiliz dili ve edebiyatı bölümünde okuyan gençler, İsrail cezaevlerindeki kötü koşullar nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşayan mahkûmların dramlarını, İngilizce olarak şiir ve makale şeklinde kaleme aldı. Bu eserler, bazı Batılı gazete, dergi ve internet sitelerine gönderildi. Üniversite öğretim görevlilerinden Dr. Mahmud Hersani, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Gençlerin bu çalışması, İsrail cezaevlerindeki kötü koşullara dayanamayarak ölüm orucu başlatan Filistinli mahkûmların sesini dünyaya duyurmayı amaçlıyor. Örneğin bu konuyla ilgili yazılan bir şiir, sosyal paylaşım sitelerinde dolaşıma sunulacak.... devamı | | Milli Gazete Dünya 04.05.2012 | | | FilistinlilerindramıedebiyatlaanlatılacakFilistinlilerin dramı edebiyatla anlatılacak |
|
| Savaş muhabirlerinden şok eden anılar | Samanyolu Haber | 02.05.2012 17:27 |  | | Savaş muhabirleri ve kameramanları başlarından geçen unutulmaz olayları anlattı... Vahşetin İçinde Görev Başında Olmak
Sıcak çatışma bölgelerinde yaşananları, mesleğin zorluğunu, her an ölümle burun buruna olmanın nasıl bir duygu olduğunu, savaşlarda yaşanan insanlık dramlarını savaş muhabirleri ve savaş kameramanları Kehkeşan... | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.05.2012 | | | SavaşmuhabirlerindenşokedenanılarSavaş muhabirlerinden şok eden anılar |
|
| Sessiz mağdurlar dramlarını anlatıyor | Samanyolu Haber | 31.01.2012 10:18 |  | | Türkiyede asker-sivil ilişkileri epeyce bir zamandır tartışılıyor.... Orduyu konuşur ve yazarken pek üzerinde durulmayan bir zümrenin varlığı da âşikar. Çeşitli gerekçelerle, özellikle de inançları yüzünden ordudan atılan her rütbeden çok sayıda asker var Türkiyede. Bu insanların pek çoğu yıllarca emek verdikleri... | | Samanyolu Haber Son Dakika 31.01.2012 | | | SessizmağdurlardramlarınıanlatıyorSessiz mağdurlar dramlarını anlatıyor |
|
| Sessiz mağdurlar dramlarını anlatıyor | Zaman | 31.01.2012 02:13 |  | | |
| Bardağın dolu tarafı diye tutturanlara... | Milli Gazete | 03.02.2011 11:37 |  | | | Diyarbakırda meydana gelen bir olay, dağlar kadar aşılmaz ve muazzam, dünyaları değiştirecek kadar mühim, ulvi ve kritik gündemimizde kuş yemi kadar yer aldı, almadı. Küçük dağları yarattım edasında, hayatın içindeki ayrıntıları, acıları, sıradan insanların dramlarını veya gündemlerini muhatap bile almaz hale gelmiş olan Türkiyenin pek bir muhterem kamuoyu, hemen her gün aynı safsata ve teraneleri tartışıp, konuşmaktan bir türlü kendisini kurtaramıyor. Gerçeği, saf, yalın ve kılıç kadar keskin olan gerçeği görmezden gelerek, yapay, uydurma, kof konu başlıklarını çok önemliymişlercesine ısıtıp ısıtıp sürüyorlar önümüze.
Hayatın, Türkiyenin gerçeklerinin, hızla (ve istihdama sebep olmak yerine işsizliğe sebep olarak) büyüyen ekonomiden, (rekor kıran ithalatı ve dolayısıyla tehlike çanları çalan cari açığı göz ardı ederek) ihracatın müthiş rekorlarından, referandumdan evet çıktı diye Türkiyenin akşamdan sabaha ileri demokrasiye geçmiş olduğundan, her ile, ilçeye üniversite açılmasından ve milyonlarca üniversite mezunundan (elbette ki çoğunluğu işsiz) hareketle müthiş bir eğitim hamlesinden vs. gibi konulardan ibaret sanıyorsanız, bardağın dolu tarafını görenlerdensiniz. Türkiyede iyi şeyler oluyor türküsünü çığırabilirsiniz gönül rahatlığıyla. Tebrikleri ve kutlamaları hak ediyorsunuz valla.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 03.02.2011 | | | BardağındolutarafıdiyetutturanlaraBardağın dolu tarafı diye tutturanlara |
|
| Hayatı yıkıldı | Posta | 25.05.2010 05:13 |  | | 17 Ağustos 1999daki depremde Yalovada ikiz oğullarını ve eşini kaybeden Hülya Bilgenin o günden sonra yaşadıkları Yeşilçam filmlerindeki dramları aratmıyor
17 Ağustos 1999da meydana gelen depremde Yalovada kapıcılık yaptıkları apartmanın yıkılmasıyla eşi ile ikiz oğullarını kaybeden, 4 gün sonra enkazdan yaralı çıkartılan Hülya Bilgenin (48) o günden beri başına gelenler Yeşilçam dramlarını aratmıyor.
Enkaz altında kalan Hülya Bilgenin kırılan ayaklarına ameliyatla platin takıldı. Böbreğinin biri, safra kesesi ve dalağının bir bölümü de ameliyatla alındı. Uzun süren tedavilerinin ardından taburcu olup, tek başına hayata tutunmaya çalışan Hülya Bilge, bir otelde temizlikçi olarak çalışmaya başladı.
Bir adamla nikahsız yaşamaya baş... | | Posta Günün İçinden 25.05.2010 | | | HayatıyıkıldıHayatı yıkıldı |
|
| Hayatı yıkıldı | Posta | 25.05.2010 05:09 |  | | 17 Ağustos 1999daki depremde Yalovada ikiz oğullarını ve eşini kaybeden Hülya Bilgenin o günden sonra yaşadıkları Yeşilçam filmlerindeki dramları aratmıyor
17 Ağustos 1999da meydana gelen depremde Yalovada kapıcılık yaptıkları apartmanın yıkılmasıyla eşi ile ikiz oğullarını kaybeden, 4 gün sonra enkazdan yaralı çıkartılan Hülya Bilgenin (48) o günden beri başına gelenler Yeşilçam dramlarını aratmıyor.
Enkaz altında kalan Hülya Bilgenin kırılan ayaklarına ameliyatla platin takıldı. Böbreğinin biri, safra kesesi ve dalağının bir bölümü de ameliyatla alındı. Uzun süren tedavilerinin ardından taburcu olup, tek başına hayata tutunmaya çalışan Hülya Bilge, bir otelde temizlikçi olarak çalışmaya başladı.
Bir adamla nikahsız yaşamaya baş... | | Posta Son Dakika 25.05.2010 | | | HayatıyıkıldıHayatı yıkıldı |
|
| Hayatı yıkıldı | Posta | 25.05.2010 05:05 |  | | 17 Ağustos 1999daki depremde Yalovada ikiz oğullarını ve eşini kaybeden Hülya Bilgenin o günden sonra yaşadıkları Yeşilçam filmlerindeki dramları aratmıyor
17 Ağustos 1999da meydana gelen depremde Yalovada kapıcılık yaptıkları apartmanın yıkılmasıyla eşi ile ikiz oğullarını kaybeden, 4 gün sonra enkazdan yaralı çıkartılan Hülya Bilgenin (48) o günden beri başına gelenler Yeşilçam dramlarını aratmıyor.
Enkaz altında kalan Hülya Bilgenin kırılan ayaklarına ameliyatla platin takıldı. Böbreğinin biri, safra kesesi ve dalağının bir bölümü de ameliyatla alındı. Uzun süren tedavilerinin ardından taburcu olup, tek başına hayata tutunmaya çalışan Hülya Bilge, bir otelde temizlikçi olarak çalışmaya başladı.
Bir adamla nikahsız yaşamaya baş... | | Posta Güncel 25.05.2010 | | | HayatıyıkıldıHayatı yıkıldı |
|
| Hayatı yıkıldı | Posta | 25.05.2010 05:05 |  | | 17 Ağustos 1999daki depremde Yalovada ikiz oğullarını ve eşini kaybeden Hülya Bilgenin o günden sonra yaşadıkları Yeşilçam filmlerindeki dramları aratmıyor
17 Ağustos 1999da meydana gelen depremde Yalovada kapıcılık yaptıkları apartmanın yıkılmasıyla eşi ile ikiz oğullarını kaybeden, 4 gün sonra enkazdan yaralı çıkartılan Hülya Bilgenin (48) o günden beri başına gelenler Yeşilçam dramlarını aratmıyor.
Enkaz altında kalan Hülya Bilgenin kırılan ayaklarına ameliyatla platin takıldı. Böbreğinin biri, safra kesesi ve dalağının bir bölümü de ameliyatla alındı. Uzun süren tedavilerinin ardından taburcu olup, tek başına hayata tutunmaya çalışan Hülya Bilge, bir otelde temizlikçi olarak çalışmaya başladı.
Bir adamla nikahsız yaşamaya baş... | | Posta Ana Sayfa 25.05.2010 | | | HayatıyıkıldıHayatı yıkıldı |
|
| GATA'da öyle skandallar yaşanmış ki... | Samanyolu Haber | 13.04.2010 12:02 |  | | Uzun yıllar GATAda görev yapan ve Paşaların doktoru olarak anılan Prof. Dr. Ahmet Alper gözyaşları içinde GATAKULLİleri anlattı... Ergenekon ve Balyoz sanığı komutanların tedavi süreçleri yüzünden tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı GATAda uzun yıllar görev yapan Prof. Dr. Alper, çarpıcı bir açıklamada bulundu: Doktor da olsanız komutanın emrine uymak zorundasınız. Önce asker sonra doktorduk
Prof. Dr. Ahmet Alper, 17 yaşından 50 yaşına kadar 33 yıl Silahlı Kuvvetlerde kalmış. İstanbul Askeri Fakülte Yüksekokulları birincisi olarak mezun olmuş Tıp Fakültesinden. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) 1980de İç Hastalıkları ve Gastroentoloji İhtisasını tamamlamış, Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesine binbaşı rütbesiyle, gastroentoloji uzmanı olarak tayin edilmiş. 1982 yılı sonunda GATA Gastroentoloji Kliniğine müşavir uzmanlık kadrosunda görevli olarak çağrılmış, 1986da doçent, 1990 yılı sonunda da profesör olmuş.
TSKnın kudretli generalleri, Kenan Evren, Doğan Güreş, Güven Erkaya, Fevzi Türkeri, Vural Beyazıt, Necip Torumtay gibi isimlerin doktorluğunu yapmış. GATAyı yakından tanıyor diye kapısını çaldık, bir doktor olarak tanık olduğu YAŞ mağdurlarının tüyler ürperten dramlarını ondan dinledik. Özellikle Ergenekon Soruşturmasında ismi gündeme gelen komutanların tercihine mazhar olan GATAnın sihrini anlamaya çalıştık. Prof. Dr. Ahmet Alper GATA ile ilgili bugüne kadar hiç yapılmamış tespitleri, açık yüreklilikle yaptı, yıllarca yaşadığını tek cümle ile özetledi: Önce askerdik, sonra doktor....
GATAdaki yapılanma 1998 yılından sonra çok daha farklı hale gelmiştir. GATAda 1998 yılına kadar sadece tümgeneral rütbesinde doktorlar komutandı. 1998 yılından sonra doktorlar komuta işleriyle uğraşmasın, onlar doktorluk yapsınlar, komuta işlerini korgeneral rütbesinde bir general yürütsün diye ayrı bir kadro açıldı. GATA komutanı korgeneral sınıfında, doktor olmayan bir generale devredildi. Askerliğin genel yapısı itibariyle, hiyerarşik sistem içinde bağlı olduğumuz komutanın emrine emredersiniz diye uymak zorundasınız. Askerlik de kuraldır, komutanın verdiği emir yapılır, itiraz da edilirse ondan sonra gerekli yerlere müracaat edilir ama komutanın emri yerine getirilir.
Komutan emir verince doktor da olsa yerine getirecek, başka çaresi yok.
GATAda sağ-sol gibi bir hizipleşme yoktur. Bu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahanenin kuruluşundan itibaren belli bir kadrolaşma söz konusudur.
Bütün komutanların orada bize her zaman için söyledikleri bir şey var, Önce asker, sonra doktor derlerdi.
Önce askeriz, önce askerdik.
GATAda yatmak isteyen sanıkların en düşük rütbelisi albay, komuta kademesi yani. GATAda daha önce komutan olarak kendilerine hizmet edilmiş, değer verilmiş, saygı görmüş kimseler, elbette GATAyı tercih ederler. Sanık, tutuklu bir kimsenin sağlık sistemi içerisinde hangi yöntemle, hangi şekilde, nerede, hangi sağlık kuruluşlarında ne şekilde muayene edileceklerine dair kurallar vardır. Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletiyse bu kurallar, herkese aynı şekilde işletilmelidir.
GATAnın tercih edilmesi çok normal, gidecek orada komutan gibi karşılanacak. Mesela, Çetin Doğan 1. Ordu Komutanı olarak GATAda her zaman özel bir ilgi, muamele görmüş. Şimdi orada general odasında yatmaktadır, tutuklu odasında değil. Bir orgenerale yapılması gereken muamele ile işlem görmektedir, başka türlü bir işlem görmesi mümkün değildir.
GATAda asker, subay herkes için tutuklu odaları vardır. En azından kapısında nöbetçi olur, pencereleri demirlidir, herkes girip çıkamaz. Ama, tabii ki GATAda bunlardan uzak oluyorlar. Daha önce ast-üst ilişkisi içinde olduğu kimselerle, yani dostlukları olan kimselerle irtibat halindeler, bir aradalar. Böyle bir şey olmaz.
Öncelikle şunu kabul etmek lazım, bir tabip subay için her şeyden önce hasta hastadır. Hastaya ilgi, şefkat, teşhis koymak, tedavi etmek bir tabip subayın görevidir. Dinsel, ideolojik, ırkçı, herhangi bir şekilde ayırım yapması düşünülemez. Ama, yine de insanların çok farklı ruhsal yapılar içinde olduklarını kabul etmek lazım. Bu nedenle tabipler içinde de yemini bir tarafa bırakıp, ideolojisi peşinde koşan kimseler bulunabilir.
Ast-üst ilişkisi, hasta-doktor ilişkisini etkilemez. Bilimsel eğitim ayrı, ast-üst ilişkisi ayrıdır. Teğmen üsteğmene uyacaktır, üsteğmen albayın emrini yerine getirecektir. Bunun yanında mesela, GATAda şu anda asteğmen rütbesinde öğretim üyeleri de vardır, bilimsel yönden söylediklerine itibar edilecek kimselerdir. Asteğmen diye onun vereceği direktifi kabullenmeme diye bir şey söz konusu olmaz ama aslında bunlar öyle bir şekilde görevlendirilir ki, genelde yüzbaşıya bir asteğmenin direktif vermesi önlenecek şekilde ayarlamalar yapılabilir.
Bizi ast olarak da doktor olarak da görürler ama doğal olarak ast olarak değerlendiriyor. Bana geldiği zaman beni ast olarak görür ama profesörlüğüme, bilgime de saygı duyarlar.
Fahrettin Alparslan i | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.04.2010 | | | GATAdaöyleskandallaryaşanmışkiGATAda öyle skandallar yaşanmış ki |
|
| 'GATA'dan attılar 3 gün sonra öldü' | Samanyolu Haber | 13.04.2010 11:56 |  | | Uzun yıllar GATAda görev yapan ve Paşaların doktoru olarak anılan Prof. Dr. Ahmet Alper gözyaşları içinde GATAKULLİleri anlattı... Ergenekon ve Balyoz sanığı komutanların tedavi süreçleri yüzünden tüm dikkatlerin üzerinde toplandığı GATAda uzun yıllar görev yapan Prof. Dr. Alper, çarpıcı bir açıklamada bulundu: Doktor da olsanız komutanın emrine uymak zorundasınız. Önce asker sonra doktorduk
Prof. Dr. Ahmet Alper, 17 yaşından 50 yaşına kadar 33 yıl Silahlı Kuvvetlerde kalmış. İstanbul Askeri Fakülte Yüksekokulları birincisi olarak mezun olmuş Tıp Fakültesinden. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) 1980de İç Hastalıkları ve Gastroentoloji İhtisasını tamamlamış, Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesine binbaşı rütbesiyle, gastroentoloji uzmanı olarak tayin edilmiş. 1982 yılı sonunda GATA Gastroentoloji Kliniğine müşavir uzmanlık kadrosunda görevli olarak çağrılmış, 1986da doçent, 1990 yılı sonunda da profesör olmuş.
TSKnın kudretli generalleri, Kenan Evren, Doğan Güreş, Güven Erkaya, Fevzi Türkeri, Vural Beyazıt, Necip Torumtay gibi isimlerin doktorluğunu yapmış. GATAyı yakından tanıyor diye kapısını çaldık, bir doktor olarak tanık olduğu YAŞ mağdurlarının tüyler ürperten dramlarını ondan dinledik. Özellikle Ergenekon Soruşturmasında ismi gündeme gelen komutanların tercihine mazhar olan GATAnın sihrini anlamaya çalıştık. Prof. Dr. Ahmet Alper GATA ile ilgili bugüne kadar hiç yapılmamış tespitleri, açık yüreklilikle yaptı, yıllarca yaşadığını tek cümle ile özetledi: Önce askerdik, sonra doktor....
GATAdaki yapılanma 1998 yılından sonra çok daha farklı hale gelmiştir. GATAda 1998 yılına kadar sadece tümgeneral rütbesinde doktorlar komutandı. 1998 yılından sonra doktorlar komuta işleriyle uğraşmasın, onlar doktorluk yapsınlar, komuta işlerini korgeneral rütbesinde bir general yürütsün diye ayrı bir kadro açıldı. GATA komutanı korgeneral sınıfında, doktor olmayan bir generale devredildi. Askerliğin genel yapısı itibariyle, hiyerarşik sistem içinde bağlı olduğumuz komutanın emrine emredersiniz diye uymak zorundasınız. Askerlik de kuraldır, komutanın verdiği emir yapılır, itiraz da edilirse ondan sonra gerekli yerlere müracaat edilir ama komutanın emri yerine getirilir.
Komutan emir verince doktor da olsa yerine getirecek, başka çaresi yok.
GATAda sağ-sol gibi bir hizipleşme yoktur. Bu Mekteb-i Tıbbiye-i Şahanenin kuruluşundan itibaren belli bir kadrolaşma söz konusudur.
Bütün komutanların orada bize her zaman için söyledikleri bir şey var, Önce asker, sonra doktor derlerdi.
Önce askeriz, önce askerdik.
GATAda yatmak isteyen sanıkların en düşük rütbelisi albay, komuta kademesi yani. GATAda daha önce komutan olarak kendilerine hizmet edilmiş, değer verilmiş, saygı görmüş kimseler, elbette GATAyı tercih ederler. Sanık, tutuklu bir kimsenin sağlık sistemi içerisinde hangi yöntemle, hangi şekilde, nerede, hangi sağlık kuruluşlarında ne şekilde muayene edileceklerine dair kurallar vardır. Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletiyse bu kurallar, herkese aynı şekilde işletilmelidir.
GATAnın tercih edilmesi çok normal, gidecek orada komutan gibi karşılanacak. Mesela, Çetin Doğan 1. Ordu Komutanı olarak GATAda her zaman özel bir ilgi, muamele görmüş. Şimdi orada general odasında yatmaktadır, tutuklu odasında değil. Bir orgenerale yapılması gereken muamele ile işlem görmektedir, başka türlü bir işlem görmesi mümkün değildir.
GATAda asker, subay herkes için tutuklu odaları vardır. En azından kapısında nöbetçi olur, pencereleri demirlidir, herkes girip çıkamaz. Ama, tabii ki GATAda bunlardan uzak oluyorlar. Daha önce ast-üst ilişkisi içinde olduğu kimselerle, yani dostlukları olan kimselerle irtibat halindeler, bir aradalar. Böyle bir şey olmaz.
Öncelikle şunu kabul etmek lazım, bir tabip subay için her şeyden önce hasta hastadır. Hastaya ilgi, şefkat, teşhis koymak, tedavi etmek bir tabip subayın görevidir. Dinsel, ideolojik, ırkçı, herhangi bir şekilde ayırım yapması düşünülemez. Ama, yine de insanların çok farklı ruhsal yapılar içinde olduklarını kabul etmek lazım. Bu nedenle tabipler içinde de yemini bir tarafa bırakıp, ideolojisi peşinde koşan kimseler bulunabilir.
Ast-üst ilişkisi, hasta-doktor ilişkisini etkilemez. Bilimsel eğitim ayrı, ast-üst ilişkisi ayrıdır. Teğmen üsteğmene uyacaktır, üsteğmen albayın emrini yerine getirecektir. Bunun yanında mesela, GATAda şu anda asteğmen rütbesinde öğretim üyeleri de vardır, bilimsel yönden söylediklerine itibar edilecek kimselerdir. Asteğmen diye onun vereceği direktifi kabullenmeme diye bir şey söz konusu olmaz ama aslında bunlar öyle bir şekilde görevlendirilir ki, genelde yüzbaşıya bir asteğmenin direktif vermesi önlenecek şekilde ayarlamalar yapılabilir.
Bizi ast olarak da doktor olarak da görürler ama doğal olarak ast olarak değerlendiriyor. Bana geldiği zaman beni ast olarak görür ama profesörlüğüme, bilgime de saygı duyarlar.
Fahrettin Alparslan i | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.04.2010 | | | GATAdanattılar3günsonraöldüGATAdan attılar 3 gün sonra öldü |
|
| Yeryüzünde cehennem... | Vatan Gazetesi | 27.01.2010 12:43 |  | | | İtalyan televizyonu, iyi bir gelecek için Libyanın çöllerini aşarak denize ulaşmaya çalışan Afrikalı göçmenlerin, çölün ortasındaki dramlarını ilk kez görüntüledi.. | | Vatan Gazetesi Son Dakika 27.01.2010 | | | YeryüzündecehennemYeryüzünde cehennem |
|
| Kılıçdaroğlu'na manidar davet | Samanyolu Haber | 06.01.2010 12:03 |  | | CHPli Buca Belediye Meclisi Üyesi Adnan Öztekin, İstanbuldaki taşeronlaşma mağduru işçiler için eyleme katılan Kemal Kılıçdaroğlunu, yılbaşında birçok işçinin çıkarıldığı Bucaya da davet etti. Öztekin, Herkesi aynaya bakmaya davet ediyorum. dedi. Biz CHPliyiz, biz sosyal demokratız, biz emek ve emekçinin partisiyiz. şeklinde konuşan Öztekin, CHPnin başkalarını eleştirmek yerine özeleştiri yapması gerektiğini söyledi. Başkalarını kınamanın kolay olduğuna dikkat çeken CHPli Belediye Meclis Üyesi Öztekin, şunları kaydetti: Hepinizi aynaya bakmaya davet ediyorum. Solcu musunuz, emeğin ve emekçinin yanında mısınız? Eğer öyleyseniz Buca Belediyesinden çıkarılan işçiler, sizleri de en az benim kadar yaralamıştır. Günlerden beri televizyonlarda haklarını arayan Tekel işçilerinin, İstanbul Belediye İtfaiyesi işçilerinin dramlarını izliyor, mağdur edenlere en ağır eleştirilerle yükleniyoruz. Kılıçdaroğlu, yeni yılın ilk günlerinde CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ile birlikte, taşeronlaştırma sonucu işsiz kalan itfaiyecilerin Saraçhane Parkındaki çadırına gitmiş, birlikte halay çekmiştir. Tüm CHPli arkadaşlarıma sesleniyorum. Lütfen partimizin gereklerini yerine getirelim, seçim sözlerimizi tutalım. Yaralanan kamu vicdanını yeniden tesis edelim. Mağdur ettiğimiz işçilerin mağduriyetlerini giderelim. Bize yakışan budur. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.01.2010 | | | KılıçdaroğlunamanidardavetKılıçdaroğluna manidar davet |
|
| Ezanı duyan halk ağlamaya başladı | Samanyolu Haber | 02.12.2009 14:54 |  | | Tiflisin Karacalar köyünde yaşayan İntizar Annenin mütevazı evi, Türk Okullarının Orta Asyaya açılan ilk kapısı konumunda. 1990da, Asyaya ilk giren 4 öğretmeni ağırlayan bu ev, bölgeye gelenlerin hâlâ ortak adresi. 1990 yılının soğuk bir ocak günü. 4 Türk eğitimci, Sarp Sınır Kapısından Gürcistan topraklarına girer. Hedefleri, 70 yıldır komünizmin kendilerinden kopardığı kardeşlerine kavuşmak ve bu yeni dönemde onların yanında olmaktır. Sınır kapısına sadece 15 kilometre uzaklıktaki Batuma gelen dört idealist isim, bir süre burada kaldıktan sonra, başkent Tiflise geçer. Önce bir otele yerleşen eğitimciler, daha sonra şehri turlayıp aşina bir çehre, dertlerini anlatabilecekleri birilerini aramaya başlar. Kaderin cilvesine bakın ki bindikleri taksinin şoförü, Türkiyeden göç etmiş Kürt asıllı bir Gürcistan vatandaşı çıkmıştır. Yıllar sonra karşılarında Türkiyeden gelen insanları gören taksici de heyecanlanmıştır aslında. Türklerin burada ne aradığını fazla anlayamamıştır ama yine de misafirleri götürebileceği, onlarla aynı dili konuşabilecek bir yer vardır aklında. Kırık dökük Türkçesiyle, daha çok Azerilerin yaşadığı, Tiflise 20 kilometre uzaklıktaki Karacalar köyüne gitmeyi teklif eder.
Fazla alternatifi olmayan eğitimci grubu bu teklifi hemen kabul eder. Kısa bir yolculuktan sonra Karacalar köyüne gelmişlerdir gelmesine ancak ellerinde ne kapısını çalabilecekleri bir adres, ne de tanıdıkları isim vardır. Köy meydanında etrafı kolaçan ederken, İsmail adlı bir Azeri genci çıkar karşılarına. İsmail köye gelen yabancıları görmüş ve koşarak annesine haber vermiştir. Gelenlerin Türk olduğu kısa sürede köye yayılınca, annesi İsmaili tekrar köy meydanına göndermiş ve misafirleri eve getirmesini istemiştir.
Bu sırada İntizar Hanımın evinde misafirleri karşılama telaşı başlamıştır. Bir yanda ikram telaşı, diğer yanda yılların birikimi müthiş bir heyecan dalgası sarmıştır evi. İsmail, misafirleri eve getirir ancak gelenlerin vakti çok azdır. Çünkü o dönemde otellere son giriş saati vardır ve onlar bu saati kaçırıp dışarıda kalmamak için hemen Tiflisteki otellerine dönmek istemektedir. İntizar Hanım misafirlerine sadece su ikram edebilir. Bu esnada onları gözlemlemeyi de ihmal etmez. Suyu oturarak içtiklerini görünce, gelenlerin dini bütün insanlar olduklarına kanaat getirir. O günkü duygularını kendine özgü üslubuyla aktarıyor: ?Benim kayınvalidem yahşi hocaydı. Suyu oturarak içeceksin derdi, oradan biliyorum.? Evde yarım saat kalan misafirler İntizar Hanıma teşekkür edip ertesi gün tekrar gelmek üzere sözleşerek Karacalar köyünden ayrılır.
Bundan 19 yıl önce Gürcistanın bir köyünde yaşanan bu hadise, bugün Orta Asyadan başlayarak dünyaya yayılan Türk okulları gerçeğinin ilk adımını oluşturuyor aslında. Karacalar köyü ve İntizar Hanımın evi, bir eğitim destanının temellerinin atıldığı ilk mekân olma özelliği taşıyor. İntizar Hanım, hâlen bu köyde ve aynı evde yaşamını sürdürüyor. Türkiyeden gelen misafirleri ağırlamak, hayatının en önemli aktivitesi. Bu belki de 70 yıl süren bir intizarın (bekleyiş) en önemli meyvesi. Bu bekleyişin bitişiyle başladığı ve 19 yıldır sürdürdüğü ev sahipliği ise çok derin ve ilginç hatıraları içinde barındırıyor. Buna rağmen ilk misafirlerin hatıraları hepsinden değerli. İlk gelenlerin hatıralarına ara verip bu çilekeş Azeri kadının hayat öyküsünden bahsedelim biraz.
Evinde ağırladığı Türk eğitimcilerin tabiriyle ?İntizar Annenin hayat öyküsü, bir dönemin dramlarını ve acılarını fazlasıyla yansıtıyor. Ticaretle uğraşan eşi, bir Rusya seyahatinde aracını soymak isteyen hırsızlar tarafından vurularak öldürülür. İntizar Anne, genç yaşta, hayat mücadelesinde yalnız kalmıştır. Tekrar evlenmeyi düşünmez ve üç çocuğunu tek başına yetiştirmeye karar verir. Eşinin ani vefatı bir yana, Sovyet döneminde bir Müslüman olarak yaşamanın kendine özgü zorluklarını da bütün ağırlığıyla hissetmektedir. O zorluklardan bahsederken gözleri dalıp gidiyor ve başlıyor anlatmaya: ?Ne hocamız, ne de bir camimiz vardı ama dinimizi sakladık, bırakmadık. Ramazanımız, bayramımız belki bir gün ileri, belki bir gün geri olurdu, tam vakti bilemezdik ama hiç bırakmadık. Sovyetlerin vaktinde ninelerimiz, dedelerimiz Kuran bilirdi ama gizli okurlardı. Bizim neslimiz Kuran, kıble nedir bilmeden yetişti. Sonunda kurban olduğum Allah Türkiyenin yolunu açtı bize.?
İntizar Anne eşi vefat ettiğinde, çocukları 13, 11 ve 9 yaşındadır. Onları hem büyütmek hem de okutmak için tek başına mücadele eder. Elbette bu mücadele kolay olmaz. O sebepten ?Ben hep açlıkla, yoksullukla hayatımı sürdürdüm.? diyor. Çocuklarını yetiştirmek için yapabileceği tek şey, eşinden kalan tarlaları ekip biçmek ve elde ettiği ürünleri satmaktır. Her gece saat 4te kalkıp kapıyı çocuklarının üstüne kilitleyerek tarlaya gider ve onlar uyanmadan geri döner. O dönem ortam güvenli olmadığından, gece yatarken kapının önüne erkek ayakkabısı bıraktığını anlatıyor. Kendisini ve çocuklarını biraz daha güvende hissedeb | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.12.2009 | | | EzanıduyanhalkağlamayabaşladıEzanı duyan halk ağlamaya başladı |
|
| Büyükadalı Rum Türklerinin kitabı | Haber7 | 01.09.2009 09:42 |  | | |
| Meltem Cumbul, ölü doğmuş | GazetePort | 19.06.2009 12:31 |  | | |
| Ölü doğdum | Hürriyet | 19.06.2009 11:19 |  | | | Oyuncu Meltem Cumbul, hayatının dramlarını anlattı. | | Hürriyet Kelebek 19.06.2009 | | | ÖlüdoğdumÖlü doğdum |
|
| Ölü doğdum | Hürriyet | 19.06.2009 11:17 |  | | | Oyuncu Meltem Cumbul, hayatının dramlarını anlattı. | | Hürriyet Magazin 19.06.2009 | | | ÖlüdoğdumÖlü doğdum |
|
| İzdivaç için eşinden boşanıyor | İnternet Haber | 15.05.2009 12:35 |  | | |
| İzdivaç'la gelen aile dramı | İnternet Haber | 15.05.2009 12:07 |  | | |
| Görünen bir acının derinliklerinde | Zaman | 11.05.2009 02:03 |  | | |
| Görünen bir acının derinliklerinde | Zaman | 11.05.2009 01:57 |  | | |
| Trafik kazaları televizyon dizisi oluyor | CNN Türk | 28.10.2008 15:05 |  | | |
| Trafik kazaları televizyon dizisi oluyor | CNN Türk | 28.10.2008 15:04 |  | | |
| Trafik dramlarını ünlüler anlatacak | Hürriyet | 16.06.2008 01:54 |  | | |
| Ünlüler trafik dizisinde oynayacak ! | Haber3 | 15.06.2008 09:59 |  | | |
| Trafik dramlarını ekranda ünlüler anlatacak | Zaman | 15.06.2008 09:54 |  | | |
|
| |