Habergec.Com Aranan Kelimeler:göredir Değerlendirme: 10 / 10 393092
habergec.com
29.05.2012 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

göredir

Mesih'siz Yahudiler!
Milli Gazete
11.03.2012
20:44
Mustafa Zihni Paşanın kaleme aldığı ve Sadık Albayrakın sadeleştirdiği bir kitap var: Hilafetsiz ve Halifesiz Müslümanlar.  Yahudiler de asırlardır gelenleri reddettikleri için peygambersiz ve yanlışını bekledikleri için de Mesihsiz kalmışlarkdır.  Hakikatten çok nefislerini sevdiklerinden başlarına buyruk hareket etmişlerdir. Kuran-ı Kerimin Hıristiyanlar için kullandığı ilginç bir tabir vardır. Ruhbanlığı ihdas ettiler ama hakkını da vermediler. Yahudiler de Hazreti Davud soyundan bir Mesih beklediler. Lakin bekledikleri Mesihin sıfatı Allahın gönderdiği Mesihih sıfatına benzemiyordu.  Kendilerini inkar edeceklerini Mesihi inkar ettiler. Tihde dolaştıkları gibi Tih haline gelen dünyada da asırlarca başıboş bir biçimde dolaşıp durdular.  Hep inançlarını ve pozisyonlarını revize ettiler. Gerçekler beklentilerine uymayınca revizyon üzerine revizyon yaptılar.  Baktılar gelen giden yok bu defa arabayı atın önüne çektiler.  Bekledikleri Mesih gelecek ve onları önlerine katarak muzaffer bir biçimde Arz-ı Mevuda taşıyacaktı. Mesihin gelmediğini görünce kendileri onun misyonuna heveslendiler ve ona hazırlık olması açısından Arz-ı Mevuda dönmenin gereğine inanmaya başladılar.  Binaenaleyh inançlarına sadakat yerine sosyolojik gelişmeler çerçevesinde inançlarını revize ettiler. Zamanla her şey bulamaç haline geldi.  Bulundukları ortama adapte oldular ve ilk evvel  Mısırlılar arasında kalmalarından etkilenerek buzağıya taptılar. Allah da, el cezau min cinsil amel/ ceza yapılan işin türüne göredir sırrıyla onlardan buzağı veya inek kurban etmelerini istedi. Mısırlılardan kaptıkları buzağıya tapma alışkanlığı zamanla yerleştikleri ABDde sermayeye tapma şekline dönüştü.  Avrupada da ulus devletler ve yeni Yahudi aleyhtarlığı dalgasıyla birlikte yaşadıkları gettodan çıkarak bir getto devleti kurmak üzere harekete geçtiler.   Madem Mesih gelmiyor biz ona gidelim diyerekten inançlarını revize ettiler. Bu revizyonizm sürekli olarak devam ediyor.  Olayları Tevrata değil, Tevratı olaylara uyarlıyorlar.  Mabet Dağına Mesihle döneceklerini varsayıyorlardı halbuki onsuz döndüler.   Mesihi arkada bırakarak kendileri döndüler.  Sürekli olarak da Tevratla çatışıyorlar ve ters düşüyorlar.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
11.03.2012
MesihsizYahudilerMesihsiz Yahudiler
Herkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Samanyolu Haber
20.01.2012
08:55
[KÜRSÜ]Tevhide, yani Allahın (celle celâluhu) varlığı ve birliği hakikatine, i...

Bunun yanında bir de Cenab-ı Hakkın isimlerinin, kâinat kitabındaki tecellilerini doğrudan doğruya görme veya bir hak dostunun ortaya koyduğu harikulâde şeylere şahit olma durumu vardır ki, buna da aynel-yakîn bir bilme denilir. Allah Resûlü ...
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.01.2012
HerkesinistidadınagöredirmarifettennasibiHerkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Herkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Zaman
20.01.2012
06:40
Tevhide, yani Allahın (celle celâluhu) varlığı ve birliği hakikatine, ilimlerin tetkiki altında görme, okuma ve düşünme yoluyla nazarî bilgiler elde ederek ulaşmaya ve Allahı bu bilgiler ışığında bilmeye ilmel-yakîn bir bilgi denilir.
Zaman
En Çok Okunan
20.01.2012
HerkesinistidadınagöredirmarifettennasibiHerkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Herkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Zaman
20.01.2012
01:53
Tevhide, yani Allahın (celle celâluhu) varlığı ve birliği hakikatine, ilimlerin tetkiki altında görme, okuma ve düşünme yoluyla nazarî bilgiler elde ederek ulaşmaya ve Allahı bu bilgiler ışığında bilmeye ilmel-yakîn bir bilgi denilir.
Zaman
Kürsü
20.01.2012
HerkesinistidadınagöredirmarifettennasibiHerkesin istidadına göredir marifetten nasibi
Yaban'dan yabancılaşmaya!
Milli Gazete
09.12.2011
10:30
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesinin mutat hale getirdiği Edebiyat Festivalinin üçüncüsü Kızlarağası Medresesinde yapıldı. Festival bağlamında etkinliklerden birisi de Roman Atölyesiydi. Etkinlik 5 Aralık Pazartesi günü Hakkı Özdemir, Leyla İpekçi ve Sevinç Çokumun katılımıyla icra edildi. Türk romanının dille, insanın iç dünyasıyla ve modernleşme süreçleriyle ilişkisinin tartışıldığı Roman Atölyesinin ilk konuşmacısı Mutsuzluk Fotoğrafları romanın yazarı olan ve Türk romanı hakkındaki nazari/teorik düzeydeki çalışmalarıyla tanınan Hakkı Özdemirdi. Hakkı Özdemirin edebiyatın ideolojisini çözümlediği konuşması epey tartışmaya neden oldu. Romanın seyrü seferi üzerinden Türk modernleşmesinin hikayesini anlattı.  Hakkı Özdemir edebiyat üzerine bir temellendirme de yaptı.  Tasvire dayalı, resim, gazete ve roman genelde İslami kesimlerin mesafeli yaklaştıkları bir alandı. Önceleri batılılaşmanın araçlarından birisi olan roman zamanla İslami edebiyatçıların da ilgi alanına girmiş ve roman üzerinden dertlerini anlatabilmişlerdir. Aydınlanma ile birlikte zuhur eden aydınlar ulemanın yerini almış ve sekülerleşme akımının da öncüsü olmuş ve başına geçmişlerdir. Namık Kemal destan edebiyatını beslemesinden ve Renan Müdafaanamesi gibi eserlerinden dolayı gelenekçi veya muhafazakar kesimlerle barışık olmuştur. Vatan Yahut Silistre akla 1960lı yıllarda Kıbrısla alakalı olarak ya taksim ya ölüm sloganlarını getirmektedir. Namık Kemal vatanperver olmakla birlikte Batılılaşma akımının da öncüleri arasındadır. Dolayısıyla Necip Fazıl Kısakürekin analiz ettiği gibi Namık Kemal çift yönlüdür. Vatanperverlik ile İslamcılık arasındaki git gel yaşamıştır.  Bu iki kavram arasındaki ilişkiyi doğru yönlendirmek ve okumak zorundayız. Ömer Ubeyd Hasenenin ifade ettiği gibi vatanperverlik asıl değil türevdir. Ya da müstakil değil tabidir. Bunu şöyle ifade etmek mümkündür: İslamın ve manevi değerlerin bulunduğu yerde vatan savunması zımni olarak vardır. Ama her vatan adına çıkan manevi değerlerin hamili değildir. Zaten bu mesele ameller niyetlere göredir hadisinde dolaylı olarak anlatılmaktadır.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
09.12.2011
YabandanyabancılaşmayaYabandan yabancılaşmaya
Birleşik Kamu-iş Konfederasyonu 2. Olağan Genel Kurulu
Haber3
26.11.2011
15:31
DSP Genel Sekreteri Hasan Erçelebi, hükümetin yeni anayasa yapamayacağını öne sürerek, Hükümetin yapacağı değişiklikler Anayasanın 175. maddesine göredir. Mevcut anayasa yürürlüktedir ve mevcut anayasada ilk 4 madde değiştirilemez dedi.
Haber3
Son Dakika
26.11.2011
BirleşikKamu-işKonfederasyonu2OlağanGenelKuruluBirleşik Kamu-iş Konfederasyonu 2 Olağan Genel Kurulu
Yanlış kıbleye 5 yıl sonra gelen 'pardon' cemaati kızdırdı
Zaman
17.11.2011
13:04
Sultanbeylinde, 5 senedir ibadete açık olan cami için kıbleniz yanlış açıklaması cemaati hem şaşkına çevirdi hem de kızdırdı. Bu zamana kadar kıldığımız namazların hesabını kim verecek? diyen vatandaşlar, müftülük yetkililerini sorumlu tuttu. Hatanın fark edilmesinin ardından cami içinde yapılan düzenleme ile kıble yönü düzeltildi. Müftülük yetkilileri ise, Ameller niyetlere göredir. Önceki namazlara halel gelmez. dedi.
Zaman
Ana Sayfa
17.11.2011
Yanlışkıbleye5yılsonragelenpardoncemaatikızdırdıYanlış kıbleye 5 yıl sonra gelen pardon cemaati kızdırdı
Yanlış kıbleye 5 yıl sonra gelen 'pardon' cemaati kızdırdı
Zaman
17.11.2011
12:57
Sultanbeylinde, 5 senedir ibadete açık olan cami için kıbleniz yanlış açıklaması cemaati hem şaşkına çevirdi hem de kızdırdı. Bu zamana kadar kıldığımız namazların hesabını kim verecek? diyen vatandaşlar, müftülük yetkililerini sorumlu tuttu. Hatanın fark edilmesinin ardından cami içinde yapılan düzenleme ile kıble yönü düzeltildi. Müftülük yetkilileri ise, Ameller niyetlere göredir. Önceki namazlara halel gelmez. dedi.
Zaman
Son Dakika
17.11.2011
Yanlışkıbleye5yılsonragelenpardoncemaatikızdırdıYanlış kıbleye 5 yıl sonra gelen pardon cemaati kızdırdı
Allah'ın Nazargahı Gönüller | Sadıkun K. Mevlüd
Haber3
11.10.2011
10:25
Hadis: Ameller niyetlere göredir. Allah (c.c) insanların dilindeki veya hareketlerindekine değil gönlündekine bakar ve kişiyi kalbindekine göre mükafatlandırır ve cezalandırır. Öyleyse Allahın nazargahı gönüllerdir. Allah gönüllere nazar ederse en çok o
Haber3
Son Dakika
11.10.2011
AllahınNazargahıGönüller|SadıkunKMevlüdAllahın Nazargahı Gönüller | Sadıkun K Mevlüd
Ramazan, ey Ramazan!.. Ezberleri bozan
Milli Gazete
05.08.2011
17:32
Oruç ayında -Allah (CC) kabul buyursun- bu ibadet kimi gazete yazarlarının ilginç yorumlarına konu oluyor. Gözünüze ilişti mi bilmem ama satır aralarında oruç ibadetinin tarihçesinden bahsederken konuyu sulandıran bir iki yazıya denk geldim.Yazmazsam olmazdı. Oruç gibi tüm ibadetlerimiz için ameller niyetlere göredir hadis-i şerifini hatırlamalıyız en çok. Değilse yaradanın ne açlığımıza ne susuzluğumuza ihtiyacı olmadığı malum. Samed olanın hiçbir şeye ve kimseye muhtaç olmadığı ve fakat herkesin ve her şeyin Ona muhtaç olduğu hakikat. İnsanın eyledikleri kadar yazdıkları da söyledikleri de yukarıda sözünü ettiğimiz hadisin kapsamında düşünülmeli.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
05.08.2011
RamazaneyRamazanEzberleribozanRamazan ey Ramazan Ezberleri bozan
Aydının toplumsal görevi
Milli Gazete
02.07.2011
18:46
Aydın olmak, yaşadığı dünyada seyirci değil, oyuncu olmaktır. İnsanın yaratılış amacı da bu değil mi? Hep oluş içinde fail olmak, meful olmamak... Özne olmak nesne olmamak... Bu açıdan bakıldığında her insanın, yaşadığı çağın şekillenişinde dolaylı veya dolaysız mutlaka bir katkısı olmaktadır. Bu katkı her bireyin kendi çapına göredir. Bu nokta-i nazardan bakıldığında, toplumun şekillenişi ve tarihin akış sürecinde en büyük pay her zaman aydınların olmuştur. Bu bağlamda aydını tanımlamaya kalktığımızda, onun içinde yaşadığı toplumun nabzını tutan, sorunları ortaya koyan ve bunlara çözüm üretmek için kafa yoran kimse olduğunu görürüz. Yine aydın mensubu olduğu toplumun ve yaşadığı dünyanın sorunlarına ilgisiz kalmamakla birlikte Sartrenin deyişiyle her işe burnunu sokan kimse duğunu söyleyebiliriz. Bazılarının zihin işçisi, fikir teröristi dediği aydın, sanıldığı gibi fildişi kulesine çekilip toplumdan koparak, kitaplara gömülen ve kendine yabancılaşan kimse olmamalıdır. Aydın hem fikir hem eylem adamı olmalıdır. Hem aydın hem eylem adamı bütün vasıflarını üzerinde taşıyan pek az şahsiyet vardır. Ve bu anlamda en güzel örnek şahsiyetlerden ilk aklıma gelenler Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç, Edward Said, Roger Graudydir. Bunlar içinde hiç kuşkusuz Begoviç müstesna bir yere sahiptir. Özellikle Bosna savaşı sırasında ortaya koyduğu tavrıyla aydın ve eylem adamı vasfını fazlasıyla üzerinde göstermiştir.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
02.07.2011
AydınıntoplumsalgöreviAydının toplumsal görevi
Vakfıkebir?in kitap kurtları ödüllendirildi
Samanyolu Haber
29.03.2011
13:09


Trabzonun Vakfıkebir ilçesinde 47. Kütüphaneler Haftası nedeniyle düzenlenen etkinlikte en çok kitap okuyan öğrenciler ödüllendirildi. İlçe Halk Kütüphanesinde düzenlenen programa Kaymakam Sedat Sırrı Arısoy, Garnizon Komutanı Necati Sarı, Cumhuriyet Başsavcısı Tuncay Demir, Belediye Başkanı Hayri Birinci, Emniyet Müdürü Serdar Hatipoğlu, Mili Eğitim Şube Müdürü Tahsin Çoban, AK Parti İlçe Başkanı Enver İskender, Halk Eğitim Merkezi Müdürü Ekrem Bahadır, İlçe Tarım Müdürü Remziye Kuleyin, İlim Yayma Cemiyeti Vakfıkebir Şubesi Başkanı Mehmet Alp, okul müdürleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Kütüphane Müdürü Şeref Algün, yaptığı açılış konuşmasında; bilginin dünyanın en önemli ve en vazgeçilmez hazinesi; binlerce bilginin toplandığı kütüphanelerin ise eşi benzeri olmayan, paha biçilemeyen hazine olduğunu söyledi. Algün, Medeniyetlerin kurulmasında ve büyümesinde en önemli şey bilgidir, kitaptır. Yani kitaba verilen değerdir. Bir ülkenin insanları ne kadar çok kitap okuyorsa medeniyete katkıları ve gelişmişlik düzeyleri de ona göredir. Tarihte büyük işler yapmış, milletlere yön vermiş kişilerin çok kitap okuduklarını görüyoruz. dedi. Mustafa Kemal Atatürkün siyasi ve askeri dehasını harp meydanlarında dahi kitap okuyacak kadar kitap sevgisine borçlu olduğunu vurgulayan Algün, sözlerine şöyle devam etti: Başarısının sırrı sorulduğunda çocukluğumda elime 2 kuruş geçse 1 kuruşuyla kitap alır okurdum diyerek cevaplamıştır. 40 ülke arasında yapılan bir araştırmaya göre Almanyada bir kişi günde 24 dakika kitap okurken bizde buna ayrılan zaman sadece 12 saniye. Dünyada televizyon izlemekte ABDden sonra 2. sırada geliyoruz. Dolayısıyla kitap okumuyoruz. Kitap okumayan bir toplum sorgulayamaz. Ağaç yaşken eğilir misali, ancak okumak çocuk yaşlarda aşılanırsa bir yaşam biçimi haline gelebilir. Bunun yolu ise okumayı bilen örnek olabilen çocuğu ile kitap okuyabilen anne ve baba olmadan geçiyor. Çocuklarımızın kolundan tutup en az haftada bir kez kütüphaneye getirelim. Kitap okumanın hazzını onlarla birlikte yaşayalım. Ortaöğretim ve ilköğretim okulları arasında düzenlenen şiir yarışmalarında dereceye girenler ödüllendirildi. İlçe Halk Kütüphanesinden yıl içerisinde 59 adet kitap okuyarak birinci olan Nazlı Can Aygün, 47 adet kitap okuyarak ikinci olan Emre Türk ve 45 adet kitap okuyarak üçüncü olan İrem Baş ödüllerini aldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
29.03.2011
Vakfıkebir?inkitapkurtlarıödüllendirildiVakfıkebir?in kitap kurtları ödüllendirildi
Fiillerimizi “ibadet” yapan nedir?
Milli Gazete
03.01.2011
11:44
UlemamIz, İslamın özünü şu üç hadisin teşkil ettiğini söyler: 1. Ameller niyetlere göredir...... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
03.01.2011
Fiillerimizi“ibadet”yapannedir?Fiillerimizi “ibadet” yapan nedir?
Niyetin iyi olması yetmez
Milli Gazete
28.12.2010
17:43
Niyet iyi olmalı, amel/eylem de Kuran ve Sünnet ölçülerine uygun olmalı. Emirül müminin Ebu Hafs, Ömer b. Hattab (r.a.)dan, o şöyle demiştir: Rasülüllah (s.a.v.)den işittim, şöyle buyuruyordu: Ameller niyyetlere göredir. Herkese ancak niyyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allaha ve rasülüne ise onun hicreti Allaha ve rasülünedir. Kimin de hicreti eline geçireceği bir dünya veya nikah yapacağı bir kadına ise onun hicreti, hicret ettiği şeyde son bulur. Buyurmuş ve bu hadis ilim adamlarımız tarafından dinin dörtte birini açıklayan hadis olarak nitelenmiş ve birçok hukuki kuralın temeli olarak bu hadisi esas almışlar.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
28.12.2010
NiyetiniyiolmasıyetmezNiyetin iyi olması yetmez
Sözün Özü
Zaman
10.12.2010
01:53
Önemli olan musibetin isabet ettiği anda sabırlı olabilmektir. Meselâ annemizin vefat haberini duymak, ilk anda bizde şok etkisi yapacaktır. İşte böyle bir anda hiçbir şey düşünmeden: İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn=Biz Ondanız ve yine Ona döneceğiz. deyip ızdırabını bağrına gömme gerçek sabırdır. Değilse meseleyi aklî, mantıkî plânda çözüp Ölüm herkes için geçerli, bu yaşta ölmeseydi ileride yine ölecekti. Öbür tarafta nasıl olsa beraber olacağız.. deyip, kalbde bir inşirah hasıl olduktan sonra sabretmenin kıymeti ona göredir....
Zaman
Kürsü
10.12.2010
SözünÖzüSözün Özü
Hocaefendi ne zaman gelecek?
Samanyolu Haber
14.10.2010
15:40
Fethullah Gülen Hocefendi, Çok özledim dedi ve ne zaman Türkiyeye geleceğini söyledi.

Muhterem Fethullah Güleni bir haftalık ziyaretimde, zaman zaman 8-10 kişilik çay sohbetleri de oldu. O sohbetlerden derlediğim şu notlarla, intibalarımı noktalamak istiyorum: Enaniyet (benlik) bir buz parçası haline gelmiş. Tevazu havuzuna atıp eritmek çok zor... Nefislerin üstünü çizmek, beni yıkmak, silmek lazım. Öne çıkma, görünme sevdaları oluyor. Sulhtan ve diplomasiden yana da olsanız, bazen aşamadığınız meseleler oluyor.Allah (cc), yaptığınız işleri destekliyorsa, dokunduğunuz kapıları ardına kadar açıyorsa, endişe etmemek lazım. İyi yolda ilerliyorsunuz demektir. Nazariyatta, lafta üzerimize yok. Ağzımızı açtığımızda her birimiz Firdevsi kesiliyoruz. Biz, değerlerimizi her zaman en iyi şekilde temsil etmek zorundayız. Her şeyin temsille desteklenmesi lazım... Zikzaklar çizmeden ömür sürmek lazım. Böyle yaparsanız, arayış içinde olan insanlar sizi bulur. Hakkın hatırı adına, biz de ayaklarına gideriz. İnsanları severken, onlardan teveccüh beklememeli. Bunun sonu yok. Karşılıksız sevmeli. Bir insan, ne kadar sevilecekse o kadar sevmeli. Bir türküde vardı; çok muhabbet, tez ayrılık diye... İnsanları, Allahı sever gibi sevmemeli. Birisi bana geldi. Size şu makamları izafe ediyorlar dedi. Böyle mübalağa edenlerin yanında mansıp peşinde falan olduğumu söyleyen de çıkıyor. Ben Ramiz oğlu Fethullahım, o kadar... İnsanlardan bir insanım ve düz bir yerde duruyorum. Allah, Efendimizi (as) müşriklerle imtihan etmiş, bizi de batıl cereyanlarla imtihan ediyor... Teknoloji hızla değişiyor, ama akıllar değişmiyor. Teknolojideki değişime, zihniyet değişimi ayak uyduramıyor... Kuranda üslupla ilgili dersler vardır. Usulünce, münakaşa mevzuu şeylerden uzak durma da vardır.Üslubumuzun üzerine, garazımızı yüklemeyelim. Hakkaniyetli olalım. Ortada duralım, objektif olalım... Peygamberlerin donanımları, yaşadıkları kavimlere göre, yaşadıkları çağa göredir. Allah (cc) onları, yapacakları vazifelere göre ekstradan donanımlı kılmıştır. Karakterlerinin hakkını verme konusunda onlar zirvededir. Farklılıklar, münakaşa ve kavga vesilesi yapılmasa... Bağırarak birbirimize üstün gelme çabası değil de, benden de şöyle bir fikir, benden de böyle bir teklif, böyle bir değerlendirme dense... Artık herkes kabul ediyor, farklılıklar bir zenginliktir. Bir arada renk cümbüşü olur, ayrı bir güzellik olur. Sizin derecenize tesir edecek olan, iradenizin hakkını vermenizdir. Netice size ait değildir, Allaha aittir. Neticenin nasıl olduğu, sizin derecenize tesir etmez.İnsan akide adına doğru yolu, ancak Peygamber yolu ile bulabilir. Allah, lütfunu dolaştırır. Bir gün size bayram, bir gün başkalarına bayram... Dinde sövme yoktur. Birilerini severken, birilerine sövmeniz gerekmez. Efendimizi sevmek, Ebu Cehile küfretmeye bağlıdır diyemezsiniz...Öfke, muvakkat bir cinnettir, sonu da nedamettir...İslamı sağlam yaşasak, kim bilir ne güzellikler olacak. Müslümanlığın, insanlığa açtığı ufku yeterince idrak edemiyoruz. İçinde olduğumuz için pek fark edemiyoruz, göremiyoruz. Allah, tevazuu sever. Cebindeki paraları şıkırdatan insanları sevmez. Allaha karşı samimi olmalı...Şükreden kul, ne kadar az. O kadar nimet var, yine de tek bir şey için basıyorlar şikâyeti...Senin halktan beklediğin muamele, halkın da senden beklediği muameledir...Allahım, bize bizi aşan istidatlar ve o istidatlarda inkişaflar ver... Hakiki Müslümanlık, Müslümanlara saygı gösteren bir toplumda yaşanabilir. Bu da, insanların gönlüne girerek, insanla Allah arasındaki engelleri kaldırarak olur. Asıl fetih, gönüllerin fethidir... HÜSEYİN GÜLERCE - ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.10.2010
Hocaefendinezamangelecek?Hocaefendi ne zaman gelecek?
40 dakika fazla oruç iddiasına cevap
Samanyolu Haber
25.08.2010
14:25
İddialara cevap veren Diyanet İşleri Başkanlığı son noktayı koydu.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Din İşleri Yüksek Kurulunun imsak vaktini belirlerken astronomik tan olan 18 dereceyi esas aldığı belirtilerek, Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir dedi. Başkanlığın internet sitesinde yer alan imsak vaktiyle ilgili açıklamada, ibadet vakitleri belirlenirken herkesin kolaylıkla tespit edebileceği bazı astronomik ve atmosferik alametlerin esas alındığı belirtildi. Dünyanın kendi ekseninde dönmesinden kaynaklanan sabah doğu ufkunda şafağın belirmeye başlaması, güneşin doğuşu, güneşin öğleyin tepe noktasına gelip batıya meyletmeye başlaması, güneşin batması, batı ufkunda akşam şafağının kaybolması gibi alametlerin takvim ve saatin bulunmadığı dönemlerde uygulandığı hatırlatılırken, ancak günümüzde namaz ve imsak vakitlerinin saat ve takvimle belirlenmesinin, şafak ve fecr gibi atmosferik alametleri gözlemekten çok daha kolay olduğu vurgulandı. Özellikle şehir hayatında insanların söz konusu astronomik ve atmosferik olguları gözlemesinin zorluğuna dikkat çekilerek, ayrıca aynı yerleşim birimi veya coğrafyada yer alan Müslümanlar arasındaki birliğin sağlanması bakımından da vakitlerin hesapla belirlenmesine ihtiyaç olduğu kaydedildi. Namaz ve oruç gibi ibadet vakitlerinin İslam fakih ve astronomlarının incelemeleri doğrultusunda asırlardır hesapla belirlendiğine işaret edilen açıklamada, Diyanet İşleri Başkanlığının da namaz ve oruçla ilgili vakitleri hesapla belirlediği bildirildi. Açıklamada, Hz. Muhammedin açıklamaları ve İslam alimlerinin içtihatlarının, söz konusu hesaplarda esas alınacak şeri ölçülerin temel dayanağını teşkil ettiği belirtildi. Astronomik olarak sabah şafağının başlangıcının, güneşin 18 derece ufka yaklaşma vakti olarak tespit edildiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: Buna astronomik tan denilmektedir. Bu vakitte astronomik olarak sabah şafağı başlamaktadır. Ancak bu şafağın çıplak gözle görülebilmesi, kişinin bulunduğu yere göre farklılık gösterebilir. Dolayısıyla özellikle günümüzde yerleşim birimlerinin ışık ve pus yoğunluğu dikkate alındığında çıplak gözle yapılacak gözlemlerle sağlıklı sonuçlara varılması oldukça zordur. Bazı İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklar daha ihtiyatlı hareket etmek için güneşin 19 derece ufka yaklaşmasını esas alarak imsak vaktini daha erkene almaktadır. Nitekim Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi gibi Müslümanlar açısından çok önemli iki merkezde de uygulama buna göredir. Ancak Din İşleri Yüksek Kurulu imsak vaktinin başlangıcı olarak birazda kolaylık olması açısından bilimsel bir ölçüt olan astronomik tanı, yani 18 dereceyi esas almaktadır. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığının hesaplarında imsak vakti, 19 dereceyi esas alan takvimlere göre güneşin doğuşuna biraz daha yakın olmaktadır. Vakitlerin bu şekilde hesaplanıyor olmasının, güneşin hareketleri gözlenerek hadisi şeriflerde belirtildiği biçimde oruç ve namaz vakitlerinin belirlenmesi alternatifini asla ortadan kaldırmayacağı vurgulanan açıklamada, Ancak şafağın izlenmesi, usulüne uygun olarak yapılabildiği takdirde bir anlam ifade eder. Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir denildi. Din İşleri Yüksek Kurulunun vakitlerin hesaplanmasında esas aldığı 18 derecede astronomik olarak şafağın başladığına dikkat çekilen açıklamada, şafağın başlamasıyla imsak vaktinin gireceği, bu andan itibaren sabah namazının kılınabileceği ifade edildi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.08.2010
40dakikafazlaoruçiddiasınacevap40 dakika fazla oruç iddiasına cevap
Ey oruç, gel tut beni
Milli Gazete
18.08.2010
16:51
İsteseniz, sabahın erken saatlerinden beri sıcağın altında koşuşturmaktan halsiz düşmüş, ter üstüne ter boşanan vücudunuzu bir nebze olsun ferahlatmak, kupkuru olmuş ağzınızı bir yudum su veya kana kana içeceğiniz envai çeşit içecekle ıslatmanız öylesine kolay ve erişilebilir olduğu halde, saatinize bakıp veya kulağınızı akşam ezanına dikip o muazzez saatin gelmesine kendinizi ayarladıysanız, bilin ki,  bu gerçekten de muazzam ve mukaddes bir haldir. Yaz günlerinin insanı limitlerine dek zorlayan kavuruculuğu veya ülke gündeminin alabildiğine sevimsizliği, iktidar ile muhalefetin kadrolu konuşmacılarının dur durak dinlemeden, hemen her gün televizyonlarda, gazetelerde çok bilmiş edalarla kafa ütülemeleri arasında, bu dünyanın gereksiz  hay huylarından kaçınmak ve inanç uğruna fedakarlık yapmanın insanı onurlu kılan asaletini yaşamak ne kadar da huzur verici bir şeydir.  Bilmeyenler için de bir o kadar acıdır tabii. Bir günün üçte ikisini aç, susuz ve bunlara ilave olarak sıcakların getirdiği zorluklara rağmen bir oruç disiplini ile geçirmenin sonucunda ağızları ıslatan bir yudum su, iyi veya kötü tutulmuş olan bir orucun kabul olunmasına yönelik bir minik dua, aynı sofrada ve aynı amaca yönelik toplanan bir dost meclisindeki paylaşımın verdiği bir büyük coşku hali değil midir insanı yaşadığına şükrettiren? Haramın bir damlasının da, dünyalar kadarının da aynı olduğunun bilincindeki insanların, mütevazı bir sofradaki kendine yeten hallerinin ve tok gözlülüklerinin yanında, lüks otellerin açık büfelerinde, bilmem nereden aldığı ihaleyle veya bilmem kimin himmetiyle zenginleşmiş yeni nesil bir kalantorun bol sıfırlı bir hesap ödeyerek kurduğu iftar sofrası ne kadar da farklıdır birbirinden. Bir kuytuda, iki lokmacık yemeğini bir başkasıyla paylaşmanın hazzına erişenle, sözüm ona hayır yapma maksadıyla çadır kurup veya iftar yemeği vererek adını sanını cümle aleme ışıltılı neonlarla ve koca koca afişlerle, binbir türlü şaşaayla duyuranın ki de farklıdır birbirinden, çok farklı. Her işte olduğu gibi bu işte de samimiyet ve niyet her şeyin önünde gelir yine. Ve ameller de niyetlere göredir elbet.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
18.08.2010
EyoruçgeltutbeniEy oruç gel tut beni
Bir ülke ile daha vizeler kalkıyor
Samanyolu Haber
30.05.2010
12:23
PAKİSTAN Kültür ve Turizm Bakanı Shazia Marri, yakın zamanda Türkiye ile Pakistan arasındaki vize uygulamasının kalkabileceğini söyledi.

Marri, ?Yakın gelecek için bir müjde verebiliriz. Türkiye ile Pakistan arasındaki vize uygulamasının kaldırılması için çalışmalarımız sürüyor? dedi. Nevşehirdeki Kapadokya Dedeman Otelinde bu yıl 5incisi düzenlenen ?Lisansüstü Turizm Öğrencileri Araştırma Kongresinin galasına katılan Marri, Pakistanın kültürel ve tarihi değerlerini anlattı. Marri birçok uygarlıga ev sahipliği yapan Pakistanın bugünkü kültürünün, ülkenin ev sahipliği yaptığı her bir uygarlığın, her bir dönemin sosyal birleşmesi olduğunu söyledi. Konuk bakan, gazetecilerin, ?Türkiye ile Pakistan arasındaki vize kalkacak mı?? sorusu üzerine, yakın gelecek için müjde verebileceğini söyledi. Marri, şöyle dedi: ?Vizenin kalkması iki ülke arasındaki diyalog, anlaşmaya bağlı. Biz bir adım atarsak Türkiye Hükümeti de adım atar, Türkiye bir adım atarsa, biz de bir adım atarız. Her iki ülke için de bu dış ilişkilere ve anlaşmalara bağlı bir durumdur. Bu tek taraflı değildir. Vize uygulamaları iki ülke arasındaki ilişkilere göredir. Ancak haklısınız. Türkiye ile Pakistan arasında vize uygulaması olmaması gerekir. Böylesine birbirine yakın, dost ülkeler arasında vize uygulaması olmaması gerekir. Türkiye ile aramızda çok güçlü bağlarımız var. Şahsi fikrim; dini, kültürel, siyasi açıdan bu kadar yakınlıkları olan iki ülke açısından kesinlikle vize uygulamasının kalkması gerekir.? ?Lisansüstü Turizm Öğrencileri Araştırma Kongresinin gala gecesine, aralarında Pakistan, Hong Kong, İngiltere ve İranın da bulunduğu 40 ülkeden 105 bilim adamı katıldı. Gecede en başarılı tezleri hazırlayan akademisyenlere teşekkür plaketi verildi. Pakistan Kültür ve Turizm Bakanı Shazia Marri de, gecede, kongrenin tertip komitesi üyelerine ülkesinin yöresel kıyafetlerinden hediye etti. DHA
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.05.2010
BirülkeiledahavizelerkalkıyorBir ülke ile daha vizeler kalkıyor
Ermeni mezelerini Hamov'da deneyin
Posta
28.04.2010
00:28

Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı diye dünya tartışadursun, biz bugün bir tarih boyu birlikte yaşadığımız, kültürel olarak iç içe geçtiğimiz Ermenilerle ilgili bambaşka bir konuya ışık tutacağız: Ermeni mutfağına... Ermeni yemeklerini ve müthiş lezzetlerini bilen bilir. Tadan unutamaz ve tekrar yemek ister. Zaten bizim damak zevkimize göredir hepsi... Feriköyde anne-kızın birlikte işlettiği Hamov adlı lokanta işte bu mutfağın en iyi örneklerinden. Emekli olduktan sonra yemek işine giren Ayda Türkoğlu Hamovun hikayesini şöyle anlatıyor: Uzun yıllar sekreterlik yaptım. Emekli olun...
Posta
Cumartesi
28.04.2010
ErmenimezeleriniHamovdadeneyinErmeni mezelerini Hamovda deneyin
ECE VAHAPOĞLU / Yılı bitirirken
Takvim
31.12.2009
02:24
Herkesin ölçüsü kendine göredir; iyi bir yılı mı geride bıraktık kötü mü? Eminim hepimiz için güzel günler de aksi günler de yaşanmıştır. Benim için büyük heyecanların yaşandığı bir yıl oldu. Bir roman... Devamı için tıklayınız
Takvim
Köşe Yazıları
31.12.2009
ECEVAHAPOĞLU/YılıbitirirkenECE VAHAPOĞLU / Yılı bitirirken
Günün Tam Sürümü: AnyBizSoft PDF to PowerPoint Converter AnyBizSoft PDF to PowerPoint Converter
Chip Online
20.10.2009
11:05
PDF to PowerPoint (PDF to PPT), Türkçe destekli, profesyonel bir PDFden PowerPoint sunumuna dönüştürme yazılımıdır. Tek tıklamayla çalışır ve orijinal şablonları, metin içeriğini, resimleri ve url bağlantılarını birebir koruyarak PPT dosya formatına başarıyla aktarır. Toplu dönüştürme ve hızlı işlem ile tam profesyonellere göredir. PDF dosyalarını PowerPoint 2010, 2007 veya 2003 standartlarına sorunsuzca dönüştürür, uyumluluk problemi yoktur. Yapmanız gereken tek şey PDF dosyalarını seçip dönüştürme tuşuna tıklamaktır, gerisinizi PDF to PowerPoint Converter sizin için halleder.
Chip Online
Son Dakika
20.10.2009
GününTamSürümüAnyBizSoftPDFtoPowerPointConverterAnyBizSoftPDFtoPowerPointConverterGünün Tam Sürümü AnyBizSoft PDF to PowerPoint Converter AnyBizSoft PDF to PowerPoint Converter
[KÜRSÜ] Bir kere değil on kere hizmet ettin
Samanyolu Haber
24.07.2009
09:19
Hiç şüphesiz seyahatin dinimizi anlatma hususunda çok önemli bir yeri vardır.

Onun irşad ve tebliğdeki bu ehemmiyetini anlamak için Efendiler Efendisinin (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu nurefşan beyanını hatırlayabiliriz: O buyuruyor ki; Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır. (Ebu Dâvud, Cihad 6). Cihadın değişik mânâları vardır. Bunlardan birisi maddî cihaddır ki vatan ve millet düşmanlarıyla karşı karşıya gelme, yaka paça olma demektir. Bu, cihadın bir buududur. Cihadın diğer bir buudu ise ilâ-yı kelimetullahtır. Yani Allahın adının gönüllerde yüceltilip yayılması için cehd ve gayret içinde olmaktır. İşte bu mânâda cihad her zaman cari ve her zaman yapılması gereken mukaddes bir vazifedir. Hem öyle bir vazifedir ki, biz, dua ve isteklerimizde bir gaye-i hayal, bir mefkûre hâlinde hep onu ister ve sürekli; Allahım! Din-i Mübîn-i İslâmın dünyanın dört bir yanında şehbal açmasını nasip eyle ve bizi de bu işte istihdam buyur. diye talepte bulunuruz. Hem Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanları içinde cihada denk ikinci bir amel yoktur ve ona denk bir şey yapılamaz. Bu husus Ebu Hureyre Hazretlerinin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle anlatılmaktadır: Allah Resûlüne (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün şöyle bir soru sordular: Ey Allahın Resulü! Allah yolunda yapılan cihada hangi amel denk olur? Buyurdular ki, (Başka bir amelle) ona güç yetiremezsiniz. Soruyu soranlar ikinci ve hatta üçüncü sefer tekrar sordular: Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) her seferinde aynı cevabı verip: (Bir başka amelle) ona güç yetiremezsiniz. dedi ve sonra şunu ilave etti: Allah yolunda mücahede edenin misali, mücahid cihaddan geri dönünceye kadar hiç ara vermeksizin oruç tutan, namaz kılan ve Allahın ayetlerini okuyup duran kimse gibidir. (Buharî, Cihad 2; Müslim, İmâret 110) Niyetin Enginliği İşte yukarıda anlatılanlar muvacehesinde umumi mânâsıyla cihadı ele aldığımızda, bu ümmetin seyahatinin daha ziyade cihada bağlandığını görüyoruz. Öyleyse kendini irşad ve tebliğe adamış hakikat gönüllüleri de her şeyden önce ilâ-yı kelimetullah niyetiyle seyahat etmeli ve yolculuklarını Din-i Mübîni anlatma gayesine bağlamalıdırlar. Bu noktada Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir; herkesin niyeti ne ise eline geçecek odur. (Buhârî, Bedül-vahy 1) hakikatini hatırlayabiliriz. İşte insan bu sağlam niyetle yola çıkabilirse yapabildiği kadar cihad vazifesini yapar; yapamadıklarını da Allah (celle celaluhu) o halis niyete bir karşılık olarak yapmış gibi kabul buyurur. Zaten kulluğun temelinde de bu espri söz konusu değil midir? Diyelim ki biz altmış sene yaşıyoruz. Bu altmış senenin bütününü ibadetle geçiremiyoruz. Ömrümüzün bir hayli vakti uykuda ve çocukluk çağında geçerken; bir kısmı da hastalıklarla geçiyor ve neticede biz Rabbimize karşı kulluğumuzu hakkıyla ifa edemiyoruz. Fakat Allah (celle celâluhu) onu tamam olarak kabul buyuruyor. Konuyla alâkalı bir başka misal olarak da şunu söyleyebiliriz; bir mümin gece yatmaya hazırlanırken Bir dinleneyim de kalkıp sabah namazımı zinde olarak kılayım mülâhazasıyla uyursa Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjde dolu beyanları içinde onun solukları bile tesbih olur. İşte bu, niyetle boşluk doldurma mevzuudur. Şimdi asıl konumuza dönecek olursak eğer biz ta baştan ilâ-yı kelimetullah ve ruh u revani Muhammedînin şehbal açması adına sağlam bir niyetle yola çıkar ve niyetimizi işin sonuna kadar koruyabilirsek, seyahat boyunca boşluklarımız olsa, maksadımızı tam tasarlayıp canlandıramasak, onu kâmil mânâda tam temsil edemesek bile öyle inanıyor ve ümit ediyoruz ki Allah (celle celâluhu) rahmetiyle boşluklarımızı dolduracaktır. Bu arada yeri gelmişken konunun başka bir yönüne de dikkat çekmek istiyorum. Diyelim ki, günümüzde bir mümin İslâmiyetin bir kere daha günün şartlarına göre anlatılması için doğrudan doğruya birilerine bir şeyler anlatmak veya bir seminer vermek niyetiyle yola çıktı. Şimdi böyle bir yolculuk cihad sayıldığından, yol boyu onun hareketleri, benzini, emeği, enerjisi, yorgunluğu... bütün bunlar ahirette o kişinin sevap kefesine konulur. Çünkü hadis-i şeriflerde de ifade buyrulduğu gibi Allah yolunda cihad için kullanılan hayvanların tersi bile öbür dünyada terazinin sevap kefesine konulacaktır. (Buhari, Cihad 46) Bu sebeple böyle bir mümin ötede (Allahu alem) şu sürprizlerle karşılanacaktır: Bir; sen orada hakkı söyleyip hakikate tercüman oldun. İki; tavır ve davranışlarınla yani temsilinle de bunu anlattın. Üç; onca sıkıntı çekerek oraya ulaştın. Dört; seyahat için bunca masrafa girdin. Beş; bu iş için vaktini ayırdın... Şimdi bütün bunların hepsi ötede bir araya getirilip toplanır ve o insana denilir ki; Sen bir değil, beş defa, on defa hizmet ettin. ÖZETLE: 1- Kendini irşad ve tebliğe adamış hakikat gönüllüleri de her şeyden önce ilâ-yı kelimetullah niyetiyle seyahat etmeli ve yolculuklarını Din-i Mübîni anlatma gayesine bağlamalıdırlar. 2- Bir mümin ge
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.07.2009
[KÜRSÜ]Birkeredeğilonkerehizmetettin[KÜRSÜ] Bir kere değil on kere hizmet ettin
MEHMED NİYAZİ - Ahmet Haşim'in şiiri
Zaman
20.07.2009
02:02
Büyük sanatkârlar kendi dünyalarını kurarlar; onların güneşi, ayı, gecesi, gündüzü, yıldızı, kuytusu, dağı bizimkilerin aynısı değildir; hepsi kurdukları dünyaya göredir.
Zaman
Köşe Yazıları
20.07.2009
MEHMEDNİYAZİ-AhmetHaşiminşiiriMEHMED NİYAZİ - Ahmet Haşimin şiiri
Toplam "24" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti