fetişizmi | |
|
| Perde boyu Poe fetişizmi | Haber Türk | 27.04.2012 09:58 |  | | |
| Pelin Cengiz - KULİS TARAFI | Taraf Gazetesi | 25.03.2012 01:50 |  | | |
| Heykel fetişizmi | Milli Gazete | 22.02.2012 23:17 |  | | | İHLli öğrencilerin Atatürk büstü önündeki fotoğraflarıyla dindar kesim hedef gösterilmeye çalışılırken, benzer fotoğrafların diğer öğretim kurumlarında da çekildiği ortaya çıktı. Bu durum Atatürk büstlerini gündeme taşıdı. Neredeyse resmi kurumların tümünde bulunan büstler, heykel fetişizmi olarak karşılık buldu.Timuçin Mercanoğlu-Mustafa Kılıç
İlk heykel 1926da yapıldı
Atatürk heykellerinin ilk örneği 1926 yılında Sarayburnuna konuldu. 1927de Konya Atatürk Anıtları Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel tarafından yapıldı. 1927de Ankaradaki Ulus Meydanına, 1931de Samsuna, 1928de İstanbulda Taksim Meydanına, 1932de de İzmire Atatürk heykelleri dikildi. Zamanla resmi kurumların demirbaşı haline gelen bu heykeller, yıllarca öğrencilerin eğlencesi oldu. Teknolojinin gelişmesiyle bu durum gün yüzüne çıktı. Peki nereye kadar....... devamı | | Milli Gazete Güncel 22.02.2012 | | | HeykelfetişizmiHeykel fetişizmi |
|
| 'Piyasa fetişizmi' mi 'devlet fetişizmi' mi? | Zaman | 03.02.2012 01:58 |  | | |
| Anayasa fetişizmi | Radikal | 31.01.2012 03:05 |  | | Çoğulcu demokrasiye sahip olduğumuz halde, iktidarın istemeyeceği bir değişikliğin gerçekleşme ihtimali yok - İLHAN GENÇ
| | Radikal Ek 31.01.2012 | | | AnayasafetişizmiAnayasa fetişizmi |
|
| [Yorum - Ali Aydın] Bir simülakr olarak eğitim ve teknoloji fetişizmi | Zaman | 04.01.2012 01:53 |  | | |
| BDP neden önemlidir? | Star | 05.09.2011 02:27 |  | | | Lider kültü ve kavram fetişizmi, partinin toplumsal değişimi okumasını ve alternatif politikalar üretmesini engelliyor. Bunu aşmanın yolu ise, politik esnekliğe sahip olmaktan ve liberal siyasal değerlerle daha fazla hemhal olmaktan geçiyor. | | Star Yorum 05.09.2011 | | | BDPnedenönemlidir?BDP neden önemlidir? |
|
| BDP neden önemlidir? | Star | 05.09.2011 00:02 |  | | | Lider kültü ve kavram fetişizmi, partinin toplumsal değişimi okumasını ve alternatif politikalar üretmesini engelliyor. Bunu aşmanın yolu ise, politik esnekliğe sahip olmaktan ve liberal siyasal değerlerle daha fazla hemhal olmaktan geçiyor. | | Star Son Dakika 05.09.2011 | | | BDPnedenönemlidir?BDP neden önemlidir? |
|
| 'İnkılap'ın bitmeyen çilesi | Radikal | 21.07.2011 03:10 |  | | Şehir Hatlarında yarım asra yakın Kadıköy-Karaköy seferi yaptıktan sonra, 2008de Yalovaya çekilip üzerine kat çıkılan İnkılapın çilesi bitmiyor. Tarihe hürmetsizlik, yeni fetişizmi, turizm obsesyonu, gemiden otel yaratmak isterken gözleri perdeleyen kâr hırsı... Bugün akıbeti belirlenecek olan geminin hikâyesi ne çok şey anlatıyor - PINAR ÖĞÜNÇ
| | Radikal Cumartesi 21.07.2011 | | | İnkılapınbitmeyençilesiİnkılapın bitmeyen çilesi |
|
| 'İnkılap'ın bitmeyen çilesi | Radikal | 21.07.2011 03:05 |  | | Şehir Hatlarında yarım asra yakın Kadıköy-Karaköy seferi yaptıktan sonra, 2008de Yalovaya çekilip üzerine kat çıkılan İnkılapın çilesi bitmiyor. Tarihe hürmetsizlik, yeni fetişizmi, turizm obsesyonu, gemiden otel yaratmak isterken gözleri perdeleyen kâr hırsı... Bugün akıbeti belirlenecek olan geminin hikâyesi ne çok şey anlatıyor - PINAR ÖĞÜNÇ
| | Radikal Toplum Yaşam 21.07.2011 | | | İnkılapınbitmeyençilesiİnkılapın bitmeyen çilesi |
|
| Şiddet fetişizmi | Radikal | 30.05.2011 09:59 |  | | Zanaatkar yönetmen Kim Ji-woon Şeytanı Gördümde intikamın anlamsızlığından dem vururken şiddet şöleni yaratarak kendisiyle çelişiyor - FIRAT YÜCEL
| | Radikal Kültür 30.05.2011 | | | ŞiddetfetişizmiŞiddet fetişizmi |
|
| Şiddet fetişizmi | Radikal | 30.05.2011 09:51 |  | | Zanaatkar yönetmen Kim Ji-woon Şeytanı Gördümde intikamın anlamsızlığından dem vururken şiddet şöleni yaratarak kendisiyle çelişiyor - FIRAT YÜCEL
| | Radikal Cumartesi 30.05.2011 | | | ŞiddetfetişizmiŞiddet fetişizmi |
|
| Merkez medyada açılan gedik | Milli Gazete | 23.05.2011 10:40 |  | | | Batıda objektif gazeteciliğin nispeten oturmuş olduğu düşünülünce, Birandın devletten millete, otoriteryenlikten demokrasi inancına uzanan bu gerçekçiliği merkez medya surlarında mukaddes bir gedik açtı. Merkez medyanın değişmeyen devletçi-otoriter yaklaşımı, okuyucunun ve seyircinin iradesine yıllarca tekçi bir pranga vurdu.
Mehmet Ali Birand, yaptığı özeleştiriyle merkez medyanın nasırlaşmış vicdanından halkın hakikatlerine doğru damla damla sızdı. Genlerimize, belki de farkına varmadan darbecilik işlendi diyen Birandın anlattıkları, merkez medyadaki statüko bilinci, asker fetişizmi ve otoriter cumhuriyet algısının nasıl inşa edildiğini göstermesi açısından çok önemli. Mizan gazetesini çıkaran Mizancı Murad Bey de ikinci meşrutiyet aydınlarına ihtilal sevgisi aşılayan ilk gazeteci ve yazardı. Basındaki darbe fetişizmi o zamandan beri devam ediyor. Birandın geç de olsa hakkı ve haksızlığı teslim eden vicdanı, diğerlerine emsal teşkil eder mi bilinmez. Doğrusu buna pek ihtimal de vermiyorum. Gelecek tepkilere aldırış etmiyorum diyen Birand da pek ihtimal vermiyor anlaşılan. Fakat Birand gibi kadim bir gazetecinin samimi özeleştirisi, gözlerin hüküm sürdüğü medya çağındaki Türkiye için oldukça önemli bir gelişme.... devamı | | Milli Gazete Medya 23.05.2011 | | | MerkezmedyadaaçılangedikMerkez medyada açılan gedik |
|
| Merkez medyada açılan gedik | Milli Gazete | 23.05.2011 10:38 |  | | | Batıda objektif gazeteciliğin nispeten oturmuş olduğu düşünülünce, Birandın devletten millete, otoriteryenlikten demokrasi inancına uzanan bu gerçekçiliği merkez medya surlarında mukaddes bir gedik açtı. Merkez medyanın değişmeyen devletçi-otoriter yaklaşımı, okuyucunun ve seyircinin iradesine yıllarca tekçi bir pranga vurdu.
Mehmet Ali Birand, yaptığı özeleştiriyle merkez medyanın nasırlaşmış vicdanından halkın hakikatlerine doğru damla damla sızdı. Genlerimize, belki de farkına varmadan darbecilik işlendi diyen Birandın anlattıkları, merkez medyadaki statüko bilinci, asker fetişizmi ve otoriter cumhuriyet algısının nasıl inşa edildiğini göstermesi açısından çok önemli. Mizan gazetesini çıkaran Mizancı Murad Bey de ikinci meşrutiyet aydınlarına ihtilal sevgisi aşılayan ilk gazeteci ve yazardı. Basındaki darbe fetişizmi o zamandan beri devam ediyor. Birandın geç de olsa hakkı ve haksızlığı teslim eden vicdanı, diğerlerine emsal teşkil eder mi bilinmez. Doğrusu buna pek ihtimal de vermiyorum. Gelecek tepkilere aldırış etmiyorum diyen Birand da pek ihtimal vermiyor anlaşılan. Fakat Birand gibi kadim bir gazetecinin samimi özeleştirisi, gözlerin hüküm sürdüğü medya çağındaki Türkiye için oldukça önemli bir gelişme.... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 23.05.2011 | | | MerkezmedyadaaçılangedikMerkez medyada açılan gedik |
|
| Mahkeme bu gerçeği tasdik etti! | Samanyolu Haber | 28.03.2011 12:46 |  | | İllegal bir örgütün telkin ve tavsiyeleri istikametinde hazırlanan kitap ve yayınlanmasa bile mevcut müsveddelerin hepsi örgütsel doküman sayılır...
Dememiş miydim demekten hiç hazzetmem.
Ama Odatv operasyonu karşısında, medyadaki derin körlük ve kronik fetişizm için ne söylemeliyim?
Dememiş miydim ben size bunları?
Dememiş miydim, savcı ve mahkeme medya perspektifine göre değil eldeki mevcut kanunlara göre hareket eder diye...
Temenni edilene, rölatif özgürlük zaviyelerine göre değil mevcuda ve eldeki kanunlara göre karar verir diye...
Yıllardır DHKP/C, MLKP, MKP, TKP/ML, Dev-Sol, Hizbullah, PKK, KCK soruşturma ve davalarındaki yol haritasını izleyecekler/izlemeleri gerekir diye...
Terörle Mücadele Kanunu, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu bu soruşturmaların yol haritasını açıkça çizer diye...
Terör soruşturmalarında yıllardır yapılan rutin uygulama Ergenekonda yapıldı diye feryat etmenin soğukkanlılıkla, eşitlikle ve adalet duygusuyla ilgisi var mı?
Biraz önce saydığım terör örgütleri soruşturulurken yayınlanan ve yayınlanmayan kitap ve dokümanlar toplanırken neredeydiniz?
4 gün önce 12. Ağır Ceza, Ahmet Şıkın yayınlanmamış kitabının toplatılmasıyla ilgili ne dedi?
Örgütsel doküman.
Ben ne dedim Odatv operasyonu yapıldığında?
7 Mart 2011 tarihli Ergenekonda Medya Fetişizmi başlıklı köşe yazımdan ilgili bölümü aktarıyorum.
... Şimdi de Nedim Şenerin kitabını ve Ahmet Şıkın yayınlanmamış bir kitabını adres gösterip, basın özgürlüğü diyorlar.
Ergenekon soruşturmasına kadar ses çıkarmayıp da, bu soruşturmada gerçekleri eğip bükerek ideolojik rant devşirmeye çalışan hukukçulara bakmayın siz.
İki kere iki bu kez dört etmesin diyorlar.
Ne kadar takmışlar kafayı kitabın basılmamış olması durumuna.
Odatv soruşturmasında örgütsel doküman olan Ahmet Şıkın taslak kitabı, aynı zamanda savcının dayandığı delillerden biri.
Bu sebeple savcının örgütsel doküman ve soruşturmada delil saydığı bir materyalin başkalarının elinde bulunmasına izin verilmez.
Nedim Şener ve Ahmet Şıka kadar Ergenekona ve Ergenekon çizgisine veryansın edenler de hâlâ tereddütler kavşağında yönlerini bulmaya çalışıyorlar.
Demek ki bugüne kadar Ergenekon soruşturmasını, gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin sosyal ve ideolojik çizgisine göre yorumluyorlarmış.
Demek ki Ergenekon soruşturmasını bilinçsizce ve duygusal bir destekle savunuyorlarmış.
Demek ki mevcut ceza sistematiğini dikkate almayan salt bir rasyonel basın perspektifiyle hareket etmişler.
Demek ki bir terör soruşturmalarının hangi kriterlere göre yapıldığını zihinlerinin en ücra bölgelerinden bile geçirmemişler.
Demek ki bilinçaltlarında Ergenekon operasyonunun siyasal mülahazalarla yapıldığı ön kabulü varmış.
Bizimkiler gözaltına alınan veya tutuklanan kişi hakkında kendi sübjektif birikimlerini savcı ve mahkemenin perspektifinin önünde tutmuşlar.
Yazık.
Ergenekon soruşturması, gazetecilerin özgür vicdanlarına ve özgür kalemlerine operasyonel pranga vurmak isteyenleri afişe etmiyor mu?
Terör örgütlerinin kılavuzluğunda basın faaliyeti yürütülmez efendiler!
Yoksa prangalarınızdan, zincirlerinizden memnun musunuz?
Buna da saygılıyız.
Ama zincirleriniz bir terör örgütünün elindeyse, adalete düşen o zincirleri kırmaktır. | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.03.2011 | | | MahkemebugerçeğitasdikettiMahkeme bu gerçeği tasdik etti |
|
| Hilmi Yavuz - Okuryazarlık fetişizmi | Zaman | 06.02.2011 01:59 |  | | Türk insanına okuma yazma öğretmek, Cumhuriyetin temelkoyucu eğitim ilkelerinden biridir. Harf İnkılabı ile Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin gerekçesi de budur: Okuma yazmanın Arap harfleriyle öğrenilmesi zordur; buna karşılık Latin alfabesi bu işi kolaylaştırmaktadır! | | Zaman En Çok Okunan 06.02.2011 | | | HilmiYavuz-OkuryazarlıkfetişizmiHilmi Yavuz - Okuryazarlık fetişizmi |
|
| Hilmi Yavuz - Okuryazarlık fetişizmi | Zaman | 06.02.2011 01:59 |  | | Türk insanına okuma yazma öğretmek, Cumhuriyetin temelkoyucu eğitim ilkelerinden biridir. Harf İnkılabı ile Arap alfabesinden Latin alfabesine geçişin gerekçesi de budur: Okuma yazmanın Arap harfleriyle öğrenilmesi zordur; buna karşılık Latin alfabesi bu işi kolaylaştırmaktadır! | | Zaman Köşe Yazıları 06.02.2011 | | | HilmiYavuz-OkuryazarlıkfetişizmiHilmi Yavuz - Okuryazarlık fetişizmi |
|
| Silahlanmaya kayıtsız kalan başbakan... | Milli Gazete | 28.12.2010 10:20 |  | | | İnsan hakları ihlallerinin her yıl bir yıl önceki ihlalleri katlayarak geometrik arttığı ülkemizde, yeni piyasa tipi bir insan hakkı gündeme getiriliyor. Bireysel silahlanmanın temel insan ve yaşam hakkı olduğunu iddia eden bazı silahlanmacı gruplar olmasa biz de bu hakkı ıskalayacaktık!..
Büyük pazar potansiyeline sahip Türkiye, böylelikle silahlı sivil toplum haline dönüşürken, sektör de görgüsüz tüketicinin 2 taşıma 5 bulundurma ruhsatı ve ekstra olarak uzun namlulu silah düşkünlüğüyle abad olacak. Biliyoruz ki tekinsiz erkek kimliğinin eksikliğini geçici gideren abartılı silah fetişizmi ve teşhiri durduğu yerde durmayacak, ergenlik düzeyinde takılmış erkeksi öfke krizlerinde yere göğe boşaltılacak. Yumurtanın fiziksel şiddet olduğunu iddia eden ve öğrencileri şiddet üretmekle suçlayan hükümet üyeleri, bizim yaşam hakkımızı bu milyonlarca silaha karşı nasıl koruyacak? Sigarayı gördüğünde parçalayan Başbakan, silahlanma teşvik yasasına karşı neden kayıtsız kalıyor?..... devamı | | Milli Gazete Medya 28.12.2010 | | | SilahlanmayakayıtsızkalanbaşbakanSilahlanmaya kayıtsız kalan başbakan |
|
| Silahlanmaya kayıtsız kalan başbakan... | Milli Gazete | 28.12.2010 09:59 |  | | | İnsan hakları ihlallerinin her yıl bir yıl önceki ihlalleri katlayarak geometrik arttığı ülkemizde, yeni piyasa tipi bir insan hakkı gündeme getiriliyor. Bireysel silahlanmanın temel insan ve yaşam hakkı olduğunu iddia eden bazı silahlanmacı gruplar olmasa biz de bu hakkı ıskalayacaktık!..
Büyük pazar potansiyeline sahip Türkiye, böylelikle silahlı sivil toplum haline dönüşürken, sektör de görgüsüz tüketicinin 2 taşıma 5 bulundurma ruhsatı ve ekstra olarak uzun namlulu silah düşkünlüğüyle abad olacak. Biliyoruz ki tekinsiz erkek kimliğinin eksikliğini geçici gideren abartılı silah fetişizmi ve teşhiri durduğu yerde durmayacak, ergenlik düzeyinde takılmış erkeksi öfke krizlerinde yere göğe boşaltılacak. Yumurtanın fiziksel şiddet olduğunu iddia eden ve öğrencileri şiddet üretmekle suçlayan hükümet üyeleri, bizim yaşam hakkımızı bu milyonlarca silaha karşı nasıl koruyacak? Sigarayı gördüğünde parçalayan Başbakan, silahlanma teşvik yasasına karşı neden kayıtsız kalıyor?..... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 28.12.2010 | | | SilahlanmayakayıtsızkalanbaşbakanSilahlanmaya kayıtsız kalan başbakan |
|
| A. TURAN ALKAN - Kültür-sanat fetişizmi ve faşizmine karşı omuz omuza | Zaman | 17.10.2010 01:59 |  | | |
| A. TURAN ALKAN - Kültür-sanat fetişizmi ve faşizmine karşı omuz omuza | Zaman | 17.10.2010 01:59 |  | | |
| Çok konuşulacak öneri; Başbuğ'a... | Samanyolu Haber | 19.08.2010 10:22 |  | | Samanyoluhaber.comun çiçeği burnunda yazarı Önder Aytaç, bugün öyle bir yazı kaleme aldı ki tekrar tekrar okuyacaksınız! Başbuğa verilecek madalya önerisi, ilginç referandum analizi ve daha da fazlası... İşte o yazı;
İlker Başbuğa verilecek madalya, şehit aileleri, AB ülkelerindeki ülkelerin bayrak fetişizmi ve askerleri, yargının bağımsızlığı, heronlar, seccade ve tespik, TSK ve yargının sürünmesi, köşe yazıcılar ve yazdıkları bu makalemizin içinde yer alacak konular.
Önce Recep Seyhannın gönderdiği e-maili sizinle paylaşalım; ??Duyduğumuza göre Hükümet, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğa madalya verecek. Elbette versin çok da iyi olur. Yalnız madalyaların adını halk belirlesin: Örneğin Boru Madalyası, Aktütün Madalyası, Dağlıca Madalyası, Gediktepe Madalyası ve en son Hantepe Madalyası olmak üzere birkaç çeşit madalya hazırlansın. Yok, madalya kıtlığı varsa Heron madalyası adı altında tek bir kavrayıcı / toparlayıcı madalya verilsin. Madalya da şehit ana kuzusu askerlerin ana ve babalarının göz yaşlarından oluşan bir kutu içinde verilsin ki, bakıldıkça ya da kullandıkça üzerinden damlayan göz yaşları sinelere damlasın. Ama bu madalyaların yurttaşlar nezdinde bir kâğıt parçası ya da ?metal parçası olduğu da asla unutulmasın?
Genel Kurmay, Dağlıcadan başlayarak son Heron rezaletini kapatmak için, şehit ailelerini tek tek arıyor ve ?şayet şikayetçi olurlarsa, şehit ailelerinin yararlandığı haklardan yararlanamayacaklarını ve çocuklarının da şehit sayılamayacağını ifade ediyormuş. Ben buna asla inanmıyorum. İnanmıyorum çünkü bunu Yunan Genelkurmayının, Rus Genelkurmayının, İsrail Genel Kurmayının bile yapmadığını / yapamıyacağını biliyorum.
Master ve doktora çalışmalarım sırasında yıllarca İngiltere de bulundum. Neredeyse hiçbir yerde İngiliz bayrağı görmedim. Askeri bir cip de hiç görmedim. Avrupa da yalnızca bir yerde gördüm. Almanya da Diyanete bağlı bir caminin duvarında Türk bayrağının asıldığını gördüm. Bu Almanlar ya da İngilizler milli duygudan yoksun mu? Bu Almanların ya da İngilizlerin bir ordusu yok mu? Nerede saklanıyor bu adamların askerleri?..
Hatay Dörtyolda, çok tehlikeli bir oyun oynandı ve bu oyunun en önemli etkisi ise ?bayrak fetişizminin devreye sokulmasıydı. Konu ?iş yerine, evine Türk bayrağı asan kurtulur garabeti yurttaşlarımıza yaşatılmaya çalışıldı. Bu paradigma, çok tehlikeli bir anlayıştı ve kendi dağlarına bayrak çizdiren, dev ebattaki bayrakları asan Hobbesun ?leviathanlaşmış devlet aygıtının kara propagandasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyordu.
Fişleme olaylarının jandarma ayağının kurbanı olan bir dost, gönderdiği e-mailde; ??Almanyada öğretmenlik yaparken sırf İmam Hatip Lisesi çıkışlı olduğum için çekildim. Dosyam, bir klasör dolusu evrakLAR halinde hala elimde . 5. dairenin TÜRK MİLLETİ ADINA onadığı mahkeme kararında: adı geçenin din eğitimi aldığı ... bugün için SOMUTLAŞTIRILAMAYAN bu duyumların, mesleğinin ilk yıllarında çalıştığı kurum düşünülürse (ki bu kurum devletin Diyanet İşleri Başkanlığıydı) gerçek olabileceği? deniliyordu. Şimdi böylesi bir yargıyı düşündükçe, bu heriflerin olsun vatan da, devlet de ,millet de, Sakarya da diyesim geliyor. Artık benim devletim de, milletim de yok mu? Milletim artık Fikretin değişiyle; nev-i beşer diyorum? yazıyorsa ne söylersiniz?
Bülent Ünsal gönderdiği e-mailinde; ??.heronları düşürmek isteyenlerin yani PKK ile beraber hareket edenlerin sanırım ordudan tek bir atılma yolu var. Başka türlü atmazlar onları. Koyun bakalım çantalarına birer seccade ve 99luk tesbihleri. Bak o zaman nasıl da atıveriyorlar kolaylıkla? diyor ama ben bunun doğru olduğuna / olacağına inanmayı hiç istemiyorum.
İşte yukarıda yazdığımız nedenlerden dolayı TSK ve Yargı da güven bunalımı en dibe vurmuş durumda. MetroPollün referandum sonuçları ile ilgili kamuoyu araştırmasında; en çok güvendiğiniz kurum sorusu soruluyor. Toplumun güven sıralaması tepetaklak olmuşcasına, güvenilen kurumlar sıralamasında en başta polis yer alıyor. Ardından da Cumhurbaşkanı ve TBMM sıralanmakta. Sonrasında da Başbakanlık ve hükümet var. En alttaki üç kurum ise; Genelkurmay, Anayasa Mahkemesi ve yargı.
Mehmet Ali Kışlalı, Mendebur Kılıç, Emin Çölaşan, Mustafa Mutlu, Oraya Eğin, Can Ataklı, Sebahattin Önkibar, Selcan Taşçı gibi az sayıdaki neslinin son türü haline gelmiş statikocu dinazor ?apoletli köşe yazıcısı bu anket sonucunu ağızlarından düşürmedikleri; ?vatan hainlerinin, bölücülerin, ordu düşmanlarının orduya karşı giriştikleri psikolojik yıpratma harekatının yani asimetrik psikolojik savaş kepazeliğinin amacına ulaştığını, orduyu halkın gözünden düşürmeyi başardığını çemkireceklerdir. Kanımızca, eski süreçte orduya duyulan güven, şeffaf olmamaktan kaynaklanan kör bir güvendi. Son dönemlerde olan ise, sadece bilinmezlerin üzerindeki örtünün kaldırılması. İşte bu nedenle de psikolojik savaş denilen, ?hainlik denilen bu...
Nitekim, kimse bize hâlâ Balyoz Planı gib | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.08.2010 | | | Çokkonuşulacaköneri;BaşbuğaÇok konuşulacak öneri; Başbuğa |
|
| Kâbe Arabın olsun, Kürtlere İmralı yeter | Haber7 | 09.12.2009 07:45 |  | | |
| [Yorum - Atilla Yayla] Devlet fetişizmi | Zaman | 20.11.2009 02:02 |  | | |
| ''Nedir bu Atatürk fetişizmi?'' | Haber3 | 03.11.2009 16:55 |  | | |
| Nedir bu Atatürk fetişizmi | En Son Haber | 03.11.2009 15:58 |  | | |
| İsim fetişizmi - Oktay EKŞİ | Hürriyet | 14.08.2009 01:37 |  | | | ÇOĞUNCA köylerin,yer yer de ilçelerin isimleriyle ilgili tartışmaya girmek istemedik. Çünkü bu konu bir dipsiz kuyudur diye düşündük. Zaten o kuyuya girip de sonuç almış olarak çıkanı da bugüne kadar görmedik. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül keşke o kuyuya hiç taş atmasaydı. | | Hürriyet Köşe Yazıları 14.08.2009 | | | İsimfetişizmi-OktayEKŞİİsim fetişizmi - Oktay EKŞİ |
|
| İsim fetişizmi | Hürriyet | 14.08.2009 01:32 |  | | |
| İsim fetişizmi | Hürriyet | 14.08.2009 01:29 |  | | |
| Metrobüs için şok eden rapor | Samanyolu Haber | 12.05.2009 12:37 |  | | Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Kurumu’nun uzmanı Robin Footun raporu Metrobüs tartışmalarını tekrar başlatacak gibi Uzman Foot, İstanbul için milyonlarca dolar verilerek alınan ve çoğu garajda yatan Phileas’lar (metrobüs aracı) için “Kent içi trafikte uygulanması neredeyse imkânsız. Bizim Douai Belediyesi de satın alarak aynı hatayı yaptı. Öyle sanıyorum ki, son teknolojik yeniliklerin çekiciliğine kapıldılar” dedi
Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Kurumu’nun (CNRS) teknik yenilikler ve kent taşımacılığı konularında çalışmalar yapan araştırma görevlisi Robin Foot, üç yıl önce hazırladıkları raporda, “Phileas” marka Hollanda yapımı metrobüslerin kent taşımacılığındaki sakıncalarını açık bir şekilde vurguladıklarını kaydetti.
Foot, İstanbul için 50 metrobüs alınmasına karar veren yetkililerin ne düşündüklerini anlayamadığını söyledi. Raporda, Phileas’ların, Hollanda’nın Rotterdam Limanı’nda konteyner trafiğini düzenlemek amacıyla geliştirilen araçlardan esinlendiği belirtildi.
Raporda, “manyetik kılavuzlamalı” metrobüslerin kent içi trafikte uygulanmasının neredeyse imkânsız olduğu sonucuna varıldı.
Bunun nedeni olarak, manyetik kılavuzlamanın sürücülere kapasitelerinin çok üzerinde zihinsel bir çaba yüklemesi gösterildi. Yol boyunca yerleştirilen mıknatıslarla aracın bir tramvay gibi kendi güzergâhını bulması anlamına gelen ve bu sayede kamu taşımacılığına tahsis edilen yol şeritlerinin çok daha dar tutulabilmesini amaçlayan sistem, teoride Phileas’ların başlıca teknolojik üstünlüğüydü.
Foot, İstanbul’da olduğu gibi, araçların bu özelliğinin devre dışı bırakılması durumunda klasik araçlardan yaklaşık iki kat daha pahalı olmaları ve tekerlek çaplarının küçüklüğünün yanı sıra, kinetik enerjilerini azaltma amacıyla araç kütlelerinin hafifletilmiş olmasının bir dezavantaj haline geldiğini belirtti.
‘Belge veremediler’
Foot, şöyle devam etti:
“Raporu sunduğumuzda, Hollanda firmasıyla sözleşme imzalayan Fransa’nın kuzeyindeki Douai Belediyesi, çoktan parasal yükümlülük altına girmişti. İmzalamadan önce raporumuzu okuma imkânı bulsalardı, Fransız hükümetinden tramvay statüsüyle işletme izni almakta ciddi biçimde zorlanacaklarını kolayca anlarlardı.”
Foot, Fransız bakanlık uzmanlarının “standartlara uygunluk belgesi” verebilmek için talep ettiği çeşitli deney raporlarını, firmanın bir türlü sunamadığını vurguladı.
Foot, “Programları yeniden yazdıklarını, kusurları giderdiklerini iddia ediyorlar, ancak, o kadar süredir belgeleri sunamadıklarına göre ellerinde olmadığı kuşkusu da uyanıyor” dedi. 45 bin nüfuslu Douai kentinin 2005’te satın aldığı, “Phileas’ın küçük kardeşi” olarak da adlandırılan tramvay sistemi “Eveole”, 1.5 yıldır Fransız hükümetinden işletme izni alamadı.
‘Nedeni anlayamadım’
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı 50 metrobüs konusunda özel bir araştırması olmadığını vurgulayan Foot, olayı duyduğunda “Böyle bir kararı verirken, hangi gerekçelerden yola çıktıklarını bir türlü anlayamadım” dediğini kaydetti. Foot, şöyle konuştu: “Öyle sanıyorum ki, son teknolojik yeniliklerin çekiciliğine kapıldılar. Daha önce de benzer vakalar çok görüldü. Kent taşımacılığı, en fazla tek bir yeniliğe tahammül ediyor. Phileas’lar manyetik sistemleri yüzünden otobüsle tramvay arası hibrid (melez) araçlar. Ayrıca dizel ve elektrik enerjisi tüketme imkânı yüzünden, ikinci bir hibrid olma özelliği var ki Eindhoven Belediyesi enerji konusundaki bu hibrid’liği değerlendiremedi.
Motorları tamamen değiştirip klasik dizele geçti. Bir üçüncü yeniliği, durağa sıfır yanaşmada kızılötesi tekniği kullanması. Deneyler gösteriyor ki, daha önce denenmemiş yeniliklerin sayısını ikiye üçe çıkardınız mı, işin içinden hiç çıkamıyorsunuz.”
‘Politikacının çılgınlığı bu’
İtalya’nın Bologna ile Pescara belediyelerinin de Phileas’ların modernliğinin cazibesine kapılarak sözleşme yaptığını belirten Foot, politikacıların “teknik çılgınlığı” olarak adlandırdığı bu durumu şöyle özetledi:
“Her zaman değilse de toplu taşımacılıkta karar verme mekanizmaları, birçok kez irrasyonel davranabiliyor.
Burada muhtemelen ‘teknoloji fetişizmi’ olgusu devreye giriyor. Bir noktadan sonra bu ergin çocukların kendini denetlemesi ya da MP3, son model bilgisayar gibi cihazlar alıp evlerinde oynaması gerekiyor.”
‘Modernlik, stratejik hatayı getirdi’
Fransız uzman Foot, eleştirilerine şöyle devam etti:
“Brezilya’da çevresiyle birlikte 4 milyon nüfuslu Curitiba kenti teknolojik yenilikleri kullandı ve iyi işleyen bir metrobüs sistemine sahip oldu. Ama, durağa s | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.05.2009 | | | MetrobüsiçinşokedenraporMetrobüs için şok eden rapor |
|
| Üçlü fetişizmi | Tumspor | 22.12.2008 10:07 |  | | | Gerek Avrupa?nın beş büyük liginde, gerek üst düzey milli takımlarda üçlü savunma oynayan takım yok denecek kadar az. | | Tumspor Son Dakika 22.12.2008 | | | ÜçlüfetişizmiÜçlü fetişizmi |
|
| Milli irade mavalı - Özdemir İNCE | Hürriyet | 15.11.2008 02:16 |  | | | DEFTERLER, dosyalar, káğıtlar arasında Milli İrade araştırması yaparken Ali Haydar Fırat imzalı Milli İrade Fetişizmi başlıklı bir yazı buldum. Ali Haydar Fırat, Gazi Üniversitesi Gazetecilik Bölümü Doktora Öğrencisi. | | Hürriyet Köşe Yazıları 15.11.2008 | | | Milliirademavalı-ÖzdemirİNCEMilli irade mavalı - Özdemir İNCE |
|
| İsmet Berkan - 1 Mayıs ve Taksim fetişizmi | Radikal | 30.04.2008 04:06 |  | | |
| Milletvekillerine konuşma yasağı ve milli irade fetişizmi | Radikal | 18.04.2008 04:03 |  | | |
| Milletvekillerine konuşma yasağı ve milli irade fetişizmi | Radikal | 18.04.2008 04:02 |  | | |
| Kadınlara ve emeğe karşı tutum | Radikal | 14.04.2008 21:55 |  | | | Başbakan, ısrarla kadınlara üç çocuk doğurmalarını tavsiye ediyor; yeni anayasa taslağı "aile koruyuculuğu" ve ahlak fetişizmi yapıyor ve anayasa tartışmalarının konuyla ilgili bölümüne "örf ve adetlere, geleneklere uygunluk" damgasını vuruyor; sosyal güvenlik "reformu" ve istihdam... | | Radikal Ek 14.04.2008 | | | KadınlaraveemeğekarşıtutumKadınlara ve emeğe karşı tutum |
|
| Kadınlara ve emeğe karşı tutum | Radikal | 14.04.2008 17:21 |  | | | Başbakan, ısrarla kadınlara üç çocuk doğurmalarını tavsiye ediyor; yeni anayasa taslağı "aile koruyuculuğu" ve ahlak fetişizmi yapıyor ve anayasa tartışmalarının konuyla ilgili bölümüne "örf ve adetlere, geleneklere uygunluk" damgasını vuruyor; sosyal güvenlik "reformu" ve istihdam... | | Radikal Ek 14.04.2008 | | | KadınlaraveemeğekarşıtutumKadınlara ve emeğe karşı tutum |
|
| Kadınlara ve emeğe karşı tutum | Radikal | 08.04.2008 04:43 |  | | | Başbakan, ısrarla kadınlara üç çocuk doğurmalarını tavsiye ediyor; yeni anayasa taslağı "aile koruyuculuğu" ve ahlak fetişizmi yapıyor ve anayasa tartışmalarının konuyla ilgili bölümüne "örf ve adetlere, geleneklere uygunluk" damgasını vuruyor; sosyal güvenlik "reformu" ve istihdam... | | Radikal Ek 08.04.2008 | | | KadınlaraveemeğekarşıtutumKadınlara ve emeğe karşı tutum |
|
| Kadınlara ve emeğe karşı tutum | Radikal | 08.04.2008 04:01 |  | | | Başbakan, ısrarla kadınlara üç çocuk doğurmalarını tavsiye ediyor; yeni anayasa taslağı "aile koruyuculuğu" ve ahlak fetişizmi yapıyor ve anayasa tartışmalarının konuyla ilgili bölümüne "örf ve adetlere, geleneklere uygunluk" damgasını vuruyor; sosyal güvenlik "reformu" ve istihdam... | | Radikal Ek 08.04.2008 | | | KadınlaraveemeğekarşıtutumKadınlara ve emeğe karşı tutum |
|
|
| |