Habergec.Com Aranan Kelimeler:gelenler gidenler Değerlendirme: 10 / 10 945893
habergec.com
21.10.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

gelenler gidenler

Davutoğlu: Kobani'den 300 PYD mensubu geldi, çok azı geri döndü
Zaman
15.10.2014
21:08
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kobaniden 300 civarında PYD mensubunun Türkiyeye geldiğini ve bunlardan çok azının savaşmak için geri döndüğünü söyledi.Davutoğlu, Bir grup 300e yakın PYD mensubu silahlarını teslim ederek Türkiyeye geldi. Şimdi Suriyelilerin Suriyeye gitmek istemesi durumunda engelleyen kimse yok, sınır açık, gidebilirler. Gitmek istemediler. Hamasetle biz gider savaşırız, gelenlere kapıyı açın dendiğinde çok az bir kesim dışında hayır biz Kobaniden gelen PYDliler, yani orayı kendi şehirlerini savunmak, savunacaklar, bıraksalar gidip savunacaklar diyenlere talimatımızla valilerimize soruldu. Onlar çok azı küçük bir grup hariç hayır biz gitmek istemiyoruz, savaşmak istemiyoruz. TCnin güvenliğinde kalmak istiyoruz dediler. Ne yapalım zorla mı gönderelim? dedi.İçişleri Bakanlığında bilgilendirme toplantısına katılan Başbakan Davutoğlu ardından İçişleri Bakanı Efkan Ala ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Burada gazetecilerin sorularını cevaplayan Davutoğluna ilk olarak; Kuzey Irak Peşmerge güçlerini, PYD de YPG güçlerini Türkiye üzerinden Kobaniye geçirmek istiyor. Talep Türkiyeye resmi olarak iletildi mi bilmiyorum ama dün Fransız Cumhurbaşkanının da Türkiye sınırları açmalı çağrısı vardı. Siz uluslararası baskı ile hareket etmeyiz dediniz ama o kapı hala kapalı mıdır? Selahttin Demirtaş bu konu ile ilgili olarak İzin verin tükürüğümüzle boğalım, hükümetimiz bizi ilgilendirmez diyorsa siz bizim hükümetimiz değilsiniz ifadelerini kullandı bu açıklamaya yorumunuz ne olur? şeklinde bir soru yöneltildi.Başbakan Davutoğlu bu soruya, Bu açıklamaların hepsinde kafa karışıklığı var. Fransa ile çok yakın temas halindeyiz. Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanımız Fransada görüşmeler yaptı. Sayın Cumhurbaşkanımızın Poland ile görüşmesi oldu. Fransa ile birçok konuda benzer yaklaşımlarımız var. Acaba ne alanda olduğu konusunda ne kadar bilgi sahibi? Türkiye sınırları açsın. Türkiyenin sınırları kapalı mı? Türkiye sınırlarından 2 milyon mülteci geçti. Sınırları kapatmış olsaydık ya Suriye rejiminin bombaları altında ölmüş olurlardı ya da IŞİDin saldırıları altında ölmüş olurlardı. Türkiye sınırlarını insani gerekçeyle hiç kapatmadı. Kobaniden de 200 bin kişi geldi. Sınırları açmamızdan kasıt Türkiyeden oraya birileri gitsin ise, aynı ülkeler değil miydi yabancı savaşçılar Suriyeye gitmesin diyenler? Bizden tedbir isteyenler aman yabancı savaşçılar Suriyeye geçmesin diye. Biz bu tedbirleri biz kararlı bir şekilde uyguladık uyguluyoruz da. Kimler geçecek Türkiyeden Suriyeye, nasıl bir sınır açma olacak bunu tanımlamak icap eder. Bunu tanımlamadan kamuoyunu tatmin için sanki bütün bu kriz Türkiyenin sınırları açmaması dolayısıyla olmuş gibi intiba vermek kabul edilebilir bir tutum ve açıklama değildir. dedi.SINIRDAN GEÇENLER ÜÇ GRUPTürkiyenin sınırlarının insani gerekçelerle açık olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Ama Suriyedeki bir çatışmanın bir parçası olmak isteyenler gidecek olanlar ya yabancıdır. Üç kategori geçebilir. Yabancılar. Bunu hiç istemedik, kimse de istemedi. Ya ikinci kategori Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Biz bunu istemeyiz. Çok açık istemeyiz. Suriyedeki çatışmaya tek bir vatandaşımızın dahi gitmesini istemeyiz. İllegal gidenleri durdurmaya çalışıyoruz. Ama gidenler ki Kobaniden bile gelen cenazeler oldu hepimiz üzüldük. Daha önce başka şekilde gelen cenazeler. Ne şu tarafta IŞİDde, ne Özgür Suriye Ordusu, ne de PYD yanlısı başka grupların Türkiyeden vatandaşların gidişine izin vermek bizim hukuk kurallarımıza da aykırıdır. Ayrıca da şunu herkesin görmesi lazım. Selahattin Demirtaşın ifadesine gelerek de söylüyorum. Diyelim PYDye Kobaniye bizim akrabalarımız diyerek onlar bir grup gitmek istiyor. Aynı şekilde Talebyatın Akçakaledeki Arap vatandaşlarımız da bizim akrabamız diyerek gitmek isterse, Bayırbucaktaki Türkmen kökenliler bizim akrabalarımız diyerek gitmek isterse, vatandaşlarımızın güvenliğin korumakla sorumlu olan biziz. Bir anda Suriye sathında TC vatandaşları bazen karşı karşıya, bazen yan yana savaşmak durumunda kalırlar. Buna izin vermek kabul edilebilir bir şey mi? Üçüncüsü nedir? Suriyeden Türkiyeye gelenler. Yine Demirtaşın dünkü açıklaması, hamaset çok kolay. Ne anlatılmak istendiği söylensin. Hamaset kolay. şeklinde konuştu.SURİYELİLERİN SURİYEYE GİTMEK İSTEMESİ DURUMUNDA ENGELLEYEN KİMSE YOKDavutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: Bir grup 300e yakın PYD mensubu silahlarını teslim ederek Türkiyeye geldi. Şimdi Suriyelilerin Suriyeye gitmek istemesi durumunda engelleyen kimse yok sınır açık gidebilirler. Gitmek istemediler. Hamasetle Biz gider savaşırız gelenlere kapıyı açın dendiğinde çok az bir kesim dışında hayır biz Kobaniden gelen PYDliler, yani orayı kendi şehirlerini savunmak, savunacaklar, bıraksalar gidip savunacaklar diyenlere talimatımızla valilerimize soruldu. Onlar
Zaman
Son Dakika
15.10.2014
DavutoğluKobaniden300PYDmensubugeldiçokazıgeridöndüDavutoğlu Kobaniden 300 PYD mensubu geldi çok azı geri döndü
Davutoğlu: Kobani'den 300 PYD mensubu geldi, çok azı geri döndü
Zaman
15.10.2014
21:08
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Kobaniden 300 civarında PYD mensubunun Türkiyeye geldiğini ve bunlardan çok azının savaşmak için geri döndüğünü söyledi.Davutoğlu, Bir grup 300e yakın PYD mensubu silahlarını teslim ederek Türkiyeye geldi. Şimdi Suriyelilerin Suriyeye gitmek istemesi durumunda engelleyen kimse yok, sınır açık, gidebilirler. Gitmek istemediler. Hamasetle biz gider savaşırız, gelenlere kapıyı açın dendiğinde çok az bir kesim dışında hayır biz Kobaniden gelen PYDliler, yani orayı kendi şehirlerini savunmak, savunacaklar, bıraksalar gidip savunacaklar diyenlere talimatımızla valilerimize soruldu. Onlar çok azı küçük bir grup hariç hayır biz gitmek istemiyoruz, savaşmak istemiyoruz. TCnin güvenliğinde kalmak istiyoruz dediler. Ne yapalım zorla mı gönderelim? dedi.İçişleri Bakanlığında bilgilendirme toplantısına katılan Başbakan Davutoğlu ardından İçişleri Bakanı Efkan Ala ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Burada gazetecilerin sorularını cevaplayan Davutoğluna ilk olarak; Kuzey Irak Peşmerge güçlerini, PYD de YPG güçlerini Türkiye üzerinden Kobaniye geçirmek istiyor. Talep Türkiyeye resmi olarak iletildi mi bilmiyorum ama dün Fransız Cumhurbaşkanının da Türkiye sınırları açmalı çağrısı vardı. Siz uluslararası baskı ile hareket etmeyiz dediniz ama o kapı hala kapalı mıdır? Selahttin Demirtaş bu konu ile ilgili olarak İzin verin tükürüğümüzle boğalım, hükümetimiz bizi ilgilendirmez diyorsa siz bizim hükümetimiz değilsiniz ifadelerini kullandı bu açıklamaya yorumunuz ne olur? şeklinde bir soru yöneltildi.Başbakan Davutoğlu bu soruya, Bu açıklamaların hepsinde kafa karışıklığı var. Fransa ile çok yakın temas halindeyiz. Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanımız Fransada görüşmeler yaptı. Sayın Cumhurbaşkanımızın Poland ile görüşmesi oldu. Fransa ile birçok konuda benzer yaklaşımlarımız var. Acaba ne alanda olduğu konusunda ne kadar bilgi sahibi? Türkiye sınırları açsın. Türkiyenin sınırları kapalı mı? Türkiye sınırlarından 2 milyon mülteci geçti. Sınırları kapatmış olsaydık ya Suriye rejiminin bombaları altında ölmüş olurlardı ya da IŞİDin saldırıları altında ölmüş olurlardı. Türkiye sınırlarını insani gerekçeyle hiç kapatmadı. Kobaniden de 200 bin kişi geldi. Sınırları açmamızdan kasıt Türkiyeden oraya birileri gitsin ise, aynı ülkeler değil miydi yabancı savaşçılar Suriyeye gitmesin diyenler? Bizden tedbir isteyenler aman yabancı savaşçılar Suriyeye geçmesin diye. Biz bu tedbirleri biz kararlı bir şekilde uyguladık uyguluyoruz da. Kimler geçecek Türkiyeden Suriyeye, nasıl bir sınır açma olacak bunu tanımlamak icap eder. Bunu tanımlamadan kamuoyunu tatmin için sanki bütün bu kriz Türkiyenin sınırları açmaması dolayısıyla olmuş gibi intiba vermek kabul edilebilir bir tutum ve açıklama değildir. dedi.SINIRDAN GEÇENLER ÜÇ GRUPTürkiyenin sınırlarının insani gerekçelerle açık olduğunu vurgulayan Davutoğlu, Ama Suriyedeki bir çatışmanın bir parçası olmak isteyenler gidecek olanlar ya yabancıdır. Üç kategori geçebilir. Yabancılar. Bunu hiç istemedik, kimse de istemedi. Ya ikinci kategori Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Biz bunu istemeyiz. Çok açık istemeyiz. Suriyedeki çatışmaya tek bir vatandaşımızın dahi gitmesini istemeyiz. İllegal gidenleri durdurmaya çalışıyoruz. Ama gidenler ki Kobaniden bile gelen cenazeler oldu hepimiz üzüldük. Daha önce başka şekilde gelen cenazeler. Ne şu tarafta IŞİDde, ne Özgür Suriye Ordusu, ne de PYD yanlısı başka grupların Türkiyeden vatandaşların gidişine izin vermek bizim hukuk kurallarımıza da aykırıdır. Ayrıca da şunu herkesin görmesi lazım. Selahattin Demirtaşın ifadesine gelerek de söylüyorum. Diyelim PYDye Kobaniye bizim akrabalarımız diyerek onlar bir grup gitmek istiyor. Aynı şekilde Talebyatın Akçakaledeki Arap vatandaşlarımız da bizim akrabamız diyerek gitmek isterse, Bayırbucaktaki Türkmen kökenliler bizim akrabalarımız diyerek gitmek isterse, vatandaşlarımızın güvenliğin korumakla sorumlu olan biziz. Bir anda Suriye sathında TC vatandaşları bazen karşı karşıya, bazen yan yana savaşmak durumunda kalırlar. Buna izin vermek kabul edilebilir bir şey mi? Üçüncüsü nedir? Suriyeden Türkiyeye gelenler. Yine Demirtaşın dünkü açıklaması, hamaset çok kolay. Ne anlatılmak istendiği söylensin. Hamaset kolay. şeklinde konuştu.SURİYELİLERİN SURİYEYE GİTMEK İSTEMESİ DURUMUNDA ENGELLEYEN KİMSE YOKDavutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: Bir grup 300e yakın PYD mensubu silahlarını teslim ederek Türkiyeye geldi. Şimdi Suriyelilerin Suriyeye gitmek istemesi durumunda engelleyen kimse yok sınır açık gidebilirler. Gitmek istemediler. Hamasetle Biz gider savaşırız gelenlere kapıyı açın dendiğinde çok az bir kesim dışında hayır biz Kobaniden gelen PYDliler, yani orayı kendi şehirlerini savunmak, savunacaklar, bıraksalar gidip savunacaklar diyenlere talimatımızla valilerimize soruldu. Onlar
Zaman
Ana Sayfa
15.10.2014
DavutoğluKobaniden300PYDmensubugeldiçokazıgeridöndüDavutoğlu Kobaniden 300 PYD mensubu geldi çok azı geri döndü
Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Zaman
01.10.2014
03:22
Bugün köşeyi, geçen sene Nijer’e giden bir grup Kimse Yok mu gönüllüsünün yazdıklarına bırakıyorum. Yardım toplama yetkisi hukuksuzca geri alınmak istenen derneğin işlediği büyük suça(!) ortak olmak için söz ‘ablalar’ın. Hani o teröristlerden tehlikeli görülüp kermesleri bile engellenen ablalar…“Heyecan dorukta. Yükümüz ağır, Nijer’e insanlık için çarpan yüreklerin heyecanını götürüyoruz. Nijer dediğimizde bütün kapılar açılıyor. Başımızdan yağıyor her şey. Götürme hakkımızın iki katını uçağa alabiliyoruz. Son iki üç koli kalıyor. Her koli bizim için, bekleyenlerin ve gönderenlerin ümidi demek. Gözümüz kalıyor o kolilerde. Yanınıza alın diyorlar. Ama taşımak ne mümkün! Her çaresizlik, çarelere kapıdır. İşte bir çaresizlik ve ardından bir selamla açılan kapılar: ‘Selamünaleyküm’. Bangladeş’e giden bir gönül alayı geçiyor yanımızdan. ‘Aman abiler yardım’ diyoruz bir ağızdan. Uçak kapısına kadar ulaşıyoruz, ondan sonrası kolay. Ve Nijer’e uçarak, evet her anlamda uçarak gidiyoruz.Nijer’deyiz... Sanki yabancı bir ülkede değiliz. Etrafımızda koşturan abiler ve onların aileleri. Hepsi aynı hal libasını giymiş. Çehreleri mütebessim, aksiyon ve heyecan dolular. Evinin önündeki kütükte saatlerce oturan, çöl kumları dolan gözleriyle bizi bekleyen Günay Abla karşılıyor. Sade döşenmiş bir ev, her yeri Türkiye dolu. Sehpalar dantellerde süslü. Elektrik düğmeleri ve kapı kolları organize tüllerle bezeli. Hayatını bu nüanslarla tezyin etmiş bir mutluluk makinesi.Ve Nijer’de bir bayram sabahı. Kolejin bahçesindeyiz. Çocuklar bahar çiçeği gibi, gencecik belletmenler, onları şefkatle saran öğretmenlerin misafiriyiz. Hicret kahramanlarının yurdu Bedir Koleji’ndeyiz. Çocuklar sıraya giriyor, ablalar özenerek seçtiği bayramlıkları küçük gurbet kuşlarına vermek istiyor. Küçük yüreklerinde büyük gurbeti taşıyabiliyorlar.Yola düşüyoruz; Almanya, Belçika, Fransa, İstanbul, İzmir… Hep birlikte kapı kapı dolaşıyoruz. Onlar için çarpan yürekleri, o yüreklerden süzülen Hakk’a adanmış kurbanları getirdik. Mahalle ve köylere dağılıyoruz. Bir parça et bir insan için ne anlam ifade eder? Ülkem dururken, evim dururken, çocuklarım bensiz bayram yaparken benim burada ne işim var?.. Sorularım ve Nijer sokaklarında bulduğum cevaplarım...Herkes bizi bekliyor, her yerde bekleniyoruz. Bakışlarıyla ‘geldiniz ya’ diyorlar. İçimizden ‘ya gelmeseydik’ mahcubiyeti geçiyor. Bu hem şimdiki gelişimize şükür hem de önceki gelmeyişlerimize hayıflanma... Allah’ın bize bahşettiği varlığın ağırlığı ve bizi bekleyen yokluğun hesabı yüreğimizi titretiyor.Selamla halkın içine karışıyoruz. Dostlarımızın kurbanlarını vekâletlerine istinaden tekbirler ve dualarla kesiyoruz. Muazzam planlanmış bir organizasyon. Cumhurbaşkanının eşinin kurduğu Guri Derneği, vali bey, eşi ve bir insan seliyle yürüyoruz. Çocuklar sarıyor etrafımızı. Çikolata ve balonlar ‘Türki bonbon’ sesleri arasında dağıtılıyor. Bizi bırakmak istemiyorlar, ayrılmakta zorlanıyoruz. Bir sonraki menzile ulaşmak için ayrılmalıyız, bekleyenler var.Köyler var, Türkiye’yi tanımayan ama Türkleri bilen. Yasemin’ler, Günay’lar, Recep’ler, Erdal’lar var tanıdıkları. Köy halkı bizi bekliyor, kurban dağıtılacak. Açlık ve sabırsızlık bizi de telaşlandırıyor. Erdal yetişiyor imdadımıza. 17 yaşında bir lise talebesi, sınıfındaki tek beyaz. Nijer’de AVM yok, olmazsa olmaz sandığımız sosyal aktiviteler de bulunmuyor. Sıklıkla kesilen bir internet, o kadar. Ama o dönmeyi düşünmüyor. Yetiremediğimiz bir dağıtım yapıyoruz, çok sandığımız ne kadar da azmış. Çareleri, dünyada saklı, çaresizliğimizi hissediyoruz.Orada uzakta bir Nijer var, köyler, şehirler, ülkeler var. Bekleyen insanlar, onlarla birlikte adanmış hizmet erleri var. Bekleyenler var ama gelenler de var. Nijer’e var, Etiyopya’ya var, Fas’a, Sudan’a, Afganistan’a, Myanmar’a gidenler var. Dünya bir köy, yürekler bir dünya olmuş. Sevgi, mesafeleri kısaltmış.”
Zaman
En Çok Okunan
01.10.2014
BülentKorucu-İştebunadüşmanlıkediyorlar…Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Zaman
01.10.2014
02:07
Bugün köşeyi, geçen sene Nijer’e giden bir grup Kimse Yok mu gönüllüsünün yazdıklarına bırakıyorum. Yardım toplama yetkisi hukuksuzca geri alınmak istenen derneğin işlediği büyük suça(!) ortak olmak için söz ‘ablalar’ın. Hani o teröristlerden tehlikeli görülüp kermesleri bile engellenen ablalar…“Heyecan dorukta. Yükümüz ağır, Nijer’e insanlık için çarpan yüreklerin heyecanını götürüyoruz. Nijer dediğimizde bütün kapılar açılıyor. Başımızdan yağıyor her şey. Götürme hakkımızın iki katını uçağa alabiliyoruz. Son iki üç koli kalıyor. Her koli bizim için, bekleyenlerin ve gönderenlerin ümidi demek. Gözümüz kalıyor o kolilerde. Yanınıza alın diyorlar. Ama taşımak ne mümkün! Her çaresizlik, çarelere kapıdır. İşte bir çaresizlik ve ardından bir selamla açılan kapılar: ‘Selamünaleyküm’. Bangladeş’e giden bir gönül alayı geçiyor yanımızdan. ‘Aman abiler yardım’ diyoruz bir ağızdan. Uçak kapısına kadar ulaşıyoruz, ondan sonrası kolay. Ve Nijer’e uçarak, evet her anlamda uçarak gidiyoruz.Nijer’deyiz... Sanki yabancı bir ülkede değiliz. Etrafımızda koşturan abiler ve onların aileleri. Hepsi aynı hal libasını giymiş. Çehreleri mütebessim, aksiyon ve heyecan dolular. Evinin önündeki kütükte saatlerce oturan, çöl kumları dolan gözleriyle bizi bekleyen Günay Abla karşılıyor. Sade döşenmiş bir ev, her yeri Türkiye dolu. Sehpalar dantellerde süslü. Elektrik düğmeleri ve kapı kolları organize tüllerle bezeli. Hayatını bu nüanslarla tezyin etmiş bir mutluluk makinesi.Ve Nijer’de bir bayram sabahı. Kolejin bahçesindeyiz. Çocuklar bahar çiçeği gibi, gencecik belletmenler, onları şefkatle saran öğretmenlerin misafiriyiz. Hicret kahramanlarının yurdu Bedir Koleji’ndeyiz. Çocuklar sıraya giriyor, ablalar özenerek seçtiği bayramlıkları küçük gurbet kuşlarına vermek istiyor. Küçük yüreklerinde büyük gurbeti taşıyabiliyorlar.Yola düşüyoruz; Almanya, Belçika, Fransa, İstanbul, İzmir… Hep birlikte kapı kapı dolaşıyoruz. Onlar için çarpan yürekleri, o yüreklerden süzülen Hakk’a adanmış kurbanları getirdik. Mahalle ve köylere dağılıyoruz. Bir parça et bir insan için ne anlam ifade eder? Ülkem dururken, evim dururken, çocuklarım bensiz bayram yaparken benim burada ne işim var?.. Sorularım ve Nijer sokaklarında bulduğum cevaplarım...Herkes bizi bekliyor, her yerde bekleniyoruz. Bakışlarıyla ‘geldiniz ya’ diyorlar. İçimizden ‘ya gelmeseydik’ mahcubiyeti geçiyor. Bu hem şimdiki gelişimize şükür hem de önceki gelmeyişlerimize hayıflanma... Allah’ın bize bahşettiği varlığın ağırlığı ve bizi bekleyen yokluğun hesabı yüreğimizi titretiyor.Selamla halkın içine karışıyoruz. Dostlarımızın kurbanlarını vekâletlerine istinaden tekbirler ve dualarla kesiyoruz. Muazzam planlanmış bir organizasyon. Cumhurbaşkanının eşinin kurduğu Guri Derneği, vali bey, eşi ve bir insan seliyle yürüyoruz. Çocuklar sarıyor etrafımızı. Çikolata ve balonlar ‘Türki bonbon’ sesleri arasında dağıtılıyor. Bizi bırakmak istemiyorlar, ayrılmakta zorlanıyoruz. Bir sonraki menzile ulaşmak için ayrılmalıyız, bekleyenler var.Köyler var, Türkiye’yi tanımayan ama Türkleri bilen. Yasemin’ler, Günay’lar, Recep’ler, Erdal’lar var tanıdıkları. Köy halkı bizi bekliyor, kurban dağıtılacak. Açlık ve sabırsızlık bizi de telaşlandırıyor. Erdal yetişiyor imdadımıza. 17 yaşında bir lise talebesi, sınıfındaki tek beyaz. Nijer’de AVM yok, olmazsa olmaz sandığımız sosyal aktiviteler de bulunmuyor. Sıklıkla kesilen bir internet, o kadar. Ama o dönmeyi düşünmüyor. Yetiremediğimiz bir dağıtım yapıyoruz, çok sandığımız ne kadar da azmış. Çareleri, dünyada saklı, çaresizliğimizi hissediyoruz.Orada uzakta bir Nijer var, köyler, şehirler, ülkeler var. Bekleyen insanlar, onlarla birlikte adanmış hizmet erleri var. Bekleyenler var ama gelenler de var. Nijer’e var, Etiyopya’ya var, Fas’a, Sudan’a, Afganistan’a, Myanmar’a gidenler var. Dünya bir köy, yürekler bir dünya olmuş. Sevgi, mesafeleri kısaltmış.”
Zaman
Köşe Yazıları
01.10.2014
BülentKorucu-İştebunadüşmanlıkediyorlar…Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Zaman
01.10.2014
02:07
Bugün köşeyi, geçen sene Nijer’e giden bir grup Kimse Yok mu gönüllüsünün yazdıklarına bırakıyorum. Yardım toplama yetkisi hukuksuzca geri alınmak istenen derneğin işlediği büyük suça(!) ortak olmak için söz ‘ablalar’ın. Hani o teröristlerden tehlikeli görülüp kermesleri bile engellenen ablalar…“Heyecan dorukta. Yükümüz ağır, Nijer’e insanlık için çarpan yüreklerin heyecanını götürüyoruz. Nijer dediğimizde bütün kapılar açılıyor. Başımızdan yağıyor her şey. Götürme hakkımızın iki katını uçağa alabiliyoruz. Son iki üç koli kalıyor. Her koli bizim için, bekleyenlerin ve gönderenlerin ümidi demek. Gözümüz kalıyor o kolilerde. Yanınıza alın diyorlar. Ama taşımak ne mümkün! Her çaresizlik, çarelere kapıdır. İşte bir çaresizlik ve ardından bir selamla açılan kapılar: ‘Selamünaleyküm’. Bangladeş’e giden bir gönül alayı geçiyor yanımızdan. ‘Aman abiler yardım’ diyoruz bir ağızdan. Uçak kapısına kadar ulaşıyoruz, ondan sonrası kolay. Ve Nijer’e uçarak, evet her anlamda uçarak gidiyoruz.Nijer’deyiz... Sanki yabancı bir ülkede değiliz. Etrafımızda koşturan abiler ve onların aileleri. Hepsi aynı hal libasını giymiş. Çehreleri mütebessim, aksiyon ve heyecan dolular. Evinin önündeki kütükte saatlerce oturan, çöl kumları dolan gözleriyle bizi bekleyen Günay Abla karşılıyor. Sade döşenmiş bir ev, her yeri Türkiye dolu. Sehpalar dantellerde süslü. Elektrik düğmeleri ve kapı kolları organize tüllerle bezeli. Hayatını bu nüanslarla tezyin etmiş bir mutluluk makinesi.Ve Nijer’de bir bayram sabahı. Kolejin bahçesindeyiz. Çocuklar bahar çiçeği gibi, gencecik belletmenler, onları şefkatle saran öğretmenlerin misafiriyiz. Hicret kahramanlarının yurdu Bedir Koleji’ndeyiz. Çocuklar sıraya giriyor, ablalar özenerek seçtiği bayramlıkları küçük gurbet kuşlarına vermek istiyor. Küçük yüreklerinde büyük gurbeti taşıyabiliyorlar.Yola düşüyoruz; Almanya, Belçika, Fransa, İstanbul, İzmir… Hep birlikte kapı kapı dolaşıyoruz. Onlar için çarpan yürekleri, o yüreklerden süzülen Hakk’a adanmış kurbanları getirdik. Mahalle ve köylere dağılıyoruz. Bir parça et bir insan için ne anlam ifade eder? Ülkem dururken, evim dururken, çocuklarım bensiz bayram yaparken benim burada ne işim var?.. Sorularım ve Nijer sokaklarında bulduğum cevaplarım...Herkes bizi bekliyor, her yerde bekleniyoruz. Bakışlarıyla ‘geldiniz ya’ diyorlar. İçimizden ‘ya gelmeseydik’ mahcubiyeti geçiyor. Bu hem şimdiki gelişimize şükür hem de önceki gelmeyişlerimize hayıflanma... Allah’ın bize bahşettiği varlığın ağırlığı ve bizi bekleyen yokluğun hesabı yüreğimizi titretiyor.Selamla halkın içine karışıyoruz. Dostlarımızın kurbanlarını vekâletlerine istinaden tekbirler ve dualarla kesiyoruz. Muazzam planlanmış bir organizasyon. Cumhurbaşkanının eşinin kurduğu Guri Derneği, vali bey, eşi ve bir insan seliyle yürüyoruz. Çocuklar sarıyor etrafımızı. Çikolata ve balonlar ‘Türki bonbon’ sesleri arasında dağıtılıyor. Bizi bırakmak istemiyorlar, ayrılmakta zorlanıyoruz. Bir sonraki menzile ulaşmak için ayrılmalıyız, bekleyenler var.Köyler var, Türkiye’yi tanımayan ama Türkleri bilen. Yasemin’ler, Günay’lar, Recep’ler, Erdal’lar var tanıdıkları. Köy halkı bizi bekliyor, kurban dağıtılacak. Açlık ve sabırsızlık bizi de telaşlandırıyor. Erdal yetişiyor imdadımıza. 17 yaşında bir lise talebesi, sınıfındaki tek beyaz. Nijer’de AVM yok, olmazsa olmaz sandığımız sosyal aktiviteler de bulunmuyor. Sıklıkla kesilen bir internet, o kadar. Ama o dönmeyi düşünmüyor. Yetiremediğimiz bir dağıtım yapıyoruz, çok sandığımız ne kadar da azmış. Çareleri, dünyada saklı, çaresizliğimizi hissediyoruz.Orada uzakta bir Nijer var, köyler, şehirler, ülkeler var. Bekleyen insanlar, onlarla birlikte adanmış hizmet erleri var. Bekleyenler var ama gelenler de var. Nijer’e var, Etiyopya’ya var, Fas’a, Sudan’a, Afganistan’a, Myanmar’a gidenler var. Dünya bir köy, yürekler bir dünya olmuş. Sevgi, mesafeleri kısaltmış.”
Zaman
Ana Sayfa
01.10.2014
BülentKorucu-İştebunadüşmanlıkediyorlar…Bülent Korucu - İşte buna düşmanlık ediyorlar…
Mustafa Ünal - Çift tezkere...
Zaman
28.09.2014
03:45
Düne kadar Türkiye, IŞİD’in ‘insanî boyutu’ ile ilgiliydi. Artık değil. Şartlar değişti çünkü. Rehine krizinin çözülmesi etken elbette. Cumhurbaşkanı’nın ABD temasları da faktör. Erdoğan giderken farklı, dönerken farklı konuştu.BM zirvesi ve ikili görüşmeler hep IŞİD üzerineydi. ABD’nin Türkiye’den beklentileri sır değil. Herkesin malumu. Gayri bütün seçenekler masada. Askeri harekat dahil. Savaş uzağımızda değil zaten. Türkiye’nin çok yakınında.En şiddetli çatışmalar sınırın hemen öte yakasında Kürt şehri Kobani’de yaşanmakta. Silah sesleri Suruç’tan duyuluyor. ABD ve müttefikleri IŞİD hedeflerini havadan vuruyor. Türkiye, savaşın bir parçası. Sınır olağanüstü haraketli. Sadece gelenler değil öte tarafa geçmek isteyenler de var. PYD ve PKK saflarında IŞİD’e karşı savaşmak için. Türkiye için gelenler de sorun gidenler de. Türkiye, IŞİD’le savaşın sonuçlarını, bölgeye olası etkilerini hesap etmek zorunda. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski az değil. Erdoğan’ın açıklamaları Türkiye’nin IŞİD savaşında aktif rol oynayacağının habercisi. Hava operasyonunun yeterli olmayacağını, kara harekâtının şart olduğunu söyleyen bizzat Erdoğan. Peki kara savaşını kim yapacak? ABD ‘Karada ben yokum’ dedi. Bölge unsurlarını işaret etti. İlk akla gelen ise Kürt gruplar...Meydan Kürtlere mi kalacak? Peşmerge ve PYD-PKK’ya yani. Kara harekâtına Türkiye de mi dahil olacak yoksa? Durup dururken değil tabii. Senaryo kolay. Burası istihbarat örgütlerinin cirit attığı coğrafya. Türkiye’yi ateşin içine çekecek gerekçeleri provokasyonla üretmek zor değil. Askerî opsiyonun kurşun atmak anlamına gelmediği doğru. Ancak silahı eline aldığın zaman kontrolünün güçleşeceği de muhakkak.Türkiye’nin rolünü anlamak için tezkereyi görmek lazım. Tek değil çift tezkere söz konusu. Yarından itibaren önümüzdeki haftanın gündemi bu. Türkiye Kurban Bayramı’na tezkere tartışmalarının gölgesinde girecek. Siyasetin tavrı önemli.CHP itirazlarını seslendirmeye başladı bile. Kılıçdaroğlu “Biz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkenin topraklarına girmesini istemiyoruz. Sıcak savaşın bir unsuru olmasını istemiyoruz.” dedi. Her iki tezkerede de Türk askerine sınır ötesi görev düşme olasılığı yüksek. ‘Tampon’ veya ‘güvenlikli bölge’ içeride değil Suriye topraklarında olacak. Türkiye’nin tezi bu. Henüz uluslararası camiadan destek bulmuş değil. ABD tampon bölgenin, öncelikleri arasında bulunmadığını açıkça söyledi. BM kararı ve ABD desteği olmaksızın, Türkiye’nin tek başına üstesinden gelebilmesi de çok zor. Olası bir tampon bölgenin ‘güvenliğini’ Türk askeri sağlayacak. Bir tezkere bunun için zaten. CHP liderinin sözlerinin daha şimdiden tezkereye ‘hayır’ anlamına geldiğini söylemek mümkün. Diğer tezkerenin açıkça ‘savaş’ demeyeceğini tahmin etmek zor değil. Her ihtimale karşı Türk askerinin hazırlıklı olmasını içerecek. Davutoğlu temkinli dururken Erdoğan savaş yanlısı. 11 yıl önceki 1 Mart’ı hatırlamadan geçemiyorum. Partisinin ‘genel başkan’ koltuğunda oturan Erdoğan hükümetin bir adım önündeydi. Daha ateşli tezkere savunucusuydu. Danışman sıfatı taşıyan Davutoğlu ise tezkereye karşı soğuktu. AK Parti’nin askerî seçeneği de kapsayan tezkereyi kabullenmesi kolay değil. Milletvekillerinin, ABD’nin saflarında IŞİD’e karşı olası bir savaşa ‘evet’ derken çok düşüneceği açık. Kürt milletvekillerinin durumu ilginç. 1 Mart’ta ‘hayır’a yakın duruyorlardı, şimdi ise ‘evet’e.Oylamada bir risk söz konusu mu? Değil, Meclis’ten geçer. Yeni bir ‘1 Mart’ beklenmemeli. Ancak AK Parti milletvekillerinin hiç de rahat olmayacağı kesin.
Zaman
En Çok Okunan
28.09.2014
MustafaÜnal-ÇifttezkereMustafa Ünal - Çift tezkere
Mustafa Ünal - Çift tezkere...
Zaman
28.09.2014
02:10
Düne kadar Türkiye, IŞİD’in ‘insanî boyutu’ ile ilgiliydi. Artık değil. Şartlar değişti çünkü. Rehine krizinin çözülmesi etken elbette. Cumhurbaşkanı’nın ABD temasları da faktör. Erdoğan giderken farklı, dönerken farklı konuştu.BM zirvesi ve ikili görüşmeler hep IŞİD üzerineydi. ABD’nin Türkiye’den beklentileri sır değil. Herkesin malumu. Gayri bütün seçenekler masada. Askeri harekat dahil. Savaş uzağımızda değil zaten. Türkiye’nin çok yakınında.En şiddetli çatışmalar sınırın hemen öte yakasında Kürt şehri Kobani’de yaşanmakta. Silah sesleri Suruç’tan duyuluyor. ABD ve müttefikleri IŞİD hedeflerini havadan vuruyor. Türkiye, savaşın bir parçası. Sınır olağanüstü haraketli. Sadece gelenler değil öte tarafa geçmek isteyenler de var. PYD ve PKK saflarında IŞİD’e karşı savaşmak için. Türkiye için gelenler de sorun gidenler de. Türkiye, IŞİD’le savaşın sonuçlarını, bölgeye olası etkilerini hesap etmek zorunda. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski az değil. Erdoğan’ın açıklamaları Türkiye’nin IŞİD savaşında aktif rol oynayacağının habercisi. Hava operasyonunun yeterli olmayacağını, kara harekâtının şart olduğunu söyleyen bizzat Erdoğan. Peki kara savaşını kim yapacak? ABD ‘Karada ben yokum’ dedi. Bölge unsurlarını işaret etti. İlk akla gelen ise Kürt gruplar...Meydan Kürtlere mi kalacak? Peşmerge ve PYD-PKK’ya yani. Kara harekâtına Türkiye de mi dahil olacak yoksa? Durup dururken değil tabii. Senaryo kolay. Burası istihbarat örgütlerinin cirit attığı coğrafya. Türkiye’yi ateşin içine çekecek gerekçeleri provokasyonla üretmek zor değil. Askerî opsiyonun kurşun atmak anlamına gelmediği doğru. Ancak silahı eline aldığın zaman kontrolünün güçleşeceği de muhakkak.Türkiye’nin rolünü anlamak için tezkereyi görmek lazım. Tek değil çift tezkere söz konusu. Yarından itibaren önümüzdeki haftanın gündemi bu. Türkiye Kurban Bayramı’na tezkere tartışmalarının gölgesinde girecek. Siyasetin tavrı önemli.CHP itirazlarını seslendirmeye başladı bile. Kılıçdaroğlu “Biz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkenin topraklarına girmesini istemiyoruz. Sıcak savaşın bir unsuru olmasını istemiyoruz.” dedi. Her iki tezkerede de Türk askerine sınır ötesi görev düşme olasılığı yüksek. ‘Tampon’ veya ‘güvenlikli bölge’ içeride değil Suriye topraklarında olacak. Türkiye’nin tezi bu. Henüz uluslararası camiadan destek bulmuş değil. ABD tampon bölgenin, öncelikleri arasında bulunmadığını açıkça söyledi. BM kararı ve ABD desteği olmaksızın, Türkiye’nin tek başına üstesinden gelebilmesi de çok zor. Olası bir tampon bölgenin ‘güvenliğini’ Türk askeri sağlayacak. Bir tezkere bunun için zaten. CHP liderinin sözlerinin daha şimdiden tezkereye ‘hayır’ anlamına geldiğini söylemek mümkün. Diğer tezkerenin açıkça ‘savaş’ demeyeceğini tahmin etmek zor değil. Her ihtimale karşı Türk askerinin hazırlıklı olmasını içerecek. Davutoğlu temkinli dururken Erdoğan savaş yanlısı. 11 yıl önceki 1 Mart’ı hatırlamadan geçemiyorum. Partisinin ‘genel başkan’ koltuğunda oturan Erdoğan hükümetin bir adım önündeydi. Daha ateşli tezkere savunucusuydu. Danışman sıfatı taşıyan Davutoğlu ise tezkereye karşı soğuktu. AK Parti’nin askerî seçeneği de kapsayan tezkereyi kabullenmesi kolay değil. Milletvekillerinin, ABD’nin saflarında IŞİD’e karşı olası bir savaşa ‘evet’ derken çok düşüneceği açık. Kürt milletvekillerinin durumu ilginç. 1 Mart’ta ‘hayır’a yakın duruyorlardı, şimdi ise ‘evet’e.Oylamada bir risk söz konusu mu? Değil, Meclis’ten geçer. Yeni bir ‘1 Mart’ beklenmemeli. Ancak AK Parti milletvekillerinin hiç de rahat olmayacağı kesin.
Zaman
Köşe Yazıları
28.09.2014
MustafaÜnal-ÇifttezkereMustafa Ünal - Çift tezkere
Mustafa Ünal - Çift tezkere...
Zaman
28.09.2014
02:04
Düne kadar Türkiye, IŞİD’in ‘insanî boyutu’ ile ilgiliydi. Artık değil. Şartlar değişti çünkü. Rehine krizinin çözülmesi etken elbette. Cumhurbaşkanı’nın ABD temasları da faktör. Erdoğan giderken farklı, dönerken farklı konuştu.BM zirvesi ve ikili görüşmeler hep IŞİD üzerineydi. ABD’nin Türkiye’den beklentileri sır değil. Herkesin malumu. Gayri bütün seçenekler masada. Askeri harekat dahil. Savaş uzağımızda değil zaten. Türkiye’nin çok yakınında.En şiddetli çatışmalar sınırın hemen öte yakasında Kürt şehri Kobani’de yaşanmakta. Silah sesleri Suruç’tan duyuluyor. ABD ve müttefikleri IŞİD hedeflerini havadan vuruyor. Türkiye, savaşın bir parçası. Sınır olağanüstü haraketli. Sadece gelenler değil öte tarafa geçmek isteyenler de var. PYD ve PKK saflarında IŞİD’e karşı savaşmak için. Türkiye için gelenler de sorun gidenler de. Türkiye, IŞİD’le savaşın sonuçlarını, bölgeye olası etkilerini hesap etmek zorunda. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riski az değil. Erdoğan’ın açıklamaları Türkiye’nin IŞİD savaşında aktif rol oynayacağının habercisi. Hava operasyonunun yeterli olmayacağını, kara harekâtının şart olduğunu söyleyen bizzat Erdoğan. Peki kara savaşını kim yapacak? ABD ‘Karada ben yokum’ dedi. Bölge unsurlarını işaret etti. İlk akla gelen ise Kürt gruplar...Meydan Kürtlere mi kalacak? Peşmerge ve PYD-PKK’ya yani. Kara harekâtına Türkiye de mi dahil olacak yoksa? Durup dururken değil tabii. Senaryo kolay. Burası istihbarat örgütlerinin cirit attığı coğrafya. Türkiye’yi ateşin içine çekecek gerekçeleri provokasyonla üretmek zor değil. Askerî opsiyonun kurşun atmak anlamına gelmediği doğru. Ancak silahı eline aldığın zaman kontrolünün güçleşeceği de muhakkak.Türkiye’nin rolünü anlamak için tezkereyi görmek lazım. Tek değil çift tezkere söz konusu. Yarından itibaren önümüzdeki haftanın gündemi bu. Türkiye Kurban Bayramı’na tezkere tartışmalarının gölgesinde girecek. Siyasetin tavrı önemli.CHP itirazlarını seslendirmeye başladı bile. Kılıçdaroğlu “Biz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkenin topraklarına girmesini istemiyoruz. Sıcak savaşın bir unsuru olmasını istemiyoruz.” dedi. Her iki tezkerede de Türk askerine sınır ötesi görev düşme olasılığı yüksek. ‘Tampon’ veya ‘güvenlikli bölge’ içeride değil Suriye topraklarında olacak. Türkiye’nin tezi bu. Henüz uluslararası camiadan destek bulmuş değil. ABD tampon bölgenin, öncelikleri arasında bulunmadığını açıkça söyledi. BM kararı ve ABD desteği olmaksızın, Türkiye’nin tek başına üstesinden gelebilmesi de çok zor. Olası bir tampon bölgenin ‘güvenliğini’ Türk askeri sağlayacak. Bir tezkere bunun için zaten. CHP liderinin sözlerinin daha şimdiden tezkereye ‘hayır’ anlamına geldiğini söylemek mümkün. Diğer tezkerenin açıkça ‘savaş’ demeyeceğini tahmin etmek zor değil. Her ihtimale karşı Türk askerinin hazırlıklı olmasını içerecek. Davutoğlu temkinli dururken Erdoğan savaş yanlısı. 11 yıl önceki 1 Mart’ı hatırlamadan geçemiyorum. Partisinin ‘genel başkan’ koltuğunda oturan Erdoğan hükümetin bir adım önündeydi. Daha ateşli tezkere savunucusuydu. Danışman sıfatı taşıyan Davutoğlu ise tezkereye karşı soğuktu. AK Parti’nin askerî seçeneği de kapsayan tezkereyi kabullenmesi kolay değil. Milletvekillerinin, ABD’nin saflarında IŞİD’e karşı olası bir savaşa ‘evet’ derken çok düşüneceği açık. Kürt milletvekillerinin durumu ilginç. 1 Mart’ta ‘hayır’a yakın duruyorlardı, şimdi ise ‘evet’e.Oylamada bir risk söz konusu mu? Değil, Meclis’ten geçer. Yeni bir ‘1 Mart’ beklenmemeli. Ancak AK Parti milletvekillerinin hiç de rahat olmayacağı kesin.
Zaman
Ana Sayfa
28.09.2014
MustafaÜnal-ÇifttezkereMustafa Ünal - Çift tezkere
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:25
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Güncel
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:25
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:05
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Güncel
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Toplam "11" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti