Habergec.Com Aranan Kelimeler:selâm Değerlendirme: 10 / 10 396552
habergec.com
30.05.2012 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

selâm

Kahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Samanyolu Haber
22.02.2012
16:49
Bir güvercin uçar akça kanatlı/ Barıştan savaşa selâm götürür./...

Yollardan yel gibi geçer bir atlı/ Afyondan Maraşa selâm götürür./ Bir on iki Şubat, bir yıldan büyük/ Kalmadı çok şükür ne zincir, ne yük/ Beritten Ilgaza bir alageyik/ Seker taştan taşa, selâm götürür. Abdurrahim Karakoç, bu dizelerle...
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.02.2012
Kahramanmaraşdestanına50binseyirciKahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Kahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Samanyolu Haber
22.02.2012
16:49
Bir güvercin uçar akça kanatlı/ Barıştan savaşa selâm götürür./...

Yollardan yel gibi geçer bir atlı/ Afyondan Maraşa selâm götürür./ Bir on iki Şubat, bir yıldan büyük/ Kalmadı çok şükür ne zincir, ne yük/ Beritten Ilgaza bir alageyik/ Seker taştan taşa, selâm götürür. Abdurrahim Karakoç, bu dizelerle...
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.02.2012
Kahramanmaraşdestanına50binseyirciKahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Kahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Zaman
18.02.2012
02:15
Bir güvercin uçar akça kanatlı/ Barıştan savaşa selâm götürür./
Zaman
Kültür
18.02.2012
Kahramanmaraşdestanına50binseyirciKahramanmaraş destanına 50 bin seyirci
Salât u selâm,
Zaman
03.02.2012
01:58
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında Cenâb-ı Hakka yapılan bir duadır.
Zaman
Kürsü
03.02.2012
SalâtuselâmSalât u selâm
Ali Erden - -
Taraf Gazetesi
03.11.2011
23:05
Ekonomik krizde kaybedenlere selâm
Taraf Gazetesi
Köşe Yazıları
03.11.2011
AliErden--Ali Erden - -
Hacca hazırlık ve haccın adabı (7)
Milli Gazete
05.10.2011
17:32
Her yolculuk için belli bir hazırlık yapıldığı gibi, bu kutsal yol için de çok yönlü hazırlıklar yapılmalıdır. Bu fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmak ve âdaba riayet etmek gerekir. Her şeyden önce, beytini hac etmeyi bizlere nasip buyurduğu için ALLAH Teâlâya hamd etmeli, Resûlüne salat ü selâm okumalı ve salih amellerimizi kabul etmesini, hepimize kat kat sevaplar vermesini ALLAH Teâlâdan dilemeliyiz. ALLAH Teâlânın hepimizin haccını kabul etmesini, çalışmasını mükafatlandırmasını temenni ederek bu müstesna yolculuğun özlemini yaşayan hacı adaylarına ve görevlilere faydalı olur düşüncesiyle riayet edilmesi gerekli şu âdabı ve önemli hususları paylaşmak istiyorum. Âdâb = edebler: Yapılması sevap olan, fakat yapılmaması da günah sayılmayan amellerdir. Âdâb deyip geçmemek lâzım. Çünkü:... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
05.10.2011
Haccahazırlıkvehaccınadabı(7)Hacca hazırlık ve haccın adabı (7)
Sabah namazından sonra okunacak dualar
Haber7
28.09.2011
11:20
namaz kılan kimse, selâm verdikten sonra okunması gereken diğer duaları okur, sonra da Âyetüll-Kürsîyi okur... Peki siz hangi dualar okunur biliyormusunuz... İşte sabah okunacak dualar:
Haber7
Son Dakika
28.09.2011
SabahnamazındansonraokunacakdualarSabah namazından sonra okunacak dualar
11:00 Konuşma yasaklı eski dostlar gizlice selâmlaşıyor
Net Gazete
21.09.2011
18:22
6 Eylül günü yapılan HES eylemi sonrasında sorgusu alınan 200 kişi arasından 10u erkek 5 kadın toplam 15 kişi HES eylemine katılan kişilerle iletişim kurması yasaklandı, bunların 4ü ise seksenlik ninelerden oluşuyor. Yarım asırlık dostluklarına konuşma yasağı getirilen nineler birbirleri ile konuşamıyor, selâm veremiyor.
Net Gazete
Son Dakika
21.09.2011
1100Konuşmayasaklıeskidostlargizliceselâmlaşıyor1100 Konuşma yasaklı eski dostlar gizlice selâmlaşıyor
11:10 Konuşma yasaklı eski dostlar gizlice selâmlaşıyor
Net Gazete
21.09.2011
12:39
6 Eylül günü yapılan HES eylemi sonrasında sorgusu alınan 200 kişi arasından 10u erkek 5 kadın toplam 15 kişi HES eylemine katılan kişilerle iletişim kurması yasaklandı, bunların 4ü ise seksenlik ninelerden oluşuyor. Yarım asırlık dostluklarına konuşma yasağı getirilen nineler birbirleri ile konuşamıyor, selâm veremiyor.
Net Gazete
Son Dakika
21.09.2011
1110Konuşmayasaklıeskidostlargizliceselâmlaşıyor1110 Konuşma yasaklı eski dostlar gizlice selâmlaşıyor
14:50 Arda Turan'a, BDP Kongresi'nden selâm!
Net Gazete
04.09.2011
15:30
Ankarada toplanan BDP Kongresine katılan konuk siyasi parti temsilcilerin konuşmaları sürerken, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Türkiye-Kazakistan milli futbol maçından sonra “Attığım golü Türkiye Cumhuriyetindeki bütün halkların şehit olan evlatlarına armağan ediyorum” diyen milli futbolcu Arda Turana selam göndererek “Arda kardeşime buradan selam olsun” dedi. Taşın bu sözleri salondan büyük alkış aldı.
Net Gazete
Son Dakika
04.09.2011
1450ArdaTuranaBDPKongresindenselâm1450 Arda Turana BDP Kongresinden selâm
Sözün Özü
Zaman
02.09.2011
02:05
Salât u selâm, Allah Resûlü (sas) hakkında Cenâb-ı Hakka yapılan bir duadır.
Zaman
Kürsü
02.09.2011
SözünÖzüSözün Özü
Bir Cuma Hutbesi Denemesi
Milli Gazete
27.06.2011
01:05
Muhterem Müslümanlar!.. Hamdler, övgüler, senâlar âlemlerin Yaratıcısı, Mâliki ve Rabbi olan Allaha mahsustur. Âlemlere rahmet ve insanlara en güzel örnek ve model olarak gönderilmiş Resûlullah Muhammed Mustafaya salât ve selâm olsun.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
27.06.2011
BirCumaHutbesiDenemesiBir Cuma Hutbesi Denemesi
Bu ayette bir müjde vardır
Samanyolu Haber
22.04.2011
08:10
Kurânı indiren Allah Teâlâ, onunla vadettiği şeyleri de elbette gerçekleştireceğini beyan buyurmaktadır.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bütün hayatı boyunca insanlığın içinde bulunduğu maddî-manevî sefalet ve dalâlet karşısında hep ızdıraptan iki büklüm yaşamıştı. O kadar ki, daha peygamberlikle serfiraz kılınmadan evvel, zaman zaman inzivaya çekilir, tek başına Hiraya misafir olduğu gecelerde insanlığın dertlerini düşünürdü. Kendisine peygamberlik vazifesinin verilmesinden sonra ise, bütün bu sorumluluklar Onun gönlünde birer ızdıraba dönüşmüş ve ruhunda çıldırtan hafakanlar halinde kendini hissettirmeye başlamıştı. Çünkü O, imanı zevk etmiş, inancın huzur dolu atmosferini kendi ruh enginliğiyle tatmış ve ahiretin vadettiklerini hakkalyakîn bilmişti. Dolayısıyla, artık O, rotasını şaşıran insanlara rehberlik etmek, karanlıkta kalmışlara ışık olmak ve ebedi saadete açılan kapıyı onlara da göstermek için sürekli çırpınıp duruyordu. Peygamber Efendimizin marifet ufku ve hassasiyeti zaviyesinden meseleye bakılınca, Onun ızdırapları daha iyi anlaşılacaktır. O, Miraçta Cennet nimetlerine ermenin nasıl bir bahtiyarlık ve Cehenneme yuvarlanmanın ne tür bir talihsizlik olduğunu görmüş; insanları ebedi hüsrandan kurtararak sonsuz saadetlere ulaştırmak için dünyaya dönmüştü. O, insanlara, kendilerini bekleyen tehlikeleri haber veriyor; onlara kurtuluşa götüren yolu işaret ediyordu; fakat insanların çoğu Onun mesajına karşı bîgâne davranıyor, kendi mahiyetinden habersiz yaşıyordu. Nebiler Sultanı (aleyhis-salâtü ves-selâm), insanların bu hâlini gördükçe âdetâ kendine kıyarcasına ızdırapla kıvranıyordu; o hassas ruhu insanlığın dertleriyle inliyordu. Dert ve ızdırabın tahammül edilemez bir keyfiyet aldığı anlarda ise, Cenâb-ı Hakkın hem tadil hem de takdir ifade eden hitabı imdada yetişiyordu. Allah (celle celalühü) bir gün Ona, (Habibim) Sen dilediğin herkesi doğru yola eriştiremezsin! Ancak Allah dilediğini doğruya hidâyet eder. (Kasas, 28/56) diyerek, inandırmanın şen-i rububiyete ait bir iş olduğunu hatırlatıyor; bir başka gün de Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse üzüntüden kendini yiyip tüketeceksin. (Şuara, 26/3) sözüyle Ona tembih buudlu bir iltifatta bulunuyordu. HAKKA İNANANLAR SENİN GÖZAYDINLIĞIN OLACAK Cenâb-ı Hak, Habib-i Ekremine hem tadil ve tembih hem de takdir ve iltifat ifade eden bir hitapla, Kurânı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik. (Tâ Hâ, 20/2) buyurmaktadır. Yani; Kurânı sana, bahtsız, talihsiz bir insan olasın diye indirmedik. Onun emirlerinden dolayı melûl, mahzun ve mükedder bir hale düşmeni istemedik. Bu Kitabı indirmekle seni, takatini aşan bir yükün ve ağır bir meşakkatin altına sokmayı da murad etmedik. Ayrıca, Kurânı sana, insanlarla münasebetlerinde sıkıntıya düşmene ve ona inanmıyorlar diye üzülmene bir sebep olarak da göndermedik. Onu, Allahtan korkanlara, Yaratana saygı duyanlara bir öğüt, bir uyarıcı olarak indirdik. (Tâ Hâ, 20/3) Senin vazifen tebliğ ve temsildir; insanları inandırmak şen-i rububiyete ait bir iştir. Kurânı, önyargısı bulunmayan, istifade etmeye açık duran, potansiyel olarak insanın içinde haşyet hâsıl edebilecek şeyleri duyduğu zaman içi haşyetle dolan ve manevi değerlere karşı saygı hissini bütün bütün kaybetmemiş olan kimseleri inzar edesin diye inzal ettik. Sen bu ilahî beyanın ışığında insanlara yol göstereceksin, onun rehberliğini kabul edip onun yolunda gidenler de saadete erecekler. Fakat onu kabul etmeyenlere zorla kabul ettirmek senin vazifen değildir. Hem üzülme, o nasipsizlerden dolayı sen talihsizliğe düşmeyecek ve bahtsız kalmayacaksın. Zira gönlü haşyetle dolu nice talihliler Hakkın çağrısına koşacak; ona inananlar senin göz aydınlığın olacak. Haddizatında, bu ayet-i kerimeyi sadece Peygamber Efendimizin heyecanlarını tadil eden ve onu ikaz için inen bir ilahî beyan şeklinde anlamak eksik, hatta yanlış olur. Evet, burada tadil ve tembih söz konusu olduğu kadar, ciddi bir takdir ve iltifat da vardır. Cenab-ı Hak, Resûl-i Ekremine adeta Habibim, şu ilâhî mesaja kulak verip ona dilbeste olmuyorlar ve inanıp onun rehberliğinde huzur-u daimiye yürümüyorlar diye öyle üzülüyor, öyle kederleniyorsun ki neredeyse bir mum gibi eriyip tükeneceksin. Senin bu yüce ve incelerden ince ruhun ilerde öyle bir kaynak haline gelecek ki, gönlünde azıcık haşyet duygusu barındıran herkes kalb kâsesini doldurmak için o kaynağa koşacak. Öyleyse, Sen tebliğ vazifeni yap, takdiri Allaha bırak; kendine o kadar eziyet etme! demektedir ki, bu hem çok ulvî bir iltifattır hem bir ızdırap insanında olması gereken ruh enginliğini gösterme adına arkadan gelenlere hedef tayin etme demektir ve hem de Kurânın mesajının hüşyar gönüllerde makes bulacağının bir müjdesidir. Diğer taraftan, bu ayet bize de nefsanî isteklerden, şahsî çıkarlardan ve gelecek endişelerinden bütün bütün sıyrılarak her zaman Rabbin huzurunda bulunuyor olma duygusuyla hareket etme
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.04.2011
BuayettebirmüjdevardırBu ayette bir müjde vardır
10:15 17 yaşındaki genç, selâm vermedi diye bıçaklandı
Net Gazete
01.03.2011
14:25
Konyada bir genç, selam verme meselesi yüzünden çıktığı iddia edilen kavgada karnından bıçaklanarak ağır yaralandı. Tartışmanın büyümesi üzerine iki kardeş kendilerine selam vermediğini iddia ederek E.Ö.yü darp ettikten sonra karnından bıçakladı
Net Gazete
Son Dakika
01.03.2011
101517yaşındakigençselâmvermedidiyebıçaklandı1015 17 yaşındaki genç selâm vermedi diye bıçaklandı
Esmâu'n-Nebi
Milli Gazete
13.02.2011
17:23
Muhammed, Ahmed, Hâmid, Mahmûd, Ahyed, Vâhid, Mâhî, Haşir, Akıb, Tâhâ, Yasin, Tâhir, Mutahhar, Tayyib, Seyyid, Resul, Nebî, Resûlür-Rahmet, Kayyîm, Cami, Muktef, Mukaffi, Resûlül Mü-lâhim, Resulür-Râhât, Kâmil, İklîl, Müddessîr, Müzzemmîl, Abdullah, Habîbullah, Safiyyullah, Neciyyullah, Kelîmullah, Hâtemül Enbiyâ, Hâtemür-Resûl, Muhyî, Müneccî, Müzzekkîr, Nâsir, Mensur, Nebiyyür-Rahmet, Nebiyyüt-Tevbe, Harisün aleyküm, Malûm, Şehîr, Şâhîd, Şehîd, Meşhûd, Beşîr, Mübeşşîr, Nezîr, Münzîr, Nûr, Sirâc, Misbah, Hüden, Mehdiyyü, Münîr, Dâî, Meduvv, Mücîb, Mucâb, Hafîy, Afûv, Velîy, Hakk, Kavîy, Emîn, Memûn, Kerîm, Mü-kerrem, Mekîn, Metîn, Mübîn, Müemmil, Vesûl, Zû Kuvvet, Zû Hürmet, Zû Mekâne, Zû İzz, Zû Fadl, Muta, Mutî, Kademüs-Sıdk, Rahmet, Büşrâ, Ğavs, Ğays, Ğayyâs, Nimetullah, Hediyyetullah, Urvetül Vuskâ, Sırâtullah, Sırâtun Mustakîm, Zikrullah, Seyfullah, Hizbullah, Necmüs-Sâkıb, Mustafâ, Müctebâ... Selât-ü selâm, tahiyyât-ı ikram ona ve onun âl-i ashabına olsun...... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
13.02.2011
Esmâun-Nebi Esmâun-Nebi
Allah için seni çok seviyorum!
Samanyolu Haber
11.02.2011
09:09
Kardeşine sevgi duyan bir mümin ne yapmalı?

Fahr-i Kainat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir şahısla beraberken yanlarından başka bir zat geçer. Allah Resûlünün yanında bulunan sahabî, Habib-i Ekrem Efendimize, Ey Allahın Resûlü ben şu genci seviyorum der. Bunun üzerine Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz, Peki bunu kendisine haber verdin mi? diye sorar. Hayır cevabını alınca, o sahabîye, arkadaşına gidip ona olan sevgisini bildirmesini tavsiye buyurur. (Ebû Dâvud, Edep 122) Efendimiz, burada kardeşine sevgi duyan bir müminin, bu sevgisini o kişiye söylemesini veya bir yolunu bulup bunu ona ihsas etmesini umumî mânâda tavsiye buyurmaktadır. Zaten inananlar arasındaki kardeşlik ve tesanüdün tesisi açısından meseleye bakıldığında, Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) ifade buyurduğu bu hususun, müminlerin birbiriyle kaynaşmaları, birbirine sıcak bir nazarla bakıp güven duymaları, gönüllerin birbirine ısınması ve sui zanna gidecek yolların tâ baştan kapanması adına ne kadar önem arzettiği anlaşılacaktır. Asr-ı Saadete bakıldığında, Fahr-i Kâinat Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu ışıktan düsturunun sahabe-i kiram efendilerimizin hayatlarında çok önemli bir yer teşkil ettiğini ve bu lâl u güher söz istikametinde nice hâdisenin vukû bulduğunu görebiliriz. Mesela Hazreti Ömer (radiyallahu anh), Yermük Savaşında Hazreti Halidi azledip huzuruna çağırdığında şu ifadeyle sözüne başlayamıştı: Ey Halid! Allah şahid seni çok seviyorum. Hazreti Ömerin diğer insanların yanında, bir topluluk içinde Seyyidinâ Hazreti Halide bu şekilde bir hitapla sözüne başlaması, daha sonra söyleyeceklerinin hüsn-ü kabul görmesi adına çok önemli bir referans olacaktır. Ayrıca azledilişi dolayısıyla Hazreti Halidin içinde oluşabilecek muhtemel ukdeleri de tâ baştan silip süpürecektir. O büyük halife sözlerine şöyle devam eder: Ancak ey Halid! Halk elde edilen zaferleri senin şahsında buluyor. Ben biliyorum ki, bu zaferleri bize ihsan eden Allahtır. Bu sebeple seni görevinden azlediyorum. Zaten Hazreti Halidin akidesi de bu sözlere ters değildir ki, onlara karşı herhangi bir itirazda bulunsun. Hazreti Ömer bu sözleriyle şirke karşı ilan-ı harp ettiğini ortaya koyuyor; bunun üzerine Hazreti Halid de hemen onun yanında yerini alıyordu. İşte Hazreti Ömerin Hazreti Halide olan sevgisini bu şekilde dile getirmesi ve sözüne böyle bir ifadeyle başlaması daha sonra söylenecek sözlerin teveccüh görüp hüsn-ü kabulle karşılanması ve vahdet-i ruhiyenin teessüsü adına çok önemli bir vesile olmuştur. Şimdi bir müminin, sevgisini kardeşine duyurması, bildirmesi ne kadar ehemmiyetli ise, bu güzel amel yerine getirilirken samimi ve içten olunması, sunîliklere girilmemesi, zımnî yalan olan mübalağalara başvurulmaması da o ölçüde ehemmiyet arz eder. Her hususta olduğu gibi bu mevzûda da yanılmaz ve yanıltmaz rehberimiz Rehber-i Ekmel Efendimizdir (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm). Çünkü O, duyguda, düşüncede, ibadet ü taatta, insanların birbirlerine karşı davranışlarında vs. bütün bir hayatı talim etmek için gönderilmiştir. İşte biz, bir kardeşimiz hakkında müsbet duygularımızı nasıl ifade edeceğiz, onun meziyet ve faziletlerini dillendirirken nasıl dillendireceğiz bütün bunları da yine Efendiler Efendisinin o lâl u güher söz ve beyanlarından öğrenmemiz gerekir. Bu açıdan hadis-i şeriflere bakıldığında sahih kaynaklarda yer alan şu meşhur vakayı hatırlayabiliriz: Bir sahabî efendimiz Resûl-i Ekrem Efendimizin (aleyhissalâtü vesselâm) huzurunda, yüzüne karşı bir arkadaşını medh u sena etmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) o şahsa, Arkadaşının boynunu kırdın. buyurup bu sözünü üç kez tekrar etti ve ardından da, Bir kimse kardeşini illa övecekse bari, Falancayı ben öyle zannediyorum, ancak işin iç yüzünü Allah bilir. Ben hiç kimseyi Allaha karşı tezkiye edemem. desin, buyurdu. (Buhârî, Şehadat 16). Resûl-i Ekrem Efendimizin bu ikaz ve tenbihini doğru anlayıp doğru yorumlamak için bir hususu müsaadenizle bir kez daha dile getirmek istiyorum. O da şudur: İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), muhataplarını âdeta avucunun içi gibi çok iyi bilir, çok iyi okur, çok iyi tanırdı. Bu hususu yani muhatabı tanıma mevzûunu kanaatimce bir sabite gibi kabul edip Efendimizin beyanlarına hep bu nazarla bakılması gerekir. Çünkü böyle bir bakış açısı bize, o nurefşân beyanlar hakkında sağlam ve sıhhatli hükümlere ulaşmada ciddi fayda sağlayacaktır. İşte meseleye bu perspektiften bakıldığında şunu söyleyebiliriz: Demek ki yüzüne karşı medh u senada bulunulan zat, henüz böyle bir medhi kaldırabilecek ruhî seviyeye ulaşmamıştı, böyle bir övgüyü taşıyabilecek tahammülü yoktu. Bu sebeple bilinmesi gerekir ki, sevme, sevdiğini duyurup hissettirme başka bir meseledir; meddahların yaptığı gibi mübalağalara girme, ortalığı Kırkpınara çevirecek şekilde etrafa yağ döküp gezme; onun eşi-menendi yok.., bir sengine yekpâre acem mülki fedâdır türü
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.02.2011
AllahiçinseniçokseviyorumAllah için seni çok seviyorum
Kâğıttan kaplan!..
Milli Gazete
09.02.2011
16:52
CHP Genel Başkan yardımcısı Süheyl Batum, önce Silivrideki aydınlara selâm çaktı; bazılarının milletvekili adayı yapılabileceğini söyledi... Şimdi de, Türk Silâhlı Kuvvetlerini, yetersiz kaldığı için eleştiriyor: Meğer kâğıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz; meğer ABD içini oymuş. O koca ağacı hop diye yıktılar. TSK, topuyla, tüfeğiyle, yurt çapında teşkilâtlanmasıyla dimdik ayakta. Belli ki, Batum, TSKnın, darbe iddiasıyla tutuklanan askerleri yargıya teslim etmesinden hoşnut değil. Bu yüzden kâğıttan kaplan diyor.... devamı
Milli Gazete
Medya
09.02.2011
KâğıttankaplanKâğıttan kaplan
Selama daha güzeli ile karşılık verilmeli
Samanyolu Haber
09.02.2011
16:42
İletişimin ilk basamağı olan selam insanlar arasındaki sevgi ve muhabbeti artırıyor.

Selamlaşmak, Peygamberimizin sünnetlerinden. Prof. Dr. Veysel Güllüce, İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi bildireyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız. hadisini hatırlattı. Güllüce, selamın, Müslümanın din kardeşi için dua olduğunu söyledi. Selam, iyi niyetin ve duanın bir işareti olarak kabul edilir. Müslümanların karşılaştıklarında selamlaşmaları ise Peygamber Efendimizin (sas) sünnetlerinden biri. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Veysel Güllüce selamlaşmanın dinimize göre sünnet, verilen selamı almanın ise Müslüman için farz olduğunu söylüyor. Selamlaşmanın insani ilişkileri güçlendirdiğini belirten Güllüce, selamın toplumdaki kaynaşma ve dayanışmayı artırdığını, müminler arasındaki sevgiyi sağlamlaştırdığını ifade ediyor. Peygamber Efendimizin (sas), İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmeden de iman etmiş olamazsınız. Size yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir işi bildireyim mi? Selamı aranızda yaygınlaştırınız. hadisini hatırlatan Güllüce, bazı hadis-i şeriflerde selam vermeyen kimsenin insanların en cimrisi olarak tavsif edildiğine, selam vermenin ise kişiyi cennetlik kılan amellerden sayıldığına dikkat çekiyor. Kültürümüzde mevcut olan iyi günler, merhaba, günaydın gibi cümlelerle de insanların birbirleriyle selamlaştığını söyleyen Güllüce, Kişinin esenlik ve mutluluk temennisini selamün aleyküm şeklinde ifade etmesi en güzel ve sünnete en uygun olanıdır. Selam, yeryüzündeki Müslümanların birbirini tanıyıp kaynaşmasına da vesiledir. Çünkü aynı cümlelerle selamlaşmak, aradaki birlik ve kardeşliğin bir göstergesidir. diyor. Allahın isimlerinden birinin de Es-Selâm olduğunu belirten Güllüce, Müslümanın kardeşine selam vermekle, onun hakkında iyi düşündüğünü, onun aleyhinde bir tavır içinde olmadığını ifade ettiğini aktarıyor. Kuran-ı Kerimde selamla ilgili, Size bir selam verildiğinde ondan daha güzeli ile veya aynı selamla karşılık verin. ayetine dikkat çeken Güllüce, Ayetten yola çıkarak selam veren kimseye, tavır ve hareketlerimizle, daha güzel bir şekilde mukabelede bulunmalı, ayrıca onun selamlamasıyla dile getirdiği bu duasına karşılık ve rahmetullahi veya ve rahmetullahi ve berekâtuhü ilavelerinde bulunmalıyız. diye konuşuyor. Selamın bir çeşit dua olduğunu belirten Güllüce, Selam veren kimse Allahın selamı ve rahmeti sizin üzerinize olsun. demekte, selamı alan da Allahın selamı ve rahmeti sizin de üzerinize olsun. diyerek mukabelede bulunmaktadır. Böylece, bir Müslüman diğer Müslüman kardeşine selam vermekle, onun için dünya ve ahiret huzurunu dilemiş, sıkıntılardan uzak olmasını temenni etmiş oluyor. şeklinde konuşuyor. Selamın Müslümanın din kardeşi üzerindeki haklarından biri olduğunu dile getiren Güllüce, Müslümanın evine girdiğinde eşine ve çocuklarına, işyerinde arkadaşlarına, yolda karşılaştıklarında selam vermesi Allahın hoşnutluğuna vesile olur. Peygamberimiz yolda oyun oynayan çocuklara bile selam vermiştir. diye ekliyor. Nasıl selamlaşmalıyız? Selam kelimesi, sözlükte; maddî ve manevî sıkıntılardan kurtulmak, huzur, esenlik, emniyet, saadet gibi manalara gelir. Bir fıkıh terimi olarak selam; karşılaşan iki Müslümanın birbirine yaptıkları dua cümlesinden ibarettir. Selam veren es-selamu aleyküm (Allahın selamı sizin üzerinize olsun) der, selamı alan ise ve aleykümüs-selam (size de selam olsun) diyerek karşılıkta bulunur. Selam konuşmadan önce verilir. Bir yere girerken selamı yeni gelen kişi vermeli, oradan ayrılırken de yine selam vererek ayrılmak gerekir. Müslüman, tanımadığı diğer Müslümanlarla da selamlaşmalı. Sayısı az olan kalabalığa, küçük olan büyüğe selam verir. Namaz kılana, yemek yiyene, tuvalette bulunana, haram bir fiil işleyene selam verilmez. NEŞE POLAT
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.02.2011
SelamadahagüzeliilekarşılıkverilmeliSelama daha güzeli ile karşılık verilmeli
Selam dualaşmadır
Milli Gazete
04.02.2011
15:23
Muhterem Müslümanlar! Dinimiz, Müslümanlar arasında samimiyetin, muhabbetin, kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesini, hakiki iman birliğinin kurulmasını emreder. Şüphesiz bütün bunlar Müslümanlar arasında selâmlaşmanın yaygın olduğu derecede kuvvetli veya zayıftır. Selâm, muhabbeti artırma ve tanışma vesilesi olan bir duâdır. Esselâmü Aleyküm demekle mümin mümine;... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
04.02.2011
SelamdualaşmadırSelam dualaşmadır
Hocaefendi imtihanı anlattı
Samanyolu Haber
28.01.2011
09:36
İmtihan hususlarından biri de bazımızın bazımızla imtihan edilmesidir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ümmet-i Muhammedin kökten ve toptan yok edilmemesi, umumi bir kıtlığa maruz kalmaması ve çoğunu helak edecek bir düşmanın onlara musallat kılınmaması için Cenâb-ı Hakka dua dua yalvarmış ve Allah (celle celâluhu), Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâmın bu duasını kabul buyurmuştur. Buna göre bu ümmet, umumi bir helâke uğramayacağı gibi, mütemadî olarak başkalarının hâkimiyeti altında da kalmayacaktır. Ancak Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu ümmetin kendi arasında birbirleriyle vuruşmamaları, birbirlerine düşmemeleri için yapmış olduğu duasının Cenâb-ı Hak tarafından kabul buyurulmadığını ifade etmiştir. (Müslim, Fiten, 19/20) Bu son talebin kabul edilmeyiş hikmetiyle alâkalı şu husus dile getirilebilir: Bu mesele, insanların kendi iradeleriyle çözecekleri bir husustur. Zira insan, akıl ve şuur sahibi bir varlıktır. Kendi iradesi işin içinde olmadan sürü gibi güdülmek, bir yere toplanmak, ağaçlar gibi üst üste yığılıp bir arada bulunmak insan haysiyet ve şerefine terstir. Bunun yerine insanın, iradesinin hakkını vererek bir arada yaşayabilme ve başkalarıyla beraberlik tesis edebilme yollarını araştırması gerekir. Zaten Cenâb-ı Hak, İlahî kelamında farklı âyet-i kerimelerde tekrar tekrar insanların birbiriyle imtihan edileceğini ifade buyurarak Ümmet-i Muhammedin maruz kalabileceği bu azim fitne hususunda bizi ikaz etmektedir. (Enâm Sûresi, 6/53) Evet, Allah (celle celâluhu) bizi pek çok şeyle imtihan etmektedir. Bazen hastalıklarla, bazen musibetlerle, bazen ibadet ü taatle, bazen de günahlarla yani günahlara karşı bize verdiği zaaflarla imtihan ediyor. İnsan bu imtihanların hangisinde muvaffak olursa, o sahada imtihanı kazanmış demektir? İşte bu imtihanlardan biri de bazımızın bazımızla imtihan edilmesidir. Allah (celle celâluhu) insan nevinde değişik neviler yaratmıştır. İnsanlardan her bir fert, başlı başına bir nev gibidir. Herkesin mizaç ve huyu farklıdır. Kimse kimseye benzemez. Allah insanları bu şekilde farklı farklı yaratmakla, esma-i ilâhiye ve sıfat-ı sübhaniyesinin cilvelerini gösteriyor. Ve aynı zamanda bununla bizi imtihan ediyor ve imtihanda başarılı olanlara mükâfat vaad ediyor. Yani senin huyun onun huyuna uymadığı gibi, onun huyu da sana uymayacak. Sen ayrı bir meşrebin çocuğu, o ayrı bir mizacın çocuğu, öbürü de yine ayrı bir mezağın çocuğu olacak. Ancak aranızdaki bütün bu farklılıklara rağmen, birlik ve beraberlik tesis edebilmenin, beraber yaşayabilmenin yollarını arayacaksınız. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, ihlâsı anlattığı bir bahiste talebelerinden birisine, Falanın yazısı senin yazından daha güzel. diyerek bir talebesinin faziletini ortaya koyuyor. İşte bu da bir imtihandır. Söze muhatap olan şahıs bu durum karşısında memnuniyetini izhar ediyor. Üstad Hazretleri, bakıyor ki, o kişi bunu kalbinden söylüyor. Hz. Pir ihlâs adına böyle bir tavrı çok önemli buluyor. Belki herkes böyle bir durum karşısında kalbinde aynı memnuniyeti duymayabilir, böyle bir gönül safveti herkesten beklenmeyebilir. Ancak tavır ve davranışlarımızı kontrol etmek bizim elimizdedir. Diğer yandan hiçbir zaman unutulmaması gerekir ki, bazı huyları kötü olan bir insan, mutlak kötü insan demek değildir. Hususiyle ibadetlerine karşı hassas, namaz kılan, oruç tutan bir insana kötü derseniz, siz kendi kötülüğünüzü, kendi çarpık bakış açınızı ortaya koymuş olursunuz. Evet, siz Allaha, Peygambere, haşr ü neşre iman eden bir kimseye kötü derseniz, kendiniz kötü bir sürece girmişsiniz demektir. Bir arkadaşınızın bir kötülüğüne maruz kalabilirsiniz. Aranızda hırgür çıkabilir. Ancak burada yapılması gereken, ona hemen kötü damgası yapıştırmak değil, bir yolunu bulup aradaki kırgınlığı gidermektir. Çünkü fertler arasında oluşan kırgınlıktan sonra ilk defa özür dileyip kusura bakma kardeşim, hakkını helal et diyen kimse o işin kahramanı sayılır. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hususa işaret eder ve birbirine küsen iki kişiden hayırlı olanın, önce selâm veren olduğunu ifade buyurur. (Buharî, Edeb 62) Bu hususta Kurânın fermanı ise şu şekildedir: İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş! (Fussilet Sûresi, 41/34) Bütün bu kudsî nasihat ve ikazlara rağmen, bu mevzuda gösterilen zaaf ve boşlukların, zaman zaman beni ciddi mânâda sarstığını, derin bir üzüntü ve ızdıraba gark ettiğini ifade etmeliyim. Zira bakıyorsunuz sohbet meclislerine giden, imanı anlatan eserleri müzakere eden iki insan, kalkıp birbiriyle didişiyor, birbiriyle uğraşıyor. Demek ki, onlar, küfür ve dalâlet zihniyetinin inanan insanlar üzerine nasıl bir kin ve nefretle yürüdüğünü görmüyor/göremiyor; düşmanlığa kilitlenmiş hasım bir anlayışın kurmuş olduğu planların, yapılan bütün bu hayırlı işlere mâni ola
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.01.2011
HocaefendiimtihanıanlattıHocaefendi imtihanı anlattı
İmama sonradan uyan nasıl tamamlamalı?
Samanyolu Haber
11.01.2011
09:44
Cemaatle kılınan bir namaza sonradan yetişen bir insanın kaç rekat daha kılması gerekiyor?

İmamdan sonra kılınan rekatlarda Sübhaneke, Fatiha ve zammı sure okunacak mı? Namaza nerede yetişilirse o rekat kılınmış sayılır? Dördüncü rekatın rükusundan sonra namaza yetişilirse cemaat sevabı alınır mı? Namaz, insanın ruh ve kalbiyle yıkanması, Allahın huzuruna kabul edilmeye hazır hale gelmesi demektir. Bu yönüyle o, insanın manen inşiraha kavuşmasını temin eden müstesna ve hususi bir ibadettir. Onun sayesinde kul, hem kalbî huzura kavuşur hem de Yaratanının rızasını kazanmış olur. Namaz, insan hayatında günde beş defa bu inşirahı temin eder. Onda huzur bulamayan bir insan, hiçbir yerde huzur bulamaz. Günde kılınan beş vakit namaz, kalbi hayatında yükselmek isteyen gönüller için, günde beş defa mirac yapmak ve Allaha ulaşmak için merdiven vazifesi görür. Bize düşen görev Rabbimize yaklaşma noktasında bir merdiven vazifesi gören namazı hakkıyla kılmayı öğrenmek ve onu eda etmektir. Öteden beri cemaatle namaz kılarken cemaate sonradan yetişen kişinin namazı nasıl tamamlayacağı hususu hep kafaları karıştırır. Aslında mesele hiç de zor değildir. Öncelikle birkaç prensibi net olarak kavramak gerekir: 1 - Cemaat namazına, imam ilk rekatın rükûsundan doğrulmadan önce yetişen kimseye müdrik (cemaate yetişen) denir. Müdrik, imama namazın başından sonuna uymuş olduğundan, bütün namazı imamla birlikte kılar. 2 - Cemaatle namaza sonradan yetişmede, herhangi bir rekat için rükû yapılıp yapılmaması esas alınır. 3 - İmam, rükûdan kalkmadan önce yetişerek, en az bir defa subhâne rabbiyel azim deme süresinde imamla birlikte rükû yapan kimse o rekata yetişmiş olur. Dolayısıyla bu rekatla ilgili herhangi bir işlemi kaza etmesi gerekmez. Mesela, imama ilk rekatın rükûsunda yetişen kimse, namaza daha başında yetişmiş demektir. 4 - İmam rükûdan kalktıktan sonra cemaata yetişen kimse, o rekatı bütünüyle kaçırmış olur, secdeleri imamla birlikte yapar, sonraki rekata kalkar. İmamla birlikte üç rekat kıldıktan sonra kaçırdığı bir rekatı imam selam verdikten sonra tamamlar. 5 - Namaza imamla beraber başlayamayan, yani imama sonradan uyan kimseye mesbuk denir. Mesbuk, kılamadığı rekat veya rekatları, kural olarak (tıpkı matematikteki boş kümeler gibi) boş geçmiş kabul ederek, imamın sağ tarafına/ilk selâmından sonra, kendisi selâm vermeyip Allahu ekber diyerek kalkar. 6 - İmama sonradan uyan kimsenin kaçırmış olduğu rekatlar ilk rekatlar olduğu için, imamdan sonra kılınacak olan rekatlar namazın ilk rekatları olur. Bu nedenle, tek başına namaz kılarken ilk rekatta neler okunuyorsa, imam selam verdikten sonra kılınacak rekatlarda da ona göre okuma yapılmalıdır. Bundan kastedilen şey şudur: İmam selam verdikten sonra kılınan ilk rekat, namazın ilk rekatının kazası olduğuna göre, bu rekatta Sübhaneke duası okunur, ardından euzü besmele çekilerek Fatiha ve zammı sure okunur. İmam selamından sonra (varsa) kılınacak ikinci rekatta da zammı sure okunmalıdır. Çünkü bu da namazın ikinci rekatı yerine geçmektedir. Sabah namazının ikinci rekatında imama uyan kimse, tekbir alıp susar. Son oturuşta et-Tehiyyâtüyü okur, imam selâm verince ayağa kalkar ve imamla birlikte kılmadığı ilk rekatı kılmaya başlar. Sübhanekeden, eûzü besmeleden sonra Fâtiha ile bir miktar daha Kuran okur, rükû ve secdelerden sonra oturup Tahiyyât ile Allahümme salli-barik ve Rabbenâ âtinâ dualarını okuyarak selam verir. Kişi, dört rekatlı namazlardan birinin dördüncü rekatında imama uysa, (ayakta ya da rükuya yetişerek imama uysa) imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar, Sübhaneke, eûzü Besmele, Fatiha ve bir miktar Kuran okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur. Yalnız Tahiyyatı okur. Ondan sonra kalkar. Besmele ile Fatihayı ve bir miktar daha Kuran ayetlerini okur. Sonra rükû ve secdelere varır, oturmaksızın kalkar. Yalnız besmele ve Fatiha ile bir rekat daha kılarak son oturuşu yapar. Tahiyyatı, Allahümme salli-barik ve Rabbenâ âtinâ dualarını okuyup selam vererek namazını tamamlar. Akşam namazının son rekatını imamla birlikte kılan kimse, imam selam verdikten sonra ayağa kalkar. Sübhaneke, eüzü Besmele, Fatiha ve bir miktar daha Kuran-ı Kerim okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur ve yalnız Tahiyyatı okur. Sonra Allahü ekber diyerek ayağa kalkar, yalnız Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kuran-ı Kerîm okuyarak rükû ve secdeleri yapar. Sonra son oturuş yaparak selâm ile namazdan çıkar. Kişi, dört rekatlı namazların ikinci rekatında imama uyacak olsa, üç rekatı imamla kılmış olur. Teşehhüdden sonra imam selam verince ayağa kalkar. Sübhanekeyi, eûzü Besmeleyi, Fatihayı ve okuyacağı ayetleri okur. Rükû ve secdelere varıp son oturuşu yapar. Selam verip namazını tamamlar. Kişi, dört rekâtlı namazların üçüncü rekâtından başlayarak imama uysa, imamla beraber son oturuşta yalnız Tahiyyatı okur. İmam selâm verdikten sonra kalkar, Sübhaneke, eûzü besmele, Fatiha ve bir miktar daha Kuran
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.01.2011
İmamasonradanuyannasıltamamlamalı?İmama sonradan uyan nasıl tamamlamalı?
Dini Kadınlarla Bozmak
Milli Gazete
01.01.2011
17:43
Bozuk derin düzenciler İslamı sinsice mihraptan yıkmayı planlamışlardı. Bu maksatla reformcu, dinde yenilikçi, dinde değişimci, mezhepsiz, telfik-i mezahibçi, Fazlurrahmancı (Tâtiliye mezhebi), Sünnet inkarcısı, Afganîci, BOPçu, ılımlı İslamcı, üç ibrahimî dinci İslamcılar ve ilahiyatçılar yetiştirdiler. Bunlar hayli tahribat yaptı, nice Müslümanın ayağını kaydırdı ama güçleri yeni bir İslam çıkartmaya yetmedi. Derin düzenciler, münzel (Allah katından indirilmiş) ilahî İslamın yerine, uydurulmuş bir hümanizma ve ideoloji İslamı çıkartmak için devreye kadınları soktular. D.İ. Başkanlığında resmen hizmet veren öyle kadın ilahiyatçılar gördük ki, Buharîde geçen bir hadîs için Peygambere söyletmişler diyecek kadar ileriye gitti. Neymiş efendim, bu hadîs feminizme uygun değilmiş. Esasları ve hükümleri Allah tarafından konulmuş, ayrıntıları Resulullah (Salat ve selâm olsun ona) belirtilmiş Yüce İslam dininin yanında Feminizm gibi sapık bir ideolojinin sözü mü olur?... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
01.01.2011
DiniKadınlarlaBozmakDini Kadınlarla Bozmak
İnsanın Allah'a en yakın olma zamanı: Namaz
Milli Gazete
21.12.2010
16:29
İmam-ı Rabbani, Seyyid Mir Muhammed Numana gönderdiği Mektubatındaki iki yüz altmış birinci mektupta, Seyyid Mir Muhammed Numana, namazın güzelliklerini ve ehemmiyetini anlatıyor: Allah Teâlâya hamd ederim. Onun sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma, salât ve selâm, sizlere de dua eylerim. Sevgili kardeşim! Allah Teâlâ seni hakiki rütbelere yükseltsin! Bilmelisin ki, namaz, İslamın beş şartından, dinin beş esasından ikincisidir. Bütün ibadetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına, Müslümanlık demek olmuştur.... devamı
Milli Gazete
Toplum Yaşam
21.12.2010
İnsanınAllahaenyakınolmazamanıNamazİnsanın Allaha en yakın olma zamanı Namaz
Şükrü Sula Hocanın ardından
Milli Gazete
11.12.2010
16:36
Geçen Çarşamba günü beklenmedik elim bir trafik kazası sonucu aramızdan ayrılan Ali Şükrü Sula pek az insana nasip olabilecek bir özgeçmişe sahipti. O, ölüm meleği Azrail (AS)ın adeta üstlenemediği bir tecelli ile yürüyerek camiye giderken bir başka zahiri sebeple, bir minibüsün kendisine çarpması sonucu ölüm şerbetini içti. Bana göre, O Allah yolunda iken ve şehit olarak can verdi. Çünkü, sahih hadislerin birinde belirtilir ki, Efendimiz Aleyhissalâtü vesselâm bir açık alanda ashabı ile sohbet ederken yanlarından selâm vererek geçen tanımadıkları güçlü ve babayiğit bir genci görürler ve ona gıpta ederek Keşke bu kişi Allah yolunda olsaydı.. gibi bir serzenişte bulunurlar. Bunun üzerine Efendim iz  Böyle demeyin, eğer bu kişi ev halkının rızkını kazanmak için çalışmaya gidiyorsa, o Allah yolundadır. İlim öğrenmek için yola çıkmışsa Allah yolundadır. İki kişinin arasını düzeltmek için gidiyorsa veya bir hastayı ziyaret için gidiyorsa o yine Allah yolundadır buyurmuştur. Bildiğim kadarıyla ve kendisini tanıyanların da teslim edeceği üzere, O hayatı boyunca hiç boşuna gezmez, her zaman kafasında bir hayır düşüncesi olurdu. O hep Allahın rızasını kazandıracak işlerin ve hayırların peşinde koşardı. Kendisiyle aynı membadan feyz aldığımız  Çaykara ve iddia edebilirim ki Türkiyenin iftihar ettiği büyük alim, Üstad- ı merhum H.Hasan Rami Yavuzdan icazet aldığı 1953 yılından beri çeşitli ilçelerde müftülük ve vaizlik yaparak hizmet ederken son olarak görev yaptığı Turgutlu Müftülüğünden emekliye ayrıldı.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
11.12.2010
ŞükrüSulaHocanınardındanŞükrü Sula Hocanın ardından
23:15 Avukata selâm vermek 155 TL, dâvet etmek 300 TL
Net Gazete
03.12.2010
23:09
Hukuki yardımlarda ve davalarda avukatlara ödenecek yeni ücretler belirlendi. Büroda sözlü danışmanlık 140 TLden 155 TLye, gidilen yerde sözlü ve yazılı danışmanlık 275 TLden 300 TLye, dilekçe, ihbarname, ihtarname ve protesto düzenlenmesi 175 TLden 200 TLye, miras sözleşmesi ve vasiyetname hazırlama ile ticari işlerle ilgili sözleşme düzenleme de 825 TLden 900 TLye çıkarıldı.
Net Gazete
Son Dakika
03.12.2010
2315Avukataselâmvermek155TLdâvetetmek300TL2315 Avukata selâm vermek 155 TL dâvet etmek 300 TL
Hacc heyecanı başladı, Hacc farzdır
Milli Gazete
29.10.2010
17:25
Elhamdülillah! Hacc yapmak üzere, TOPRAK Turizm ile görevli olarak yeryüzünün en şerefli beldesi Mekke-i Mükerremeye gelmiş bulunuyoruz. İlâhî! Hamdini sözüme sertâc ettim, zikrini kalbime mirâc ettim, kitabını kendime minhâc ettim. Ben yoktum vâr ettin, varlığından haberdâr ettin, aşkınla gönlümü bîkarâr ettin, inayetine sığındım, kapına geldim, hidayetine sığındım lütfuna geldim, kulluk edemedim afvına geldim. Şaşırtma beni, doğruyu söylet, neşeni duyur, hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam,Ssen söyletmezsen ben söyleyemem, Sen sevdirmezsen ben sevdiremem. Sevdir bize hep sevdiklerini, Yerdir bize hep yerdiklerini, yâr et bize erdirdiklerini. Sevdin habibini kâinata sevdirdin, Sevdin de hilati risaleti giydirdin. Makam-ı İbrahimden makam-ı Mahmûda erdirdin. Server-i esfiyâ kıldın. Hatem-i Enbiya kıldın. Muhammed Mustafa kıldın. Salât ü selâm, tehiyyât ü ikram, her türlü ihtiram Ona, Onun Âl ü Eshab ü etbaına yarab!... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
29.10.2010
HaccheyecanıbaşladıHaccfarzdırHacc heyecanı başladı Hacc farzdır
12:30 Çankaya'ya çıkan liderler, birbiri ile konuşmadı
Net Gazete
29.10.2010
12:49
Cumhurbaşkanı Gül, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla TBMMde kutlamaları kabul etti. Liderlerin tokalaşmadıkları ve birbirlerine selâm vermedikleri gözlendi. Kabulün başlamasını bekleyen liderler arasında hiçbir sohbet de yaşanmadı. Erdoğan, yanında bulunan Orgeneral Koşanerle kısa bir süre sohbet etti. Gül, doğum gününü kutlayan gazetecilere de teşekkür etti.
Net Gazete
Son Dakika
29.10.2010
1230Çankayayaçıkanliderlerbirbiriilekonuşmadı1230 Çankayaya çıkan liderler birbiri ile konuşmadı
Şeyhim lütfen bir an evvel tekkenize dönünüz
Milli Gazete
18.09.2010
16:30
Selâm ve hürmetlerimle ve kemal-i edebimle ellerinizden saygılarımla öperim. Zât-ı âlilerinizle kurduğum bu irtibatımda haddimi aşan ifadelerde bulunursam şimdiden affımı talep ediyorum... Muhterem efendim,... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
18.09.2010
ŞeyhimlütfenbiranevveltekkenizedönünüzŞeyhim lütfen bir an evvel tekkenize dönünüz
Hocaefendi'den Teravihin ehemmiyeti
Samanyolu Haber
06.08.2010
09:42
Teravihin ehemmiyetine ve ne olduğuna dair Fethullah Gülen Hocaefendiden önemli hatırlatmalar...

Ramazan-ı Şerifin ufuklarımızı nurlandırmasına az kaldı. Hemen her Ramazanda insanların en çok tartıştığı konuların başında teravih namazının kaç rekât olduğu geliyor. Bir televizyon dizisine, bir futbol maçına ya da daha başka bir aktiviteye saatlerini ayıran insanların teravihi tabiri caizse en az rekâtla geçiştirmeye çalışmaları hem Rabbimize hem de teravihi bize emreden Efendimize karşı ciddi bir nezaketsizlik manasına geliyor. Teravihin ehemmiyetine ve ne olduğuna dair sözü Fethullah Gülen Hocaefendiye bırakmak en uygunu. Şöyle diyor Hocaefendi: Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir. Peygamber Efendimiz Ramazanda birkaç gece teravih namazı kıldırmış; daha sonra, teravihte cemaat farz kılınır da Müslümanlar onu edaya güç yetiremezler endişesiyle yalnız kılmayı tercih etmiş; fakat Kim Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allahtan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır. diyerek ashabını bu namaza teşvik etmiştir. Resûl-i Ekrem (aleyhissalatu vesselâm) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur: Allah Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim. Kim inanarak ve sevabını Allahtan bekleyerek ihlâs ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur. Teravih namazının cemaatle kılınması kifaî sünnettir; yani, bir yerleşim yerinde en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir selâm vererek kılınması en faziletli olanıdır. Aralarda salât u selâm, cevşen-i kebîr, esma-ı ilahî ve hizbul-hasin, hizbul-masun gibi dualar okunabilir. Günümüzde bazıları Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi esas alarak teravih namazının sekiz rekât olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Ne var ki, İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimizin Ramazanda yirmi rekât ve vitir kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiili icması vardır. Nitekim teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır. Malikî mezhebinde ise yirmi ve otuz altı rekât olduğu şeklinde iki görüş vardır; yirmi rekât olduğu fikri daha yaygındır. Binaenaleyh, çok yaşlı ve hasta kimseler, sadece sekiz rekâta güç yetirebiliyorlarsa, hiç olmazsa o kadarını eda etmeli; ama gücü ve kuvveti yerinde olan müminler teravih namazını mutlaka yirmi rekât olarak ikame etmelidirler. Ulema, teravih namazını Kuran-ı Kerîmi en az bir kere hatmederek kılmanın sünnet, birden fazla hatimle ikame etmenin ise bir fazilet olduğunu belirtmişlerdir. Selef-i salihîn, Ramazan boyunca teravihte Kuranın hepsini okumuş veya okuyan birinin arkasında namaz kılmışlardır. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde cemaatin durumu nazar-ı itibara alınarak, teravih namazını insanları camiden uzaklaştırmayacak bir şekilde kıldırmanın daha uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun isterse de hatim takip edilsin, ayetlerin tertil üzere okunması ve namazın da tadil-i erkâna riayet edilerek kılınması/kıldırılması gerekir. Yoksa yarış yapar gibi çok süratli bir şekilde ayetleri okumak, rükû ve secdeleri verip veriştirmek katiyen doğru değildir. Maalesef, son senelerde halk arasında jet imam tabir edilen kimseler türemiştir; teravih namazının ciddiyetine ve sıhhatine dokunacak manzaralar sergilenmektedir. Müminler, bu hususta temkinli davranmalı; teravih namazında ayetlerin tertil üzere okunmasına ve tadil-i erkânın gözetilmesine dikkat etmelidirler. Evet, işin ehli noktayı koyuyor. Dolayısıyla teravih kılmamanın ya da sekiz rekâtla iktifa etmenin (yaşlılık ve hastalık haricinde) hiçbir mazereti kalmıyor. Şimdiden Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyor, en güzel şekilde değerlendirmeye bizleri muvaffak kılmasını Rabb-i Rahîmimizden niyaz ediyorum. SÜLEYMAN SARGIN - ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.08.2010
HocaefendidenTeravihinehemmiyetiHocaefendiden Teravihin ehemmiyeti
16:20 Şehid çocukları, babalarına selâm durdu
Net Gazete
01.08.2010
16:19
Başkentte Ankara- Eskişehir yolunda uygulama yaptıkları sırada otomobilin çarpması sonucu şehid olan 2 polis memuru için Ankara Emniyet Müdürlüğü bahçesinde tören düzenlendi. Şehidlerin özgeçmişlerinin okunması ve saygı duruşunun ardından dua okundu. Saygı duruşu sırasında Hilmi Özdemirin kızının selam durması dikkat çekti. Bülent Onayın oğlu ise tören süresince polis şapkası giydi.
Net Gazete
Son Dakika
01.08.2010
1620Şehidçocuklarıbabalarınaselâmdurdu1620 Şehid çocukları babalarına selâm durdu
Bir salât, on misli merhamet…
Milli Gazete
21.07.2010
16:55
Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. [Ahzab: 33/56] Abdullah İbn Amr İbn Âs radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: Kim bana bir defa salât-ü selâm getirirse, bu sebeple Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder. [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]... devamı
Milli Gazete
Toplum Yaşam
21.07.2010
Birsalâtonmislimerhamet…Bir salât on misli merhamet…
15:00 Eşinin tabutuna selâm verdi: ''hakkım helâl olsun''
Net Gazete
23.06.2010
15:09
İstanbul Halkalıda askeri otobüse teröristlerce düzenlenen bombalı saldırıda şehit olan Jandarma Personel Kıdemli Üstçavuş Bekir Çelikin cenazesi, memleketi İskenderunda toprağa verildi. Cenaze töreni sırasında şehit eşi Emine Çelikin; eşinin tabutunun başına gelip asker selamı vermesi ve hakkını helâl etmesi herkesi duygulandırdı. Törende ellerinde bayraklarla sloganlar atan kalabalık, terör örgütünü protesto etti.
Net Gazete
Son Dakika
23.06.2010
1500Eşinintabutunaselâmverdihakkımhelâlolsun1500 Eşinin tabutuna selâm verdi hakkım helâl olsun
Regaib Gecesi (6)
Milli Gazete
22.06.2010
19:49
2- Salat ü selâm okumak. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize hiç olmazsa bir tesbih salat ü selâm okumalıyız. Can ü gönülden, Es-salatü ves-selamü aleyke ya Resûlellah demeliyiz. 3- Bu mübarek gece kusur ve günahlarımızdan tevbe ve istiğfarda bulunmalıyız. En azından bir tesbih Estağfirullah demeliyiz. Diğer kutlu zamanlar gibi Regaib gecesi de, özümüze dönerek gaflet içinde geçen günlerimizi sorgulama, unutarak ve bilmeyerek işlediğimiz hatalara tevbe edip bağışlanma dileme, kendimizi ve irademizi yenileme zamanıdır. Regaib Kandili, ilâhi rıza ve desteği kazanacak işler yapmamız, iç dünyamıza dönüp kendimizi sorgulamamız, kulluk bilincine ulaşarak dua ve niyazda bulunmamız için güzel bir fırsattır. Bu gece ihsan edilip alınacak mağfiretin gönül ve ruh temizliğinden geçtiğini unutmayalım. Mükâfatların sınırsız olarak verildiği bu gece, kalplerimizin, duygu ve davranışlarımızın her türlü kötülükten arınması, dinimiz hakkında sağlıklı ve doğru bilgimizin artması, aramızdaki sevgi ve bağışlamanın hepimizi kucaklaması için yeni adımlar atma imkanıdır.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
22.06.2010
RegaibGecesi(6)Regaib Gecesi (6)
Baykal'a selâm
Posta
10.05.2010
05:47

Sevmediğim bir konu bu. Hiç girmeyecektim ama arşivlerde bulunsun diye tek bir yazı yazıp geçeyim. ... Seks, yasak değil. Zina, artık suç değil. Ortada bir tâciz yok. Şikayet yok, şikayetçi yok. Sadece özel hayata saldırı ve iğrenç bir teşhir var. Kim sızdırdı bilemem. Ama kamerayı oraya kim koydunun cevabı lazım önce. Kim koydu? Orası bir ev olduğuna göre tabii ki ev sahibinden (ya da sahibesinden) şüpheleneceğim... Akla ilk gelen bu. Hele evin müdavimleri belliyse, dışarıda niye suçlu arayayım? * Demek ki Baykal, bir şantajla karşı karşıya kalmış... ...
Posta
Köşe Yazıları
10.05.2010
BaykalaselâmBaykala selâm
Baykal'a selâm
Posta
10.05.2010
05:11

Sevmediğim bir konu bu. Hiç girmeyecektim ama arşivlerde bulunsun diye tek bir yazı yazıp geçeyim. ... Seks, yasak değil. Zina, artık suç değil. Ortada bir tâciz yok. Şikayet yok, şikayetçi yok. Sadece özel hayata saldırı ve iğrenç bir teşhir var. Kim sızdırdı bilemem. Ama kamerayı oraya kim koydunun cevabı lazım önce. Kim koydu? Orası bir ev olduğuna göre tabii ki ev sahibinden (ya da sahibesinden) şüpheleneceğim... Akla ilk gelen bu. Hele evin müdavimleri belliyse, dışarıda niye suçlu arayayım? * Demek ki Baykal, bir şantajla karşı karşıya kalmış... ...
Posta
Politika
10.05.2010
BaykalaselâmBaykala selâm
Baykal'a selâm
Posta
10.05.2010
05:07

Sevmediğim bir konu bu. Hiç girmeyecektim ama arşivlerde bulunsun diye tek bir yazı yazıp geçeyim. ... Seks, yasak değil. Zina, artık suç değil. Ortada bir tâciz yok. Şikayet yok, şikayetçi yok. Sadece özel hayata saldırı ve iğrenç bir teşhir var. Kim sızdırdı bilemem. Ama kamerayı oraya kim koydunun cevabı lazım önce. Kim koydu? Orası bir ev olduğuna göre tabii ki ev sahibinden (ya da sahibesinden) şüpheleneceğim... Akla ilk gelen bu. Hele evin müdavimleri belliyse, dışarıda niye suçlu arayayım? * Demek ki Baykal, bir şantajla karşı karşıya kalmış... ...
Posta
Son Dakika
10.05.2010
BaykalaselâmBaykala selâm
Baykal’a selâm - Rauf TAMER
Hürriyet
10.05.2010
01:40
Sevmediğim bir konu bu.
Hürriyet
Köşe Yazıları
10.05.2010
Baykal’aselâm-RaufTAMERBaykal’a selâm - Rauf TAMER
100 yıllık mektup ilk kez yayınlanıyor
Samanyolu Haber
21.04.2010
11:49
Tarihte 31 Vakası olarak bilinen ayaklanmayla İttihatçılar tarafından tahttan indirilip Selanike gönderilen Sultan II. Abdülhamidin, bu dönemde Suriyedeki şeyhi Mahmut Ebu Şamata yazdığı mektup tarihe ışık tutuyor.

Yaklaşık 100 yıl boyunca şeyhin ailesi tarafından himaye edilen mektup, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esadın himayesine sunuldu. Cihana konuşan şeyhin torunu Ammar Ebu Şamat, yüklü para tekliflerine rağmen mektubu satmadıklarını anlattı. Ebu Şamat, Esada teslim ettikleri orijinal mektubun bir kopyasını da ilk kez Cihan haber ajansıyla paylaştı. Mektupta Sultan II. Abdülhamid, İttihatçıların ve Yahudilerin tüm ısrarlarına ve 150 milyon altın tekliflerine rağmen Kudüsü nasıl satmadığını kendi ağzıyla anlatıyor. Abdülhamid Han, mektubunda özellikle Filistinde Yahudilere toprak vermediği için tahttan indirildiğini dile getiriyor. Sultan Abdülhamide bir cevap mektubu yazan Mahmut Ebu Şamat da halifeye hitaben Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun. diyerek kendisini teselli ediyor. Şeyh Mahmut Abuşamatın yakınları tarafından günümüze kadar kutsal bir emanet gibi korunan iki mektup da güvence altına alınmak üzere Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esada sunuldu. 31 Mart Vakasının ardından tahttan indirilen Sultan Abdülhamid, sürgün kaldığı Selanikteki Alatini Köşkünde belki de hayatının en zor günlerini yaşadı. II. Abdülhamid, bu dönemde yaşadıkları sıkıntıları Şamda bulunan ve mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamat ile yazdığı bir mektupla paylaştı. Tahttan indirilişi, olayların arka planı, sebepleri ve o şartları anlatan bir mektup yazan Sultan Abdülhamid, mektubu gizlice köşkün muhafızı ile Şamda bulunan şeyhi Mahmut Ebu Şamata gönderdi. Mahmut Ebu Şamat, gelen mektubu büyük inkisarla okuduktan sonra cevaben bir mektup ele aldı. Şeyh Ebu Şamatın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat dedesinin ele aldığı mektupta, şu ifadeleri yazdığını naklediyor: Müslümanların Halifesi; Sen Müslüman ve hilafet üzerindeki emanete riayet ettin. Allah sana sabredenlerin ecrini versin. Bu davranışın sebebiyle Allah senden ebeden razı olsun? Ey mülkün sahibi ve mâliki olan Allahım! Sen mülkü istediğine verirsin, mülkü istediğinden çeker alırsın. İstediğini aziz kılarsın, istediğini zelil kılarsın. Hayır senin elindedir. Muhakkak sen her şeye Kâdirsin. Yaklaşık 100 yıllık tarihi mektup Mahmut Ebu Şamatın yakınları tarafından büyük özenle saklanmış. Kutsal bir emanet gibi korunan ve geleceğe adeta ışık tutan Sultan Abdülhamidin bizzat kendi eliyle yazdığı mektup Suriyede büyük özveri ile korunuyor. Sultan Abdülhamidin mensubu olduğu Şazeli Şeyhi Mahmut Ebu Şamatın 2. kuşak torunu olan Ammar Ebu Şamat, büyük bir özveri ile korudukları mektup için ayrı bir ihtimam gösterdiklerini anlatıyor. Çıktığı hutbelerde Sultan Abdülhamidin ne kadar büyük bir Sultan olduğunu anlatmak amacıyla birçok kez bu mektubu okuduğunu anlatan torun Ebu Şamat, Sultan Abdülhamid, Yahudiler tarafından 150 milyon İngiliz altını teklif edilmesine rağmen dünya dolusu altın verseniz bu teklifinizi kabul etmem diyerek huzurundan kovuyor. Gün geçtikte bu yüce insanın önemini anlıyoruz. diyerek büyük sultana sevgisini anlatıyor. Mektubun tarihi ve manevi bir boyutunun olduğunu kaydeden torun Ammar Ebu Şamat, Mektuplar yıllarca büyük bir özveri ile saklandı. Büyük dedem Ebu Şamat, İttihatçılar döneminde de mektubu korudu. Şamın Fransız işgalinde de bu emanet korundu. Şimdi torunları olarak bu güne kadar muhafaza ettik. Ancak aile fertlerine büyük para teklifleri gelmeye başladı. Bu teklifler üzerine aile fertleri bir araya gelerek alınacak kararı tartıştık. şeklinde konuşuyor. Ammar Ebu Şamat, büyük dedesine gönderilen mektubun önemli ve tarihî bir bölge olduğu için güvenilir bir mekanda muhafaza edilmesine karar verdiklerini söyledi. Ebu Şamat, Aile fertlerine büyük paralar teklif edildi. Önemli ve tarihi bir belge olduğu için aile meclisi bunu reddetti. Ardından bu emanet mektubu emin ve güvenilir bir yere vermeye karar verdik. Aile fertlerinden Dr. Faruk Ebu Şamat bu mektubu Devlet Başkanı Beşşar Esada gönderdi. Kendisi korusun diye. diyerek mektubu güvence altına aldıklarını söyledi. Sultan Abdülhamidin, şeyhi ve mürşidi Ebu Şamata gönderdiği mektup aynen şöyle: Yâ Hû? Bismillahirrahmanirrahim vebihi nestain Elhamdülillahi rabbil-alemin ve efdalü salati ve ettemmü teslim ala Seyyidina Muhammedin resulü rabbul-alemin ve ala alihi ve sahbihi ecmain vettabiine ila yevmiddin. İşbu arîzamı tarikat-i Şazeli Şeyhi vücutlara ruh ve hayat veren ve cümlenin efendisi bulunan Eşşeyh Mahmud Ebüşşamât Hazretlerine ref ediyorum: Mübarek ellerini öperek ve duâlarını rica ederek selâm ve hürmetlerimi takdimden sonra arz ederim ki, sene-i haliye şehr-i mayısın 2. günü tarihli mektubunuz vasıl oldu. Sıhhat ve selâmette daim olduğunuzdan dolayı Allaha hamd ve şükürler ettim? Efendim, evrâd-ı Şazeli
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.04.2010
100yıllıkmektupilkkezyayınlanıyor100 yıllık mektup ilk kez yayınlanıyor
15:00 Deniz Gezmiş'i astıran hakime paşalardan selâm!
Net Gazete
20.04.2010
16:04
12 Mart 1971 askerî müdahalesi döneminde, Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşını astıran, Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı, emekli Tuğgeneral Ali Elverdinin cenazesi toprağa verildi. Elverdi için Kocatepe Camiinde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Elverdinin oğulları TOBB Genel Sekreter Yardımcı Vekili ve Hukuk Müşaviri İskender Elverdi ile Atilla Elverdi, yakınları, arkadaşları, Ankara Garnizonunda görevli bazı general, subay ve astsubaylar katıldı.
Net Gazete
Son Dakika
20.04.2010
1500DenizGezmişiastıranhakimepaşalardanselâm1500 Deniz Gezmişi astıran hakime paşalardan selâm
14:55 Deniz Gezmiş'i astıran hakime paşalardan selâm!
Net Gazete
20.04.2010
15:39
12 Mart 1971 askerî müdahalesi döneminde, Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşını astıran, Ankara 1 Nolu Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı, emekli Tuğgeneral Ali Elverdinin cenazesi toprağa verildi. Elverdi için Kocatepe Camiinde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Elverdinin oğulları TOBB Genel Sekreter Yardımcı Vekili ve Hukuk Müşaviri İskender Elverdi ile Atilla Elverdi, yakınları, arkadaşları, Ankara Garnizonunda görevli bazı general, subay ve astsubaylar katıldı.
Net Gazete
Son Dakika
20.04.2010
1455DenizGezmişiastıranhakimepaşalardanselâm1455 Deniz Gezmişi astıran hakime paşalardan selâm
Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
Samanyolu Haber
19.04.2010
12:31
Daima düşünceliydi.Susması konuşmasından uzun sürerdi.Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı.

Dünya işleri için hiç kızmazdı. Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı. Kötü söz söylemezdi. Affediciliği tabii idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi. Kendisini üç şeyden alıkoymuştu: Kimseyle çekişmez, çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı. Umanı, umutsuzluğa düşürmezdi. Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı. Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. Kimsenin kusurunu araştırmazdı. Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi. Âdet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi. Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülerlerse, o da güler; bir şeye hayret ederlerse, o da onlara uyarak hayret ederdi. Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi. Her zaman ağırbaşlıydı. Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı. Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı. Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü; Ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü. Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi. Bir gün kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti: Sen dünyada garip bir kimse yahut bir yolcu gibi ol! Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir hâletle dururdu. Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi. Yemek seçmez, önüne ne konulursa yerdi. Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı. Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı. Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: İlâhî, doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım. Sıradan değildi; ama sıradan insanlar gibi yaşadı. Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu? Aslında böyle bir dostumuz var; ki o, iki cihanda Efendimiz Muhammed Mustafadır (S.a.v). t.alkan@zaman.com.tr NOT: Bu metnin küçük bir hikâyesi şöyle: Metne esas teşkil eden Hadis-i Şerifleri, bundan on yıl kadar önce aziz dostum Prof. Dr. Hüseyin Akkaya derlemiş, şu fakir ise bir miktar düzenleyip birkaç sayfalık küçük bir risale türü çok sayfalı tebrik kartı haline getirmiş, eşe dosta göndermiştik. Ne mutludur ki revaç buldu; elden ele, dilden dile gezdi, teksîr edildi. Kutlu Doğum Haftasını tebcîlen dikkatinize arzediyorum. Efendimize ve ona tâbi olanlara selâm olsun; Kutlu Doğum Haftanızı tebrik ederim. AHMET TURAN ALKAN-ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.04.2010
Sizinhiçböylebirdostunuzoldumu?Sizin hiç böyle bir dostunuz oldu mu?
Çocuklarımız için dualar
Samanyolu Haber
05.04.2010
16:22
Yüce Allahım! Sana hamd ve Senin Resulüne selâm olsun. Allahım günahlarımı bağışla. Bana rahmetinin kapılarını aç

İnsanın sığınacağı yüce bir mercie yönelmesi ve hâlini Ona arz etmesi şeklinde tarif edilen dua, küçük yaşlardan itibaren görülen fıtrî bir davranıştır. Dua sadece söz ile değil, hâl ve davranışlarla, ihtiyaç ve istidat lisanıyla da yapılır. Duada Rabbimizle baş başa kalır, istediklerimizi Ona açarız. Çocuk eğitimine yönelik kitap, dergi çalışmaları ülkemizde yeni yeni gelişmektedir. Pedagojik zaaflar ve çocukların idrâk seviyelerine hitap etmede bazı eksiklikler göze çarpsa da, son zamanlarda eskiye nazaran daha nitelikli eserler yayımlanmaktadır. Ancak yetişkinler için birçok dua kitabı bulunabilirken, çocuklara yönelik elle tutulur bir çalışma yok denecek kadar azdır. Hâlbuki çocukların mücerret düşünebilmelerinde, müspet bir kimlik ve karakter geliştirebilmelerinde din eğitiminin önemli bir parçası olan duanın rolü oldukça büyüktür. Genel olarak çağrı, yakarış, isteme, yöneliş, zikretme, cevap verme, düşünme, rica, niyaz, övme, güvenme, Allah ile konuşma veya iç dökme, pişmanlık duyma gibi geniş mânâları ihtiva eden dua, çocukların temel ruhî ihtiyaçlarındandır. Müspet his ve davranışların gelişmesinde, şahsiyetin olgunlaşmasında duanın rolü büyüktür. Dua, Allah Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) tarafından ibadetin özü olarak tarif edilmiştir (Tirmizi Daavat 1). Mânevî bir sığınak olan dua, Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağ oluşturur. İnanan insan dua sayesinde Sonsuz Kudrete sığınır. Dua, insanın iç dünyasından başlayarak bütün âlemi evrensel bir dil olarak kuşatır; insanı olumlu düşünmeye sevk eder, olumlu düşüncelerini ise geliştirir. Dua, atomlardan galaksilere kadar kâinatta var olan nizamı insana fark ettirir. Günümüzde çocukların dinî eğitiminde, ailelere düşen görev oldukça önemlidir. Aile, dinî eğitimin verildiği ilk mercidir. Pek çok aile bu temel fonksiyonunu yeniden keşfetmekte, inanç ve duanın çocuklara ve gençlere aile ve güvenilir bir kurum tarafından verilmesinin zorunluluğu düşüncesi gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Şayet aileler bu eğitimi verecek durumda değillerse, mutlaka okullarda yahut değişik müesseselerde bu boşluğu giderme hususunda çalışmalar yapılmalıdır. Zîrâ inanç, insanın var oluşuyla ilgili temel meselelere köklü cevaplar vermekte, dua da çocuğun inancına süreklilik kazandırarak, kendisi ve çevresiyle barışık yaşamasına vesile olmaktadır. Dua eğitimine, Yüce Yaratıcının (celle celâlühü) çocuklara tanıtılması ve sevdirilmesi ile başlanabilir. Allaha imanın temel bir tezahürü olarak dua etmenin önemi üzerinde durulabilir. İnsanın isteklerine cevap verebilecek yegâne güç ve kudret sahibinin Allah olduğu, yetişmekte olan çocuklara ve gençlere güzel bir şekilde verilmelidir. Bir çocuk, yöneldiği kapının yüce, kendinin de oldukça zayıf olduğunun farkında olursa, duanın mahiyetini daha iyi idrak eder. Dua eğitiminin vazgeçilmez temel şartı Allaha imandır. Allahı tanımada, Ona güvenmede eksiklikler varsa, dualar da eksik demektir. Zîrâ Allah katında makbul olan dua, yürekten inanarak yapılandır. Her şeye gücü yeten, herkesin yardımına koşan, her şeyi bilen ve işiten, atomlardan galaksilere kadar her şeyi tespih taneleri gibi evirip çeviren bir Zata edilecek derin güçlü bir iman, duanın da o nispette ihlâs ve samimiyet içerisinde yapılmasına vesile olacaktır. Çocukların psikolojik ve fizikî gelişmesine paralel olarak, dinî konulardaki düşünceleri de sürekli değişir. Bu değişmeyi göz önünde bulundurarak, dua eğitiminde de tedricî bir metot takip etmek yerinde olacaktır. Kurân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şerîf kaynaklı veya büyük zâtlardan gelen dualar olduğu gibi, insanın anadilinde, içinden geldiği şekilde yapabileceği dualar da vardır. Ancak bu içten gelen dualarda sadece maddî konuların talep edilmemesi, Allahın sevdiği kişilere düşmanlık veya kin hislerinin dillendirilmemesi, dinde yasak olan ve hoş görülmeyen hususların istenmemesi önemlidir. Bütün bunlarla birlikte çocuklara öğretilecek dualar, onların anlayacağı şekilde olmalıdır. Konuyla alâkalı şu misâli verebiliriz: Ey Yüce Allahım! Senin gücün her şeye yeter! Bize yardım et! Bizi her türlü kötülükten koru! Anneme babama sağlık ver! Kardeşlerimin okulda başarılı olmalarını nasip et! Allahım Sen çok merhametlisin, fakir ve hasta çocuklara yardım et! Dua eğitiminde, eğiticinin şahsiyeti de önemlidir. Burada asıl olan, anne ve babaların duayı nasıl hissettikleri ve yaşadıklarıdır. Meselâ namazlardan sonra, istirahata çekilirken, yemek öncesi ve sonrası ebeveynini dua ederken gören çocuklar, dua alışkanlığını daha kolay edinir. Çocuğun ruhen duaya hazır hâle getirilmesi dua eğitiminde önemli bir safhadır. Bunun için çocukta sessiz kalabilme ve iç huzura ulaşabilme hâlinin gelişmesi üzerinde durulabilir. Böylece çocuğun iç dünyasının gelişmesi sağlanabilir. Bilhassa Ramazan-ı Şerîf ayı, kandil geceleri, hac ve kurban günleri, perşembe akşamları ve cuma nama
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.04.2010
ÇocuklarımıziçindualarÇocuklarımız için dualar
Parayla sohbet olur mu?
Samanyolu Haber
12.02.2010
13:48
Parası verilerek yapılan bir programın tesiri ne olabilir. Zaman Gazetesinden Süleyman Sargın yazdı.

Yüce Allah, insanoğlunu yeryüzüne sırf kendisine ibadet etsin, Onu tanıtsın ve başkalarına da tanıtsın diye göndermiştir. Allahın adının gönüllere nakşedilmesi, İslâm dininin, şanına uygun bir biçimde yüceltilip yayılması bir müminin en önemli vazifesidir. Buna biz ilây-ı kelimetullah diyoruz ki bu, Cenâb-ı Hakkın da en çok sevdiği ameldir. Allaha îman ve Onun nâm-ı celîlîni ilâ etme gayreti müminlik şiarıdır. Aslında, Allahın adı zatında yücedir, o her zaman âlîdir, Onun Aliyy ismi de vardır. Onun adını yüceltme ifadesi ile kararmaya yüz tutmuş kalblerin kir ve lekelerinden arındırılarak asıl sahibine hazır hâle getirilmesi, gönül tahtının Mâlikül-Mülke, Melikül-Mülûke arz edilmesi ve Yaratıcı ile kullar arasındaki engellerin kaldırılması kastedilmektedir. Peygamber mesleği olan bu vazifenin ifasında en önemli vesilelerden biri nasihattir. Nebiler Serveri (aleyhis-salâtü ves-selâm) Din nasihattir buyurarak bu hakikati işaret etmektedir. Nasihat, sadece birkaç insana hitaben yapılan sohbet değildir. Paneller, sempozyumlar, konferanslar, televizyon, gazete, radyo, internet, seminerler vb. her türlü faaliyet nasihat olarak değerlendirilebilir. Tarih, kültür, aile hayatı, psikoloji, pedagoji, edebiyat, gibi konularda yapılan benzeri faaliyetler eğer dinin temel değerleri gözetilerek, o eksen etrafında cereyan ediyorsa nasihattir ve onlar da ilây-ı kelimetullah gayreti içinde mütalaa edilir. İlâ-yı kelimetullah vazifesi, en kutsal vazifedir. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendinin ifadeleriyle Eğer, Allah nezdinde ondan daha kutsal bir vazife olsaydı Cenâb-ı Hak peygamber efendilerimiz gibi en seçkin kullarını o vazifeyle gönderirdi. Oysaki Allah Teâlâ, peygamberlerini ilâ-yı kelimetullah vazifesiyle görevlendirmiş ve sürgünlerin, hapishanelerin, hakaretlere maruz kalmaların, işkencelerin, idam sehpalarına götürülmelerin, hatta şehit edilmelerin çokça görüldüğü bu kutsal yola en güzîde kullarını -bir mânâda- feda etmiştir. Ayrıca, ila-yı kelimetullahı ister emr-i bil maruf, nehy-i anil münker yani iyiliği emretme, kötülükten alıkoyma şeklinde ele alalım; ister Sen insanları Allah yoluna hikmetle, güzel ve makul öğütlerle dâvet et, gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et. (Nahl, 16/125) çerçevesinde mütâlaa edelim; isterse de Din, nasihattir... hadis-i şerifinin ifade ettiği mânâlar itibariyle değerlendirelim, o, Rabbimizin ve Efendimizin nâm-ı celîlinin dört bir yanda şehbal açması ve insanların cehalet zulümatından kurtulup imanın aydınlığına ermeleri için, Allahın rızasını kazanmaya mâtuf olarak eda edilen bir vazifedir. Bu vazifenin semeresi sadece ve sadece rıza-yı ilahîdir. Kuran-ı Kerimde Yüce Allah irşad erlerine, Peygamber Efendilerimizin (Aleyhimüsselâm) lisanından bir edeb öğretir. Bütün Nebiler kendi halklarına hitab ederken Ben sizden bu vazifem karşılığında hiçbir ücret talep etmiyorum. Yaptıklarımın karşılığını sadece Allah verir. demişler ve kimsenin minneti altına girmemişlerdir. Minnet altına girmedikleri gibi Allahın ayetlerini birkaç kuruşa satmak gibi bir ithamdan da kurtulmuşlardır. Yâsin Sûre-i celîlesinin 21. Ayetinde Yaptıkları hizmet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmeyen hakiki hidayet rehberlerine tabi olun buyurulmakta ve ücret karşılığı nasihat edenlere tavır almak gerektiğine işaret edilmektedir. Bediüzzaman Hazretleri, kendisine küçük bir hediye gönderen talebesine yazdığı cevabî mektupta (bkz. Mektubat, 2. Mektub) neden hediye kabul etmediğini altı sebeple anlatmaktadır. Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi; ilmi vasıta-i cer (para kazanma vasıtası) yapmakla itham ediyorlar... Bunları fiilen tekzip lazımdır. Sunîlikten ve başkalarına esir olmaktan beni kurtaran bir parça kuru ekmeği yemek ve yüz yamalı bir elbiseyi giymek bana daha hoş geliyor. Başkalarının en âlâ baklavasını yiyip en süslü elbiselerini giymek sonra da onların hatırlarını saymaya mecbur olmak bana nahoş geliyor ifadeleriyle de hepimize ulaşmamız gereken hedefi göstermektedir. Bugün değişik vesilelerle insanlara nasihat etme, onları farklı konularda bilgilendirme konumunda olan bazı arkadaşlarımızın, maalesef bu işler karşılığında ücret talep ettiklerini hatta pazarlık yaptıklarını duyuyoruz. Yeni çıkan bir kitabını tanıtmak üzere bir sohbet toplantısına katılan, ya da uzmanı olduğu alanda (yukarıda sayılan bütün alanlar olabilir) dini hassasiyeti olan kitlelere seminer, sunum, konferans, panel aracılığıyla seslenme imkânı bulan insanlar herhangi bir ücret talep edemezler. Bu böyleyken ne yazık ki, kalacakları otelin odasını, yatağının çarşafını, içeceği suyun bardağını bile tarif edenler de çıkabiliyor. Sohbetin, seminerin pazarlığını yapan veya ücreti sabitleyip program başına binlerce lira talep edenler var. Bütün bunlar, dinin ruhuna, peygamber ahlakına ve dava düşüncesine aykırı uygulamalardır. Eğitimimizi, k
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.02.2010
Paraylasohbetolurmu?Parayla sohbet olur mu?
Ali Ulvi Kurucu dualarla anıldı
Samanyolu Haber
03.02.2010
15:06
Konya Aydınlar Ocağı tarafından organize edilen programda, Konyanın manevi mimarlarından Hacı Veyiszâde Mustafa Hocaefendi ile torunu Ali Ulvi Kurucu, vefatlarının yıl dönümlerinde, hatıralar ve dualarla anıldı.

Sille Kültürevinde Selçuklu Belediyesi ile müştereken düzenlenen Hacı Veyiszâde ve Ali Kurucu Efendiler konulu toplantıda konuşan Mehmet Ali Uz, anma toplantılarının Türk kültürü açısından büyük öneme sahip olduğunu belirtti. Araştırmacı-yazar Uz, gerek Hacıveyiszâde Mustafa Hocaefendi ve gerekse Ali Ulvi Kurucunun Sünnet-i seniyyeye bağlı ve Peygamber ahlâkına sahip şahsiyetler olduğunu söyledi. Hacı Veyiszâde Mustafa Hocaefendinin hayatından kesitler sunan Uz, bir hatırasını da paylaştı. Konya İmam Hatip Okulundan 1958 yılında mezun olduktan sonra askere gittiğini anlatan Mehmet Ali Uz, Hacıveyiszade Hocaefendinin kendisine dua ederek 5 lira verdiğini, o parayı hâlâ sakladığını dile getirerek şunları kaydetti: Hacıveyiszâde Hocaefendi, yemek yerken veya kahvaltı yaparken dahi ya eğitim verir ya da bir kitabı mütalâa ederdi. Hacıveyiszâde dendiği vakit selâm akla gelirdi. O, çoluk çocuk herkese selâm vererek selamın yaygınlaşmasına önayak olmuştu. Hacıveyiszâde Hocaefendi ile Ali Ulvi Kurucu, sünnet-i seniyyeye sıkı sıkıya bağlı Peygamber ahlâkına sahiptiler. Torunu Ali Ulvi, Mahmut Şevketpaşa İlkokulunda okumuştu. Bir gün torununa sizin okulda Kuran öğretiliyor mu diye sormuş. Hayır, cevabını alınca şunları söylemiş: Sinesinde Kuran olmayan bir insan kabirdeki karanlık gibidir. Yani Kuransız insanın zulmette olduğunu veciz bir şekilde ifade ediyor. ALİ ULVİ KURUCU Mehmet Ali Uz, 3 Şubat 2002 tarihinde 81 yaşında Medinede vefat eden Ali Ulvi Kurucunun, Hacıveyiszâde Hocaefendinin kardeşi İbrahim Efendinin oğlu olarak 1922de dünyaya geldiğini ve Kuran öğretimine izin verilmediği yıllarda büyük gayretlerle hafızlığını tamamladığını kaydetti. Tahsil hayatını, 1939da hicret ettikleri Medine ve 1945e kadar Mısırda devam ettiğini hatırlatan Uz, Medinede kütüphane müdürlüğüne getirildiğini ve oradan emekli olduğunu belirterek Ali Ulvi Hoca Efendi ârif, âlim ve gönül adamı idi. Türkiye için büyük bir kayıptır. dedi. Uz, daha sonra Dr. Ali Kemal Belviranlı tarafından bestelenen Ali Ulvi Kurucuya ait Sana Hayrandır Efendim adlı şiirini okudu. Anma toplantısı, Halil Şahin Hocanın okuduğu mevlid ve araştırmacı-yazar Abdullah Uçarın yaptığı hatim duası ile sona erdi. Selçuklu Belediyesi de, 80e yakın katılımcıya arabaşı ikram etti. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.02.2010
AliUlviKurucudualarlaanıldıAli Ulvi Kurucu dualarla anıldı
Haftanın Duası
Zaman
25.12.2009
01:54
Her şeyden evvel âlemlerin Rabbi Allaha, ilmi adedince hamd ü senâlar, âlemşümûl dinin şerefli mübelliği Efendimize, nezih ailesine ve seçkin ashabına kâinatın zerreleri sayısınca salât ve selâm ediyor ve Rabbimize el açarak yalvarıyoruz:
Zaman
Kürsü
25.12.2009
HaftanınDuasıHaftanın Duası
11:00 Avukata selâm vermek, 140 liradan başlıyor
Net Gazete
24.12.2009
11:02
Türkiye Barolar Birliği yeni avukatlık asgari ücret tarifesini belirledi. Yeni tarifeye göre avukatlara bürolarında hukuki konularda danışmanın bedeli yüzde 12 artışla 125 TLden 140 TLye çıktı. İş takibi konusunda avukatlardan alınacak hukuki yardımın faturası geçen yıla göre yüzde 11lik artışla 180 TLden 200 TLye yükselirken, icra mahkemelerinde takip edilen işler için yüzde 6lık bir artışla tarife 175 TL oldu.
Net Gazete
Son Dakika
24.12.2009
1100Avukataselâmvermek140liradanbaşlıyor1100 Avukata selâm vermek 140 liradan başlıyor
Cennete götürecek 6 özellik
Samanyolu Haber
18.12.2009
07:41
Doğrulukta zirve Nebiler Sultanı (Sallallahu aleyhi ve sellem) hep doğru olarak yaşamış, ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir.

Bunlardan birkaçını teberrüken zikretmek istiyorum: Bana şu altı şey hakkında tekeffülde bulunun (söz verin) ben de size Cenneti tekeffül edeyim: ? Konuştuğunuz zaman doğru konuşun! ? Vaat ettiğiniz zaman yerine getirin! ? Emanette emin olun! ? Apış aranızı koruyun! ? Gözlerinizi harama yumun! ? Ellerinizi haramdan uzak tutun. Evet, O hep ok gibi doğru yaşamış, doğruluğu tavsiye buyurmuş ve kendine has doğrulukla zirvelere ulaşmıştı. Elbette O, her hususta bir beşerdi. Fakat doğruluk Onu işte böyle bir seviyeye yükseltmişti. O, bize de aynı tavsiyede bulunmakta ve, Doğru söylemeye söz verin, hayatınıza yalan karıştırmayın, ben de size Cenneti söz vereyim. demektedir. Başka bir hadislerinde de şöyle buyururlar: Doğrulukta helâkinizi görseniz bile, daima doğruluğu araştırın. Muhakkak onda sizin kurtuluşunuz vardır. Başka bir hadiste de şöyle ferman eder: Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birre (iyiliğe), o da sizi Cennete ulaştırır. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa Allah katında sıddîklardan yazılır. Yalandan sakının. Yalan insanı fücura (günaha), o da Cehenneme götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır. Kurtuluş ve necat doğruluktadır. İnsan doğrulukla ölse bile bir kere ölür; hâlbuki her yalan ayrı bir ölümdür. Ve sözünün eri sadıklar Kurânda tebcil edilir:Müminler içinde Allaha verdikleri sözde duran nice erler var ki, işte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.(Ahzab/23) Enes b. Mâlik -ki Allah Resûlünün hizmetkârıdır. Efendimiz Medineye teşrif edince, annesi, henüz sekiz-on yaşlarında olan Enesin elinden tutup onu Allah Resûlüne getirmiş ve Yâ Resûlallah! Oğlum hayatı boyunca sana hizmet etsin. demiş ve Enesi orada bırakıp gitmişti- işte bu Enes b. Mâlik, Bu âyette kastedilen şahıs, amcam Enes b. Nadr ve emsalidir. der. SADâKAT KAHRAMANI ENES Enes b. Nadr, Akabede Allah Resûlünü görünce Ona büyülenmiş gibi bağlanmış ve delicesine sevmişti. Fakat her nasılsa Bedirde bulunamamıştı. Hâlbuki Bedirin ayrı bir yeri vardı. Hatta Bedirde bulunanlar ashab arasında nasıl seçkinse, Bedire iştirak eden melekler de gök ehli tarafından öyle seçkin görülürdü. Bu, Bedirde bizzat bulunmuş ve meleklere kumandanlık yapmış Cibrilin sözüydü. Gel gör ki Enes b. Nadr bu fırsatı kaçırmıştı ve yanıp yakılıyor, gözüne bir türlü uyku girmiyordu. Geldi derdini Allah Resûlüne şerh etti: Yâ Resûlallah, eğer bir daha onlarla karşılaşmak nasip olursa, işte o zaman kâfirlerin benden çekecekleri var. Enesin bu içten duası kabul olmuş ve Uhudda küffarla karşı karşıya gelmişti... Uhud.. Uhud deyince insanın içi burkulur. Çünkü orada yetmiş sahabe şehit edilmiştir. Kim bilir, belki de Uhuddaki bu acı hatıradan ötürü ona bir isnadda bulunuruz diye, Allah Resûlü bir gerçeği ifadenin yanında, buna önlem almış ve bir gün Uhudun yanından geçerken, Uhud öyle bir dağ ki, o bizi sever biz de onu severiz. buyurmuştur. Uhud sarp bir dağdır. Fakat Uhud Savaşı o dağdan da sarp cereyan etmiştir. Her nasılsa sahabe geçici olarak nöbet yerini istenen şekilde koruyamamış, hatta mevziini değiştirmiş ve böylece Allah Resûlünün gösterdiği tabyanın dışına çıkmıştı. Bu muharebede Allah Resûlü de yaralanmış, mübarek dişi kırılmış, miğferi yüzüne batmış ve vücudu kan revan içinde kalmıştı. Ama her şeye rağmen O mağfiret ve rahmet peygamberi, ellerini açmış, dua dua yalvarmış ve Allahım! Kavmimi bağışla; çünkü onlar bilmiyorlar. buyurmuştu. Enes b. Nadr, Uhud günü oradan oraya koşuyor ve bir sene önce Allah Resûlüne verdiği sözü yerine getirmeye çalışıyordu. Çalışıyordu ama o da çokları gibi sona doğru bir noktada dolaşıyordu. Evet, vücudu delik deşik olmuş, son anlarını yaşıyordu. Dudaklarında son tebessüm, yanına yaklaşan Sad b. Muaza şu sözleri söylüyordu: Resûlullaha benden selâm söyle. Vallahi şu anda Uhudun arkasından Cennet kokularını duyuyorum. O gün nice şehitleri tanımak mümkün olmamıştı. Hamza tanınamamış, Musab b. Umeyr bilinememiş, Abdullah b. Cahşın vücudunun parçaları bir araya getirilince ancak hakkında Odur. diye hüküm verilebilmişti. Enes b. Nadr da aynı durumdaydı. Kız kardeşi gelmiş, kılıcı tutan eline ?ki ihtimal tek oradan yara almamıştı? bakıp onu tanımış ve gözleri dolu dolu, Bu, Enes b. Nadr, yâ Resûlallah! diyebilmişti. İşte âyet, bu civanmerdi anlatıyordu. O, verdiği sözde durdu. Ölesiye savaşacağım. dedi ve öldü. Ölüm dahi onu sözünde yalancı çıkaramadı. Âyetin onu anlatması, onun, inananlara da bir örnek olması içindir. Evet, Lâ ilâhe illallah dedikten sonra, her fert bu denli o kelimenin muhtevasına sadık kalmalıdır ki, din harap, iman serâp, şeâir de pâyimâl olmasın... Enes
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.12.2009
Cennetegötürecek6özellikCennete götürecek 6 özellik
Sadakat kahramanı 3 yiğit
Samanyolu Haber
11.12.2009
15:32
Kurtuluş ve necat doğruluktadır. İnsan doğrulukla ölse bile bir kere ölür; hâlbuki her yalan ayrı bir ölümdür. Nitekim sadakat kahramanı Kâb b. Mâlik (radıyallâhu anh): Ben doğruluğumla kurtuldum. der. Evet, doğruluk deyince Onu hatırlamamak mümkün değildir.

Kâb b. Mâlik, kılıcı kadar sözü, sözü kadar da kılıcı keskin bir insandı. Şairdi. Şiirleriyle kâfirlerin moral dünyalarını alt-üst edebilirdi. Akabede gelip Allah Resûlüne biat etmişti. Dolayısıyla da Medinenin ilklerindendi. Fakat Tebük Seferine katılamamıştı. Tebük zorlu bir savaştı. Bu savaşta bir avuç insan koskoca Roma İmparatorluğunun ordularıyla yaka-paça olacaktı. Hem de çölün o kavurucu ve bitirici sıcağında. O düşünceyle gidildi.. o civanmertlik gösterildi.. o sevap alındı ama o korkunç muharebe sadece düşüncelerde kaldı. Allah Resûlü, bütün askerî harekâtlarını gizli tutarken bu defa açık gitmiş ve herkesi açıktan davet etmişti. İşte, böyle açık bir davete rağmen Kâb, bu sefere iştirak edememişti. Şimdi siyer kitaplarından, kendi serencamını kendi ağzından icmal ederek anlatalım: Herkes muharebeye davet edildi. Çünkü mücadele çetin olacaktı. Fakat Allah takdir etmedi ve sadece tatbikattan ibaret bir hareket olarak kaldı. Böyle olacağı bildirilmiş veya bildirilmemişti ama Allah Resûlü bu muharebeye ayrı bir ehemmiyet veriyordu. Herkes gibi ben de hazırlıklarımı tamamladım. Hatta o güne kadar hiçbir harbe bu kadar iyi hazırlanmamıştım. İki Cihan Serveri hareket komutunu verdi ve ordu harekete geçti. Ben kendi kendime: Nasıl olsa onlara yetişirim, diye beraber çıkmadım. Hiç de bir işim yoktu. Fakat kendime olan güvenim beni alıkoyuyordu. Bugün-yarın-öbür gün, derken günler gelip geçiverdi. Artık Allah Resûlüne yetişmem mümkün değildi. Mecburen bekleyecektim.. ve bekledim de. Hem de her saati günler süren bir bekleyişle bekledim. Nihayet, Allah Resûlünün seferden dönüşü her yandan duyulmaya başladı. Zaten her defasında öyle olurdu. Medine, Onun dönüşüne yakın yeniden bir kere daha canlanırdı. İşte şimdi yine herkesin yüzünde bir beşaşet vardı; Allah Resûlü dönüyordu... Nihayet beklenen vakit geldi. Ordu Medineye avdet etti. Efendimiz de mutadı olduğu üzere evvelâ mescide uğrayıp iki rekât namaz kılmış ve halkla görüşmeye başlamıştı. Herkes bölük bölük mescide geliyor, ziyaret ediyor ve harekete iştirak etmeyenler de özür beyanında bulunuyorlardı. Benim durumumda olanlardan da çoğu mazeret bildirmiş ve Allah Resûlü tarafından mazeretleri kabul edilmişti. Ben de aynı şeyi yapabilirdim. Zira içlerinde ikna kuvveti ve söz söyleme kabiliyeti en güçlü olanlardan biriydim. Ama nasıl olur da hiçbir mazeretim olmadığı hâlde Allah Resûlüne yalan söyleyebilirdim. Yapmadım, yapamadım. Karşılaştığımızda, İki Cihan Serveri kalbimi delip geçen bir buruk tebessümle karşıladı beni. Ve: Neredeydin? diye sordu. Durumumu olduğu gibi eksiksiz anlattım. Başını çevirdi ve dil ucuyla: Kalk git! dedi. Dışarı çıktım. Kavmim etrafımı sardı: Sen de bir mazeret söyle, kurtul! dediler. Dedikleri bir aralık kalbime yatar gibi de oldu. Fakat birden kendime geldim ve sordum: Benim durumumda olan başkaları var mı? Var. dediler ve iki isim söylediler. İkisi de Bedire iştirak etmiş namlı, şanlı sahabeler arasında bulunuyorlardı: Mürâre b. Rebî ve Hilâl b. Ümeyye. Evet, onlar da hiçbir mazeret beyan etmeyerek doğruyu söylemişler ve benim durumuma düşmüşlerdi. ?Estağfirullah? intizar koridoruna girmişlerdi. Benim için ikisi de kendilerine ittiba edilecek insanlardı.. ben de onlara uymaya karar verdim; mazeret ileri sürmekten vazgeçtim. Namaz kılarken gözümün ucuyla Ona bakıyordum Üçümüz hakkında bir emir yayımlandı. Artık hiçbir Müslüman bizimle görüşüp, konuşmayacaktı. Diğer iki arkadaşım evlerine kapanıp, durmadan gece gündüz ağlıyorlardı. Ben, aralarında en genç ve kuvvetli olandım. Sokağa, çarşıya, pazara çıkıyor ve namaz vakitlerinde de mescide gidebiliyordum. Ancak benimle kimse konuşmuyordu. Vaktimin çoğunu mescidde geçiriyordum. Allah Resûlünden bir tebessüm yakalayabilmek için uzun uzun beklediğim oluyordu.. heyhât ki, her gün evime hicranla dönüyordum; O, yüzünden hiç tebessüm eksik olmayan insan, bir kere olsun, bana bakıp tebessüm etmemişti. Selâm veriyordum; acaba dudakları kımıldayacak mı diye gözlerimi dudaklarına dikiyordum. Gel gör ki en hafif bir kımıldama olmuyordu. Çok defa namaz kılarken gözümün ucuyla Ona bakıyordum. Namaza başladığımda bana bakıyordu. Fakat namazımı bitirince hemen benden gözünü kaçırıyordu. Tam elli gün böyle geçecekti. Bütün insanlar ve bulunduğum yer bana öylesine yabancılaşmıştı ki, kendimi yabancı bir ülkede zannetmeye başladım. Bir gün Ebû Katâde ki amcamın oğluydu, onu çok severdim, o da beni canı kadar severdi, onun bahçesinin duvarından atlayarak yanına sokuldum. Selâm verdim, selâmımı almadı. Sordum: Allah için söyle, benim Allah ve Resûlünü sevdiğime inanmıyor musun? O hiç cevap vermedi. Sözümü üç defa tekrar ettim. Üçüncüsünde de: Allah ve Resûlü bilir. dedi
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.12.2009
Sadakatkahramanı3yiğitSadakat kahramanı 3 yiğit
Hocaefendi: Bu hataya düşmeyelim
Samanyolu Haber
30.10.2009
07:47
İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) hayat-ı seniyyelerinde elbette ki hiçbir zaman yaptığı hizmetlerden dolayı herhangi bir ücret talebinde bulunmamış ve Sizin için şunu yaptım, bunu ettim! diyerek asla kimseyi minnet altında bırakmamıştır.

Ancak sayılabilecek kadar az vâkıa olsa da, değişik hikmet ve maslahatlara binaen, kendisinin muhatapları için nasıl büyük bir nimet olduğunu hatırlattığı durumlar da söz konusudur. Mesela Huneyn Harbi sonrası gelişen hâdiseler buna bir misal olarak zikredilebilir. Hatırlanacağı üzere Huneyn Harbinde elde edilen ganimetleri Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) daha ziyade gönüllerini İslâma ısındırmak istediği insanlara dağıtmış ve bazı şahıslara hususiyet arz edecek şekilde paylar vermişti. Böyle yapmakla O (sallallâhu aleyhi ve sellem) yeni Müslüman olmuş bu fertlerin gönüllerini almak, onları da istikbalin kahraman sahabileri hâline getirmek, kendi semahatini sergileyerek onların gönlünde de imanın oturaklaşmasını sağlamak murad buyuruyordu. Ayrıca bu kişilerin birçoğu, kavim ve kabileleri arasında söz sahibi olan insanlardı. Siz fakir fukaraya bakar, onları görüp gözetirsiniz; ama öyle birisi de vardır ki, onun gönlünü kazandığınız zaman arkasındaki binlerce insanın da gönlünü kazanmış olursunuz. O şahıs; Buyurun gelin! dediği zaman ardındaki binlerce insan da size katılmış olur. Fetanet-i azam sahibi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ganimet taksiminde bu ve benzeri birçok hikmet ve maslahat gözetmişti. Şu an biz belli ölçüde bunları düşünüp idrak edebiliyoruz ancak o günkü şartlarda Ensardan üç-beş genç bunları düşünememişti. Düşünememiş ve Daha onların kanı kılıçlarımızdan damlıyor, hâlbuki en fazla payı da onlar alıyor! demişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ensarın, aralarına başka kimse almadan, hemen bir çadırın altında toplanmasını emretti. Tabiî bu husus da taktik açısından ayrıca üzerinde durulabilecek bir konudur. Zira fitneye yol açabilecek, dedikodu denilebilecek şeyler konuşulmaya başlanmıştı. Bundan dolayı problem çözülürken fitne ve dedikodunun şuyû bulmaması adına muhacir topluluğunun söylenenleri duymaması dikkat edilmesi gereken bir husustu. Ayrıca Ensarın bütününe toplu bir şekilde hitap edilmek suretiyle, bu sözleri dillendiren kişilere karşı perde yırtılmamış, onlar hususi mahiyette hırpalanmamış olacaktı. Bu da kimsenin suçlu duruma düşürülmemesi, suçluluk psikolojisi içine itilmemesi adına önem arz etmekteydi. Hâsılı, Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) Ensarı toplamış ve onlara minnet ifadeleri olarak telakki edilebilecek şu sözleri söylemişti: Ben geldiğimde, siz dalâlet içinde değil miydiniz? Allah, benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Ben geldiğimde, siz fakr ü zaruret içinde kıvranmıyor muydunuz? Allah, benim vesilemle sizi zenginleştirmedi mi? Ben geldiğimde siz, birbirinizle düşman değil miydiniz? Allah, benimle sizin kalblerinizi telif etmedi mi? Elbette orada bulunanların çoğu zaten Ona (sallallâhu aleyhi ve sellem) çok iyi inanmış kimselerdi. Efendimiz (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm), her cümle ve soruyu bitirdikçe onlar topluca: el-minnetü lillâhi ve lirasûlihî? Evet, evet, minnet Allaha ve Resûlüne aittir! diye gürlemişlerdi. (Buhârî, menâkıbül-ensâr 1-2; megâzî 56) Görüldüğü üzere burada ?hâşâ? nimetlerin onların başına kakılması, yüzüne vurulması mevzubahis değil; aksine muhatapları içine düşebilecekleri bir vartadan kurtarma, fitnenin önünü alma ve ortaya çıkmış problemi çözmeye matuf bir gaye söz konusudur. Bir Arpa Boyu Yol Alamayan Talisizler Şimdi mevzuun bize bakan yönüne gelecek olursak, hangi yolla olursa olsun, bu yaptığımız iyiliklerin hiçbirini minnet işmam edecek ölçüde dahi olsa dile getirmemiz doğru değildir. Bu konuda bize düşen şöyle düşünmektir: Allaha binlerce hamd ve sena olsun ki bizi sizinle beraber böyle güzel bir yola hidayet eyledi; eyledi de iman ve İslâm hayatımız, gönül ve ruh dünyamız itibarıyla henüz gerçek bayrama eremesek de Rabbimiz bize el ele, omuz omuza âdeta bir bayram sevinci yaşattı. Evet, yaptığımız hizmet, ettiğimiz iyilikler karşısında kardeşlerimize minnet edip onları incitmemeli, üzmemeliyiz. Bazen anlaşılmama, hissedilmeme gibi durumlar karşısında insan olmamız münasebetiyle gönül kırgınlığı yaşayabiliriz. Ancak bu durumda içteki duygularımızı ifadeye dökmez ve bastırabilirsek inşallah mahzurlu bir tavır ve davranış içine düşmemiş oluruz. Hele hele Ben olmasaydım nereden bu yolu bulacak ve doğruyu nasıl bilecektiniz? şeklinde beyanlarda bulunarak vesile olduğu hizmetleri gurur vasıtası yapıp başa kakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. İstanbul gibi beldeleri fethedebilir, Belgratlara gidebilir, Viyanalara yönelebilir, kıtalara nam-ı celil-i Muhammedîyi duyurabilirsiniz. Ve bütün bunlar insanlar tarafından sanki sizin dehanızdan fışkırmış gibi görülüp öyle de algılanabilir. Ancak bu yaptıklarınızı, arkanızda sizinle beraber koşan o insa
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.10.2009
HocaefendiBuhatayadüşmeyelimHocaefendi Bu hataya düşmeyelim
SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI!...
Türkiye Gazetesi
28.10.2009
01:59
Osmanlılardan kalma ne varsa değiştirildi. Onların kurduğu mekteplere, fakültelere, müesseselere, şehirlere bile başka isimler verildi. Üniversiteden mahkemelere, nüfus idaresinden hava kuvvetlerine, Millet Meclisinden Danıştay’a kadar, bugün doğru dürüst işleyen ne varsa, hepsi Osmanlılar zamanında kurulmuştu. Yeni kurulanlar ise zaten o zaman dünyada bulunmayan şeylerdi. Her nedense ay-yıldızlı bayrağına dokunulmadı. İyi de oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, yerine mavi bayrak düşünülmüş de, Yunan bayrağına benzer endişesiyle olsa gerek, vazgeçilmiş. BOYU VE SÜSÜ KORKU VERİR! Belki hissî gelecek ama, dünya bayrakları içinde ay-yıl ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
28.10.2009
SANASELÂMEYOSMANLISANCAĞISANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI
Toplam "67" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti