karargâhına | |
|
| Obama suikasttan son anda kurtuldu | Türkiye Gazetesi | 21.05.2012 02:08 |  | | | ABD’de Başkan Barack Obama’nın kampanya karargâhına saldırı planladıkları iddiasıyla 3 kişinin tutuklandığı bildirildi. Amerikalı savcılar, çarşamba gecesi, NATO zirvesinin yapılacağı Chicago şehrinde bir eve?düzenlenen baskında tutuklanan 3 kişinin, Obama’nın?yanı?sıra?Belediye?Başkanı?Emanuel’in evi ile polis karakolları ve devriye arabalarının aralarında olduğu?başka?hedeflere de saldırı planladıklarını belirtti. Şüpheliler, NATO zirvesi öncesi molotofkokteyl?hazırlamaya çalışmakla suçlanacak. Tutuklanan kişiler Brian Church (20), Vincent Betterly (24) ve Jared. CHICAGO AA | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 21.05.2012 | | | ObamasuikasttansonandakurtulduObama suikasttan son anda kurtuldu |
|
| ‘Türk karargâhına saldırı yapılmadı’ | Milliyet | 16.04.2012 21:28 |  | | |
| Türk-Yunan askeri omuz omuza çatıştılar | CNN Türk | 16.04.2012 08:18 |  | | |
| ?NATO, Game Over, karargâhını kapat!? | Taraf Gazetesi | 02.04.2012 02:38 |  | | |
| NATO karşıtı eylemciler Brüksel’deki ana karargâha girmeye çalıştı | Haber3 | 01.04.2012 18:53 |  | | |
| İsyancılar Kaddafi'nin karargâhına girdiler | İnternet Haber | 23.08.2011 21:10 |  | | |
| İsyancılar Kaddafi'nin karargâhına girdiler | İnternet Haber | 23.08.2011 21:05 |  | | |
| Muhalifler Kaddafi'nin karargâhına ulaştılar | İnternet Haber | 23.08.2011 19:49 |  | | |
| Muhalifler Kaddafi'nin karargâhına ulaştılar | İnternet Haber | 23.08.2011 19:49 |  | | |
| Libya'da kalmak için 'onurlu çıkış' arıyor | Zaman | 16.05.2011 02:04 |  | | |
| Kaddafi yeniden ekranlarda | Taraf Gazetesi | 12.05.2011 22:55 |  | | |
| NATO saldırısında Kaddafi'nin oğlu Seyful Arab öldü | Zaman | 02.05.2011 01:58 |  | | |
|
Kaddafi’nin karargâhına füze
| Milliyet | 24.03.2011 02:52 |  | | |
| Kaddafi’nin karargâhına füze | Milliyet | 24.03.2011 02:44 |  | | |
| Irak'ta ordu karargâhını çökerten bombalı saldırı | İnternet Haber | 14.03.2011 13:43 |  | | |
| Ergenekon davasının ekseni kaymasın İbrahim KİRAS | Star | 05.03.2011 05:56 |  | | |
| Ergenekon davasının ekseni kaymasın İbrahim KİRAS | Star | 05.03.2011 01:52 |  | | |
| Abdülkadir Aygan'dan çarpıcı iddia | Samanyolu Haber | 06.11.2010 17:30 |  | | Eski PKK ve JİTEM üyesi Abdülkadir Aygan, Cihan Haber Ajansınaa konuştu. Aygan, Taksimdeki canlı bomba olayıyla ilgili olarak önemli açıklamalarda bulundu. Bir zamanlar PKK içinde yer alan ve örgütte üst düzey görevlerde bulunan, ardından da örgütten kopup JİTEMe dâhil olan Aygan, PKK ve JİTEMin işleyişinden yola çıkarak, canlı bomba eyleminin perde arkasına dair bildiklerini kamuoyuyla paylaştı.
15i polis 32 kişinin yaralandığı Taksimdeki canlı bomba saldırısını gerçekleştiren kişinin Vanın Gürpınar nüfusuna kayıtlı 24 yaşındaki Vedat Acar olduğu ve Acarın terör örgütü PKKya 6 yıl önce 2004 yılında katıldığının hatırlatılması üzerine Aygan; bu eylemi doğru anlamak için geçmişte yaşanmış olayların iyi tahlil edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kendisinin ilk kuruluş zamanlarında bu örgütün içinde yer aldığını, örgütün süreci ve işleyişini çok iyi bildiğini ifade eden Aygan: Geçmişte de olduğu gibi, tam da barıştan ve ateşkesten söz edilirken böyle bir eylemin gerçekleşmesi, PKK ya da bir başka örgüt için intihar sayılır diye konuştu.
Bu eylemle ilgili olarak TAK isimli alt bir örgütün isminin anılmasıyla ilgili olarak ise Abdülkadir Aygan: TAK veya başka bir isim olsun, bunlar hep paravan, göstermelik. Nitekim benim çalıştığım zamanlarda da kritik dönemlerde JİTEMde bir eylem yapıldığında olay yerine İBDA-C gibi isimler bırakılırdı. Burada da aynı taktiği görüyorum dedi.
Geçtiğimiz günlerde, İsveçte yaşayan Kürt aydın Kemal Burkayın Cihan Haber Ajansına yaptığı açıklamaları da takip ettiğini ve Onun sözlerine aynen katıldığını söyleyen eski itirafçı Aygan, Ergenekonun bazı hücrelerinin halen faal olduğunu ve PKK içinde, örgüt adına hareket etmeye devam ettiklerini kaydetti.
Yaşadığı bazı olaylardan da örnekler sunan Aygan, 1993 yılında yaşadığı bir olayı aktardı. O dönemde Diyarbakır Saraykapıdaki JİTEM karargâhına Abdülhakim Güvenin de bulunduğu esnada oraya birisini getirdiklerini ve bunun kim olduğunu sorduğunda, Abdurrahman Kayıkçı olduğunun söylendiğini anlatan Aygan: Nasıl olur, dedim. Çünkü bu şahıs PKKnın kurucularındandı. Hanefi Avcının da İstanbulda olduğu o dönemlerde bu şahısla birlikte PKKnın İstanbul üzerindeki çalışmaları başlamıştı diye konuştu.
O dönemde JİTEMin İstanbulda da faal olduğunu ve Sinan Yaşar isimli yüzbaşının da Beşiktaştaki merkezde olaya vaziyet ettiğini aktaran Aygan, bir gün Abdurrahman Kayıkçının Gebze taraflarında arabasının emniyet tarafından durdurulduğunu ve yanında Faysal Esen sahte kimlikli birisinin bulunduğunu ve bagajlarında da telsiz, kelepçe ve silahların ele geçirildiğini ifade etti. Yakalanan bu şahısların, Hanefi Avcı ve Reşat Altan ile birlikte çalıştıklarını söylemeleri üzerine emniyetin bunları serbest bırakıldığını dile getiren Aygan: Bu da gösteriyor ki, ta 90ların başında PKKnın bazı hücreleri ele geçirilmiş ve yönlendirilmeye başlanmış dedi.
TAK ya da başka isimler alan bu yapıların, böyle münasebetsiz zamanlarda devreye girdiklerini belirten Aygan, bu yapıların barış süreçlerini sekteye uğrattıklarını söyledi.
Derin PKKnın varlığının her zaman söz konusu olduğunu ve örgütün kurulmasından itibaren derin yapıların da devrede olduğunu dile getiren itirafçıAygan, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi, şu an Ergenekon isimli derin yapılanmadan dolayı yargılanan kimselerin her zaman örgütle irtibatlı olduklarını ileri sürdü.
Derin PKK deyince de örgüt içinde ilk akla gelen ismin Duran Kalkan olduğunu iddia eden Aygan: Bu şahıs, çok tehlikeli birisidir, 80-85 yılları arasında Kuzey Irakta yaptıkları örgütün bile uygulamalarına ters idi, uyuşmuyordu. Demokratik yolları savunanlar, onun tarafından bir şekilde devre dışı bırakıldı. Onun tarafından birçok insan infaz edildi, birçoğu da yaşamak için firar etti örgütten. Birçok insan gözlerimizin önünde infaz edilmişti. Sonradan bütün yetkileri alınıp bir nefer durumuna getirilen bu şahıs, sonradan ne olduysa, kimlerin desteğini aldıysa örgüt yönetimi içine geldi. O, Karayılandan sonra en etkili adamlardan birisi konumunda dedi.
Cemil Bayık isminin de bu noktada dikkat çekici olduğunu söyleyen Aygan, aktif mücadelenin dışında yer alsa da bu şahsın hep üst yetkilerde ve güvenli yerlerde yer almasının şüphe çekici olduğunu kaydetti.
Aygan ayrıca, PKK kamplarında zamanında başka bazı sol grupların ve örgütlerin de eğitim gördüğü, hatta Filistin kamplarının da kullanıldığı bilgisine yer verdi.
Savaşın devamından birçok insanın ve kesimin nemalandığını ve bunların silahların susmasını asla istemediğini söyleyen Aygan: Bu işten rant elde eden çok büyük bir kesim var. Bu işlerden dolayı haraç alanlar, iş kuranlar, örgüt propagandası vesilesiyle kaset çıkaranlar, müzik yapanlar, bu zeminde uyuşturucu işi yapanlar. Bu kadar geniş bir kesim terör devam etsin istiyor. Dolayısıyla da diyaloğun önünü kesme adına her türlü eyleme de hazır bunlar diye konuştu.
Barış ve ateşkes sürecinin ciddi olarak ilk konuşulduğu yılların 19 | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.11.2010 | | | AbdülkadirAygandançarpıcıiddiaAbdülkadir Aygandan çarpıcı iddia |
|
| Gençlik dernekleri tek tip askerliğe karşı | Samanyolu Haber | 01.10.2010 10:22 |  | | Genelkurmayın tek tip askerlik ısrarına, üniversite gençliği tepkili. NATOda sadece 8 ülkenin zorunlu askerlik uygulamasını sürdürdüğüne dikkat çeken öğrenci dernekleri, nicelik değil niteliğin önemli olduğunun altını çiziyor. Dünya Gençlik Derneği Başkanı Kadir Kahan, Türkiyenin zorunlu askerlik listesinden çıkma zamanının geldiğini düşünüyor. Zorunlu askerliğin sadece Arnavutluk, Estonya, Finlandiya, Yunanistan, Norveç, Avusturya, Türkiye ve Kıbrıs Rum Kesiminde kaldığını ifade eden Dünya Gençlik Derneği Başkanı Kadir Kahan, son olarak Almanyanın uygulamayı kaldırma kararını örnek gösteriyor. Profesyonel askerliğin daha mantıklı ve düzenli olacağına işaret eden Kahan, Profesyonel askerler, bunu iş olarak görecek. Tek tip askerlikte 20 yaşına gelen bir genç, 8 ya da 15 ay geçiriyor. O da verimli olmuyor. Birçok genç, bazı komutanların egosu yüzünden aşağılanıyor, bunalıma bile girebiliyor. diyor.
Avrupalı Gençlik Kültür Sanat ve Çevre Derneği Başkanı Hilmi Polat da profesyonel olarak ordu içinde yer almak isteyenlere askerî eğitim verilmesini istiyor. Polat, Üniversite mezunları asteğmen olarak gönderilip belirli yetkiler veriliyor. Bunlar zaten tam donanımlı asker olarak yetişmiyor. Bu yapılacağına, işi profesyonelce yapmak isteyenlerin alıp eğitilmesi daha mantıklı. diye konuşuyor.
Ege Üniversitesi Gateway Öğrenci Topluluğu Başkanı Yasin Başpınar ise uzun olan eğitim süresine bir de askerliğin eklenmesiyle mezunların hayata geç atıldıklarına dikkat çekiyor. Ege Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Topluluğu Başkanı Durmuş Ali Tekin de gençlerin 30 yaşından önce düzenlerini kurabilmeleri için profesyonel askerliğe geçilmesinden yana olduklarını ifade ediyor.
Tek tip askerliğin rafa kalkmasıyla gözler bedelliye çevrildi. Uzun yıllar TSKda görev yapan emekli Topçu Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş de bedelli askerliğin getirilmesi gerektiğini söyleyenlerden. Soygeniş, Sorunla ilgili en uygun çözüm bedelli gözüküyor. dedi. Genelkurmay tarafından 2003te Bağdattaki Amerikan kuvvetleri karargâhına gönderilen ilk askerî temsilci olan Soygeniş, profesyonel ordu konusunu da değerlendirdi. TSKdaki asker fazlalığına dikkat çeken albay şöyle devam etti: Rusyadan gelecek tehlikeye karşı Gölcükte donanma bekletiyoruz. Bulgaristan için ise kolordu. Halbuki Bulgaristanın 50 bin askeri var. Burada hayali tehlikeler üretilmemeli. Devir değişti. Kimse bu saatten sonra gelip de sana saldırmaz.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 01.10.2010 | | | GençlikdernekleritektipaskerliğekarşıGençlik dernekleri tek tip askerliğe karşı |
|
| İlker Başbuğ'u şok edecek ! | Samanyolu Haber | 04.08.2010 10:39 |  | | Geldin gidiyorsun fakat eyvah, üzerinde ağır kul hakkıyla gidiyorsun. Olmadı, hiç olmadı. İşte güne damgasını vuracak şok yorum;
Heronun gözlerine bak komutan; kerâmet sahipleri gibi cübbenin yenleri içinden garip sûretler gösteriyor bize. İçimize kezzap damlıyor, çocuklarımız ikiye bölünmüş, ölümüne askercilik oynuyorlar, sen bakıyorsun, sadece bakıyorsun, hep bakıyorsun!
Seyrediyor musun sahi, kaçırma bakışlarını; Heronun gözlerine bak!
Boşver önündeki terfi dosyalarını; Heronun gözlerine bakamıyorsan kapat gözlerini, kendi içine dön; rûhunun içine bak, kendi derinliğine gömül, vicdanını fiskele... Say ki tâ be kıyâmet terfî ettin, terfî ettirdin, asker kişi dosyalarını masana yığıp Bunların kaderi ve hayatı benim elimde diye gururlandırdın. En zengin, en güçlü, en cabbar sen ol. Hükümetler titresin beş yıldızlı apoletlerinin önünde. Karargâhına iliştirilmiş yarı muvazzaf gazeteciler, alnının her kırışığından farklı tehdit mesajları okusunlar; keyiflen şöyle, rahatla ama dalıp gitme sakın...
Uzun yol şoförlerinin ara sıra başına geldiği gibi bakar görmezlerden olma; çimdikle kendini. Bak, yaşta kuruları ıslatmayım derken neler olmuş neler?..
Askerlerini, çocuklarını öldürüyorlar komutan; bana bakma, Heronun gözlerine bak, göreceksin! Heron alımının ihâleye çıktığı güne lânet okumak neye yarar? Heronun vicdanı, aklı, kibri, inisiyatifi yok komutan; görmüyor, gösteriyor; hissetmiyor hissettiriyor bu kalpsiz müşir iğnesi!
Biri bizi gözetliyor evi gibi seyrediyoruz demişti vaktiyle birisi -kimdi o sahi!- Meğer doğruymuş be, BBG evi gibi seyretmişsiniz olup biteni yahu. Biz de seyrediyoruz şimdi internet sitelerinde. Sizin gibi derin bir vukuf fakat buzdan bir vicdanla değil ama, tâbir caizse kurbanın bıçağa baktığı gibi bakıyoruz; canımız acıyor, boğazımız düğümleniyor, yutkunamıyoruz bile.
Mutlaka sahte görüntülerdir bunlar değil mi komutan? CIAnın, MOSSADın, Alman ve İngiliz gizli istihbarat servislerinin belki de Yüzüklerin Efendisi filmindeki alçak büyücü Sauronun işidir; sizi karalamak, itibarınızı kırıp, o güzelim tabirle asimetrik psikolojik harekât yürütmek için uydurmuşlardır o hokus-pokus video kayıtlarını.
Bakınız, ne güzel izah ettim netekim; bu görüntüler gerçek olamaz; gerçek olsa bizim erkân-ı harbiyemiz bir lâhza yerinde durmaz ki zaten. Cehennemler kudursa, gökler çatlasa, sarsılmayan azmiyle çelik kalaları eritir, yıldırımlar yaratır, kartallardan kanat ödünç alıp hışım gibi inmez mi pusudaki kuzularımıza yaklaşan alıcı kuşların tepelerine?
Lâfa gelince nasıl gürlüyoruz değil mi komutan; edebiyatın bini bir para bizde...
Evet evet, sahtedir o görüntüler, tarikatçi, cemaatçi, Sorosçu takımı doları basıp yaptırmışlardır o görüntüleri sanal laboratuvarlarda. Zaten Hantepede bir karakolumuz hiç olmamıştır, o gece Heronun gözleri tepelerindeyken aşağıda üçer beşer avlanan çocuklarımız da hiç doğmamışlardır analarından; anaları taş mı doğurmuştur acaba o kuzuların yerine?
Lânetle şunları komutan; yalandır de, psikolojik harekâttır de, dağ başlarındaki dandik karakollara yolladığın çocukların hukukuna da, darbe zanlısı devrelerini koruduğun kadar olsun sahip çık biraz. Gürle be; bunlar iftiradır, kâğıt parçasıdır, borudur de...
Bize yeni bir şey söyle komutan. Bize bu işin içinde başka işler olduğunu söyle; bizi inandır, istersen kandır, hatta, Siz anlamazsınız, bu işler bildiğiniz gibi değil, her gördüğünüze inanmayın de, inanmayalım...
Geldin gidiyorsun fakat eyvah, üzerinde ağır kul hakkıyla gidiyorsun. Olmadı, hiç olmadı. İnsan başlı, arslan gövdeli Ebülhevlin (Sfenks) sualine sen de cevap veremedin. Çekeceğin ceza, Heronun gözlerine bakmaktır bundan sonra; tâ be kıyâmet!
| | Samanyolu Haber Son Dakika 04.08.2010 | | | İlkerBaşbuğuşokedecekİlker Başbuğu şok edecek |
|
| 3 senedir bitmeyen soruşturma | Samanyolu Haber | 20.07.2010 10:04 |  | | Bir çatışmada PKK?lılara ağır kayıplar verdiren insansız hava aracı Heron?ları geri çektirdikleri iddia edilen iki subayla ilgili olarak Orgeneral Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde bizzat soruşturma emri vermiş. Genelkurmay kaynakları 2007?deki olayla ilgili soruşturma için ?Bu konuda bir görmezlik ya da bilerek göz ardı durumu söz konusu değildir. Konu Genelkurmay Askeri Savcılığı?nda soruşturma aşamasındadır? bilgisini verdi.
İKİ rütbeli subay arasında Heron?ların PKK?lı teröristlere zarar verdiği gerekçesiyle geri çekildiğinin iddia edildiği konuşmalar gündeme oturdu. 2007 yılında yaşanan olayla ilgili Genelkurmay kaynakları sessizliğini bozdu. Kaynaklar, ?Olay, karargâhın başından beri bilgisi dahilindedir. Genelkurmay Başkanımız Orgeneral İlker Başbuğ?un Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminde konu karargâhına intikal etmiş ve kendisi bizzat gelen bilgiler ışığında soruşturma açılması emrini vermiştir. Bu konuda bir görmezlik ya da bilerek gözardı durumu söz konusu değildir. Şu an konu Genelkurmay Askeri Savcılığı?nda soruşturma aşamasındadır? bilgisini verdi.
15 Temmuz?da Bugün Gazetesi tarafından gündeme getirilen ve bir üsteğmen ile yarbay arasındaki teröristleri korumaya yönelik olduğu iddia edilen konuşmayla ilgili Genelkurmay Başkanlığı ve ilgili birimlerin sessiz kalması tepki çekiyordu. Karargâhın sessizliği, Türkiye?yi şoke eden bu olayın kabullenildiği ya da saklandığı yorumlarını beraberinde getiriyordu. Askeri kaynaklar, olayda farklı kuvvetlere mensup subayların bulunması nedeniyle (havacı, karacı ve denizci) yetki kargaşası yaşandığını ve konunun kuvvetlerin mahkemeleri arasında gidip geldiğine işaret ettiler. Bu iddialar üzerine ilk aşamada ilgili subayların sorgulandığını ve gereken adımların atıldığını belirten askeri kaynaklar, soruşturma aşamasındaki konunun Genelkurmay Askeri Savcılığı?nın iddianamesinin ardından mahkemeye taşınabileceğini bildirdiler.
Bugün Gazetesi?ndeki haberde bir üsteğmen ile yarbay arasındaki teröristleri korumaya yönelik olduğu iddia edilen konuşmalara yer verilmişti. 10 Ekim 2007?de Ankara?daki sabit telefondan bir GSM numarasını arayan subay, Heron?ların çok iyi tespit yaptığını, PKK elemanı olan kendi adamlarının çok zayiat verdiğini aktardı. Heron?ların düşürülmesini ya da koordinatlarının değiştirilmesini isteyen subaya karşı taraf, bir çaresine bakacağı cevabını verdi. Konuşmayı tespit eden MİT, konuyu Kara Kuvvetleri Komutanlığı?na iletti. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı 28 Ekim 2007?de olayla ilgili soruşturma emri verdi. Soruşturmayla görevlendirilen askeri savcı, jandarma ve emniyet kriminal vasıtasıyla konuşmayı yapan iki havacı subayın kimliklerini tespit etti. | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.07.2010 | | | 3senedirbitmeyensoruşturma3 senedir bitmeyen soruşturma |
|
| Savcı Şanal'ı Başbuğ'un emri diye almamışlar | Haber7 | 11.03.2010 14:14 |  | | |
| Başbuğ izin vermiyor: Giremezsiniz | Samanyolu Haber | 11.03.2010 07:40 |  | | Erzincan iddianamesinin ek delil klasörlerinde, Cumhuriyet Savcısı Osman Şanalın 3. Ordu karargâhına alınmaması detaylı olarak anlatılıyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ aramaya izin vermiyor. cevabıyla karşılaşan Savcı Şanal, saatlerce süren bir bekleyişin ardından tutanak tutuyor ve ayrılıyor.
İddianamenin ek 8. klasöründeki bilgilere göre o dönemde soruşturmayı yürüten Savcı Osman Şanal, 3. Ordu Komutanlığı İstihbarat Şube Komutanlığında görevli Astsubay Ahmet Saraçların ofisinin aranması için mahkeme kararı çıkarttı. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen arama ve el koyma kararının ardından Erzincan Merkez Komutanlığına giden Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal, Merkez Komutanı Albay Murat Yılmaz yok gerekçesiyle nizamiyeden içeri alınmadı.
Şanal ve diğer savcılar başka bir soruşturma için Emniyet Müdürlüğüne gitti. Daha sonra Merkez Komutanı Albay Murat Yılmazın geldiğinin ve ekiplerin hazır olduğunun bildirilmesi üzerine Merkez Komutanlığına geri dönen Şanal, nizamiye girişinde komutanlar ve Askerî Savcı Ahmet Tanyer tarafından karşılandı.
Şanal, Askerî Savcı Tanyere arama ve el koyma kararını gösterdi. Askerî savcı Savcım burası karargâh binası. Buraya girmek için komutandan izin almak zorundayız. İzin almadan nizamiyeden içeri sokmazlar. İzin alana kadar askerî savcılığa gidelim. Burada hoş olmayan nezaket dışı durumlarla da karşılaşmamış olursunuz. diyerek birlikte askerî savcılığa gidildi. Şanal burada, Askerî Savcı Aydın Sevişin odasına yönlendirildi. Bu sırada Askerî Savcı Seviş bir başka odaya giderek sık sık bir komutanla görüşüyor. Daha sonra aramaya 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berkin izin vermediği belirtiliyor.
Bu cevabın ardından Şanal, durumu tutanak altına almak istedi. Ancak Askerî Savcı Seviş, Bu tutanağı ancak merkez komutanı tutabilir. Onu çağırayım, ben sadece aracıyım. diyerek Albay Murat Yılmazı çağırıyor. Albay, Merkez Komutanlığında tutarız. diyerek tutanağa yanaşmıyor.
Arama ve el koyma işleminin tüm çabalara rağmen mümkün olmadığının anlaşılması üzerine görevli cumhuriyet savcılarınca tutanak tutuluyor.
Merkez Komutanının tutanak tutmaması, görevli rütbeli personeli de dışarıya çıkarması nedeniyle kâtiplik yapacak görevli bulunamadığından tutanak Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından yazılarak imza altına alınıyor.
Şüpheli Ahmet Saraçların evindeki arama başlamadan önce ise Merkez Komutanı Albay Murat Yılmaz, cumhuriyet savcıları Rasim Karakullukçu ve Mehmet Yazıcıyı yukarıya çağırıyor ve Arama ve el koyma işleminin infazına izin vermeyen kişi Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğdur. diyor. Bu ifade tutanağa Genelkurmay Başkanlığı şeklinde not ediliyor. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.03.2010 | | | BaşbuğizinvermiyorGiremezsinizBaşbuğ izin vermiyor Giremezsiniz |
|
| Savcı, karargâha 'İlker Başbuğ izin vermiyor' denilerek sokulmadı | Zaman | 11.03.2010 02:26 |  | | |
| Savcı, karargâha 'İlker Başbuğ izin vermiyor' denilerek sokulmadı | Zaman | 11.03.2010 01:50 |  | | |
| Savcı, karargâha 'İlker Başbuğ izin vermiyor' denilerek sokulmadı | Zaman | 11.03.2010 01:48 |  | | |
| 'Silivri, emekli general karargâhına dönüştü' | Sabah | 24.02.2010 09:42 |  | | |
| Orgeneral Berk ve 3. Ordu?nun sırrı | Samanyolu Haber | 20.02.2010 06:19 |  | | Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?nun yürüyen bir soruşturmaya müdahalesinin ardında yatan sebep hala belirsizliğini koruyor. Taraf Gazetesi yazarı Kurtuluş Tayiz HSYK?nın bu aceleciliğinin ardında yatan sebep hakkında bir analiz yapıyor. İşte Tayiz2in analizi :
Savcı Osman Şanal ile birlikte dört özel yetkili savcının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu?nun (HSYK) hışmına uğramasının görünen nedeni, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner?in tutuklanması.
HSYK?yı harekete geçiren olay Başsavcı Cihaner?in tutuklanmasıysa, tepkinin hedefinde sadece savcılar değil hâkimler de olmalıydı.
Çünkü tutuklama kararını veren hâkimler.
HSYK?nın aldığı kararı değerlendiren hukukçular şu konuda hemfikir; birincisi savcılar hakkında ön inceleme veya soruşturma başlatılmadan yetkileri ellerinden alınamaz.
İkincisi, CMK?nın 250. maddesine göre birinci sınıf hâkimler Yargıtay?da yargılanır ama soruşturmayı savcılar yapar.
Peki, son iki gündür ciddi hiçbir hukukçunun savunamadığı kararı HSYK, neden bir gece yarısı, jet hızıyla, bu gerçekleri gözardı ederek alma gereğini duydu.
Bunu tepkiyle, bürokratik bir refleksle açıklamak pek anlaşılır durmuyor.
Kılıfına bir türlü uydurulamayan bu kararı alırken sanırım HSYK da bunun farkındaydı.
Başsavcı İlhan Cihaner?i savunmaktan öte bir girişim içinde olduklarını biliyorlardı.
Esas amaç 3. Ordu?nun kapısına dayanan, Orgeneral Saldıray Berk?i ifadeye çağıran, gelmediği takdirde ?mevcutlu? getirileceği uyarısı yapan Erzurum Özel Yetkili Savcılarını frenlemek olmalı.
Yani HSYK?nın kararı görünürde Başsavcı Cihaner?i kurtarma girişimi gibi dursa da, aslında örtülü amacın, savcıların 3. Ordu?da arama girişimlerini engellemek, Orgeneral Berk?i kurtarmak olduğunu düşünebiliriz.
Yoksa, kendilerinin bile açıklamakta zorlandıkları bir kararı neden alsınlar ki? Kendi meşruiyetlerini yitireceklerini bile bile bu riske niye girsinler ki?
HSYK?nın kararı kuşkusuz ?intiharvari? bir girişimdir, bu kurulun bir şekilde yeniden ele alınmasını da getirecektir.
Peki, böyle ağır bir yükün altına girmeye değer mi ki?
Bunun cevabı 3. Ordu?da gizli.
Bence bu 3. Ordu?nun ?stratejik? bir kale olmasıyla alakalı.
Ergenekon soruşturmasının henüz giremediği, ?fethedemediği? önemli bir kale...
Deşifre edilmeyi bekleyen çok önemli arşivlerin istiflendiği yer...
Orgeneral Saldıray Berk de, bu kalenin komutanı...
Beni böyle düşünmeye sevk eden savcı ve hâkimlerin Genelkurmay?ın kalbi sayılan Özel Kuvvetler Komutanlığı?na bağlı Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı?nın kozmik odalarına bile girmelerine karşın 3. Ordu?ya girememeleri.
Garip bir çelişki; Genelkurmay?ın kalbine girebilen savcı ve hâkimler, 3. Ordu?nun karargâhına giremedi.
Savcıları kapıdan geri çeviren emrin Genelkurmay?a ait olduğu açık.
Hatırlanırsa, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç?a suikast iddialarıyla birlikte savcılar ve hâkimler Seferberlik Tetkik Kurulu?nun kapısına dayandığında, Genelkurmay bir süre direnmesine rağmen, arama yapılmasına izin vermişti. Üstelik bu, uzunca bir süre de sürdü.
Bu demokrasi için önemli bir gelişmeydi aynı zamanda. Oysa Savcı Osman Şanal, Erzincan?da Ergenekon kapsamında gözaltına aldığı Astsubay A.S?nin 3. Ordu Karargâhı?ndaki ofisini aramak için harekete geçmiş, kapıda bir süre bekletildikten sonra eli boş gönderilmişti. Aynı kararı veren de Genelkurmay.
3. Ordu Karargâhı?nın üzerindeki sır perdesi yakın zamanda aydınlanır mı bilmem ama HSYK?nın bu sis perdesini korumak için harekete geçtiği anlaşılıyor. Sorun sadece isabetli bir zamanın seçilmesiyle alakalıydı ve o zaman da Cihaner?in gözaltına alınması haberiyle olgunlaşmış oldu. Jet hızıyla toplanan kurul, Adalet Bakanlığı?na da anlaşılan güzel bir çalım attıktan sonra, savcıların özel yetkilerini kaldıran darbeyi gerçekleştirdi.
HSYK kararı, Genelkurmay?ın Orgeneral Berk?i kurtarmak için harıl harıl çalıştığı haberleriyle birleştiğinde, 3. Ordu?nun ?stratejik? önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.
KURTULUŞ TAYİZ- TARAF | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.02.2010 | | | OrgeneralBerkve3Ordu?nunsırrıOrgeneral Berk ve 3 Ordu?nun sırrı |
|
| Harekat 2 safhada gerçekleşecek - Video | Samanyolu Haber | 28.01.2010 17:04 |  | | Taraf Gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz Darbe Planının ses kayıtları yayınlandı. Komutanlar darbe planını işte böyle anlatıyor...
Harekat iki safhada icra edilecektir. Birinci safha hazırlık ve teşkilatlanma safhasıdır. Bu safhada seferde kurulacak birlikler seferberliğin ilan edilmesiyle birlikte teşkil edilecek, sıkıyönetim planları gözden geçirilecek ve güncelleştirilecek, takdik harekat merkezleri 24 saat esasına göre faaliyete geçirilecek, birlikler öncelikle sıkıyönetim görevlerine yönelik eğitim icra edecekler ve eğitim noksanlıklarını gidereceklerdir. Sıkıyönetim görevlerine yönelik teşkilatlanmalar (20-22 dk) kışlalarda tamamlanacaktır.
Bu kapsamda detayı planın emir komuta münasebetleri ve sorumluluk sahaları ekinde belirtildiği şekilde kolordu karargâhında görevli personelin tamamı sıkıyönetim karargâhında görevlendiriecek ve kolordu karargâhı sıkıyönetim karargâhı olarak teşkilatlanacak. sıkıyönetim karargâhında görev yapacak temsilciler mülki makamlarla koordine edilerek kolordu karargâhına davet edilecek ve oryantasyon eğitimi verilecek. İstanbul, Kocaeli ve Sakarya illerinden sorumlu tali bölge komutanlıkları mevcut kuvvetlerini 3 mekanize veya motorlu piyade takımı ile bir tank takımından oluşan birlikler şeklinde teşkilatlandıracak. Müstakil görevlerde bu birlikler üst rütbeli bir subayın komutasında görev yapacaklardır.
Tali bölge komutanlıklarınca kritik noktalarda ve özel operasyonlarda kullanılmak üzere polis ve askerlerden oluşan özel timler teşkil edilecek bu timlerin teşkilatı ve mevcut kuvvetler ve görevin özelliğine göre tali bölge komutanlılarınca belirlenecektir. Jandarma polis ve MİT istihbarat birimleri ile elemanların çalışma esasları belirlenecek ve yeniden teşkilatlandırılacaktır. İstihbarat temininde yeni maksatlarla kullanılan kamera sistemlerinden de istifade edilmesi planlanacaktır. Polis ve özel güvenlik elemanlarının sevk ve idaresi ile kamu kurum ve kuruluşlarının kullanılmasında jandarma komutanlıları ve karargâhından azami istifade edilecektir. Planın bölge hasar kontrol ekine uygun olarak hasar kontrol birlikleri teşkil edilecek, bu birlikler yangın söndürme ağır kurtarma ve enkaz kaldırma, hafif kurtarma ve işçi, sıhhi ilkyardım ve tahliye mühimmat imha ve nbc temizleme timlerinden oluşacaktır. Hasar kontrol birliklerinin teşkilinde planın ekinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarına ait iş makinalarından azami istifade edileceketir. Planın istihbarat ekinde belirtilen stratejik ve ekonomik tesislerin emniyeti ile ilgili alınan tedbirler gözden geçirilecek ve alınması gereken ilave tedbirler belirlenerek hazırlıklar tamamlanacaktır:
? Cezaevleri kapasite ve doluluk oranları tespit edilecek gözaltına alınan ve tutuklananların emniyetli bir şekilde muhafazası için gerekli planlama yapılacaktır. 52. Zırhlı Tugay Komutanlığınca Hasdal kışlasında, 2. Tugay Komutanlığınca Maltepe kışlasında 1. piyade tugay komutanlığınca Sakarya kışlasında ceza ve tutuk evi açılacaktır.
? Birliklerce sorumluluk bölgelerinde sivil kıyafetli kadro tatbikatları icra edilecektir.
? Sorumluluk bölgeleri itibariyle halen konuşlu bulundukları kışlaların dışında konuşlandırılacak birliklerin kalacakları bina ve tesislerde iskân ve iaşe için gerekli hazırlıklar tamamlanacaktır .
? Planın istihbarat ekinde yer alan görevde kalmasında sakıncalı olan kamu kurum ve kuruluşları yöneticileri, bunların yerine atanacak sivil ve asker şahıslar ile kamu kurum ve kuruluşlarının imkân ve kabiliyetlerini içeren bilgiler güncelleştirilecektir.
? Sıkıyönetim bildirileri güncelleştirilerek yayınlanmaya hazır hale getirilecek basın ve halkla ilişkiler merkezinde çalışacak personel ile basın sözcülerine gerekli eğitim verilecektir .
? İkinci safha görev yerlerine intikal ve harekâtın icrası safhasıdır. Bu safhada birlikler teşkilatlanmalarını tamamlamış olarak görev yerlerine intikal edeceklerdir. 15. kolordu karargâhı Selimiyeye intikal edecek burada faaliyete geçecektir. Vatandaşın can ve mal güvenliği süratle teminat altına alınacak bölgede emniyet ve asayiş temin edilecektir. Kritik bölgeler ve mukavemet etmesi beklenen kişiler kontrol altına alınacak her türlü mukavemet kesin bir kararlılıkla kırılacaktır .
Planın istihbarat amaçları içinde yer alan kuruluş amaçları dışında çalışan veya faaliyetlere devam etmesinde sakınca görülen dernek, sendika ve meslek kuruluşlarıyla bunların yan örgütlerinin faaliyetleri üst komutanlık emirleri doğrultusunda durdurulacaktır. Geçmişte irticai, yıkıcı ve bölücü faaliyetlere katıldığı tespit edilen şahıslar gözaltına alınacaktır.
İrticai yıkıcı ve bölücü faaliyetleri desteklediği bilinen sıkıyönetim bildirilerine uymayan çeşitli yolsuzluklara adı karışmış kamu personeli yerine güvenilir, liyakatli, sivil veya emekli olmuş personel görevlendirilecektir. Talan gasp ve milli serveti tahrip gibi olaylarda ikazlara uymayanlara karşı iç hizmet kanununda ve yönetmeliğinde belirtilen yetkiler kullanılarak devlet ot | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.01.2010 | | | Harekat2safhadagerçekleşecek-VideoHarekat 2 safhada gerçekleşecek - Video |
|
| Ordu'da gizlemiş örgütün çekirdeği | Samanyolu Haber | 27.01.2010 18:27 |  | | Radikal Gazetesi Yazarı Avni Özgürel, bugünkü köşesinde silahlı kuvvetler şemsiyesi altında gizlenen örgütün çekirdeğinin Batı Çalışma Grubuolduğunu iddia etti. Avni Özgürelin dikkat çektiği olay Kasım 1997de, Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğluna düzenlenen suikast girişimi. BÇGnin hedefinin ilk aşamada Genelkurmaya hakim olmak, ikinci aşamada siyasi iktidarı devre dışı bırakmak olduğunu önesürdü.
Ne yeterince soruşturuldu, ne gerçek mahiyeti ve organizasyon yapısı gün ışığına çıkarıldı... Ancak anlaşılan şu ki, kendisini silahlı kuvvetler şemsiyesi altında gizlemiş örgütün çekirdeği BÇG. Yani, Batı Çalışma Grubu. Bugün ortaya çıkan darbe planlarının, bombalı saldırı, suikast teşebbüsü ve suikastın bu çekirdek ve uzantılarıyla irtibatlı olduğunu düşünmek için yeterince sebep ve işaret mevcut.
Söz konusu yapılanmanın nihai hedef olarak Türkiyeyi kendilerince malum ve mezkûr (=kararlaştırılmış) mecraya taşımak için iki aşamalı bir plan yaptığı görülüyor. Bu planın ilk aşamada Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini kontrol altına alıp Genelkurmay Karargâhına hâkim olmayı, ikinci aşamada siyasi iktidarı devre dışı bırakmayı hedeflediği artık aşikâr. Ancak 28 Şubat sürecinde bütün gayretine ve sergilediği fütursuz baskıya rağmen ordu bünyesinde oluşan direnç sebebiyle ilk hedefine ulaşmakta başarısızlığa uğrayan ve önemli aktörlerinin emekliye ayrılması yüzünden zafiyet geçiren yapı 1 Mart 2003 tarihinde yeni bir şans yakaladığı hayaline kapıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak Savaşında ABD kuvvetleriyle birlikte hareketini ve Amerikan askeri birliklerinin Türkiye üzerinden Kuzey Iraka geçmelerini öngören tezkerenin TBMMde reddedilmesinin Washingtonda yarattığı hayal kırıklığı ve öfke el çabukluğuyla hazırlanacak bir darbenin ABD başkentinde kabul göreceği ümidini güçlendirmişti. BÇG artıklarının o gün Genelkurmay Karargâhının tezkerenin reddinden rahatsız olmadığını tesbit ettikten sonra toparlandığı ve arta kalan tüm unsurlarını ellerinde bulunan 12 Eylül harekât planını güncelleyerek harekete geçirme kararı verdiği anlaşılıyor.
1997 senesi Kasım ayında KKTCde gerçekleştirilen Toros-2/97 tatbikatı sırasında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, bir yıl sonra 1998 Ağustosunda Genelkurmay Başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan Org. Hüseyin Kıvrıkoğlunu sıyırıp hemen arkasında oturan albaya isabet eden kurşunu sıkan elden söz ediyorum. Kaza kurşununa kurban gittiği düşünülecek Kıvrıkoğlunun saf dışı edilmesinin ardından yeni dengelerin genelkurmay karargahına yansımalarının hesabı içinde söz konusu ele kumanda eden iradeden söz ediyorum. (*) Keza Org. Hilmi Özkökü hedef alan örgütlü yapıdan...
Üzüntü veren husus, bugün Genelkurmay Karargâhının ima yollu açıklamalarla ortaya çıkan tablodan rahatsızlığını yansıtsa da, ana hedefi Türkiyede Baasçı bir dikta rejimi tesis etmek olan, bu yolda engel gördüğü Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleneksel disiplin anlayışını ve hiyerarşik düzenini tahribe yöneldiği ortaya çıkan yapıyı perdelemek istediği izlenimi vermesi. Bu aşamada Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ tarihi nitelikte bir karar vererek söz konusu iddiaların tamamını derinlemesine soruşturacak, sorumlularını gün ışığına çıkaracak bir süreci başlatabilir ve bu kararını kamuoyuyla paylaşabilir. Onun bu yönde bir karar verdiğini açıklaması, hiç şüphe yok ki, söz konusu iddiaların, kimi ordu karargahlarında hazırlanmış planların gerçekliğinin kanıtlanması halinde dahi, kamuoyunda bunun kurumsal olarak orduya hâkim düşünceyi yansıtmadığının göstergesi olarak yankılanacaktır.
(*) Aradan geçen zaman zarfında unutulmuş olabilir. Toros-2/97 tatbikatının konusu Kıbrıs Rum kesimin adaya konuşlandırmak istediği Rus yapısı S-300 füzeleriydi. Bunların ele geçirilip tahrip edilmesine yönelik plan prova edilecekti. Senaryoya göre Güzelyurt bölgesine yakın açık araziye yerleştirilmiş maket füze rampalarına ?Bordo Bereliler adıyla ünlenmiş adları Org. Çevik Bir paşayla anılan Özel Kuvvetlere bağlı tim yaklaşarak önce koruma görevi yapan Rum askerlerini saf dışı edecek; ardından rampalara patlayıcı kalıpları yerleştirerek imha edecekti.
Özel Kuvvetler timi rampalara 1400 metre mesafedeki Seyirtepe adı verilen mevkide kurulan protokol çadırına yaklaşık 1000 metre uzaklıkta ve sırtı çadıra dönük olarak konuşlanmıştı. Bordo Bereliler ateşe başladıklarında beklenmedik bir şey oldu. Bir kurşun gelerek Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlunu sıyırıp, arkasında oturan albayın kalbine isabet etti. Bilinen kurşunun Org. Kıvrıkoğlunun omzunu yalayarak geçtiğiydi. Gazeteci Muhammed Kutlunun araştırmasına göre füze rampalarına ateş eden bordo berelilerden biri diğerlerinin aksine geriye dönerek protokol çadırına nişan almıştı.
Olay sonrası yapılan soruşturma söz konusu mesafeden yumurtayı vurabilecek kadar keskin nişancı olan iki astsubayı işaret ettiyse de kimseye resmi bir suçlama yöneltilmedi, dosya kapatıldı. Ama daha da ilginci, üç yıl sonra 16 Mayıs 2001de aynı özel | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.01.2010 | | | OrdudagizlemişörgütünçekirdeğiOrduda gizlemiş örgütün çekirdeği |
|
| İşte Ordu'da gizlemiş örgütün çekirdeği | Samanyolu Haber | 27.01.2010 18:10 |  | | Radikal Gazetesi Yazarı Avni Özgürel, bugünkü köşesinde silahlı kuvvetler şemsiyesi altında gizlenen örgütün çekirdeğinin Batı Çalışma Grubuolduğunu iddia etti. Avni Özgürelin dikkat çektiği olay Kasım 1997de, Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğluna düzenlenen suikast girişimi. BÇGnin hedefinin ilk aşamada Genelkurmaya hakim olmak, ikinci aşamada siyasi iktidarı devre dışı bırakmak olduğunu önesürdü.
Ne yeterince soruşturuldu, ne gerçek mahiyeti ve organizasyon yapısı gün ışığına çıkarıldı... Ancak anlaşılan şu ki, kendisini silahlı kuvvetler şemsiyesi altında gizlemiş örgütün çekirdeği BÇG. Yani, Batı Çalışma Grubu. Bugün ortaya çıkan darbe planlarının, bombalı saldırı, suikast teşebbüsü ve suikastın bu çekirdek ve uzantılarıyla irtibatlı olduğunu düşünmek için yeterince sebep ve işaret mevcut.
Söz konusu yapılanmanın nihai hedef olarak Türkiye?yi kendilerince malum ve mezkûr (=kararlaştırılmış) mecraya taşımak için iki aşamalı bir plan yaptığı görülüyor. Bu planın ilk aşamada Türk Silahlı Kuvvetleri?nin komuta kademesini kontrol altına alıp Genelkurmay Karargâhına hâkim olmayı, ikinci aşamada siyasi iktidarı devre dışı bırakmayı hedeflediği artık aşikâr. Ancak 28 Şubat sürecinde bütün gayretine ve sergilediği fütursuz baskıya rağmen ordu bünyesinde oluşan direnç sebebiyle ilk hedefine ulaşmakta başarısızlığa uğrayan ve önemli aktörlerinin emekliye ayrılması yüzünden zafiyet geçiren yapı 1 Mart 2003 tarihinde yeni bir şans yakaladığı hayaline kapıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri?nin Irak Savaşı?nda ABD kuvvetleriyle birlikte hareketini ve Amerikan askeri birliklerinin Türkiye üzerinden Kuzey Irak?a geçmelerini öngören tezkerenin TBMM?de reddedilmesinin Washington?da yarattığı hayal kırıklığı ve öfke el çabukluğuyla hazırlanacak bir darbenin ABD başkentinde kabul göreceği ümidini güçlendirmişti. BÇG artıklarının o gün Genelkurmay Karargâhı?nın tezkerenin reddinden rahatsız olmadığını tesbit ettikten sonra toparlandığı ve arta kalan tüm unsurlarını ellerinde bulunan 12 Eylül harekât planını güncelleyerek harekete geçirme kararı verdiği anlaşılıyor.
1997 senesi Kasım ayında KKTC?de gerçekleştirilen Toros-2/97 tatbikatı sırasında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, bir yıl sonra 1998 Ağustos?unda Genelkurmay Başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu?nu sıyırıp hemen arkasında oturan albaya isabet eden kurşunu sıkan elden söz ediyorum. Kaza kurşununa kurban gittiği düşünülecek Kıvrıkoğlu?nun saf dışı edilmesinin ardından yeni dengelerin genelkurmay karargahına yansımalarının hesabı içinde söz konusu ele kumanda eden iradeden söz ediyorum. (*) Keza Org. Hilmi Özkök?ü hedef alan örgütlü yapıdan...
Üzüntü veren husus, bugün Genelkurmay Karargâhı?nın ima yollu açıklamalarla ortaya çıkan tablodan rahatsızlığını yansıtsa da, ana hedefi Türkiye?de Baasçı bir dikta rejimi tesis etmek olan, bu yolda engel gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri?nin geleneksel disiplin anlayışını ve hiyerarşik düzenini tahribe yöneldiği ortaya çıkan yapıyı perdelemek istediği izlenimi vermesi. Bu aşamada Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ tarihi nitelikte bir karar vererek söz konusu iddiaların tamamını derinlemesine soruşturacak, sorumlularını gün ışığına çıkaracak bir süreci başlatabilir ve bu kararını kamuoyuyla paylaşabilir. Onun bu yönde bir karar verdiğini açıklaması, hiç şüphe yok ki, söz konusu iddiaların, kimi ordu karargahlarında hazırlanmış planların gerçekliğinin kanıtlanması halinde dahi, kamuoyunda bunun kurumsal olarak orduya hâkim düşünceyi yansıtmadığının göstergesi olarak yankılanacaktır.
(*) Aradan geçen zaman zarfında unutulmuş olabilir. Toros-2/97 tatbikatının konusu Kıbrıs Rum kesimin adaya konuşlandırmak istediği Rus yapısı S-300 füzeleriydi. Bunların ele geçirilip tahrip edilmesine yönelik plan prova edilecekti. Senaryoya göre Güzelyurt bölgesine yakın açık araziye yerleştirilmiş maket füze rampalarına ?Bordo Bereliler? adıyla ünlenmiş adları Org. Çevik Bir paşayla anılan Özel Kuvvetler?e bağlı tim yaklaşarak önce koruma görevi yapan Rum askerlerini saf dışı edecek; ardından rampalara patlayıcı kalıpları yerleştirerek imha edecekti.
Özel Kuvvetler timi rampalara 1400 metre mesafedeki Seyirtepe adı verilen mevkide kurulan protokol çadırına yaklaşık 1000 metre uzaklıkta ve sırtı çadıra dönük olarak konuşlanmıştı. Bordo Bereliler ateşe başladıklarında beklenmedik bir şey oldu. Bir kurşun gelerek Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu?nu sıyırıp, arkasında oturan albayın kalbine isabet etti. Bilinen kurşunun Org. Kıvrıkoğlu?nun omzunu yalayarak geçtiğiydi. Gazeteci Muhammed Kutlu?nun araştırmasına göre füze rampalarına ateş eden bordo berelilerden biri diğerlerinin aksine geriye dönerek protokol çadırına nişan almıştı.
Olay sonrası yapılan soruşturma söz konusu mesafeden yumurtayı vurabilecek kadar keskin nişancı olan iki astsubayı işaret ettiyse de kimseye resmi bir suçlama yöneltilmedi, dosya kapatıldı. Ama daha da ilginci, üç yıl sonra 16 Mayıs 2001?de aynı özel | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.01.2010 | | | İşteOrdudagizlemişörgütünçekirdeğiİşte Orduda gizlemiş örgütün çekirdeği |
|
| Hürriyet, İhtilal karargâhına girdi ! | Samanyolu Haber | 29.12.2009 18:15 |  | | Tarihi tekerrürler üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinen Araştırmacı-Yazar Mustafa Yakutcan, ilginç bir tevafuka dikkat çekti.
Bu manşet Hürriyet gazetesinin 29 Aralık tarihli manşeti...
Aşağıdaki Manşette 29 Aralık tarihli Hürriyet Gazetesinin manşeti...
Hemen heyecanlanmayın. Bir günde iki manşet hazırlanmış veya yarın atacakları manşet değil.
Yalnızca ilginç bir tevafuk. Arada tam 20 yıl var.
Romanyada halk ayaklanmış. 24 yıl ülkesini zulüm üzerine yöneten Çavuşesku rejimi çökmüş. Aynı gün Bükreşten helikopterle kaçarken yakalanmışlar. Akıbeti ise eşiyle birlikte kurşuna dizilmek olmuştu.
İşte aradan birkaç gün geçince de Hürriyet Gazetesinin muhabirleri Romanyanın Başkenti Bükreşteki ihtilal karargâhına girmiş.
Haberin devamında ki başlıklarda ilginç; ?Diktatör ailenin kirli çamaşırları açıklandı. Çavuşeskunun ağabeyi Viyanada intihar etti.? gibi ifadeler bulunuyor. Altta ise, Ankara temsilcisi Ertuğrul Özkökde Cumhurbaşkanlığına yeni seçilen Özalla bu konuyu tartışmış ve izlenimlerini anlatıyor.
Hürriyet Gazetesi ve diğer gazetelerin bugün yani 29 Aralık 2009daki manşetleri ise Seferberlik Bölge Başkanlığının en gizli odasına kimine göre kalbine, kimine göre yatak odasına yani Kozmik Odaya girildiğini yazıyordu.
Araştırmacı - Yazar Mustafa YAKUTCAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.12.2009 | | | HürriyetİhtilalkarargâhınagirdiHürriyet İhtilal karargâhına girdi |
|
| Pakistan'da donanma karargâhına saldırı | Taraf Gazetesi | 03.12.2009 05:28 |  | | |
| Türkiye'nin yönü neresi? | Radikal | 02.11.2009 11:04 |  | | | Türkiyenin dünya basınında çok fazla soru işareti ile en fazla yer aldığı dönemlerden birindeyiz. Genelkurmay karargâhına uzanan ve artık tevil götürmesi pek zor olan cunta oluşumları-darbe planlamaları ile ilgili olarak değil. - CENGİZ ÇANDAR | | Radikal Köşe Yazıları 02.11.2009 | | | Türkiyeninyönüneresi? Türkiyenin yönü neresi? |
|
| DEVLETİN KATİLİ | Samanyolu Haber | 13.05.2009 12:09 |  | | Galiba Çetin Altan daha önce yazmıştı Genç bir gazeteciyken, içişleri bakanlığına yeni atanan bir siyasetçinin ziyaretine gidiyor.
O sırada, yeni bakan eski bakanların dosyalarını karıştırıyormuş.
Bir tanesini de Çetin Altan’a göstermiş.
Orada şöyle yazıyormuş:
İşi: Sağlık Bakanı.
Mesleği: Eşkıyalık.
Eşkıyadan bakan yapmak “cumhuriyetin” keşfettiği bir yöntem değil.
Osmanlı da “cellattan vezir” yapardı.
Öldürülen halktan biri, öldüren de devlete “sadakatle” bağlı olduğu sürece ne Osmanlı’nın ne de Cumhuriyet’in katillerle bir sorunu oluyor.
Devlet adına istediğini öldürebilirsin.
Devletin “katil” sevgisi Kürt savaşıyla birlikte en yüksek noktaya ulaştı.
Susurluk skandalı dediğimiz rezalet, “devletin katillerinin” cinayetleri kendi çıkarları için de işlemeye başlamasıydı.
Devlet buna kızdı.
Kural belli çünkü.
“Öldüreceksen devlet için öldüreceksin, kendin için biraz para çalabilirsin ama adam öldürmemelisin.”
“Devletin katillerinin” en ünlülerinden biri Yeşil diye bilinen biri.
Epeyce adam öldürmüş.
Önce MİT için çalışmış, sonra JİTEM’e transfer olmuş.
Devlet örgütleri arasında böyle “katil” transferleri de bulunuyor.
Şimdi Yeşil’le ilgili “oğlunun yazdığı söylenen” bir kitap dolaşıyor ortalıkta.
Kitabı kimin yazdığı çok kesin değil.
Çünkü “oğlun” bilemeyeceği ayrıntılarla dolu kitap.
Niye şimdi çıktı bu kitap?
O da tam belli değil.
Birisine ya da birilerine mesaj olabilir.
Ecevit’in korumalığını da yapan eski bir Özel Harpçi, “duyumlarına” dayanarak Yeşil’in şimdi Ankara’da olduğunu söylüyor.
Yeşil, çok şey bilen biri.
O nedenle de hayatı tehlikede.
Devlet, “kendi katillerini” çok rahat temizliyor çünkü.
Yeşil, çok Kürt öldürdü.
Onun maceralarına baktığınızda, itirafçı Aygan’ın söylediklerini dinlediğinizde, Güneydoğu’da Kürt öldürmenin serbest olduğunu anlıyorsunuz.
Öldürdükçe öldürmüşler.
JİTEM karargâhına götürüp öldürmüşler, sokakta öldürmüşler, tarlada öldürmüşler.
Kimse de hesap sormamış.
Hesap sormak bir yana adam öldürenlerin bir kısmına madalya bile verilmiş.
Şimdi Kürtlere “niye devlete güvenmiyorsun” diye soruyorlar.
Niye güvensinler?
Devletin adamları tarafından böyle sorgusu sualsiz öldürülmüş insanların yakınları o devlete güvenir mi?
Devletin, ilk yapması gereken iş, bu “güvensizliği” ortadan kaldırmak.
Bu belki de küçük jestlerle mümkün olabilir.
Yapılacak bu jestler, artık devletin “katillerini gönderip adam öldürtmeyeceğinin” bir işareti olarak görülebilir.
Ve, halk devletin sözünü daha bir ciddiye alabilir.
Barışa yaklaşıyoruz.
Barış yaklaştıkça tepkiler ve huzursuzluklar da artıyor.
Özellikle muhalefet her türlü çözüme karşı gibi.
Cumhurbaşkanının “iyi şeyler olacak” sözünü bile nerdeyse “ihanetle” bir tutacaklar.
Çünkü onlar “iyi şeyler” olmasını pek istemiyorlar.
Devletin katillerinin Kürtleri öldürmesine ses çıkarmayan bu politikacılar, artık ölümlerin bitirilmesi gerektiği söylendiğinde “ihanet” diye bağırıyorlar.
Anlaşılan onların aklında “sadakatle cinayet” birarada duruyor.
Devlete sadıksan öldüreceksin.
Böyle baktığınızda, “siyasetle cinayet” arasında pek bir fark kalmıyor.
İstiyorlar ki ölümler, acılar, işkenceler sürsün.
Muhalefet hiçbir çözüm önermiyor ve durumun devamını istiyor.
PKK’nın da “barışa” çok yardımcı olduğu söylenemez.
Bir yandan Karayılan Hasan Cemal’e “silahlar sussun” diyor, bir yandan askerler mayınlarla öldürülüyor.
Mayın, silahtan sayılmıyor mu?
Mayınları patlatarak askerleri öldürmenin barışa nasıl bir yararı var?
Ölümleri durdurmadan barışa giden yolu açamazsınız.
Bu iki taraf için de geçerli.
Barış isteyenlerin “herkese” inatla aynı şeyi anlatması gerekiyor.
Artık adam öldürmeyin.
İki tarafın “silahlıları” da şunu anlamak zo | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.05.2009 | | | DEVLETİNKATİLİDEVLETİN KATİLİ |
|
| 'Silahlı Kuvvetler’in canına okudunuz' | Samanyolu Haber | 10.05.2009 11:29 |  | | Günlüklerde 28 Şubat döneminde bazı komutanlar arasında yaşanan bazı kavgalar da anlatılıyor. Oramiral Özden Örnek’in olduğu iddia edilen günlüklerde, dönemin Donanma Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu ile Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir’in iki kez kavga ettiği ve Dervişoğlu’nun her defasında “özür dilediği” öne sürülüyor
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu iddia edilen günlüklerde 28 Şubat döneminde bazı komutanlar arasında yaşanan bazı kavgalar da anlatılıyor.
Emekli Orgeneral Şener Eruygur’da bulunan ve Ergenekon davasının ek klasörlerine giren günlüklerde, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir ile dönemin Donanma Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu arasında yaşanan iki kavga ayrıntılı olarak anlatılıyor.
‘Dervişoğlu Çevik Bir’den özür diledi’
Günlüklere göre birinci kavga şu şekilde yaşandı: Oramiral Salim Dervişoğlu ile (Çevik Bir’in) aralarının gergin olduğunu ve hatta kavga ettiklerini biliyordum. Bu gerginliğin nedenini ben Salim Paşa’dan hem de Çevik Paşa’dan aşağıdaki gibi dinledim. Çevik Paşa’ya göre aralarındaki gerginlik Güven Paşa tedavi için ABD’ye gittiğinde Salim Paşa’nın deniz kuvvetlerine vekâlet ettiği sırada meydana geldi. Bu sırada Gölcük’te yapılan bir tören için Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın Gölcük’e gelişinde, Salim Paşa onun yerine Refah Partisi Milletvekili Şevket Kazan ve iki milletvekili ile ilgilenmiş ve Genelkurmay Başkanı o sıralarda yapılacak olan komutanlar toplantısında, “Kendisinin bu konudan çok alındığını ve 28 Şubat hareketi ile mücadele edilen bir anlayışın temsilcilerine karşı, emrindeki bir komutanın bu kadar ilgi göstermesini içine sindiremediğini” dile getirmesini istedi.
Nitekim bir ara boşluk olunca, “Bu mücadelenin herkes tarafından aynı şekilde desteklenmesi gerektiğini ve 28 Şubat’ın bu maksatla yapıldığının çok iyi bilinmesi gerektiğini” söylemiş ve “ama buna rağmen bazı komutanların hala Refah Partisi milletvekillerini mücadele edilen zihniyetin temsilcileri olarak görmek yerine, onlara çok yakın tavır aldıklarını” söylemiş. Ve örneği Refah Partili Şevket Kazan ve arkadaşlarını davet etmesi ve onlara yakınlaşması olarak göstermiş.
Tabii birden kızılca kıyamet kopmuş. Salim Dervişoğlu, “Ben onları oraya komutanın emriyle davet ettim” diye bağırınca Çevik Paşa da, “Ama o zaman sen komutandın, niye davet ettin?” demiş.
Bunun üzerine yüksek sesle tartışma devam edince Genelkurmay Başkanı toplantıya ara verip Salim Paşa ile özel görüşmüş ve bu görüşmede Genelkurmay Başkanı, “Çevik Bir’e konuyu gündeme getirmesi için ben emir verdim, yaptıkların hatalıydı. Bu nedenle Çevik’ten özür dile” demiş. Salim Paşa da Çevik Bir’e gitmiş. O da kendisini misafir odasında bir saate yakın bekletmiş. Sonra kabul etmiş, Salim Paşa özür dilemiş.”
Dervişoğlu: Doğru değil
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Salim Dervişoğlu: “Çevik Bir Paşa’yla gayet tabii ki fikir ayrılıklarımız vardı. Ama tartışıp bunları Genelkurmay Başkanı’na kadar intikal ettirmemiz yoktur. İğrenç bir şey olarak görüyorum. Bir genelkurmay başkanı gelecek, bir kuvvet komutanına ‘Gidin barışın, özür dile’ diyecek. Biz çocuk muyuz? Milyon kere doğru değil, diyorum.”
‘Silahlı Kuvvetler’in canına okudunuz’
Dervişoğlu, ikinci kavgayı bu kez 28 Şubat döneminin etkin isimlerinden Genelkurmay Adli Müşaviri Tümgeneral Erdal Şenel yüzünden yine Çevik Bir’le yaşadı. Bu olay, günlükte şöyle anlatıldı:
“Diğer bir olay ise, Deniz Kuvvetleri’nden bir subayın ihracı ile ilgili bir belge nedeniyle patlak verdi. Bu subayın ihracıyla ilgili olarak herkes olumlu oy vermesine rağmen, bir kişi çekimser kalmış ve bir süre daha bu kişinin denenmesini istemişti. Salim Paşa da hiçbir mütalaa yazmadan yazıyı olduğu gibi göndermişti.
Halbuki ihraç için herkesin olumlu oy vermesi gerekiyordu. Bu nedenle Genelkurmay Adli Müşaviri Erdal Şenel durumu görüşmek üzere Deniz Kuvvetleri karargâhına geldi. Salim Paşa bir müddet sonra Erdal Paşa’ya hakaret ederek ‘Silahlı Kuvvetler’in canına okudunuz, aklınızı başınıza alın’ diye bağırır ve kovar. O da gidip Çevik Paşa’ya rapor eder. Çevik Paşa, Salim Paşa’yı telefonla arar ve yaptığının doğru olmadığını söyler. Tam bu sırada ben Salim Paşa’nın odasına girdim, önceleri sakin bir şekilde konuşuyordu. Sonra birden kıpkırmızı oldu ve bağırıp çağırmaya başladı. Ağzına geleni söylüyordu. Sonunda telefonu kapattı.
Bana dönüp ‘Çevik’le görüşüyordum’ dedi. Çevik Paşa da durumu gidip | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.05.2009 | | | SilahlıKuvvetler’incanınaokudunuzSilahlı Kuvvetler’in canına okudunuz |
|
| Bütün yollar Karadayı'ya çıkıyor
| Son Sayfa | 04.03.2009 14:27 |  | |
| Bütün yollar Karadayıya çıkıyor
|
|
 |
|
Akyol, gazete sahiplerini ayrı ayrı Genelkurmay karargâhına çağıran Çevik Bir’in, Aydın Doğan ile yapılan görüşmede “Bu görüşmeyi komutan adına yaptığına söylediğini” aktardı.
|
|
| | Son Sayfa Son Dakika 04.03.2009 | | | BütünyollarKaradayıyaçıkıyor
Bütün yollar Karadayıya çıkıyor
|
|
| OLUP BİTENİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ... | Samanyolu Haber | 18.02.2009 08:38 |  | | Neden oldu tüm bunlar? Ergenekon davası etrafında son dönemlerde esen siyasi rüzgârların Türk siyasetinde olup biteni bir ölçüde anlamak için anlamlı olduğunu düşünenlerdeniz…
Son Ergenekon operasyonu epey tartışmaya yol açmakla kalmadı, devlet içi güç ilişkilerinde ve bu dava etrafındaki dengelerde pek hafife alınmayacak değişikliklere yol açtı.
Durumu şöyle özetlemek sanırız pek yanlış olmaz.
Rüzgâr bir miktar tersine döndü. Bunun, son operasyonun dokunduğu eski başsavcı, eski MGK Genel Sekreteri gibi tabu-kimlik ve kişilerin yarattığı ters etki olduğunu söylemek gerekir.
Bu ters etkinin sonucunda kimi devlet kurumlarının ve aktörlerinin seferberliği sonucunda Ergenekon soruşturması açısından üç yeni ve önemli durum oluştu.
Soruşturma savcısı Zekeriya Özün hareket alanı kısıtlandı, atacağı adımlar, yapacağı operasyonlar, mahkeme başvuruları başsavcılığın iznine tâbi kılındı. Nitekim gelen bilgiler son operasyonun ikinci ayağının Özün talebi üzerine başsavcının onayına sunulduğu ve onun oluruyla yapıldığı yönünde.
Öte yandan pek sık yazılıp çizildiği gibi, Ergenekon soruşturma ekibindeki savcı sayısı sürekli arttırılarak, Özün karşı ağırlığını oluşturma ve karar mekanizmasını yavaşlatma işlemi gerçekleştirildi.
En nihayet bu adımlar etki ve telkin mekanizmalarıyla da desteklendi. Buna mahkeme heyet ve üyelerinin etkilenmesi süreci adını da verebiliriz.
Emekli orgeneral Hurşit Tolonun ilginç bir şekilde bir gece yarısı nöbetçi mahkeme tarafından garip bir gerekçeyle tahliye edilmesi, bu tahliyenin daha sonra bir heyet tarafından gerekçe değişikliği yapılarak tasdik edilmesi bu durumun açık ve tipik göstergesidir.
Bunlar önemli ve ciddi gelişmeler…
Ancak siyasi rüzgârın sert estiği asıl bölge farklı…
Bu bölgede asker içi farklılıklar, ordunun üzerine yapılan hamleler, asker-sivil gerginliğini kaşımaya, Ergenekonu bunun artan oranda nesnesi ve öznesi yapmaya yönelik hamleler…
Bu açıdan geçtiğimiz günlerde iki önemli gelişme olduğu kanısındayız, daha doğrusu yaşanan iki gelişmeyi bu çerçevede okumak gerektiğini düşünüyoruz…
İlk gelişme iki eski genelkurmay başkanının çeşitli açıklamalarla ve belli bir endişe dozuyla basında boy göstermeleri, beyanatlar vermeleriydi. Hatta aralarında biri, diğerini de temsilen Genelkurmay karargâhına dahi gitti.
Neden oldu tüm bunlar?
Zira belli ki iki eski genelkurmay başkanı, Karadayı ve Kıvrıkoğlu Ergenekon çerçevesinde takibata uğrayacakları kaygısı taşıyordu. Encümen-i Daniş meselesini Kıvrıkoğlunun yüksek sesle dile getirmesi muhtemelen yine bu yüzdendi.
Kanımız odur ki, Karadayı ve Kıvrıkoğlu isimlerinin ortaya atılması bizce Ergenekon soruşturmacılarının değil, Ergenekoncuların işidir. Hedef, orduyu sertleştirmek, askeri hükümete yönelik açık adımlar atmaya itmektir. Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasındaki malum görüşmede bu konunun gündeme gelmiş olması bizi hiç şaşırtmaz.
İkinci gelişme Ergenekon sanıklarından İbrahim Şahinin ifadesinde 300 kişilik vurucu bir tim doğrudan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğa bağlı olacak dediği iddiasıydı. Bir haberde yer alan bu iddia zorunlu koşullarda legalist bir politika izleyen Başbuğu sıkıştırmakta ve sert adım atmaya davet etmekteydi…
Nitekim bu iddia hemen ertesi günü Genelkurmay Başkanlığı tarafından uzun ve sertçe bir açıklamayla yalanlandı.
Bundan böyle, en azından seçimlere kadar, atılacak her adımı, gazetelerde yer alacak her haberi daha dikkatle okumak gerekiyor…
Eğer Türkiyeyi anlamak istiyorsanız… | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.02.2009 | | | OLUPBİTENİANLAMAKİSTİYORSANIZOLUP BİTENİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ |
|
| Star ve Yeni Şafak şimdi ne yapacak? | Samanyolu Haber | 10.09.2008 17:11 |  | | |
| Havanda su dövmek | Sabah | 08.08.2008 03:23 |  | | | Güngörende faili şüpheli bir bombalı saldırının ardından dün yine İstanbulda 1. Ordu Komutanlığı karargâhına yönelik olduğundan şüphelenilen havanlı bir saldırı denemesi. ... | | Sabah Ana Sayfa 08.08.2008 | | | HavandasudövmekHavanda su dövmek |
|
| Karargâha dev Atatürk rölyefi | Vatan Gazetesi | 21.06.2008 05:03 |  | | |
|
| |