fıtrî | |
|
| OKUYUCU SORULARI-2 Darb Ve Recm-4 | Milli Gazete | 24.03.2012 21:58 |  | | | Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de Onun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır mealindeki 30/er-Rûm, 21 ayeti, fıtrî durumu dile getirmekte, vakıayı dikkatimize sunmaktadır. Evet, normal şartlar altında eşler arasında sevgi, saygı ve merhamet duygularının bulunması eşyanın tabiatındandır.
Esasen bu ayet üzerinde de, -ayette vurgulandığı gibi- iyi düşündüğümüzde gördüğümüz, eşler arsında modern hayatın telkin ettiği tarzda bir rekabet değil, sevgi ve merhamete dayalı farklı bir ilişkinin mevcut olması gerektiğidir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 24.03.2012 | | | OKUYUCUSORULARI-2DarbVeRecm-4OKUYUCU SORULARI-2 Darb Ve Recm-4 |
|
| 4+4+4'de bu kin niye? | Milli Gazete | 04.03.2012 22:11 |  | | | Yaratılanı yaratandan ötürü sevme şeklinde formüle edilen düşüncede olduğu gibi normal insanın fıtratında başkalarını yani kendi dışında olan varlıkları sevme duygusu vardır. Elbette insan kendini sevmeyi de buna dahil edecektir. Çünkü egoistlik derecesinde değil ama kendini düşünmeyen, kendini kurtaramamış bir insanın, başkalarına faydasının dokunması mümkün değildir. Böyle bir kimse dostunun yüzkarası düşmanının maskarası olur. Fıtrî sevgi insanda çocukluktan itibaren zaman içinde farklı aşamalar kaydederek olgunlaşır.
Bu arada suç işlemek, hata yapmak da insanın başka bir fıtrî özelliğidir. Hatasız kul olmaz anlayışı da bunun güzel bir ifadesidir. Bu cümle hem felsefî hem de imanî bir bağlam içermektedir. Çünkü hatasızlık sadece ve sadece Allaha mahsustur. İş dünyasında iletişim bağlamında dillendirilen sıfır hata da, hatayı en aza indirme arzusundan başka bir şey değildir. Yoksa insan aktivitelerinde hatasızlık diye bir şey mümkün değildir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 04.03.2012 | | | 4+4+4debukinniye?4+4+4de bu kin niye? |
|
| Dua da fıtrî bir ibadet | Samanyolu Haber | 05.02.2012 09:14 |  | | İnsanların başlarına gelen sıkıntılarda, şükür gerektiren durumlarda en fıtri ö... Dua, elleri Yaradana açarak ondan imdat dileme, bağışlanma ve af isteği, acziyetini iliklerine kadar hissedip, kendi benliğini sıfırlayarak Allahın merhamet ve rahmet kanatlarının altına sığınmadır aynı zamanda. Peygamberler de hayatlarının her... | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.02.2012 | | | DuadafıtrîbiribadetDua da fıtrî bir ibadet |
|
| Dua da fıtrî bir ibadet | Zaman | 05.02.2012 02:35 |  | | |
| Dua da fıtrî bir ibadet | Zaman | 05.02.2012 02:09 |  | | |
| Ali Ünal - Ceza, suçun cinsindendir | Zaman | 30.01.2012 01:58 |  | | |
| Ali Ünal - Ceza, suçun cinsindendir | Zaman | 30.01.2012 01:58 |  | | |
| Haklarını vereceğiz demek, ne demek? | Milli Gazete | 17.01.2012 10:43 |  | | | Yakın geçmişte insan hakları olarak bilinen en tabii haklar öylesine gasp edilmiş ki, iktidar koltuğuna oturan veya kendini bu koltuğa aday gören her siyasetçi bu hakları vereceğini söylüyor: Hak vermek, hakkını vermek... Vermek hep üstün olmayı ifade eder. Kürtlerin hakkını vereceğiz, inanan insanlara inanma ve inandıkları gibi yaşama hakkını vereceğiz!Oysa söz konusu haklar insanın en doğal haklarıdır. İnsan bunları doğuştan getirir, bunlar fıtrî haklardır. Yaratanın insana, dünyada kula kul olmadan insanca yaşaması için bahşettiği haklardır. Bu yüzden insan Allaha karşı tam bir teslimiyet içindedir: Doğumda da ölümde de, hastalıkta da Veren Allah, alan Allah, eyvallah! der. Bu konuda insanın boynu kıldan incedir. Çünkü verdiği canı ancak Allah alır. İnsan bu konuda tam bir teslimiyet içindedir. İnsan için önemli olan hayatın hakkını verebilmektir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 17.01.2012 | | | Haklarınıvereceğizdemeknedemek?Haklarını vereceğiz demek ne demek? |
|
| Yedikçe kadavralaşmamak için... | Haber7 | 29.11.2011 07:16 |  | | |
| Daru'l-Hikme seminerleri | Milli Gazete | 17.10.2011 18:05 |  | | | Bilme isteği insanî/fıtrî bir husus. İnsan teklife muhatap kılınmış/layık görülmüş varlık olarak var kılınış amacına uygun davranmanın imkânını ancak bilme güdüsü ile elde edebiliyor. En temel mükellefiyetlerimizi dahi bilmeden yerine getiremiyoruz.
Buraya kadar problem yok. Problem buradan sonra başlıyor. İnsan, özellikle de modern dünyada var olma mücadelesi veren Müslüman, neyi, nasıl, ne ölçüde bilmesi gerektiği konusunda sağlaması yapılmış bir kanaate sahip değilse, bilme güdüsü başı sonu belirsiz bir serüvene dönüşecektir kaçınılmaz olarak. Bu serüvenin sonunda ne mi olacak? Şu üç şeyden biri:... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 17.10.2011 | | | Darul-HikmeseminerleriDarul-Hikme seminerleri |
|
| Kişilikli ve karakterli çocuk yetiştirmenin formülü | Samanyolu Haber | 10.03.2011 13:30 |  | | Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Uzman Pedagog Adem Güneş, Anne-babaların çocukluk sırrını öğrenmeden ve problem çözme yöntemi olarak ceza ve şiddet yöntemini kullanmaktan arınmadan çocuk terbiyesi olmaz dedi.
Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Uzman Pedagog Adem Güneş, Nesil Yayınlarından çıkan son kitabı, Kişilik ve Karakter Gelişiminde Çocukluk Sırrında insanın kişilik ve karakter gelişim sürecini anlatıyor. Güneş, kitabında insan ruhunun hassas olduğunu ve bu hassas ruha göre bir terbiye uygulanmadığı takdirde, sorunlar yaşanacağını söyleyerek yaşanan sıkıntıların sebeplerini ve çözümlerini örneklerle açıklıyor.
Güneş, Ülkemizde; özellikle de son yüzyılda çocuk ruhundan oldukça uzaklaşıldığını görüyoruz diyor ve iyi niyetle yapılan davranışların sonuçlarını toplum olarak ödediğimizi belirtiyor: Çocuğa erken yatmazsa ceza, derslerini vaktinde yaparsa mükâfat veriliyor. Ellerini yıkamadığı için odaya kapatılan, ödevini yapmadığı için kapı arkasında tek ayak üstünde bekletilen çocuklarla sarılı etrafımız. Hiçbir çocuğa bu şekilde davranış kazandırılamaz. Ancak kazandırıldığı sanılır. Anne-baba çocuğun yanından ayrılınca, çocuk bu davranışları bırakır. Çocuk dünyasını hissedemeyen bir anne-baba, çocuğunu iyi bir şekilde yetiştirmek istediği halde, çoğu defa çocuğunun kişilik ve karakterini bozduğunun farkında bile değildir. Çocuk terbiyesi, çocuğu hissetmeden olmaz.
Anne-babaların çocukluk sırrını öğrenmeden ve problem çözme yöntemi olarak ceza ve şiddet yöntemini kullanmaktan arınmadan çocuk terbiyesi olmaz diyen Pedagog Güneş, Bu şekilde olsa olsa, içinde farklı, dışında farklı; iki kişilikli suni bir insan çıkar ortaya! diyerek, insan yetiştirmenin ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor.
PEDAGOJİDE YENİ BİR EKOL: ANADOLU PEDAGOJİSİ
Çocukluk Sırrında Çocuk dünyasını kimin tarifi ile tanıyacağız? diye sorulan sorunun cevabı da veriliyor. Güneş, Bir kültürde hoşgörü ile karşılanacak olan bir davranış, başka bir kültürde kâbus gibi algılanabilir. Bu yüzden diyoruz ki, pedagoji, kültürden bağımsız olamaz! diyor.
Bu sebeple pedagojide yeni bir ekole de imza atan Uzman Pedagog Güneş, bu ekole Anadolu Pedagojisi diyor. Ve kitapta Batı Pedagojisi ile Anadolu Pedagojisinin farklılıklarını açıklıyor. İnsan ruhuna en uygun olan pedagojik yöntemlerin Anadolu Pedagojisinde olduğunu söylüyor: Batı Pedagojisinin dünyaya baktığı pencerede yaşam, kişinin kendi başına mücadele ettiği yerdir. Kişinin kendinden başka gerçek dostu yoktur diye düşünüldüğü için bütün ilişkiler sınırlıdır. Evlilikler bile Yarın ne olur ne olmaz denilerek, ayrılık durumunda kişinin bekârlığı sırasında edindiği malların eski sahiplerine verilmesi prensibiyle kurulur. His dünyasını kullanmaktan kaçınan bir kişi ne evliliğinde, ne dostluklarında, ne de sosyal hayatta başarılı olur. Çevresindeki kişilere huzur veremez. Anadolu Pedagojisinin, insanın duyu dünyasının en üst seviyeye çıkmasını, hissedebilme yeteneğinin en yüksek derecede olmasını hedeflemesi, Batı Pedagojisiyle arasındaki en temel farktır. Bunun tam tersi olarak, Anadolu Pedagojisinde bir insanın duygu dünyasını kullan(a)mıyor oluşuna, hastalıklı bir ruh hali olarak bakılır. Çünkü insan, duygu dünyasını kullanabildiği kadar insandır! Yaşam çok acımasız diye, bir çocuğun duyarsızlaştırılması, acılara karşı hissetme yeteneğinin kaybolması, insanlığının da kaybolması şeklinde değerlendirilir. Çünkü Anadolu Pedagojisinde insan, hissedebildiği kadar insandır.
ANADOLU PEDAGOJİSİ, KENDİN OLMA PEDAGOJİSİDİR
Kitapta, Anadolu Pedagojisinin bir coğrafya pedagojisi olmadığını belirten Uzman Pedagog Güneş, Bu pedagojinin elde ettiği sonuçlar, insan ruhunun özgürleşmesine, onun fıtrî olmasına yol açar. Bu yüzden sadece bu coğrafyada uygulanılması gereken bir pedagoji olarak algılanmamalıdır. Çocuk terbiyesinde birçok model var ki, çocuğu bir şekle sokmak, zoraki kişilik oluşturmak adına onunla çatışma ve bu çatışmadan kârlı çıkma üzerine inşa edildiği halde, Anadolu Pedagojisi, çocuğun bir fıtratı olduğunu söyler. Bu fıtratın ortaya çıkabilmesi için onun güven içinde ve benliğine saygı duyan yetişkinlerle varolması şartını getirir demektedir. diye konuştu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 10.03.2011 | | | KişiliklivekarakterliçocukyetiştirmeninformülüKişilikli ve karakterli çocuk yetiştirmenin formülü |
|
| Hülya Pala, İskender Pala?nın evlilik teklifini Sevgililer Günü?nde kabul etmiş | Samanyolu Haber | 13.02.2011 10:52 |  | | Türk edebiyatına aşk üzerine yazılmış romanlar kazandıran İskender Palanın eşi Hülya Palanın evlilik teklifini Sevgililer Gününde kabul ettiği bildirildi.
Aylık kültürel aile dergisi Moral Dünyası, şubat sayısında Hülya Pala ile yapılmış bir röportaja yer verdi. Röportajda Hülya Palanın İskender Pala tarafından yapılan evlilik teklifine 14 Şubat Sevgililer Gününde evet cevabı verdiği belirtilerek, Hülya Palanın aşk hakkındaki düşünceleri şöyle aktarılıyor: Ben aşk konusunda İskender Beyden biraz farklı düşünürüm. Bu farklılık hem mizaç yönünden hem de algılama bakımındandır. Mesela duygusallığı hem yaşayış hem de ifade ediş biçimim zayıftır, hayatı algılayışım kesin çizgiler içinde, çok köşeli, kalıplara dayalıdır. Benim aşk konusundaki fikrim Fuzulinin ifadesiyle Oğlan acep olmaz, olsa âşık / Âşıklık işi kıza ne layık diye özetlenebilir. Bu düşünce sadece kendim içindir; başkalarını âşık oldukları veya aşk yolculukları yaptıkları için yadırgayıp eleştirmiyorum, sonuçta yaratılışlar farklı. Sonuçta ben kadının sevilen, erkeğin de seven konumunun fıtrî olduğunu düşünüyorum. Benim fıtratım da böyle.
Hülya Pala, aşkı tetikleyen güzellik üzerine sorulan bir soruya ise şöyle cevap veriyor: Güzellik ilk görüş anı için etkili olabilir fakat ilerleyen zaman içerisinde, ilişkilerin yolunda gitmesi için güzellik yeterli değildir. Asıl olan gönül güzelliği, iç güzelliğidir. Evliliğin sağlıklı yürüyebilmesi için eşlerde başka meziyetler de gerekir. Aksi hâlde güzellik problem çözmez. Gençler kendilerine eş ararken maddî güzelliğe değil de iç güzelliğine bakmalıdırlar bence.
Hülya Pala, evlilik aşkı öldürüyor mu? şeklindeki soruya ise Benim anladığım manada öldürmez, aksine muhafaza eder. Sevginin devamlılığı için sınırlarımızı belirlemeli ve karşılıklı ihlalden sakınmalıyız, birbirimize özgür alanlar ve zamanlar tanımalıyız. Ben kendi özelimde her şeyde olduğum gibi bu konuda da mütevekkilim, çaba sadece sorumluluktan kurtulmak içindir, olacağı engellemez. diye cevap veriyor.
Hülya Pala, İskender Palanın sözcülüğünü yaptığı ve romanlarında işlediği aşkı günümüz dünyasında yaşamanın ve devam ettirmenin mümkün olup olmadığı sorusuna ise şu cevabı veriyor: İnsanoğlu ve dünyamız yaratılalı beri bu değişim problemi hep vardır. Öyle olmasa en eski yazılı kaynaklardan olan tabletlerde, Dünya kötüye gidiyor, gençleri bu kötü gidişten kurtarmalı! cümlesi yer almazdı. Galiba bizler olgunlaşıp zihinlerimiz netleşince, daha sağlıklı düşünmeye ve davranmaya başladıktan sonra şimdiyi bozuk, yanlışlar içinde görüyoruz. Maddeyi öncelemek, materyalizmin dünyayı sarması ve insanların sonu gelmez ihtirasları da biraz o duygusal ve soyut dünyayı öldürüyor zannederim. Dünyanın her çağında iyilerle iyilikler ve kötülerle kötülükler her zaman bir arada olmuştur. Sadece, bazen iyiler, bazen de kötüler baskın olmuşlardır. İskender Beyin sözcülüğünü yaptığı aşk böyle bir dünyada elbette fazla yer bulamayacaktır. O, tarihin en derin, en manalı, en asil ve zarif aşklarını anlatır. Sıralamasını mana üzerine kuran bir aşkın, maddeci dünyada ne kadar etkinliği olabilir ki? İskender Beyin anlattığına göre otuz yıl önce de aşk henüz bir sır, bir gizlilik iken şimdi ortalıklara saçılıyor, gazetelerin çarşaf çarşaf sayfalarında magazin konusu oluyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 13.02.2011 | | | HülyaPalaİskenderPala?nınevlilikteklifiniSevgililerGünü?ndekabuletmişHülya Pala İskender Pala?nın evlilik teklifini Sevgililer Günü?nde kabul etmiş |
|
| Kocalık statüsünü tartışmak | Haber7 | 09.02.2011 06:29 |  | | | Erkek evin reisidir, büyüğüdür, aile reisine saygı ve itaat gerekir. Erkeğin bu “doğal” ya da “fıtrî” imtiyazlarını tartışmaya açan her tür düşünce tehlikeli ve yozlaşmış batı medeniyetinin ürünü kabul edilir. | | Haber7 Son Dakika 09.02.2011 | | | KocalıkstatüsünütartışmakKocalık statüsünü tartışmak |
|
| Bediüzzaman Said Nursî'den kadınlara tavsiyeler... | Milli Gazete | 11.12.2010 16:36 |  | | |
Bediüzzaman, Benim ehl-i iman ahiret hemşirelerime şeklinde kadınları konu ettiği bir yazısında annelerin çocuklara yaklaşım tarzını şöyle eleştirir:
O şefkatli vâlide çocuğunun dünyevi hayatta zarurete düşmemesi, fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır. Onu öyle yetiştirir, imanını takviye etmeden yabancı memleketlere gönderir. Yabancıların kucağına atar. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünemiyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o mâsum çocuğu terbiye-i İslâmiyeden mahrum bırakır. Dalâlete düşmesine sebep olur. Bu yüzden o çocuk vâlidesinin şefkatine karşı lâyıkı ile mukabele edemez. Belki de kusur eder. Eğer hakikî şefkat sûiistmâl edemeyerek evlâdını faziletli ve imanlı olarak yetiştirse o çocuğun bütün hasenatının bir misli validesinin defter-i amaline geçer.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 11.12.2010 | | | BediüzzamanSaidNursîdenkadınlaratavsiyeler Bediüzzaman Said Nursîden kadınlara tavsiyeler |
|
| Eşref Edib-Bediüzzaman Said Nursî dostluğu üzerine... | Milli Gazete | 21.11.2010 18:04 |  | | | Eşref Edib, Bediüzzaman Said Nursîyle son olarak 1952 senesinde Sirkecideki Akşehir Palas Otelinde görüşür. Bu süreçte Said Nursî muhakeme edildiği Gençlik Rehberi başlıklı eserinden dolayı İstanbula gelmiştir. Eşref Edib işte 1952 yılının bahar ayında Bediüzzamanla İstanbula bu gelişi üzerine bahsi geçen otelde buluşur. Eşref Edib daha sonra bu görüşme ve mülakatı Sebilürreşad mecmuasında neşreder. Bu mülakatın ilk paragrafı şöyledir:
Üstadla tanışmamız kırk seneyi geçti. O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir, Âkifler [Mehmed Âkif], Naîmler [Babanzâde Ahmed Naim], Feridler [Ömer Ferid Kam], İzmirlilerle [İzmirli İsmail Hakkı] birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celâdet ve şehamet bizi de heyecanlandırırdı. Harikulâde fıtrî bir zekâ, ilâhî bir mevhibe. En mûdil meselelerde zekâsının kudret ve azameti kendisini gösterir. Daima işleyen ve düşünen bir kafa. Nakillerle pek meşgul değil. Onun rehberi yalnız Kuran. Bütün feyiz ve zekâ kaynağı bu...... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 21.11.2010 | | | EşrefEdib-BediüzzamanSaidNursîdostluğuüzerine Eşref Edib-Bediüzzaman Said Nursî dostluğu üzerine |
|
| [Yorum - Furkan Aydıner] Tüketerek tükenmek veya fıtrî yaşamak | Zaman | 20.11.2010 01:59 |  | | |
| Tesettür, başörtüsü farzdır... (9) | Milli Gazete | 23.10.2010 17:58 |  | | | Çarşaf, İslâm kadınlığının sembolüdür. Aşağıdaki yazıyı, meşhur ediblerimizden Yâkub Kadri Karaosmanoğlu, Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında kaleme almıştı. O devirde Türk hanımları çarşaf giyiyor, peçe takıyorlardı. Fakat bazı Avrupa hayranları, kadınların açılıp soyunmaları gerektiğini iddia ediyor, bunu medeniyet ve terakkinin zarurî bir şartı sanıyorlardı. Yâkub Kadri Bey, aslında dindar ve muhafazakâr bir şahsiyet olmamakla beraber, hiss-i fıtrî ve zevk-i selim sahibi bir Osmanlı münevveri olarak, hanımlara hitaben aşağıdaki yazıyı neşretmişti. Aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçmiş bulunuyor. Çarşaf, peçe, imparatorluğumuz, eski İstanbul ve millî kültürümüzle beraber Yâkub Kadri Bey de tarihe İntikal ettiler. Yâkub Kadri Beyin bu unutulmuş yazışını kitabımıza eklemekte fayda gördük.
Çarşaf Ve Peçeye Dair... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 23.10.2010 | | | Tesettürbaşörtüsüfarzdır(9)Tesettür başörtüsü farzdır (9) |
|
| ABDULLAH AYMAZ - Saklı inciler | Zaman | 09.08.2010 02:00 |  | | Bazı güzellikler burnumuzun dibinde olur da farkında bile olamayabiliriz... Ülkemizde böyle zamanla fark ettiğimiz Lülü-ü meknunlar var. 26 medeniyetin gelip geçtiği, tarih boyunca hep mağdur ve mazlumların sığınağı olagelen Anadolumuz adeta bir açık hava müzesi olduğu gibi, yer altında gizli çok kıymetli madenleri ve yer üstünde Cenab-ı Hakkın bahşettiği fıtrî güzelliklerle de apayrı lütuflara mazhar. İnsanımız dünyayı tanıdıkça, kendisini ve üzerinde yaşadığı vatanın değerini de çok daha iyi anlayacaktır. | | Zaman En Çok Okunan 09.08.2010 | | | ABDULLAHAYMAZ-SaklıincilerABDULLAH AYMAZ - Saklı inciler |
|
| ABDULLAH AYMAZ - Saklı inciler | Zaman | 09.08.2010 02:00 |  | | Bazı güzellikler burnumuzun dibinde olur da farkında bile olamayabiliriz... Ülkemizde böyle zamanla fark ettiğimiz Lülü-ü meknunlar var. 26 medeniyetin gelip geçtiği, tarih boyunca hep mağdur ve mazlumların sığınağı olagelen Anadolumuz adeta bir açık hava müzesi olduğu gibi, yer altında gizli çok kıymetli madenleri ve yer üstünde Cenab-ı Hakkın bahşettiği fıtrî güzelliklerle de apayrı lütuflara mazhar. İnsanımız dünyayı tanıdıkça, kendisini ve üzerinde yaşadığı vatanın değerini de çok daha iyi anlayacaktır. | | Zaman Köşe Yazıları 09.08.2010 | | | ABDULLAHAYMAZ-SaklıincilerABDULLAH AYMAZ - Saklı inciler |
|
| Efendimiz, fıtrî hayatın talimcisidir | Zaman | 23.07.2010 02:01 |  | | |
| Kur'ân ve Sünnetteki örnek aile | Samanyolu Haber | 27.04.2010 17:00 |  | | Aile ve din insanlığın tarihi kadar kadîm iki kurumdur ve bu iki müessese birbiriyle sıkı münasebet hâlindedir. Din, ailenin oluşmadan önceki aşamalarında, kuruluşunda, işleyişinde ve sonlanmasında önemli ilkeler ve ayrıntılı hükümler getirmiştir. Bütün dinlerde aile ile ilgili hükümler vardır.
Bir başka açıdan bakıldığında dinî değerlerin korunmasında ailenin rolü ne kadar büyükse ailenin korunmasında da dinin tesiri o kadar önemlidir. Dolayısıyla bu iki kurum bekâsı için belli ölçüde birbirine muhtaçtır. Son din İslâm ve onun öğretilerinin yön verdiği Müslüman aile için de bu esas geçerlidir.
Acaba İslâmın iki ana kaynağı Kurân ve Sünnet aile için nasıl bir model öngörmektedir? Öncelikle aile nikâh akdiyle kurulur. Nikâh, insan neslinin varlık sebebi olan ailevî münasebetin tek meşru yoludur.1
Kâinattaki canlıların varlık ve neslinin devamı erkek ve dişinin birleşmesine bağlanmıştır. Sadece insanlarla alâkalı değil hayvan2 ve bitkiler3 ile ilgili genel kural da budur. Meselâ rüzgârların fonksiyonlarından birisi erkek ve dişiyi buluşturarak bitkileri aşılamak ve sebze-meyve oluşumunu sağlamaktır.4 Bu sebeple canlı varlıklar çift yaratılmış,5 Hz. Nûha (a.s.) tufandan önce gemisine her cins hayvandan birer çift alması emredilmiştir.6 ?Bütün çiftleri o yaratmıştır? âyeti7 varlıkların hayata çıkmaları ve nesillerinin devamlılığının bu yolla sağlandığına ve bunun da bir lütuf olduğuna işaret etmektedir. Bu sebeple erkek-dişi, kadın-erkek birisi diğerinin varlık sebebi olacak ölçüde birbirlerine mahkûmdurlar. Kadın-erkek arasındaki mutlak üstünlüğü ya da üstünlük tartışmalarını mânâsız kılan da budur.
Neslin devamı için kadın ve erkek birbirine ilgi duyacak şekilde yaratılmıştır. Esasen bu, fıtrat kanunudur. Çünkü zıt kutuplar birbirini çeker. Varlık da bundan doğar. Karı-koca için kullanılan zevc kelimesinde de bu incelik gözükmektedir. Zîrâ zevc aynı cinsten8 fakat zıt özellikteki, karşıt kutuplu varlıklar (erkek-dişi)9 için kullanılır. Karı-koca arasındaki uyum, ahenk ve ünsiyeti sağlayan, varlığı doğuran, sürekliliği sağlayan da budur. Arzular, tatmin edildiklerinde son bulsa da, bahse konu özellikleriyle eş olmak her ân birbirlerine olan arzuyu tazelediğinden eşler arasında sürekli bağlılık sağlanmaktadır.
Karşıt cinsleri birbirlerine cazibe merkezi hâline getiren şehvet dürtüsüdür ve bu arzu insanın en zayıf yönünü teşkil eder.10 Bunun için Kurân-ı Kerîm zina yapmayın yerine zinaya yaklaşmayın ifadesiyle zinaya götürebilecek ortamlardan uzak durulmasını talep eder.11 Zîrâ o girdabın içinden çıkmak kolay bir iş değildir.
Bundan dolayıdır ki hadîste zina daveti alan ve Allahtan korktuğunu beyan edip bu talebi reddeden mümin hesap gününde Yüce Yaratıcının özel misafiri olarak ağırlanacak yedi sınıf içinde sayılmıştır.12 Hattâ böyle bir imtihanla karşı karşıya kalıp da nefsini yenen bir müminin dünya sıkıntılarından birisiyle karşı karşıya kalıp da çaresizliğe düştüğünde Allaha bu ameliyle tevessül etmesi durumunda Allahın o şahsı bu sebeple sıkıntıdan kurtaracağı hadîste bir örnekle anlatılmaktadır.13
Nikâh, dinî bir vecibe olan14 iffeti korumanın15 kalkanıdır. Esasen iffet şehvete hükmetme ve onu meşru yoldan tatmin etme sonucunda ortaya çıkan bir fazilet, şehvetin insana hükmetmesi ise iffetsizliği doğuran bir rezilettir. Buna göre zinaya düşme endişesi taşıyıp da malî gücü yerinde olan sorumluluk sahibi kişilere evlilik farz olmuştur.16 İşte bu noktadan yaklaşıldığında nikâhla oluşan ailede eşler, dış etkilere karşı birbirlerinin elbisesidir17 ki, bununla her birisi diğerini koruyup kollar/sarıp sarmalar, aile mahremiyetlerini dışarıya sızdırmazlar. Bu elbisenin materyali de Allahın emir ve yasaklarına saygı ve sevgiyle bağlılık anlamına gelen takvâdır.18 Bu yapı giysiye, şehevî duyguların tesirine karşı kuvvetli bir koruma, nefsî zaaflara karşı sert bir direnç gücü kazandırır. İşte bunun için Hz. Peygamber (s.a.s.) bağımsız yönelişin ve nefsî arzuların en yoğun ve güçlü olduğu dönemden geçen gençlere seslenerek imkânı iyi olanların evlenmelerini istemiştir.19
Kurân-ı Kerîme göre kadın ve erkek birbirlerine karşı üstünlükleri bulunan iki farklı cinstir. İki varlık arasındaki farklılık birinde olanın diğerinde bulunmadığı özelliği gösterir. Bu husus kadın-erkek arasındaki mutlak üstünlük iddiasını ortadan kaldırmaktadır. Nikâh yoluyla birliktelik sağlayan taraflardan her birisi, üstün yönleriyle yekdiğerinin eksikliklerini tamamlamakta20 ve bu yolla ayrılmaz biçimde iç içe geçip bütünleşmektedir.21 Bu farklılığın getirdiği üstünlük tabiî olarak karı-kocaya farklı roller yüklemektedir ki, eşler birbirlerine ait bu doğal/fıtrî rolleri çalma girişiminde bulunmamalıdır.22
Kurân-ı Kerîmin eş için zevc kelimesini kullanması da bu hususu en güzel şekilde açıklamaktadır. Çünkü zevc kelimesi sözlükte aynı zamanda ayakkabı, terlik ve mest gibi çift giysilerin her bir teki (sağı-solu) için kullanılır.23 Karı-koca için kullanılan zevcân/zevceyn ifadesi de bir çift (i | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.04.2010 | | | KurânveSünnettekiörnekaileKurân ve Sünnetteki örnek aile |
|
| Çocuklarımız için dualar | Samanyolu Haber | 05.04.2010 16:22 |  | | Yüce Allahım! Sana hamd ve Senin Resulüne selâm olsun. Allahım günahlarımı bağışla. Bana rahmetinin kapılarını aç İnsanın sığınacağı yüce bir mercie yönelmesi ve hâlini Ona arz etmesi şeklinde tarif edilen dua, küçük yaşlardan itibaren görülen fıtrî bir davranıştır. Dua sadece söz ile değil, hâl ve davranışlarla, ihtiyaç ve istidat lisanıyla da yapılır. Duada Rabbimizle baş başa kalır, istediklerimizi Ona açarız.
Çocuk eğitimine yönelik kitap, dergi çalışmaları ülkemizde yeni yeni gelişmektedir. Pedagojik zaaflar ve çocukların idrâk seviyelerine hitap etmede bazı eksiklikler göze çarpsa da, son zamanlarda eskiye nazaran daha nitelikli eserler yayımlanmaktadır. Ancak yetişkinler için birçok dua kitabı bulunabilirken, çocuklara yönelik elle tutulur bir çalışma yok denecek kadar azdır. Hâlbuki çocukların mücerret düşünebilmelerinde, müspet bir kimlik ve karakter geliştirebilmelerinde din eğitiminin önemli bir parçası olan duanın rolü oldukça büyüktür. Genel olarak çağrı, yakarış, isteme, yöneliş, zikretme, cevap verme, düşünme, rica, niyaz, övme, güvenme, Allah ile konuşma veya iç dökme, pişmanlık duyma gibi geniş mânâları ihtiva eden dua, çocukların temel ruhî ihtiyaçlarındandır. Müspet his ve davranışların gelişmesinde, şahsiyetin olgunlaşmasında duanın rolü büyüktür.
Dua, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından ibadetin özü olarak tarif edilmiştir (Tirmizi Daavat 1). Mânevî bir sığınak olan dua, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağ oluşturur. İnanan insan dua sayesinde Sonsuz Kudrete sığınır. Dua, insanın iç dünyasından başlayarak bütün âlemi evrensel bir dil olarak kuşatır; insanı olumlu düşünmeye sevk eder, olumlu düşüncelerini ise geliştirir. Dua, atomlardan galaksilere kadar kâinatta var olan nizamı insana fark ettirir.
Günümüzde çocukların dinî eğitiminde, ailelere düşen görev oldukça önemlidir. Aile, dinî eğitimin verildiği ilk mercidir. Pek çok aile bu temel fonksiyonunu yeniden keşfetmekte, inanç ve duanın çocuklara ve gençlere aile ve güvenilir bir kurum tarafından verilmesinin zorunluluğu düşüncesi gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Şayet aileler bu eğitimi verecek durumda değillerse, mutlaka okullarda yahut değişik müesseselerde bu boşluğu giderme hususunda çalışmalar yapılmalıdır. Zîrâ inanç, insanın var oluşuyla ilgili temel meselelere köklü cevaplar vermekte, dua da çocuğun inancına süreklilik kazandırarak, kendisi ve çevresiyle barışık yaşamasına vesile olmaktadır.
Dua eğitimine, Yüce Yaratıcının (celle celâlühü) çocuklara tanıtılması ve sevdirilmesi ile başlanabilir. Allaha imanın temel bir tezahürü olarak dua etmenin önemi üzerinde durulabilir. İnsanın isteklerine cevap verebilecek yegâne güç ve kudret sahibinin Allah olduğu, yetişmekte olan çocuklara ve gençlere güzel bir şekilde verilmelidir. Bir çocuk, yöneldiği kapının yüce, kendinin de oldukça zayıf olduğunun farkında olursa, duanın mahiyetini daha iyi idrak eder. Dua eğitiminin vazgeçilmez temel şartı Allaha imandır. Allahı tanımada, Ona güvenmede eksiklikler varsa, dualar da eksik demektir. Zîrâ Allah katında makbul olan dua, yürekten inanarak yapılandır. Her şeye gücü yeten, herkesin yardımına koşan, her şeyi bilen ve işiten, atomlardan galaksilere kadar her şeyi tespih taneleri gibi evirip çeviren bir Zata edilecek derin güçlü bir iman, duanın da o nispette ihlâs ve samimiyet içerisinde yapılmasına vesile olacaktır.
Çocukların psikolojik ve fizikî gelişmesine paralel olarak, dinî konulardaki düşünceleri de sürekli değişir. Bu değişmeyi göz önünde bulundurarak, dua eğitiminde de tedricî bir metot takip etmek yerinde olacaktır. Kurân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf kaynaklı veya büyük zâtlardan gelen dualar olduğu gibi, insanın anadilinde, içinden geldiği şekilde yapabileceği dualar da vardır. Ancak bu içten gelen dualarda sadece maddî konuların talep edilmemesi, Allahın sevdiği kişilere düşmanlık veya kin hislerinin dillendirilmemesi, dinde yasak olan ve hoş görülmeyen hususların istenmemesi önemlidir. Bütün bunlarla birlikte çocuklara öğretilecek dualar, onların anlayacağı şekilde olmalıdır. Konuyla alâkalı şu misâli verebiliriz: Ey Yüce Allahım! Senin gücün her şeye yeter! Bize yardım et! Bizi her türlü kötülükten koru! Anneme babama sağlık ver! Kardeşlerimin okulda başarılı olmalarını nasip et! Allahım Sen çok merhametlisin, fakir ve hasta çocuklara yardım et!
Dua eğitiminde, eğiticinin şahsiyeti de önemlidir. Burada asıl olan, anne ve babaların duayı nasıl hissettikleri ve yaşadıklarıdır. Meselâ namazlardan sonra, istirahata çekilirken, yemek öncesi ve sonrası ebeveynini dua ederken gören çocuklar, dua alışkanlığını daha kolay edinir.
Çocuğun ruhen duaya hazır hâle getirilmesi dua eğitiminde önemli bir safhadır. Bunun için çocukta sessiz kalabilme ve iç huzura ulaşabilme hâlinin gelişmesi üzerinde durulabilir. Böylece çocuğun iç dünyasının gelişmesi sağlanabilir. Bilhassa Ramazan-ı Şerîf ayı, kandil geceleri, hac ve kurban günleri, perşembe akşamları ve cuma nama | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.04.2010 | | | ÇocuklarımıziçindualarÇocuklarımız için dualar |
|
|
| |