Habergec.Com Aranan Kelimeler:icat Değerlendirme: 10 / 10 352535
habergec.com
19.04.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

icat

Ahmet Çakır - Gemisini uçuran kaptan!
Zaman
17.04.2014
14:38
Cim Bom bir kupa destanı daha yazdı… Bursaspor erken sayılacak bölümde ve beklenenden çok kolay 2 gol bulunca maçın bittiğini sandı.Bunun bedelini de çok ağır ödedi. İlk maçta kaybedilmiş avantaj nedeniyle artık Sarı Kırmızılı takımın tamamen yere serildiği sanılırken tarihe geçecek nitelikte bir büyük takım patlaması yaşandı. Bu sezon pek keyifli geçtiği söylenemeyecek olan kupanın belki de yıllarca anlatılacak hikayesini bu karşılaşma oluşturacaktır.Bir yandan da rakip sahada maç kazanamaz hele Bursa’da bu işi yıllardır hiç yapamaz hale gelmiş olan Galatasaray’ın bu müthiş geri dönüşü, sözkonusu durumla ilgili olarak yazılıp söylenenlerin de dayanaksız birtakım gevezeliklerden başka birşey olmadığını ortaya koydu. Tarihin en güçlü kadrosuyla vasat hatta zayıf rakipleri yenememek üzerine sürekli birtakım mazeretler icat edilmesinin anlamsızlığı gün gibi ortaya çıktı.Böylesine müthiş bir galibiyete karşın Mancini’yi övgülere boğacak değiliz çünkü bu olağanüstü olayda onun payı sınırlı. Başrollerde kaptan Sabri ile Sneijder vardı. Sabri özellikle ikinci yarıda müthiş mücadelesinin yanında Burak’a attırdığı gol, oluşturduğu penaltı ile maça damgasını vuran adamdı.Mancini takımını bir kimlik kargaşasına düşürdü. Doğal olarak hücum geleneğine sahip takıma daha iyi savunma yaptırmaya çalışmanın eleştirilecek bir yanı yok. Belli oranda bunu başardı da. Sarı Kırmızılı takım hâlâ ligin en az gol yiyeni. Ancak iki tane 6’lık bir de 3’lük maç dışında Cim Bom’un gol atamayan bir ekip haline geldiği de ortada. Üstelik her zaman çok can yakıcı bireysel hatalar oluyor ve gol yeniyor.İstanbul’da yok yere kaybedilen avantajın ardından Bursa’da 2 gol birden yemek haliyle kupaya veda etmek anlamına geliyordu çünkü Drogba’nın yokluğunda Sarı Kırmızılıların gol atması imkansız hale gelmiş gibiydi. Burak nihayet gerçek yerine alınmıştı ama artık bildiklerini de unutmuş gibiydi. Çaresiz bir çırpınış içinde hemen hiçbirşey yapmadan maçları bitirdiği gibi sürekli bir gerilim odağı durumuyla da zarar veriyordu. Attığı 2 golle daha çok kendini kurtardı ama yok yere gördüğü çift sarı kartla oyun dışı kalarak böyle muhteşem bir gecede yine can sıktı.Sabri ile birlikte takımı ayakta tutmaya çalışan ikinci adam olan Sneijder, muhteşem geri dönüşün başlatıcısı oldu. Artık bitmiş gibi görünen maçta ilk yarı kapanmadan attığı golle ‘neden olmasın’ dedirtti. İkinci yarının başındaki penaltıyı hakemin vermesi şans sayılırdı çünkü vermese gık bile denilemezdi.İlk yarının sonu dahil toplam 10 dakikalık bir Cim Bom fırtınası Bursaspor’u yerle bir etmeye yetti! Bu maç kaybedilse kuşkusuz Mancini geleceğe dönük birtakım proje masalları anlatarak idare etmeye çalışacak, bu da onun Sarı Kırmızılı kulübe veda etmesinin kilometre taşlarından biri olabilecekti. Görüldü ki elinde çok güçlü bir kadro var ve onunla herşeyi yapabilmek mümkün!
Zaman
Köşe Yazıları
17.04.2014
AhmetÇakır-GemisiniuçurankaptanAhmet Çakır - Gemisini uçuran kaptan
Türk mühendislerden müthiş icat !
Haber3
10.04.2014
13:54
Türk

Hacettepe Teknokentinde faaliyet gösteren Türk mühendisler, dünyayı kıskandıracak özel bir teknoloji geliştirdi.

Haber3
Son Dakika
10.04.2014
TürkmühendislerdenmüthişicatTürk mühendislerden müthiş icat
Şahin Alpay - Okullara saldıranları tarih affetmez
Zaman
08.04.2014
17:23
Koca İslam dünyasında Fethullah Gülen gibi telkinleriyle demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarını, farklı kimliklere saygıyı, din ve vicdan özgürlüğü anlamında laikliği, barışı, meşruiyeti teşvik eden bir din adamı daha yok. Gülen’e ve telkinleriyle oluşan Hizmet Hareketi’ne yönelik iftiralar ve nefret söylemi suçu oluşturan hakaretler, hakkaniyet duygumu derinden rencide ediyor. Umarım bu suçların hesabı bir gün verilir.Hizmet’in kökleri Sufi İslam’a, tarikat geleneğine, halkın içinden çıkan İslam yorumlarına dayanıyor. Eğer Said Nursi tarikatı cemaate dönüştüren din adamıysa, Gülen de cemaati inanç-temelli sivil toplum hareketine dönüştüren ve insanlığın hizmetine veren İslam bilgini. Gülen’in ve Hizmet’in kıymetinin bilinmemesi, önce vesayetçiler sonra Erdoğan ve kliği tarafından zan altında bırakılması, hedef tahtasına konulması, toplum adına en üzücü olaylardan biri.Kemalist ve Marxistlerin Gülen’e ve Hizmet’e husumet beslemelerinin nedenleri çok açık. İkisinin de çıkış noktası, 19. yüzyıl pozitivist ve materyalist felsefesi. Marxizm “din halkın afyonudur” diyerek tüm dinlere savaş açtı; Kemalizm “din irticadır” diyerek, İslam’ın vicdanlarla sınırlandırılmasını hedef aldı. Yanıldıkları iki temel nokta var: Modernleşme ile birlikte dini inançların yok olacağı teorisi fos çıktı. Dinlerin liberal modernleşmeyi reddeden köktenci yorumları gibi, modernleşmeyle uyumlu yorumları da olduğu giderek daha iyi anlaşıldı.Kemalist vesayet yandaşları, Balyoz ve Ergenekon darbe girişimcilerini temize çıkarmak için “Fethullahçı kumpas” teorisini icat ettiler. Erdoğan ve kliği ise Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını örtbas için aynı teoriye sarıldı; “milli orduya da kumpas kurdular” diyerek Kemalistleri ittifakına almaya girişti. İslamcıların çoğu da kumpas teorisini kucaklıyor. Niçin? Çünkü ahlaki ve sosyal İslam’ın temsilcisi olan Hizmet, Milli Görüş’ün siyasi İslam’ına hiçbir zaman olumlu bakmadı; ilk iki iktidar döneminde AKP’ye “İslamcı gömleğini çıkardığı” ve AB çıpasıyla demokratikleşmeye yöneldiği için hayırhah bir gözle yaklaştı. Ama sivil toplum hareketi olarak esas desteğini, Türkiye’de ifade, örgütlenme ve inanç özgürlüğüne dayalı demokratik ve laik rejimin yerleşmesine verdi.Yirmi yıldır Hizmet’in yurtiçindeki ve dışındaki çalışmalarına tanık oluyorum. Gördüğüm şu: Hizmet, Anadolu’nun etnik kökenlerine bakılmaksızın yoksul ailelerinden yetenekli gençlerin eğitilmelerine büyük destek verdi. Bu gençler başta Anadolu’nun giderek büyüyen özel sektörü yanında devlet bürokrasisi içinde, özellikle de varlıklı ailelerin çocuklarının yanaşmadığı görevleri üstlendiler. Önlerine gelen sorunlara piyasa ekonomisi, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi anlayışı doğrultusunda eğiliyorlar. İddia edildiği gibi aralarında gerçekten suç işleyenler varsa, Hizmet bunların bulunup yargılanmaları çağrısını tekrarlayıp duruyor. Hizmet’in toptan suçlanıp hedef tahtasına konması, sadece ve sadece sivil topluma tahammülsüzlüğün, diktatörlük heveslerinin bir yansıması.Okullara gelince: Son yirmi yılda birçok ülkede Hizmet’in açtığı okulları gezdim. Bu okullar Türkiye ile 160 ülke arasında kültür ve ticaret köprüleri kuruyor; ülkenin ekonomik ve kültürel zenginleşmesine katkı yapıyor. Erdoğan ve kliğinin bu okulları hedef almasına büyük tepki duyuyorum. Demokratik ülkelerin hiçbiri bu okulların kapatılmasına cevaz vermez. Belki otoriter yönetimler kapatabilir. Bu okullara saldıranları tarih affetmez.
Zaman
En Çok Okunan
08.04.2014
ŞahinAlpay-OkullarasaldıranlarıtarihaffetmezŞahin Alpay - Okullara saldıranları tarih affetmez
Şahin Alpay - Okullara saldıranları tarih affetmez
Zaman
08.04.2014
17:23
Koca İslam dünyasında Fethullah Gülen gibi telkinleriyle demokrasiyi, hukuk devletini, insan haklarını, farklı kimliklere saygıyı, din ve vicdan özgürlüğü anlamında laikliği, barışı, meşruiyeti teşvik eden bir din adamı daha yok. Gülen’e ve telkinleriyle oluşan Hizmet Hareketi’ne yönelik iftiralar ve nefret söylemi suçu oluşturan hakaretler, hakkaniyet duygumu derinden rencide ediyor. Umarım bu suçların hesabı bir gün verilir.Hizmet’in kökleri Sufi İslam’a, tarikat geleneğine, halkın içinden çıkan İslam yorumlarına dayanıyor. Eğer Said Nursi tarikatı cemaate dönüştüren din adamıysa, Gülen de cemaati inanç-temelli sivil toplum hareketine dönüştüren ve insanlığın hizmetine veren İslam bilgini. Gülen’in ve Hizmet’in kıymetinin bilinmemesi, önce vesayetçiler sonra Erdoğan ve kliği tarafından zan altında bırakılması, hedef tahtasına konulması, toplum adına en üzücü olaylardan biri.Kemalist ve Marxistlerin Gülen’e ve Hizmet’e husumet beslemelerinin nedenleri çok açık. İkisinin de çıkış noktası, 19. yüzyıl pozitivist ve materyalist felsefesi. Marxizm “din halkın afyonudur” diyerek tüm dinlere savaş açtı; Kemalizm “din irticadır” diyerek, İslam’ın vicdanlarla sınırlandırılmasını hedef aldı. Yanıldıkları iki temel nokta var: Modernleşme ile birlikte dini inançların yok olacağı teorisi fos çıktı. Dinlerin liberal modernleşmeyi reddeden köktenci yorumları gibi, modernleşmeyle uyumlu yorumları da olduğu giderek daha iyi anlaşıldı.Kemalist vesayet yandaşları, Balyoz ve Ergenekon darbe girişimcilerini temize çıkarmak için “Fethullahçı kumpas” teorisini icat ettiler. Erdoğan ve kliği ise Cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını örtbas için aynı teoriye sarıldı; “milli orduya da kumpas kurdular” diyerek Kemalistleri ittifakına almaya girişti. İslamcıların çoğu da kumpas teorisini kucaklıyor. Niçin? Çünkü ahlaki ve sosyal İslam’ın temsilcisi olan Hizmet, Milli Görüş’ün siyasi İslam’ına hiçbir zaman olumlu bakmadı; ilk iki iktidar döneminde AKP’ye “İslamcı gömleğini çıkardığı” ve AB çıpasıyla demokratikleşmeye yöneldiği için hayırhah bir gözle yaklaştı. Ama sivil toplum hareketi olarak esas desteğini, Türkiye’de ifade, örgütlenme ve inanç özgürlüğüne dayalı demokratik ve laik rejimin yerleşmesine verdi.Yirmi yıldır Hizmet’in yurtiçindeki ve dışındaki çalışmalarına tanık oluyorum. Gördüğüm şu: Hizmet, Anadolu’nun etnik kökenlerine bakılmaksızın yoksul ailelerinden yetenekli gençlerin eğitilmelerine büyük destek verdi. Bu gençler başta Anadolu’nun giderek büyüyen özel sektörü yanında devlet bürokrasisi içinde, özellikle de varlıklı ailelerin çocuklarının yanaşmadığı görevleri üstlendiler. Önlerine gelen sorunlara piyasa ekonomisi, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi anlayışı doğrultusunda eğiliyorlar. İddia edildiği gibi aralarında gerçekten suç işleyenler varsa, Hizmet bunların bulunup yargılanmaları çağrısını tekrarlayıp duruyor. Hizmet’in toptan suçlanıp hedef tahtasına konması, sadece ve sadece sivil topluma tahammülsüzlüğün, diktatörlük heveslerinin bir yansıması.Okullara gelince: Son yirmi yılda birçok ülkede Hizmet’in açtığı okulları gezdim. Bu okullar Türkiye ile 160 ülke arasında kültür ve ticaret köprüleri kuruyor; ülkenin ekonomik ve kültürel zenginleşmesine katkı yapıyor. Erdoğan ve kliğinin bu okulları hedef almasına büyük tepki duyuyorum. Demokratik ülkelerin hiçbiri bu okulların kapatılmasına cevaz vermez. Belki otoriter yönetimler kapatabilir. Bu okullara saldıranları tarih affetmez.
Zaman
Ana Sayfa
08.04.2014
ŞahinAlpay-OkullarasaldıranlarıtarihaffetmezŞahin Alpay - Okullara saldıranları tarih affetmez
İlkokul mezunu Bafralı mucit 'Tarım Robotu' icat etti
Haber3
08.04.2014
16:11
İlkokul

Samsun’un Bafra ilçesinde Köselli köyünde çiftçilikle geçimini sağlayan ilkokul mezunu İbrahim Akın, icat ettiği Tarım Robotu projesi için yatırımcı firma arıyor.

Haber3
Son Dakika
08.04.2014
İlkokulmezunuBafralımucitTarımRobotuicatettiİlkokul mezunu Bafralı mucit Tarım Robotu icat etti
Ilkokul Mezunu Bafralı Mucit Tarım Robotu İcat Etti
Haberler.com
08.04.2014
16:08
Samsun?un Bafra ilçesinde Köselli köyünde çiftçilikle geçimini sağlayan ilkokul mezunu Ibrahim Akın, icat ettiği Tarım Robotu projesi için yatırımcı firma arıyor.
Haberler.com
Ekonomi
08.04.2014
IlkokulMezunuBafralıMucitTarımRobotuİcatEttiIlkokul Mezunu Bafralı Mucit Tarım Robotu İcat Etti
Turhan Bozkurt - Suç işlemek kârlıysa…
Zaman
04.04.2014
17:12
Mahkeme kararları tanınmıyor… İç hukukta nihai itiraz mercii olan Anayasa Mahkemesi’nin kararları idare tarafından kaale alınmıyor ya da aheste aheste tatbik ediliyorsa o ülkede hukuk teminatından söz edilemez.17 Aralık’tan bugüne hukukun taammüden katledilişine şahit oluyoruz. İki gündür en uç örnek yaşanıyor. Yüksek Mahkeme’nin Twitter yasağının derhal kaldırılması yönünde önceki gün verdiği karara gösterilen anlamsız dirence Anayasa ihlalidir diyemeyecek miyiz? Anlamsız yasağın kaldırıldığı dün akşam saatlerine kadar TİB’in şahsında hükümetin sergilediği duyarsızlığı da 30 Mart seçimlerinde sandıktan çıkan yüzde 43’lük desteğe mi bağlayacağız? Sandık, yolsuzlukları aklayamayacağı gibi mahkeme kararlarına ıslık çalarak mukabelede bulunan hükümeti mazur gösteremez.Demokrasinin aracını amaç haline getirenler hak ihlallerini sandık sonucu ile meşrulaştırmak için yarışadursun modern dünyada Türkiye’nin imajı yerle bir oldu. Ne demek istediğimi anlamak isteyenler, seçim sonuçları için hangi başkentlerden tebrik telefonu geldiğine bakabilirler.Menfi her şeyi 17 Aralık’ta icat edilen soyut düşmanın üzerine atan hükümeti alkış yağmuruna tutan aydınımız, gazetecilerimiz ve yığınlar çoğunluğun sesi gibi gösterilemez. Çıkan sonuca saygı gösterirken öbür cenahtaki yüzde 57’yi kategorize eden zihniyeti hep beraber kınamalıyız.İş dünyası sandıktan çıkan neticenin siyasetteki gerilimi bitireceğini ümit ediyordu. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın balkondan konuşurken sarf ettiği sözler derin bir sukut-ı hayaldi. Erdoğan, isim vererek sivil topluma, işadamlarına savaş ilan etti zafer nutkunda. Böyle devam edilirse sermaye kendini nasıl güvende hissedebilecek?Türkiye, 2013’ün ilk yarısında aylık net 9 milyar dolar fon girişi ile cari açığı finanse ediyordu. Gezi protestoları ile dışa vuran kutuplaştırıcı dil o kadar etkili oldu ki rakam 2,5 milyar dolara geriledi. 2014’te bırakın net girişi Merkez Bankası ocak verisini açıkladığında 3,1 milyar dolar net dövizin ülkeyi terk ettiği anlaşıldı.Türkiye içine düştüğü hukuk darboğazından nasıl çıkacak? Büyük usta Çetin Altan’ın deyişi ile suç işlemek kârlıysa, suç önlenemez. Suçun ödüllendirildiği bir sistemde ne huzur vardır ne de istikrar. Adalet tecelli etmiyorsa yabancı sermaye gelmez. Gelenler de ilk fırsatta bavulunu toplamaya başlar.Londra’da yaklaşık 212 milyon TL sermaye ile yeni bir şirket kurmaya karar verdiği için kimse Koza Altın’a, Akın İpek’e kızmasın. Kendi ülkesinde hukuk dışı yöntemlerle iftiralara, orantısız güç kullanımına maruz kalan bir işadamının ayakta kalmak için yurtdışında güvenli liman aramasına niye şaşırılıyor ki!Enflasyon, büyüme, işsizlik, cari açık, ihracat… Yatırımcı bir ülkeye girmeden evvel bunları dikkatle analiz eder. En sonunda hukuk sistemine, bağımsız yargıya bakar. Diğerleri fena değilse hukuki teminata ikna olmuşsa yatırıma onay verir. Hükümet, yargının işleyişine yaptığı her müdahale ile aslında ekonomik verilerdeki bozulmayı tolere edebilecek en önemli kozunu kaybediyor. Brezilya, Endonezya, Rusya, Güney Afrika rakamlar açısından Türkiye’den daha cazip. Rakiplere fark atmamızı sağlayacak köklü hukuk sistemini son dönemlerdeki gibi tarumar etmek, ülkenin geleceğinden çalmaktır.
Zaman
Köşe Yazıları
04.04.2014
TurhanBozkurt-Suçişlemekkârlıysa…Turhan Bozkurt - Suç işlemek kârlıysa…
Bir anne felçli kızını yürütmek için icat geliştirdi İZLE
En Son Haber
03.04.2014
14:45
Fedakar anne, beyin felci olan küçük kızı için, bir icat keşfetti.
En Son Haber
Son Dakika
03.04.2014
BirannefelçlikızınıyürütmekiçinicatgeliştirdiİZLEBir anne felçli kızını yürütmek için icat geliştirdi İZLE
Bor'dan devrim yapacak icat! - ADV
Samanyolu Haber
01.04.2014
11:28
Bordan devrim yapacak icat! - ADV
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.04.2014
Bordandevrimyapacakicat-ADVBordan devrim yapacak icat - ADV
Bor'dan devrim yapacak icat!
Samanyolu Haber
01.04.2014
09:38
Bordan devrim yapacak icat!
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.04.2014
BordandevrimyapacakicatBordan devrim yapacak icat
Öykü, kabuğunu kırıyor
Zaman
01.04.2014
02:42
Son dönemlerde saygın edebiyat ödüllerine öykücülerin layık görülmesi ve öykü kitaplarının satışındaki artış, öykü türündeki eserlerin yeni bir altın çağa girdiğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Her şeyin gittikçe hızlandığı bir çağda öykünün kolay okunabilir bir tür olarak görülmesi de türe artan bu ilginin nedenleri arasında.Kanadalı öykücü Alice Munro’nun 2013 Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından, İngiltere’nin saygın edebiyat ödülü Man Booker’a alternatif olarak bu yıl ilk defa düzenlenen Folio Edebiyat Ödülü’ne, geçtiğimiz haftalarda yine bir öykücü, Amerikalı yazar George Saunders layık görüldü. Öykücülerin ardı ardına önemli edebiyat ödülleri alması, öykünün yükselişi olarak yorumlanırken, okurların da bu türe ilgisinde ciddi bir artış var. Öykünün hem basılı hem de e-kitap olarak çok satanlar listelerinde görünür bir yer edinmesi de bu yorumları doğrular nitelikte. Bu gelişmelere ek olarak Twitter’ın bu yıl mart ayında ilk kez düzenlediği 140 karakterlik edebiyat festivali de eklenince öykünün kabuğunu kırdığını söylemek mümkün. Her şeyin gittikçe hızlandığı bir çağda, kolay okunabilir olması öykünün avantajı sayılırken, kısa öykü türünde gözle görülür bir üretim artışı da söz konusu. George Saunders’ın 10 Mart’ta ödüle layık görülen “Tenth of December” adlı kitabı 2013’te en çok satanlar listesinde yer almıştı. Munro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nden sonra kendisinin Folio Edebiyat Ödülü’ne değer görülmesini öykü türünün gelişmesine büyük bir destek olarak gören Saunders, kısa öykü için güzel bir dönem yaşandığını dile getiriyor. Ödül gecesinde kurmacanın başkalarını daha iyi anlamak için iyi bir yol olduğuna değinen yazar, kendisi ve başkaları arasındaki sınırların da bu sayede inceldiğini dile getirmişti. Amerikan öykücülüğünün günümüz ustalarından biri olarak değerlendirilen Saunders’ın Türkçede yalnızca 2007’de yayımlanan ve baskısı tükenen Pastoralya (+ 1 Kitap) adlı eseri bulunuyor. Alice Munro ve George Saunders gibi öykücülerin saygın edebiyat ödülleriyle onurlandırılması, okurların, yayınevlerinin ve yazarların bu türde yazılmış kitaplara daha fazla ilgi gösterdiği şeklinde yorumlanıyor. Öykü türünün kendi başına diğer türlerden ayrıldığı önemli noktalar var. Truman Capote bir söyleşinde buna değinerek şöyle diyordu: “Dikkatlice incelendiğinde kısa öykü en zor ve en disiplin gerektiren düzyazı türüdür.” Yazarlar için bu derece disiplinli olan bu türe günümüzün dar vakitli okurlarının rağbet göstermesinin ardında ise pek çok neden sıralamak mümkün. Usta öykücü Rasim Özdenören’in, Kitap Zamanı’nda Murat Tokay’ın “İnternet çağındaki hız öyküye nasıl yansıyor? Öykü tam bu çağın formu sanki…” sorusuna cevabı bu ilgiyi açıklar nitelikte: “Doğru bir teşhis. Kısa öykü, modern zamanların bir ürünüdür. Uzun metinler okumaya vakti olmayan insanlara bir şeyler okutabilmek için icat edilmiştir kısa öykü.” Uzun metinler okumaya vakit ayıramayan okurların farkına varan yayıncılar ve kitap satış siteleri, bu konuda çeşitli yollara çoktan başvurmuş durumda. Dünyaca ünlü online kitap devi Amazon, 2011’de Kindle Single adlı yalnızca kısa öykü ve novella e-kitap satışı yaparak yeni bir alan oluşturmuş ve bu uygulama, hem edebiyat dünyasında hem de okur yakasında ciddi ilgi görmüştü. Kindle Single başlığı altında her gün yeni e-kitaplar yayımlanıyor. Yayın dünyasında öykü, novella ve roman arasında kelime sayısına göre bir ayrım yapıldığını belirtelim. Kısaca değinirsek öykü, en fazla 20 bin kelime; roman, en az 50 bin kelime ve novella ise bu ikisi arasında bir yerde duran bir tür olarak görülmekte. Julian Barnes’ın 2011’de Booker Ödülü’ne değer görülen kitabı “The Sense of an Ending”, 176 sayfalık bir novellaydı ve bu ödül, kitabın türüne dair pek çok tartışmayı beraberinde getirmişti. 2012’de ise Amerikan yayınevi Melville House’un “Art of the Novella” başlığı altında Tolstoy, Puşkin, James Joyce, Herman Melville, Turgenyev, Maupassant, Proust, Conrad gibi 47 yazarın yeni çevirilerle yayımlanan eserlerinden oluşan bir novella serisi basması da bu kısa türe olan ilgiyi erken fark eden bir hamle olarak yorumlanabilir. Bunun yanı sıra sadece kısa öykü ve novella yayımlayan Peirene Press gibi yeni butik yayınevlerini de eklersek, bu ilgiyi biraz daha açıklamış oluruz. Günlük koşturmacaya kendini bırakmış okurun, kısa türe olan ilgisi daha da yükselecek gibi. Kimi yazarlar okurların değişen bu alışkanlıkları doğrultusunda metinler üretirken kimileri de okurun ilgisine göre yazarın kendisini sınırlamaması gerektiği kanaatinde. Fakat öykünün son yıllarda kabuğunu kırmış olması, yazarından okuruna, yayıncısından kitabevine herkesi memnun edecek bir gelişme.
Zaman
Ana Sayfa
01.04.2014
ÖykükabuğunukırıyorÖykü kabuğunu kırıyor
Öykü, kabuğunu kırıyor
Zaman
01.04.2014
02:20
Son dönemlerde saygın edebiyat ödüllerine öykücülerin layık görülmesi ve öykü kitaplarının satışındaki artış, öykü türündeki eserlerin yeni bir altın çağa girdiğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Her şeyin gittikçe hızlandığı bir çağda öykünün kolay okunabilir bir tür olarak görülmesi de türe artan bu ilginin nedenleri arasında.Kanadalı öykücü Alice Munro’nun 2013 Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasının ardından, İngiltere’nin saygın edebiyat ödülü Man Booker’a alternatif olarak bu yıl ilk defa düzenlenen Folio Edebiyat Ödülü’ne, geçtiğimiz haftalarda yine bir öykücü, Amerikalı yazar George Saunders layık görüldü. Öykücülerin ardı ardına önemli edebiyat ödülleri alması, öykünün yükselişi olarak yorumlanırken, okurların da bu türe ilgisinde ciddi bir artış var. Öykünün hem basılı hem de e-kitap olarak çok satanlar listelerinde görünür bir yer edinmesi de bu yorumları doğrular nitelikte. Bu gelişmelere ek olarak Twitter’ın bu yıl mart ayında ilk kez düzenlediği 140 karakterlik edebiyat festivali de eklenince öykünün kabuğunu kırdığını söylemek mümkün. Her şeyin gittikçe hızlandığı bir çağda, kolay okunabilir olması öykünün avantajı sayılırken, kısa öykü türünde gözle görülür bir üretim artışı da söz konusu. George Saunders’ın 10 Mart’ta ödüle layık görülen “Tenth of December” adlı kitabı 2013’te en çok satanlar listesinde yer almıştı. Munro’nun Nobel Edebiyat Ödülü’nden sonra kendisinin Folio Edebiyat Ödülü’ne değer görülmesini öykü türünün gelişmesine büyük bir destek olarak gören Saunders, kısa öykü için güzel bir dönem yaşandığını dile getiriyor. Ödül gecesinde kurmacanın başkalarını daha iyi anlamak için iyi bir yol olduğuna değinen yazar, kendisi ve başkaları arasındaki sınırların da bu sayede inceldiğini dile getirmişti. Amerikan öykücülüğünün günümüz ustalarından biri olarak değerlendirilen Saunders’ın Türkçede yalnızca 2007’de yayımlanan ve baskısı tükenen Pastoralya (+ 1 Kitap) adlı eseri bulunuyor. Alice Munro ve George Saunders gibi öykücülerin saygın edebiyat ödülleriyle onurlandırılması, okurların, yayınevlerinin ve yazarların bu türde yazılmış kitaplara daha fazla ilgi gösterdiği şeklinde yorumlanıyor. Öykü türünün kendi başına diğer türlerden ayrıldığı önemli noktalar var. Truman Capote bir söyleşinde buna değinerek şöyle diyordu: “Dikkatlice incelendiğinde kısa öykü en zor ve en disiplin gerektiren düzyazı türüdür.” Yazarlar için bu derece disiplinli olan bu türe günümüzün dar vakitli okurlarının rağbet göstermesinin ardında ise pek çok neden sıralamak mümkün. Usta öykücü Rasim Özdenören’in, Kitap Zamanı’nda Murat Tokay’ın “İnternet çağındaki hız öyküye nasıl yansıyor? Öykü tam bu çağın formu sanki…” sorusuna cevabı bu ilgiyi açıklar nitelikte: “Doğru bir teşhis. Kısa öykü, modern zamanların bir ürünüdür. Uzun metinler okumaya vakti olmayan insanlara bir şeyler okutabilmek için icat edilmiştir kısa öykü.” Uzun metinler okumaya vakit ayıramayan okurların farkına varan yayıncılar ve kitap satış siteleri, bu konuda çeşitli yollara çoktan başvurmuş durumda. Dünyaca ünlü online kitap devi Amazon, 2011’de Kindle Single adlı yalnızca kısa öykü ve novella e-kitap satışı yaparak yeni bir alan oluşturmuş ve bu uygulama, hem edebiyat dünyasında hem de okur yakasında ciddi ilgi görmüştü. Kindle Single başlığı altında her gün yeni e-kitaplar yayımlanıyor. Yayın dünyasında öykü, novella ve roman arasında kelime sayısına göre bir ayrım yapıldığını belirtelim. Kısaca değinirsek öykü, en fazla 20 bin kelime; roman, en az 50 bin kelime ve novella ise bu ikisi arasında bir yerde duran bir tür olarak görülmekte. Julian Barnes’ın 2011’de Booker Ödülü’ne değer görülen kitabı “The Sense of an Ending”, 176 sayfalık bir novellaydı ve bu ödül, kitabın türüne dair pek çok tartışmayı beraberinde getirmişti. 2012’de ise Amerikan yayınevi Melville House’un “Art of the Novella” başlığı altında Tolstoy, Puşkin, James Joyce, Herman Melville, Turgenyev, Maupassant, Proust, Conrad gibi 47 yazarın yeni çevirilerle yayımlanan eserlerinden oluşan bir novella serisi basması da bu kısa türe olan ilgiyi erken fark eden bir hamle olarak yorumlanabilir. Bunun yanı sıra sadece kısa öykü ve novella yayımlayan Peirene Press gibi yeni butik yayınevlerini de eklersek, bu ilgiyi biraz daha açıklamış oluruz. Günlük koşturmacaya kendini bırakmış okurun, kısa türe olan ilgisi daha da yükselecek gibi. Kimi yazarlar okurların değişen bu alışkanlıkları doğrultusunda metinler üretirken kimileri de okurun ilgisine göre yazarın kendisini sınırlamaması gerektiği kanaatinde. Fakat öykünün son yıllarda kabuğunu kırmış olması, yazarından okuruna, yayıncısından kitabevine herkesi memnun edecek bir gelişme.
Zaman
Kültür
01.04.2014
ÖykükabuğunukırıyorÖykü kabuğunu kırıyor
Hasta Oğlu İçin Destekli Yürüme Tasarladı
Haberler.com
28.03.2014
10:45
Debby Elnatan, beyin felci yüzünden yürüyemeyen oğlu için icat geliştirdi
Haberler.com
Dünya
28.03.2014
HastaOğluİçinDestekliYürümeTasarladıHasta Oğlu İçin Destekli Yürüme Tasarladı
Dinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
Zaman
28.03.2014
02:27
Dün ilginç bir hadiseye şahit oldu Türkiye. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler olduğu iddia edilen kişilerin yaptığı bir toplantı sosyal medyaya yansıdı.Ses kayıtlarına göre Suriye sınırları içinde kalan ve Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi için bir görüşme yapılıyor. Toplantı esnasında savaş ve harekât planı tartışılıyor. En üst dereceden yetkililerin katıldığı ‘çok gizli’ bir görüşmenin kamuoyuna mal olması konusunda üç kritik meseleyi doğru değerlendirmek gerekiyor.1- Bu, her şeyden önce bir ulusal güvenlik meselesidir. Devletin en gizli toplantılarından biri nasıl dinlenebiliyor ve nasıl oluyor da internet ortamına düşüyor? Bu konu ile ilgili çok ciddi bir araştırma yapılması ve gerçeklerin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması şart. Mevzunun çok sıkça başvurulan ‘devlet ciddiyeti’ ile bağdaştırılması mümkün görünmüyor. Mesele en temelden ve bilimsel bir şekilde araştırılmadan ve gerçekler hukuken ortaya çıkarılmadan hiçbir kimsenin ya da kitlenin hedef gösterilmesi kabul edilemez. Devlet sırlarının konuşulduğu bir toplantıyı kaydetmek ne kadar feci bir suçsa, o suçu araştırmadan, somut bilgi ve bulgulara ulaşmadan birilerini zan altında bırakmak da o kadar feci bir suçtur… Nitekim Sayın Başbakan dün yine hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın bir kitleyi hedef gösterdi.2- Kimin ne maksatla sızdırdığı araştırıladursun; ortada bir başka manzara daha var ki o da Türkiye’mizi vahim bir gerçekle yüz yüze getirmektedir. Resmî makamlarca doğrulanan ses kayıtlarına göre Türkiye bir savaşın içine çekiliyor ve çeşitli mizansenlerle bu ülke bir maceraya atılıyor. Üstelik kapalı kapılar arkasında üretilmiş senaryolar vasıtasıyla iç siyaset şekillendirilmek isteniyor. Seçime üç gün kala ortaya çıkan bu amatör senaryolar ile toplum ve siyaset mühendisliği yapılıyorsa ortada çok korkunç bir manzara var demektir.3- Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Gerçeklerin ayan beyan ortaya çıkarılması ve demokrasinin daha sağlam bir denetim sistemine dayanması gerekiyor. Ne var ki iktidar sahipleri, meselelerin aydınlığa kavuşması için objektif ve önyargısız araştırmak yerine alelacele hedef gösteriyor, olayları örtbas etmeye kalkışıyor. Birbiri ardına getirilen yasaklarla gerçekler toplumdan gizleniyor. Nitekim dün de öyle oldu ve bahsi geçen savaş konuşmalarının kamuoyuna sızmasının ardından YouTube yasaklandı. Twitter yasağının kara gölgesi daha üzerimizden kalkmadan bu sefer de yeni bir yasak icat edildi. Oysa çözüm yasaklamaktan geçmiyor; tam aksine, devlet ciddiyeti ile inceleme ve soruşturma yapılması gerektiği gibi, ilgililerin hesap vermesi de gerekiyor. Zaten önceki gün Genelkurmay Başkanlığı tarafından Süleyman Şah Türbesi ile ilgili açıklayıcı ve kapsamlı bir metin yayınlanmış; ancak meselenin bütün boyutları bilinemediğinden o metne tam olarak mana verilememişti. Şimdi ortaya çıkan yeni durum karşısında toplum, yetkililere endişe içinde şu haklı soruyu yöneltiyor: ‘Gerçekten siyasî bir çıkar için ülke savaşa mı sürükleniyor?’Meseleye bütüncül nazarla bakmaz, kaydedilmesi ve sızdırılmasındaki vahamet, içerikteki korkunç manzara ile beraber düşünülmezse ve üstelik konu sadece sosyal medyayı yasaklamaya bağlanırsa Türkiye çok şey kaybeder. Öyle umuyoruz ki Türkiye bu krizi de demokrasi ve hukukla aşacaktır; başka çıkış yolu da yoktur.
Zaman
En Çok Okunan
28.03.2014
DinleyendesızdırandasavaşmizanseniyapandahesapversinDinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
Dinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
Zaman
28.03.2014
02:19
Dün ilginç bir hadiseye şahit oldu Türkiye. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler olduğu iddia edilen kişilerin yaptığı bir toplantı sosyal medyaya yansıdı.Ses kayıtlarına göre Suriye sınırları içinde kalan ve Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi için bir görüşme yapılıyor. Toplantı esnasında savaş ve harekât planı tartışılıyor. En üst dereceden yetkililerin katıldığı ‘çok gizli’ bir görüşmenin kamuoyuna mal olması konusunda üç kritik meseleyi doğru değerlendirmek gerekiyor.1- Bu, her şeyden önce bir ulusal güvenlik meselesidir. Devletin en gizli toplantılarından biri nasıl dinlenebiliyor ve nasıl oluyor da internet ortamına düşüyor? Bu konu ile ilgili çok ciddi bir araştırma yapılması ve gerçeklerin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması şart. Mevzunun çok sıkça başvurulan ‘devlet ciddiyeti’ ile bağdaştırılması mümkün görünmüyor. Mesele en temelden ve bilimsel bir şekilde araştırılmadan ve gerçekler hukuken ortaya çıkarılmadan hiçbir kimsenin ya da kitlenin hedef gösterilmesi kabul edilemez. Devlet sırlarının konuşulduğu bir toplantıyı kaydetmek ne kadar feci bir suçsa, o suçu araştırmadan, somut bilgi ve bulgulara ulaşmadan birilerini zan altında bırakmak da o kadar feci bir suçtur… Nitekim Sayın Başbakan dün yine hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın bir kitleyi hedef gösterdi.2- Kimin ne maksatla sızdırdığı araştırıladursun; ortada bir başka manzara daha var ki o da Türkiye’mizi vahim bir gerçekle yüz yüze getirmektedir. Resmî makamlarca doğrulanan ses kayıtlarına göre Türkiye bir savaşın içine çekiliyor ve çeşitli mizansenlerle bu ülke bir maceraya atılıyor. Üstelik kapalı kapılar arkasında üretilmiş senaryolar vasıtasıyla iç siyaset şekillendirilmek isteniyor. Seçime üç gün kala ortaya çıkan bu amatör senaryolar ile toplum ve siyaset mühendisliği yapılıyorsa ortada çok korkunç bir manzara var demektir.3- Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Gerçeklerin ayan beyan ortaya çıkarılması ve demokrasinin daha sağlam bir denetim sistemine dayanması gerekiyor. Ne var ki iktidar sahipleri, meselelerin aydınlığa kavuşması için objektif ve önyargısız araştırmak yerine alelacele hedef gösteriyor, olayları örtbas etmeye kalkışıyor. Birbiri ardına getirilen yasaklarla gerçekler toplumdan gizleniyor. Nitekim dün de öyle oldu ve bahsi geçen savaş konuşmalarının kamuoyuna sızmasının ardından YouTube yasaklandı. Twitter yasağının kara gölgesi daha üzerimizden kalkmadan bu sefer de yeni bir yasak icat edildi. Oysa çözüm yasaklamaktan geçmiyor; tam aksine, devlet ciddiyeti ile inceleme ve soruşturma yapılması gerektiği gibi, ilgililerin hesap vermesi de gerekiyor. Zaten önceki gün Genelkurmay Başkanlığı tarafından Süleyman Şah Türbesi ile ilgili açıklayıcı ve kapsamlı bir metin yayınlanmış; ancak meselenin bütün boyutları bilinemediğinden o metne tam olarak mana verilememişti. Şimdi ortaya çıkan yeni durum karşısında toplum, yetkililere endişe içinde şu haklı soruyu yöneltiyor: ‘Gerçekten siyasî bir çıkar için ülke savaşa mı sürükleniyor?’Meseleye bütüncül nazarla bakmaz, kaydedilmesi ve sızdırılmasındaki vahamet, içerikteki korkunç manzara ile beraber düşünülmezse ve üstelik konu sadece sosyal medyayı yasaklamaya bağlanırsa Türkiye çok şey kaybeder. Öyle umuyoruz ki Türkiye bu krizi de demokrasi ve hukukla aşacaktır; başka çıkış yolu da yoktur.
Zaman
Güncel
28.03.2014
DinleyendesızdırandasavaşmizanseniyapandahesapversinDinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
Dinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
Zaman
28.03.2014
02:08
Dün ilginç bir hadiseye şahit oldu Türkiye. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler olduğu iddia edilen kişilerin yaptığı bir toplantı sosyal medyaya yansıdı.Ses kayıtlarına göre Suriye sınırları içinde kalan ve Türkiye toprağı sayılan Süleyman Şah Türbesi için bir görüşme yapılıyor. Toplantı esnasında savaş ve harekât planı tartışılıyor. En üst dereceden yetkililerin katıldığı ‘çok gizli’ bir görüşmenin kamuoyuna mal olması konusunda üç kritik meseleyi doğru değerlendirmek gerekiyor.1- Bu, her şeyden önce bir ulusal güvenlik meselesidir. Devletin en gizli toplantılarından biri nasıl dinlenebiliyor ve nasıl oluyor da internet ortamına düşüyor? Bu konu ile ilgili çok ciddi bir araştırma yapılması ve gerçeklerin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması şart. Mevzunun çok sıkça başvurulan ‘devlet ciddiyeti’ ile bağdaştırılması mümkün görünmüyor. Mesele en temelden ve bilimsel bir şekilde araştırılmadan ve gerçekler hukuken ortaya çıkarılmadan hiçbir kimsenin ya da kitlenin hedef gösterilmesi kabul edilemez. Devlet sırlarının konuşulduğu bir toplantıyı kaydetmek ne kadar feci bir suçsa, o suçu araştırmadan, somut bilgi ve bulgulara ulaşmadan birilerini zan altında bırakmak da o kadar feci bir suçtur… Nitekim Sayın Başbakan dün yine hiçbir bilgi ve belgeye dayanmaksızın bir kitleyi hedef gösterdi.2- Kimin ne maksatla sızdırdığı araştırıladursun; ortada bir başka manzara daha var ki o da Türkiye’mizi vahim bir gerçekle yüz yüze getirmektedir. Resmî makamlarca doğrulanan ses kayıtlarına göre Türkiye bir savaşın içine çekiliyor ve çeşitli mizansenlerle bu ülke bir maceraya atılıyor. Üstelik kapalı kapılar arkasında üretilmiş senaryolar vasıtasıyla iç siyaset şekillendirilmek isteniyor. Seçime üç gün kala ortaya çıkan bu amatör senaryolar ile toplum ve siyaset mühendisliği yapılıyorsa ortada çok korkunç bir manzara var demektir.3- Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor. Gerçeklerin ayan beyan ortaya çıkarılması ve demokrasinin daha sağlam bir denetim sistemine dayanması gerekiyor. Ne var ki iktidar sahipleri, meselelerin aydınlığa kavuşması için objektif ve önyargısız araştırmak yerine alelacele hedef gösteriyor, olayları örtbas etmeye kalkışıyor. Birbiri ardına getirilen yasaklarla gerçekler toplumdan gizleniyor. Nitekim dün de öyle oldu ve bahsi geçen savaş konuşmalarının kamuoyuna sızmasının ardından YouTube yasaklandı. Twitter yasağının kara gölgesi daha üzerimizden kalkmadan bu sefer de yeni bir yasak icat edildi. Oysa çözüm yasaklamaktan geçmiyor; tam aksine, devlet ciddiyeti ile inceleme ve soruşturma yapılması gerektiği gibi, ilgililerin hesap vermesi de gerekiyor. Zaten önceki gün Genelkurmay Başkanlığı tarafından Süleyman Şah Türbesi ile ilgili açıklayıcı ve kapsamlı bir metin yayınlanmış; ancak meselenin bütün boyutları bilinemediğinden o metne tam olarak mana verilememişti. Şimdi ortaya çıkan yeni durum karşısında toplum, yetkililere endişe içinde şu haklı soruyu yöneltiyor: ‘Gerçekten siyasî bir çıkar için ülke savaşa mı sürükleniyor?’Meseleye bütüncül nazarla bakmaz, kaydedilmesi ve sızdırılmasındaki vahamet, içerikteki korkunç manzara ile beraber düşünülmezse ve üstelik konu sadece sosyal medyayı yasaklamaya bağlanırsa Türkiye çok şey kaybeder. Öyle umuyoruz ki Türkiye bu krizi de demokrasi ve hukukla aşacaktır; başka çıkış yolu da yoktur.
Zaman
Ana Sayfa
28.03.2014
DinleyendesızdırandasavaşmizanseniyapandahesapversinDinleyen de sızdıran da savaş mizanseni yapan da hesap versin
İşte paralel yapının son tuzağı
Haber7
26.03.2014
07:08
28 Şubat yargısının icat ettiği ve dindar kitleleri terörist suçlamasıyla karşı karşıya bırakan İran bağlantılı Selam-Tevhid davası, paralel örgütün sarıldığı son dal haline geldi
Haber7
Son Dakika
26.03.2014
İşteparalelyapınınsontuzağıİşte paralel yapının son tuzağı
Selçuk Gültaşlı - AB ve Hizmet'in şeffaflıkla imtihanı
Zaman
25.03.2014
02:20
Hizmet Hareketi, Türkiye’nin şeffaflaşma hastalığını ebediyyen çözecek; yeni anayasa ve AB sürecini en kuvvetli destekleyen sivil toplum kesimidir. Ancak şeffaflaşma çağrılarının sonuç üretmesi için öncelikli adresin hükümet ve devlet aygıtı olduğu her türlü izahtan vârestedir. Devletin şeffaflaşmadığı bir ortamda Hizmet’e şeffaflık çağrılarının iyi niyeti her zaman sorgulanacaktır.II. Abdülhamid’in hal edilmesinden bu yana irtica su-i istimallerin örtülmesi, müflis iktidarların tahkim edilmesi için ziyadesiyle kullanılmış, içi tamamıyla boşaltılmış olsa da her haliyle kendisinden istifade edilmiş bir kavramdır.17 Aralık’ta başlayan -aslında başlayamayan- yolsuzluk operasyonu esnası ve sonrasında irticanın, bu defa farklı yorumları ile kendini dinle mukayyed kabul eden bir iktidar tarafından kullanıldığına şahit oluyoruz. Neo-irtica Hizmet Hareketi ile sınırlandırılırken, ‘dindar’ iktidar yolsuzlukların üzerini örtmek için yeni bir söylem üretmiş, ‘paralel yapı’ ifadesi ile kendince zekice örgülenmiş yeni bir ‘irticayla eylem planı’ geliştirmiştir.Daha önce Kemalist, seküler, dine mesafeli grupların ‘İsviçre çakısı’ gibi her derde deva olarak kullandıkları irtica, yeni formuyla 17 Aralık’tan sonra bu defa iktidarın yeni sahibi ‘Kemalist dindarlar’ tarafından istimal edilmektedir. Yıllarca devletin tağutluğundan şikayet edip, devleti temellük edince Kemalistleri aratmayan güzellemeler eşliğinde Ankara’ya bütün imkanları ile sahip çıkan iktidar, Kemalist retoriğin ‘estetiğine’ çok da bir şey katmadan düşmanlar keşfetme ve yoksa icat etme yolunda mühim mesafeler katetmiştir.Erdoğan’a inanırsak, son çete -yani Hizmet- temizlendiğinde Türkiye asırlardır peşinde koştuğu kamil demokrasiye ulaşacak ve bir tür demokratik asr-ı saadet yaşayacaktır. Bu kutlu hedefe artık tek engel Hizmet Hareketi’dir.Hizmet’in şeytanlaştırıldığı ve demokratik nirvanaya tek engel olarak gösterildiği bu vetirede Avrupa Parlamentosu (AP) tartışmalara bigane kalamamış, hayli eleştirel Türkiye raporu müzakereleri çerçevesinde Hizmet de gündeme gelmiştir.Libarel Grup, Erdoğan’ın Hizmet’i her türlü kötülüğün kaynağı gösterdiği konuşmalarından hareketle bir değişiklik önergesi vermiş ve Hizmet’i şeffaflığını ilerletmeye ve kendisine yönelik iddialara ilişkin tarafsız bir incelemeye rıza göstermeye davet etmiştir.Hükümetin Doğan Grubu’na kesilen vergi cezasından şike skandalına, Balyoz ve Ergenekon’dan Roboski katliamına kadar her türlü ‘melanetin’ kaynağı olarak gösterdiği Hizmet Hareketi, yazılı bir açıklama yaparak mezkur önergeyi desteklediğini ilan etmiştir.Düşmanlarını, muhaliflerini ve Hizmet’i anlamakta zorlananları şaşırtan bu hamle ile Hizmet, önergedeki hatalara rağmen ‘hukukun üstünlüğü çerçevesinde yapılacak her türlü incelemeye’ hazır olduğunu bir defa daha beyan etmiştir.Önergedeki hatalarla kastedilen, şeffaflık çağrısında tek muhatabın devlet olması gerektiği ilkesidir. Devletin şeffaf olmadığı bir sistemde sivil topluma yapılan şeffaflaşma çağrılarının boşluğa düşeceği açıktır.17 Aralık’a kadar devleti şeffaflaştırmak için 12 yıldır halkıyla pazarlık yapan iktidar, 17 Aralık’tan sonra denetimsizliğin hükümran olduğu, hesap verebilirliğin yok edildiği, keyfiliğin ve tevhid-i kuvvanın esas alındığı bir rejim inşası için şimdiye kadar şahit olmadığımız bir kanun çıkarma enerjisiyle dolup taşmıştır.Şeffaflık çağrısının adresi neden yanlıştır?12 yıldır Türkiye’yi yöneten AK Parti iktidarı, bu çerçevede, tek muhataptır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en muktedir iktidarı ülkeyi şeffaflaştırmak için hiçbir hesap vermeden ‘gönlünce’ harcayabileceği siyasi sermayesini Hocaefendi’nin ifadesi ile ‘çarçur etmiştir.’ Darbe davaları ve 12 Eylül referandumu ile geriletilen askerî ve yargı vesayetinin ardından beklenen reform tsunamisi eşliğindeki şeffaflaşma yerine ülke otoriterleşme eğilimi her geçen gün tebellür eden bir hükümetle AB’den hızla uzaklaşmaya başlamıştır.Ülkeyi şeffaflaştırmanın en temel aracı yeni anayasa ümitleri Erdoğan’ın başkanlık ısrarı yüzünden berhava olmuştur. 2011 seçimlerine giderken ‘AB normlarında anayasa’ sloganı ile oylarımızı alan AK Parti, Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndan kalkan ilk parti olmuş; 12 Eylül 2010 anayasa referandumunu destekleyen Venedik Komisyonu’nu başkanlık sistemine karşı olduğu için verdiği sözlere rağmen Ankara’dan uzak tutmuştur. 2007’de olduğu gibi Erdoğan yeni anayasa fırsatını yine heba etmiştir.Devletin şeffaf işleyişine en büyük delalet sayılacak Sayıştay raporları Ankara yollarında kaybolmuş, Erdoğan’ın çok sevdiği ifade ile ‘M
Zaman
Köşe Yazıları
25.03.2014
SelçukGültaşlı-ABveHizmetinşeffaflıklaimtihanıSelçuk Gültaşlı - AB ve Hizmetin şeffaflıkla imtihanı
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
19:13
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Toplum Yaşam
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
17:21
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Finans
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
17:13
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Ekonomi
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
17:13
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Son Dakika
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
16:52
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Politika
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
16:52
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Güncel
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Finans
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Toplum Yaşam
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Dünya
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Politika
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Ekonomi
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Güncel
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya
22.03.2014
16:42
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya
Son Dakika
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
"Hep beraber icat çıkaralım"
Dünya Gazetesi
22.03.2014
16:40
Hep

Kaya, Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi. Biz de Buyurun gelin, hep beraber icat çıkaralım diyoruz; yaklaşımımız bu dedi.

Dünya Gazetesi
Dünya
22.03.2014
HepberabericatçıkaralımHep beraber icat çıkaralım
Uludağ Ekonomi Zirvesi"
Haberler.com
22.03.2014
16:32
TTNet Genel Müdürü Kaya: Gençlerin, girişimcilerin hayallerine ihtiyacımız var. Bize Başımıza icat çıkarma denirdi.
Haberler.com
Son Dakika
22.03.2014
UludağEkonomiZirvesiUludağ Ekonomi Zirvesi
Ahmet Selim - Değişimden yozlaşmaya
Zaman
20.03.2014
02:16
Değişim bir hayat gerçeği. Zamanla çok şey değişiyor. Oturduğumuz evler, kullandığımız araçlar, aletler, eşyalar, çalışma ve geçim şartları, üretim-tüketim biçimleri, şehirler, ilişkiler, alışkanlıklar, anlayışlar, birçok şey. Çocuklar büyüyor, gençler olgunlaşıyor, yetişkinler yaşlanıyor…Yaşadığımız günleri, yılları unutamayız, silip atamayız. Her gün sıfırdan başlayamayız. Birçok şey değişiyor ama, bazı şeyler de içimizde yahut dışımızda, görünür yahut görünmez biçimde devam ediyor.Bir şey var olacak ki değişsin. Değişmek var olmanın şartı ama değişimin bir şartı da, var olmak. “Her şey değişsin” demek de, “hiçbir şey değişmesin” demek de hayatın gerçeklerine ve tabiatına aykırı. İkisi de mümkün değil. Bize düşen, değişimleri doğru değerlendirmek ve mümkün olduğu kadar doğru yönlendirmek. Başka bir ifadeyle, olumlu gelişme (tekamül) yolunda yürüyerek değişmek bizim görevimiz ve özlemimiz olmalı.Meseleyi “değişimden yana olup olmamak” tarzında ele almayı hiç anlamlı bulmuyorum. Bazı değişimler bizim irademize bağlı değil ve her şeyi değiştirmeye de gücümüz yetmez. Bizim yapabileceklerimiz de önemli ama sınırlı. Hele birey olarak daha çok sınırlı.Yaşı ilerledikçe, insanın, geçmişi daha çok hatırlaması ve düşünmesi tabii bir hal. Bunun geçmişi yeniden yaşatmakla ilgisi yok; bu, vaktiyle yaşadıklarımızın içimizde yaşamaya devam etmesi gibi bir durum. Bunun da kınanacak, şikâyet edilecek bir tarafı mevcut değil. Hem sonra hepimiz, geçmişimizin eseri ve sonucu değil miyiz?Değişmemesi gerektiği halde değişen, değişmesi gerektiği halde değişmeyen şeyler de var. Değişim hep iyiye doğru da olmaz, hep kötüye doğru da. Bizim değişim şartlarında doğru düşünüp doğru tercihlerde bulunup bulunmadığımız, bizim kendi sınavımızın artılarını eksilerini belirler. Meselenin özü de burada.Eskiden ev eşyası dediğin divanlar, sedirler… Soba, mangal, gaz ocağı, radyo, çamaşır kaynatma kazanı, maltız, sofra bezi-sofra, yer yatağı… Ama ben o şartların yıllarında çok mutluydum. İlkokulda, ortaokulda, mahallede hep sevgiler içindeydim. Ailemizin mükemmel dengeleri vardı. Babam tatlı sert ve otoriterdi, annem müşfik ve yumuşak, yön verici; birbirlerini bize karşı adeta rollerini tamamlayan ve bütünleştiren bir denge içinde tutarlardı… Bırakın kavgayı patırtıyı, ses yükseltme bile olmazdı. Uyarılar için küçük bir işaret yeterdi… Şimdi ben bunları özlemeyecek miyim?Bazı güzellikleri korumalıydık. Koruyabilseydik, değişimimiz daha güzel olurdu.Üç etki kaynağı var. Aile, okul, sokak. Eskiden aile ve okul etkileri, müştereken öndeydi. Şimdi ‘televizyonlu internetli aile’ var ve okul sokağa karşı gerekli yardımı aileden alamıyor. Aletlerin, cihazların kabahati yok. Onların yanında, onları kullanma kültürünü verecek olan biziz. Verebildik mi bunu? Böyle bir meselemiz oldu mu? Kullanımının kültürünü veremeyince televizyon bize kendi kültürünü getirdi. Cemil Meriç diyor ki: “Televizyon, aylak, şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okuma ve düşünce alışkanlığı kazanmamış sokaktaki adam için icat edilmiş bir nevi afyondur.” Evet sert ve keskin sözler ama gerçek payı yok mu?Dengesizliğin ve ölçüsüzlüğün güzeli olmaz. Dengesizlikle ve ölçüsüzlükle yaşananın da güzeli olmaz; buna özgürlükler de dahildir, nice değerler de. Zira dengesizliğin ve ölçüsüzlüğün yapacağı şey, ya istismardır, ya suiistimaldir, ya yozlaştırmadır. Çünkü dengesizlik ve ölçüsüzlük; aynı zamanda sorumsuzluktur, şuursuzluktur. Ve sonunda bugünkü noktaya vardık efendim! Geldiğimiz nokta, iftiranın ve hakikati inkârın adeta meşruiyet kazandığı bir ahlakî kriz aşamasıdır.
Zaman
Köşe Yazıları
20.03.2014
AhmetSelim-DeğişimdenyozlaşmayaAhmet Selim - Değişimden yozlaşmaya
AKP geçmişte söylediğinin tersini yapıyor
Zaman
19.03.2014
13:19
Burdur bağımsız Milletvekili Dr. Hasan Hami Yıldırım, AK Partinin geçmişte seçim meydanlarında ne söylemişse bugün tam tersini yaptığını söyledi. Yıldırım, kendisini eleştirenleri hain ve düşman göstererek savaş açtığını belirterek, Türkiyeyi hızla bir parti devletine ve kaosa doğru sürüklemektedir. dedi.Milletvekili Dr. Hasan Hami Yıldırım, Burdur ve Bucakta yaptığı ziyaretlerde vatandaş, esnaf, işadamı ve bazı sivil toplum kuruluşlarıyla görüşen Yıldırım, seçim gündemi ve yaşanan gelişmelerle ilgili açıklamalarda bulundu. Yıldırım, Bugün iktidar partisi, geçmişte seçim meydanlarında ne söylediyse tersini yapmakta, kendisini eleştirenleri hain ilan etmekte, düşman göstererek savaş açmaktadır. Türkiyeyi hızla bir parti devletine ve kaosa doğru sürüklemektedir. diye konuştu.GERÇEK PARALEL YAPIYI GÖRMÜYORLAR İktidar partisinin yolsuzluklarını ve terör örgütüne verilen sözleri örtbas etmek için icat ettiği sahte gündemin esiri olduğunu iddia eden Yıldırım, şunları söyledi: Vergi adı altında haraç toplayan kendi mahkemelerini kuran, kendi güvenlik güçlerini fiilen sahaya süren, seçimden sonra özerklik ilan edeceğini bas bas bağıran gerçek paralel yapılanmaya ses çıkarmayanlar, hayali paralel yapı iddialarıyla toplumu oyalamaya çalışmaktadır. Elbette kendi çıkarlarının kölesi olmuş, yapılan her iyi işi, ulaşılan her başarıyı kendinden bilmiş insanların; diğergamlığını, fedakarlığını unutan, engin gönüllü insanları, yaşatma ideali ile yaşayanları, şefkat kahramanlarını, gönül erlerini anlamalarını beklemiyorum. Ama bir sivil toplum hareketine karşı bu derece kin ve düşmanlığı da anlamakta gerçekten zorlanıyorum.YAPTIKLARI DÜZMECE HABERLERİ MEYDANLARDA KULLANIYORLAR Meydanlarda kullanılan nefret söyleminin ülkeyi germe, insanları sokağa dökme, kutuplaştırma çabası olarak değerlendiren Yıldırım, İktidarın emrindeki basında yer alan ve kısa sürede düzmece olduğu anlaşılan, aynı yayın organlarında tekzip edilmiş, gerçek dışı haberler meydanlarda birbiri ardına insafsızca sıralanmakta, toplumu bölücü, ayırıcı ve kendinden olmayanları ötekileştirici bir dil kullanılmaktadır. Nefret diline teslim olanlar sadece taraftar olur, savaşçı olur; yanlışı sorgulamaz, doğruyu aramaz hale gelir. İktidar Partisi, meydanlardaki söylemi ile emrindeki gazeteler ve televizyonlarla tam da bunun peşindedir. Gezi Parkında AVM yapılmasına yönelik bir belediye projesine gösterilen haklı tepkinin bütün yurda yayılan sokak olaylarına dönüşmesi bu düşüncenin eseridir. Hayatlarını kaybeden onca çocuğumuza, gencimize, emniyet mensuplarına rağmen, iktidar kışkırtıcı üslubuna devam etmektedir, maalesef tek derdi taraftar kazanmaktadır. şeklinde konuştu. Türk milletinin sağduyusuna inandığını ifade eden Yıldırım, nefret diline teslim olmayacağını söyledi. Ülkeyi ve milleti bölmeye çalışanlara, yolsuzluk iddialarının soruşturulması ve kovuşturulmasına engel olanlara, yargıdan kaçanlara, ihale peşinde koşanlara, insanları tehditle sindirmeye çalışanlara Türk milletinin sessiz kalmayacağını kaydeden Yıldırım, Bütün bu hukuksuzluk ve haksızlıklara, düşünmeye, sorgulamayan tek tip insan isteyenlere, biat isteyenlere karşı hak ettikleri cevabı sandıkta verecektir. dedi.(CİHAN)
Zaman
Politika
19.03.2014
AKPgeçmiştesöylediğinintersiniyapıyorAKP geçmişte söylediğinin tersini yapıyor
AKP geçmişte söylediğinin tersini yapıyor
Zaman
19.03.2014
13:19
Burdur bağımsız Milletvekili Dr. Hasan Hami Yıldırım, AK Partinin geçmişte seçim meydanlarında ne söylemişse bugün tam tersini yaptığını söyledi. Yıldırım, kendisini eleştirenleri hain ve düşman göstererek savaş açtığını belirterek, Türkiyeyi hızla bir parti devletine ve kaosa doğru sürüklemektedir. dedi.Milletvekili Dr. Hasan Hami Yıldırım, Burdur ve Bucakta yaptığı ziyaretlerde vatandaş, esnaf, işadamı ve bazı sivil toplum kuruluşlarıyla görüşen Yıldırım, seçim gündemi ve yaşanan gelişmelerle ilgili açıklamalarda bulundu. Yıldırım, Bugün iktidar partisi, geçmişte seçim meydanlarında ne söylediyse tersini yapmakta, kendisini eleştirenleri hain ilan etmekte, düşman göstererek savaş açmaktadır. Türkiyeyi hızla bir parti devletine ve kaosa doğru sürüklemektedir. diye konuştu.GERÇEK PARALEL YAPIYI GÖRMÜYORLAR İktidar partisinin yolsuzluklarını ve terör örgütüne verilen sözleri örtbas etmek için icat ettiği sahte gündemin esiri olduğunu iddia eden Yıldırım, şunları söyledi: Vergi adı altında haraç toplayan kendi mahkemelerini kuran, kendi güvenlik güçlerini fiilen sahaya süren, seçimden sonra özerklik ilan edeceğini bas bas bağıran gerçek paralel yapılanmaya ses çıkarmayanlar, hayali paralel yapı iddialarıyla toplumu oyalamaya çalışmaktadır. Elbette kendi çıkarlarının kölesi olmuş, yapılan her iyi işi, ulaşılan her başarıyı kendinden bilmiş insanların; diğergamlığını, fedakarlığını unutan, engin gönüllü insanları, yaşatma ideali ile yaşayanları, şefkat kahramanlarını, gönül erlerini anlamalarını beklemiyorum. Ama bir sivil toplum hareketine karşı bu derece kin ve düşmanlığı da anlamakta gerçekten zorlanıyorum.YAPTIKLARI DÜZMECE HABERLERİ MEYDANLARDA KULLANIYORLAR Meydanlarda kullanılan nefret söyleminin ülkeyi germe, insanları sokağa dökme, kutuplaştırma çabası olarak değerlendiren Yıldırım, İktidarın emrindeki basında yer alan ve kısa sürede düzmece olduğu anlaşılan, aynı yayın organlarında tekzip edilmiş, gerçek dışı haberler meydanlarda birbiri ardına insafsızca sıralanmakta, toplumu bölücü, ayırıcı ve kendinden olmayanları ötekileştirici bir dil kullanılmaktadır. Nefret diline teslim olanlar sadece taraftar olur, savaşçı olur; yanlışı sorgulamaz, doğruyu aramaz hale gelir. İktidar Partisi, meydanlardaki söylemi ile emrindeki gazeteler ve televizyonlarla tam da bunun peşindedir. Gezi Parkında AVM yapılmasına yönelik bir belediye projesine gösterilen haklı tepkinin bütün yurda yayılan sokak olaylarına dönüşmesi bu düşüncenin eseridir. Hayatlarını kaybeden onca çocuğumuza, gencimize, emniyet mensuplarına rağmen, iktidar kışkırtıcı üslubuna devam etmektedir, maalesef tek derdi taraftar kazanmaktadır. şeklinde konuştu. Türk milletinin sağduyusuna inandığını ifade eden Yıldırım, nefret diline teslim olmayacağını söyledi. Ülkeyi ve milleti bölmeye çalışanlara, yolsuzluk iddialarının soruşturulması ve kovuşturulmasına engel olanlara, yargıdan kaçanlara, ihale peşinde koşanlara, insanları tehditle sindirmeye çalışanlara Türk milletinin sessiz kalmayacağını kaydeden Yıldırım, Bütün bu hukuksuzluk ve haksızlıklara, düşünmeye, sorgulamayan tek tip insan isteyenlere, biat isteyenlere karşı hak ettikleri cevabı sandıkta verecektir. dedi.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
19.03.2014
AKPgeçmiştesöylediğinintersiniyapıyorAKP geçmişte söylediğinin tersini yapıyor
Toplam "36" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti